latin amerikan haber yorum

10 Oct 2006 için Arşiv

Huanuni Kurbanlarının Aileleri Sorumlu Bakanları Dava Ediyor

Yazan: lahy Ekim 10, 2006

huanunideath.jpg

Huanuni’de ölen madencilerin akrabaları Başkan Yarıdımcısı Alvaro Garcia Linera, bakanlar Alicia Muñoz, Walker San Miguel, Alex Gálvez ve eski bakan Walter Villarroel’e karşı Bolivya Anayasası’nı ihlal ettikleri ve sekiz aydır bir olay çıkacaını bildikleri halde tedbir almadıkları gerekçesiyle dava açmaya hazırlanıyorlar.

17 kişi’nin hayatını kaybettiği olaylar sonrasında başlayacağı ilan edilen hükümet ve diğer sektörler arasındaki görüşmeler halen başlamadı.

Başkan yardımcısı’nın uyarıları kulak ardı ederek bölgeye güvenlik güçlerini zamanında sevk etmediği , Bakan Alicia Muñoz’un yerel polis şefine bölgede ki güvenliği sağlaması için bir emir vermediği, kadın ve çocukların güvenliğini sağlamadığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanı Alex Gálvez Mamani’nin Kooperatistalar Müdürlüğü vasıtasıyla çıkan olayları önlemek ve Huanuni’nin savunmasız halkını korumak için hiç bir tedbir almadığı, Hükümet görevlilerinin Bolivya Maden kuruluşu COMİBOL’u destekleyip yatırım yapmak yerine bunun tersine yaparak, Kooperatistları desteklediği ve böylece Devlet’in ekonomik çıkarlarını hiçe saydıkları iddia ediliyor.

Kurbanların aileleri, Walter Villarroel’in bakanlıktan kovulmasının yeterli olmadığı diğer 4 bakanında görevden alınması gerektiğini söylüyorlar.

Kooperatistalara 130 milyon dolar verildi

Bolivya Madenciler Sendikası(FMSTB) ana sekreteri kooperatista sektüre bugüne kadar hükümetlerin 130 milyon dolar yardım sağladığını söyledi. Sendika kooparatistların saldırıları sırasında görülen keskin nişancıları kimin yolladığının, askeir üniforma giyen sivillerin olup olmadığının ve Huanuni’ye neden etkili bir polis kuvveti yollanmadığının tespit edilmesini istiyor.

Geçen hafta bir açıklama yapan Bolivya İşçi sendikaları merkez (COB) Evo Morales ve bakanlara karşı dava açacaklarını açıklamıştı.

Bir açıklama yapan Maden bakanı Huanuni madenlerinde iki milyon dolarlık hasar meydana geldiğini açıkladı.

Morales: ‘’ Hükümette, En Kötü Günlerimi Yaşadım’’ 8 Ekim 2006

COB Üyesi Sendikacılar Polis Saldırısına Uğradı 7 Ekim 2006
Morales, Maden Bakanını Görevden Aldı 7 Ekim 2006

Huanuni Madenine Saldırı: 21 ölü, 57 yaralı 6 Ekim 2006

Yazı kategorisi: Bolivya | » yorum bırak;

Oaxaca’lı Öğretmenler Uzun Yürüyüşlerini Tamamladı

Yazan: lahy Ekim 10, 2006

oaxacamarch3.jpg

Sayıları 4.000′ini bulan eylemci ve öğretmen 18 gün önce, Oaxaca’dan başlattıkları 500 km yürüyüşü dün tamamladı.

Yürüyüşe katılanlar yolsuzluk ve baskıcı bir rejim uygulamakla suçladıkları Vali Ulises Ruiz’in istifasını talep ediyorlar.

Meksika’nın başşehri Mexico City’ e varan Oaxaca’lı öğretmenler ve Halk meclisi(APPO) üyeleri hükümetten Vali Ruiz’in görevden alınmasını isteyecek ve Oaxaca’da krizin çözülmesi için hükümete yeni bir teklif sunacaklar.

” Öğretmenler savaşıyor ve öğretiyor” yazılı pankarlar taşıyan yürüyüşçüler halk tarafından sevgi ile karşılandı ve yol boyunca sık sık alkışlandı.

Öğretmenlerden Alicia Hernandez, ” Vali Ruiz görevden ayrılana kadar başkentte kalacağız çünkü onun ayrılışının Oaxaca’yı yönetmeye soyunan politik kesimlere iyi bir mesaj vereceğni düşünüyoruz.” dedi.

Binlerce öğretmen ve destekçileri Meksika senatosu’nun önüne gelerek beklemeye başladı. Öğretmenler ücret artışı ve çalışma koşullarının düzelmesini talep ederken bölge hükümeti’nin uyguladığı baskıcı yöntemleri red ediyorlar.

Öğretmenlerin liderleri ve Oaxaca Halk Meclisi (APPO) temsilcileri İçişleri Bakanlığı sekreterlerinden Carlos Abascal’ yeni bir temsil önerisi sundu. Temsilciler, Abascal’ın hükümet adına sunduğu teklifi üç gün önce red etmişti.

Öğretmenlerden Felix Hilario, ” Vali Ulises Ruiz, iktidardan ayrılmak istemiyor akrabalarına kamu işlerinde gereksiz imtiyazlar tanıdı ve bize karşı da son derece gereksiz bir şekilde, pasif ve yasal bir gösteriyi bastırmak için polis yolladı.” dedi.

22 Mayıs’da greve giden öğretmenler 14 Haziran’da binlerce polisin saldırısna uğramıştı.

Oaxaca Halkının Uzun Yürüyüşü Sürüyor

Yürüyüş videosu için link

Oaxaca Halkı’nın Başkente Uzun Yürüyüşü Başladı

 

Yazı kategorisi: Genel Haberler, Meksika, Sosyal Hareketler | » yorum bırak;

Bolivya Devrimi’nin İlk Dokuz Ayı

Yazan: lahy Ekim 10, 2006

Jim Shultz

Evo Morales’in geçen ocak ayında Bolivya devlet başkanlığını devralması heyecanlı ve umut verici oldu. Tiahuanaco’da 1000 yıllık İnka öncesi yıkıntıların tepesinde duran Morales’in başkanlığını 500 yıldan beri ilk defa yüksek yaylaların yerli topluluk liderleri onayladı. Bolivya Kongresi’ndeki resmi yemin törenine ise Şili’den Slovenya’ya kadar on iki devlet başkanı katıldı. Başkan’ın giydiği kırmızı-mavili kazağının kopyaları internet mağazalarında satışa sunuldu. Morales’in resmi Washington Post gazetesinin ön sayfasında yayınlandı. “Evo çılgınlığı” bütün dünyaya yayıldı.

O zamandan beri, turizm endüstrisi, Bolivya’ya akın eden, And Dağları’nda yeni yeşeren halk demokrasisi dedikleri şeyi yakından incelemek isteyen film yapımcıları, gazeteciler, akademisyenler, devrim arayanlar sayesinde çok gelişti. Bu kişiler, eğer gözleri açık, dikkatle bakarlarsa ekonomi ve politikanın uzun yıllar kenara ittiği kitlelerde büyük umutlar yaratan bir hükümeti görebilirler. Aynı zamanda hayal edilen umutları bir devleti yönetme gerçeğine döndürmenin ne kadar zor olduğunu da öğrenirler.

Morales geçen aralıkta yıllarca görülmemiş bir farkla başkanlık seçimini kazanınca, Bolivyalılara verdiği, yerine getirilmesi gerek, iki vaadi vardı. Birincisi ülkenin doğal kaynaklarını -doğalgazdan suya kadar- özelleştiren, yabancı firmalara veren 20 yıllık serbest piyasa ekonomisi reformlarının hızla geriye çevrilmesi, ikincisi ise ülkenin anayasa ve temel yasalarını yeniden yazacak Kurucu Meclis’in kurulması idi. Verilen bu iki söz, bugün, Morales’in tarihi başkanlığının hem verdiği umudu hem de muhalefeti yenebilmenin zorluğunu gösteriyor.

“Doğalgaz Bolivyalıların Malıdır”

Evo Morales 1 Mayıs’ta, eski başkanlardan birinin altmış yıl önce asılarak öldürüldüğü lamba direğinin tam karşısında bulunan Başkanlık Sarayı’nın balkonuna çıkıp aşağıda toplanan halk yığınına seslendi. Kendisini alkışlayan halka on yıl önce özelleştirilerek Enron gibi şirketlere verilen doğalgaz kaynaklarını kamulaştıran Başkanlık Kararını açıkladı. “Beş yüzyıldır doğal kaynaklarımız yağmalandı” dedi, “bu sona ermeli”. Ve reklam olsun diye de petrol yataklarını “korumaları” için asker gönderdi.

CNN kameralarının hemen ardından askerlerin de uzaklaşmasına, Petrol Kararnamesi’nin beklenenden çok daha ılımlı olmasına rağmen, yabancı basın hemen yaygaraya başladı. Belli başlı haber ajansları Bolivya yabancı varlıklara “el koydu” diye yazdı. Yabancı analistler “Morales, Castro ve Chavez’in oyuna geldi” diye fikir yürüttüler ve yabancı sermayenin Bolivya’dan kaçacağını ileri sürdüler.

Gerçekte ise Morales’in kararı tipik, klasik bir “kamulaştırma” değildi. Benim mahallede oturan taksi şoförü Enrique’in sonradan bana söylediği gibi, “Bu kamulaştırma değil. Öyle olsaydı şirketler hala burada çalışamazdı. Ama zararı yok. Onlarla pazarlık yapmak gerek. Eğer hemen kovarsak bize dava açarlar”.

Yeni planın üç ana noktası vardı: Geçmiş hükümetlerin yabancı şirketlere verdiği şirket kontrol hisselerinin geri alınacağını açıklamak, yabancı petrol şirketleriyle yeni kontrat pazarlığını başlatmak ve yabancı petrol şirketlerin vergisini çok yükseltmek. Nobel ekonomi ödüllü Joseph Stiglitz planı desteklemek için Bolivya’ya geldi ve planın çok “adil” olduğunu söyledi.

Ama aradan beş ay geçtikten sonra, gaz planı zor durumda. Bir bakıma, halkın desteği devam ediyor ve daha geçen hafta devlet hazinesi bir Fransız şirketinden yeni vergi düzenlemesiyle 32 milyon topladı. Ama diğer taraftan, hükümet geçenlerde, yeni kurulan kamu gaz şirketinin, fonda yeterli para olmadığından, şirket hisselerinin satın alımını yavaşlatacağını açıkladı. Ve o şirketin müdürü ve Ulusal Gaz Bakanı -ülkenin en önemli iki gaz yetkilisi- beceriksizlik ve skandalla suçlanınca, istifa etti.

Bu yeni hükümetin karşı karşıya olduğu en büyük iki sorun para ve beceri eksikliği.

Bolivya’nın umudu, çoğu paraya bağlı vaatlere dayanıyor -eğitim sisteminin iyileştirilmesi, yeni iş sahalarının yaratılması ve yoksulların temiz su gibi temel gereksinmelerinin karşılanması.

Gaz karından devlet payını yükseltmenin amacı ülkenin yoksulluğunu gidermek için para sağlamak ama bekleme süresi uzuyor.

Yeni hükümetin yapmayı umdukları ile gerçekleştirebilme kapasitesi arasında derin uçurumlar var. Geçen ocak ayında dış ticaret anlaşmalarında pazarlık yapacak bir heyet kurmaya çalışan yüksek dereceli görevlilerin toplantısına katıldım. Hükümetin önünde, hiçbiri iyi olmayan, iki seçenek vardı: “her şeyin çözümü serbest ticaret” politikasını benimsemiş, iyi eğitim görmüş seçkinler yahut da daha olumlu ticaret anlaşmaları isteyen ama konularda ön bilgileri olmayan yenilikçiler.

Açıklamak gerek, yeni hükümette mükemmel ve becerikli birçok kişi de var ama işleri başlarından aşkın. Geçen gün Su İşleri Bakanlığının başında olan bir tanıdığımla yemek yedim. Ocak başından beri beş yıl daha yaşlanmışa benziyordu. Hükümet etmek toplumsal hareket örgütlemekten daha başka beceriler istiyor ve Morales ve ekipleri yeni duruma ayak uydurmaya uğraşıyor.

Ulusal Magna Karta’yı Yeniden Yazmak

Bolivyalılar 2 Temmuz’da yeniden başka bir sandık başına, bu sefer yeni anayasayı yazacak olan Kurucu Meclis’e delege seçmek için gitti. Ve bu sefer de Morales’in Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) Partisi oyların büyük çoğunluğunu aldı, %55 ile en yakın rakibinin aldığının iki misli oy. Ama meclis toplantılara başlayınca, meclisin nasıl çalışacağı üzerine çıkan anlaşmazlıklar, Bolivya’da derin politika ayrılıklarını yüz üstüne çıkardı. İki hafta önce hükümete karşı, Morales’in geçmiş hükümetlere karşı örgütlediği protestolara benzer protestolar yapıldı.

8 Eylül’de 8 sivil örgüt Bolivya’nın dokuz eyaletinin dördünde bir günlük grev ve yol kapatma eylemi örgütledi. Kullandıkları sloganlar MAS ve Morales’in muhaliflere karşı kaba kuvvet kullanmak istediği idi. Konunun özü yöntem ile ilgili bir sorundu. MAS yeni anayasanın son şeklinin onayı için oyların üçte ikisinin gerekli olduğunu kabul etmekle beraber (oyların üçte ikisine erişilmesi, bazı muhalif oyların da olumlu olmasını gerektiriyor), konuşmalar sırasında alınacak kararlar için basit çoğunluğun yeterli olduğunu savunuyordu (Morales yandaşlarının oyları yeterli).

Sayılar üzerine kopan fırtına ve ülkenin yarısında işlerin durdurulması nelerin tehlikede olduğunu gösteriyor. Toprak reformundan gazda daha radikal bir kamulaştırmaya kadar her şey engellenebilir ve ilgililer bunun farkında.

Gelecekte İç Savaş mı Yoksa Kavgalı Gürültülü Pazarlık mı?

Morales’in yerli ve yabancı karşıtları yeni başkanın ülkeyi kargaşaya doğru sürüklediği yönünde uyarı yapıyor. Ama şimdi olanlar gerçekten bu mu?

Bugün Bolivya’da asıl konu ülkenin hangi politikayı ve ekonomiyi uygulaması gerektiği değil. Asıl konu ülkenin tarihinde bugünün anlamı nedir, ne gibi değişiklikler getirecek. Onlarca yıldır iktidarı ellerinde tutan Bolivya seçkinleri Morales’in başkanlığını geçici bir dönem olarak görüyor- “Evet, şu anda sıra sende. Biraz değişiklik yap ama fazla ileri gitme.”

Morales ve yandaşlarının ise görüşü başka. Onlar bu anı, aynı 1994 yılında Nelson Mandela ve ANC’nin Güney Afrika’da dizginleri ele geçirmesine benzetiyor – yeni bir anayasa, ellerinde yeni bir güç, yeni bir ulus.

Yeni bir ulus yaratmayı başarabilirler ama, Güney Afrika’da olduğu gibi, işleri beklediklerinden çok daha çetin. Düşündüklerinden çok daha fazla ödün vermek zorunda kalacaklar. Hayal ettiklerinden çok daha fazla hükmetmenin günlük zorluklarıyla savaşmak zorunda olacaklar. Alçak gönüllü olmaları ve özden derin düşünmeleri gerekecek. İster yabancı yatırımcılarla ister yerel karşıtlarıyla olsun, devamlı pazarlık görevlerinin bir parçası olacak.

Morales, Tiahuanaco’da yemin töreninden sonra yurttaşlarına, “Biz insanız, hatalarımız olacak, ama olduğu zaman bizi uyarın, doğru yolu gösterin çünkü yurdumuza asla ihanet etmeyeceğiz”, dedi. Halkın %60’dan fazlası Morales’i hala destekliyor. Gelecek aylar, Morales’in bu destekten yaralanıp yararlanmadığını, bunu Bolivyalıların beklentilerini gerçekleştirmek için nasıl kullandığını gösterecek.

The Democracy Center, Cochabamba (Cochabamba Demokrasi Merkezi)

20 Eylül, 2006

[Emine Kunter tarafından Latinbilgi.Net için çevrilmiştir]

Yazı kategorisi: Bolivya, Makaleler | » yorum bırak;

“ABD Küba’ya 47 Yıldır Soykırım Uyguluyor”

Yazan: lahy Ekim 10, 2006

Kübalı oyuncu, ICAP Başkanı Sergio anlatıyor: “ABD 47 yıldır suç işliyor. Abluka bir soykırım çabası. Bir ülkeyi açlığa, hastalığa, umutsuzluğa sürüklüyor. Küba’yla ilgili objektif haber yapmak isteyen gazetecilere Küba’yı ziyaret etmelerini öneririm.”


BİA Haber Merkezi
09/10/2006    Tolga KORKUT


BİA (İstanbul) – Küba Uluslararası Halklarla Dostluk Enstitüsü’nün (İspanyolcasının baş harfleriyle ICAP) Başkanı ve milletvekili Sergio Corrieri Hernandez‘le konuşuyoruz. “Yeterince sert olsa iyi olur” dediği kahvesini yudumluyor, Küba’yı ve “Küba dostları”nı anlatıyor.

Biraz önce, iki yılda bir yapılan Küba’yla Dayanışma Avrupa Dernekleri’nin İstanbul’daki buluşmasında konuşmasını yaptı. Bu buluşmaya 22 Avrupa ülkesinden temsilciler katılıyor. Şimdi moladayız.

Bütün dünyanın kısa adıyla, “Sergio Corrieri” diye tanıdığı Sergio, hatırı sayılır, ünlü bir oyuncu. Bu yıl Küba’da sahne sanatlarında yaşamboyu onur ödülünü aldı. Bir dönem Küba Radyo Televizyon Enstitüsü’nün yöneticilerinden biriydi. Aynı zamanda, bir şair.

Sergio’ya “Küba’yla dayanışma”nın önemini soruyorum. Her şeyden önce, Küba’yla dayanışma hareketinin “spontan” olduğunu, kendiliğinden ilerlediğini söylüyor Sergio.

“Küba bunu finanse etmiyor. İnsanlar, dayanışma sorumluğunu, insanlığını hissediyorlar.”

Çünkü, Küba’yla dayanışanların hepsi, dünyadaki tek sosyalist ülkenin ABD’nin devasa saldırısının altında olduğunu biliyorlar. Ama asıl dert, bu bilginin paylaşılması.

“ABD ablukası soykırım çabası”

“Çünkü”, diyor Sergio, “ABD 47 yıldır suç işliyor.” 47 yıldır, yani Küba’da devrim gerçekleştiğinden beri. “ABD’nin 47 yıldır yaptığı soykırım uygulamaya çalışmak. Kübalıları açlığa, hastalığa, umutsuzluğa zorluyor.”

Sergio’nun bahsettiği, ABD’nin Küba’ya uyguladığı, ama haberlerde izini göremediğimiz, abluka. Küba karasularına giren gemiler ABD karasularına giremiyor. Pasaportunda Küba’ya uğradığına dair bir işaret bulunanların da ABD’ye girmesi kolay değil. En vahimi, Küba’yla ticaret yapan şirketlerin ABD’yle ticari bağlantılarının neredeyse olanaksız olması. En son Bush yönetimi, ABD vatandaşı Kübalıların Küba’daki yakınlarını ziyaret etmelerini bile sınırladı. Özetle, ABD Küba insanlarını “yoksun bırakmaya çalıştığı” düzenli bir politika uyguluyor yıllardır.

Basında bu durum haber olduğunda, genellikle yanıltıcı bir sözcük kullanılıyor: Ambargo. Oysa bunun adı abluka.

Bu yüzden, Küba’yla dayanışma hareketinin iki önceliği olduğunu söylüyor Sergio:

“Birincisi, ablukayla mücadele etmek. Abluka yılları boyunca, Küba’nın ekonomik kaybı 90 milyar doları aştı. İkincisi de ABD’nin bütün dünyadaki askeri hareketiyle mücadele etmek.”

Avrupa’da Küba’yla dayanışma hareketinin epey eskiye dayandığını, yaygın olduğunu söylüyor. “İtalya’da 45 yıldır var. 120 ayrı grup var İtalya’da. İspanya’da 160 ayrı grup. Geçen hafta Milano’da 7 bin kişi ‘5 Kübalı’nın serbest bırakılması için yürüdü.”

Beş Kübalı, bu yıl İstanbul’daki buluşmanın da ana konularından biri. Küba ABD’nin hapiste tuttuğu beş Kübalının ABD’nin Küba’ya karşı örtülü faaliyetlerini ortaya çıkaran kişiler olduğunu, ABD’de adil yargılanmadıklarını, insan haklarının ihlal edildiğini söylüyor.

“İki yılda bir kez toplanıp önceliklerimizi belirliyoruz. Zaten bu toplantıların amacı bu: Öncelikleri belirlemek.”

“Abluka bütün dünyada. Nikon Kübalı çocuğa BM yarışması ödülünü vermedi”

Ama Küba’nın yaşadıklarını bilenlerin sayısı az. “Oysa,” diyor Sergio, “Birçok kitap, makale var. İnternet’ten sonra daha da kolay ulaşılabilir hale geldi. Gençler olanları anlayabiliyor. Bak sana ilginç bir şey anlatayım,” diye devam ediyor.

“Geçenlerde Hollanda’da çok sağcı sayılabilecek bir üniversitedeydim. Gençlerle konuşuyordum. Durumu anladılar. Aralarından dayanışmaya katılanlar oldu. Bu bir sabır gösterme, iletişim meselesi.”

Diğer yandan, ABD’nin ablukası olanca ağırlığıyla, hem de bazen trajikomik örneklerle sürüyor.

“Bu anlattığım çok yeni. Birleşmiş Milletler’in çocuklar için çevre üzerine bir resim yarışması vardı. Kübalı bir oğlan çocuğu birinci oldu. Ödül Nikon marka bir dijital fotoğraf makinesiydi. Ödülü vermediler.”

“Çünkü,” diyor Sergio, “Abluka bütün dünyada. Örneğin Türkiye’de de var. İçinde ABD yapımı parçaların olduğu bir ürünü Küba’ya satamaz. Küba bugün uçak alamıyor. Çünkü içinde ABD yapımı parçalar var.”

“Gazeteciler Küba’ya gelsin”

“Peki,” diye soruyorum, “Küba’yla ilgili, bırak dayanışma içinde olmayı, objektif haber yapmak isteyen gazetecilere ne yapmalarını önerirsin?”

“Küba’yı ziyaret etmelerini öneririm” diyor.

“Gerçekleri kendi gözlerinizle görün. Küba bir cennet değil; ama cehennem de değil. Sağlıkta, eğitimde, sporda, kültürde capcanlı bir ülke Kendi özgürlüğü için mücadele ediyor.”

Mutluluğun tanımı

Dünyanın çok ülkesini ziyaret etmiş, çok insan tanımış biri Sergio. “Kübalılarla diğer insanlar arasında ne fark gördün” diye soruyorum.

“Hayat algısı farklı” diyor. “Mutluluğun anlamı farklı. Örneğin birçok insan için mutluluk yeni bir araba, bir ev demek.”

“Peki Kübalılar için mutluluk ne demek?”

“Bunu ben söyleyemem” diyor. Peki o zaman; “Senin için mutluluk ne demek?”

“Ben sanatçıyım. Mutluluk sanatımda iyi olmak demek.” (TK)

 

Yazı kategorisi: Küba | » yorum bırak;

“Kolektif Haklarsız İnsan Hakları Olmuyor”

Yazan: lahy Ekim 10, 2006

Havana Üniversitesi’nden Martinez: “Bunca eşitsizlik, yoksulluk varken kolektif haklardan söz etmeden insan haklarından söz edemezsiniz. Emperyalizm yalnızca bireysel haklardan söz eder. Antikapitalistler birleşmeli. Solun en çetin mücadele alanı medya.”


BİA Haber Merkezi
09/10/2006    Tolga KORKUT


BİA (İstanbul) – “Kapitalizm nereye doğru gidiyor?” sorusuna “Dibe doğru” diye yanıt veriyor Osvaldo Martinez. Biraz düşünüp bunu söylemeden önce “Of, çok zor bir soru” demişti.

“Ne zaman olacağını bilmiyorum, ama kesinlikle eminim; sistem yok olacak.”

Martinez, iki yılda bir yapılan Küba’yla Dayanışma Avrupa Dernekleri’nin İstanbul’daki buluşmasında, ABD’nin Amerika kıtasına dayattığı “Amerika Serbest Ticaret Antlaşması”yla (İspanyolcasının baş harfleriyle ALCA) Küba, Venezüella ve Bolivya arasında başlayan “Amerika İçin Bolivarcı Alternatif”i (ALBA) karşılaştıran Martinez, Küba’nın 1992′den 2006′ya dek nasıl direndiğini de anlattı.

Havana Üniversitesi Ekonomi Profesörü, Küba Dünya Ekonomisi Araştırmaları Merkezi Başkanı ve Küba Ulusal Halk Meclisi üyesi Martinez, bir dönem Küba’nın Birleşmiş Milletler delegasyonuna da danışmanlık yaptı.

“İnsan hayatta kalmak ister; Kapitalizmin sonu bundan”

Kapitalizmin dibe doğru gidişini şöyle açıklıyor Martinez.

“İnsanın eğilimi hayatta kalmaktır; intihar değil. Kapitalizm bununla uyumsuz, yok edici, tahrip edici bir sistem. Ekonomik olarak, çevresel olarak, toplumsal olarak yok ediyor. Sistemin bütün işleyişi ekonomik kaynak israfı üzerine.”

Ardından göstergeleri sıralıyor. “Dünya çapında her yıl 1 trilyon dolar silah yapımına gidiyor. 1 trilyon dolar da reklam harcamalarına. Çılgınlık demek bu. 400 bin dolar uyuşturucu ticaretine gidiyor.

“Her yıl önlenebilir hastalıklardan ölen çocuk sayısıysa 11 milyon. Oysa her biri birkaç sentle kurtarılabilir.”

Bunları boşuna söylemiyor Martinez. Çünkü çok sınırlı kaynaklarına karşın dünyanın en sağlıklı toplumunun yetkin ekonomipolitikçilerinden biri.

Küba’dan çıkarılacak ders: Antikapitalistler birleşmeli

Martinez’e dünyadaki antikapitalistler için temel stratejinin ne olabileceğini soruyorum.

“En temeli birleşmek” diyor. “Solcuları, ilerici güçleri, komünistleri bir araya getirecek yeterliği yaratmak gerek. Temel anlaşma, siyasi eylem olmalı.”

Küba’dan alınacak en büyük dersin “birlik” olduğunu söylüyor. “Fidel’in en büyük başarısı bu oldu. Küba halkını, komünistleri, Troçkistleri, sosyal demokratları emperyalizme karşı, sosyalizmin yanında birleştirme yeterliği oldu.”

Küba’daki direnişin temelinde bunu olduğunu vurguluyor.

“Çünkü, emperyalizmin zaferi silaha, teknolojiye, medyaya dayanmaz; bölme yeteneğine dayanır. ‘Böl ve kazan’ der emperyalizm. Buna karşı ‘Birleş ve kazan’ demeliyiz.”

“Küba’ya insan hakları suçlamaları düzenbazlık”

Küba’ya yönelik insan haklarıyla ilgili suçlamaları soruyorum. “Tam bir düzenbazlık; ABD’nin manipülasyonu” diyor.

“İnsan haklarını geniş anlamda, kolektif haklar anlamında düşünmek gerekiyor. Biz Küba’da insan haklarına saygılıyız. Her şeyden önce, Küba’da emek sömürüsü yok. Okur yazar oranı yüzde 100. İşsizlik yüzde 2′nin altında. Açlık yok. Eğitim, sağlık hizmetleri herkes için tamamen ücretsiz.”

İşsizlik oranı deyince şaşırıyorum. “Küba’da işsiz var mı ki?” Kastı çalışabilir işgücü değil Martinez’in. Ruh sağlığı düzensizlikleri, hastalıklar nedeniyle ve kendi inisiyatifleriyle geçici olarak çalışmayanları kast ettiğini söylüyor.

“Küba’da yürüyen bir demokrasi var. Ama bu farklı bir demokrasi. Emperyalizm insanların aklına liberal demokrasiyi, 18. yüzyılın demokrasisini yerleştiriyor. Ama bu demokrasi değil, bir yapıntı, kurgudur [fiction]. Zengin için farklı, yoksul için farklı işler.”

Demokrasi için ilk adımın ekonomik statüye dayanan eşitsizliği, ayrımcılığı ortadan kaldırmak gerektiğini söylüyor; yani “sömürüyü kaldırmak gerek.”

Sonra da “insanları kararlara gerçekten katmak gerek” diyor. “Küba’da mükemmel bir demokrasi olduğunu kimse söyleyemez; ama daha iyi bir demokrasimiz olduğu kesin.”

Sonra insan haklarına geri dönüyor. Emperyalizmin söyleminde insan haklarını nasıl kullanabildiğine değiniyor.

“Emperyalizm yalnızca bireysel haklardan söz eder. Ama kolektif hakları dile getirmez. Oysa dünyada bunca eşitsizlik, yoksulluk varken kolektif haklardan söz etmeden insan haklarından söz edemezsiniz.

“Bireysel haklardan söz etmek yanlış demek değil bu; biz Küba’da bireysel haklara saygı gösteririz. Güvenlik, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü önemlidir. Ama biz kolektif haklara da saygı gösteririz.”

“Solun en çetin mücadele alanı medya”

“Emperyalistler çok akıllı” diyor Martinez. “Demokrasi ve insan hakları kavramlarını diledikleri darlıkta beyinlerimize yerleştiriyorlar. Emperyalizmin en güçlü yanı silahları değil; medyadır. Bu nedenle, solun en çetin mücadele alanı medya.” (TK)

 

Yazı kategorisi: Genel Haberler | » yorum bırak;