latin amerikan haber yorum

Ufuk Turu: Latin Amerika’da Seçimler

Posted by lahy 03/07/2006

Ahmet İnsel

Ömer Madra: Bugün Peru seçimlerden hareketle biraz Latin Amerika’ya bakalım.

Ahmet İnsel: Evet, sonra vakit bulursak Türkiye içine de dönelim. Peru’da seçimler oldu, 2006 yılı Latin Amerika’da seçim yılı. Geçtiğimiz günlerde 28 Mayıs’ta Kolombiya’da da seçimler olmuştu ve orada, Latin Amerika tarihinde yanılmıyorsam çok istisna, hatta belki tarihte hiç olmamış biçimde, sağ liberal Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe ikinci kere seçildi, %60’ın üzerinde oyla. Karşısındaki, “tonton amca” olarak adlandırılan, 70 yaşlarındaki sol aday, danıştay eski başkanı yanılmıyorsam, %22-23 civarında oy aldı. Bu sol hareketin oylarının epey artmasına işaret ediyor, ama diğer taraftan Latin Amerika’daki genel sol dalganın Kolombiya’da devam etmemesi, dikkatli, güvenilir yorumcular tarafından şu şekilde yorumlandı; Kolombiya’da Latin Amerika’nın devam eden son büyük silahlı mücadelesi var. Kolombiya’nın önemli bir kesimini kısmi denetimi altında tutan silahlı örgütler var, devrimci söylemli silahlı örgütler var ve diğer ülkelerde sol yükselirken burada solun demokrasi çerçevesinde başarısız kalmasında, burada silahlı sol mücadelenin devam etmesinin çok büyük bir etmen olduğunu iddia ediyorlar. Bu tabii “Latin Amerika’da olduğu gibi daha genel olarak da silahlı sol mücadele, acaba kurumsal olarak muhafazakâr sağ veya liberal sağ siyasetçileri güçlendiriyor mu, orta merkez seçimeni, hatta sola oy verme potansiyeli olan seçmeni kaçınılmaz olarak öbür tarafa oy vermeye itiyor mu?” sorusunu da gündeme getiriyor.

ÖM: Kolombiya’da ikinci defa seçilmesi ilk oluyor dedik ama, Hugo Chavez de Venezuela’da ikinci defa, hatta pek çok seçim kazanmıştı.

: Hugo Chavez bir kere seçim kazandı 2002’de, daha doğrusu 2002 seçimleri bir erken seçim gibi oldu. 2004’te Hugo Chavez’i devirmek için referandum yapıldı ve onu referandum yapanlar kaybetti. Ona dikkat etmek lazım. Yani bir referandum hakkı var Venezuela’da ve belli bir talep oranını tutturanlar cumhurbaşkanlığı süresinin ortasında görevden alma referandumuna götürebiliyorlar. Hugo Chavez’i bu şekilde görevden alma referandumuna götürdü ve kaybetti. Şimdi Chavez’in esas seçimi Kasım-Aralık 2006’da, gerçek anlamda yeniden seçilip seçilemeyeceğini göreceğiz. Büyük ihtimalle seçilecek şu andaki seçmen oyu itibariyle, ama göreceğiz.

Peru’ya gelirsek, Alan Garcia seçildi. APRA adındaki, Peru’nun CHP’si diyebiliriz, gerççekten de çok andırıyor, 1 yüzyıllık tarihi partinin başında Alan Garcia ve oyların %54’ünü alarak ikinci turda seçildi. Rakibi olan kişi de onun daha solunda yer alan milliyetçi, hatta yerlici milliyetçi de diyebileceğimiz, yani İnka yerliliğini ön plana çıkartan, esas Peru yurttaşlarının bakır tenli olduğunu iddia eden, tabii Peru’nun bir kısım yurttaşı da beyaz, bir tür etnik milliyetçi vurgusu olan bir emekli subay, Ollanta Humala. O da %46’ya yakın oy aldı, tam sonuçlar gelmedi ama oyların %90’ı tasnif edilmişti son aldığım bilgilere göre. Ollanta Humala’nın siyasetteki geçmişi çok kısa, 7-8 ay önce siyasete atılan bir darbeci subay. Evo Morales, Hugo Chavez çizgisinin Peru’daki nev-i şahsına münhasır diyelim, Peru’daki temsilcisi diyebiliriz, ama çünkü Chavez’le Morales’i Humala ile aynı sepete koymak çok doğru olmayabilir, aynı değil ama benzer programları var. Humala’nın daha otoriter, daha etnik vurgusu yüksek bir milliyetçiliği olduğunu söylemek zor değil. Alan Garcia’nın ise 85-90 arasında Peru’da başkanlık yapmış birisi ve Peru ekonomisini felakete götürmüş birisi. Ama felakete götürürken IMF politikalarını uyguladığı için değil, kalkınma literatüründe, heterodoks yapısal uyum programı adı verilen, IMF’nın önerdiğinin tam alternatifi bir program uygulamaya çalışarak Peru’yu %2000’lik, hatta bazı anlarda %10000’e çıkmış korkunç bir hiper enflasyona, çok büyük bir yoksullaşmaya ve sadece Peru’dan paralarını Miami’ye kaçırabilmiş zenginlerin daha da zengin olması dışında kimse için iyi bir sonuç vermemiş, büyük bir iktisadi felakete yol açmış birisidir.

ÖM: Peki şimdi nasıl değiştirebilecek?

Aİ: “O zaman hata ettim, şimdi o hatalarımı tekrarlamayacağım” diye geri geliyor. Tabii arkasında APRA var. Karşısındaki 3. aday, muhafazakâr, daha sağ liberal kadın aday Flores ise ondan bir puan daha az aldı.

Ollanta Humala kendini “ben ne sağdayım, ne soldayım, alttayım” diye tanımlıyor. Daha sosyal demokrat, Amerikan iktisat politikalarına çok radikal bir karşı çıkışı ifade eden Ollanta Humala, Alan Garcia ve Flores arasında geçti seçimler. Flores’in, bütün oyları muhafazakâr sağın ehven-i şer olarak tanımladığı Garcia’ya aktı, bu sayede de seçilebildi. Zaten Peru üzerine bu sabah okuduğum değerlendirmeler, ikinci tur seçmen haritasının Peru’daki eşitsizlikler haritasına birebir uyduğunu söylüyorlar. Yani And Dağları’ndaki yoksul madenciler, köylüler bölgesine gidildiğinde Ollanta Humala %70’lere varan oy alıyor, fakat daha az yoksul bölgelere gelindiğinde, özellikle Lima’ya gelindiğinde Alan Garcia seçimleri kazanıyor. Zaten ifade edilen de, Peru’nun nüfusunun 1/3’ünü temsil eden Lima ve çevresinin sayesinde Alan Garcia’nın oylarını kazanbildiği. İki tane de konu var; birincisi Alan Garcia ilk başta sağ rakibini tasfiye etmek için Amerika ile serbest ticaret anlaşmasını imzaladı ama mecliste onaylanması gerekiyor. Mecliste onaylatmayacağını ifade ediyordu, fakat ikinci tura Ollanta Humala ile kalıp da sağ seçmenlere muhtaç olunca, bu serbest ticaret anlaşmasının mecliste onaylanmasını destekleyeceğini ifade etti. Ollanta Humala ise Amerika ile bu serbest ticaret anlaşmasına şiddetle karşı. Zaten Hugo Chavez’in de Ollanta Humala’yı desteklemesinin arkasında bu etmen var. İkinci olguyu da belirtmek lazım; Hugo Chavez çok bariz biçimde, hatta devletlerarası diplomasi kurallarını çiğneyerek, özellikle Alan Garcia’ya yönelik ve şu andaki Cumhurbaşkanı Toledo’ya yönelik sözlü müdahalelerde bulundu. Bu nedenle Peru ile Venezuela arasında son 3 haftadır büyükelçiler geri çekilmiş durumda, Venezuela ile Peru arasında diplomatik bir gerginlik var. Seçimden bir kaç gün önce, ayın 28’inde yanılmıyorsam, Chavez, Pazar günleri yaptığı, Eğer şeytan marifetiyle Alan Garcia cumhurbaşkanı olursa, bu bir bölücülük aracısı olacak. Peru, Bolivya, Venezuela’ya sorun yaratmak için emperyalizmin bir aracı olacaktır ve tanrıya dua ediyorum Ollanta Homala’nın başkan olması için. Garcia sorumsuz, haydut, utanmaz ve yalancı biridir.” Hakkında böyle sözler söylediği bir adam karşısına cumhurbaşkanı olarak seçildi. Kolay değil! Diğer taraftan Venezuela, And Paktı’ndan, yani Peru, Bolivya ve Kolombiya’nın da içinde olduğu And Paktı’ndan 4 hafta önce çekildi. Ollanta Humala ise And Paktı’nı yeniden güçlendirmeyi öneriyordu. Ollanta Humala’nın destekleyicisi, danışmanlarının yorumları, seçimden önce, özellikle “Hugo Chavez sussa da biz de seçilebilsek. Başımızdaki en büyük sıkıntı Hugo Chavez’dir” diyorlardı açıkça. Çünkü Hugo Chavez’in Ollanta Humala lehine bu açık müdahalesi Peru’da bir tepki yaratmış gibi gözüküyor. “Bu, elinde petrol olan bir ‘şefcik’ –o tabir kullanılıyor- Peru gibi büyük bir ülkeye müdahale etmeye çalışıyor, dolayısıyla bu dış güç bizi karıştırmak istiyor.” Tabii bu karıştırmak isteyen adam da dilinin kemiği olmayan bir adam olduğu için Ollanta Humala’nın başarısızlığında Hugo Chavez faktörünün önemli bir etmen olduğunu bazı gözlemciler söylüyorlar.

Alan Garcia da Hugo Chaves için çok ağır sözler söylemişti.

ÖM: Çok da ağır bir dil kullanılmıştı iki aday arasında da zaten seçim boyunca. Bu arada Chaves’in 25 yıl süre ile başkan seçecek bir değişiklik yaptırma peşinde olduğu gibi bir haber vardı.

Aİ: İki hafta önce, Amerikalılara yönelik olarak, “çok kafamın tasını attırmayın, bir referandum yaparım ve 25 yıllığına seçilirim” dedi.

ÖM: Yoksa bu bir proje olmayabilir diyorsun?

: Hakikaten dilinin kemiği olmayan birisi –kimin dilinin kemiği vardır ki?- onda herhalde kas da yok! Dolayısıyla çok zor Hugo Chavez’in ne dediğini anlamak. O Pazar günkü bitmek tükenmek konuşmalarını analiz ederek hareket ederek, bir durum analizi, psikososyolojik bir analiz yapabilirsiniz ama siyasi analiz yapmak o sözlerden hareket ederek çok zor.

Sonuçta önümüzdeki 6 ay zarfında, Kasım veya Aralık’ta Venezuela’da seçimler olacak ve göreceğiz seçim sonuçlarını. Biliyorsunuz geçen milletvekili seçimlerinde sağ partiler seçimlere katılmadılar, bunun için de Chavez’in partisi ve onun müttefikleri bütün 163 milletvekiliğini de almışlardı. Seçimlere de katılım o yüzden düşük olmuştu. %50 civarında olmuştu katılım, bunu da dikkate almak lazım. Hugo Chavez’in seçilmesi çok yüksek bir katılımla olan bir seçim değil ama Venezuela’da hep de böyle olduğunu biliyoruz, bu, Hugo Chavez’in geldiğinden beri olan bir şey değil.

Önümüzde Meksika seçimleri var Temmuz ayında, o önemli bir seçim. Ondan sonra Brezilya’da seçimler var 1 Ekim’de. Ekvator’da başkanlık seçimleri var Ekim ayında. Nikaragua’da Kasım ayında seçimler var ve dediğim gibi Venezuela’da var. Arkasından, Ekim 2007’de Arjantin’deki seçimlerle seçim furyası kapanmış olacak Latin Amerika’da. Biraz daha seçimsiz bir yıl yaşanacak.

Bu seçimler Latin Amerika siyasi coğrafyasını büyük ölçüde değiştirdi. Sonuçlarının tam ne olacağını kestirmek zor ama iki sol diyebileceğimiz olgu açık biçimde görünüyor. Yani bir tarafta Chavez, Eva Morales ve Castro’nun temsil ettiği daha radikal, anti Amerikanlığı çok ön plana çıkartan, Latin Amerika’nın entegrasyonunu savunan bir sol var. Ollanta Humaela ile bir cephesi ile buna dahil, bunun içine tabii etnik milliyetçi olgular giriyor, vs. Bir de daha ılımlı sol var, Uruguay’da seçilen Lula, Şili’deki Bechelet ve ikisinin arasında bir yerde duran Arjantin’de Nestor Kirshner. Aslında bu ilginç, insan biraz imreniyor Türkiye’den bakınca; iki tane sol arasında seçim yapmak gibi bir sıkıntıya maruz kalıyor Latin Amerikalılar! Biz genellikle tüm sağlar arasında, CHP de dahil olmak üzere, seçim yapmak yolunda ilerliyoruz.

ÖM: Bir de Türkiye’den, ilgili bir konudan bahsedecektik.

: Geçtiğmiz hafta Özgür Gündem gazetesinde yayımlandı. Biliyorsunuz PKK’nın oluşturduğu bir üst kuruluş var, tam ne olduğunu iyi bilemediğimiz, Komalen Kürdistan adını taşıyan bir konsey. Bu yürütme konseyi, geçtiğimiz hafta bir bildiri yayınladı ve bu bildiride savaşta uyulması gereken kurallar yeniden hatırlatıldı, vs. Retorik tarafını bırakayım, sonuçta şöyle bir bildiri: “Biz sadece savunma savaşını meşru görüyoruz, misilleme hakkı olarak şiddete başvurmayı, yani Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerinin kendi silahlı güçlerimize karşı saldırıları karşısında savunmak için, buna misilleme yaptığımız şiddet yöntemlerini meşru görüyoruz.” Bu zaten PKK’nın tavrı genel olarak, ama benim asıl dikkatimi çeken şu oldu; “meşru savunma sınırlarını aşan hiçbir şiddet biçimi tarafımızdan tasvip edilmemektedir” diyorlar. Cümleyi okuyorum “meşru savunma sınırlarını aşan tüm şiddet biçimini reddediyor ve terör sayıyoruz.” Bu ilginç, çünkü “meşru savunma sınırlarını aşan tüm şiddet biçimlerini terör sayıyoruz” derken ilaveten bir cümle de kullanıyorlar, “eylem anlayışımızla çelişen ve sivil halka zarar veren bir çok bombalama olayını, halkımızın haklı meşru davasını yürüten hareketimize yüklemeye çalışmakta” vs. deyip, sivil halka zarar veren bombalama olaylarını terör eylemi olarak tanımlıyor. “Savaş dışı sivil insanların zarar görebileceği eylem biçimini yapmama tutumunu daha etkin uygulayacağız” diyor. “Toplumsal yaşamın sürdüğü şehir alanlarında bombalı eylem düzenlememe anlayışının geliştirilmesi” diyor. Yani şunu ifade ediyor, bizim içimizden böyle işler yapanlar çıkabilirdi belki zamanında, biz bunları reddediyoruz, bundan sonra bu yönde eylemlerde bulunmayacağız. Bu önemli. Diğer taraftan, “meşru savunma, silahlı savunma Türkiye toprakları içinde mümkün mü değil mi?” tartışmasını bir tarafa bırakalım, ama “sivil halka yönelik her türlü eylem, bombalama, intihar saldırısı, terör eylemidir” lafını PKK’nın etmesi aynı zamanda 6 ay önce Murat Karayılan’ın yaptığı tehditlere, vs. bakıldığında büyük bir çelişki veya dönüşüm anlamına geliyor. Ama diğer taraftan, dün Birgün gazetesinde, Mersin’de 16 kişinin yaralandığı bomba eyleminin TAK Kürdistan Özgürlük Şahinleri adıl kuruluş tarafından sahiplenildiği bilgisi vardı. Kendi sitelerinde yayınlamışlar. Gerçekten de öyle, sonra ben de o siteye dolaylı biçimde ulaşmayı becerdim ve sahiplenildiğini gördüm. Böyle bir eylem tabii şu soruyu gündeme getiriyor, ya bu PKK, KKK neyse dışında silahlı eylem yapan Kürt kimliği üzerinden siyaset ve silahlı eylem yapan bir terörist grup var, artık buna terörist demek PKK’nın da söylemine aykırı düşmez, ya böyle bir grup yok, eylemler yapılıyor ama her türlü nerede sabotaj varsa onu sahiplenen ve Türk-Kürt çatışmasını ve nefretini arttırmaya yönelik bir provokasyon girişimi var. Çünkü baktım, “havalimanındaki yangını da biz yaptık” diyor, “atış poligonundaki suikastleri biz yaptık” diyor, nerede bir şey olduysa “biz yaptık” diyen bir bildiri silsilesi var. Ve oradaki ifadeler çok ağır, dolayısıyla bir provokasyon unsuru olarak orada bulunuyor, halkın, yani Türk kesiminin Kürtlere karşı çok şiddetli bir nefret duygusu beslemesi amacı taşıyan bir provokasyon örgütü. Önümüzdeki günlerde herhalde KKK sözcüleri geçen hafta aldıkları bu tavırla, TAK adını taşıyan, ne olduğunu bilemediğimiz kuruluşun kendileri ile hiçbir ilişkisi olmadığını beyan ederek veya etmeyerek ne derece kendilerinin bu tavırlarında samimi olduklarını ifade edecekler. Ama böyle bir terör tanımlamasının o çevreden gelmesini küçümsememek lazım.

(6 Haziran 2006 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.)

 
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: