latin amerikan haber yorum

Archive for Ağustos 2006

Amerika’dan Chavez Karşıtlarına Para Akıyor

Posted by lahy 31/08/2006

Arka bahçesindeki belalısı Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’i 2002’de askeri darbeyle devirmeyi başaramayan ABD yönetimi, ülkede yaklaşan devlet başkanlığı seçimlerini Chavez’den kurtulma fırsatı olarak kullanma çabasında. ABD’nin bu çerçevede, 2006 Aralık’ında yapılacak seçimde Chavez’in karşısına aday çıkartacak muhalif gruplara gizlice milyonlarca dolar akıttığı iddia edildi.

İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre, ABD ‘Uluslararası Kalkınma Dairesi’ (USAID) üzerinden ve ‘demokrasiyi geliştirme’ adlı program uyarınca Venezüelalı muhaliflere 26 milyon dolar bağışladı. Bağışlar, Associated Press haber ajansının ‘Bilgilenme Özgürlüğü’ yasası çerçevesinde USA-ID’den bilgi istemesi üzerine ortaya çıktı. USAID’in AP’ye verdiği 132 belgede, bağışların hangi gruplara veya kimlere gittiği söylenmiyor, fakat bağış konularına yer veriliyor. Dosyadaki ‘yardım konuları ve meblağlarından’ bazıları şöyle: ‘Demokratik liderlik kampanyası’ bin dolar; ‘toplum için ortak vizyon’ toplantısı için hazırlık-37 bin dolar; Venezüela’nın yeni anayasasına yönelik analiz çalışmaları-56 bin dolar.

REJİM DEĞİŞİKLİĞİ GAYRETİ SÜRÜYOR
Washington merkezli ‘Uluslararası İlişkiler Konseyi’ adlı kuruluşun direktörü Larry Birns, dosyadaki kalemlerin ABD’nin Venezüela’da Chavez’den kurtulmak veya onu ‘etkisizleştirmek’ için ciddi bir faaliyet içinde olduğunu net şekilde gösterdiğini belirtiyor.

‘Chavez Kodu: Venezüela’da ABD Müdahalesini Kırmak’ adlı kitabın yazarı Amerikalı avukat Eva Golinger ise, Washington’un Chavez başa geldiğinden beri Venezüela’ya bir rejim değişikliği dayatmak istediğini ve bu yöndeki çabalarını seçimlerin arifesinde iyice artırdığını kaydediyor. İsmini vermeyen bir USAID yeddlisi ise, “Programın amacı demokrasiyi güçlendirmek. Sağlıklı bir sivil toplum dünyanın her yerinde demokrasinin temelidir. Aktardığımız para bir dizi seminere, eğitim programına, hatta Chavez yanlıları ile karşıtları arasındaki diyalogun geliştirilmesine harcandı” diyor. Guardian-Birgün

 

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Leave a Comment »

Coca Cola’nın Guatemala’da ki Geçmişi ve Bugün

Posted by lahy 31/08/2006

Guatemalalı işçiler Coca Cola’ya karşı 1970’lerden bu yana mücadele ediyorlar. 1976 ve 1986 yılları arasında sendkanın üç genel sektereri öldürüldü ve sendikacıların aile üyeleri, arkadaşları ve yasal danışmanları tehdit edildi, tutuklandı, kaçırıldı ve vuruldu, işkençe gördü ve sürgüne gitmeye zorlandı. 1980 yılında Uluslararası Gida İşçileri Sendikası (IUF) Cocal Cola’nın uluslararası boykotunu destekledi; IUF’e bağlı sendikalar Avrupa, Amerikalar ve Yeni Zelanda’da dayanışma amaçlı işi durdurma eylemleri yaptı. Büyük Londra Belediyesi Coca Cola’nın sözleşmelerini iptal ederek belediye’nin lokanta, bar ve kafelerinde Cocal Cola satışını durdurdu.

Başarı ile sonuçlanan bu mücadeleye rağmen işçi haklarının ihlali sürüyor. Coca Cola firmasının Guatemala’da ki sahibi Cafe INCASA sendika faaliyetlerini kırmak için teşebbüslerde bulunuyor. Tarım ve İçecek Sanayi İşçileri Sendikası (FESTRAS) Genel Sekreterliği’nin bildirdiğine göre, son 4 yıl içinde 13 Coca Cola işçisi kanunsuz bir şekilde işlerinden kovuldular. Sendikalı işçiler ve ailelerinin ölüm ile tehdit edildiği bildirildi.

2002 yılında Coca Cola’nın şişeleme firması toplu sözleşme görüşmelerine katılmak için izin alan 8 sendikacıyı kovmak için yasal işlem başlattı. IUF bir kez daha Coca Cola ile bu konuda görüştükten sonra yasal işlemler durduruldu.

Coca Cola: The Alternative Report, sayfa:9

Üniversitede Coca Cola Yasağı August 21st, 2006

Coca Cola Karşıtı Kampanya Büyüyor August 20th, 2006

Hindistan’da Coca Cola Yasağı ve Kitle Gösterileri August 8th, 2006

 

Posted in Coca Cola Boykotu, Genel Haberler, Guatemala, İşçi Hareketleri-Sendikalar | 2 Comments »

REPSOL, Bolivya’yı Tehdit Ediyor

Posted by lahy 31/08/2006

27 Ağustos’da bir açıklama yapan İspanyol petrol devi REPSOL Bolivya Hükümetini uluslararası mahkemelere başvurmakla tehdit etti.

Repsol Bolivya’da petrol ve gaz kaynaklarında faaliyet gösteren ana korporasyonlardan biri.

Repsol’un açık bir şekilde tehditler savurmasının nedeni 1 Mayıs tarihli ulusallaştırma kararnamesi değil. Repsol, Bolivya hükümetinin Repsol’un çok düşük fiyatla Brezilya’lı bir firmaya gaz satmasını araştırma altına alarak, Repsol’u dolandırcılıkla suçlamasından rahatsız. Repsol komik denecek kadar düşük fiyatla gaz satmasının yasal olduğunu iddia ederken, Bolivya otoriteleri Cuma günü yerel Repsol firması Andina’nın ofislerini aradı.

Repsol’un Bolivyalı müdürleri hali hazırda araştırma altındalar. Yayınladığı basın bildirisinde REPSOL ” Tekrarlanan ve adil olmayan eylemler kendisinin ve çalışanlarının haklarını savunması için Repsol’u gerek uluslararası bağımsız kuruluşlar, ulusal ve uluslalarası yasal kuruluşlar nezdinde yasal eylemde bulunmaya mecbur kılıyor” dedi.

Bolivya hükümeti’nin ulusallaştırma yolundaki çalışmaları Petrol, gaz, madenler, su kaynakları ve daha başka alanlarda çalışan firmaların uluslararası mahkemeere başvurarak haklarını arayacakları tehditleriyle karşılaşıyor.

Ancak, Repsol’ün tehditi bu yönde bir adım atacakları anlamına gelmiyor. Hiç şüphesiz, Repsol, Bechtel örneğini göz önünde tutacaktır: 2000 yılında Cochabamba halkının mücadelesi sonucu şehir su şebekesinin kamulaştırılmasının ardından Dünya Bankası kapsamındaki Uluslararası mahkemeye (ICSID) başvuran Bechtel firması, uluslararası düzeyde karşılaştığı tepkiler üzerine açtığı davayı geri çekmek zorunda kalmıştı.

 

Posted in Bolivya, Genel Haberler | Leave a Comment »

Brezilya’da Volskwagen İşçileri Grevde

Posted by lahy 31/08/2006

Volkswagen AG (VOWG.DE)’ün Brezilya kolu Salı günü Sao Bernardo do Campo otomobil fabrikasında çalışan 1.800 işçinin işine son verdi. İşten çıkarmalar 21 Kasım’dan itibaren geçerli olacak.

VW Brezilya’da 21.000 işçiye sahip, ancak, 4.000 – 6.000 arası işçiyi işten çıkaracağını bildirdi. VW, işten çıkarmalara gerekçe olarak Brezilya para birimi Real’in değer kazanmasından dolayı satışlarının düşmesini gösteriyor.

İşten çıkarılmaların ardından işçiler greve gittiler.

İşten çıkarılan 48 yaşındaki Gilvaldo Luiz Dos Santos elindeki mektubu göstererek ağladı ve
on üç yıl boyunca fabrika’da sigara bile içmeden çalıştığını ancak yaptığı iş nedeniyle sahip olduğu bir hastalıktan dolayı tedavi gördüğü sırada işten çıkarıldığını söyledi.

Pazartesi günü Brezilya Yatırım bankası BNDES, sendika ile yapılan görüşmelerin sonucuna bağlı olarak $232 milyon dolar borç verme önerisinde bulundu.

Geçen hafta, Volkswagen Brezilya Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva sendikacılık hayatına başladığı Brezilya’nın en eski otomobil fabrikası olan Sao Bernardo’yu kapatacağını açıklamıştı.

 

Posted in Brezilya, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

Karacas Belediyesi Golf Sahalarını Kamulaştırdı

Posted by lahy 31/08/2006


 

 

Venezüela’nın başkenti Karakas’ta özel şahıslara ait iki golf sahasının sosyal konut inşası için devletleştirilmesi ülkede özel mülkiyetin korunması konusunda yeni bir tartışma başlattı.

Karakas'ta bir sokak
Cumhurbaşkanı Chavez’in Karakas sokaklarında bir duvar resmi

Başkentte düşük gelirlilerin ev sahibi olabilmesi her geçen gün zorlaşıyor. Ancak ilk kez böyle bir uygulamaya gidilmesi, mülkiyet hakları konusunda kaygılara neden oldu.

Venezüela’da sosyalist Cumhurbaşkanı Hugo Chavez yanlısı yerel yetkililer ilk defa konut projesi için devletleştirmeye gidiyor.

Solcu yetkililer bu operasyona muhalefetin denetiminde olan zengin semtlerden başladılar.

Bu bölgelerde Veneüzela’nın kalburüstü aileleri, diplomatlar ve ünlü kişiler oturuyor.

Karakas Belediye Başkanı Juan Barreto, geçen hafta yaptığı bir konuşmada “kokuşmuş” orta sınıfa savaş açtığını söyledi.

Belediye Başkanı zenginlerin yaşadığı semtlerde iki golf kulübüne ait arazi ve binalara el koyması için polisi görevlendirdi.

Barreto, golf kulübünün arazisindeki çimlerin bir metrekaresi için harcanan paranın 200 yoksulun bir hafta karnını doyurmaya yeteceğini söylüyor.

Belediye Başkanı el konulan arazinin üstüne 1800 konut inşa etmeyi planlıyor.

Bu uygulamaya henüz Cumhurbaşkanı Chavez’den bir tepki gelmedi. Bu yüzden Belediye Başkanı’nın kararını nasıl karşıladığı konusunda ipucu yok.

Üç yıl önce Venezüela hükümeti, topraksız köylülere ekip biçebilmeleri için arazi dağıtmaya başlamıştı. Bu araziler, zengin toprak sahiplerinden alınıyor.

Başkentin yoksul kalabalıkları gecekondularda oturuyor.

Muhalefet, aralık ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yoksul kesimlerin oyunu alabilmek için iktidarın bu tip girişimlerde bulunduğunu söylüyor.

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Leave a Comment »

Chavez, Suriye’yi ABD’ye Karşı Destekliyor

Posted by lahy 30/08/2006

Lübnan’a yönelik saldırılar sırasında İsrail ve Amerikan yönetimince Hizbullah’a destek vermekle suçlanan Suriye yönetimi bugün Venezuela lideri Hugo Chavez’i ağırladı.

Hugo Chavez
Chavez’in açıklamaları ve uygulamaları hem ABD hem de İsrail’i öfkelendiriyor

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin tecridine hedef olan Suriye’nin lideri Beşar Esad, Latin Amerikalı konuğuna üst düzey ilgi gösterirken, her iki liderin açıklamalarındaki ortak hedef Washington yönetimi oldu.

Venezuela lideri Şam’a iner inmez ”Aynı siyasi vizyonu paylaşıyoruz ve Amerika’nın emperyalist saldırganlığına karşı birlikte direneceğiz” dedi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da Venezuela liderine Orta Doğu ülkelerine yönelik desteği nedeniyle teşekkür etti ve ”Chavez’e işgal altında yaşayan halklara yönelik samimi duyguları nedeniyle takdirlerini” sundu.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’le ilişkileri giderek gerginleşen Venezuela lideri, son aylarda İran ve Suriye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerle yakın işbirliği içinde.

