latin amerikan haber yorum

Arjantin’de Yaşamın İki Yüzü

Posted by lahy 27/07/2006

Daniel Schweimler
BBC Arjantin Muhabiri, Buenos Aires

 

Arjantin ekonomisinde patlama yaşanıyor. İşsizlik düşüyor, ihracat artıyor ve ekonomi her geçen ay daha da hızlı büyüyor.

Buenos Aires kent merkezi, hafta içi öğle saatlerinde görülmeye değer.

Binlerce çalışan, karınlarını doyurmak için, sokaklara dökülür. Çevredeki yüzlerce restoran ve kafede yer bulmak imkansızdır.

Bu iyi giyimli, kendine güvenen gençlere bakıldığında, Arjantin’in sadece birkaç yıl önce ekonomik olarak çökmüş olduğuna inanmak zor.

2001 Kasım’ında, Devlet Başkanı Fernando de la Rua, sarayından bir helikoptere binip, ülkeyi apar topar terk etmiş, zenginler paralarını yurt dışına çıkarıp garanti altına almış, bankalar, müşterilerinin hesaplarından çekebilecekleri miktarlara sınırlamalar getirmişti.

Ülke, tarihindeki en yüksek dış borcu ödeyemez duruma gelmişti.

Bunu, isyan, yağma ve ölümler izledi. Nüfusun çoğunluğu, sahip oldukları herşeyi kaybederken, tüm umudunu yitiren birçok Arjantinli ülkeyi terk etti.

Arjantin’in krizden tamamen çıktığını kimse iddia etmiyor. Ancak gazetelerin ön sayfaları hergün, düşen enflasyon, artan ihracat, hızlanan büyüme ve azalan yoksulluk haberleri ile dolu.

Hergün metroyla işe gidip gelirken, gazetelerdeki bu mutlu haberleri okuyorum.

Ancak kafamı kaldırdığım anda, bu ekonomik büyümenin faziletlerinden yararlanamayan insanlarla göz göze geliyorum.

Kalem, tornavida, tel zımba, oyuncak robot gibi şeyler satanlar…

Ya da armonika çalan kör adam. Ya da, ellerinden tuttukları yaşlı ve hasta büyükbabaları ile birlikte dilenen, çıplak ayaklı küçük kızlar.

5-6 yaşındaki çocuklar, etmeye teşvik için, durumlarının ne kadar kötü olduğunu anlatan küçük notlar bırakıyorlar yolcuların kucaklarına.

Genç bir adam, AIDS’e yakalandığını ve tedavi olacak parası olmadığını haykırıyor vagonun ortasında. Boğazındaki koca tümör nedeniyle güçlükle konuşabilen bir ihtiyan yara bandı satmaya çalışıyor.

Ama herhalde en acıklısı, sakat oğlunu, sırtında vagondan vagona taşıyarak dilenen kadıncağız. Kimi yardım ediyor bu insanlara, kimi gözlerini kitabından ayırmıyor bile. Kimi ise el kol hareketleriyle uzaklaştırmaya çalışıyor.

Arjantin’in orta sınıf mahallelerinden birinde yaşıyorum. Köşe başlarında güvenlik görevlilerinin bulunduğu, bahçe duvarları yüksek, kapı kilitleri sağlam evlerin bulunduğu sokak, her geceyarısı çöp arabalarının homurtusuyla irkilir.

Ancak onlar gelmeden önce, karanlık köşelerden sessizce çıkan bir sürü insan belirir çöp yığınlarının yanında. Plastik torbaları usulca açar, satıp para kazanabilecekleri cam, kağıt, karton gibi şeyleri ayıklarlar.

Bu insanların çoğunluğu, fakirliğin en yoğun olduğu kırsal bölgelerden geliyor. Zira şehirde, hiç olmazsa diğerlerinin atıklarını toplayarak yaşama şansları var.

Madalyonun öbür yüzü, yani Arjantin’deki ekonomik patlamanın en iyi sembolü ise başkent Buenos Aires’in Puerto Madero semti. Kent limanına ev sahipliği yapan bu semtte eskiden fareler cirit atarmış. Ancak son yıllarda, özel girişimciler tarafından ele alınarak yeniden inşa edilmiş.

Aş evi

Şimdi, konforlu oteller, lüks restoranlar ve başkentin en pahalı dairelerine ev sahipliği yapıyor Puerto Madero.

Ancak burada bile -belki de özellikle burada demek lazım- Arjantin’indeki gelir dağılımı uçurumunun derinliği görülebiliyor. Tam da bu lüks mahallenin orta yerinde bir aş evi kuruluyor.

Aş evinin açılışı
 

Ülkenin önde gelen zenginlerinden birinin bağışladığı arazide kurulan ve öncelikle çocuk ve yaşlılara hizmet etmeyi amaçlayan aş evinin kapısında, yakınlardaki Hilton Oteli’nin odalarından da görülebilen dev bir pankart dikkati çekiyor; “Yoksulların çocuklarının, zenginlerin köpeklerinden aha iyi beslenebileceği bir Arjantin için mücadele ediyoruz.”

Aslında yoksulluk, Latin Amerika için yeni birşey değil. Rio de Janeiro ve Lima banliyölerindeki manzara da, Buenos Aires’tekinden çok çok daha kötü.

Yolsuzluğa bulaşmış politikacıların ve yanlış ekonomik politikaların pençesinde yıllarca mücadele eden Arjantin de, yoksulluğa yabancı değil.

Ancak yine de birşeylerin değiştiğini görmek mümkün. Örneğin resmi rakamlara göre yoksul olarak sınıflanan çocukların sayısı geçen yıl yüzde 62’den yüzde 58’e düşmüş. Açlıktan ölümlerin sayısında da ciddi azalma var.

Yoksulluğun gerilemesi, büyümenin hızlanması, tabii ki memnuniyet verici gelişmeler.

Ancak okula gitmek yerine, metroda çıplak ayakla kalem satmak zorunda olan bir kız gözlerini size dikmiş bakarken, ekonomik gelişmeyi kutlamak pek de kolay olmuyor.

 
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: