latin amerikan haber yorum

02 Oct 2006 için Arşiv

Brezilya Seçimleri İkinci Tura Kaldı

Yazan: lahy Ekim 2, 2006

   
%48.61————%41.64————- %6.85

Brezilya seçimlerinde solcu Cumhurbaşkanı Luiz İnacio Lula da Silva ilk turda galip gelmesine yetecek oy oranını kıl payı farkla kaçırdı.

Cumhurbaşkanı Lula da Silva
İlk turda galip gelemedi

Oyların yüzde 48.6’sını alan Lula da Silva’nın ikinci kez seçilebilmesi için yüzde 50′yi aşması gerekiyordu.

Lula da Silva’nın 29 Ekim’de yapılacak ikinci turda rakibi Sao Paula eyaletinin eski valisi Geraldo Alckmin olacak.

Alkckmin’in oyların yüzde 41.4′ünü aldığı belirtiliyor.

Geraldo Alckmin’in popülaritesi Cumhurbaşkanı Lula’nın lideri olduğu İşçi Partisi’nin adının yolsuzluk skandallarına karışması ardından artmış durumda.

Gözlemciler, hükümeti yolsuzlukla suçlayan muhalefet adayı ile Lula da Silva arasında başabaş bir rekabetin geçmesini olası görüyor.

Alckmin, sonuçların açıklanmasından sonra cumhurbaşkanı seçilme şansının yüksek olduğunu söyledi.

Lula da Silva ise sonuçların ardından açıklama yapmadı. Ancak sözcüsü Tarso Genro, “İkinci tura hazırız” dedi.

Lula de Silva kampanyaya açık farkla önde başlamıştı. Ancak partisinin adının yolsuzluk skandallarına karışması, tabloyu bir anda değiştirdi.

İki hafta önce İşçi Partisi’yle bağlantıları olduğu belirtilen iki kişi 800 bin dolar nakit parayla yakalanmıştı.

Polis, söz konusu paranın Lula da Silva’nın rakipleriyle ilgili yolsuzluk iddialarını içeren bir dosyanın satın alınması için kullanılacağına inandığını açıklamıştı.

Skandalın patlak vermesi ardından kampanya sorumlusunu görevden alan Cumhurbaşkanı, iddiaları reddediyor.

Brezilya Cumhurbaşkanı Cuma günü, adayların canlı yayında kozlarını son kez paylaşacağı televizyon programına çıkmaktan son anda vazgeçmişti. (BBC)

 

Yazı kategorisi: Brezilya, Seçimler | » yorum bırak;

Morales Hükümeti Koka Üreticilerini Uyuştucu Taciri Olmakla Suçluyor

Yazan: lahy Ekim 2, 2006

La Paz: – Geçtiğimiz Cuma günü neoliberal rejimlerin kullandığı dili kullanan yerli Morales hükümeti koka üreticilerini uyuşturucu tacirleri ile birlikte çalışmakla suçladı. Cuma günü Carrasco Ulusal parkında düzenlenen bir operasyonda iki köylü ölürken aralarında iki polisinde bulunduğu 10 kişi yaralandı.

Savunma Bakanı Wálker San Miguel ve Bakan Alicia Muñoz, bir basın toplantısı düzenleyerek Ordu’nun Cochabamba yakınlarında ki Chapare’ye girerek koka üreticileri tarafından alıkonulan 11 polis memurunu kurtaracaklarını söyledi. Saatler sonra, bu kişilerin pasif yollar kullanılarak özgürlüklerine kavuştukları bildirildi.

Başkan Morales bugüne kadar koka üreticilerin temsilcisi olarak bilindi. Ancak Bakan San Miguel koka üreticilerini ” uyuşturucu tacirleri ile çalışmakla”, ”polisleri tuzağa düşürmekle” ve ”yasak bölgelerde koka üretmekle” suçladı. Aynı suçlamalar, son yirmi yıl içinde ABD otoriteleri tarafından baskı altında tutulan neoliberal hükümetler tarafından defalarca yapıldı.

Bakan Muñoz askeri narkotik timler tarafından öldürülen iki kişinin ”koka üreticisi ” olmadığını iddia ederek, ” ölüm olaylarının nedeninin uyuşturcu tacirleri tarafından düzenlenen bir baskın olduğunu” söyledi.

Muñoz asker ve polislerin eylemlerini savunarak hükümetin uyuşturucu tacirleirne karşı savaşmaya kararlı olduğunu teyit etti.

Petrobras’ın eski avukatı ve ulusal havayolları firmasını soyan sanayicilerin avukatı Bakan San Miguel, Munoz’un sözlerine ilavaten, Ulusal Park Carrasco’nun uyuşturucu tacirleri tarafından işgal edilerek kullanıldığını iddia etti.

Morales’in Bakanları, ABD tarafından eğitilen ve son yirmi yıl içinde çiftçiler öldüren, kadınlara tecavüz eden, katliamlar düzenleyen, yerel toplumları soyan, Katolik kilisesi ve insan hakları örgütleri tarafından suçlanan anti narkotik birliklerin operasyonunu savundu.

Yıllar önce Morales, bir koka üreticisi iken anti narkotik birliklere bağlı sarhoş askerlerin bir çiftciyi canlı canlı yakması karşısında duyduğu güçsüzlüğü ve kızgınlığı dile getirmişti.

Bugün, Evo Morales’in bakanları bu birlikleri savunuyor ve koka üreticilerini “ uyuşturucu tacirleri” olmakla suçluyor.

Carrasco’da ki koka üreticilerinin sözcüsü Emilio Caero, suçlamaları red ederek “İki kaybımız var, bir kişi koma halinde Santa Cruz’a götürüldü. Acil bir durum var(…) Mandiola de Carrasco’da askeri birliklerle karşı karşıya geldik” dedi.

Kaynak: econoticiasbolivia

Prensa Latina’da bu konuda çıkan haber:

Bolivya’da Cuma günü bir grup yasa dışı koka üreticisi ile polis arasında çıkan çatışmada iki gösterici hayatını kaybetti. Başkent La Paz’ın 450 metre kuzeyindeki Chapare’de çıkan çatışmada kokain yapımını destekleyen silahlı göstericiler 11 polisi rehin alındı.

Savunma Bakanı Walker San Miguel, rehin alınan polislerin serbest bırakıldığını belirtti. San Miguel, bazı bölgelerde koka üretiminin yasa dışı olduğunu ve olayı uyuşturucu karşıtı yasayı ihlal eden göstericiler tarafından başlatılan planlı ve silahlı bir eylem olarak nitelendirdi.

Hükümet adına konuşan Alicia Munoz ise ölümlerden yasa dışı uyuşturucu kaçakçılarının sorumlu olduğunu vurguladı.

Chapare bölgesinde yaygın olan koka üretimi, Başkan Evo Morales tarafından da destek görmesine rağmen kokanın yasa dışı kokain üretiminde kullanılmasına karşı önlemler arttırılıyor. ABD’nin Bolivya’daki koka üretiminin yasa dışı amaçlarla yürütüldüğü iddialarına karşı Bolivya hükümeti kokanın geleneksel bitkileri olduğunu ve gıda ve tıp alanında önemli bir hammadde olduğunu savunuyor.

Bolivya ABD’nin koka üretiminin zor yoluyla tasfiye edilmesi önerisine karşıdüzenlenen ABD destekli operasyonlarda birçok koka üreticisi hayatını kaybetmişti. Chapare’de gerçekleşen olayların Morales döneminde koka üreticileri ve polis arasındaki ilk gerilim olduğu belirtiliyor. Savunma Bakanlığı sözcüsü Hilder Sejas, olayların bir daha tekrarlanmamasını umduklarını belirterek koka tartışmasının zor yoluyla değil görüş birliğiyle çözüleceğini ifade etti. çıkarak koka üretimini yasal sınırlar içine almaya çalışıyor. (SOL)

 

Yazı kategorisi: Bolivya, Genel Haberler | » yorum bırak;

Brezilya’da Seçim Öncesinde Lula Hükümeti ve Sol

Yazan: lahy Ekim 2, 2006

Gert Peuckert*

Brezilya’da Luiz Inacio Lula da Silva’nın 2003 yılında başkan seçilmesiyle, Brezilya sosyal güçleri toplumsal gelişme konusunda umutlanmışlardı. Brezilya solu, Lula hükümetinin dört yıllık iktidar süresi içerisinde neoliberal modeli alaşağı edip, ulusal gelişmeye ve sosyal ve politik sürdürülebilirliğe yönelik bir gelişme modelini uygulamaya sokacağını ümit etmekteydi. En geç 2005 yılında bu umutlar yerini hükümet partisi PT’nin yolsuzluk skandalının ortaya çıkmasıyla hayal kırıklığına bıraktı. Başkan Lula, PT ve hükümet içerisindeki yolsuz yapılanmaların üstüne gitmek ve dürüst bir özeleştiriyle PT’nin politik gücünü yeniden yaratmak yerine, sol güçlerden uzaklaşıp “bütün Brezilyalıların başkanı” sıfatı altında, kendisinin yolsuzluklara bulaşmadığını kanıtlama ve ikinci bir dönem daha seçilebilir olma yolunu seçti. Kamuoyu yoklamalarından görülebildiği kadarıyla, bu konsept gerçekleşecek gibi. Son anketlere göre Lula 1 Ekim 2006’daki ilk turda seçim zaferini elde edebilir.

Kamuoyundaki bu yaklaşım, muhalefetteki PDSB partisi ile başkan adayları Alckmin’in hataları ve zayıflıkları ve de ulusal ve uluslararası sermayenin Lula tarafından uygulanan hükümet politikasından duydukları memnuniyet nedeniyle ayrıca teşvik edilmektedir.

İşçi Partisi PT kendisini Başkan Lula’nın yeniden seçilme hedefine kilitlemiş durumda. Partinin 2006 Mayıs’ında yapılan ulusal konferansında Lula’nın yeniden seçilmesi hedefi delegeler tarafından partinin ana hedefi olarak kabul edildi. Konferansta ne yolsuzluk skandalının nedenleri üzerine, ne de gelecekteki hükümet politikasının politik-stratejik programı üzerine tartışma yapıldı.

Brezilya sosyal hareketleri içerisindeki sol güçlerin görüşüne göre, PT Batı Avrupa sosyal demokrasisinin çizgisinde, neoliberal gelişme modeline öncelik tanıyan bir politik güç hale gelmekte. Lula hükümetinin neoliberal iktisat politikasının ikinci dönemde de daha belirgin hale geleceğinden ve bu politikanın enflasyon kontrolü, yüksek faiz politikasıyla kamu bütçelerinde tasarruf politikası, yüksek ihracat artısına ulaşılması ve Brezilya merkez bankasının otonomisinin sağlanması gibi temel direklerinin sağlamlaştırılacağından hareket etmek gerekir.

PT içerisindeki gelişmeler kendisini Brezilya sendikal hareketinde de göstermekte. Brezilya’nın en büyük sendikal örgütü olan CUT’un (Central Única dos Trabalhadores) 2006 Haziran’ında gerçekleşen kongresinde tartışmalar Lula’nın seçimi üzerine yoğunlaşmıştı. Çoğunluk akımı olan “articulação sindicalista”dan bir adayın CUT başkanlığına seçilmesi ve kongrenin “büyük çoğunlukla Lula’nın seçilmesini istemesi” PT’nin zaferine dönüştü. Bu şekilde CUT içerisindeki güç dengesi reformist kesim lehine değişti ve CUT’un hükümet karşısında bağımsız bir sendika olarak var oluşu tehlikeye sokuldu.

Ancak PT içerisinde de sol kanatta hükümet politikalarına karşı ağır eleştiriler yükselmeye başladı. PT’nin kurucu üyeleri olan bazı önemli entelektüeller kamuoyu önünde hayal kırıklıklarını giderek daha çok ifade ediyorlar.

Şimdiye kadarki deneyimlerden çıkarak yapılacak bir analiz, Brezilya’daki sol ve sol-sosyalist güçlerin çok karmaşık bir resmini ortaya çıkartıyor: Nasıl PT homojen bir politik yapılanma değilse, sosyal hareketler de -PT ile bağlantılı olanlar dahil- politik grupların çeşitliliği olarak ortaya çıkmaktalar. Burada ilginç olan, neoliberal toplum modeline alternatif arayan bu sosyal hareketlerin PT hükümeti ile olan ilişkilerinin eleştirel, ama çelişkili oluşudur. Salt eleştirel yaklaşım ise sadece radikal solun belirli kesimlerinde (örneğin PSTU- Birleşik İşçilerin Sosyalist Partisi veya PSOL- Sosyalizm ve Özgürlük Partisi) mevcuttur. Ancak bu partiler eleştiri ötesinde alternatif sunamamaktadırlar. Sosyal hareketlerin önde gelen isimleri, bu hareketlerin aşağıdan kendi alternatiflerini geliştirmeleri ve Lula hükümetini seçmiş olan kitlelerin taleplerinin hükümet tarafından kabul edilip, uygulamaya sokulması için mücadele etmeleri gerektiğini belirtmekteler. Bu mücadelenin ön koşulu ise, kitlelerin yeniden harekete geçirilmesidir.

*(Rosa Lüksemburg Vakfı Brezilya temsilcisi)

[çeviri: Murat Çakır /Rosa Lüksemburg Vakfı]

kaynak: latinbilgi.net

 

Yazı kategorisi: Brezilya, Genel Haberler | » yorum bırak;

Michael Albert: Chavez, Şeytan, Chomsky ve ABD

Yazan: lahy Ekim 2, 2006

[Sesonline] Solcular Chavez ’in BM’de yaptığı konuşma ve onu izleyen tepkilerden ne öğrenebilirler? ABD’nin dünyanın en müthiş dolandırıcı devleti olduğunu zaten biliyoruz. Bush ve Şerikleri’nin ancak şeytana yakışacak cinsten ahlâk dışı, ahlâka aykırı, ahlâksız davranışları üst üste tekrarladığını ve böyle bir şeytanın eşi menendi bulunmadığını da biliyoruz.

İmparatorun hiç bir etik değere, tutarlılığa, zekaya ve insanlığa sahip olmadığını da biliyoruz.
Buna rağmen, Chavez’in bu saydıklarımızın hepsini dile getiren konuşmasından çıkaracağımız dersler var mı? Bence var. (…)
Chavez’in son zamanlarda Bush’a karşı dünyanın gözü önünde apaçık konuşmasının getirdiği kazanım, bir insanın ABD hakkındaki –ve daha az önemli de olsa– Bush hakkındaki gerçekleri dosdoğru söyleyebileceği ve onları sadece dosdoğru değil aynı zamanda tutarlı bir şekilde dile getirebileceğidir. Chavez başkalarının örnek alması gereken bir tutum sergilemektedir. Elitin zehirli kabul ettiği şey bizim için vitamin olabilir, veya bizim için zehirli olan, onların canlılık hapıdır.
Bu açıdan, Chavez bana onlarca sene önce Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komitesi [McCarthy komisyonu-ç.] önünde Abbie Hoffman’ın ve diğer bazı kimselerin gösterdiği tavrı hatırlatıyor. Abbie Hoffman ve bazıları kendilerini savunmak yerine saldırıya geçtiler, komiteyle alay ettiler, ona zerre kadar saygı göstermediler. O şahısların karşısında korkudan titremek şöyle dursun, sergiledikleri görkemli tutumla komiteyi küçümsediler, aşağıladılar, onlara güldüler. Bence Chavez de aynı şeyi yapmaya çalıştı. Kimilerinin, hatta bizzat BM Genel Kurul Salonu‘nda bulunan bazılarının bilip de söyleyemediklerini Chavez yüksek sesle telaffuz etti. Sanırım ki, öyle konuşmakla başkalarını da seslerini yükseltmeleri için yüreklendirmeyi umut ediyordu.
Bush intikamcıdır, haristir, aç gözlüdür, acımasızdır, ama aynı zamanda itaatkârdır da. Evet, itaatkârdır dedim, tepesine tırmandığı, şu anda zengin ve kudretliler adına yönettiği sistemin kendisine verdiği buyruklara itaat eder. Bush, özdeyişin dediği gibi, kapitalizmde çöplüğün tepeler dolusu yığıldığının en iyi örneğidir. Chavez ABD’ye ve onun en seçkin çöplüğüne tavır almıştır. (…)
Ülkem Amerika Birleşik Devletleri insanları yanlış yönlendiren, yanlış yola götüren bir media çılgınlığının örtüsü altındadır. Kendisini felce uğratan, elini kolunu bağlayan bir korku ortamındadır. Eğitim ve kültür kurumlarından doğan ve haddi hesabı olmayan bir umutsuzlukla kuşatılmıştır: insanlar o kurumlarda iyilik ve dayanışmayı değil bir takım olumsuz inanışları solumaktadırlar. ABD toplumu, kaşarlanmış çıkarcılığı ödüllendiren, dayanışmayı cezalandıran pazarın yarattığı ömür tüketici anti-sosyallikten muzdariptir. ABD’de çöpler kale gibi yığılıyor, çünkü iyi insanlar yaya kalıyor, sona kalıyor. Bütün bunların ortasında eskaza birisi gerçeği tam olarak söylemeye kalksa, gerçeğin ortaya serilmesinden doğan öfkeyle ona saldırılıyor, kendisine Mars’tan gelmiş bir yaratık, bir ruh hastası, tutarsız bir kişi gözüyle bakılıyor; Chavez de işte bu olguyu ters yüz etmek istiyor. (…)

Şimdi sorarım size konuşan, sesini yükselten. Söyleyeceği sözü olan kişiyi mi kınamalıyız? Yoksa, aynı gerçekleri bildikleri halde dilini kısan milyonlarca insanı mı?
Karşımızda Bush isimli dünya çapında bir zorba var. Zengin ve kudretli olanların, “dünyaya hükmedenlerin” sınıfını temsil ediyor. Onların muazzam eşitsizlikler sistemini yönetiyor. Şampiyonluğunu yaptığı rekabetçi pazarın yol açtığı düşmanlığı bütün dünyaya yayıyor. İnsanlardaki zihin tembelliğine yaslanıyor, onu besliyor, arttırıyor. Başvurdukları sonu gelmez zorbalığı habire teşvik ediyor. Her derde deva maddiyatçılığı ve ticaret zihniyetini idealize ediyor. Gerçek amaçlarını gizlemek için yalan söylüyor. İmparatorluğunu korumak ve daha da genişletmek için oraya buraya bomba atıyor. Chavez de bu haydudu ve sistemini kızdırmak için hoşa gitmeyecek bir üslup kullanıyor. Hiç kuşkusuz, zorbaya sözlü olarak böyle saldırmak ona karşı çıkanın kredibiletisini (inanılırlığını) azaltıyor, en azından bazı çevrelerin gözünde öyle oluyor. Hatta belli bir açıdan böylesi bir durum zorbanın işine bile yarayabiliyor.
Ne var ki, şu anda ABD’de olduğu gibi, bir zorbaya uşakça itaat söz konusuysa, insanlar onun hakkındaki gerçekleri söylemek ve sisteminin uygar olmadığını belirtmek istiyorlarsa, ve eğer bu haydudun ortamı dürüstlüğü cezalandırıyor, buna karşılık insanların duygularıyla alay ediyorsa, bu durumda elbette ki, tutkulu bir biçimde dürüst olunmasını da cezalandıracaklar ve küçümseyeceklerdir, en azından, gerçekleri söyleyen kişiyi aykırı göstereceklerdir.
Peki ne yapmamız gerekiyor? Gerçekleri söylemeye son mu verelim. Yoksa daha fazla gercekleri mi söyleyelim? Düşmanlarımıza boyun mu eğelim? Yoksa dostlarımızı destekleyip güçlendirelim mi?
Chavez’e müttefik lazım, “Chavez iyi bir adam, hatta iyiden de fazla” demek yetmez. Chavez’in emperyalizme ve adaletsizligin her türlüsüne karşı mücadele edecek müttefiklere gereksinmesi var, bunlar öyle müttefikler olmalı ki, sadece onu desteklememeli yani zamanda düşündüklerini ve yaptiklarını eleştirebilmeli, gereginde ona karşı çıkabilmeli. Mesela, Chavez’in Ahmedinecad’i desteklemesi iyi bir şey değildi. Başkanlığını sürdürmek için Venezüella Anayasası’nda değişiklik yapmak istemesi bir başka kötü haberdi. Bunlar da ona dair gerçekler.
Chavez BM’de konuşurken karşısında oturanlara hitap etmiyordu, o Bütün ABD insanlarına ve tüm dünya insanlarına sesleniyor, “baş kaldıralım” diyordu. Tamam, baş kaldıracaksak kaldıralım. Bunu yapmak zorundayız. (…)
Öyleyse, o konuşmadan çıkaracağımız ders şudur: Eğer seçkinlere karşı mücadele edeceksek onlara şu veya bu sözü söylemekten daha önemli olan bizden başka daha ne kadar insanın o sözleri söylediğidir.
Chavez’in konuşması Chomsky’nin “Hegemonya’mı, Hayatın Sürdürülebilirliği mi?” adlı kitabı etrafındaydı. Bence bu nokta da öğreneceğimiz dersler vardı. Birincisi, büyük sosyal olanaklara sahip bir kimsenin bile başkalarına içtenlikle yardım edebileceğiydi. Kalkıp insanlara, “bakın, bu kitap, bu video bandı, bu görüşler bütünü ya da şu örgütlenme” zaman ayırmaya değer, demekti.
Olanaklarınız neye elveriyorsa, ailenize, dotlarınıza, okul veya iş arkadaşlarınıza, yerel medyaya, hatta büyük medyaya, hatta tüm dünyaya, ulaşabildiğiniz her şeye bu kitaba vakit ayırmaya değeceğini söyleyebilirsiniz. Ve bunu yapmalısınız. Hepimiz bunu yapmalıyız. Ama korkarım ki, öyle yapmaktan çekiniyoruz. Nedenini, Chavez’in anlayacağını sanmam. Daha önce Bush’a karşı çıktığı gibi, daha önce Chomsky’yi kutladığı gibi tekrar tekrar aynı şeyi yapıyor, söylediklerinin pek az etkisi olduğunu görünce tekrar yapıyor, tekrar yapıyor. Kaybediyor, kaybediyor, kaybediyor, ama sonunda kazanıyor.
Sanırım ki, Chavez o konuşmayı yaparken kendisini düşünmedi, bunlar, sütunlarında ve yorumlarında bana sövüp sayarlar, öyleyse ne Bush’u teşhir edeyim, ne de Chomsky’yi öveyim demedi. Onları küçümsemek durumumu sarsar, iyisi mi bundan sakınayım tutumunda olmadı. (…)
Tersine Chomsky’nin kitabının, üzerinde daha fazla konuşulmayı hakettiğini düşündü. Beni etkileyen de bu oldu. Bundan başkalarınıda da etkilenmesi gerekir diye düşünüyorum. (…)
Chavez ile başka pek çok kimse, hatta soldaki pek çok çoğumuz arasındaki fark Chavez’in kazanmak için didinip duruyor olmasıdır, biz ise bilgiçlik taslayanlara yabancı durmak istemiyoruz, hatta onlarla konuşmak istiyoruz, sevdiğimiz ya da sevebileceğimiz, yahut da bizi sevebilecek bir kimseyi kızdırmaktan kaçınıyoruz. Aykırı gözükmekten, hata yapmaktan, öfkeli gözükmekten ve bağırarak konuşmaktan, kendimizi öyle ifade etmekten, tutkulu davranmaktan uzak duruyoruz. Ama bütün bunları aşmamız lazım.
Bence Chavez’i bir çok kişinin gözünde özel kılan husus yaptığı şeyin inanılmaz derecede özel olmasıdır. O Amerika Birleşik Devletleri’nin sınıfçı, ırkçı, cinsiyetçi ve otoriter liderine karşı sesini yükseltiyor ve onun ahlaksızlığını sergilemek için hiç bir sözünü esirgemiyor, Chavez’i muazzam derece özel kılan budur. O halde, sadece o değil, hepimiz kudrete ve ayrıcalığa karşı ayağa kalkalım, böyle yapmaktan utanmayalım. Havadaki kükürt kokusunu ortadan kaldırmanın bir yanı budur.
Chavez karşı kutupta durmuş, açık seçik ve saldırgan bir üslupla, sınıfçılık karşıtı, ırkçılık karşıtı, cinsiyetçilik karşıtı, otoriterlik karşıtı fikirler dizisine ve onların yazarına arka çıkmıştır. Bu da onu özel yapan bir başka husustur. Biz de öyle yapmalıyız, çünkü değerli fikirleri olan bir çok yetenekli yazarımız var, biz de seferber olmalıyız, dayanışmacı hareketi inşa etmenin gayet olağan olduğunu, Mars’tan gelmediğini ispat etmeliyiz. Bunu öylesine yoğun ve açık bir şekilde yapmalıyız ki, tutumumuz sadece gerçekleri söylemiş olmakla kalmasın, gerçeğin özenli, duyarlı bir şekilde kavranmasına dönüşsün ve neticede gerçeklere dayanmamız bütün insanlığın çıkarlarıyla ve değerli amaçlar için mücadele etmekle bütünleşsin.
Pazarın ve bilgiçlerinin söylediklerini silip atsın…

Sesonline’ın notu: ABD’li yazar Michael Albert‘in yukarıda kısaltılmış halini yayınladığımız makalesi, Venezüela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in -Sesonline’da da yayınladığımız— Birleşmiş Milletler’deki konuşması üzerine kaleme alınmıştır…

Çeviri: Yalçın Yusufoğlu tarafından www.zmag.org/weluser.htm‘dan çevirilmiştir…

 

Yazı kategorisi: Makaleler, Venezuela | » yorum bırak;

Bolivya’nın Hedefteki Lideri Saf, Kurnaz, Yerli Evo ile söyleşi

Yazan: lahy Ekim 2, 2006

Democracy Now

“Democracy Now!” Radyo programında Amy Goodman ve Juan Gonzales o sırada BM açılış toplantısı için ABD New York’ta bulunan Bolivya Başkanı Evo Morales ile görüştü.

Amy Goodman: Democracy Now’a ve ABD’ye hoş geldiniz, Başkan Evo Morales. Birleşmiş Milletlere niçin bir koka yaprağı getirdiniz?

(ABD hükümeti koka üretiminin yasaklanmasını istiyor)

Başkan Morales: Öncelikle beni konuşmaya çağırdığınız için çok teşekkür ederim. Bu benim ABD’ye ilk gelişim. Her zaman koka yaprağının bir uyuşturucu olduğu iddia edildi, ben de koka yaprağının bir uyuşturucu madde olmadığını göstermek için beraberimde getirdim. Koka yaprağının rengi beyaz değil yeşil. Uyuşturucu madde olmadığını ve insanlığa çok yararlı olduğunu göstermek için buraya getirdim. Eğer uyuşturucu olsaydı, herhalde tutuklanırdım. Koka yaprağına tekrar saygınlık kazandırmaya, kullanımımı suç olmaktan çıkarmaya çalışıyoruz.

Yararları nedir? Bu Bolivya için neden bu kadar önemli bir konu?

Koka yaprağı bizim kültürümüzün bir parçası. Bolivya’da piccheo, Kolombiya’da el mambeo ve Peru’da chaccheo diye adlandırılan geleneksel, yasal bir tüketimi var; koka yaprağını çiğnemek geleneksel bir kullanım. Üstelik bu geleneksel kullanım Avrupa ve ABD üniversitelerinde yapılan araştırmalarla da destekleniyor. ABD’nin Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma koka yaprağının beslenme açısından yararlı olduğunu gösterdi. Yalnız çiğnemek için değil, yemek olarak da. Dünya Sağlık Örgütü’nün son araştırması da koka yaprağının kesinlikle insanlara zararlı olmadığını gösterdi.

Dini törenlerde de (Aymara kültürü dahil) koka yaprağının önemli bir yeri var. Birisine evlenme teklif ederken, o töre için de koka yaprağı önemli. Bazı ecza maddelerin üretiminde koka yaprağı kullanılıyor. Beş altı yıl öncesine kadar bir ABD firması, coca-cola üretimi için Chapare’den ABD’ye koka yaprağı ithal ediyordu. Daha birçok imalatta koka yaprağı yararlı bir şekilde kullanılabilir.

Sayın Başkan, ABD’de seçmenler adayların seçimden önce çok şey vaadetmesine ama seçildikten sonra sözünü unutmasına alışık. Bolivya’da siz Başkan seçildikten sonra hızla harekete geçip değişiklikler yapmaya başladınız. Kendi maaşınızı indirdiniz, asgari ücreti %50 yükseltiniz. Bolivya halkına ve Latin Amerika devlet başkanlarına nasıl bir mesaj vermeye çalışıyorsunuz?

Ben hiçbir zaman politikacı olmak istemedim. Ülkemde politikacılar yalancı, hırsız ve kibirli kişiler olarak görülüyor. 1997 yılında benim başkanlık yarışına katılmam istendi ama kendi tabanımla bazı sorunlar yaratacağını bildiğim halde, kabul etmedim. Daha sonra Parlamento’nun alt meclisinde istemediğim halde temsilci olmaya zorlandım. Atın kuyruğu olmaktansa farenin başı olmak tercihimdi. Seçime katılmak, boşa çıkacak vaatlerde bulunmak yerine kendi örgütlerimin başında üyelerin hakları, insan hakları için mücadele etmeyi yeğledim.

Ama ’95, ’96, ’97 yıllaında politikaya girmenin sorumluluk getirdiğini, politikaya başka bir görüşten bakmayı, politik çalışmanın halka hizmet olduğunu öğrendim. Tabandaki örgütlerin taleplerini işittikten sonra sonuçta başkanlık yarışına katılmaya karar verdim.

Son seçimlere gelince, on maddelik bir programımız vardı. On taneden altısını daha şimdiden gerçekleştirdik bile. Demin bahsettiğiniz gibi, kemer sıkma politikası çerçevesinde kendi maaşımla beraber, bakanların ve milletvekillerin maaşını da %50’den aza indirdim. Başkan olmanın halka hizmet etmek olduğu inancıyla, tasarruf edilen parayı sağlık ve eğitim hizmetlerine aktardım. Bölgelere daha çok özerklik için halk oylaması yapacağımızı vaat ettik. Onu da yaptık. Bölgeler ve yerli halk topluluklarına daha fazla özerklik verilmesi önemli ama halkın %68’i bunu kabul etmedi.

Doğalgaz ve petrol sektörünü kamulaştıracağız dedik, bu sözümüzü de tuttuk. Şirketlerin malına el koymadık ve onları ülkeden kovmadık ama onlara patron değil ortak istediğimizi söyledik ve kabul ettirdik. Yatırımcıların yatırımlarını geliştirmeye ve makul bir kar yapmaya hakkı var ama ülkenin yağmalanmasına ve halkın değil de sadece şirketlerin yararlanmasına izin veremeyiz. Buraya buradaki dış politika analistleriyle bir toplantıdan geldim. Önerilerimizi anlamışa benziyorlardı.

Ülkemde en büyük sorun yolsuzluk. Bu konuda devlet yönetiminden başlıyarak ciddi ve atılgan bir kampanya yürütmeye kararlıyız. Adliye henüz bu sürece katılmadı. Yıllar boyu biriken başka sorunlarla nasıl uğraşıyoruz uzun uzun anlatabilirim. Örneğin, açtığımız göz bakımı ve ameliyatı merkezleri, okuma-yazma seferberliği gibi.

Yerli halkın bir kısmının hala yasal belgeleri yok. Bunları da yavaş yavaş dağıtmaya başladık. Bunlar benim ailemin de karşılaştığı sosyal problemler. Annemin kimlik kartı yoktu. Doğum tarihini bilmiyordu. Babamın da bir öyküsü var. Bir gün onun kimlik kartı elime geçti, üzerinde doğum tarihi yazılıydı. Kız kardeşim Esther’e babama bir doğum günü partisi vermeyi önerdim. Çok sevindi. Ama babam doğum günü tarihini bilmediğini söyleyince, ona kimliğini gösterdik. O zaman babam canı sıkkın, “O tarihi askere alındığım zaman ben uydurdum”, dedi. Babam ne zaman doğduğunu bilmiyordu.

1999’da belediye seçimleri kampanyası sırasında politik bir gösteride oy kullanacakların el kaldırmasını istedim. Halkın üçte ikisi el kaldırdı. Ellerin üçte biri havaya kalkmayınca, “Burada neler oluyor? Evo Morales’e oy vermiyecek misiniz?”, diye sordum. Sorumu hepsi, “Kimliğimiz yok. Belgelerimiz yok”, diye yanıtladı. Bir companero (yoldaş) bana nerdeyse ağlayarak, “Bu toplum benim sadece el kaldırmaya ve evet demeye yaradığımı düşünüyor ama oy kullanmaya gelince işe yaramıyorum”, dedi. Kuzey Potosi’den yaylalardandı. Kimliği yoktu. O da ne zaman doğduğunu bilmiyordu. Bunlar sorunlarımızdan bazıları. Ama birkaç ülkeden yardım görüyoruz, yakında bu insanlara belgelerini verip, topluma tam vatandaş olarak katılımlarını sağlayacağız.

Sormak istediğim bir şey var. Seçimlerden önce ülkenizde yapılan birçok halk yoklaması halkın sizi desteklediğini gösteriyordu ama seçimleri beklenmeyen bir çoğunlukla kazandınız. Bu çoğunluğu kazanmanız neye dayanıyordu?

Bizim kültürümüzde çok yaygın bir inanç var. Çalma. Yalan söyleme. Tembel olma. Halk benim üniversiteye gitmediğimi biliyor. Hiç olanağım olmadı. Ama öyle olduğu halde, çocukluğumdan beri sosyal mücadelenin içindeydim. 1998’den beri bölgenin önde gelen liderlerinden biriydim. Bu süre içinde çok kereler beni satın almak isteyenler, ima edenler oldu. Ama bizim kültürümüzde dürüstlük çok önemli. Beni başkanlığa getirenin dürüstlük olduğuna inanıyorum.

2002 yılında kazanmamıza rağmen, seçim bizden çalındı; o acı günleri anlatabilirim ama neyse. Seçim yasalarına göre kampanya giderleri devlet tarafından karşılanıyor ve bizim kampanyamız için bir milyon ödenek ayrılmıştı. Kampanya giderleri her zaman fazla oluyor ama seçim ertesi hesaplarımızı yapınca kampanya için yarım milyon dolardan az harcadığımızı gördük. Ben paranın seçim kuruluna geri verilmesi gerektiğini söyledim. Ama bazı üyeler, “Parayı niye geri vereceksin. Bolivya’da belgeler satın alıp muhasebeyi değişik göstermek mümkün”, diyerek itiraz etti. Kızdım ve bir iki kişi ile bereber kendim gittim ve parayı teslim ettim. Halk bu hareketimden etkilendi.

Buna benzer başka olaylar da anlatabilirim. Bu yıl dokuz bölgeden yedisinde kazandığımız Kurucu Meclis üyesi seçimlerinde (benim başkan seçildiğim seçimde 5 bölgeyi kazanmıştık) seçim ödeneğinin harcamadığımız bir milyondan fazla dolarını geri verdik. Yanlış bilgilendirilen bazı insanlar bu artan parayı eğitim ve sağlık hizmetlerinde kullansaydık daha iyi olurdu dediler. Ama bu yasalara göre olanaksızdı. Paranın sadece seçim kampanyasında kullanılması gerekiyordu. Dürüst olmak çok önemli. Uluslararası kuruluşlar Bolivya’nın yolsuzlukda dünyanın en kötü ikinci ülkesi olduğunu söylediyse de, bu ülkenin geçmiş yöneticileri sırasında öyleydi.

ABD’ye göç eden Bolivyalılar hakkında daha araştırmadım. Ama Arjantin ve Avrupa’da iken Bolivyalıları çalıştıran işadamlarıyla konuştum. Hepsi Bolivyalıların dürüst ve çalışkan olduğunda hemfikir. Bu işçiler kaçak ve çalışmaları yasak olduğu halde, işlerini iyi yaptıkları için iş buluyorlar.

Başkan Morales, Venezüella’nın başkanı Chavez, Başkan Bush’a “Şeytan” dedi. Ne dersiniz?

İki başkan arasında geçen laflar hakkında konuşmak istemiyorum. Ama herkesin, ister aile başkanı, mevki sahibi, ister devlet başkanı olsun veya olmasın, saygınlığı var. Kişilerin politikaları eleştirebilinir. Herkesin kendi görüşü var. Ama kişiliğe yapılan saldırılara katılmıyorum.

Başkan Bush hakkında düşünceleriniz nedir?

Bush hükümeti ile ilişkilerin iyileşmesini umut ediyorum. Gerçekleştirmek istediğimiz demokratik dönüşümlerde bizimle beraber olmasını umuyorum. Sağlık programlarımız devamında ve özellikle Bolivya’da yapacağımız değişikliklerde bizim yanımızda olmasını bekliyorum.

Yerli kültürleri ölüm ve savaş değil diyalog ve yaşam kültürleridir. Saygı ile ama açık açığa söyledim, ABD ve diğer ülkeler askerlerini Irak’tan geri çekmeli, çünkü hem işgalciler hemde işgal edilenlerin, özellikle masum insanların, ölmeye devam etmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Uyuşmazlıklar Birleşmiş Milletler gibi kurumlarda tartışılmalıdır. İnsanlık, çevre sorunlarının çözümü, kayıpların önlenebilmesi için Birleşmiş Milletler’in demokratikleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yerli topluluklar sadece insanlarla değil Tabiat Ana ile de uyum içinde yaşar. Ve insanları susuz bırakan dünyanın ısınmasından çok kaygılıyız. Su kaynaklarının gittikçe azaldığını görüyoruz. Bunun anlamı, yakında çok büyük sorunlarla karşılaşacağız demek. Işık olmazsa yağ lambalarıyla aydınlanabiliriz ama su olmazsa yaşıyamayız. Dün gittiğim bir forumda eski başkan Clinton’un desteklediği bir komisyonun küresel ısınma üzerinde araştırma yaptığını gördüm.

Dünyanın birçok bölgesinde yoksul ülkelerde en güçlü kişinin ABD elçisi olduğu söyleniyor. Siz de ülkenizde seçimlerde sadece rakiplerinize karşı değil, aynı zamanda ABD Elçiliği ve Elçisine karşı yarıştınız. Size sorum, Bolivya’da ve bütün Latin Amerika’da ABD’nin oynadığı rol size göre nedir?

Bir elçinin veya Başkan dahil başkalarının kendini bilmemezliği, her zaman hatadır. Bu küstahlık daha çok başkaldırmaya, daha çok karşı gelmeye neden olur. 2002 yılında ABD’nin Bolivya eski elçisi Manuel Rocha, “ Evo Morales’e oy vermeyin”, dedikten sonra daha çok insan bana oy vermeye geldi. Benim en iyi kampanya yöneticim o oldu. Başkanlık seçimlerinden önce de seçilirsem neler olacağı hakkında laf edildi, uluslararası işbirliği azalacak, pazarlar kaybolacak gibi; ama başkanlığı kazandım ve başka hükümetlerin desteği arttı.

ABD Elçiliği araya girip yüksek askeri komutadaki değişikleri etkilemeye çalıştı. “Bu değişiklikler olmayacak” dedim, “Bu bizim bağımsız olarak alacağımız bir karar.” Aramızda çelişkiler var, ama bu çelişkileri gidermeye çalışıyoruz. Biz az gelişmiş bir ülkeyiz ama bağımsız ve onurlu bir ülkeyiz. Ülkemiz saygınlığını geri kazanmaya başladı bile. Halk da kendine saygı duymalı. Başka ülkelerle karşılıklı saygıya ve bütünleyici, dengeli, dayanışma, eşitlik ve işbirliğine dayanan ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu yolla istediklerimizi yapmayı başarırız.

Kamulaştırdığınız gaz şirkerlerinden bazılar da Bolivya gazında söz sahibi olan Brezilya şirketleriydi. Bölgeler arası sorunları nasıl halletiniz ve pazarlık yaptınız?

Başlangıçta protesto ve karşı çıkma vardı; hatta companero (yoldaş) Lula’dan bile. Dört başkan Arjantin Iguassu’da acil toplandık. Kapalı kapılar ardında baş başa konuştuk; toplantıda bakanlar ve basın yoktu. Bu konuda ilk defa konuşuyorum. Daha önceden kimseye bahsetmedim. Bana saldırdılar. Lula çok şiddetli çıkıştı, “Ortaklığımız nerede? Aramızdaki içten samimiyet nerede? Önce niye bana danışmadın?”

Ama kendimi savundum ve ona bağımsız bir ülke olarak gelecek için stratejik kaynaklarımız ile ilgili her türlü karar almaya hakkımız olduğunu söyledim. Biz açık elliyiz, biz companeros (yoldaşlarız), dayanışma içindeyiz dedim. Onu ağabeyim olarak ve bölgenin daha gelişmiş bir ülkesinin lideri olarak görüyoruz ve saygı duyuyoruz. Onu ağabeyim olarak kabul ediyorum çünkü o da benim gibi bir sendika lideri. Yaşı benden büyük ve yerli kültüründe biz büyüklerimizi çok sayarız. Lula sonuçta onu sömürmediğimizi ve PETROBRAS’ı kovmadığımızı kabul etti.

Kamulaştırma kararını açıkladım ve Kararname’nin daha fazla güvence getirdiğini, çünkü yeni yapılan kontratların şeffaf ve meclisten onaylı olduğunu anlattım. Evvelden kontratlar gizli tutuluyordu ve meclis onayından geçmiyordu. Onlara teknik ve mali açıdan, rakamlarla yatırımlarının karşılığını alacaklarını ve makul bir kar da yapacaklarını gösterdik ama eskiden olduğu gibi aşırı kar yapmayacaklardı. En büyük doğalgaz yataklarını işleten şirketlerin devlete pay olarak ödediği %18, kendi karları ise %82 idi. Şimdi devletin payı %82, şirketlerin karı %18. Şirketler Bolivya’yı terk etmiyor. Sorun yok. PETROBRAS’ın kullandığı gaz yataklarından devletin kasasına 150 milyon dolar akmaya başladı bile.

Sayın Başkan, Bolivya geçmişte, Şili’den Pinochet’in öncülüğünü yaptığı rejime karşı çıkanları yok etme politikasına katılan yedi Condor ülkesinden biriydi. Banzer rejimi ABD ile müttefikdi. Başkan olarak, o devre ait belgeleri, belki milyonlarca belgeyi ele geçirip açıklayacak durumdasınız. Böyle yapacak mısınız?

Sadece belgeleri açıklamakla kalmıyacağız, aynı zamanda Condor Planı ile “kaybedilenler”e ne olduğunu bulmaya çalışacağız. Ordunun yüksek rütbeli subaylarından bazıları, o zamanlar daha alt kademede olanlar, bizimle işbirliği yapıyor. İnsanlığa saygınlığını geri kazandırmamız ve dokunulmazlığı kaldırmamız şart. Ayrıca ordunun da ülkenin güvenini, saygısını kazanması gerek. Ülkede benle beraber ordunun imajı düzelmeye başladı bile. Adalet Bakanlığı gerçekleri açığa çıkarma kampanyasına devam edecek. Ortadan kaybedilen maden işçi liderlerinin ve Marcelo Quiroga Santa Cruz’un cesedini bulmayı çok istiyorum.

O kim?

Banzer’i mahkemeye veren sosyalist bir liderdi. Garcia Meza diktatörlüğü zamanında makineli tüfek ateşiyle öldürüldü ve cesedi kaybedildi. Gaz ve petrol endüstrisinin ikinci kamulaştırılmasına liderlik eden bir aydındı. Bizim şimdi yaptığımız üçüncü kamulaştırma.

Pinochet’e, Arjantin’de ve Latin Amerika’da generallere destek olan Henry Kissinger savaş suçlusu olarak yargılanmalı mı? Ne düşünüyorsunuz?

Emin değilim. Bu konuyu ABD’nin ele alması gerek, zannederim. Ama ABD’lilere seslenme fırsatı elime geçmişken şunu söylemek istiyorum: ABD halkı, Bolivya’da geçmiş hükümetler devrinde yolsuzluk, soykırım suçlu işlemiş ve şimdi ABD’de serbest dolaşan iki kişinin yurdumuza iade edilmesine yardım etsin.

İsimleri?

2003 yılında yüzden fazla insanın kurşunlanarak öldürülmesinden sorumlu eski devlet başkanı Gonzalo Sanchez de Lozada ve bakanı Carlos Sanchez Berzain. Bolivya’ya geri gönderilmesi için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ama hiçbir ilerleme olmuyor. Burada (ABD) bazıları karşı çıkıyor. Teröre, yolsuzluğa karşı, insan hakları için savaştığını söyleyen bir hükümet var olduğu halde, niye bu ikisi burada sebest dolaşıyor anlamak zor. Bütün halk, hükümet ve İnsan Hakları kurumlardan bize yardımcı olmalarını istiyoruz.

Birkaç kere Hareketinizin yerli kökenine değindiniz. Avrupalıların kıtayı fethetmesinden 500 yıl sonra, bütün Latin Amerika’da- özelliklle Meksika, Peru, Kolombiya, Bolivya- yerliler politikada aktif rol oynamaya başladı. Bu hareketin Latin Amerika için önemi nedir?

500 yıldan beri dışlananların, çoğu zaman sömürülenlerin de tam hakları var. Birleşmiş Milletler’de konuşurken bahsettim. 34 yıl önce annemin kamusal yerlerde, kaldırımlarda, alanlarda yürümeğe hakkı yoktu. Santa Cruz’da bugün bile yerlilerin fuar alanında dolaşmasını istemeyen ırkcı faşist kesimler var. Bu üreticilerin, hayvan yetiştiricilerin fuarı ve açılışını her zaman devlet başkanı yapıyor. Bu yıl bu başkan, bu Aymara başkan, açılışı yapmayı kabul etmediği için kızgınlar.

Bu dışlanmış, ayırımcılığa uğramış insanların birlik olma duyguları kuvvetli ama hınç almak, ezmek, hakim olmak için değil. Mücadeleleri haklarının tanınması için. Yerli halkların istediği başkalarını dışlama değil. Aymara, Quechua ve yayla ve vadilerdeki yerlilerin nasıl konuksever olduğunu, insanları ayırıp dışlamadığını biliyorum. Ayrımcılığa uğrayan kendileri. Her türlü hakarete uğradık. Manuel Rocha bana bir kere “And Dağları Talibanı” dedi. Ama biz temelde sadece haklarımızın kabul edilmesini istiyoruz. Mücadelemiz bunun için.

Son bir soru, sayın Başkan. ABD elçisinin halktan size oy vermemelerini istediğini söylediniz. ABD’nin sizin karşıtlarınızı paraca desteklediğini düşünüyormusunuz?

Elimde belgesel kanıt yok ama USAID’in Latin Amerika Bölümü yöneticisi eşit kuvvette politik bir muhalefeti finanse edeceklerini açıkladı.

Ve sizin yanıtınız?

Bu bizim için bir sorun, çaresini bulmamız gerek. Eğer ABD yardımı olacaksa, belediyeler ve ulusal yetkililer aracılığı ile yapılmalı. USAID’in maddi yardımı ABD halkının ödediği vergilerden karşılanıyor. Bu paranın politik nedenlerle değil sosyal programların gerçekleşmesi için, yolsuzluğa yer vermeden iyi kullanılması gerek. Yolsuzluk dedim çünkü, örneğin, Chapare’de belediye başkanlarımız çok güzel bir spor sahasını 30,000 bolivyanoya malediyor. USAID ise 90,000’e yapıyor. Biz bu paraya üç saha inşa edebiliriz. Bu fonların iyi kullanılmasını ve bundan gençlerimizin yararlanmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, çok teşekkürler.

Ben de teşekkür ederim. ABD halkına da selamlar, ve bana programda yer ayırdığınız için teşekkürler. ABD’de birçok dostla karşılaştım. Eski başkanlar Clinton ve Carter’la konuştum. Konuşmalar iyi gitti. Zannedersem iş kesimide mesajımızı anlamaya başladı. Biz patron değil ortak istiyoruz. Mülakat için tekrar çok teşekkürler.

[Emine Kunter tarafından Latinbilgi.Net için çevrilmiştir]

 

Yazı kategorisi: Bolivya, Genel Haberler | » yorum bırak;