latin amerikan haber yorum

15 Oct 2006 için Arşiv

Bolivya 2003 Ekim Halk Ayaklanmaları ve Katliamların Kronolojisi

Yazan: lahy Ekim 15, 2006

8 Eylül 2003 – 20 bölge’den gelen 3000 çiftçi El Alto’dan yürüyüşe geçerek gazın ham madde olarak satılmamasını, işlenmesini ve Bolivya Çitçiler konfederasyonu (CSUTCB)’inin öne sürdüğü 72 talebin kabul edilmesini talep etti.

15 Eylül 2003 – Omasuyos bölgesi köylüleri LaPaz ve Achacachi’yi birleştiren ana yolu bloke etti. Başka bölgelerde de yollar bloke edildi ve hükümetten cevap alamamalarını protesto eden köylüler San Gabriel radyosu binasında açlık grevine başladı.

15 ve 16 Eylül – El Alto halkı genel greve gitti. Omasuyus halkı La Paz’a giden yolu bloke etti.

19 Eylül - Ülke çapında yürüyüşler düzenlenerek 1985′den beri uygulanan neoliberal politikalar ve gazın satışı protesto edildi. Gonzalo Sanchez de Lozada hükümeti gazı ham madde olarak ABD ve Meksika’ya satmayı hedefliyordu. Bu amaçla Şili’ye ait Patillos limanının kullanımı planlanıyordu.

20 Eylül - Sabahleyin, askeri birlikler yolların bloke edilmesi sonucu bir otelde mahsur kalan turistleri kurtarmak gerekçesiyle Sorata ve Warisata bölgelerine girerek operasyon başlattı. Operasyonlarda 5 sivil ve bir asker öldü. Kurbanlardan Marlene Nancy Rojas 8 yaşında idi ve Juan Cosme’nin 7 çocuğu vardı. Sobrata köylüleri galeyana gelerek devlet binalarını ve turistlerin kaldığı bir oteli yaktılar.

21-25 Eylül 2003- Omasuyos ve Aroma bölgelerinde kitle hareketleri tırmanmaya başladı. Ururo şehrinde sendikacılar ve işçiler direnişe katılarak yolları bloke etti. Plan Wayrunqu altında 25000 kişi La Paz’a doğru yürüyşe başladı.

2 Ekim 2003- El Alto’da gerçekleştirilen ikinci bir genel grev şehirde hayatı paralize etti. Mahalle komiteleri (FEJUVE) herkesin greve katılmasını sağladı. Ertesi gün FEJUVE liderleri 8 Ekim’de başlamak üzere süresiz genel grev ilan etti.

8 Ekim 2003 – Huanuni madenlerinde çalışan 800 madenci El Alto’ya vardı.

9 Ekim 2003- Genel grev El Alto’da başladı. Polis ve askeri birlikler Huanu ni madencilerine saldırmaya başladı. Ventilla’da meydana gelen bir çatışma sonucu madenci José Luis Atahuichi’nin bir patlama sonucu parçalanmış ceseti bulundu. Atahuichi’nin katlini protesto eden çocukları akrabaları ve madenciler Senkata 3. bölgesindeki bir polis karakolunu işgal etti.

Öğleden sonra El Alto’nun Zona Franca bölgesinde Ramiro Vargas isimli genç bir eylemci kafasından vurularak öldürüldü. Ururo’dan otobüslerle EL Alto’ya gelen halk ve eylemciler mevcut gerginliğin tırmanmasına yol açtı. Aynı gece El Alto’nun askeri kuvvetler tarafından işgali başladı. şehirde elektrik kesintileri görüldü. Halk barikatlar kurarak şehri savunma hazırlıklarına başladı.

10 Ekim 2003- La Paz’da petrol sıkıntısı başladı. Rosas Pampa ve Santiago II mahallelerinde yaşayan halk Ramiro Vargas ve Avenue 6 de Marzo’da yapılan bir eylem sırasında gaz zehirlenmesi sonucu ölen bir genç anısına vigil başlattı.

Bir basın toplantısında hükümet sözcüsü Mauricio Antezana sosyal hareketleri ihanet ve darbe ile hükümeti devirmeye çalışmakla suçladı.

11 Ekim- Sabah erken saatlerde Sánchez de Lozada’nın hükümeti katliamların önünü açan bir kararname yayınladı. 27209 sayılı kararname ile olağanüstü hal ilan edildi ve askeri birliklere La PAz şehrine araç ve gaz nakli emri verildi. Kararnamenin 3 no’lu maddesi olağanüstü hal sonucu zarar gören kişi ve mülklere Bolivya devlet’inin tazminat ödeyeceğini bildirdi.

Hükümet El Alto’un askeri birlikler tarafından işgali emrini verdi. Şehrin kuzeyinde askerler yolları tıkayan halka rastgele ateş açtı.

Plaza Ballivián’da kafasına gaz bombası isabet eden 27 yaşındaki Walter Huanca yakınlarda bulunan Radio FIDES’e ait kliniğe götürüldü ancak tedavi edilmedi, komaya girdi. Bir kamyonete beyaz bayrak takarak yola çıkan komşuları Walter’i La Paz’da İşçiler hastahanesine transfer etti. Ancak, sigortası olmadığı ve ailesinin parası olmadığı için hastahane tedavi uygulamayı red etti. Walter saat 18:45′de öldü.

Askeri birlikler bütün stratejik noktaları kontrol altına alarak yolları açtı ancak grev ve direniş halindeki halk taşlarla askerlere saldırdı. Askerler barikatlar kurarak mevzilerini korumaya başladı.

El Alto genel olarak askeri birliklerin kontrolü altında iken Senkata’dan La Paz’a askeri araçlar eşliğinde gaz getiren bir konvoyu engellemek isteyen halk ve askeri birlikler arasında Avenida 6 de Marzo’da çatışma çıktı, çok sayıda kişi yaralandı.

Çatışma sırasında evinin balkonuna çıkan beş yaşındaki Alex Llusco Mollericona kendisine isabet eden bir kurşun sonuçu öldü.

Direniş sonucu gaz konvoyu bölündü, araçların yarısı Ordu’ya ait Regimiento V binalarına sığındı, karavana ait diğer araçları izleyen kadınlar taşlar atarak gaz taşıyan kamyonları durdurmaya çalıştı. Konvoy, 12 Ekim zonuna girdiğinde araçları engellemek için hali hazırda barikatlar kurulmuştu.

Askeri birlikler elektrikleri keserek La Ceja, 12 de Octubre ve Faro Murillo mahallerine saldırdı. Askerlerin rastgele ateş açması sonucu çok sayıda insan yaralandı. Senkata’yı terk eden gaz konvoyundan yalnzca üç araç yoluna devam etti. Aynı gece helikoperler El Alto üzerinde keşif uçuşları yaptı ve özel elektrik firması ELECTROPAZ’a ait tesisler yakıldı.

12 Ekim- , Ballivián mahallesinin kuzeyinde mobilize olan halk bir araya gelerek hükümeti protesto yürüyüşü düzenledi ve bir gün önce çatışma çıkan ıBalvian meydanın saat 10 sıralarında ele geçirdi. Munaypata gibi La paz mahallerinde yardım gören halk ana yolu kayalar koyarak kapattı. Asker ve polis gaz ve kurşunlarla cevap verdi.

İki çocuk babası José Miguel Pérez göğsünden vurularak öldürüldü. 5 büyük askeri araç gelerek Río Seco’da ki bloğu kaldırmayı denedi. Öğleden sonra Villa Ingenio’da katliam başladı. PEPSI fabrikası yakınlarında Jhonny Sunavi ağır yaralandı, ancak askerler hastahaneye zamanında sevkini engelledi. Jhonny kan kaybı sonucu öldü.

Río Seco ve Avenida Juan Pablo II’de üstlenen askeri birlikler, saat 2′de Río Seco Köprüsündeki büyük barakatta ki halka saldırdı; 4 saat süren çatışma sırasında 10 kişi öldü çok sayıda kişi yaralandı.

Río Seco halkından çok kişi halka ateş açmayı red eden bir askerin komutanı tarafından dövüldüğünü ve vurulduğunu söyledi. Bu nedenle halk emirlere uymayan bu asker anısına bir anıt dikti.

Bu arada, Villa Ingenio’ya varan 700′den fazla asker halka ve evlere ateş açtı.Plaza de Villa Ingenioir’da toplantı düzenleyen halk ateş açarak kendilerine saldıran askerlerden kaçmak zorunda kaldı. ” Gelinde savaşın köpekler” diye bağıran askerler sokak sokak operasyonlara başladı. 7 kişi öldürüldü ve 20 kişi yaralandı.

Tupac Katari, Huayna Potosí, ve San Juan de Río Seco bölgeleirnde halk direndi, yollarda cesetlere rastlanıyordu.

Geceleyin El Alto -La Paz arasındaki bütün yollar kapandı ve halk, Elizardo Perez köprüsünde kalan bir tank nedeniyle tencere kapaklarına vurarak birbirini uyarmaya başladı.

Bütün bölgelerde ateş yakıldı ve vigiller devam etti.

13 Ekim- Sabahleyin saldırya geçen askeri birlikler su işletmesi Aguas del illimani’nin bahçesinde bulunan Fidel Ibáñez’i 10 yerinden vurarak yaraladı. Saatler sonra aynı yerde Víctor Ticona kafasından vurularak öldürüldü.

Aynı sabah, La Paz’ın dağlık güneyindeki Apaña, Ovejuyo ve Chasquipampa mahallelerinde başka bir katliam yaşandı. Halka ateş açan askerler 5 kişiyi öldürdü ve 4 kişiyi yaraladı.

Katliam aynı gün politik bir krize yol açtı: Başkan yardımcısı Carlos Mesa, Sánchez de Lozada hükümeti’ni desteklemediğini açıkladı..

Achacachi ve Warisata’dan gelen köylüler El Alto’ya vardı.

100,000 civarında halk La Paz’a doğru “Kahrolsun Goni- Gazımızı Satmayın- Goni İstifa” sloganlarıyla yürüyeşe başladı

Çatışmalara katılmayan bazı La Paz mahalle halkları yürüyüşcüleri alkışladı ve “ Birleşen halk hiç bir zaman yenilmez” diye slogan atan halkın kendilerine katılma davetiyle karşılaştı.

Bu arada Santa Cruz’da barikat kuran San Julián köylülerinden Juan Carlos Barrientos öldürüldü.

14 Ekim- Juan Pablo II caddeside çatışmalar devam etti. İstifa çağrılarını red eden Goni hükümeti eylemlerini savundu.

Halk hareketleri bütün ülkeye yayıldı: Ururo, Potosí, Sucre, Santa Cruz ve Cochabamba ‘da halk yürüyüşler, yol blokeleri ve cadde toplantıları ile mobilize oldu.

15 Ekim- Ururo ve La Paz arasındaki Patacamaya’da Oruro, Potosí ve diğer maden bölgelerinden gelen 40.000 madenci, kooperatista, öğrenci, sokak satıcıları, yerli halk ve köylüler, ülkenin gaz kaynaklarını savunmak ve Goni’nin istifasını sağlamak için toplandı. Ordu’nun sert müdahalesine rağmen yürüyüşçüler Patacamaya’yı geçti.

Bu Goni hükümet’inin yıkılmasını sağlayan son darbe oldu.

El Alto’da bir çok bölgede kitlesel cenaze törenleri düzenlendi. Bir çok tören sonrasında toplantılar düzenlendi.

Olayların ve direniş’in yayınlamasını istemeyen hükümet sol eğilimli Semanario PULSO, El Diario. Radio Pío XII ve Canal Universitario’nun yayınlarını yasakladı. Radyo ERBOL, Cadena A, RTP ve Radio Pachamama’nın yayınları da yasaklandı.

Katliamların etkisi bütün ülkede yankılandı. Orta sınıftan halk kiliselerde açlık grevlerine başladı.

17 Ekim- La Paz’ın Omasuyos köylülerinin başlattığı bir eylem ile kuşatılması hükümet binasının işgali ile sonuçlandı.

Ururo’dan yürüyüşe geçen madenciler kitleler halinde El Alto’ya varmaya başladılar.

Santa Cruz’da Topraksızlar hareketi yürüyüşüne saldıran aşırı sağcı gruplar üç kişiyi öldürdü; polis olayı seyir etti ve müdahale etmedi.

İlk katliamlardan 9 gün sonra Radio ERBOL Sánchez de Lozada’nın istifa ettiği haberini verdı. Aynı gün çeşitli hükümet üyeleri ve ve aileleri ülkeyi terk etmeye başladı. Lozada kaçtı ve Carlos Mesa Bolivya Cumhuriyet’inin yeni başkanı olarak atandı.

Yazı kategorisi: Bolivya, Makaleler, Sosyal Hareketler | » yorum bırak;

Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la Fidel’in rahatsızlanmasıyla girilen süreç ve Bağlantısızlar üzerine söyleşi

Yazan: lahy Ekim 15, 2006

Cüneyt Göksu

Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Fidel Castro Ruz, ameliyatı zorunlu hale gelen bir mide rahatsızlığı yüzünden, geçici olarak yetkilerini 2. Başkan Yardımcısı olan kardeşi Raul Castro Ruz’a ve diğer devlet görevlilerine, 31 Temmuz 2006 tarihinde bırakmıştı. Bu zorunlu görev değişikliği başta ABD olmak üzere birçok ülkede, hem çeşitli yorumların yapılmasına hem de Fidel’e birşey olursa Küba’da nelerin değişebileceği konusunda farklı teorilerin üretilmesine neden oldu. Söze konu ağır ameliyatın ardından günlerini dinlenerek geçiren Fidel, 11–16 Eylül 2006 tarihlerinde, Havana’da gerçekleşen Bağlantısızlar Hareketi Ülkeleri Zirve Toplantısı’na katılamadı.

Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la, Başkan Fidel Castro’nun ameliyatı, geçici yetki devri ve Bağlantısızlar Hareketi Ülkeleri Zirve Toplantısı üzerine, 8 Eylül 2006 tarihinde Ankara’da konuştuk.

Fidel Castro’nun yetkilerini kardeşi Raul Castro’ya ve diğer yöneticilere devrettiği sırada, Küba’daydınız. Küba halkı, Fidel’siz bir Küba’ya hazır mı? Şüphesiz ki Fidel, Küba için çok önemli bir şahsiyet. Ancak, Küba’nın devlet yönetiminde yalnızca o yok; Komünist Parti, Halk Meclisi ve Parlementerler de var. Küba’nın anayasal sistemi ve yönetim biçimi hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Bildiğiniz gibi Fidel ağır bir ameliyat geçirdi ve bir süre dinlenmesi gerekiyordu. Küba’da da, diğer ülkelerde olduğu gibi Anayasa maddesinin gereği olarak Cumhurbaşkanı’na bir şey olduğu taktirde, görev geçici olarak birine devredilir. Geçirdiği ağır mide ameliyatından sonra, Fidel’in de bir süre dinlenmeye gereksinimi vardı. İşinin başında olamayacağından da, 2. Başkan yardımcısı Raul Castro ve diğer çalışma arkadaşlarına görevini geçici olarak devretti. Bu görev değişikliği, Fidel’in kendi imzasını taşıyan bir bildiriyle dünyaya duyuruldu. Kendisinin bizzat başında bulunduğu programların (Ulusal ve Uluslararası Halk Sağlığı ve Eğitim Programı, Ulusal Küba Enerji Devrimi Programı) aksamaması için de birlikte çalıştığı bakanlara, görev dağılımlarını yaptı.

Küba kurumsallaşmış bir ülkedir. Başkan, milletvekilleri, belediye başkanları, devlet konseyi üyeleri beş yılda bir seçilirler, hemen sonra da toplanıp, ülke için gereken kararları alırlar. Küba 14 eyalete bölünmüştür. Her eyaletin bir valisi var. Ayrıca ülke genelinde toplam 168 belediye bulunuyor. Valiler ve belediye başkanları, her 5 yılda bir yapılan seçimlerle göreve gelirler. ABD basınının yapmak istediğiyse, ülkenin bu düzenini saklamak ve bilinmesini engellemek! Bu yüzden, sanki Küba’da hiç seçim yapılmıyor, kimse seçimle başa gelmiyormuş gibi bir hava yaratıyorlar; Küba’nın da ABD’ye benzer bir yönetim sistemi ya da demokratik diye adlandırılan ülkelerle benzer bir sistemi olduğunu görmek istemiyorlar. ABD’nin bakışına göre, Küba’da demokrasi yok! Halbuki ülkemizde, biri siyasete atılmak istiyorsa, yönetici olmak istiyorsa, çok parasının olması gerekmiyor. Halka hizmet etmek istemesi yeterli.

Fidel Castro, uzun bir mücadele tarihinden gelen, ülkenin tarihinde sarsılmaz bir yeri olan, önemli bir önder ve halkın temsilcisidir. Kişiler elbette önemli; ama, bir ülke tek kişiye bağlı olamaz. Devrimci siyasetin sürekliliği, geçmişten gelen kazanımlarının korunması, geliştirilmesi ve ileriye taşınması daha da önemli. Fidel birkaç kez televizyona çıktı ve ameliyatının başarılı olduğunu söyledi. Bolivya Devlet Başkanı Morales ve Venezüella Devlet Başkanı Chavez kendisini ziyaret ettiler. Sonra, bir anda, Fidel’in hastalığına bağlı olarak bir beklenti başladı. Başında bulunmadığı sürece Küba’da ne olacak söylentisini yaydılar. Fidel’e bir şey olursa sosyalizmin ve devlet düzeninin kalkması mümkün değildir, ülkenin Komünist Partisi kontrolü elinde tutacaktır. Küba’da yaşam ve devlet işleri, düzeninde ve yolunda gidiyor. Ancak, dışarıdan gelen tehditlere karşı bazı önlemler aldık. Çünkü ABD’de, “Küba’nın Demokrasiye Geçişi” denen bir plan, Bush hükümetince onaylandı. Bu plan, temelde, Küba’daki sosyalist düzenin değiştirilmesine dayanıyor ve Küba’ya karşı uygulamak istedikleri bir dizi maddeyi içeriyor. Öyle ki, Fidel’e bir şey olduğu taktirde, Küba’yı ABD’den yönetecek vali bile belli oldu: Caleb Mccarry! Bu kişi, bu konu üzerinde hemen çalışmaya başlamıştır!… Başlar başlamaz da McCarry ve ekibi, hedeflerinin “Küba halkına anlayışlı, zeki, cömert ve saygılı bir yönetim sağlamak” olduğunu söyledi. McCarry’nin başında olduğu “Özgür Küba İçin Destek Komitesi”nin ofis ekipmanları, kadroları ve 80 Milyon USD’lik bir bütçesi var. Bu paranın, Küba’daki mevcut hükümeti devirerek yerine ABD’ye hizmet edecek yeni bir hükümeti geçirmek üzere yapılacak çalışmalarda kullanılması öngörülüyor. Florida’da, Küba karşıtı yayın yapan TV ve çok sayıda radyo kanalı mevcut. Kübalı paralı askerler tutmak için, bütçesi var. Onlar kendilerini muhalif olarak adlandırsalar da biz onlara paralı asker diyoruz. Çünkü ABD’den resmen maaş alarak, ABD için Küba karşıtlığı yapıyorlar. Bu kişi ve grupların Küba içinde hiçbir yeri ve etkisi yoktur. Ancak bu planın en önemli kısmı, bazı maddelerinin gizli oluşu gerekçe gösterilerek açıklanmamıştır. Kendileri de, bu maddelerin halka duyurulamayacağını söylemişlerdir.

Neden?

Plan, olası bir askeri müdehaleyi de içermektedir. Hatta Bush ve Rice toplanmış, “bu planı Küba için uygulayacağız” demişlerdir. Biz de bu duruma karşı önlemsiz duramazdık. Bu yüzden geçtiğimiz ay, çok küçük düzeyde olsa da, askeri bir alarm verildi, hazırlıklarımız oldu. Aslında uzun yıllardır süregelen bu tehdit karşısında en önemsediğimiz önlemlerden biri, devrimin nasıl savunulacağını herkese öğretmek oldu. Bu, en büyük hazırlığımızdır; bu sayede de, bugüne kadar ayaklarımızın üzerinde kalabilmeyi başardık.

Size göre, ABD’den gelecek böyle bir askeri tehdit, 1960’lardaki Domuzlar Körfezi Çıkartması’nda olduğu gibi ABD destekli “Karşı Devrimciler”in bir hareketi mi, yoksa doğrudan ABD’nin kendi olanaklarıyla gerçekleşecek bir saldırı şeklinde mi olabilir?

İlk olasılığı yani Domuzlar Körfezi benzeri, paralı askerlerin yapacağı bir hareketin olacağını sanmıyorum. Domuzlar Körfezi’nde bunu denediler ve çok büyük bir yanlış olduğunu gördüler. Saldırı 72 saat içinde tamamen püskürtüldü. Bu seçenek ortadan kalktı. O yüzden ikinci olasılığı daha kuvvetli görüyorum. Ama bu da, çok büyük bir delilik olacaktır. Ülkesini savunmak için Küba halkı hazırlıklıdır. Böyle bir saldırı gerçekleşirse, ABD yönetimi çok yüksek bir bedel ödemek zorunda kalır. Bu olasılıklar göz önüne alındığında, ABD’nin yöneticileri çok da akıllıca düşünememektedirler. Kendilerini çok güçlü görmekteler. Irak’ta düştükleri durum ortada ve çok yüksek bedel ödüyorlar. Bu “potansiyel” tehdite karşılık Latin Amerikalı entellektüellerce, ABD’nin Küba’ya müdahale olasılığını kabul etmemek için uluslararası bir çağrı ve beraberinde bir kampanya başlatıldı; “ABD saldırısına red çağrısı”. Toplanan imza sayısı şimdilik 30,000 civarında.

Fidel’den sonraki dönem hakkında oldukça fazla yazıldı, çizildi, çok spekülatif bir konu bu. Ama bu, ne ilk ne de son. Geçmişte onu Parkinson hastası da yaptılar! Ancak Fidel, söylentinin hemen ertesinde yaptığı uzun konuşmalarla gereken yanıtı vermişti. Bütün bu kampanyaların arkasında, ülkenin düzenini bozma arayışları, uluslararası kamuoyunda kafa karışıklığı yaratma ve kamuoyunun Küba’ya güvenini sarsmaya çalışmak yatmaktadır.

İkinci Başkan Raul Castro nasıl biri? ABD’ye bakışı nasıl?

Raul Castro hakkında da aşırı spekülasyon yapılıyor. Fidel yıllardır başkan, Raul de hep ikinci adam olmuştur. Fidel gibi, kendini gösteren bir kişiliği, televizyonlara çıkıp uzun demeçler veren bir yapısı yok. Ancak devrimin başından beri, aynı çizgide ilerleyen bir kişiliği olmuş, hep aynı siyasi ifadeyi kullanmıştır. O’nun da Fidel gibi Küba’nın tarihiyle iç içe oluşmuş bir kişiliği vardır. Devrim mücadelesinde iki kardeş, diğer yoldaşlarıyla birlikte mücadele etmişlerdir. Altını çizmek gerekir ki, İkinci Başkan Yardımcısı oluşu, Fidel’in kardeşi olduğundan değildir. İkinci Başkan yardımcısıdır, çünkü Fidel’le aynı tarihsel süreçten gelmiş biridir. Moncada kışlası baskınında yer almıştır. 26 Temmuz hareketinin kurucularındandır. Kardeşi Castro’yla tutuklanmış ve Meksika’ya sürgüne gönderilmiştir. Orada Che’nin Fidel’le tanışmasını sağlamış ve Granma yatıyla Küba’ya, hep birlikte dönmüşlerdir. Küçük grupları birleştirerek organize olmalarını ve dağlara çıkmalarını sağlamıştır. Sierra Maestra mücadelesinin iki cepheye ayrılma kararını Raul vermiş, İkinci Cephe Komutanlığı’na gelmiştir. Gerilla savaşında büyük başarıları vardır. Daha sonrasında Silahlı Kuvvetler Başkanlığı’nı yapmıştır. Büyük bir organizatördür. Önemli bir askeri kişiliği vardır. Devlet işleri dışındaki yaşamındaysa, ailesine çok önem verir. Partinin de İkinci Sekreteridir. Parti organizasyonu ve ideolojik çalışmalarda yönetebilecek ve yönlendirebilecek donanıma sahiptir. Küba’nın ve Komünist Parti’nin yönetiminde öyle bir yapılanma vardır ki, farklı nesillerden kişiler birlikte çalışırlar: Bazıları 1950’li yıllardan beri devrimci mücadelenin içinde olmuşlar, bu mücadele sırasında doğan bazılarıysa, mücadeleye daha sonra katılmışlardır. Yani, farklı nesillerden kişilerin parti ve ülke yönetiminde söz sahibi olduğu, çok geniş katılımlı, bir işleyiş var.

Fidel, çok hızlı bir iyileşme sürecinde; hastalığı sırasında 10 kilo kaybetmiş, ama kendini iyi hissettigini, yeniden çalışmaya başladığını, kendisi için yazılmış bir kitabın redaksiyonunu gözden geçirdiğini ve önümüzdeki günlerde yapılacak Bağlantısızlar Hareketi Ülkeleri Devlet Başkanlarını karşılamak için hazırlanmamız gerektiğini söylemiştir. Bu toplantıya çok önem veriyoruz. Toplantının Küba’da yapılıyor olması, ayrıca çok önemli. 118 ülkeden temsilciler ve Devlet Başkanları katılıyor. Bağlantısızlar Hareketi 45 yıl önce kurulmuş, çok farklı aşamalardan geçmiştir. 60′lı yıllarda sömürgeciliğe karşı önemli rol oynamıştır. Afrikalı ülkelerin özgürlüğü ve Filistin olayında etkileri olmuştur. Zaman içinde değişimlere uğrayıp eski önemini yitirmeye başlamıştı. Ama bakıyoruz ki, özellikle günümüzde, bu hareketin önem kazanması ve etkin olması gerekiyor. Çünkü dünya tek bir yöne doğru gitmekte ve tek kutuptan söz eder hale gelmekte. Üçüncü Dünya Ülkeleri’ne baskı yapılarak oraya çıkmış bir söylem değildir bu. Bir çok ülkede, bu hareketin yeniden etkin olması ve yeni bir kutup olarak yer alması istenmektedir. Hem neoliberalizme hem de tek tarafçılığa karşı olup, barış konularında savaşçıl yöntemlerin kullanılması, nükleer silahların ortadan kaldırılması gibi konularda mücadele edilmeye çalışılıyor.

Bu hareket içinde İran, Kuzey Kore, Pakistan, Hindistan gibi nükleer teknolojiye sahip ülkeler de var, bu konuda ne diyorsunuz?

Küba olarak biz, bu silahların ortadan tamamen kaldırılması taraftarıyız ve bunu savunuyoruz. Saydığınız ülkelerin çoğu bu prensibi kabul etmiş durumdalar. Ülkelerin gelişimi özgürdür. Ülkelerin iç işlerine karışılmasına karşıyız. Gelişmiş ülkelerin nükleer silahların yok edilmesine öncü olması ve öncelikle onların silahlarından arınmaya başlaması gerektiğini düşünüyoruz.

Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin Bağlantısızlar Hareketi’nde, birleşmesi gerektiğini; bu platformda bağlantısız ülkelerin gelişme ya da gelişmemesine ilişkin etkenleri sorgulamalarını, ne tür sorunları olduğunu ve bu sorunların nasıl çözüleceği konularında ortak kararlar vermeleri gerektiğini, düşünüyorum. Ortak sorunlarını, ancak, bir araya gelip, güç birliği yaparak çözebilirler; kendilerine dayatılmaya çalışılan ekonomik ve ideolojik yaptırımlara, ancak böyle direnebilirler. Küba ve diğer üye ülkeler bu prensipleri onaylamaktadırlar. Bu hareketin yeniden güçlenmesi ve söz sahibi olabilmesi, bu açılardan çok önemlidir. Önümüzdeki dönemde, Hareket’in Küba’nın başkanlığında sürdürülecek olması da ayrı bir önem taşımaktadır.

Bağlantısızlar Hareketi’ni, ALBA, Şangay 5′lisi vb. oluşumlarla karşılaştırır mısınız?

Kesinlikle ALBA’dan daha geniş bir harekettir; ALBA, Latin Amerika’nın iş birligi ve entegrasyon projesidir. Şangay 5′lisi de Asya’ya özgü bir birlikteliktir. Oysa, Bağlantısızlar Hareketi’nde o kadar çok ülke var ki… ALBA için geçerli olan ilkeler bu oluşumda da yer alıp destekleniyor olacaktır. Amaç, hiçbir ülkeye bağımlı kalmamaktır.

Türkiye bu toplantılara daha önce katıldı mı?

Türkiye “davetli ülke” statüsünde, ilk kez katılacak. Bağlantısızlar Hareketi’nde üç kategoride ülke var. 118 üye ülke, birinci kategoridedir. Bu ülkeler konuşmalar yapacak, oy kullanacaktır. İkinci katergoride gözlemci ülkeler, üçüncüdeyse davetli ülkeler vardır. Birçok ülkeden oluşan ve New York’ta toplanan bir komisyon vardır; toplantılara katılmak isteyen ülkeler bu komisyona başvurur ve değerlendirmeye alınır, sonra da davet edilirler. Türkiye’de davetli ülke olarak katılmak üzere başvurdu. Havana’da bir Türk heyeti de olacaktır.

Gelişmiş ülkelerin, G8’lerin katkısı var mı?

Gelişmiş ülkeler üye değiller. Yalnız bazıları davetli olarak katılıyorlar. Bağlantısızlar Hareketi’nde G8 benzeri bir birliktelik yoktur. Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin düşünce benzerliklerinin olması, bu hareketi ortaya çıkarmıştır. Kuruluş amacı, siyasi ölçütlerin tartışılması, bu ölçütlerin, üyeler arasında uygulanmak üzere koordinasyonun sağlanmasıdır. BM’nin de önemli bir rolü vardır; Bağlantısızlar Hareketi’nden bir üye sürekli olarak BM’de, bulunur ve uluslararası sorunlarda koordinatörlük görevi yapar. Amaç, gerektiğinde ortak bir şekilde savunma yapmaktır.

Bağlantısızlar Hareketi’ni 45 yıl önceki çizgisine göre değerlendirir misiniz ?

Bazı şeyler değişti, bazıları da aynı şekilde sürüyor. Bir Latin Amerika ülkesi olarak Küba da bu harekette yer almaktadır ve Hareket’in, ikinci kez Başkanlığını yapacaktır. Kuruluş döneminde, insanlar bu hareketi her iki kutba uzak ülkelerin bir akımı olarak algıladı. O dönemde, NATO ve Varşova Paktı’na bağlı olmayan ülkelerin oluşturduğu bir hareket olarak görüldü. Hareketin politikaları, genellikle sosyalist ülkelerin düşünceleriyle örtüşen bir tutum sergiledi. Ancak, her zaman bu bloklara uzak üçüncü bir hareket olarak görüldü ve Üçüncü Dünya görüşünü savunan bir çizgisi oldu. Günümüzde, hareketin ilkelerinin çoğunun hâlâ tüm geçerliliğini koruduğunu ve şimdilerde o zamankinden çok daha önem kazandığınıgörüyoruz. 60’lardaki iki kutuplu dünyanın bitmesine rağmen, büyük emperyalist güçlerin, özellikle Üçüncü Dünya’yı oluşturan ve hemen hepsinin Bağlantısızlar Hareketi’ne üye diğer ülkelere hakim olma ve sömürme ihtirasları hâlâ mevcuttur.

Röportaj : Cüneyt Göksu Cuneyt.Goksu@Vizyon.Biz -Latinbilgi.net

Yazı kategorisi: Küba | » yorum bırak;

Ekvador Seçimleri Bugün

Yazan: lahy Ekim 15, 2006

Ekvador’da Cuma ve Cumartesi günü boyunca devam eden propaganda yasağı ile birlikte seçmenler bugün, devlet başkanını ve başkan yardımcısını seçmek üzere sandık başına gidiyor.

Seçimlerden önce yapılan en son anketlere göre yüzde 40’ın üzerinde halk desteğine sahip olan Rafael Correa, ilk turda başkanlık seçimini kazanacağından emin olduğunu ifade etti. Seçim kampanyasının kapanışında seçmenlerine seslenen Correa, ülkesinin çeşitli şirketlerle yaptığı petrol satış ve çıkarma anlaşmalarını gözden geçireceğini söyledi. “İkiyüzlü oligarşiyi yıkacağız, ilk turda seçimi kazanacağız” diyen Correa, ABD’nin dayattığı serbest ticaret anlaşmasını ve Kolombiya planını reddettiğini ve Latin Amerika’nın birliği için çalışacağını sözlerine ekledi.

Diğer yandan oldukça maliyetli bir seçim kampanyası yürüten ve anketlerde Correa’nın ardından gelen Alvaro Noboa, kampanyasını yoksul bölgelerde hediye ve bağış dağıtarak sonlandırdı. Aynı zamanda Ekvador’un en zengin adamı olarak bilinen Noboa, Correa’nın Venezuela Devlet Başkanı Chavez ile olan yakınlığından duyduğu endişeleri yineledi.(SOL)

Yazı kategorisi: Ekvador, Seçimler | » yorum bırak;

Oaxaca’da Provokasyon

Yazan: lahy Ekim 15, 2006

Meksika’nın halk işgallerine sahne olan Oaxaca eyaletinde, eylemlerin bitirildiğinin açıklanmasından kısa süre sonra, güvenlik güçleri ve “duyarlı vatandaşlar”, işgalleri örgütleyen çatı örgütü “Oaxaca Halk Kurultayı” (APPO) üyelerine saldırdı. Saldırıda ikisi ağır dört kişi yaralandı.

Devlet güçlerinin saldırısı üzerine, hükümetle geçtiğimiz haftalarda başlayan ve deneme nitelikli anlaşma ile sonuçlanan görüşmeleri askıya alma kararı alan APPO ve kamu emekçileri sendikaları, işyerlerine dönmeyeceklerini duyurdu.

Devrimciler hedefte

Görgü tanıkları, eylemler sırasında işgal edilen hükümete bağlı “Halk Koruma Merkezi”nin boşaltıldığı sırada, güvenlik güçleri ile “bazı vatandaşların” işgalcilere ateş açtığını belirtti.
Koruma Merkezi’ndeki emekçilerin yanı sıra, duvarlara Oaxaca valisi Ulises Ruiz’in istifasını talep eden yazılamalar yapan APPO üyelerine de saldıran grup, “Devrimci Cephe” (FPR) üyesi Aurelio Mendoza ve Halk Direnişi Cephesi (FALP) üyesi Giovanni Rojas ile öğrenci liderleri Juan ve Salvador’un yaralanmasına neden oldu.

APPO üyelerinin yaralanmasının ardından Benito Juarez Üniversitesi öğrencilerinin de, devlet güçlerine ve polis destekli vatandaşlara taş ve sopalarla saldırdıkları belirtildi. Polis, öğrencilere bazuka da dahil olmak üzere ağır silahlarla ateş açtı.

Devlet güçlerinin ve “duyarlı vatandaşlar”ın saldırısının ardından bir açıklama yapan APPO sözcüsü F. Domínguez Martínez, saldırı nedeniyle “kırmızı alarm” ilan ettiklerini belirtirken, “Bu saldırı ve provokasyon, Vali Ulises Ruiz’in çaresizliğinin kanıtıdır” dedi. Kaldırılan barikatların yeniden kurulmasını isteyen APPO, göreve dönecekleri açıklanan kamu emekçilerinin de, bir süre daha grevde kalmaları kararı aldı.(everensel)

Yazı kategorisi: Meksika, Sosyal Hareketler | » yorum bırak;