latin amerikan haber yorum

22 Sep 2006 için Arşiv

Topraksız Emekçiler Hareketi’nin Kökeni

Yazan: lahy Eylül 22, 2006

Michael Löwy

Brezilya Topraksız Kırsal Emekçiler Hareketi (MST) Latin Amerika’nın en önemli toplumsal hareketlerinden biridir. 17 yıldan bu yana -capangas (büyük toprak sahiplerinin adamlan) veya polisler tarafından militanlannın öldürülmesi ve kıyılması­na ragmen- yoksulların içinde en yoksul olanların, Brezilya ta­nm emekçilerinin hakları için örgütlenme, bilinçlendirme ve se­ferberlik çalışmasını inatla sürdürmekte. Bu hareketin kökenle­ri ve motivasyonları nelerdir?

Tarihçi Eric Hobsbawm, ünlü “ilkel” ve bin yıllık kırsal hare­ketler üzerine incelemesinde, geleneksel köylü toplumlannda kapitalizmin baskınının, ekonomik liberalizmin ve ticari top­lumsal ilişkilerin girişinin onları aynştıran, parçalayan, onlar için tam bir yıkım, otantik bir toplumsal katalisizm anlamına geldiği tespitinden hareket eder. Bu modern kapitalist dünyanın belirişi, ister köylülerin anlamadıgı ekonomik güçlerin işleyişiy­le faka basan bir süreç olsun ya da ister rejimin değişimi veya fe­tih tarafından hoyrat bir zorlamayla olsun, kendi hayat tarzları­na karşı onlar tarafından ölümcül bir saldırı olarak algılanır. Bu yeni düzene karşı köylülerin kitle ayaklanmaları, genellikle bin­yılcı bir biçim alan dayanılmaz şekilde adaletsiz olarak yaşanır.

Binyılcı aziz Antonio Conselheiro yönetiminde, XIX. yüzyılın sonunda Brezilya’nın kuzeydoğusunda yoksul köylüler tarafrn­dan kurulan Canudos Köyü vakasında olduğu gibi, bu hareket arkaik kaldığında, diye yazar Hobsbawm, yenilgiye mahkum­dur: “mistik” ve siyaset öncesi ayaklanmaları, kanlı ve uzun bir catışmadan sonra ordu tarafından ezilmiştir. Ama, 1891-94 Si­cilya Köylü Birliği vakasında olduğu gibi, gerçek bir modern toplumsal hareketin kalkış noktası haline gelebilir. Bu hare­ket, Birlik tarafından vazedilen sosyalizm, Sicilyalı köylülerin gözünde, yoksulluğun, soğuk ve açlığın olmadığı, Tanrı’nın buyruğuna uygun yeni bir dünyanın belirişini yeni bir din, İsa’rıın gerçek dini -zenginlerle birlikte olan papazların ihanet ettiği- olduğu ölçüde “ilkel” ve binyılcıydı. Kadınların önemli bir katılımının söz konusu olduğu, haçların ve aziz resimlerinin gösterilerinde taşındığı hareket, 1891-94 arasında salgın gibi ya­yıldı (baskıyla ezilmeden :Köylü kitleleri, eli kulağında ye­ni adil bir düzenin baskın vereceği mesiyanik inancıyla ayaklan­mışlardı.

Sosyalistlerin modern örgütsel pratikleri sayesinde Sicilya’nın bazı bölgelerinde sürekli hareketleri kök salabildi -1894 venilgisine ragmen: “binyılcı kökenli heyecanları daha kalıcı hir şeye dönüşmüştü: Modern toplumsal devrimci bir harekete örgütlü ve sürehli bağlılık.” Hobsbawm’ın gözünde bu evrim “arkaik”in ye­rini “modern”in alması gibi basit bir değişim olmayıp, birincinin ikinciye bir tür “diyalektik entegrasyonu”ydu: Sicilya deneyimi “binyılcılığın geçici bir olgu olmaya mahhıım olmayıp, elverişli ko­şııllarda, olağanüstü dirençli ve inatçı, sürekli bir hareket biçiminin temeli olabileceğini gösterir” lngiliz büyük tarihçinin bu tahlili, geçtiğimiz yüzyılın Sicil­yalı sosyalist ajitatörlerinin rolünü, kurtuluş teolojisi diye adlanı­dırılan Hıristiyan sosyalizminin bu yeni formundan esinlenen Brezilya Katolik kilisesinin kırsal üyelerinin doldurduğu, hemen hernen kelime kelime 1985′te Brezilya’da kurulan Topraksız Kırsal Emekçiler Hareketi’ne uygulanabilir.

MST bugün, Brezilya ve Latin Amerika’nın en önemli top­lumsal hareketlerinden biridir. Yüz binlerce köylüyü, yarıcıyı, “posseiros”u (tapusuz küçük mülk sahipleri) ve tarırnsal ücretli­leri -kadınların önemli bir oranda olduğu-, toprak mülkiyetinin son derece eşitsiz olduğu yapıya karşı direngen bir mücadelede ve radikal bir tarım reformu için derlemektedir. “Kırsal emekçi­ler” terimi, neo-liberalizme karşı kentsel emekçilerle gerekli bir ittifakın temeli ve “sınıfçı” ortak payda olarak emeğe vurgu ya­paraktan bıı farklılıkları kapsamaktadır. Tamamıyla seküler ve dinsel olmayan MST, köklerini “Kurtuluş Hıristiyanlığı” diye ad­landırılabilecek olan toplumsal dinsel kültüre uzatmaktadır. Brezilya Kilisesi’nin ve özellikle Toprağın Komisyo­nu’nun rolünü değerlerlendirmeden kökeni anlaşılamaz.

1964 askeri darbesini destekledikten sonra -hayali bir “Bolşevik tehlikeye” karşı Hıristiyan değerlerin savunusu adına ­Kilise, yetmişli yıllarda diktatörlük rejimine ve onun şiddetle eşitsizlikçi kalkınma modeline başlıca muhalif güç haline geldi. Kurtuluş Teolojisinden esinlenen ileri Katolik kesimi için ve taban kilise topluluklarını -CEBs- oluşturanlar için, halkın çek­tiklerinin ve yoksulluğun sorumlusu bizzat kapitalizmdi. Örne­ğin, 1973 yılında ortak bir açıklamada, Brezilya’nın orta batısın­daki bölgenin piskoposları ve başrahipler Kilise’nin haykırışı başlıklı, sonuç kısmı aşağıda olan bir metin yayınladılar: “Kapitalizmi yenilgiye uğratmak gerek: Bu en büyük kötülük, birikmiş gü­nahlar, çürümüş kök, bütün bu meyveleri üreten ağaç ki çok iyi ta­nıyoruz: Yohsulluk, açlık, hastalık, ölüm [ ...] Bunun için, üretim araçlarının (fabrika, toprak, ticaret, banka) özel mülkiyeti aşılma­lıdır.”

Max Weber, dinlerin toplumsal ve ekonomik tarihine dair çalışmalarında, kapitalizmin nesnel ve soğuk ruhuna Katolik eti­ğin -ve de Luterciliğin- “derin iğrenme”sine dikkat çekmişti.Bu “geleneksel” duruşu, Brezilya Katolik en radikal akımının tutum alışında buluruz, ancak iki başlıca farklılıkla: a) kapitalizme kar­şı moral protesto Marksist esinli (bağımlılık ekolü) modern top­lumsal bir analizle tamamlanır; b) yoksullar artık kurbanlar ve merhamet ve Tanrı sevgisi nesneleri olarak değil, kendi tarihle­rinin özneleri, kendi kurtuluşlannın aktörleri olarak görülürler.

Kilise’ye bağlı yapıların tümü, bu “yoksullar için öncelikli ter­cihi Toprağın Pastoral Komisyonu kadar tutarlı ve radikal bir şekilde temsil ederler. Din adamları -özellikle papazlar, ama da­ha üst düzeydekiler de ve hatta birkaç başpiskopos- ve değişik tipte laiklerden -ilahiyatçılar, uzmanlar, kutsal kitap uzmanları, sosyologlar ve özellikle genelde kırsal ortamdan gelen pastoral unsurlar- engin bir ağ oluşturan, 1975′te kurulan CTP, köylü li­derler için harika bir okuldu. Önceleri kuzey -Amazon- ve ku­zeydoğuda yerleşmiş ve yavaş yavaş ülkenin her tarafına yayıl­mıştır; CNBB’ye (Brezilya Başpiskoposları Ulusal Konferansı) doğrudan bağlılığı sayesinde Komisyon yerel kilise yapılarına ilişkin olarak büyük bir özerkliğe sahipti ve her bölgenin başpis­koposunun iradesine bağlı değildi. Birçok pastoral mensupları­nın yanı sıra din adamları da -en tanınmışı Para eyaletindeki CPT’nin yaratıcısı papaz Josimo Tavares- CPT’nin uzlaşmaz ve aktif bağlılığının ürünü olarak kırsal emekçilerin yanında hakları için mücadelede hayatlarını verdiler.

CPT’nin binyılcılığı -CEBs ve genel olarak Kurtuluş Hıristi­yanlığının da- başka bir dünyada tasarlanmış aşkınlık olarak de­ğil, bu dünyada aşk, adalet ve özgürlük üzerine temellenen bir toplum olarak “Tanrının Krallığı” toplumsal dinsel ütopyasında ifadesini bulur. Bununla birlikte, geleneksel binyılcılığın tersine, bu “Krallık” pek yakında olarak değil, Kutsal Kitabın modeline göre Israiloğullarının Mısır’dan göçüne atfen, Vaat Edilen Ül­ke’ye uzun bir yürüyüşün -Brezilyaca kelime caminhada- ürünü olarak kavranır. Mevcut toplumsal mücadeleler, teolojik olarak “Krallığın” belirtisi ve habercisi olan aşamalar olarak yorumla­nırlar. Yenilikçi ve Kutsal Kitabın toplumsal tarihselliğiyle yük­lü bir okuma, bu sui generis binyılcı imanın ve halk tabakalarına yayılmasında belirleyici oluşturuculanndan biridir.

CPT’nin -ki MST’de de tamamıyla bulunmaktadır- toplum­sal dinsel kültürünün merkezi özelliklerinden biri, kırlarda ka­pitalizmin girişinin dramatik toplumsal sonuçlarının -işsizlik, köylülerin dışlanması, yoksullaşma, kırsal göç- eleştirisi, asker­lerin otoriter “modernizasyon” politikasının ve onların “firavun­vari” tasarılarının geçersizliğinin ilanı, askeri rejimin 1985′ten sonra yerine geçen sivil hükümetlerin neo-liberal yönelişlerine karşı çıkmaktır.

Kurtuluş Hıristiyanlığının temel öncüllerinden -yoksullar kendi öz tarihlerinin özneleridir- hareketle CPT kırsal emekçile­rin özörgütlenmesini desteklemeyi amaçlamıştır. Toplumsal hare­ketlerin özerklik ve sekülarizasyonuna saygılı davranarak, gele­neksel kilise yanlısı “Hıristiyan” sendika -veya parti- anlayışını kabul etmemektedir. Söz konusu olan basitçe tanm emekçilerinin kendilerini örgütleme çabalarına yardım etmek, yüreklendirmek, desteklemek, korumaktır -polisiye baskılara veya latifundia sahiplerinin kiralık adamlarına karşı. Fransisken papazı ve Rio Grande do Sul eyaleti CPT’sinin önde gelen yaratıcılarından Ser­gio Görgen’in yazdığı gibi: “CPT sınıf örgütlerinin yerini almaz. Bi­linçlendirmeye yardım etmeye, tavsiyede bulunmaya, katkı yapmaya, örgütlenme biçimlerini iyileştirmeye, gerçekliği bilimsel olarak incele­meye çalışır, ama emekçilerin temsili organlarının yerini almaz

Yine de pratikte, “tavsiye etmek” -Brezilya’da kullanılan as­sessorar terimi çeşitli anlamlarıyla daha zengin- ile “yönetmek” arasındaki ayrınıı muhafaza etmek her zaman kolay değil. Kaçı­nılmaz ihtilaflar ve gerilimler MST’rıin oluşum yıllarında, özerk örgütler ve bazı CPT’den din adamları arasında göründü.

MST, 1979-1985 yılları arasında, ilkin Brezilya’nın bazı giı­ney eyaletlerinde ve ardından ülkenin bütününde kuruldu. Ba­şından itibaren -askerler, yerel ve federal yetkililerle bin günlük çatışmalann olduğu Encruzilhada Natalino konaklamasının epik mücadelesi- hareket, yeni mücadele yöntemleri geliştirdi; ekil­memiş arazilerin “illegal” işgalleri ve demokratik olarak kendi kendini yöneten konaklamaların düzenlenmesi. Genellikle top­raksızlar askeri polis tarafından hoyratça dışarı atılmışlardır, an­cak bazı durumlarda, bu işgallerin güçlü görürımesi ve Kilise, sendikalar ve sol partiler tarafından desteklenmeleri hükümeti görüşmeye mecbur kılmıştır.

Hareketin inşasında önemli bir aşama, CPT tarafından değil de bizzat militanlarca ilk kez düzenlenen Ocak 1984′teki (Para­na eyaletinde) bölgesel (güney) buluşma olmuştur. Kabuledilen kararlar arasında CPT’ye olduğu gibi tüm kurumlara yönelik bir özerklik bildirimi ve hareketin amaçlarının tarifi bulunmaktay­dı: Tarım reformu ve “kapitalizmden farklı, eşitlikçi, adil” yeni bir toplum. “resmen”, Brezilya eyaletlerinin çoğundan ge­len 1500 delegenin varlığında, topraksız köylü derneklerinin Ocak 1985′te Cuıritiba’da -Parana eyaletinin başkenti- yaptığı ilk kongrede kuruldu. Sonuç bildirgesi, askerler tarafından bah­şedilen Toprak Statüsünü, kapitalist, halk karşıtı ve toprak mül­kiyetini yoğunlaştırmaya elverişli olarak mahkum etti.

CPT bu özörgütlenme sürecine belirleyici bir katkıda bulun­du, ama hareket onun “tavsiyeleri”nden kendisini kurtardıkça gerilimler başladı. “Şiddet” meselesi anlaşmazlıkları belirginleş­tirdi: Örneğin, Annoni (Rio Grande do Sul) fazendasının işgali sırasında, ilerici 49 piskopos -Temmuz 1986′da CEBs’lerin Vl. Kiliselerarası Buluşmasına katılmış olan- işgali destekleyen, an­cak barışcıl karakteri üzerinde ısrarla duran ve örtük terimlerle, “kanlı bir baskı”ya yol açacak olan “bir Şiddet patlamasına” kar­şı uyarıda bulunan bir bildirge yayınladılar.

Ancak CPT’nin yönetimindekiler ve ona yakın piskoposlar yavaş yavaş MST’den kopmaya kendi istekleriyle razı oldular ve onun özerkliğine saygılı davranarak anlamlı bir destek sundular.

MST, dolayısıyla bağımsız -ve bağımsızlığına kıskançlıkla bağlı!- seküler ve dinsel olmayan, yani Katoliklere de Protestan­lara da, inananlara da inanmayanlara da açık bir hareket olarak kuruldu. (Belirtmek gerekir ki, inanmayanlar kırsal kesimde ol­dukça enderdir ve özellikle MST’yle birlikte çalışan kentsel mili­tanlar -önemli sayıda- arasında bulunurlar.) Bu “mezheplerden arındırma”ya ragmen, MST kadrolarının ve aktif militanlarının büyük çaığunluğunun CPT ve CEBs kökenli olduğu kimsenin meçhulü değildir; bazıları bu yapılarla ilişkilerini korumuştur, ama hepsi dinsel toplumsal kültürlerini ve en derin bağlılıkla­rının etik motivasyonunu Kurtuluş Hıristiyanlığından almışlardır.