Venezuela lideri, Lübnan’a yönelik saldırıları nedeniyle İsrail’i açık bir şekilde hedef almaktan kaçınmamıştı.

Chavez’in operasyonu İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan Yahudi soykırımına benzetmesi İsrail’de öfkeye neden olmuş, her iki taraf karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çağırmışlardı.

Amerikan yönetimi, diplomatik gerilim içinde olduğu Chavez’in Orta Doğu’ya yönelik ilgisine yönelik herhangi bir değerlendirme yapmazken, gazetecilerin sorularına hedef olan Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, Venezuela liderinin Şam’a; Hizbullah’a silah sevkinin önlenmesi konusunda uluslararası yükümlüklerini anımsatması gerektiğini söylemekle yetindi.

Ziyaret sırasında Şam ve Caracas arasında Amerikan saldırganlığına karşı çıkan bir belgeyle, enerji işbirliği anlaşması imzalanması bekleniyor.

BBC’nin Şam’daki muhabiri Michael Voss, Chavez’in ziyaretin önemli bir boyutunun da, Venezuela’nın BM Güvenlik Konseyi’nde Latin Amerika kontenjanından üyelik elde etme arayışı olduğunu söylüyor.

Chavez bu kapsamda, yoğun bir diplomatik kampanya yürütüyor. Washington yönetimi ise, Venezuela’nın güvenlik konseyinde geçici de olsa üyelik almasını engelleyebilmeyi umuyor. (BBC)

 

Posted in Genel Haberler, Venezuela | 1 Comment »

Şili’de Öğrenciler ve İşçiler Eylül’de Eylem Hazırlıkları İçinde

Posted by lahy 30/08/2006

Cumartesi günü bir toplantı yapan 300 lise öğrencisi temsilcisi protesto gösterilerini, Başkanlık Danışma Kurulu’nun ön kararlaını açıklaycağı 29 Eylül gününe kadar ertelemeye karar verdi. Tüm Şili’den gelen temsilcilerin katıldığı 10 saat süren toplantıda öğrenciler mevcut eleştirilerine rağmen Başkanlık Konseyi ile işbirliğine devam kararı aldı.

Öğrenci temsilcilerinden Juan Carlos Herrera“ Bizim yeniden harekete geçmemizi isteyen çok kişi var ancak bunun aleyhimize olabileceğine karar verdik” dedi.

Öğrenciler, Başkanlık danışma konseyi toplantılarında yapılan tartışmların genellikle teorik olduğunu ve sistemin köklü bir şekilde değişmesini içermediğini söylüyor.

Danışma konseyinin başka üyeleride hoşnutsuzluklarını dile getirdi. Konsey üyesi ve Üniversite dekan yardımcısı Jorge Carvajal, hükümetin konsey’den ne beklediğini açıklamasını istedi..

81 üyeli konsey 29 Eylül’de ön raporlarını açıklayacak.

Geçen hafta yeniden başlayan öğrenci gösterilerinin diğer bir nedeni de, hükümet’in öğrencilere verdiği 24 saat indirimli seyahat hakkı ve okul yemeklerinin iyileştirilmesi gibi taahütlerini yerine getirmemesi idi.

Öğrencilerin diğer sosyal gruplarla işbirliği yapmaması ise endişe uyandıyor. Öğretmenler sendikası lideri Jorge Pavez, yeniden “sosyal bir cephe” kurulması çağrısnda bulunarak 12 Eylül’de düzenleyecekleri grevi öğrencileirn desteklemesini istedi.

100,000 üyeye sahip Öğretmenler Sendikası hükümet maaş artışı ve Pinochet dönemi Eğitim yasası’nın iptalini de içeren taleplerine cevap vermezse eylemleirni 26 Eylül’den itibaren kesintisiz sürdürmeyi planlıyor.

Öğretmenler sendikası 9 Eylül’de Valparaiso’da düzenlenecek fesitivale katılcaklarını açıkladı. İnti Illimani ve Sonora Palacios müzik grupları da festivale katılıyorlar.

Öte yandan hükümetin yeni sözleşme önerisini red eden Sağlık İşçileri Sendikası eylemlerine devam edeceklerini, anlaşma sağlanmadığı takdirde 1 Eylül’de greve gideceklerini açıkladı.

25,000 üyeye sahip Belediye Sağlık İşçileri sendikası ücret artışı talepleri yerine getilmezse 6 Eylül’de greve gideceklerini bildirdi.

Kaynak: LA TERCERA, EL MERCURIO, ST

Şili’de Yüze Yakın Öğrenci Gözaltına Alındı

 

Posted in Sosyal Hareketler, Şili, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

48 Saatlik Grev La Paz’da Hayatı Durdurdu

Posted by lahy 30/08/2006

bolhealthworkers.jpg

La Paz ve El Alto şehirlerinde 29 Ağustos Salı günü başlayan, öğretmenleri sağlık işçileri ve şöförlerin katıldığı grev ve yapılan yürüyüşler hayatı felç etti. La Paz’da Posta servisi işçileri de eylemlerini sürdürüyorlar.

Eğitim Bakanı Felix Patzi’nin görevden alınmasını ve yeni bir eğitim kongresinin toplanmasını talep eden grevdeki öğretmenlerin lideri Vilma Plata Evo Morales’i ağır bir dille suçlayınca bir grup Morales taraftarının saldırısına uğradı. Öğretmenler sendikası önünde toplanan El Alto’lu öğrenci velileri ise çocuklarının eğitim hakkının grevlerle baltalandığını söyleyerek grevdeki öğretmenleri ve troçkist sendika liderlerini protesto etti.

La Paz’da ana yolları trafiğe kapatan sendikalı şöförler sehir ulaşımını felçe uğrattı. Şöförler trafik cezalarının dolara endekslenmesini protesto ederken ülkenin ana yollarının tamirden geçirilmesi dahil 18 talepte bulunuyorlar.

Sendika liderlerinin işten atılmasını protesto eden ve hükümetin sendikann iç işlerine karıştığını iddia eden sağlık işçileri de eylemlerine devam ediyorlar.

Çalışma bakanlığı br açıklama yaparak, grevleri yasadışı ilan etti ve grevci işçilerin maaşlarından çalışmadıkları günler için indirim yapılacağını; tasarruf edilen para ile okullara bilgisayar alınacağını duyurdu.

Bir açıklama yapan Evo Morales mevcut protesto ve grevleri değerlendireceklerini söyledi.

Öte yandan Başkan Evo Morales, yetkisini aşmakla ve ulusallaştırma sürecini baltalamakla suçlanan devlet petrol firması YPFB başkanı Jorge Alvarado’yu görevden aldığını duyurdu. Juan Carlos Ortiz Banzer aynı göreve atandı.

 

Posted in Bolivya, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

Seçim Mahkemesi Obrador’un İtirazını Red Etti

Posted by lahy 30/08/2006

Pazartesi günü Seçim Kurulu’nun Lopez Obrador’un itirazını red etmesinin ardından Meksika’da iktidar partisinin Devlet Başkanı adayı Felipe Calderon’un görevi kesinleşti.

Meksika Seçim Kurulu, Calderon’un rakibi Andres Manuel Lopez Obrador’un seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin itirazını red etti. Mahkeme, 11 bin 839 sandıkta yapılan yeniden sayımda, iktidardaki Ulusal Hareket Partisi’nin adayı Felipe Calderon’un 81 bin 80 oyunu, ve Demokratik Devrim Partisi’nin adayı Andres Manuel Lopez Obrador’un da 76 bin 897 oyunu iptal etti. Mahkeme, toplamda Obrador lehine elde edilen 4 bin 183 oyun, seçim sonuçlarını değiştirmediğini ve Calderon’un ilk sırada olduğunu açıkladı. Böylece, 7 hakim geniş çaplı seçim dolandırıcılığı yapıldığı iddialarını red ederken Calderon’un oyların çoğunu aldığını belirtti. Ancak seçim kurulu, kesin sonuçları açıklamayı 6 Eylül tarihine erteledi.

Pazartesi akşamı yağmur altında konuşan López Obrador seçim mahkemesinin kararını kınayarak muhaliflerini kriminaller olarak niteledi ve Calderón’un haklı olarak elde ettiği zaferi elinden çaldığını söyledi.

Obrador, ”Bugün, seçim mahkemesi yurttaşların iradelerine karşı girişilen dolandırıcılığı meşrulaştırmaya ve başkanlık seçimini bizden çalan kriminalleri desteklemeye karar verdi…Bu karar ile anayasal düzen darbe aldı ve bir gaspçı’nın darbe yolu ile başkanlık makamını ele geçirmesinin yolu açıldı. ” dedi.

Seçimlerin yapıldığı tarihten itibaren oyların yeniden sayımını isteyen Obrador ve destekçileri sokaklarda bir ayı geçkin bir süredir direnmeye devam ediyorlar. ABD’nin New York Times gazetesi Obrador taraftarlarını seçim kurulu’nun kararına saygı gösterip protestolarını durdurmaya çağırdı. Ancak, protesto gösterileri ve sivil direniş’în sürmesi bekleniyor.

Meksika Devlet Başkanı Vicente Fox’un mecliste Cuma günü bir konuma yaparak seçim tartışmasının son bulmasını isteyeceği bildirildi. Ancak, Obrador’un önderliğindeki herkesim İyiliği İçin (AMLO – Por el Bien de Todos) koalisyonu adına açıklama yapan Carlos Navarrete, Vicente Fox’un Cuma günü AMLO’nun gücünü göreceğini ve Obrador’a destek vermek için binlerce insanın meclisin önünde toplanacağını açıkladı.

Obrador, gerek mahkeme’nin kararı öncesinde gerekse de sonrasında, Calderon ve seçim hilekarlığına karşı mücadele etmek için sivil bir direniş hareketi başlatacaklarını ilan etti ve paralel hükümet kurulması çağrısında bulunarak, “kendi kurumlarımızı kuracağız, egemenlik halkla yaşar, halk yönetir,” dedi.

Obrador, ayrıca Meksika’nın bağımsızlık günü olan 16 Eylül’de de yapacakları zirvede barışçı sivil direniş’in liderini belirleyeceklerini söyledi.

Öte yandan, Pazar günü Meksika’nın güney eyaletlerinden Chiapas’da Demokratik Devrim Partisi adayı Juan Sabines’in 553.270 oyla 546.988 oy alan Kurumsal Devrim Partisi (PRI) Adayı Antonia Aguilar’ı geçtiği bildirildi. PRI ise, sonuçları kabul etmediği ve Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracağını açıkladı.

Latin Amerika Seçimleri

 

Posted in Makaleler, Seçimler | Leave a Comment »

Helena Heloisa, Brezilya’yı Sarsıyor

Posted by lahy 29/08/2006

heloisa1.jpg

44 yaşındaki sosyalist Heloisa Helena yaklaşan  Brezilya Başkanlık seçimlerinde ki oy oranını ikiye katlayarak yüzde 12’ye çıkardı.

Rio de Janeiro eyaletinde, Heloisa Helena, Başkan Luiz Inacio Lula da Silva ile başa baş gidiyor.

Seçim kampanyası sırasında Lula ve ana muhalefet adayı Alckmin yaklaşık US$36 milyon dolar harcıyor.

Buna karşılık Heloisa Helena ve onun küçük partisi PSOL $2.3 milyon dolar harcıyor. Partinin seçim pankartları genellikle taraftarları tarafından elle yapılıyor.

Ancak, Helena rüşvet skandalları ile sarsılan ülkede dürüst ve ahlaklı aday olarak olarak gazetelerin ön sayfalarını kapsıyor.

14 Agustos’da yapılan ilk TV tartışmasının galibi Helena idi. Lula tartışmaya katılmayı red etti ancak boş bırakılan bir sandalye onun yokluğunu hatırlatıyordu. Helena’nın tartışma sırasındaki performansı güçlü, cesaretli ve dürüst olduğu imajını güçlendirdi.

Helena “PT’nin neo-liberalizm ile devam eden ilişkisi yeni bir sol parti, tarafından doldurlması gereken bir boşluk yarattı. Bundan daha önemli olmak üzere özelleştirmeleri savunan Brezilya Sosyal Demokratik Partisi (PSDB)’yi durdurmamız gerekiyor, PSOL bu görevi yerine getiriyor.” diyor.

Helena’nın politik kampanyası onu Brezilya’nın Topraksızlar Hareketi (MST) ile yan yana getirdi.

Helena 4 yıl içinde bir milyon topraksız aileyi toprak sahibi yapmayı vaat ediyor.

Helena, ” Yasal olarak, kullanılmayan topraklar tarım reformu alanına giriyor. Bu yasanın söylediği, ideolojik bir tartışma konusu değil” dedi.

Brezilya’da oy kullanmak zorunlu, bu nedenle, Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSOL), ” Boş oy atma, oyunu ona ver” sloganını kullanıyor.

Helena TV Globo’nun ana haber programında, ” Ben bir sosyalistim. demokrasi taraftarıyım, ancak Brezilya’da demokrasi yok”……” Kesinlikle başkan olmaya hazırım. Brezilya’da ki diğer kadınlar gibi yalan söylemeyi sevmem” dedi.

Pazar günü, TV Tarobá’da konuşan, Helena, “Brezilya’da solun tarihi PT ile başlamadı ve PSOL ile de bitmeycek. Bu yüzden ülkemizde demokrasiyi güçlendirmemiz gerekiyor”

Helena, işadamları dahil çalışan hiç bir kimsenin onun kuracağı hükümetten korkmaması gerektiğini vurgulayarak, ” Korkması gerekenler spekülatörler, bankerler ve politikacılar” dedi.

Kaynak: Gibby Zobel – Rio de Janeiro – Aljazeera- Folha Online

Dünya sosyalistleri Heloisa Helena’yı destekliyor

Brezilya başkanlık seçimleri yaklaşırken farklı ülke ve siyasal yönelimlerden sosyalistler ortak bir metin hazırlayarak Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSOL) adayı Heloisa Helena’ya desteklerini açıkladılar.

İşçi Partisi (PT) lideri Lula’nın sosyal-liberal bir politika izlediğini, PT’nin kökenindeki sosyalist ve anti-emperyalist çizginin ise Brezilya seçimlerinde yalnızca Heloisa ve yoldaşları tarafından temsil edildiğini belirten imzacılar Brezilya işçi hareketinin, çiftçilerin ve yoksulların günümüzde PSOL tarafından sahiplenilen programını şöyle özetliyorlar: Tarım reformu, dış borçların iptali, Amerikalar Serbest Ticaret Anlaşması (ALCA) programından kökten bir kopuş, ücret azaltımına gidilmeksizin çalışma saatlerinin azaltılması, genetiğiyle oynanmış organizma tarımcılığına son verilmesi, Amerikalar için Bolivarcı Alternatif (Venezüella, Küba, Bolivya) ittifakının desteklenmesi, yoksullar ve dışlanmışların sahiplenilmesi.

Heloisa Helena’ya destek veren sosyalistler arasında Daniel Bensaid (Devrimci Komünist Birlik siyasi büro üyesi, felsefe profesörü, Fransa); Michael Löwy (sosyolog ve yazar, Brezilya-Fransa); Alex Callinicos (Sosyalist İşçi Partisi üyesi ve sosyolog, Britanya); Ken Loach (sinemacı, Britanya); Slavoj Zizek (felsefeci, Slovenya); Ahmet Şevki (Uluslararası Sosyalizm Örgütü, ABD); Patrick Bond (KwaZulu-Natal Üniversitesi öğretim üyesi, Güney Afrika); Franc Gaudichaud (rebelion.org yayın kurulu üyesi); Patricia McKenna (Avrupa Parlamentosu eski üyesi, İrlanda); Stalin Perez Borges (UNT sendikası ulusal koordinatörü, Venezüella); James Petras (sosyolog, ABD) ve Claudio Katz (iktisatçı, Arjantin) da bulunuyor.(latinbilgi.net)

Cesur Yürek Heloisa Helena

Brezilya Seçimlerinde Sol’un Adayı Heliosa Helena Üçüncü Sırada

 

Posted in Bolivya, Seçimler | Leave a Comment »

Madencilik Sonucu Bolivya’da Doğa ve Su Kaynakları Kirleniyor

Posted by lahy 29/08/2006

Potosí, Bolivia — Maden sektörünün yarattığı çevre kirlenmesi yeraltı suları ve nehirleri zehirleyerek tehlikeli bir seviyeye ulaştı.  İnsanların yaşadığı alanlar, tarım yapılan topraklar ve ormanlar yavaş yavaş tahrip ediliyor. Maden sektöründe çalışan firmalar ve kendi adlarına çalışan kooperatistaların  çevre kirlenmesi sorununu göz ardı ettikleri ve hiç bir tedbir almadan çalıştıkları bildiriliyor.Cıva, amonyum nitrate, siyanür, sülfürik asit  ve diğer maddeler, Potosi şehrinin güneyinde ki Pilcomayo nehrine karıştı. Pilcomayo nehri’nin suları artık berrak değil ve bulanık. Ayrıca, Arjantin ve Paraguay’ın da kirlettiği Pampas gölü de çökme noktasına geldi.

16’ıncu yüzyıldan beri madencilik yapılan Potosí’de cıva kullanımı sonucu 19’uncu yüzyılda ciddi sağlık problemleri ile karşılaşılmıştı.

Ururo’nun San Jose madenlerinde uzun yıllar sorumsuzca yapılan çalışmalar sonucu meydana glen çevre kirlanmesi ciddi sağlık sorunlarına yol açtı.

Su bakanı Abel Mamani Pilcomayo nehrinin temizlenmesi konusunda Norveç Çevre bakanı Eric Solhein ile görüştü.Ülkenin nehir ve göllerini kirleten yalnızca madencilik faaliyetleri değil. Ayrıca, petrol, sanayi tesisleri ve kimyasal maddeler üreten tesisler ve şehirler yoğun kirliliğe yol açıyor.

Posted in Bolivya, Ekolojik Hareketler | Leave a Comment »

Latin Amerika’da Toplumsal Hareketler

Posted by lahy 29/08/2006

James Petras

Toplumsal hareketler, çeşitli biçim ve ifadelere bürünmüşlerdir. Bir kısmı, tekil bir meseleyle ilgilenirken (çevre, kadın sorunu, vb), bir kısmı da tanm reformu, dış borçlann iptali gibi meseleleri kapsayan geniş bir sosyopolitik gündeme sahiptir (Brezilya’da MST gibi).

Toplumsal hareketlerin kaydettigi en önemli ilerleme, doğrudan eyleme başvurma isteklilikleri, iktidar yapısıyla karşı karşıya gelme kapasiteleri ve acil sorunlann çözümü ugruna mücadelede halk kitlelerini seferber edebil­meleridir.

Brezilya’da latifundialan işgal eden MST, 250 bin aileyi kooperatifler ha­linde iskan etmiştir. Arjantin’de Piqueterolar anayollara barikatlar kurarak devletle kendilerine iş bulunması yolunda müzakereler yürütmektedir. Bo­livya’da Cocalerolar, küçük çiftçileri Washington’ın koka ekiminin kökünü kazıma programlanna karşı savunarak, anayollann kesilmesini ve genel grevleri örgütlemektedir. Ekvador’da yerli-köylü örgütü CANAlE, başkent Quito’yu işgal etmiş, iki devlet başkanını devirmiş ve belediye başkanlan ve milletvekilleri seçtirmiştir.

Meksika’da EZLN, hem bir gerilla hem de bir siyasal hareketle, yerli hak­lan için mücadele yürütüyor. Kolombiya’da köylü tabanına dayanan FARC, latifundia sahipleri, devlet, Pentagon ve paramiliter güçlerle uzun süreli bir savaş halindedir.

Bunların bazılarının kapitalist sistem içerisinde yeniden dağıtımcı politi­kalar izleyen reformist toplumsal hareketler olduğu, diger bazılarının ise ye­ni bir sosyalist toplum yaratma arayışındaki devrimci hareketler olduğu açıktır.

Geleneksel popülist ve solcu parti ve sendikalann pek çoğunun bürokra­tikleşmesi ve düzene entegre olması karşısında bu toplumsal hareketler, iş­çi sınıfının, köylülügün ve alt-orta sınıfın siyasal ve toplumsal felç halini kı­ran pozitif birer güçtürler.

Derinleşen sosyo-ekonomik krizler ve ekonominin tüm stratejik sektörle­rinde ABD ve Avrupa emperyalizminin artan hakimiyeti karşısında bazı sen­dikalar, işsizlerle, emeklilerle, ögrencilerle ve meslek sahipleriyle birlikte ça­lışıp onları seferber ederek ve anlık reform mücadelelerini genel programa­tik taleplerle birleştirerek toplumsal bir hareket karakteri kazanmışlardır.

Meksika’da öğretmen sendikalan ve elektrik işçileri, Brezilya’da MST, Arjan­tin, Bolivya ve Peru’da öğretmen sendikalan bu yeni toplumsal hareket tar­zı sendikacılığın ömeklerindendir.

Toplumsal hareketlerin karşı karşıya olduğu en çetin sorun, ulusal nitelik­te bir siyasal hareket geliştirme ihtiyacıdır. “Parti mi hareket mi” tartışması­nın yerini, “neoliberal” modelin derinleşen krizleri ve çöküşü alıyor.

Geleneksel siyasi partiler tümden iflas etmiş, geleneksel sol partiler ise faz­lasıyla küçük ve sınırlıdır. Ne kadar gerekli ve haklı olursa olsun hareketle­rin talep ettiği reformlar, dış borç ödemeleri, ekonomideki yolsuzluk ve çü­rüme karşısında gerçekleştirilemez ve sürdürülemez kalmaktadır.

Sosyopolitik hareketler ve sendikalar, hareketlerin ve partilerin en iyi yön­lerini birleştiren kendi siyasal aracını, bütün mücadele biçimlerini iktidar hedefli ulusal bir mücadeleye dönüştürme kapasitesine sahip bir aygıtı ya­ratmak zorundadır.

Yeni politik-toplumsal hareketler, partilerin seçimlere endeksli yaklaşımı­nın yerine kitle mücadelelerinin sürekliliğini, ve hareketlerin basit, acil ta­leplerinin yerine de yönetici sınıf devletine saldıran ve doğrudan eylemle se­çimleri birleştiren ulusal bir programı koyacaktır. En iyi yönlere sahip sos­yo-politik hareketlerin, siyasi partilere göre, meclislerde toplanma, yerel halk önderlerini seçme, yüz yüze tanışma, parti seçkinlerinin bürokratizmi, yandaşçılıgı ve imtiyazlı statülerinden kaçınma gibi avantajlan vardır. Sos­yo-politik hareketlerin başansının anahtan, tabanda çalışmalannda, toprak­sız tarım işçileri, köylüler ve bamolardaki kent yoksullanyla iç içe geçmele­rinde yatmaktadır. Karşı karşıya olunan asıl çetin mesele, yerel örgütleri ön­ce bölgesel sonra da ulusal bir güç halinde yerel inisiyatifi ve kitlesel katılımı bogmadan bütünleştirebilmektir. Doğrudan eylem stratejisi, devlet bas­kısı sorunuyla karşılaşır. Buna verilecek yanıt, yapısal çatışmalan sürdürebi­lecek ve hem üretim, ulaştırma, finans hem de ihracatta ekonominin strate­jik sektörlerini vurabilecek güçte bir ulusal siyasal aygıtın inşa edilmesidir. Hareketlerin “toplumsalı”nı partilerin “siyasalı”yla bütünleştirme diyalektiği,yeni bir “sosyo-politik hareket’’in, siyasal gündemin en üst sırasına oturma­sı anlamına gelir.

Artan ekonomik bunalım, gerileyen dış pazarlar ve siyasal alanda artan otoriterleşmeyle nitelenen bugünkü ugrakta hareketler, “savunma mücadeleleri”ni “saldırı mücadeleleri”ne dönüştürmek zorundadır. Latin Ameli­ka’ın kitlesel işsizligi ve eksik istihdamı, iflas etmiş ekonomileri ve sermaye kaçışlan, siyasal-ekonomik düzende köklü bir degişikligin gündeme gir­miş oldugunu gösteriyor.

Latin Amerika’daki seçim sistemi, merkezileşmiş yürütme gücünün otari­terleşmesine doğru gidiyor. Askeri yönetimden demokrasiye geçiş kesintiye ugramıştır. Hükümet yetkililelinin kararnamelerle yönettigi ve (çoğu yaban­cı kökenli) atanmış yetkililerin stratejik kararlan aldıgı seçim sistemli otori­ter bir melez rejim ortaya çıkmıştır. Yeni sosyo-politik hareketlerin yeni si­yasal alanlar, kurtanlmış bölgeler, barriolar, ve “özyönetim meclisleri”ne da­yanan topluluklar yaratması gerekiyor. Bu görev, Chiapas’ta (Meksika), Cha­pare’de (Bolivya), Brezilya’daki kooperatiflerde, Kolombiya’daki askerden arındırılmış bölgelerde, Buenos Aires varoşlanndaki piqueterolar arasında hayata geçililmektedir bile. Siyasal alan yaratılması, heterodoks dogrudan eylemle birleştililmelidir. Çünkü rejimIer, tören havasındaki genel grevlere ya kulak asmıyor ya da bunlan kolayca bastırıyor. Oysa banka, okul, yol iş­gali gibi eylemler, “kim yönetiyor?” temel meselesini sorgulatmaya hizmet eder.

Latin Amerika, dogrudan dogruya ve kelimenin tam anlamıyla sömürge­leştiriliyor. Ekonomiler dolarize olmuş durumda, makro-ekonomik politi­kalan IMF-Dünya Bankası dikte ediyor, Pentagon’un silahlandırdığı ve fi­nanse ettiği ordu ve polis güçleri rejimleri koruyor ve halkları eziyor, emper­yalist kültür ürünleri kitle iletişim araçlannı istila etmiş durumda, ekonomi­nin tüm stratejik sektörleri ABD-Avrupa sermayesinin mülkiyetinde. Temel mücadele, ulusal kurtuluşu ve sosyoekonomik kurtuluşu birbirini güçlen­dirici tarzda birleştirmelidir. Demokrasi mevcut degildir, yaratılmak zorun­dadır.

Demokrasi mücadelesi, esaslı sosyoekonomik talepler mücadelesine kitle­lerin katılımını örgütlemeyi gerektirir. Burada, sivil haklar için basit bir yurt­taşlık hareketinden söz etmiyoruz. Yoksul, işsiz ve sömürülen kitlelerin ha­yatlarını esaslı biçimde iyileştirdigi takdirde demokrasi mücadelesi bir an­lam kazanabilir. Sosyoekonomik mücadeleler yürütülmez ve zaferler elde edilmezse halk katılımı, başansızlıga mahkum bir formül haline gelir. Halk sınıfları reform mücadelesine girdiklerinde ve reformlan elde ettiklerinde mücadeleyi tırmandıracak, katılımı artıracak ve talepleri radikalleştirecek güce kavuşurlar.

Derinleşen ekonomik kriz ortamında siyasi partilerin ve adaylann, özellik­le de merkez solun yozlaşması, vaatleri yerine getirmemesi ve yaptığı sayısız aldatmaca gibi çok sayıda haklı nedenden dolayı geniş halk kesimleri bu­günkü seçim sistemine karşı derin bir hoşnutsuzluk içinde. Yeni bir siyasal örgüt, “olanakçıcı” gelenekten, işçilerle gevezelik yapma ve büyük iş dünya­sı hesabına çalışma pratiğinden kopmak zorundadır. Arjantin dağılırken, ar­tan sayıda evsiz, Kongre önündeki caddelere diziliyor ve çorba kuyruklan Kongre binasının gölgesinde uzadıkça uzuyor. Kongre’ye bitişik karanlık ar­ka sokaklarda küçük çocuklar, kaldınma saçılmış kemiklerin üzerinde ka­lan çiğ et kırıntılarıyla kendilerine “ziyafet” çekiyor.

Neo-liberal model denilen yagma sisteminin vakti doluyor; kurumsal so­lun da öyle. Taşra ekonomisi on yıldan fazla bir süredir yıkıma ugratılıyor ve halk, anayollan trafige kapatmak ve iktidarın simgelerine saldırmak üzere ayaga kalkıyor. Son beş yıldan beri, işçi sınıfımn yaşadıgı varoşlarda ana­yollara barikatlar kurulmaktadır (piquetero hareketi). Bugün, Buenos Ai­res’in merkezi, yoksul ve muhtaçlann istilası altındadır. Büyük bir patlama artık an meselesidir. Sorun, bu ayaklanmayı siyasal sınıf hareketlerinin ve önderlerinin mi örgütleyeceği yoksa bunun sonunda sagcı otoriter bir reji­min başa geçeceği bir ayaklanmaya mı dönüşeceğidir.

Bugün, Latin Amerika’nın kentlerinde ve kırsal kesimlerinde kitlesel dog­rudan eylem, devlet baskısı gibi gündelik bir gerçek haline gelmiştir. Temel sorun, “nesnel koşullarnın olgunlugu değil, bu parçalı, yerel ve dagımk ör­gütleri birleştirebilecek bir ulusal örgüt ve siyasal önderlik eksikliğidir. Bu.durum Meksika için oldugu kadar, Arjantin, Bolivya ve Paraguay için de ge­çerlidir.

Sosyopolitik hareketler, bilinç yükseltilmesi ve eylemci çekirdeklerin ya­ratılmasında büyük bir etki yaptılar. Önemli eylemlerin pimini çektiler ve halkın desteğini alan “kutuplar” yarattılar. Geçim ve hayatta kalma sorunlarının bir kısmım en azından geçici bir süre hafiflettiler. Ancak önlerinde,devlet iktidarına meydan okuyabilecek bir karşı hegemonik güç inşa etme çetin meselesi yükseliyor.

Bazı eylemcilerin “küreselleşme” dediği emperyalizme muhalefet, ABD, Kanada ve Avrupa’ya yayılmış durumdadır. İşçi kitlesi, çokuluslu sermaye­nin kararlarına giderek daha fazla güvensizlik duyuyor ve tehdit altında ol­dugunu hissediyor. İşçiler, çevreciler ve gençler, Seattle, Quebec, Prag, Por­to Alegre, Washington ve Melbourne’de emperyalist iktidarın simgelerine önemli saldırılar düzenleyerek güçlerini birleştirmişlerdir. Bu hareketler ve eylemlerin birkaç erdemi var:

1.. Seçim partilerince Kongre’ de temsil edilmeyen yurttaşlar ve kitle örgüt­leri için bir dogrudan eylem kanalı sağlıyorlar.

2. Çatışmalar, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluş­ların niteliği hakkında milyonlarca insanı eğitiyor.

3. İşçi-orta sınıf gençlerin ve Üçüncü Dünya hareketlerinin aynı mecraya akması uluslararası ağlar yaratıyor.

4. Son olarak bu gösteriler, emperyalist ülkelerin yönetici sınıflarına, yenilmez ve kontrol edilemez olmadıklannı, muhalefetin her yerde olduğunu hatırlatıyor.

Bununla birlikte bu Seattle, Porta Alegre Sosyal Forumu gibi olaylar bir­birleriyle çelişkili gruplan ve önderleri içeriyor: Amerika ve Avrupalı sendikacılann bir kesimi, Üçüncü Dünya işçileriyle ittifak arayışındaki enter­nasyonalistler degil, ulusal burjuvazileriyle ittifak kurmayı hedefleyen “korumacılar”dır. Bir kısım eylemci, bir yandan kendi hakim sınıflanna karşı çıkarken, diger yandan da gidip ehveni şer partilerden birine oy atıyor. Ama temel zayıflık, bu olaylardaki eylemcilerin ve önderlerin çok azının önemli bir topluınsal temele sahip olması ya da kitleleri gündelik mücadelelerde örgütlemekle ugraşmasıdır.

Bu uluslararası olayların önemi, katılımcılann ülkelerine döndüklerinde devlet iktidarına meydan okuyacak kitlesel siyasal hareketler yaratmaya girişmeleri halinde daha da büyüyecektir. Avrupa-Amerikan emperyalizminin ideolojisi olarak küreselleşmenin maskesinin düşürülmesi olumlu ancak henüz sınırlı kalmış bir adımdır. Porta Alegre Sosyal Forumu gibi halk­çı karşı çıkışlan, devrimci demokratik bir sosyalist alternatif oluşturabilecek tutarlı bir siyasal harekete dönüştürmek, hareketin bir sonraki aşamasının en tayin edici adımı olacaktır. Ancak bu devrimci süreç, bir dizi başarılı siyasal mücadelenin sonucu olarak ulusal düzeyde başlayabilir. Küçük zaferler, büyük hareketleri yaratır ve büyük hareketler, tarihsel alternatifi ortaya atar: Ya sosyalist demokrasi ya da neo-liberal barbarlık!

Çeviren: Cevdet Aşkın Cosmopolitik Kitaplığı, Küreselleşme ve Direniş,(137-141)

 

 

 

 

Posted in Makaleler | Leave a Comment »

Evo Morales’in Ulusallaştırma Politikası Hiç Bir Çıkar Sağlamadı

Posted by lahy 27/08/2006

Hidrokarbonlar bakanı uluslararası firmaların halen gaz ve petrol kaynaklarının sahibi olduğunu teyit etti.

La Paz – Uluslararası medya’da büyük bir etki yaratan ve büyük bir kampanya ile ilan edilen Bolivya başkanı Evo Morales’in ulusallaştırma politikası devlete bir kuruş bile kazandırmadığı gibi, şimdi de belirsizlik ve felç evresine girdi.

Hükümet’in yayınladığı rakamlara göre, ”ulusallaştırma kararı”nın üstünden geçen 100 gün içerisinde Bolivya halen ek bir gelir sağlamadı, bu alınan kararın bir slogandan ibaret olduğunu gösteriyor.

Haber ajansı AFP’nin bildirdiğine göre Senato’da yaptığı bir görüşme sırasında Hidrokarbonlar Bakanı Andrés Soliz Rada, devletin yeterli bir gelir sağlamadığını kabıul ederek Brezilya firması Petrobras’ı ulusallaştırma sürecini sabote etmeye çalışmakla suçladı.

Kelimenin tam anlamıyla, Morales’in “ulusallaştırması” gerçekten daha ziyade bir hayal mahsülü ve esas olarak, Bolivya’nın 200 milyar dolardan daha fazla değere sahip olduğu tahmin edilen gaz ve petrol kaynaklarını yasadışı anlaşmalarla ellerinde tutan firmaların durumlarını legalize etmeye yarıyor.

Bu “ulusallaştırma” politikası altında Repsol, Petrobras, Total, Enron, Shell, Vintage, British Petroleum ve diğer şirketler 1 Kasım 2006’ya kadar 3058’nolu neoliberal hidrokarbon yasası çercevesi içinde yeni anlaşmalar imzalayacak, bunun yanısıra, bazı küçük düzenlemeler yapılacak, ancak devletin petrol firması bu tedbirlerin uygulanabilirliğinden şüpheli.

Uluslarası Tekellerin Kontrolü

Minister Soliz, Morales hükümetinin devlet petrol firması (YPFB)’yi yeniden şekillendirmeden ”ulusallaştırma” kararı almasının ciddi bir yanlış olduğunu söyledi. Bunun nedeni şirketin yetersizlikleri ve yolsuzluk suçlamaları ile karşılaşması. Nitekim bu nedenden dolayı ulusallaştırma süreci geçici olarak askıya alındı

Soliz’in bildirdiğine göre devlet 30 ila 90 milyon dolar arasında ek gelir bekliyor ancak devlet tekellerin ne kadar üretim yaptığını belirleyecek mekanizmaları kontrol altına almış değil.

Bakan Soliz, “Ulusallaştırma politikasının özü YPFB, Petrobras’dan 30 ila 90 milyon dolar fazla gelir sağlayamamasıdır; Petrobras, kaynakların sahibi olarak kalıyor, bu anlamda herhangi bir ulusallaştırma olmadı” dedi.

Bakan, hükümetin taleplerini red eden ve Bolivya’da ki yatırımlarını askıya aldığını açıklayan Brezilya kökenli uluslararası tekel Petrobras’ı suçlayarak, Petrobras’ın kendilerine psikolojik baskı altında tutmaya çalıştığını söyledi.

Dün yayınlanan bir raporda ise YFPB başkanı Jorge Alvarado’nun Bakan Rada’ya danışmadan Ibero-America TRADING SRL ile bir anlaşma imzaladığı bildirildi. Ancak, Meclis’de, Salı günü yapılan görüşmeler sırasında Morales hükümeti’nin gerek bakan Rada gerekse de Alvarado’yu kurtarmaya çalıştığı iddia edildi.

Kaynak: econoticias

Posted in Bolivya, Genel Haberler | Leave a Comment »

Hugo Chavez ve Venezuella’da Gelişen ’21. Yüzyıl Sosyalizmi’

Posted by lahy 27/08/2006

Evren Çelik-Wiltse

Birikim- 203

Venezuella, 1998’de Hugo Chavez’in kazandığı Başkanlık seçimlerden bu yana dünya gündemi­nin üst sıralarını işgal etmeye devam ediyor. Chavez Başkanlığı süresince VenezueIla’da yaşanan ekonomik değişimler, yine bu dönemde Ve­nezuella’nın OPEC üyesi olarak yaptığı girişim­ler, Küba’yla gelişen ve ABD ile sertleşen ilişkiler dikkatleri ister istemez Güney Amerika’nın bu enteresan ülkesi üzerinde yoğunlaştırmakta. Ancak önemli bir sorun, tüm bu konular hakkında yayımlanmış sağduyulu, verilere dayalı çıkarılOlar yapan ekonomik ve siyasi analizler bulmada yaşanan zorluk. Bir kanatta Chavez’i yücelterek onu adeta modern zamanların Robin Hood’u, globalleşme ve ABD hegemonyasının yelkenlerine savaş açmış yeni Don Kişot olarak sunanlar mevcut. Diğer kanatta ise, Chavez tarafından ger­çekleştirilen farklı ve pek de konvansiyonel ol­mayan ekonomik uygulamaları sertçe eleştirerek Venezuella’nın hızla bir finansal mahşere doğru yöneldiğini iddia eden pesimistik yazılar var. Biz bu yazıda peşinen taraf seçmekten ziyade, önce­likle Chavez’in hangi sosyo-ekonomik şartlar al­tında başa geldiğini, daha sonra ne tür politikalar izlediğini ve bunların kısmi sonuçlarını tartışmaya çalışacağız. Böylelikle okuyucularımız da sanı­yoruz daha sağlıklı bir yorum yapma fırsatı bula­caktır.

KİMDİR HUGO CHAVEZ? ALBAYLIKTAN VENEZUELLA BAŞKANLIĞINA GİDEN YOL

Chavez’in siyaset sahnesine ilk çıkışı, VenezueIla ordusunda albayken giriştiği ancak başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbe ile oluyor. 1992’deki bu darbe teşebbüsünden sonra bir Süre daha orduda kariyerine devam eden Chavez, daha sonra kendi partisini kurarak doğrudan siyasete atılıyor. Bir­ kaç yıl içerisinde büyük başarı toplayan bu ‘tek­ adam’ partisi (Beşinci Cumhuriyet Hareketi) 1998 seçimlerinde tüm rakiplerini geride bırakarak Chavez’i Başkanlık koltuğuna taşıyor. Yani 6 yıl önce darbeyle erişemediği Pozisyona bu kez de­mokratik ve adil bir seçim sürecinin işlemesiyle ulaşıyor Chavez. Ancak Venezuella’daki büyük sosyo-ekonomik çalkantılar asıl bu seçimden son­ra başlıyor. Chavez’in attığı hemen her adım, ge­rek ülke içerisindeki muhalefetten, gerekse yurtdışından, özellikle de ABD, dünya finans piyasala­rı ve İMFden büyük tepkiler almaya başlıyor. An­cak bu tepkileri mercek altına almadan önce, Ve­nezuella’da Chavez’i iktidara taşıyan toplumsal dinamiklere kısaca göz atmak faydalı olacaktır.

VenezueIla, uzun süre Latin Amerika’daki pekçok İspanyol kolonisi ile ayni talihi paylaşırken,1811’de General Simon Bolivar önderliğinde ba­ğımsızlığını ilan ediyor. Simon Bolivar, Kolombi­ya ve Bolivya gibi Güney Amerika’daki pekçok ülkeyi de bilfiiil bagımsızlıga taşımış bir askeri kumandan olarak hem Latin Amerika’da, hem de Venezuella’da çok büyük siyasi agırlıgı olan bir lider. Nitekim Bolivya’nın adı da Simon Boli­var’dan gelmekte. Ancak bagımsızlıktan sonraelitler arasındaki çekişmeler, bu devletlerin sahip oldukları zengin kaynaklarla orantılı olarak güç­lenmesine engel oluyor. 20. yüzyıla gelindiginde, Venezuella’nin artık askeri idare tarafından yöne­tildigini görüyoruz. 1953’te ise ilk demokratik seçimler yapılıyor ve iktidar sivillere devrediliyor.

Venezuella’da teknik olarak Türkiye’deki gibi nisbi seçim sistemi uygulansa da, parti yapısı faz­la dagınık degil. 1950’lerden itibaren özellikle iki partinin seçmenlerin büyük çogunlugunu kont­rol ettigini söyleyebiliriz: Merkez solda Sosyal Demokratlar (AD) ve merkez sagda Sosyal Hıris­tiyanlar (COPEI) var. Hemen her seçimde parla­mentoya irili ufaklı 5-6 parti girmesine ragmen, 40 küsür yıl boyunca seçmenlerin yaklaşık %85’i bu iki parti arasında paylaşılıyor. Başkanlık kol­tugu da iki parti arasında gidip geliyor. Kısacası,Venezuella’da siyaseti ve dolayısıyıyla ekonomiyi, 20.yüzyılın ikinci yarısı boyunca tamamen bu iki parti şekillendiriyor.’

Yarım yüzyıl süren iki partili siyasi yapı, Vene­zuella’nın İspanyol sömürgesi oldugu dönemden devraldıgı son derece adaletsiz gelir dagılımını düzeltmeye çalışacagına, durumu bilakis daha da kötüleştiriyor. Seçimler, sadece elitler arasında ufak degişikliklerin yaşandıgı, patronaj ilişkileri­nin saglamlaştıgı, ancak geniş ve fakir halk kitle­lerinin taleplerine cevap vermekten uzak, siya­setçilik oyunlarına dönüşüyor. Bu nedenle, oy vermenin zorunlu oldugu ve normal şartlar altın­da halkın %90’dan fazlasının sandıklara koştugu ülkede, 1980’lerden itibaren büyük bir seçmen apatisi sorunu başgösteriyor. Sosyal demokratlar­la merkez sağ arasında uygulamada hiçbir fark göremeyen, fakat bu iki partiden başka da alter­natif bulamayan seçmen kitleleri, önce %10 ora­nında, 1990’lara gelindiginde ise %30-40’lara va­ran oranlarda seçimleri protesto ederek sandık başına gitmeyi reddediyor.

Chavez’in 1998 seçimlerindeki büyük çıkışı, işte böyle bir arka plana dayanıyor. Mevcut parti­lerden yılmış, ülkenin zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına ragmen fakirlik sınırının altında mücadele veren geniş kitlelere, Chavez’in ki_isel özellikleri ve siyasi söylemi son derece çekici bir alternatif oluşturuyor. Son yarım yüzyılda Vene­zuella’da siyasi elit ile halk arasındaki uçurum öylesine açılmış ki, elitlerle kitleler arasında sa­dece sosyo-ekonomik ve statüsel farkların yanısıra, adeta genetik/ırka dayalı bir duvar da örül­müş. Chavez’in gelişi ile ilk defa Venezuella’daki yerleşik siyasetçi proto-tipinin (Beyazı Avrupa­ asıllı, soylu ailelere mensup, aşırı zengin) aksine, oldukça mütevazı (ögretmen anne-baba) ve kıs­men de Venezuella yerlisi kanı taşıyan bir aileden gelen bir aday siyasetin üst katmanlarına erişebi­liyor. Bunun yanı sıra, Chavez’in başarıyla kul­landıgı sosyal bölüşüm ve adaleti vurgulayan si­yasi söylem, uzun yıllardır siyasi süreçten dışlan­mış geniş kitleleri sandık başına çekmeyi başarı­yor. Ancak Chavez’in Başkan seçilmesi, Venezu­ella’daki problemlerin sona erdigi anlamına gel­miyor.

Bizdeki kanaatin aksine, Başkanlık sistemi -ta­bii demokratik olarak işlediginde- tek adamın yürütmeyi elinde bulundurdugu ve istedigini ya­pabildigi bir rejim degil. Başkanın halk oyunu kazanarak ele geçirdigi yürütme yetkisi üzerinde hem Senato’nun, hem de Anayasa Mahkeme­si’nin çok büyük kontrolü söz konusu. Dişli bir muhalefet, gücünü birleştirerek bu mekanizma­lar aracılıgı ile başkanın hemen her adımına mü­dahale edebilir. Nitekim Venezuella’da da, Cha­vez iktidarının ilk yıllarında buna benzer geliş­meler yaşandı. Demokratik seçimlerde iktidarıkaybeden elitler, yasama ve yargı mekanizmaları­nı zorlayarak Chavez’in önünü tıkamaya çalıştı­lar. Bunun yanı sıra, ellerindeki önemli ekonomik güçleri kullanarak ekonomiyi sabote etmeye çalıştılar. Bu dönemde özel sektör tarafında işleti­len pek çok fabrika, ‘Chavez Venezuella’ya sosya­lizm getirecek, biz de Küba gibi olacagız” heze­yanları ile kapatılıp işçileri kapı dışarı edildi. Hemen tamamı eski dönemin elit ve partizan işa­damlarınca kontrol edilen medya kanalları, Cha­vez iktidarının meşruiyeti hakkında ciddi şüphe­ler uyandırmaya başladı. 1000’lere girildiğinde Venezuella’da ortam o kadar gerildi ki, ülkenin başkenti Caracas’ın zengin semtlerinde yaşayan­lar, iktidarın fakir halk kitlelerini üzerlerine sü­rüp can ve mal varlıklarına kastedeceği korku­suyla barikatlar kurup silahlanarak ve özel milis kuvvetleri oluşturarak kendilerini korumaya kal­kıştılar. Chavez ise, toplumda giderek yükselen bu gerilim ve kutuplaşmaya çare olarak muhale­fetle atışmak yerine doğrudan halk oyuna gitme­yi tercih etti. Birden fazla kez tekrarlanan, katılı­mın rekor düzeyde olduğu ve sonuçların ulusla­rarası gözlemcilerce teyid edildiği bu referan­dumlardan başarıyla çıkan her defasında Chavez oldu. Ilk olarak 1000’de yeni Anayasaya göre ya­pılan seçimlerde Chavez -6 yıl süreyle- yeniden başkan seçildi. 3 yıl boyunca ısrarla Chavez’in geri çekilmesini isteyen muhalefet yeni bir refe­randum için yine imza topladı. 1004’te uluslara­rası gözlemciler eşliğinde gerçekleşen referan­dumda da Chavez oyların %58’ini alarak başkan­lıkta kalan 1 yıllık süresine devam etme hakkı kazandı.

REAKSİYONUN NEDENİ: BOLİVARCI POLİTİKALAR VE ’21. YÜZYIL SOSYALİZMİ’

Chavez’in izlediği politikalara pek çok kesim yü­zeysel bir gözlemle ‘popülist’ damgasını vuruyor. Oysa Chavez’in siyasi çizgisini belirlemede ve kendisinin de ısrarla altını çizdiği iki temel entel­lektüel gelenek hakim: Birincisi, yukarıda kısaca değindiğimiz Bolivarcılık, diğeri ise modem bir sosyalizm anlayışı. Bu iki ayaktan biri olan Boli­varizmin en önemli özelliği, birbirine destek olan, bağımsız ve güçlü Latin Amerika ülkeleri­nin oluşturduğu ve dünyada (ABD’den bağımsız) önemli bir güç bloğu haline gelebilecek bir Gü­ney Amerika ideali. Nitekim bu perspektiften ha­reketle, Chavez’in Latin Amerika birlikteliğine katkıda bulunacak pekçok inisyatife öncülük et­tiğini görmekteyiz. Bu amaçla Chavez öncülü­ğünde Venezuella, ABD’nin dışlandığı bir Güney Amerika Gümrük Birliği için her gün önemli adımlar atmaya devam ediyor. Örneğin ekono­mik olarak son derece kuvvetli olan ve petrol sektörü de oldukça gelişmiş Brezilya ile Venezu­ella’nın bölgede ortaklaşa raCineriler kurmaya başladığını görüyoruz. Bunun yanı sıra, nükleer enerji konusunda da iki ülke arasında işbirliği başlamış durumda. (Brezilya’nın kaydadeğer miktarda uranyum rezervi var ve nükleer enerji üretiminde Latin Amerika’da başı çekiyor.)

Venezuella elini sadece bölgedeki güçlü eko­nomilere uzatmıyor. İktisadi açıdan oldukça zor durumda olan Arjantin ve Küba da Chavez’in ya­ratıcı dayanışma politikalarından faydalanıyor. Uzun yıllar IMF tarafından önerilen neo-liberal iktisat politikaları uygulaması sonucunda büyük ekonomik krizler yaşayan Arjantin’in petrol ihti­yacını karşılamak için son derece ilginç bir çö­züm öneriyor Chavez: Arjantin’in petrol ithal et­mek için döviz rezervi yok, ancak son derece kuvvetli bir tarım ve hayvancılık sektörü mevcut. Bunu fırsat olarak değerlendiren Chavez, adeta ll. yüzyılda yeniden takas sistemine dönerek Ar­jantin’e petrol verip karşılığından onlardan tahıl, bakliyat, et ve et ürünleri alıyor.2 Yine benzer bir takas Küba ile gerçekleştiriyor. Küba’daki uzman doktor fazlası Venezuella’ya gönderilirken (yak­laşık 12.000 doktor), Venezuella’dan tankerlerle petrol Küba’ya doğru yola çıkıyor. Bunların yanısıra, halkla ilişkileri de oldukça önemseyen Cha­vez, tüm Güney Amerika’da yayın yapan bir de televizyon kanalı kuruyor (TeleSur).

Chavez her ‘sosyalizm’ dediğinde ABD’nin, özellikle de Bush yönetiminin tüyleri diken di­ken olsa da, uygulamaya baktığımızda Venezuel­la’da klasik Sovyet modelinden veya Küba’daki sistemden oldukça farklı bir çizgi oluştuğunu görmekteyiz. Örneğin, devletin büyük ortak ol­duğu ve dış ihracatın %80’ini oluşturan petrol sektörü gibi stratejik bir sektörde bile tamamen devlet mülkiyeti söz konusu değil. Anayasal ola­rak bir kamu kuruluşu olan ulusal petrol şirketi Petroleos de Venezuella SA (PDVSA), gerek Ve­nezuella içinde gerekse yurtdışında özel şirket­lerle ortaklıklara girmekten imtina etmiyor. Ül­kedeki pekçok rafineri, dünyanın önde gelen pet­rol şirketleri ve Venezuella devleti tarafında or­taklaşa işletiliyor -ki bu şirketler ağırlıklı olarak Chevron, Texaco gibi ABD asıllı firmalar. Bunun yanı sıra, Petroleos de Venezuella S.A.’nın (PDV5A) yurtdışı yatırımları da var. Örneğin 1990’larda ABD’nin en önde gelen petrol şirketle­rinden biri olan ClTGO’yu satın alan PSVSA, böylece ABD iç piyasasında doğrudan söz sahibi bir konuma gelmiş oluyor.

Latin Amerika’da son yıllarda seçimle yükselen sol iktidarlar, hem ABD ‘deki neo-liberal çevreler­de, hem de kalkınmakta olan ülkelerindeki ‘eko­nokrat’ ve serbest piyasa ekonomisine iman eder­cesine bağlı gruplarda alarm zillerinin çalmasına yol açtı. Bizde bunun örneğini Deniz Gökçe’nin son zamanlarda Latin Amerika üzerine kaleme aldığı yazılarda görebiliyoruz. Gökçe, Ch:ivez, Lula, Bachelett gibi liderleri iktidar yapan bu coğrafyada büyük bir finansal mahşerin son dere­ce yakın olduğunu öngörerek bizleri uyarma ne­zaketinde bulunuyor. Bu tarz bir felaket tellallığıile birlikte halkın demokratik iradesini de hiçe sayan bir üslubu, dünyayı sadece finans-kapital çerçevesinden gören çevrelerin ‘objektif’ analizle­rinde bulmamız son derece doğal. Ancak bu ‘ob­jektif-teknik-ekonomik’ analizler, olgularla/veri­lerle ne derecede örtüşüyor?

Venezuella’ya bakarsak, Chavez başa geldikten 5-6 yıl sonra bile, Venezuella’da büyük çaplı bir yabancı sermaye kaçışı olduğunu söylemek mümkün değil. Gerek üretimde, gerek tarımda, gerekse bankacılık gibi hizmet sektörlerinde, ser­best piyasa ekonomisiyle devlet işletmeleri ve özellikle de kollektif işletmeler birlikte yer alı­yor. Bankacılık sektöründe örneğin, doğrudan devletleştirme yerine Ch:ivez, özel bankaların kooperatİfleri ve küçük işletmeleri desteklemele­rini sağlayan düzenlemeler getiriyor. Yeni banka­cılık kanununa göre, özel sektörce işletilen ban­kalar, verdikleri kredilerin en az %30’unu işçi kooperatiflerine, küçük işletmelere, tarım sektörü­ne, mikro-kredi olarak şahıslara ve toplu konut ve benzer sosyal projelere yönlendirmek zorun­dalar. Burada amaçlanan, özel bankaların kredi imkanlarının daha geniş sosyal kesimlere ulaşması ve böylelikle özel banka kredilerinin Türki­ye’de de bir dönem olduğu gibi sadece büyük holdinglere sağlanan bir ayrıcalık olmaktan çıka­rılması.Chavez tarafından hayata geçirilen ekonomik uygulamalardan belki de en önemlisi, kollektif mülkiyet esasına dayalı işçi kooperatifleri. Tama­men özel mülkiyete dayalı neo-liberal piyasa ekonomisi ile devletin tasarrufundaki kamu işlet­melerinin karşısında bir üçüncü yololarak öne sürülen bu yöntem, şu ana kadar özellikle işçi ve emekçilerden büyük destek görüyor. Bu yeni mo­delde devlet, ya kendi kurduğu işletmeleri daha sonra orada çalışan işçilere devrederek kollektif mülkiyet esasına dayalı bir kooperatifin kurulu­şuna bilfiil finansal katkıda bulunuyor ya da özel şirketlerce atıl bırakılan işletmelerin, fabrikala­rın, madenIerin yasalolarak orada çalışanlarca sahiplenilmesini ve işletilmesini kolaylaştırıyor. Tüm bu düzenlemelerden sorumlu kurum ise, yine Chavez tarafından kurulan Halk Ekonomisi Bakanlığı. Bakanlık şimdiye kadar ülke çapında 210 bin işçinin çalıştığı ve ortağı olduğu 6840 kooperatifin kurulmasına öncülük etmiş. Kamu­oyu yoklamaları, Chavez’den memnun olanların yaklaşık % 70’ler civarına yükseldiğine işaret ede­rek bu ekonomik politikaların kitlelerden genişdestek bulduğunu gösteriyor.

Chavez’i bu kadar popüler yapan sebeplerden bir diğeri de, başa geldiğinden beri gerçekleştir­meye çalıştığı sosyal politikalar. Yukarıda Vene­zuella’nın zengin kaynaklarına rağmen gelir dağı­lımının son derece adaletsiz olduğunu belirtmiş­tik. 1998 verilerine göre, nüfusun en zengin %20’lik dilimi, ülke gelirlerinin yarısından fazla­sını (%53.4) kontrol ediyor. Buna karşılık en fa­kir %20’lik dilimin ulusal gelirden payı sadece %3 oranında (Dünya Bankası Kalkınma Verileri, 2005). Toplam nüfusun %35’ten fazlası günlük 2 ABD doları veya daha az bir meblağ ile geçimini sağlamaya çalışıyor – aynı oran Türkiye’de %12.8. 2005 yılı tahmini değerlerine göre Vene­zuella’da kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 6400 ABD doları olmasına rağmen (bu oran Tür­kiye için 7900 dolar), halkın üçte birinden fazlası Dünya Bankası tarafından belirlenen fakirlik sını­rının altında yaşıyor. Işte bu sebepten dolayı da, devlet tarafından sübvanse edilen sağlık ocakları, hastaneler, yiyecek yardımları, eğitim desteği ve yol, su, kanalizasyon gibi altyapı hizmetleri geniş kitlelerden büyük destek görüyor.

HUGO BOSS?

Latin Amerika siyasetinin tarihsel bir parçası olan caudillo geleneği, uzun yıllar bölgedeki de­mokratikleşme çabalarının önündeki en önemli engellerden biri olmuştur. Askeri bir geçmişe sa­hip, kudretli bir tek-adam liderliği diye özetleye­bileceğimiz caudillismo, konu Chavez olunca is­ter istemez gündeme geliyor. Nitekim yakın za­manda Foreing Policy dergisinde çıkan bir yazıda Chavez, bir modern zamanlar caudillosu, hatta Üçüncü Dünya otoritarizminin yeni yüzü olarak resmedilmekte. Yazar Corrales, Chavez’in sosyal ve ekonomik politikalarına hemen hiç değinmez­ken, halkın yüksek desteğini sadece Chavez’in manipülasyon yeteneği ve anti-Amerikan söylemi ile açıklıyor. Yani yine Deniz Gökçe örneğinde olduğu gibi seçmen kitlelerini cahil ve sapla sa­manı ayırt etmekten yoksun gören bir üslup. An­cak bu söyleme hemen taraftar olmadan önce, yerel bazdaki gelişmelere bakmakta fayda var.

Chavez’in iktidar olmasıyla birlikte devlet büt­çesinin sosyal harcamalar kaleminde bir patlama yaşandığı doğru. Özellikle ikinci Irak savaşından sonra, dünya piyasalarında varili yaklaşık 30 do­lardan 60 doların üzerine fırlayan petrol fiyatları, kuşkusuz Chavez’in sınıflar arası uçurumu azalt­maya yönelik sosyal harcamalar yapmasını kolay­laştırıyor. Ancak bu durumu, aniden zenginliğe kavuşmuş otorİter bir liderin yandaş bulma çabası ve para saçması senaryosu ile karıştırınamak ge­rek. Chavez’in, örneğin Latin Amerika’nın en ti­pik popülist liderlerinden olan meşhur juan ve Eva Peron çiftinden önemli bir farkı var. Chavez zaman zaman haftalık televizyon programı ‘Ala Başkan’ gibi kanallarla halkıyla doğrudan temas halinde, her derda derman bir Noel Baba imajı çizse de, sistematik olarak yaptığı uygulamalar, Venezuella’daki demokrasiyi köklü değişikliklere uğratacak nitelikte. Bunlardan belki de en önem­lisi, Chavez’in mahalle ve semt bazında, tabandan yeşeren sivil toplum örgütlerine verdiği önem.

Tüm Latin Amerika’da olduğu gibi, Venezuel­la’da da özellikle 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında güçlenen toplumsal hareketler yerleşik si­yasette köklü değişiklikler yaratmış durumda. Ta­bandan yeşeren bu örgütlenmeler, parti sultasına ve hiyerarşik yapısına karşı geliştirilen en yeni ve en etkili yöntemler olarak kendisini gösteriyor. Katılımcı, lokal ve yatay ilişkilerin hakim olduğu toplumsal hareketler, bugün Latin Amerika’da demokratik rejimIerin belkemiğini oluşturuyor. Daha çok yerel çapta örgütlü bu sivil toplum nü­veleri, bulundukları mahalle, semt, hatta şehirde­ki önemli sosyal problemlere kollektif olarak çö­züm üretmeye çalışıyorlar. Chavez’in yaptığı bir yenilikçi uygulama da, işte bu tabandan gelen si­vil toplum hareketlerine, yerel yönetimlerde söz hakkı tanıması ve onları karar alma sürecine da­hil etmesi. Bu sayede sosyal yardımlar, tepeden inen, devletin bağışladığı ve sorgusuz sualsiz ka­bul edilen sadakalar olarak değil, yerel inisyatifle­re ve onların önceliklerine göre şekillenen, de­mokratik ve katılımcı bir ortamda halkın ihtiyaç­larını karşılayan mekanizmalara dönüşüyor. Kısa­cası, sivil toplum örgütlerini yerel yönetimlere aktif olarak dahil etmekle Chavez, Venezuella’da şimdiye kadar hep toplumun en elit kesimlerinin tekelinde olan siyaset mekanizmalarını demokra­tikleştirmek adına büyük ve anlamlı bir adım at­mış oluyor. Eğer siyasetin en basit tanımı kısıtlıkaynakların nasıl dağıtılacağı konusunda karar almak ise, Chavez bu kararlardan etkilenen]eri de karar alma sürecine dahil etmekle son derece de­mokratik bir adım atmış oluyor.

CHAVEZ VE BUSH

Chavez  Başkan olduğundan beri, ABD ile en ger­gin tartışmalara girme rekorunu Fide! Castro’nun elinden almış görünüyor. ılk zamanlarda Castro ile pura içip beyzbol maçı seyrederken ABD kar­şıtı birkaç açıklama yapmaktan ibaret atışmalar artık bölgesel petrol politikalarına ve serbest tica­ret anlaşmalarının metinlerine de gölgesini dü­şürmüş durumda. Chavez’in çekincesiz kullandı­ğı ‘sosyalizm’, ‘anti-emperyalizm’, ‘çok kutuplu bir dünya’ gibi kelimeler Washington’da büyük rahatsızlık yaratıyor. ABD Dışişleri Bakanı Con­doleezza Rice, Venezuella’dan bahsettiği hemen her konuşmasında Chavez için ‘büyük problem’, ‘demokrasi için tehlikeli’, ‘bölgede pozitif bir ak­tör değil’ gibi ifadeler kullanıyor. Nitekim Arjan­tin’de toplanan ve ABD’ nin kuzeyden güneye tüm Amerika kıtasını kapsayan bir serbest ticaret bloğu fikrini pazarlamaya çalıştığı Amerika Zir­vesi, özellikle Chavez’in çıkışları sonucu Bush’un erkenden ayrılması ve bu projenin uzunca bir sü­re rafa kaldırılmasıyla sonuçlandı.

Bunun yanı sıra, OPECte de oldukça aktif bir üye olan Venezuella, petrol satışlarında doların yerine yavaş yavaş euro kullanımına geçilmesi, Çin ‘in artan petrol ihtiyacına öncelik verilmesi gibi çıkışlarla, petrol yüzünden zaten Ortado­ğu’da batağa saplanmış olan mevcut ABD yöneti­mini iyice zor duruma düşürüyor. Chavez ayrıca petrol konusunu son derece başarılı bir halkla ilişkiler aracı olarak kullanmaktan da geri kalmı­yor. Örneğin bu kış neredeyse iki buçuk kat ar­tan petrol fiyatları yüzünden evlerini ısıtmada zorluk çeken düşük gelirli Amerikalılara, Cha­vez, Caracas’tan elini uzatarak ClTGO aracılığıy­la piyasa değerinin %40 altında fuel-oil gönder­di.5 Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da, özellikle son bir yılda rekor düzeylerde kar elde eden petrol şirketlerine ABD’li siyasetçilerin yap­tığı düşük gelirli kesimlere sübvansiyon çağrısı. Özellikle kuzey doğudaki metropollerde yaşayan ve aşırı sert geçen kışın da etkisiyle ayda 400-500 dolara yükselen ısınma maliyetlerini karşılaya­mayan binlerce Amerikalı için seferber olan pek çok senatör ve vali, hiçbir ABD şirketinden olumlu yanıt alamadı. Işte bu nedenle Venezuel­la’dan gelen ucuz petrol jesti tabii ki ayrı bir mana kazandı. Massachusetts ve New York eyaletle­rinde, yerel yönetimlerin belirlediği binlerce dü­şük gelirli haneye, kiliselere, okullara, aşevlerine ve kimsesiz evlerine ulaştı Chavez’in yardımı. Ancak, dünyanın gözünde bu olay, esas itibariyle yegane süpergücünün kendi içindeki zaafları açı­ğa çıkaran bir gösteriye dönüştü. Irak’taki savaşa her hafta 1 milyar dolar harcayan ABD ‘nin zor durumdaki vatandaşlarına, Beyaz Saray’ın üçün­cü dünya ülkesi addettiği bir ülkeden yardım gel­mesi tabii ki Başkan Bush tarafından hoş karşı­lanmadı.

Beyaz Saray’la Chavez arasındaki yüksek gerili­min bir diğer önemli sebebi de 2002’de Chavez’e karşı girişilen askeri darbe. Bir grup muhalif işa­damı ve ordunun ufak bir kesimince gerçekleşti­rilen ancak bir hafta bile tutunamayan bu darbe girişiminden Chavez mütemadiyen ABD’yi so­rumlu tuttu. Tarihsel olarak Latin Amerika’daki pek çok darbede parmağı olduğu için sicili pek temiz olmayan ABD’nin, bu darbeye de bulaşıp bulaşmadığını teyid edecek belgeler henüz mev­cut değil. Ancak buradaki enteresanlık, dünyanın her yerine demokrasi yaymayı misyon edinmiş Bush yönetiminin, Venezuella’daki darbenin erte­si günü, herkesten önce Caracas’taki yeni darbe hükümetini tanıdığını ilan etmesi olmuştur. Ceb­ren iktidarı ele geçirip Senato’yu lağveden ve Anayasa Mahkemesi’ni dağıtan darbe yönetimini ABD’nin böylesi bir ivedilikle tanıması, sadece Venezuella’da değil, tüm Latin Amerika’da Bush yönetiminin demokratik kredibilitesine zarar verdi. ABD ‘nin darbecileri tanımasındaki bu ace­lecilik, ABD- Venezuella ilişkilerinde tamiri güçbir çatlak yarattı. Geçtiğimiz yaz ABD’nin meş­hur Evanjelik liderlerinden Pat Robertson’un te­levizyona çıkıp Bush hükümetine darbe vs. ile uğraşmak yerine doğrudan Chavez’i bir suikastle ortadan kaldırmayı önermesi, zaten gerilimin had safhada olduğu ikili ilişkilere iyice tuz-biber oldu. Buna mukabil Chavez de ülkesinde faaliyet gösteren pek çok Evanjelik ve Mormon misyone­ri sınırdışı etme kararı aldı.

KISMI SONUÇLAR:

Chavez ve ABD arasındaki anlaşmazlıkların kısa vadede çözülmesi mümkün görünmüyor. Cha­vez’in Venezuella’yı ‘küçük ama önemli bir güç’ yapma ideali, hemen her alanda Başkan Bush ta­rafından şekillendirilen ABD çıkarları ile doğru­dan çatışıyor. Bu çatışmadan başarı ile ayrılan ta­raf, ittifakları güçlü olan taraf olacaktır. Latin Amerika zaten MERCOSUR çatısı altında ABD’den bağımsız bir serbest ticaret ittifakı oluş­turmuş durumda. MERCOSUR’un güçlenmesi, Avrupa Birliği ve Asya ile ekonomik ve siyasi iliş­kilerinin yoğunlaşması ve uluslararası ticarette doların yerine euronun ağırlıklı olarak kullanıl­ması, Latin Amerika’yı ‘ABD’nin arka bahçesi’ ol­ma statüsünden kurtaracaktır. Chavez, başarılıbir şekilde Brezilya, Arjantin, Kolombiya ve Kü­ba’yı müttefikleri arasına katmış durumda. Özel­likle son seçimlerde solun iktidara geldiği Şili ve Bolivya’nın da bu saflara katılması son derece olası. Yaklaşan Meksika seçimlerinde de solu temsil eden Lopez Obrador’un kazanması çok yüksek bir olasılık. Hızla gelişen bu ittifaklar so­nucu, Latin Amerika’da yüzyıldan fazla süregel­miş ABD hegemonyasında derin çatlakların olu­şacağını tahmin etmek yanlış olmaz.

Ikinci bir önemli sonuç olarak da Venezuella örneğinden hareketle, 21. yüzyılda klasik siyasi particilik anlayışının giderek kan kaybettiğini söyleyebiliriz. Eski usul partilerin yerini daha ka­tılımcı, çoğulcu ve doğrudan demokrasiye imkan veren oluşumlar alıyor. Seçmenler artık iradeleri­ni partiler aracılığı ile siyasi arenaya yansıtmaya çalışmaktan ziyade, bilfiil o arenada bulunup ka­rarlara katılmayı tercih ediyorlar. Bu değişimin önemli göstergeleri, artan oy verme ve referan­dumlara katılım oranları, yükselen sivil toplum faaliyetleri ve bunlara karşılık giderek düşen par­ti üyeliği oranları. Nitekim sekiz yıl boyunca Bre­zilya başkanlığı yapmış, aynı zamanda bölgenin önde gelen siyaset bilimcilerinden Fernando Henrique Cardoso da benzer bir tespitle 30 yıl sonra siyasi partilerin neslinin tükeneceği öngö­rüsünde bulunuyor.G Burada demokrasi adına önemli olan, partilerden kalan boşluğu şahsa da­yalı tek-adam iktidarlarının doldurmaması. Bu nedenle Venezuella’da 2006 sonunda yapılacak olan genel seçimler son derece önemli. Chavez’in kurduğu sistem o olmadan da sürdürülebilir ol­mayı başarırsa, demokrasi adına çok büyük bir yol katedilmiş olacak.

Son çıkarımımız ise Chavez’in uyguladığı ol­dukça farklı ekonomik ve sosyal politikalar ve ’21. yüzyıl sosyalizmi’ ile ilgili. Eğer Chavez’in geliştirdiği, özel-kamu ve kollektif mülkiyete da­yalı melez model uzun vadede başarılı olursa, bu belki de Venezuella’nın tarihe bırakabileceği en önemli miraslardan biri olacak. Chavez’in inşa etmekte olduğu bu yeni ekonomik model, şayet petrol fiyatları değiştiğinde de devam ettirilebilir­se, neo-liberal ortodoksi karşısından büyük bir zafer kazanılmış olacak. Bu durumda, 1980’ler­den beri duymaktan usandığımız, özellikle de ge­lişmekte olan ülkelere ‘başka alternatif yok’ diye dayatılan neo-liberal piyasa ekonomisinin karşı­sına ilk defa işleyen, üreten ve farklı bir ekono­mik model sunulmuş olacak. Dünyanın gözleri Latin Amerika’nın bu 25 milyonluk ülkesi ve onun kabına sığmayan liderinin üzerinde. Dileriz hızla yaşanan bu toplumsal değişim sonucunda asgari yaşam standartlarına sahip, gelir dağılımı­nın adaletli olduğu, kalkınmış ve demokratik bir Venezuella buluruz.

6 Fernando Henrique Cardoso. 2005. “Here Today, Gone To­morrow: Political Parties”, Foreign Policy, Eylül-Ekim, c:150.

Posted in Makaleler, Venezuela | Leave a Comment »

Arjantin’in Unutulmuş Halkı

Posted by lahy 26/08/2006

Ann SCHOLL-Facundo ARRIZABALAGA

Monica Romero 1964’de, ailesi ve komşularının çiftliklerin­den nasıl tahliye edildiklerini ve evlerinin, şeker plantasyonları ve bir rafineri yapmak üzere Patrôn Costa tarafından nasıl yakıldığını anımsıyor. Topraksız kalan ailesi artık tatlı patates, kabak ve tatlı mısır yetiştirenıiyordu ve önlerindeki tek seçenek, toprakların yeni sahiplerinin kendilerine önerdiği işi kabul etmekti. Elli aile bir barakaya yerleştirilmişti ve her birine ücret olarak, aynı şirke­tin sahibi olduğu küçük yerel dükkanda geçerli olan fişler veril­mekteydi. Bugün, bu toprakların sahibi ABD’de üslenen Seabord Şirketidir. Seabord mülkü 1996’da satın aldığında, 6000 işçiyi işten atıp insan gücü yerine makine kullanmaya başladılar. Şimdi işsiz kalan işçiler kırsalı terk edip kentteki sefalet mahallelerine gittiler. Monica’nın Estaciôn El Tabacal Guaranı cemaatine iliş­kin öyküsü Arjantin’in kuzeyindeki Salta bölgesinde yaşayan pek çok yerli cemaatinin de öyküsüdür. British Petroleum ve Tecpetrol dahil petrol şirketleri ve Seabord gibi tarımsal sanayi şirketleri toprakları satın almış, ve bir zamanlar buralarda boy atan onnanları ve doğayı şeker ve GM soya plantasyonları için tahrip ederek yerlileri tahliye etmişti. 10 Eylül 2003 ‘te, Monica’nın cemaatinden yetmiş kişi, topraklarını geri istemeye karar verdiler. Kentteki yoksulluktan kırılmışlardı; ait oldukları toprağı kurtarmanın zamanıydı.

Daha güneyde, Patagonya’da Mapucheler de benzer bir talanla karşı karşıyadır.

1997′ de Benetton, İngiliz Compania Tierras del Sur Argentina S.A.’ dan Patagonya topraklarını 50 milyon dolara satın aldı. Mapucheler 13.000 yıldır bu topraklarda yaşamaktaydı. Benetton’un elinde şimdi 900.000 hektar: Patagonya toprağı var ve Arjantin’in en büyük toprak sahibi konumunda. Çokuluslu şirket, o günden bu yana bu ‘mülkü’ çitlerle çevirdi. 85 yaşındaki Mapuche Dona Calendaria, bölgenin tek kaynağından su getire­bilmek için her gün bu çitin üzerinden atlamak zorunda kalıyor. Benetton aynı zamanda yerel Mapuche cemaatinin nehirden balık avlamak için kendilerinden izin istemesi gerektiğini öne sürüyor. Dahası, şirket bir Mapuche ailesini tahliye ettirdi. İktisadi zorluk­larla karşı karşıya olan Curinanco ailesi, Esquel kentindeki düşük ücretli işlerini terk edip, çiftçilik yapmak için Benetton mülkü önündeki küçük bir toprak parçasını barışçıl biçimde işgal etmişti. Şirket bu arazinin de kendi mülkü olduğunu öne sürüyor. Yerel yetkeler de, turistik atraksiyonlar yaratabilmek için, aralarında Leleque köyünden Dona Calendaria da bulunmak üzere sekiz aileyi tahliye etmeye hazırlanıyorlar. Turistik atraksiyonun ana programını ise, Benetton mülkünün etrafındaki tur oluşturmakta. George Soros ve Sylvester Stallone gibi yabancı milyarderler de milyonlarca dolara Patagonya’ dan araziler aldılar. Mapucheler gelenekselolarak toplumsal ve siyasal yaşamlarını adem-i merke­ziyetçi ve katılımcı bir tarzda örgütlerler. Kendilerini doğanın sahibi olmaktansa, bir parçası olarak görürler.

‘Mapuche- Teheulche insan hakları grubu “ll de Gctubre”, haklı olarak General Roca’nın ‘Çöl Kampanyası’nın halen sür­mekte olduğunu savunuyor. General Roca 1878′ de, “ulusal ege­menlik”i sağlamak için Patagonya’yı yerlilerden “kurtarmak” üzere, bir etnik temizlik seferi yürütmüştü. Binlerce yerli onun emirleriyle katledilmiş, topraklarına da el konulmuştu. Askerler, bu “yerli avları”ndan getirdikleri beher çift haya başına ödüllendi­rilmekteydi. Britanyalılarsa getirilen her yerli kafası için 1 pound sterling ödüyorlardı. Çocuklar ailelerinden kopartılarak Buenos Aires’ deki ailelere evlatlık verilmişti. Melezlenme Avusturalya’nın çalınmış kuşağına çarpıcı bir benzerlik sergile­mektedir. Bizzat General Roca 30.000 hektar yerli toprağına el koymuştur.

Daha da güneyde, ‘dünyanın sonunda’, günümüzdeki adıyla Tierra del Fuego’da, Selk’nam halkları da katliamlardan kurtula­mamıştı. General Roca’nın seferinden birkaç yıl sonra, altın pe­şinde bir Britanya gemisi bölgeye ulaştı. Bir idam mangası tüm Selk’nam cemaatine ateş açtı, “fatihlerle temas onları saldırgan­laştırabilirdi”. Selk’namlar, küçük, kapalı cemaatler halinde özyönetim sistemiyle yaşamlarını sürdürüyor, guanaco (bir çeşit lama) avcılığıyla geçiniyor ve göçer bir yaşam sürdürüyorlardı. Son Selk’nam 1999’da öldü. Virginia Choinquitel  Buenos Aires’in kenar mahallelerinde derin bir yoksulluk içinde yaşamıştı, o, ilk istilacıların gelmesin­den beri sistemli bir biçimde katledilen, zehirlenen ve topraklarına el konan halkının sonuncu temsilcisiydi.

Günümüzde Aıjantin’de yalnızca 500 000 kadar yerli kaldı: Wichiler, Tobalar, Kollalar, Teheulcheler, Diaguitalar, Pilagalar, Choloteler, Chulupiler, Cirriguanolar, Guaraniler, Mapucheler ve Mocovieler. 12 Etnik aidiyetleri çoğunlukla ulusal sınırları aşsa da, bu grupların tümüne Arjantin yurttaşlığı verilmiş durumda. Şi­li’deki Mapuche müzik topluluğu, “Kimkache”, ilk “uluslararası” tumesini, And dağlarının öte yüzündeki Mapuche kardeşlerine seslenmek üzere Arjantin’e gerçekleştirdi.

Arjantin’de “Irk Günü” hala her yıl 12 Ekim’de kutlanır. 500 yıl önce, 1492’de ilk kez bu gün, Cristobel Colon Amerika kıyıla­rına ayak basarak ‘Yeni Dünya ‘ya ırk ve uygarlık getireceğini ilan etmişti. Bu gün, kıta yerlileri için ırk ve uygarlığın sona ermesi anlamına gelmektedir. 150 yıl içinde hemen tümüyle yok edildi­ler; Colon’un geldiği yıl 70 milyon dolaylarında olan sayılarıgünümüzde 3 buçuk milyona düşmüştür. Fetihten günümüze, yerli­ler yürürlüğe sokulan iktisadi doktrinle marjinalleştirilip kovuş­turmalara tabi tutulmaktadırlar. Günümüzde Arjantin’in nüfusu­nun yarısı yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır; yerliler sömürü­lenlerin sömürülenleri konumundadır. Topraklarının ve ülkeleri­nin ellerinden alınması sürüyor: işlemleri genellikle yabancı bir şirketin Buenos Aires’ de üslenmiş temsilcisi bir fırma yürütüyor; yerel politikacılarla temasa geçiyorlar, yerel politikacılar hakimle işi bağlıyor, hakim polisle işi bağlıyor, ve yerli ailelerin tahliyesi­ne başlanıyor. Bu yasadışı suistimal, yasalar çerçevesinde ger­çekleştiriliyor ve meşrulaştırılıyor.

Yerli halkların insan hakları grubu, Chaguar, General Roca’nın okullarda çocuklara hala bir kahraman belletilmesi kar­şısında öfkesini gizleyemiyor. Yakın zaman önce, gerçekliklerini Arjantin’e duyurabilmek için, Salta bölgesinden yerli çocukların kaleme aldığı “Size kendimizden söz ediyoruz” başlıklı bir kitap yayınladılar. Ağırlıklı olarak Avrupalı göçmenlerden oluşmuş bir ülkede, “yerlilik” hemen her zaman ırksal önyargılarla bağlantılandırılıyor. Avrupa üstünlüğü ve akılcılığı süregiderken, “Biz” -beyaz, uygar- ve “Onlar” -siyah, uygarlıktan uzak- arasın­daki hattı da sürdürüyor. Hank Wangford bunun örneğini, ‘libe­ral’ İngiliz Guardian gazetesinde yayınlanan bir yazısıyla sergi­lemekte; makalede Salta yakınlarındaki dağlarda yaşayan halkı, koka yaprağı çiğnedikleri zaman büründükleri görünüme atfen, “çita maymunları” olarak tanımlamaktaydı. Ulusal gazete Clarin’in yakın zaman önce yayınlanan bir Pazar ekindeyse, Salta yakınlarındaki Humahuaca yerlileri şöyle betimleniyordu: “Unu­tulmuş miras…Tarihin dışına düşmüş insanlar…(burada) farklıbir yüzyıldan gelmişe benzeyen Arjantinliler yaşıyor.”! Yerliler ya beyaz, ilerici Arjantin’dense geri, yerli Bolivya’nın bir parçası olarak turizm, eğlence ve sanatsal yetileri açısından romantize edilip egzotikleştirilmekte, ender mamuller veya “canlı tarih” olarak sunulmakta; ya da iktisadi kazanç adına maıjinalleştirilip sömürülmektedir.

İspanyol sömürgeciliği zamanında Latin Amerika’nın yerlile­rinin sömürülmesini haklı göstermek için başvurulan ideoloji ve ırkçılık, belki Colon ‘un zamanındakinden daha rafıne ve biraz daha örtük bir tarzda, ancak son derece etkin ve her zamanki ka­dar acımasız, günümüzde de süregidiyor. Irkçılık, Avrupa felsefe­sinin ve Avrupa dünya görüşünün derinliklerinde yatar. Voltaire Amerika’da tembel ve aptal yerlilerin yaşadığını söylüyordu. Bacon, De Maistre, Montesquieu, Hume, ve Bodin yerlilerin aşa­ğı lık insanlar olduğunu öne sürmekteydi. Hegel fıziksel ve tinsel yetersizliklerinin altını çiziyordu. İlerleme, gelişme ve uygarlık psikolojisi süregidiyor. ‘Uygar’ Avrupa, artık ABD’yle birlikte, haksızlığı Tanrı, insan hakları ve ilerleme adına haklı göstermeyi sürdürüyor ve neredeyse bilinçdışı ölçüsünde içkin, ırkçı bir dün­ya görüşünü benimsiyor.

Günümüzde sömürgeci misyonu çokuluslu şirketler üstlenmiş durumda. Monica’nın cemaatinin topraklarını Seabord şirketinden geri kazanmalarının ardından, silahlı polisler tarafından şiddet kullanılarak tahliye edildiler. Tahliye işlemi bizzat, Ava Guarani ‘nin “özel mülkleri”ni işgal etmeleri karşısında çılgına dönen Seabord yöneticileri tarafından talep edilmişti. Yetmiş Ava Guarani tutuklandı, aralarında hamile kadınlar da vardı; bunlar haklarında gasp davası açılarak serbest bırakıldı. 21 Aralık 2004’de adalet için nihai bir çaba gösteren cemaat mensupları, Salta’dan Buenos Aires’e 1500 km.lik yolu yürüyerek Başkan Kirchner’le görüştüler. Dönüşlerinde, toprakları yeniden işgal edip bir kez daha tahliye edildiler. Ata topraklarının 5000 hektar­lık bölümünü kurtarabilmek için hala mücadele ediyorlar

Kaynak: Dünyayı Isıtan Latin Ateşi- Özgür Üniversite Yayınları

 

Posted in Arjantin, Makaleler, Yerli Hareketleri | Leave a Comment »

Şili’de Öğretmenler Greve Giderken, Öğrenciler Eylem Halinde

Posted by lahy 24/08/2006

Şili: Polis protestocu bir öğrenciyi gözaltına alırken

Foto: Marc Hammel / The Santiago Times

Şili Öğretmenler sendikası geçen hafta, hükümet eğitim reformu konusunda ki taleplerine yanıt vermezse 12 Eylül ve 26 Eylül’de greve gideceklerini açıkladı.

Hafta sonunda Santiago ve Valparaíso şehirlerinden yürüyüşler düzenleyen öğrenciler is eğitim reformunun yavaş gitmesinden duydukları endişeleri dile getirdi.

Salı günü Santiago ve diğer şehirlerde yapılan öğrenci yürüyüşleri sırasında çıkan olaylarda 221 kişi gözaltına alındı. Tutuklananlar arasında bir öğretmen’de bulunuyor.

Eski bir Kömünist parti lideri olan Öğretmenler sendikası başkanı Jorge Pavez, Cuma günü aldıkları grev kararından sonra, eğitim reformunun gerçekleştirilmesi için “sosyal bir cephe” kurmaya çalıştıklarını söyledi.

Mayıs ayında yapılan öğrenci eylemleri sırasından Öğretmenler sendikası çğrenclerle ittifak kurmaya çalışmış, ancak Instituto Nacional Lisesi öğrencilerinin politik olarak tarafsız kalmaları gerekçesiyle Pavez’in öğrenci toplantılarına gözlemci olarak katılmasını engellenmişti.

Öğretmenler ayrıca yüzde 5 maaş artışı ve diğer ekonomik taleplerde de bulunuyor.

Pinochet dönemi Eğitim yasasının iptal edilmesini isteyen öğremenler, kaynakları dağıtıp kontrol edecek bir eğitim deparmanının kurulmasını da talep ediyor.

Eğitim Bakanı Yasna Provoste 23 Ağustos’da öğretmenler le görüieceğini açıkladı.

Cuma günü kamu okullarında okuyan 900 öğrenci Santiago’da bir yüryüş düzenledi.

Yapılan yürüyüşlerin amaçı, öğrencilerin eğitim reformu alanında hükümet’in ne yapıp yapmadığını yakından izledikleri mesajını vermek idi.

Valparaiso’da yürüyüş sırasında konuşan öğrenci temsilcisi Marcos Farias “ Öğrenci eylemleirnin sona ermediğini göstermek istedik, eylemlerimize sömestir’den sonra devam edeceğiz” dedi.

Kaynak: EL MERCURIO- Terra Espana

 

Posted in Şili, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: