latin amerikan haber yorum

05 Oct 2006 için Arşiv

Obrador Cephesi, Oaxaca’nın Savunmasına Katılıyor

Yazan: lahy Ekim 5, 2006

oaxacamoral.jpg

İçişleri Bakanlğı yetkilisi Carlos Abascal Carranza, Oaxaca Halk Meclisi (APPO) ve Öğretmenler sendikası (SNTE)’yi derhal devlet ile anlaşmak için adımlar atmaya çağırdı.

Çarşamba günü Eyalet’den gelen işadamları ve Vali Ruiz’in temsilcileri dahil bir heyetle altı saat görüşen Abascal Carranza resmi bir bildiri okuyarak, toplantıya katılanların , görüş birliği içinde APPO ve SNTE’nin sorunlara barışçı bir çözüm bulunması için görüşme masasına geri dönmesi çağrısında bulunduğunu söyledi.

Carranza, Perşembe günü (bugün) APPO temsilcileri ile bir toplantı yapılacağı açıkladı. Ancak, APPO daha önce bu toplantıyı boykot edeceklerini açıklamıştı.

Diğer bir gelişme de Andres Lopes Obrador’un Ulusal Demokratik Cephesi, Oaxaca halkına karşı girişilmesi mümkün bir saldırıyı önlemek için Oaxaca’ya giderek canlı siperler olarak halkı savunacaklarını açıklaması oldu. Obrador’un bizzat Oaxaca’ya gelerek canlı siper olarak herhangi bir saldırıyı önlemeye çalışacağı açıklandı

APPO liderlerinden Flavio Sosa, deniz kuvvetlerine ait helikopterlerin şehrin üzerinde keşif uçuşları yapmasını ve askeri birliklerin 600.000 kişinin yaşadığı şehre girmek için hazırlanmasını protesto ederek, Çarşamba gününden itibaren şehrin etrafından insanlardan oluşan bir savunma çemberi kuracaklarını açıkladı.

Sosyal Hareketler

 

Yazı kategorisi: Meksika, Sosyal Hareketler | » yorum bırak;

Ortaklaşa Yatırımlar: Venezüella’nın Yabancı Sermaye ile Faustvari Anlaşması

Yazan: lahy Ekim 5, 2006

Steven Mather – Venezuelanalysis.com

Aşağıdaki satırlar Başkan Chavez’in anti emperyalist konuşmalarını dinleyenlere biraz şok yaşatabilir: Venezüella’da kamuya ait petrol firması devlet ve bilinen zenginliklerin sahibi PDVSA, — bu zenginliklerle sosyal programlara fonlar sağladı- geçenlerde emperyalizmim güçleri ile işbirliği içine girdi. Shell, Chevron, BP ve diğer meşhur çok uluslu petrol firmaları ile ortaklaşa girişimler (empresas mixtas) kuruldu. Bundan daha şaşırtıcı olan ise bunun halka ulusal güvenliğin radikal bir şekilde kazanılması ve emperyalizme karşı bir zafer olarak sunulmasıydı. George Orwell ve onun 1984 romanı akla geliyor. Ancak Enerji ve Petrol Bakanı Rafael Ramírez, bu ortak girişimler konusunda: “ Dünyadaki en büyük petrol kaynaklarını emperyalizmin pençelerinden kurtarmaktan başka bir şey yapmadık” dedi.

Doğal olarak, Venezüella solundaki bazı kesimler hükümetlerinin emperyalist güçler ile ortaklıklar kurmasını istemiyorlar. Chávez teslim oldu diyorlar. Aynı firmalar şu anda Bolivya’ya baskı yapıyor ve Irak, Nijerya ve diğer yoksul ülkelerin kaynaklarını çalıyorlar ve hırsız elit kesimler ile birlikte zenginlikleri New York, Londra ve Tokyo marketlerine transfer ediyorlar. Chávez seçilmeden önceki Venezüella gibi gözüküyor. Eleştirenler ortaklaşa işletmelerin fazla bir kamu tartışması ya da petrol sektörü işçileri ile tartışma olmaksızın kurulduğunu belirtiyorlar. Ve Hükümet bunları yolun sonunda 21.inci yüzyıl sosyaizmine ulaşacağı varsayılan Bolivarcı devrimin başarısı gibi sunmak gibi bir cesarete sahip. Onlar yabancı sermayenin sosyalizmin herhangi bir türü ile nasıl ilişkisi olduğunu soruyorlar.

Bu firmalara Chávez, 1992 yılında hapiste iken geldi bu nedenle tümüyle onun hatası değil. Günümüzde hükümetin yaptığı onları davet etmek değil de onların nasıl faaliyet göstereceklerine dair koşulları değiştirmektir. Daha önce faaliyet anlaşmaları vardı, şimdi ise ortak girşimler var. Fakat yine de kulağa hoş gelmiyor. Daha önce servisleri gerçekleştiren firmalar idiler şimdi ise devletin tam anlamıyla ortakları oldular. Egemenliğin ele geçirilmesi mi?

En kötü gelişme ise bunun yalnızca bir başlangıç olması. Bu türden anlaşmaların petrol ve gaz sanayinde gelecek 6 yıl içinde giderek artması bekleniyor.

İşletme Anlaşmalarından Ortak Yatırımlara

Eski işletme anlaşmaları altında, devlet görünüşte kaynakların sahibi iken özel şirket işletmeci olarak kalıyordu. İşletmeciler olarak yatırımlardan , teknik analizlerden ve bir üretim planı yaratmaktan yüzde 100 sorumlu idiler. Teorik olarak egemenlik devletin elinde kalıyordu çünkü PDVSA’nin üretim planını onaylaması gerekiyordu, ancak, pratik de, şirketler devlet yöneticilerinin rüşvetçiliği yüzünden istediklerini yapıyorlardı. Bundan sonra petrol petrolün çıkarılması ile ilgili bir fiyattan devlete verildi. Devlet, o zaman petrolü markette satıyordu.

Günümüz hükümeti çok uluslu firmaların servis işletmecileri olarak tanımlanmasının vergi ödememek için uydurulmuş bir kılıf olduğunu söylüyor. Venezüella’da, petrol sanayi içinde kurumlar vergisi yüzde 66.6 ancak petrol dışı sanayiler için ise yalnızca yüzde 34. IV Cunhuriyetin eski rejimi petrol devlerinin servis işletmecileri olarak kabul ederek yüzde yüzde 34 vergi ödemelerine izin verdi. Şu ana kadar 14 yıl içinde ödemeleri gereken verginin yalnızca yarısını ödediler. Ayrıca işletme anlaşmaları parlamento tarafından hiç bir zaman onaylanmadı, böylece ‘halk’ hiç bir zaman onay vermedi. Bu nedenlerden dolayı günümüz hükümeti, işletme anlaşmaları altında petrol kaynakları üzerinde gerçek bir egemenlik yok idi, diyor.

Hükümet, ortaklaşa işletmeler kurularak rüşvetçi uygulamaları engelleyen ve kontrolü ‘etkili’ bir şekilde devlete bırakan yeni bir ilişki biçimi yarattıklarını söylüyor. Ortaklaşa bir girişim iki ya da daha fazla firma arasında özel bir proje için tek, yeni bir şirket kurulması anlamına geliyor. Shell, Chevron, Repsol ve daha birçokları PDVSA ile bu şekilde anlaşmalar imzaladılar. Anlaşmanın içindeki tarafların herbiri şirket içinde paylarına düşen yatırmı yapıyor ve petrol market fiyatından satıldığı zaman paylarına düşen karı alıyorlar. Bu firmaların harcamalarını düşük tutmalarını sağlıyor. Ancak, PDVSA her zaman ortaklaşa girişimlerde çoğunluk hissessine sahip olacak bu da onların, bütün büyük kararları kontrol etmelerini sağlıyor.

Egemenlik

Ramírez PDVSA’nın çok uluslu firmalar ile ortaklıklar kurarak ülkenin petrol kaynaklarını emperyalizmin pençelerinden kurtardığını iddia etmesi politacıların iyi bir abartması olarak görmek iyi olur. Ayrıca, onun yabancı sermaye ile ortaklıklar kurarak petrol kaynaklarını işleterek bu kaynaklar üzerinde devletin egemenliğini tahsis ettiğini iddia etmesinin hafif bir Orwelyan yanı da vardır.

Soldaki eleştrimenler hükümet egemenlik haklarını çigniyor, diyor. Onlar egemenliği yalnızca kaynaklar üzerinde değil fakat satış sonrası kazanç üzerinde, bunun nasıl kazanılacağı da dahil tam demokratik kontrol olarak görüyorlar. Bunun sağlanması için en azından kaynak ve üretim araçlarına sahip olunmalı ve işletmenin devlet tarafından kazançların nasıl harcanacağı konusunda demokratik bir yetkiye sahip ve en ihtiyaç duyulan alanlara yatırım (tam ulusallaştırma) yapan hükümet adına yapılması gerektiğine inanıyorlar. Bundan daha da ötede, işçilerin petrol sanayinin yönetimine aktif bir şekilde katılmaısnı istiyorlar. Yalnızca kendi çıkarlarını düşünen özel sermaye ulusan petrol kaynaklarına yaklaştırılmamalı. Başka bir deyişle sanayi belli başlı sosyalist ilkeler esas alınarak yönetilmeli.

Göründüğü kadarı ile hükümet ise egemenliği daha esnek bir şekilde yorumluyor. Kendi tanımlamalarında demokratik yetkilere sahip bir hükümetin dogal kaynakları devlet tarafından konulan yasal düzenlemelerin çercevesi içinde özelleştirebileceğine inanıyorlar. Bu çercve vasıtasıyla, devlet kazançları vergilendirir, asgari çalışma koşullarını belirler, üretim kotalarına karar verir, etc. ve devletin kontrolunda kaldığı sürece egemenliğe bir zarar gelmez. Bu, kapitalist ekonomoyi regüle eden liberal demokratik devletin temel bir fonksiyonudur. Ayrıca ortaklaşa işletmelerin üzerinde kurulduğu zemindir. Hükümet’in bakış açısından ortaklaşa işletmelerin akıllı tarafı özel firma her zaman küçük hisseye sahip olacağı için , devletin, teorik olarak, yatırım ve üretim konusunda stratejik karar verici olarak kalmasıdır. Bu anlamda egemenlik yeniden sağlanıyor. Ve göreceli olarak bunlar petrol sanayi içinde küçük bir yer kapsadıkları sürece, hükümetin, egemenlik konusundaki pozisyonu ‘kontrol’ olarak kaldıkça güçlüdür. Ancak, bu eleştirenlerin sorduğu ve hükümetin görmezden geldiği yabancı sermaye’ye neden izin veriyoruz? sorusuna cevap vermek anlamına gelmiyor.

Ve başka bir kuşku daha vardır: Ortaklaşa işletmeler günde yalnızca 550,000 varil petrol üretiyor (günlük üretimin altıda biri), ancak hükümet’in Plan Siembra Petrolera ( 2006-2012 yılları için petrol sanayi startejilk planı) ile üretimin 3′den 5 milyar varil’in üzerine çıkarılması hedefleniyor. Gaz sanayinde de geniş çaplı yatırımlar planlanıyor. Çok uluslu firmalar hali hazırda bu plana katılmaya davet edildi ve devlet bu projelerin bir çoğunda yalnızca yüzde 51 hisseye sahip olacaktır. Bunun sonucu Venezüella petrol sanayinde yabancı sermaye yatırımları önemli miktarda artacaktır. Eğer her anlaşmayı yalnız başına ele alırsak ortaklaşa işletmelerin doğası gereği tehdit edici gözükmüyor. Ancak, yabancı sermaye hep birlikte geri çekilme tehditinde bulunarak ekonomi üzerinde önemli bir baskı yapma potansiyeline sahiptirler.

21inci yüzyıl sosyalizmine doğru bir adım mı?

Eğer hükümet 21.inci yüzyıl sosyalizmi ve yeni bir ekonomi hakkında ciddi ise, neden büyük petrol firmaları ile çalışıyor? ExxonMobil gibi büyük çok uluslu firmaların yeni politika içinde, bu politikanın içinde dayanışma ve adalet felsefesinin temelleridir, önemli aktörler olacağını mi düşünüyorlar?

Özel kapitalist bir firma’nın raison d´être ’si kazançlarını artırmak ve bunun karşılığında, bu geliri ya tüketim için alıp götürmek yada daha fazla kazanç sağlamak için kullanmaktır. Bu böyle gider. Bunu sağlamak için pazardaki diğer firmalarla rekabet halindedirler. Kazançları artırma mantığının anlamı işçi masraflarını en az düzeyde tutmak amacıyla maaşları düşürmek ve işçi çıkarmak için her zaman bir baskının olmasıdır. Bu firmalar ayrıca katı bir hiyerarşiye sahip, bir kaç kişinin verdiği karar herkesi etkiliyor. Gerçekte, Bolivarcı devrimin sahip çıktığı ilkelerin karşıtıdırlar.

Ancak, Bolivarcı devrimin bir süreç olduğunu varsayarsak, en azından geçici bir süre için yabancı sermayeyi ülkeye davet ederek, ulusal ekonomi içinde eksiklik olan alanlarda yatırımlar yapmaları ve uzmanlık getirmelerinin bir mantığı vardır. Bu sayede, yerel sanayi, yabancı şirket ile çalışarak yöneticilik ve teknolojik anlamında bilgi ediniyor ve zaman içinde yabancı sermaye gereksiz hale geliyor. Bazen bunun adına gelişmecilik yada ithalata dayalı sanayileşme diyorlar. Başkan Chavez’in danışmanlarından Heinz Dieterich, geçenlerde, “ Sosyalizmin maddi koşulları bugün mevcut değildir. Bunları demokratik gelişmemizin ( ona göre bu ulusal gelişmenin daha demokratik bir şeklidir) yanı sıra geliştirmemiz gerekiyor” dedi.

Hükümetin muhaleftteki eleştirmenleri yabancı sermayenin halen neden gerekli olduğu konusunda uzmanlık alanındaki eksikliğe dikkat çekiyorlar. 2002′de PDVSA yönetimi, petrol sendikaları liderleri ile işbirliği halinde petrol sanayini durdurarak hükümeti devirmeyi denedi – gerçekte patronların boykotu idi. Sonuçta bu başarısızlıkla sonuçlandı ve 20,000 manajer, mühendis, teknisyen ve işçi faaliyetleri yüzünden işlerinden kovuldular. ‘Uzmanlık’ alanında ki bu boşluğu doldurmak gerekiyor diyorlar.

Ancak ortaklaşa işletmelerin sol eleştirmenleri bu konuda şüphecidirler. Patronların boykotundan sonra işçilerin 20.000 sözde ‘grevci’ sabotaj ve daha kötü eylemlere girişirken sıfırdan sanayiyi yeniden işlettiğine dikkat çekiyorlar. Ayrıca ortaklaşa işletmelerin hali hazırda ispat edilmiş kaynaklar üzerinde kurulduğunu belirtiyorlar. Bunun anlamı yatırımcılar için daha riskli olan petrol sondaj çalışmalarının tamamlanmış olmasıdır. Üretim alanında yatırım kendi başına düşük bir riske sahiptir. Yabancı sermaye neden petrol arama alanında yatırım yapmıyor? Bu bakış açısından ortaklaşa işletmeler hükümetin 14 yıldır Venezüella’yı soyduğunu ilan ettiği firmalara bir hediyesi gibi gözüküyor.

İşçiler için Olasılıklar: Uzlaşmazlık Ufukta mı?

Hükümet hali hazırda petrol sanayisini devlet-işçi ya da özel işletme-işçi yönetimi sınırları dışında kalan stratejik bir sanayi olarak tanımladı. Böylece devlet ve özel işletmelerin ortaklaşa yatırımları ilerici adımlar olarak selamlanırken , işçiler ile ortaklaşa yönetim söz konusu edilmiyor. Açıkçası, petrol Venezüella için stratejiktir. Ülkenin gelirinin geniş bir bölümünü karşılıyor ve bundan dolayı demokratik kontrol altında olmalıdır. Savunma Bakanı Raúl Isaías Baduel, petrol bir ulusal güvenlik sorunudur dedi. Bu nedenden dolayı devlet işçiler dahil herhangi birileri tarafından tehdit edilme konusunda doğal korkulara sahiptir ve patronların 2002 iş durdurma eyleminden söz etmek bunu anlamak için yeterlidir. Ancak, o zaman da işçiler petrol sanayinin çalışmasını sağlayarak hükümete yardım ettiklerini söyleyeceklerdir, ve zaten, işçilere yönetimde bir rol vermek doğrudan işçi yönetimi anlamına da gelmiyor.

Bunun Venezüella için sonuçu ikili ekonomidir. Bir alanda çalışmak, işçilerin denetimi için muhasabe kayıtlarının açık olduğu, karar verme sürecine katıldıkları ve kendi denetimcilerini seçtikleri birlikte-yönetim ve kooperatifler anlamına geliyor. Ancak diğer alanda, ironik olarak, ilk alanın işlemesini sağlayan gelirin aslında üretildiği alanda, geleneksek kapitalist sömürü yapıları korunuyor. Çok uluslu şirketlerin ortaklaşa işletmelerdeki varlıkları işçiler için yalnızca olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Onların Venezüella’lı işçilerin herhangi bir karar verme mekanizmasında yer almalarını kabul edeceklerini düşünmek çok zordur.

İşçi sendikaları ve işçiler ikili ekonominin çelişkileri karşısında kör değildirler. Çok uluslu firmalar ile 25 yıllık anlaşmalar imzalanırken sanayi içindeki işçilerin hükümetten yalnızca sosyalizm ve emperyalizm konusunda nutuklar duymaları gelecek anlaşmazlıkların tohumlarını ekiyor. Yabancı sermaye ile işçiler arasında bir anlaşmazlık durumunda Venezüella’lı işçiler hükümetin kimin tarafını tutacağını merak ediyorlar.

Uluslararası Kısıtlamalar: Uluslararası petrol politikasının gerçekleri ve Chávez’ in çok kutuplu bir dünya arayışı

Ancak, yabancı sermayenin ülkedeki varlığını doğrulayacak bir açıklama vardır: Uluslararası sistem bütün ülkelerin kendi sınırları içinde davranma özgürlüğünü sınırlıyor ve özellikle Venezüella gibi küçük bir ülkenin ulusal politikaları konusunda serttirler. Ayrıca, büyük bir petrol ihracatcısı olmak avantajlı iken, şu an da olduğu gibi, petrol fiyatlarının yüksek olmaısnın anlamı ülkede nakit bolluğudur. Bunun diğer bir anlamı da, ülkenin kendisinden daha güçlü ülkelerle ilişkilerin sorunlu olma eğilimi göstermesidir.

Venezüella’nın en önemli ilişkisi ABD iledir. Washington’da iktidar da bulunan elit kesim normal olarak uysal olan yabancı bir hükümet neo-liberal ekonomik politika yolundan çıktığında ve özellikle izlenen alternatif yol bazı başarılar gösterdiğinde buna sempati ile bakmıyor. Yeni izlenen yol belki ülkenin sınırarı dışına taşarak, bölgede ‘istikrarsızlık’ yaratabilir. Venezüella örneğinde tam olarak olan budur ve bundan dolayı ABD elitleri Chávez’e tahammül edemiyor ve bundan dolayı 2002′de ona karşı darbeyi desteklediler. ABD gerektiği zaman hucüm botlarının diplomasisinin kullanmaktan çekinmez. Belki de, Venezüella’nın şimdiye kadar ABD tarafından gelecek daha ciddi eylemlerden kaçmasının tek nedeni ABD birliklerinin Ortadogu’da onların varlıklarına karşı direnişin içine saplanmış olmalarıdır. Venezüella’dan gelen petrolün aktığı Güney Amerika’da gemilerini karaya oturtmaya dayanamazlar. Ancak onların sevmedikleri hükümetlere karşı tahammüllerinin bir sınırı vardır.

Ve belki de burada yabancı sermaye ile ortaklaşa işletmelerin bir faydası oldu. ABD’nin aldığı petrolün yüzde 12’sini Venezüella’dan satın alınıyor; bu yüzde 12, gerçekte Venezüella petrol üretiminin yarısıdır. İki ülkenin de birbirine ihtiyacı vardır. Ancak, iktidar anlamında hiç de eşit olmayan bir ilişki ve tümüyle güçlü ABD hükümeti onların petrol ihtiyaçlarını garanti edecek (normal olarak yoksul huzursuz yerlilerden) ve çok uluslu tekellere (özellikle ABD kaynaklı) petrol alanlarını işletme hakkı verecek söz dinleyen yabancı liderleri seviyor. Böylece ortaklaşa yatırımlar çelişkili sinyaller yollayarak bazı bakımlardan aslanın uzakta durmasını sağlıyor.

Venezüella hükümeti ayrıca, yalnızca onların ABD pazarına bağımlılığını azaltmakla kalmayacak, fakat, aynı zamanda ABD’nin Latin Amerika üzerinde daha az bir denetime sahip olmasını sağlayacağını ümit ettkleri bir stratejiye sahiptir. Bu nedenden dolayı petrolu başka yerlere de satmaya çalışıyorlar. Özellike Çin gelecek için potansiyel bir pazar olarak görünüyor ve 2012 civarı kadar 1 milyon varile kadar varan bir miktarı ihraç etmeyi düşünüyorlar. Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerin uluslararası alanda güçleri hali hazırda büyüyor. Venezüella bu ülkeleri petrol ve ekonominin diğer alanlarında yatırım yapmaya davet ediyor. Onlar ayrıca, Venezüella’dan Arjantin’e uzanacak ve başka ülklerden geçecek kıtasal petrol boru hattı çalışmlarına dahiller. Diğer kapitalist firmalar gibi onlar da işçilerini sömürecek ve hükümetten alabildiklerinin en fazlasını almaya çalışıcaklar, hükümet, eğer ABD’nin bölgede ki gücünün yok olması sonucunu verirse elde edilecek faydaların uzun vadede olumsuzlukları dengeleyeceğini düşünüyor.

Gelecekte ne olur?

Ortaklaşa işletmeler yalnızca Chávez’in konuşmalarını izleyenlere gerçekleri görme şansı veriyor. Başka yerlerde olduğu gibi, Venezüella’da politikacıların retoriği herzaman gerçekleri yansıtmıyor. Yabancı sermaye maskeli emperyalist güçler gerçekte Venezüella’da ki varlıklarını artıracaklardır ve nerede yabancı sermaye varsa orada, en azından kısa vadede, sosyalizme yakın politikalara daha az yer olacaktır.

Bu gerçekte petrol sanayinin sınırlarını da aşıyor. Durumun aynı olduğu limanlar ve çelik sanayi gibi ağır sanayiler de var. Ancak, günümüz koşullarında, bir paradoks olarak, emperyalizmi güvenli bir mesafe de uzakta tutmak için yabancı sermaye ile Faustyan bir ittifak yapmak belki de gereklidir. Ayrıca, petrol ve gaz sanayileirnin büyümesi içind ebu gerekli olabilir. Ancak dikkatle ele alınmalıdır.

Zaten bu herşeyi temsil etmekten de epey uzaktadır. Petrolden gelen gelirler ekonomi de başka yerlerde epey iyi şeyler yaratıyor. Yalnızca yoksulluğu azaltmakla kalmıyor, ayrıca, toplumların politik bir bilinç geliştirdikleri ve orada sistemin doğasını anlamayı öğrendikleri alanlar yaratıyor. Ve onları etkileyen konularda kendi kararlarını vermek isteyen bu toplumlar hali hazırda devlet bürokrasisi ile savaşıyorlar. Ve ekonominin diğer alanları Venezüella’da ki işçiler ve toplumlar için parlayan bir ışık olarak kalacaktır. Ulusal İşçiler Sendikası (UNT) aracılığı ile ekonominin bütün sektörleri arasında linkler var ve hepsi ülkenin ana gelir kaynağının yönetimi konusunda daha fazla söz sahibi olmak için mücadele ediyor ve tartışıyorlar.

21.inci yüzyıl sosyalizmine giden yolu tartışırken nereye kadar gelindiğne bakmak faydalıdır. Ve bir çok olumlu ve ümitli işaret vardır. Ancak, diğer taraftan bakmak da önemlidir. Gidecek daha ne kadar yolumuz var ve önümüzdeki mücadeleler nelerdir. Ortaklaşa yatırımlar bazı çelişkileri ve süreçin sınırlarını ve halk hareketlerinin karşılaşacağı güçleri gözler önüne seriyor.

Yazı kategorisi: Makaleler, Venezuela | » yorum bırak;

Bolivya’da Muhalefet Kazan Kaldırıyor

Yazan: lahy Ekim 5, 2006

Bolivya’nın dört zengin eyaletinin siyasi temsilcileri, üçte ikiden az bir çoğunlukla kabul edildiği takdirde yeniden yazılmakta olan anayasayı tanımayacaklarını açıkladılar.Aynı zamanda merkezi hükümetten özerklik talebinde bulunan Santa Cruz, Tarija, Beni ve Pando eyaletleri temsilcileri iktidardaki MAS’ın (Sosyalizme Doğru Hareket) anayasal mecliste yasalara aykırı davrandığını iddia ettiler. Santa Cruz Bölgesel Özerklik Hareketi Sekreteri Carlos Dabdoud “yasa dışı ve gayrı meşru yollarla yapılmakta olan bir anayasaya riayet etmemeye karar verdik” şeklinde konuştu. Diğer eyaletlerin liderleri de salt çoğunlukla kabul edilen bir anayasaya meydan okuyacaklarını bildirdiler.

Geçtiğimiz Cuma günü “Anayasal Meclis yeni bir anayasa metni yazma ve yeni bir Bolivya devleti oluşturma konusunda mutlak yetkiye sahiptir.” şeklindeki ilk madde taslağı yüzde 65 çoğunlukla meclisten geçti. Bunun üzerine sağcı muhaliflerden gelen tepkilerle ilgili demeç veren Başkanlık Sözcüsü Alex Contreras “bu tür tehditlerin” meclis çalışmalarını başarısızlığa uğratma amacında olduğunu belirtti.

Morales hükümeti görevi devraldıktan bir süre sonra anayasayı yeniden yazacaklarını ve “İspanyol sömürgeciliğinin bir kalıntısı” olarak nitelendirdikleri devlet yapısını bütünüyle dönüştüreceklerini açıklamıştı. Bu amaçla kurulan ve bir yıl içerisinde yeni bir anayasa yazacak olan Anayasal Meclis’te 255 sandalyeden 134’ü MAS’ın elinde bulunuyor. Muhalefet anayasanın her maddesinin en az üçte iki çoğunluk tarafından kabul edilmesi gerektiğini savunurken, MAS ve müttefikleri sıradan maddelerin salt çoğunlukla geçmesini üçte iki çoğunluğun sadece kapsamlı maddeler ve nihai metin için gerekli olmasını savunuyorlar.

Morales daha önce “beyaz oligarklar” olarak adlandırdığı muhaliflerin ülkenin halkçı değerler temelinde yeniden kurulmasına karşı çıktıklarını belirtmişti. Muhalefetten gelen son açıklamalarla birlikte ülkedeki siyasi gerilimin daha da artması bekleniyor. (SOL)

Yazı kategorisi: Bolivya, Genel Haberler | » yorum bırak;

FARC Rehineleri Vermeye Hazır

Yazan: lahy Ekim 5, 2006

Kolombiya’nın en büyük gerilla ordusu FARC, rehine ve tutuklu değişimi için, hükümetten iki belediyenin askerden arındırılmasının resmileştirilmesini istedi. Devlet Başkanı Alvaro Uribe’nin perşembe günü insani değişim için iki belediyenin askersizleştirileceği açıklamasından sonra FARC, konuya ilişkin ilk resmi açıklamasını yaptı. FARC’ın iki numaralı ismi Raul Reyes, Colprensa haber ajansına verdiği mülakatta, tutuklu gerillalar ile rehineler arasında değişimin bir an önce gerçekleşmesini istedi. Reyes, değişim için çok zaman kaybedildiğini belirterek, Devlet Başkanı Uribe’den ülkenin güneybatısındaki Florida ve Pradera belediyelerinden askerlerin geri çekilmesini resmileştirmesini istedi. Reyes ayrıca bu alanlarda yapılacak görüşmelerden önce gerillaların sözkonusu bölgede denetleme yapacağının altını çizdi. Reyes, ‘Şimdi alınan karar dört yıl önce alınmış olsaydı, bunca ölümden, ailelerin bunca acısından kaçınılabilirdi’ dedi. Kararın henüz teyit edilmediğini de belirten Reyes, ‘Bunun için hazırız diyoruz’ şeklinde konuştu. Raul Reyes, daha önce de insani değişim için Pradera ve Florida’nın askersizleştirilmesinin şart olduğunu defalarca açıklamıştı. Fransa, İsviçre ve İspanya görüşmeler için uluslararası kontrol altında bir bölgenin askersizleştirilmesi önerisinde bulunmuştu.

2002′den beri rehinler

Geçtiğimiz 24 Eylül Pazar günü FARC, Nisan 2002′den beri rehin aldığı 12 Kolombiyalı milletvekilinin 8 Ağustos’ta filme alınmış görüntülerini yaşadıklarına dair kanıt olarak yayınladı. 17 bin militanı ile ülkenin en büyük gerilla gücü olan FARC, dört yıldan beri devlet başkanı Alvaro Uribe ile kamuoyu ve medya yolu ile görüşmelerde bulunuyor. Uribe geçtiğimiz 28 Mayıs’ta yeniden devlet başkanlığına seçilmişti.

FARC, tutuklu bulunan 500 gerillasına karşılık 58 rehineyi teslim etmeyi öneriyor. Bunlar arasında 3 Amerikalı ve 23 Şubat 2002′te kaçırılan eski başkanlık seçimleri adayı 44 yaşındaki Ingrid Betancourt da bulunuyor. Uribe iktidara geldiğinde gerillalara karşı sertlik politikası yürüteceği sözünü vermişti. 40 yılı aşkındır süren sivil savaşta 2 bini aşkın kişi FARC tarafından rehin alındı. BOGOTA – ANF-Özgür Gündem

Yazı kategorisi: Genel Haberler, Kolombiya | » yorum bırak;

Küba Tartışması İstifa Getirdi

Yazan: lahy Ekim 5, 2006

Florida’da bir gazetenin yayıncısı, Küba aleyhtarı bir kuruluştan kendilerine ödeme yapılan bir grup gazeteciyi protesto amacıyla istifa etti.

Küba ve Amerikan bayrakları

Miami’nin ‘Küçük Havana’ semtinde Küba’dan kaçmış çok sayıda Castro karşıtı var

Miami Herald gazetesinin yayıncısı, Küba aleyhtarı bir yayın kuruluşundan para aldıkları tespit edilen gazetenin bir grup yazarının işten temelli çıkarılmaları gerektiğini savunuyor.

Üç gazetecinin yeniden aynı gazetede yazmaya başlamasını, yayıncı Jesus Diaz, istifa ederek protesto etti.

Sözkonusu üç gazeteci Amerikan hükümetine bağlı olan ve Castro yönetimi aleyhinde yayın yapan bir kuruluştan para aldıkları gerekçesiyle geçen ay gazeteden atılmışlardı.

Fakat gazetede yeniden çalışmalarına izin verilmesi üzerine yayıncı Jesus Diaz, Miami Herald’dan istifa etmeye karar verdiğini duyurdu.

Diaz, üç gazetecinin meslek ahlakını çiğnediğini belirterek, görevini aynı çatı altında sürdüremeyeceğini açıkladı.

Muhabirler, sözkonusu gazetecilerin Florida’da yaşayan sürgündeki Kübalıların gazeteye baskısı nedeniyle yeniden işe alınmış olabileceğini düşünüyor.(BBC)

 

Yazı kategorisi: Genel Haberler, Küba | » yorum bırak;

Küba’nın Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal ile Mülakat

Yazan: lahy Ekim 5, 2006

‘Adil bir dünya için mücadele’

Bülent Özçelik

Küba’nın Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal, Fidel Castro’nun sağlığının iyiye gittiğini bildirerek, “İyileşip işinin başına geçmesini bekliyoruz” dedi. ABD’nin Küba’ya yönelik planlarını hatırlatan Abascal, “Küba halkı onlara boyun eğmeyecek” dedi.

Fidel Castro’nun sağlığıyla ilgili son durum nedir?

Fidel iyileşiyor. Çok olumlu bir dinlenme döneminde bulunuyor. Hızlı bir şekilde iyileşerek, işinin başına geçmesini bekliyoruz. Hastalığının en önemli kısmı ameliyattı. 80 yaşında birisi için zor bir ameliyattı, ama atlatıldı ve iyileşme var. Verdiği kiloların bir kısmını aldı. Rahatça ayakta duruyor ve yürüyor. Kendisiyle yapılmış bir röportajdan oluşan bir kitap üzerine çalıştı bu dönemde. Sekiz dile çevrilen ve çok geniş yankı uyandıran bir kitap. Bu yıl sonuna doğru kitabın Türkçe olarak yayımlanmasını da sağlayacağız.

Castro’nun rahatsızlığını fırsat bilen ABD, Küba’da “rejim değişikliği” planlarını yeniden gündeme getirdi. Bu planları nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD uzun yıllardır Küba’da istediği gibi bir yönetim kurmak arzusu içinde. Son dönemde Küba’ya yönelik bir belge hazırladılar ve bunu kamuoyuna duyurdular. Bunu dikkate almak lazım, çünkü silahlı güce sahipler ve yaptıkları büyük yanlışlardan çok fazla insan etkileniyor. Belge içerisindeki bazı maddeler açıklanmadı, bunların gizli maddeler olduğu söylendi. Zaten tehlike de o maddelerde gizli. Bu maddelerin açıklanmasını talep ediyoruz. Bu talebimize karşılık, ulusal güvenlik nedenlerinden ötürü açıklamayacaklarını söylüyorlar. Biz de soruyoruz elbette; ne içeriyor da böyle gizleniyor? Küba’ya karşı askeri bir müdahale mi içeriyor? Dünyadaki tüm dostlarımızdan bunların açıklanması talebini dile getirmelerini istiyoruz.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın söylediği bir söz var: “İlk olarak 80 milyon dolarlık bir bütçe tahsis edilecek” diyor. Bunu da Küba’ya “demokrasiyi getirmek” için yaptıklarını söylüyor. Bu şu anlama geliyor: Küba’daki gazetecilere Küba aleyhine haber yazmaları için para verecekler. 45 yılı aşkın süredir Küba’daki devrimi yıkmaya çalışıyorlar. Bunu başaracaklarına o kadar çok inanıyorlar ki, hayallere kapılıyorlar. Ellerinden gelebilecek her şeyi yaptılar. Terörist saldırılar, müdahaleler, ekonomik ablukalar, paralı askerler tarafından geliştirilen işgaller, nükleer savaşla tehdit etmeler… ABD’den gelebilecek her türlü tehdide karşı hazırız. Belki Küba’yı askeri kuvvetleriyle yenebilirler. Ama Küba’yı hiçbir zaman işgal edip, istedikleri gibi bir ülke haline getiremeyecekler. Küba halkı onlara boyun eğmeyecek.

Siz yıllarca Ortadoğu’da çalıştınız. Bu bölgedeki mücadele ve Latin Amerika’daki mücadelenin birleşme olanakları nelerdir?

Küba’da geçen hafta gerçekleştirilen Bağlantısızlar Hareketi zirvesinde alınan önemli kararların biri, ABD ve büyük güçlerin diğer ülkelere müdahalelerine karşı ortak bir tutum sergilemesine yönelikti. Bu çerçevede Latin Amerika ülkeleri olarak hem Ortadoğu ülkeleri, hem Afrika ülkeleriyle bir koordinasyon içerisindeyiz. İnsanlar artık ekonomik sömürgeleşmeden, savaş ve silahlı kuvetlerle bazı çözümlerin empoze edilmesinden yoruldular. Daha adil bir dünya talebiyle, üçüncü dünya ülkeleri arasında şimdiye kadar oluşmayan kuvvetli bir birlik oluşuyor. Bu yönde duyulan istek Havana’daki Bağlantısızlar Hareketi zirvesinde kendini göstermiştir. Küba önümüzdeki üç yıl boyunca bu hareketin liderliğini üstlendiği için bu konuda elinden geleni yapacaktır.

Bağlantısızlar Hareketi emperyalizme karşı mücadelenin merkezi olabilir mi?

Hâlâ çok çalışmamız gerekiyor. Ülkelerin özel durumlarından dolayı hâlâ birlikte hareket için yapılması gereken çok şey var. Fakat belli başlı maddelerin gerçekleştirilmesi konusunda konsensüs sağlandı. BM’nin demokratikleştirilmesi için çalışmak, ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı müdahaleleri önlemek, ülkelerin egemenliklerinin kabul edilmesi gibi talepler, ekonomik işbirliği ve ulusal bağımsızlık ile ilgili kesin hedefler taşımakta.
Ortadoğu’da siyasal İslam’ın yükselişini görüyoruz. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Sömürgeye, suiistimale ve işgale karşı; özgürlük, adalet, bağımsızlık, daha iyi bir dünya ve insan onurunu korumak için mücadele vermek başlıca ilke diye düşünüyorum. Bu konunun tek tek dini gruplar çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu prensipler çerçevesinde verilecek mücadelede herkes bir araya gelip, güçlerini birleştirebilir; birleştirmelidir de.

Küba’nın Latin Amerika’daki diğer ülkelerle ilişkileri ne durumda?

ABD uzun yıllar boyunca Latin Amerika ülkeleri üzerinde çok büyük etkiye sahipti. Bazı Latin Amerika ülkelerinin Küba ile ilişkilerini kesmesi için politikalar yürüttü. Ama bu dönem geride kaldı. Küba’nın bugün tüm Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri var. Özellikle Küba-Venezüella ilişkileri diğer ülkelere örnek gösterilebilecek düzeyde. Pek çok alanda işbirliği anlaşmaları imzalandı. Bolivya ile de çok yakın ilişkilerimiz var. Halk cephesinden, soldan gelen bir başkan seçildi. Orada hastaneler kuruluyor, doktorlarımız oraya gidiyor. 2 bin doktorumuz orada gönüllü olarak çalışıyor. Özellikle eğitim ve sağlık alanlarındaki ortak çalışmaları tüm kıtaya yaymaya çalışıyoruz. Küba’da geliştirdiğimiz okuma yazma öğretimi metoduyla, kıtada yüzbinlerce insan kısa sürede okuma yazma öğrendi. Bu ülkelerde kurulan hastanelerde ve Küba’da yüzbinlerce hasta tedavi ediliyor. “Mucize operasyon” adını verdiğimiz bir operasyonla görme sorunu yaşayan ve tedavi olma umudunu yitirmiş, buna maddi gücü yetmeyecek yüzbinlerce insan, ücretsiz tedavi edildi. Bunun toplumsal etkisi büyük oldu.

Fidel’in kardeşi Raul Castro’nun başkanlık yetkilerini devralmasından sonra bazı kesimler “hanedan” benzetmesi yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Raul Castro Küba’da devletin başındaki ikinci adamdır. Küba Anayasası, “Başkan bir süreliğine görevlerini yerine getiremeyecek olursa, onun yerine ikinci başkan geçer” diyor. Raul Castro, partinin de ikinci Genel Sekreteri’dir. Bunlar Castro’nun kardeşi olmasından kaynaklanmıyor. Raul Castro neredeyse çocuk yaşta mücadeleye atılmış birisi. Fidel ile birlikte 26 Temmuz Hareketi’ni yaratanlardandır. Moncada Kışlası baskınını gerçekleştiren grubun başında yer almış, Fidel ve diğer arkadaşlarıyla birlikte hapse mahkum edilmiş, sürgüne gönderilmiştir. Sierra Maestro’daki gerilla mücadelesine katılmak için Granma teknesiyle Küba’ya gelenler arasındadır, gerilla mücadelesinin önemli isimlerinden biridir. Uzun yıllar Savunma Bakanlığı yapmıştır. Mütevazi bir insan olmasının yanında yetenekli bir komutandır. Zamanı gelince başkanlığa geçebilecek kuvvettedir. “Hanedan” benzetmesi aptalca ama kasıtlı bir spekülasyondan ibarettir.

Ortadoğu ülkeleriyle Latin Amerika ülkeleri arasındaki ilişkiler ne durumda?

Ülkeler arasında iyi ilişkiler var. Bir dizi sorun karşısında ortak bir tutum sergileniyor. Sadece Latin Amerika ile Ortadoğu arasında değil; Afrika ve diğer kıtalardan ülkeler de Küba ve Venezüella’nın politikalarına yakın duruyor ve işbirliğine girmek istiyorlar. Bu da iki ülke arasındaki ilişkinin dünyaya bir etkisi olduğunu gösteriyor. ABD karşıtı büyük bir muhalefet var. Bu ülkeler güçlerini birleştirdikleri taktirde dünyada büyük bir güç olabilirler.

Küba her yıl BM’de ABD ablukasının son bulması için karar aldırmaya çalışıyor. Son karar tasarısı 181 ülke tarafından onaylandı. Sadece ABD, İsrail ve birkaç ada devleti ret oyu verdi. Bu da çok fazla ülkeyle aynı paydada buluştuğumuzu gösteriyor. Böylesi bir birlik gerçekleşirse bunun siyasal gücü de yadsınamayacak kadar büyük olur.

İsrail’in Ortadoğu’daki son saldırıları konusunda neler söyleyeceksiniz?

Küba, İsrail’in Arap ülkelerine saldırılarını kınamakta ve mahkum etmektedir. Son olarak Lübnan’a yapılan saldırı affedilmeyecek bir felaket ve hatadır. Her gün Filistin halkına karşı suç işliyorlar. BM’nin Ortadoğu’daki sorunların çözümüne yönelik pek çok kararı var. İsrail, ABD’nin desteğiyle bunları uygulamıyor. Filistin sorununun çözümü Ortadoğu’daki diğer sorunların çözümü açısından da büyük önem taşıyor. İsrail ABD’nin koruma ve desteği altında yasadışı bir şekilde işgal ettiği topraklardan ayrılmak istemiyor. İkiyüzlü birçok Avrupa ülkesinin de suç ortaklığı var. Terörizm ve şiddetten, insan hakları ihlallerinden bahsedip duruyorlar. Oysa ki gerçekte bunları yerine getirmeyen kendileri. Bu konuda samimi olsalar, İsrail’in insan hakları ihlallerine göz yummazlardı.

Sizin Küba devrimine katılmanız nasıl oldu?

Ben Küba devriminin diplomatıyım. Bizler devrimci diplomatlarız. Devrimden önce Fulgencio Batista diktatörlüğünün yıkılması için verilen mücadelede yer aldım. Devrimin zaferinden sonra Küba’ya karşı geliştirilen çeşitli saldırılara karşı, Küba’yı savunmak için de bazı mücadelelerde yer aldım. Mesela 1961 yılındaki Domuzlar Körfezi çıkarmasında asker olarak bulundum. Birçok Kübalı, devrimi savunmak için askeri eğitim almıştır. Zaten Küba’nın savunulması, halkının büyük bölümünün askeri eğtimi almış olmasına dayanmaktadır (evrensel)

Yazı kategorisi: Genel Haberler, Küba | » yorum bırak;