Burada binyılcılık meselesine veya Brezilya’da söylendiği üze­re, MST’nin “mistik”ine varıyoruz. Eric Hobsbawn’a göre, binyıl­cılık, sadece “arkaik bir geçmişin yaşayakalan bir unsuru” olarak değil, başka bir biçim altında, toplumsal hareketlerde ve modern siyasetlerde aktif kalan kültürel bir güç olarak değerlendirilmeli­dir. Sicilya köylü birliklerine ithaf ettiği bölümün nihayetinde önerdiği sonuç, hiç kuşku yok ki en geniş ve evrensel bir tarih­sel, toplumsal ve siyasal önemdedir: “Modern harekete katıldığın­da binyılcılık, sadece etkili olmakla kalmaz; bu coşkuyu, yeni bir dünyada bu yakıcı imanı, en ilkel biçimlerinde bile onu ayırt eden duyarlı bu gönül yüceliğini yitirmehsizin bu hareheti inşa edebilir Bir kez daha Brezilya MST’nin moral evreninin uzağında değiliz.

Kurtuluş Hıristiyanlığının toplumsal-dinsel ütopyası, örtük ya da belirgin olarak MST konaklamalarının mücadelesinde ve hayatındaki sayısız ritüelde mevcuttur. Hareketin militan ve kadrolarınca -çoğu kendini Kurtuluş Teolojisinde gören- örgüt­lenen bu ritüeller, konaklamalarda bulunanların büyük kısmı­nın yeni ilahiyattan ziyade geleneksel (Katolik) -azizlerin büyü­lü gücüne inanç- halkçı inanışa daha yakın olmasina ragmen köylüler tarafından iyi kabul görür. Toprak mücadelesiyle kaza­nılmış olan hem Katolik,hem de kamplardaki siyasallaşma orta­mınca yön değiştirmiş, giderek artan yeni Pentecötiste Evanjelist bir azınlık da bulunmaktadır. Daha az önemli, Avrupa kökenli ve özellikle ülkenin güneyinde var olan iki başka azınlık, “roma­nize” Katolikler (Vatikan Kilisesi’nin öğretisine sıkı sıkıya bağlı) ve genellikle Kurtuluş Teolojisine yakın tarihsel Luthercilerdir.

Ama “mistik” -kelimenin tamamıyla dinsel kabul edilişinde değil Charles Peguy’un ona verdiği daha geniş anlamda-, MST’nin seküler toplumsal siyasal kültürünü daha genel olarak etkilemektedir. Terim bizzat militanlar tarafından moral uzlaş­mazlık, coşkulu angajman, dava için yaşamını feda etme, radikal bir toplumsal değişim umudunu belirtmek için kullanıldı. MST’nin belli başlı önderlerinden Joâo Pedro Stedile, hareketin mistiği kendini “hültürümüzün simgeierinde, değerlerimizde, müca­dele etme gereği inancında” ve özellikle “daha adil ve daha kardeş­çe bir toplumun mümkünlüğü” inancında kendini gösterir, diye yazar. Bu laik mistik, bu dinle ilgisi olmayan binyılcılık ritüller­de, metinlerde, söylemlerde, hareketin aktivistlerinin eğitiminde mevcuttur. MST’nin devrimci ütopyasında militanların “inançlı enerjilerinin” bir tür yatırımını temsil ederler.

“Kapitalizmden farklı” yeni bir toplumun belirişine – “Krallı­ğın” dinsel olmayan eşdeğeri- bu inatçı iman, MST’nin kendine acil ve somut hedefler belirlemesini, yetkililerle müzakere etme­sini, verimli ve üreten tarım kooperatifleri örgütlemeleri yoluyla tamamıyla modern bir rasyonaliteyle hareket emesini engelle­memektedir. Bu ütopyayla gerçekçiliğin başarılı sentezi, hiç kuş­kusuz Topraksız Kırsal Emekçiler Hareketi’ni yalnızca radikal bir tarım reformu için köylerdeki yoksulların mücadelesinin ör­gütlü ifadesi olmanın ötesinde, neo-liberalizme karşı mücadele Brezilva’nın “sivil toplumunun” bütün güçleri için -sendi­kalar, kiliseler, sol partiler, meslek örgütieri, üniversite mensup­ları- merkezi bir referans olmasına katkıda hulunmuştur.

Ekim 2002 başkanlık seçimlerinde Emekçiler Partisi adayı, Luis Inacio Lula da Silva’nın zaferi -%60′ı aşan oyla-, Brezilyalı milyonlarca köylünün özlemlerinin gerçekleşmesini nihayet görme umudunu açmaktadır: Radikal bir tarım reformu.

MST, Lula’nın zaferini selamlarken kendi özerk hareket yö­nelimini yeniden belirtmekten geri kalmamaktadır:

“Bizim toplumsal hareket olarak rolümüz kırlann yoksullarını örgütlemeye devam etmek, haklannın bilincini onlara vermek ve değişim için mücadele etmeleri için onlan seferber etmektir. Devlete ilişkin olarak gerekli özerkliğirnizi korumaya devam ediyoruz, ancak uzun zamandarı beri hayal ettiğimiz tarımsal reformu gerçekleştire­bilmesi için yeni hükürnetle mümkün olabilecek her tür işbirliğini de yapacaız.”

Aynı şekilde MST, topraksızların eylemlerine ve programına desteğiyle tanınan Rio Grande do Sul eski eyalet başkan yardım­cısı -ve Emekçiler Partisi eğilimli “Sosyalist Demokrasi” yöne­ticilerinden- Miguel Rossetto’nun, Tarımsal Reform ve Kırsal Gelişme Bakanı olarak atanmasını memnuniyetle karşıladı (Ocak 2003) Ancak hareketin sozcüsü bu vesileyle, tarımsal re­formun şeyden bizzat kırsal emekçilerin seferberliğine bağlı olduğu yolundaki inançlarını da teyit etti.

Jocio Pedro Stedile-Bernardo Mançano Fernandes’in Topraksız İnsanlar kitabına sonsöz

Latin Amerikanın Kaynayan Damarları:İthaki Yayınları

 

Yazı kategorisi: Brezilya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | » yorum bırak;

Meksika’nın Kaynayan Kazanları

Yazan: lahy Eylül 22, 2006

Binlerce eylemci Oaxaca yönetiminin artık iktidarda bulunan PRI partisine değil, Oaxaca Halkı Genel Meclisi’ne (APPO) ait olduğunu ilan etti.
Nihal Ünver (soL)

Meksika’nın yeni devlet başkanı Felipe Calderon, önceki gün Meksika’nın en büyük turistik şehirlerinden biri olan Oaxaca’daki eylemlerle ilgili bir demeç verdi. Oaxaca’daki solcu öğretmenlerin federal hükümetin istifasını isteyen eylemlerini ülkenin şu anda uğraşmak zorunda olduğu en büyük sorun olarak değerlendiren Calderon, “Obrador destekçilerinin seçimlere hile karıştığını reddetmesi bile daha iyiydi, en azından Oaxaca’da olduğu gibi şiddet eylemlerine başvurulmadı,” diye konuştu.

Öğretmenlerin aylardan beri devam eden eylemlerinde son aylarda polislerin eylemcilerin üzerine ateş açması üzerine ölümlerin yaşandığını bilmezden gelen Calderon, sorunun nasıl çözeceğine dair hiçbir şey söylemedi.

Meksika’nın yeni hükümetinin, eski başbakan Vincente Fox gibi federal hükümetle arabuluculuk yapıp yapmayacağı henüz bilinmezken, geçen hafta sonunda yapılan bağımsızlık günü kutlamaları esnasında Oaxaca’da eylemciler, eyalet yönetiminin artık iktidarda bulunan PRI partisine değil, Oaxaca Halkı Genel Meclisi’ne (APPO) ait olduğunu ilan etti. APPO’nun sözcülerinden Nancy Davies, yeni hükümetin Oaxaca’daki sorunları çözmek için baskı kullanacağından emin olduklarını; çünkü Calderon’un ancak bu şekilde ulusal meşruiyetini ilan edebileceğini dile getirdi. Davies ayrıca Meksika ordusundan 57. Piyade Taburu’nun 21 Ağustos’tan beri şehrin güneybatısında konuşlandığını, Kuzey Sierra’da da aynı şeyi gözlemlediklerini bildirdi. Davies, bu askeri tehditten gözlerinin korkmadığını; çünkü siyasi ve ekonomik nedenlerden ötürü Meksika halkında genel bir huzursuzluğun gözlendiğini belirtti.

Oaxacalı öğretmenlerin daha fazla sosyal hak ve ücret için başlatmış oldukları geleneksel eylemleri, destek veren farklı grupların katılımıyla kitle eylemi haline gelmeye başladı. Solcu başbakan adayı Obrador’u destekleyenlerin de Oaxaca halkının yanında yer alması bir yana, Bağımsızlık günü olan 16 Eylül’de APPO dört ayrı koldan yürüyüş organize etti. Öğretmenler delegasyonunu ve diğer sivil organizasyonları barındıran Halk Mücadelesi İçin Geniş Cephe (FALP), Halkçı Devrimci Cephe (FPR) ve Halk Savunması İçin Komite (CODEP) APPO’ya olan desteklerini belirterek yürüyüşlere katıldılar. Bağımsızlık günü kutlamaları Mexico City’de askeri ve polis üniformalarıyla gerçekleşirken, eylemciler yerel kıyafetlerle ve Oaxacalı kadınlarla birlikte yürüyüş düzenledi.

Meksika’da son aylarda özellikle seçimlere hile karışması iddiasıyla yaşanan gerilimli günlerin kimden yana sonuçlanacağı henüz belli olmazken, yaşanan olayların sadece seçim hilesine dayandırılamayacağı yorumları yapılıyor. Nitekim Meksika halkının kazanılmış sosyal haklarının son 15 yıl içinde birçok kez kırpılması ve NAFTA anlaşmalarıyla tarımın aşamalı olarak yok edilmesi, pek çok Meksikalının zor şartlar altında ABD’ye göç etmesine neden oldu.

Kaynak: www.sol.org.tr

 

Yazı kategorisi: Genel Haberler, Makaleler, Meksika, Sosyal Hareketler | Yorumlar Kapalı

Chavez: Bush bir şeytan

Yazan: lahy Eylül 22, 2006

Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush’u “şeytan” olarak niteledi.

Birleşmiş Milletler’in yıllık Genel Kurul toplantılarında konuşan Hugo Chavez, Bush’un dünkü konuşmasına atfen, “Şeytan dün buraya gelerek sanki dünyanın sahibiymiş gibi konuştu” dedi.

Chavez ayrıca Bush’un konuşması sonrası BM Genel Kurul Salonu’nun hala kükürt koktuğunu söyledi.

Hugo Chavez konuşmasında ayrıca Birleşmiş Milletler’de kapsamlı reform çağrısı yaptı.

Venezüella lideri, örgütün Güvenlik Konseyi’nde hiçbir ülkenin veto hakkı olmaması gerektiğini, Genel Kurulu’nun da güçlendirilmesi gerektiğini belirterek BM’de kapsamlı reform çağrısı yaptı.

Hugo Chavez, BM üyesi ülkelerden önerilerini desteklemelerini istedi.

Chavez kendisinin, Üçüncü Dünya’nın Amerikan hegemonyasına karşı direndiği yeni bir dönemi temsil ettiği görüşünde.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı ise Chavez’in açıklamalarının, yanıt vermeye değmediğini bildirdi.

BM Genel Kurulu’nun toplantılarında konuşma yapan liderler arasındaysa Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai de vardı.

Hamid Karzai, ülkesinde terörizmin sadece askeri yöntemlerle yenilgiye uğratılamayacağını söyledi.

Karzai teröristleri eğiten, finanse eden, silahlandıran ve konuşlandıranların da yok edilmeleri gerektiğini belirtti.

 

Yazı kategorisi: Genel Haberler, Venezuela | Yorumlar Kapalı