Michael Albert: Chavez, Şeytan, Chomsky ve ABD
Yazan: lahy Ekim 2, 2006
[Sesonline] Solcular Chavez ’in BM’de yaptığı konuşma ve onu izleyen tepkilerden ne öğrenebilirler? ABD’nin dünyanın en müthiş dolandırıcı devleti olduğunu zaten biliyoruz. Bush ve Şerikleri’nin ancak şeytana yakışacak cinsten ahlâk dışı, ahlâka aykırı, ahlâksız davranışları üst üste tekrarladığını ve böyle bir şeytanın eşi menendi bulunmadığını da biliyoruz.
İmparatorun hiç bir etik değere, tutarlılığa, zekaya ve insanlığa sahip olmadığını da biliyoruz.
Buna rağmen, Chavez’in bu saydıklarımızın hepsini dile getiren konuşmasından çıkaracağımız dersler var mı? Bence var. (…)
Chavez’in son zamanlarda Bush’a karşı dünyanın gözü önünde apaçık konuşmasının getirdiği kazanım, bir insanın ABD hakkındaki –ve daha az önemli de olsa– Bush hakkındaki gerçekleri dosdoğru söyleyebileceği ve onları sadece dosdoğru değil aynı zamanda tutarlı bir şekilde dile getirebileceğidir. Chavez başkalarının örnek alması gereken bir tutum sergilemektedir. Elitin zehirli kabul ettiği şey bizim için vitamin olabilir, veya bizim için zehirli olan, onların canlılık hapıdır.
Bu açıdan, Chavez bana onlarca sene önce Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komitesi [McCarthy komisyonu-ç.] önünde Abbie Hoffman’ın ve diğer bazı kimselerin gösterdiği tavrı hatırlatıyor. Abbie Hoffman ve bazıları kendilerini savunmak yerine saldırıya geçtiler, komiteyle alay ettiler, ona zerre kadar saygı göstermediler. O şahısların karşısında korkudan titremek şöyle dursun, sergiledikleri görkemli tutumla komiteyi küçümsediler, aşağıladılar, onlara güldüler. Bence Chavez de aynı şeyi yapmaya çalıştı. Kimilerinin, hatta bizzat BM Genel Kurul Salonu‘nda bulunan bazılarının bilip de söyleyemediklerini Chavez yüksek sesle telaffuz etti. Sanırım ki, öyle konuşmakla başkalarını da seslerini yükseltmeleri için yüreklendirmeyi umut ediyordu.
Bush intikamcıdır, haristir, aç gözlüdür, acımasızdır, ama aynı zamanda itaatkârdır da. Evet, itaatkârdır dedim, tepesine tırmandığı, şu anda zengin ve kudretliler adına yönettiği sistemin kendisine verdiği buyruklara itaat eder. Bush, özdeyişin dediği gibi, kapitalizmde çöplüğün tepeler dolusu yığıldığının en iyi örneğidir. Chavez ABD’ye ve onun en seçkin çöplüğüne tavır almıştır. (…)
Ülkem Amerika Birleşik Devletleri insanları yanlış yönlendiren, yanlış yola götüren bir media çılgınlığının örtüsü altındadır. Kendisini felce uğratan, elini kolunu bağlayan bir korku ortamındadır. Eğitim ve kültür kurumlarından doğan ve haddi hesabı olmayan bir umutsuzlukla kuşatılmıştır: insanlar o kurumlarda iyilik ve dayanışmayı değil bir takım olumsuz inanışları solumaktadırlar. ABD toplumu, kaşarlanmış çıkarcılığı ödüllendiren, dayanışmayı cezalandıran pazarın yarattığı ömür tüketici anti-sosyallikten muzdariptir. ABD’de çöpler kale gibi yığılıyor, çünkü iyi insanlar yaya kalıyor, sona kalıyor. Bütün bunların ortasında eskaza birisi gerçeği tam olarak söylemeye kalksa, gerçeğin ortaya serilmesinden doğan öfkeyle ona saldırılıyor, kendisine Mars’tan gelmiş bir yaratık, bir ruh hastası, tutarsız bir kişi gözüyle bakılıyor; Chavez de işte bu olguyu ters yüz etmek istiyor. (…)
Şimdi sorarım size konuşan, sesini yükselten. Söyleyeceği sözü olan kişiyi mi kınamalıyız? Yoksa, aynı gerçekleri bildikleri halde dilini kısan milyonlarca insanı mı?
Karşımızda Bush isimli dünya çapında bir zorba var. Zengin ve kudretli olanların, “dünyaya hükmedenlerin” sınıfını temsil ediyor. Onların muazzam eşitsizlikler sistemini yönetiyor. Şampiyonluğunu yaptığı rekabetçi pazarın yol açtığı düşmanlığı bütün dünyaya yayıyor. İnsanlardaki zihin tembelliğine yaslanıyor, onu besliyor, arttırıyor. Başvurdukları sonu gelmez zorbalığı habire teşvik ediyor. Her derde deva maddiyatçılığı ve ticaret zihniyetini idealize ediyor. Gerçek amaçlarını gizlemek için yalan söylüyor. İmparatorluğunu korumak ve daha da genişletmek için oraya buraya bomba atıyor. Chavez de bu haydudu ve sistemini kızdırmak için hoşa gitmeyecek bir üslup kullanıyor. Hiç kuşkusuz, zorbaya sözlü olarak böyle saldırmak ona karşı çıkanın kredibiletisini (inanılırlığını) azaltıyor, en azından bazı çevrelerin gözünde öyle oluyor. Hatta belli bir açıdan böylesi bir durum zorbanın işine bile yarayabiliyor.
Ne var ki, şu anda ABD’de olduğu gibi, bir zorbaya uşakça itaat söz konusuysa, insanlar onun hakkındaki gerçekleri söylemek ve sisteminin uygar olmadığını belirtmek istiyorlarsa, ve eğer bu haydudun ortamı dürüstlüğü cezalandırıyor, buna karşılık insanların duygularıyla alay ediyorsa, bu durumda elbette ki, tutkulu bir biçimde dürüst olunmasını da cezalandıracaklar ve küçümseyeceklerdir, en azından, gerçekleri söyleyen kişiyi aykırı göstereceklerdir.
Peki ne yapmamız gerekiyor? Gerçekleri söylemeye son mu verelim. Yoksa daha fazla gercekleri mi söyleyelim? Düşmanlarımıza boyun mu eğelim? Yoksa dostlarımızı destekleyip güçlendirelim mi?
Chavez’e müttefik lazım, “Chavez iyi bir adam, hatta iyiden de fazla” demek yetmez. Chavez’in emperyalizme ve adaletsizligin her türlüsüne karşı mücadele edecek müttefiklere gereksinmesi var, bunlar öyle müttefikler olmalı ki, sadece onu desteklememeli yani zamanda düşündüklerini ve yaptiklarını eleştirebilmeli, gereginde ona karşı çıkabilmeli. Mesela, Chavez’in Ahmedinecad’i desteklemesi iyi bir şey değildi. Başkanlığını sürdürmek için Venezüella Anayasası’nda değişiklik yapmak istemesi bir başka kötü haberdi. Bunlar da ona dair gerçekler.
Chavez BM’de konuşurken karşısında oturanlara hitap etmiyordu, o Bütün ABD insanlarına ve tüm dünya insanlarına sesleniyor, “baş kaldıralım” diyordu. Tamam, baş kaldıracaksak kaldıralım. Bunu yapmak zorundayız. (…)
Öyleyse, o konuşmadan çıkaracağımız ders şudur: Eğer seçkinlere karşı mücadele edeceksek onlara şu veya bu sözü söylemekten daha önemli olan bizden başka daha ne kadar insanın o sözleri söylediğidir.
Chavez’in konuşması Chomsky’nin “Hegemonya’mı, Hayatın Sürdürülebilirliği mi?” adlı kitabı etrafındaydı. Bence bu nokta da öğreneceğimiz dersler vardı. Birincisi, büyük sosyal olanaklara sahip bir kimsenin bile başkalarına içtenlikle yardım edebileceğiydi. Kalkıp insanlara, “bakın, bu kitap, bu video bandı, bu görüşler bütünü ya da şu örgütlenme” zaman ayırmaya değer, demekti.
Olanaklarınız neye elveriyorsa, ailenize, dotlarınıza, okul veya iş arkadaşlarınıza, yerel medyaya, hatta büyük medyaya, hatta tüm dünyaya, ulaşabildiğiniz her şeye bu kitaba vakit ayırmaya değeceğini söyleyebilirsiniz. Ve bunu yapmalısınız. Hepimiz bunu yapmalıyız. Ama korkarım ki, öyle yapmaktan çekiniyoruz. Nedenini, Chavez’in anlayacağını sanmam. Daha önce Bush’a karşı çıktığı gibi, daha önce Chomsky’yi kutladığı gibi tekrar tekrar aynı şeyi yapıyor, söylediklerinin pek az etkisi olduğunu görünce tekrar yapıyor, tekrar yapıyor. Kaybediyor, kaybediyor, kaybediyor, ama sonunda kazanıyor.
Sanırım ki, Chavez o konuşmayı yaparken kendisini düşünmedi, bunlar, sütunlarında ve yorumlarında bana sövüp sayarlar, öyleyse ne Bush’u teşhir edeyim, ne de Chomsky’yi öveyim demedi. Onları küçümsemek durumumu sarsar, iyisi mi bundan sakınayım tutumunda olmadı. (…)
Tersine Chomsky’nin kitabının, üzerinde daha fazla konuşulmayı hakettiğini düşündü. Beni etkileyen de bu oldu. Bundan başkalarınıda da etkilenmesi gerekir diye düşünüyorum. (…)
Chavez ile başka pek çok kimse, hatta soldaki pek çok çoğumuz arasındaki fark Chavez’in kazanmak için didinip duruyor olmasıdır, biz ise bilgiçlik taslayanlara yabancı durmak istemiyoruz, hatta onlarla konuşmak istiyoruz, sevdiğimiz ya da sevebileceğimiz, yahut da bizi sevebilecek bir kimseyi kızdırmaktan kaçınıyoruz. Aykırı gözükmekten, hata yapmaktan, öfkeli gözükmekten ve bağırarak konuşmaktan, kendimizi öyle ifade etmekten, tutkulu davranmaktan uzak duruyoruz. Ama bütün bunları aşmamız lazım.
Bence Chavez’i bir çok kişinin gözünde özel kılan husus yaptığı şeyin inanılmaz derecede özel olmasıdır. O Amerika Birleşik Devletleri’nin sınıfçı, ırkçı, cinsiyetçi ve otoriter liderine karşı sesini yükseltiyor ve onun ahlaksızlığını sergilemek için hiç bir sözünü esirgemiyor, Chavez’i muazzam derece özel kılan budur. O halde, sadece o değil, hepimiz kudrete ve ayrıcalığa karşı ayağa kalkalım, böyle yapmaktan utanmayalım. Havadaki kükürt kokusunu ortadan kaldırmanın bir yanı budur.
Chavez karşı kutupta durmuş, açık seçik ve saldırgan bir üslupla, sınıfçılık karşıtı, ırkçılık karşıtı, cinsiyetçilik karşıtı, otoriterlik karşıtı fikirler dizisine ve onların yazarına arka çıkmıştır. Bu da onu özel yapan bir başka husustur. Biz de öyle yapmalıyız, çünkü değerli fikirleri olan bir çok yetenekli yazarımız var, biz de seferber olmalıyız, dayanışmacı hareketi inşa etmenin gayet olağan olduğunu, Mars’tan gelmediğini ispat etmeliyiz. Bunu öylesine yoğun ve açık bir şekilde yapmalıyız ki, tutumumuz sadece gerçekleri söylemiş olmakla kalmasın, gerçeğin özenli, duyarlı bir şekilde kavranmasına dönüşsün ve neticede gerçeklere dayanmamız bütün insanlığın çıkarlarıyla ve değerli amaçlar için mücadele etmekle bütünleşsin.
Pazarın ve bilgiçlerinin söylediklerini silip atsın…
Sesonline’ın notu: ABD’li yazar Michael Albert‘in yukarıda kısaltılmış halini yayınladığımız makalesi, Venezüela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in -Sesonline’da da yayınladığımız— Birleşmiş Milletler’deki konuşması üzerine kaleme alınmıştır…
Çeviri: Yalçın Yusufoğlu tarafından www.zmag.org/weluser.htm‘dan çevirilmiştir…