latin amerikan haber yorum

Ortaklaşa Yatırımlar: Venezüella’nın Yabancı Sermaye ile Faustvari Anlaşması

Posted by lahy 05/10/2006

Steven Mather – Venezuelanalysis.com

Aşağıdaki satırlar Başkan Chavez’in anti emperyalist konuşmalarını dinleyenlere biraz şok yaşatabilir: Venezüella’da kamuya ait petrol firması devlet ve bilinen zenginliklerin sahibi PDVSA, — bu zenginliklerle sosyal programlara fonlar sağladı- geçenlerde emperyalizmim güçleri ile işbirliği içine girdi. Shell, Chevron, BP ve diğer meşhur çok uluslu petrol firmaları ile ortaklaşa girişimler (empresas mixtas) kuruldu. Bundan daha şaşırtıcı olan ise bunun halka ulusal güvenliğin radikal bir şekilde kazanılması ve emperyalizme karşı bir zafer olarak sunulmasıydı. George Orwell ve onun 1984 romanı akla geliyor. Ancak Enerji ve Petrol Bakanı Rafael Ramírez, bu ortak girişimler konusunda: “ Dünyadaki en büyük petrol kaynaklarını emperyalizmin pençelerinden kurtarmaktan başka bir şey yapmadık” dedi.

Doğal olarak, Venezüella solundaki bazı kesimler hükümetlerinin emperyalist güçler ile ortaklıklar kurmasını istemiyorlar. Chávez teslim oldu diyorlar. Aynı firmalar şu anda Bolivya’ya baskı yapıyor ve Irak, Nijerya ve diğer yoksul ülkelerin kaynaklarını çalıyorlar ve hırsız elit kesimler ile birlikte zenginlikleri New York, Londra ve Tokyo marketlerine transfer ediyorlar. Chávez seçilmeden önceki Venezüella gibi gözüküyor. Eleştirenler ortaklaşa işletmelerin fazla bir kamu tartışması ya da petrol sektörü işçileri ile tartışma olmaksızın kurulduğunu belirtiyorlar. Ve Hükümet bunları yolun sonunda 21.inci yüzyıl sosyaizmine ulaşacağı varsayılan Bolivarcı devrimin başarısı gibi sunmak gibi bir cesarete sahip. Onlar yabancı sermayenin sosyalizmin herhangi bir türü ile nasıl ilişkisi olduğunu soruyorlar.

Bu firmalara Chávez, 1992 yılında hapiste iken geldi bu nedenle tümüyle onun hatası değil. Günümüzde hükümetin yaptığı onları davet etmek değil de onların nasıl faaliyet göstereceklerine dair koşulları değiştirmektir. Daha önce faaliyet anlaşmaları vardı, şimdi ise ortak girşimler var. Fakat yine de kulağa hoş gelmiyor. Daha önce servisleri gerçekleştiren firmalar idiler şimdi ise devletin tam anlamıyla ortakları oldular. Egemenliğin ele geçirilmesi mi?

En kötü gelişme ise bunun yalnızca bir başlangıç olması. Bu türden anlaşmaların petrol ve gaz sanayinde gelecek 6 yıl içinde giderek artması bekleniyor.

İşletme Anlaşmalarından Ortak Yatırımlara

Eski işletme anlaşmaları altında, devlet görünüşte kaynakların sahibi iken özel şirket işletmeci olarak kalıyordu. İşletmeciler olarak yatırımlardan , teknik analizlerden ve bir üretim planı yaratmaktan yüzde 100 sorumlu idiler. Teorik olarak egemenlik devletin elinde kalıyordu çünkü PDVSA’nin üretim planını onaylaması gerekiyordu, ancak, pratik de, şirketler devlet yöneticilerinin rüşvetçiliği yüzünden istediklerini yapıyorlardı. Bundan sonra petrol petrolün çıkarılması ile ilgili bir fiyattan devlete verildi. Devlet, o zaman petrolü markette satıyordu.

Günümüz hükümeti çok uluslu firmaların servis işletmecileri olarak tanımlanmasının vergi ödememek için uydurulmuş bir kılıf olduğunu söylüyor. Venezüella’da, petrol sanayi içinde kurumlar vergisi yüzde 66.6 ancak petrol dışı sanayiler için ise yalnızca yüzde 34. IV Cunhuriyetin eski rejimi petrol devlerinin servis işletmecileri olarak kabul ederek yüzde yüzde 34 vergi ödemelerine izin verdi. Şu ana kadar 14 yıl içinde ödemeleri gereken verginin yalnızca yarısını ödediler. Ayrıca işletme anlaşmaları parlamento tarafından hiç bir zaman onaylanmadı, böylece ‘halk’ hiç bir zaman onay vermedi. Bu nedenlerden dolayı günümüz hükümeti, işletme anlaşmaları altında petrol kaynakları üzerinde gerçek bir egemenlik yok idi, diyor.

Hükümet, ortaklaşa işletmeler kurularak rüşvetçi uygulamaları engelleyen ve kontrolü ‘etkili’ bir şekilde devlete bırakan yeni bir ilişki biçimi yarattıklarını söylüyor. Ortaklaşa bir girişim iki ya da daha fazla firma arasında özel bir proje için tek, yeni bir şirket kurulması anlamına geliyor. Shell, Chevron, Repsol ve daha birçokları PDVSA ile bu şekilde anlaşmalar imzaladılar. Anlaşmanın içindeki tarafların herbiri şirket içinde paylarına düşen yatırmı yapıyor ve petrol market fiyatından satıldığı zaman paylarına düşen karı alıyorlar. Bu firmaların harcamalarını düşük tutmalarını sağlıyor. Ancak, PDVSA her zaman ortaklaşa girişimlerde çoğunluk hissessine sahip olacak bu da onların, bütün büyük kararları kontrol etmelerini sağlıyor.

Egemenlik

Ramírez PDVSA’nın çok uluslu firmalar ile ortaklıklar kurarak ülkenin petrol kaynaklarını emperyalizmin pençelerinden kurtardığını iddia etmesi politacıların iyi bir abartması olarak görmek iyi olur. Ayrıca, onun yabancı sermaye ile ortaklıklar kurarak petrol kaynaklarını işleterek bu kaynaklar üzerinde devletin egemenliğini tahsis ettiğini iddia etmesinin hafif bir Orwelyan yanı da vardır.

Soldaki eleştrimenler hükümet egemenlik haklarını çigniyor, diyor. Onlar egemenliği yalnızca kaynaklar üzerinde değil fakat satış sonrası kazanç üzerinde, bunun nasıl kazanılacağı da dahil tam demokratik kontrol olarak görüyorlar. Bunun sağlanması için en azından kaynak ve üretim araçlarına sahip olunmalı ve işletmenin devlet tarafından kazançların nasıl harcanacağı konusunda demokratik bir yetkiye sahip ve en ihtiyaç duyulan alanlara yatırım (tam ulusallaştırma) yapan hükümet adına yapılması gerektiğine inanıyorlar. Bundan daha da ötede, işçilerin petrol sanayinin yönetimine aktif bir şekilde katılmaısnı istiyorlar. Yalnızca kendi çıkarlarını düşünen özel sermaye ulusan petrol kaynaklarına yaklaştırılmamalı. Başka bir deyişle sanayi belli başlı sosyalist ilkeler esas alınarak yönetilmeli.

Göründüğü kadarı ile hükümet ise egemenliği daha esnek bir şekilde yorumluyor. Kendi tanımlamalarında demokratik yetkilere sahip bir hükümetin dogal kaynakları devlet tarafından konulan yasal düzenlemelerin çercevesi içinde özelleştirebileceğine inanıyorlar. Bu çercve vasıtasıyla, devlet kazançları vergilendirir, asgari çalışma koşullarını belirler, üretim kotalarına karar verir, etc. ve devletin kontrolunda kaldığı sürece egemenliğe bir zarar gelmez. Bu, kapitalist ekonomoyi regüle eden liberal demokratik devletin temel bir fonksiyonudur. Ayrıca ortaklaşa işletmelerin üzerinde kurulduğu zemindir. Hükümet’in bakış açısından ortaklaşa işletmelerin akıllı tarafı özel firma her zaman küçük hisseye sahip olacağı için , devletin, teorik olarak, yatırım ve üretim konusunda stratejik karar verici olarak kalmasıdır. Bu anlamda egemenlik yeniden sağlanıyor. Ve göreceli olarak bunlar petrol sanayi içinde küçük bir yer kapsadıkları sürece, hükümetin, egemenlik konusundaki pozisyonu ‘kontrol’ olarak kaldıkça güçlüdür. Ancak, bu eleştirenlerin sorduğu ve hükümetin görmezden geldiği yabancı sermaye’ye neden izin veriyoruz? sorusuna cevap vermek anlamına gelmiyor.

Ve başka bir kuşku daha vardır: Ortaklaşa işletmeler günde yalnızca 550,000 varil petrol üretiyor (günlük üretimin altıda biri), ancak hükümet’in Plan Siembra Petrolera ( 2006-2012 yılları için petrol sanayi startejilk planı) ile üretimin 3’den 5 milyar varil’in üzerine çıkarılması hedefleniyor. Gaz sanayinde de geniş çaplı yatırımlar planlanıyor. Çok uluslu firmalar hali hazırda bu plana katılmaya davet edildi ve devlet bu projelerin bir çoğunda yalnızca yüzde 51 hisseye sahip olacaktır. Bunun sonucu Venezüella petrol sanayinde yabancı sermaye yatırımları önemli miktarda artacaktır. Eğer her anlaşmayı yalnız başına ele alırsak ortaklaşa işletmelerin doğası gereği tehdit edici gözükmüyor. Ancak, yabancı sermaye hep birlikte geri çekilme tehditinde bulunarak ekonomi üzerinde önemli bir baskı yapma potansiyeline sahiptirler.

21inci yüzyıl sosyalizmine doğru bir adım mı?

Eğer hükümet 21.inci yüzyıl sosyalizmi ve yeni bir ekonomi hakkında ciddi ise, neden büyük petrol firmaları ile çalışıyor? ExxonMobil gibi büyük çok uluslu firmaların yeni politika içinde, bu politikanın içinde dayanışma ve adalet felsefesinin temelleridir, önemli aktörler olacağını mi düşünüyorlar?

Özel kapitalist bir firma’nın raison d´être ‘si kazançlarını artırmak ve bunun karşılığında, bu geliri ya tüketim için alıp götürmek yada daha fazla kazanç sağlamak için kullanmaktır. Bu böyle gider. Bunu sağlamak için pazardaki diğer firmalarla rekabet halindedirler. Kazançları artırma mantığının anlamı işçi masraflarını en az düzeyde tutmak amacıyla maaşları düşürmek ve işçi çıkarmak için her zaman bir baskının olmasıdır. Bu firmalar ayrıca katı bir hiyerarşiye sahip, bir kaç kişinin verdiği karar herkesi etkiliyor. Gerçekte, Bolivarcı devrimin sahip çıktığı ilkelerin karşıtıdırlar.

Ancak, Bolivarcı devrimin bir süreç olduğunu varsayarsak, en azından geçici bir süre için yabancı sermayeyi ülkeye davet ederek, ulusal ekonomi içinde eksiklik olan alanlarda yatırımlar yapmaları ve uzmanlık getirmelerinin bir mantığı vardır. Bu sayede, yerel sanayi, yabancı şirket ile çalışarak yöneticilik ve teknolojik anlamında bilgi ediniyor ve zaman içinde yabancı sermaye gereksiz hale geliyor. Bazen bunun adına gelişmecilik yada ithalata dayalı sanayileşme diyorlar. Başkan Chavez’in danışmanlarından Heinz Dieterich, geçenlerde, “ Sosyalizmin maddi koşulları bugün mevcut değildir. Bunları demokratik gelişmemizin ( ona göre bu ulusal gelişmenin daha demokratik bir şeklidir) yanı sıra geliştirmemiz gerekiyor” dedi.

Hükümetin muhaleftteki eleştirmenleri yabancı sermayenin halen neden gerekli olduğu konusunda uzmanlık alanındaki eksikliğe dikkat çekiyorlar. 2002’de PDVSA yönetimi, petrol sendikaları liderleri ile işbirliği halinde petrol sanayini durdurarak hükümeti devirmeyi denedi – gerçekte patronların boykotu idi. Sonuçta bu başarısızlıkla sonuçlandı ve 20,000 manajer, mühendis, teknisyen ve işçi faaliyetleri yüzünden işlerinden kovuldular. ‘Uzmanlık’ alanında ki bu boşluğu doldurmak gerekiyor diyorlar.

Ancak ortaklaşa işletmelerin sol eleştirmenleri bu konuda şüphecidirler. Patronların boykotundan sonra işçilerin 20.000 sözde ‘grevci’ sabotaj ve daha kötü eylemlere girişirken sıfırdan sanayiyi yeniden işlettiğine dikkat çekiyorlar. Ayrıca ortaklaşa işletmelerin hali hazırda ispat edilmiş kaynaklar üzerinde kurulduğunu belirtiyorlar. Bunun anlamı yatırımcılar için daha riskli olan petrol sondaj çalışmalarının tamamlanmış olmasıdır. Üretim alanında yatırım kendi başına düşük bir riske sahiptir. Yabancı sermaye neden petrol arama alanında yatırım yapmıyor? Bu bakış açısından ortaklaşa işletmeler hükümetin 14 yıldır Venezüella’yı soyduğunu ilan ettiği firmalara bir hediyesi gibi gözüküyor.

İşçiler için Olasılıklar: Uzlaşmazlık Ufukta mı?

Hükümet hali hazırda petrol sanayisini devlet-işçi ya da özel işletme-işçi yönetimi sınırları dışında kalan stratejik bir sanayi olarak tanımladı. Böylece devlet ve özel işletmelerin ortaklaşa yatırımları ilerici adımlar olarak selamlanırken , işçiler ile ortaklaşa yönetim söz konusu edilmiyor. Açıkçası, petrol Venezüella için stratejiktir. Ülkenin gelirinin geniş bir bölümünü karşılıyor ve bundan dolayı demokratik kontrol altında olmalıdır. Savunma Bakanı Raúl Isaías Baduel, petrol bir ulusal güvenlik sorunudur dedi. Bu nedenden dolayı devlet işçiler dahil herhangi birileri tarafından tehdit edilme konusunda doğal korkulara sahiptir ve patronların 2002 iş durdurma eyleminden söz etmek bunu anlamak için yeterlidir. Ancak, o zaman da işçiler petrol sanayinin çalışmasını sağlayarak hükümete yardım ettiklerini söyleyeceklerdir, ve zaten, işçilere yönetimde bir rol vermek doğrudan işçi yönetimi anlamına da gelmiyor.

Bunun Venezüella için sonuçu ikili ekonomidir. Bir alanda çalışmak, işçilerin denetimi için muhasabe kayıtlarının açık olduğu, karar verme sürecine katıldıkları ve kendi denetimcilerini seçtikleri birlikte-yönetim ve kooperatifler anlamına geliyor. Ancak diğer alanda, ironik olarak, ilk alanın işlemesini sağlayan gelirin aslında üretildiği alanda, geleneksek kapitalist sömürü yapıları korunuyor. Çok uluslu şirketlerin ortaklaşa işletmelerdeki varlıkları işçiler için yalnızca olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Onların Venezüella’lı işçilerin herhangi bir karar verme mekanizmasında yer almalarını kabul edeceklerini düşünmek çok zordur.

İşçi sendikaları ve işçiler ikili ekonominin çelişkileri karşısında kör değildirler. Çok uluslu firmalar ile 25 yıllık anlaşmalar imzalanırken sanayi içindeki işçilerin hükümetten yalnızca sosyalizm ve emperyalizm konusunda nutuklar duymaları gelecek anlaşmazlıkların tohumlarını ekiyor. Yabancı sermaye ile işçiler arasında bir anlaşmazlık durumunda Venezüella’lı işçiler hükümetin kimin tarafını tutacağını merak ediyorlar.

Uluslararası Kısıtlamalar: Uluslararası petrol politikasının gerçekleri ve Chávez’ in çok kutuplu bir dünya arayışı

Ancak, yabancı sermayenin ülkedeki varlığını doğrulayacak bir açıklama vardır: Uluslararası sistem bütün ülkelerin kendi sınırları içinde davranma özgürlüğünü sınırlıyor ve özellikle Venezüella gibi küçük bir ülkenin ulusal politikaları konusunda serttirler. Ayrıca, büyük bir petrol ihracatcısı olmak avantajlı iken, şu an da olduğu gibi, petrol fiyatlarının yüksek olmaısnın anlamı ülkede nakit bolluğudur. Bunun diğer bir anlamı da, ülkenin kendisinden daha güçlü ülkelerle ilişkilerin sorunlu olma eğilimi göstermesidir.

Venezüella’nın en önemli ilişkisi ABD iledir. Washington’da iktidar da bulunan elit kesim normal olarak uysal olan yabancı bir hükümet neo-liberal ekonomik politika yolundan çıktığında ve özellikle izlenen alternatif yol bazı başarılar gösterdiğinde buna sempati ile bakmıyor. Yeni izlenen yol belki ülkenin sınırarı dışına taşarak, bölgede ‘istikrarsızlık’ yaratabilir. Venezüella örneğinde tam olarak olan budur ve bundan dolayı ABD elitleri Chávez’e tahammül edemiyor ve bundan dolayı 2002’de ona karşı darbeyi desteklediler. ABD gerektiği zaman hucüm botlarının diplomasisinin kullanmaktan çekinmez. Belki de, Venezüella’nın şimdiye kadar ABD tarafından gelecek daha ciddi eylemlerden kaçmasının tek nedeni ABD birliklerinin Ortadogu’da onların varlıklarına karşı direnişin içine saplanmış olmalarıdır. Venezüella’dan gelen petrolün aktığı Güney Amerika’da gemilerini karaya oturtmaya dayanamazlar. Ancak onların sevmedikleri hükümetlere karşı tahammüllerinin bir sınırı vardır.

Ve belki de burada yabancı sermaye ile ortaklaşa işletmelerin bir faydası oldu. ABD’nin aldığı petrolün yüzde 12’sini Venezüella’dan satın alınıyor; bu yüzde 12, gerçekte Venezüella petrol üretiminin yarısıdır. İki ülkenin de birbirine ihtiyacı vardır. Ancak, iktidar anlamında hiç de eşit olmayan bir ilişki ve tümüyle güçlü ABD hükümeti onların petrol ihtiyaçlarını garanti edecek (normal olarak yoksul huzursuz yerlilerden) ve çok uluslu tekellere (özellikle ABD kaynaklı) petrol alanlarını işletme hakkı verecek söz dinleyen yabancı liderleri seviyor. Böylece ortaklaşa yatırımlar çelişkili sinyaller yollayarak bazı bakımlardan aslanın uzakta durmasını sağlıyor.

Venezüella hükümeti ayrıca, yalnızca onların ABD pazarına bağımlılığını azaltmakla kalmayacak, fakat, aynı zamanda ABD’nin Latin Amerika üzerinde daha az bir denetime sahip olmasını sağlayacağını ümit ettkleri bir stratejiye sahiptir. Bu nedenden dolayı petrolu başka yerlere de satmaya çalışıyorlar. Özellike Çin gelecek için potansiyel bir pazar olarak görünüyor ve 2012 civarı kadar 1 milyon varile kadar varan bir miktarı ihraç etmeyi düşünüyorlar. Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerin uluslararası alanda güçleri hali hazırda büyüyor. Venezüella bu ülkeleri petrol ve ekonominin diğer alanlarında yatırım yapmaya davet ediyor. Onlar ayrıca, Venezüella’dan Arjantin’e uzanacak ve başka ülklerden geçecek kıtasal petrol boru hattı çalışmlarına dahiller. Diğer kapitalist firmalar gibi onlar da işçilerini sömürecek ve hükümetten alabildiklerinin en fazlasını almaya çalışıcaklar, hükümet, eğer ABD’nin bölgede ki gücünün yok olması sonucunu verirse elde edilecek faydaların uzun vadede olumsuzlukları dengeleyeceğini düşünüyor.

Gelecekte ne olur?

Ortaklaşa işletmeler yalnızca Chávez’in konuşmalarını izleyenlere gerçekleri görme şansı veriyor. Başka yerlerde olduğu gibi, Venezüella’da politikacıların retoriği herzaman gerçekleri yansıtmıyor. Yabancı sermaye maskeli emperyalist güçler gerçekte Venezüella’da ki varlıklarını artıracaklardır ve nerede yabancı sermaye varsa orada, en azından kısa vadede, sosyalizme yakın politikalara daha az yer olacaktır.

Bu gerçekte petrol sanayinin sınırlarını da aşıyor. Durumun aynı olduğu limanlar ve çelik sanayi gibi ağır sanayiler de var. Ancak, günümüz koşullarında, bir paradoks olarak, emperyalizmi güvenli bir mesafe de uzakta tutmak için yabancı sermaye ile Faustyan bir ittifak yapmak belki de gereklidir. Ayrıca, petrol ve gaz sanayileirnin büyümesi içind ebu gerekli olabilir. Ancak dikkatle ele alınmalıdır.

Zaten bu herşeyi temsil etmekten de epey uzaktadır. Petrolden gelen gelirler ekonomi de başka yerlerde epey iyi şeyler yaratıyor. Yalnızca yoksulluğu azaltmakla kalmıyor, ayrıca, toplumların politik bir bilinç geliştirdikleri ve orada sistemin doğasını anlamayı öğrendikleri alanlar yaratıyor. Ve onları etkileyen konularda kendi kararlarını vermek isteyen bu toplumlar hali hazırda devlet bürokrasisi ile savaşıyorlar. Ve ekonominin diğer alanları Venezüella’da ki işçiler ve toplumlar için parlayan bir ışık olarak kalacaktır. Ulusal İşçiler Sendikası (UNT) aracılığı ile ekonominin bütün sektörleri arasında linkler var ve hepsi ülkenin ana gelir kaynağının yönetimi konusunda daha fazla söz sahibi olmak için mücadele ediyor ve tartışıyorlar.

21.inci yüzyıl sosyalizmine giden yolu tartışırken nereye kadar gelindiğne bakmak faydalıdır. Ve bir çok olumlu ve ümitli işaret vardır. Ancak, diğer taraftan bakmak da önemlidir. Gidecek daha ne kadar yolumuz var ve önümüzdeki mücadeleler nelerdir. Ortaklaşa yatırımlar bazı çelişkileri ve süreçin sınırlarını ve halk hareketlerinin karşılaşacağı güçleri gözler önüne seriyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: