latin amerikan haber yorum

Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la Fidel’in rahatsızlanmasıyla girilen süreç ve Bağlantısızlar üzerine söyleşi

Posted by lahy 15/10/2006

Cüneyt Göksu

Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Fidel Castro Ruz, ameliyatı zorunlu hale gelen bir mide rahatsızlığı yüzünden, geçici olarak yetkilerini 2. Başkan Yardımcısı olan kardeşi Raul Castro Ruz’a ve diğer devlet görevlilerine, 31 Temmuz 2006 tarihinde bırakmıştı. Bu zorunlu görev değişikliği başta ABD olmak üzere birçok ülkede, hem çeşitli yorumların yapılmasına hem de Fidel’e birşey olursa Küba’da nelerin değişebileceği konusunda farklı teorilerin üretilmesine neden oldu. Söze konu ağır ameliyatın ardından günlerini dinlenerek geçiren Fidel, 11–16 Eylül 2006 tarihlerinde, Havana’da gerçekleşen Bağlantısızlar Hareketi Ülkeleri Zirve Toplantısı’na katılamadı.

Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la, Başkan Fidel Castro’nun ameliyatı, geçici yetki devri ve Bağlantısızlar Hareketi Ülkeleri Zirve Toplantısı üzerine, 8 Eylül 2006 tarihinde Ankara’da konuştuk.

Fidel Castro’nun yetkilerini kardeşi Raul Castro’ya ve diğer yöneticilere devrettiği sırada, Küba’daydınız. Küba halkı, Fidel’siz bir Küba’ya hazır mı? Şüphesiz ki Fidel, Küba için çok önemli bir şahsiyet. Ancak, Küba’nın devlet yönetiminde yalnızca o yok; Komünist Parti, Halk Meclisi ve Parlementerler de var. Küba’nın anayasal sistemi ve yönetim biçimi hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Bildiğiniz gibi Fidel ağır bir ameliyat geçirdi ve bir süre dinlenmesi gerekiyordu. Küba’da da, diğer ülkelerde olduğu gibi Anayasa maddesinin gereği olarak Cumhurbaşkanı’na bir şey olduğu taktirde, görev geçici olarak birine devredilir. Geçirdiği ağır mide ameliyatından sonra, Fidel’in de bir süre dinlenmeye gereksinimi vardı. İşinin başında olamayacağından da, 2. Başkan yardımcısı Raul Castro ve diğer çalışma arkadaşlarına görevini geçici olarak devretti. Bu görev değişikliği, Fidel’in kendi imzasını taşıyan bir bildiriyle dünyaya duyuruldu. Kendisinin bizzat başında bulunduğu programların (Ulusal ve Uluslararası Halk Sağlığı ve Eğitim Programı, Ulusal Küba Enerji Devrimi Programı) aksamaması için de birlikte çalıştığı bakanlara, görev dağılımlarını yaptı.

Küba kurumsallaşmış bir ülkedir. Başkan, milletvekilleri, belediye başkanları, devlet konseyi üyeleri beş yılda bir seçilirler, hemen sonra da toplanıp, ülke için gereken kararları alırlar. Küba 14 eyalete bölünmüştür. Her eyaletin bir valisi var. Ayrıca ülke genelinde toplam 168 belediye bulunuyor. Valiler ve belediye başkanları, her 5 yılda bir yapılan seçimlerle göreve gelirler. ABD basınının yapmak istediğiyse, ülkenin bu düzenini saklamak ve bilinmesini engellemek! Bu yüzden, sanki Küba’da hiç seçim yapılmıyor, kimse seçimle başa gelmiyormuş gibi bir hava yaratıyorlar; Küba’nın da ABD’ye benzer bir yönetim sistemi ya da demokratik diye adlandırılan ülkelerle benzer bir sistemi olduğunu görmek istemiyorlar. ABD’nin bakışına göre, Küba’da demokrasi yok! Halbuki ülkemizde, biri siyasete atılmak istiyorsa, yönetici olmak istiyorsa, çok parasının olması gerekmiyor. Halka hizmet etmek istemesi yeterli.

Fidel Castro, uzun bir mücadele tarihinden gelen, ülkenin tarihinde sarsılmaz bir yeri olan, önemli bir önder ve halkın temsilcisidir. Kişiler elbette önemli; ama, bir ülke tek kişiye bağlı olamaz. Devrimci siyasetin sürekliliği, geçmişten gelen kazanımlarının korunması, geliştirilmesi ve ileriye taşınması daha da önemli. Fidel birkaç kez televizyona çıktı ve ameliyatının başarılı olduğunu söyledi. Bolivya Devlet Başkanı Morales ve Venezüella Devlet Başkanı Chavez kendisini ziyaret ettiler. Sonra, bir anda, Fidel’in hastalığına bağlı olarak bir beklenti başladı. Başında bulunmadığı sürece Küba’da ne olacak söylentisini yaydılar. Fidel’e bir şey olursa sosyalizmin ve devlet düzeninin kalkması mümkün değildir, ülkenin Komünist Partisi kontrolü elinde tutacaktır. Küba’da yaşam ve devlet işleri, düzeninde ve yolunda gidiyor. Ancak, dışarıdan gelen tehditlere karşı bazı önlemler aldık. Çünkü ABD’de, “Küba’nın Demokrasiye Geçişi” denen bir plan, Bush hükümetince onaylandı. Bu plan, temelde, Küba’daki sosyalist düzenin değiştirilmesine dayanıyor ve Küba’ya karşı uygulamak istedikleri bir dizi maddeyi içeriyor. Öyle ki, Fidel’e bir şey olduğu taktirde, Küba’yı ABD’den yönetecek vali bile belli oldu: Caleb Mccarry! Bu kişi, bu konu üzerinde hemen çalışmaya başlamıştır!… Başlar başlamaz da McCarry ve ekibi, hedeflerinin “Küba halkına anlayışlı, zeki, cömert ve saygılı bir yönetim sağlamak” olduğunu söyledi. McCarry’nin başında olduğu “Özgür Küba İçin Destek Komitesi”nin ofis ekipmanları, kadroları ve 80 Milyon USD’lik bir bütçesi var. Bu paranın, Küba’daki mevcut hükümeti devirerek yerine ABD’ye hizmet edecek yeni bir hükümeti geçirmek üzere yapılacak çalışmalarda kullanılması öngörülüyor. Florida’da, Küba karşıtı yayın yapan TV ve çok sayıda radyo kanalı mevcut. Kübalı paralı askerler tutmak için, bütçesi var. Onlar kendilerini muhalif olarak adlandırsalar da biz onlara paralı asker diyoruz. Çünkü ABD’den resmen maaş alarak, ABD için Küba karşıtlığı yapıyorlar. Bu kişi ve grupların Küba içinde hiçbir yeri ve etkisi yoktur. Ancak bu planın en önemli kısmı, bazı maddelerinin gizli oluşu gerekçe gösterilerek açıklanmamıştır. Kendileri de, bu maddelerin halka duyurulamayacağını söylemişlerdir.

Neden?

Plan, olası bir askeri müdehaleyi de içermektedir. Hatta Bush ve Rice toplanmış, “bu planı Küba için uygulayacağız” demişlerdir. Biz de bu duruma karşı önlemsiz duramazdık. Bu yüzden geçtiğimiz ay, çok küçük düzeyde olsa da, askeri bir alarm verildi, hazırlıklarımız oldu. Aslında uzun yıllardır süregelen bu tehdit karşısında en önemsediğimiz önlemlerden biri, devrimin nasıl savunulacağını herkese öğretmek oldu. Bu, en büyük hazırlığımızdır; bu sayede de, bugüne kadar ayaklarımızın üzerinde kalabilmeyi başardık.

Size göre, ABD’den gelecek böyle bir askeri tehdit, 1960’lardaki Domuzlar Körfezi Çıkartması’nda olduğu gibi ABD destekli “Karşı Devrimciler”in bir hareketi mi, yoksa doğrudan ABD’nin kendi olanaklarıyla gerçekleşecek bir saldırı şeklinde mi olabilir?

İlk olasılığı yani Domuzlar Körfezi benzeri, paralı askerlerin yapacağı bir hareketin olacağını sanmıyorum. Domuzlar Körfezi’nde bunu denediler ve çok büyük bir yanlış olduğunu gördüler. Saldırı 72 saat içinde tamamen püskürtüldü. Bu seçenek ortadan kalktı. O yüzden ikinci olasılığı daha kuvvetli görüyorum. Ama bu da, çok büyük bir delilik olacaktır. Ülkesini savunmak için Küba halkı hazırlıklıdır. Böyle bir saldırı gerçekleşirse, ABD yönetimi çok yüksek bir bedel ödemek zorunda kalır. Bu olasılıklar göz önüne alındığında, ABD’nin yöneticileri çok da akıllıca düşünememektedirler. Kendilerini çok güçlü görmekteler. Irak’ta düştükleri durum ortada ve çok yüksek bedel ödüyorlar. Bu “potansiyel” tehdite karşılık Latin Amerikalı entellektüellerce, ABD’nin Küba’ya müdahale olasılığını kabul etmemek için uluslararası bir çağrı ve beraberinde bir kampanya başlatıldı; “ABD saldırısına red çağrısı”. Toplanan imza sayısı şimdilik 30,000 civarında.

Fidel’den sonraki dönem hakkında oldukça fazla yazıldı, çizildi, çok spekülatif bir konu bu. Ama bu, ne ilk ne de son. Geçmişte onu Parkinson hastası da yaptılar! Ancak Fidel, söylentinin hemen ertesinde yaptığı uzun konuşmalarla gereken yanıtı vermişti. Bütün bu kampanyaların arkasında, ülkenin düzenini bozma arayışları, uluslararası kamuoyunda kafa karışıklığı yaratma ve kamuoyunun Küba’ya güvenini sarsmaya çalışmak yatmaktadır.

İkinci Başkan Raul Castro nasıl biri? ABD’ye bakışı nasıl?

Raul Castro hakkında da aşırı spekülasyon yapılıyor. Fidel yıllardır başkan, Raul de hep ikinci adam olmuştur. Fidel gibi, kendini gösteren bir kişiliği, televizyonlara çıkıp uzun demeçler veren bir yapısı yok. Ancak devrimin başından beri, aynı çizgide ilerleyen bir kişiliği olmuş, hep aynı siyasi ifadeyi kullanmıştır. O’nun da Fidel gibi Küba’nın tarihiyle iç içe oluşmuş bir kişiliği vardır. Devrim mücadelesinde iki kardeş, diğer yoldaşlarıyla birlikte mücadele etmişlerdir. Altını çizmek gerekir ki, İkinci Başkan Yardımcısı oluşu, Fidel’in kardeşi olduğundan değildir. İkinci Başkan yardımcısıdır, çünkü Fidel’le aynı tarihsel süreçten gelmiş biridir. Moncada kışlası baskınında yer almıştır. 26 Temmuz hareketinin kurucularındandır. Kardeşi Castro’yla tutuklanmış ve Meksika’ya sürgüne gönderilmiştir. Orada Che’nin Fidel’le tanışmasını sağlamış ve Granma yatıyla Küba’ya, hep birlikte dönmüşlerdir. Küçük grupları birleştirerek organize olmalarını ve dağlara çıkmalarını sağlamıştır. Sierra Maestra mücadelesinin iki cepheye ayrılma kararını Raul vermiş, İkinci Cephe Komutanlığı’na gelmiştir. Gerilla savaşında büyük başarıları vardır. Daha sonrasında Silahlı Kuvvetler Başkanlığı’nı yapmıştır. Büyük bir organizatördür. Önemli bir askeri kişiliği vardır. Devlet işleri dışındaki yaşamındaysa, ailesine çok önem verir. Partinin de İkinci Sekreteridir. Parti organizasyonu ve ideolojik çalışmalarda yönetebilecek ve yönlendirebilecek donanıma sahiptir. Küba’nın ve Komünist Parti’nin yönetiminde öyle bir yapılanma vardır ki, farklı nesillerden kişiler birlikte çalışırlar: Bazıları 1950’li yıllardan beri devrimci mücadelenin içinde olmuşlar, bu mücadele sırasında doğan bazılarıysa, mücadeleye daha sonra katılmışlardır. Yani, farklı nesillerden kişilerin parti ve ülke yönetiminde söz sahibi olduğu, çok geniş katılımlı, bir işleyiş var.

Fidel, çok hızlı bir iyileşme sürecinde; hastalığı sırasında 10 kilo kaybetmiş, ama kendini iyi hissettigini, yeniden çalışmaya başladığını, kendisi için yazılmış bir kitabın redaksiyonunu gözden geçirdiğini ve önümüzdeki günlerde yapılacak Bağlantısızlar Hareketi Ülkeleri Devlet Başkanlarını karşılamak için hazırlanmamız gerektiğini söylemiştir. Bu toplantıya çok önem veriyoruz. Toplantının Küba’da yapılıyor olması, ayrıca çok önemli. 118 ülkeden temsilciler ve Devlet Başkanları katılıyor. Bağlantısızlar Hareketi 45 yıl önce kurulmuş, çok farklı aşamalardan geçmiştir. 60’lı yıllarda sömürgeciliğe karşı önemli rol oynamıştır. Afrikalı ülkelerin özgürlüğü ve Filistin olayında etkileri olmuştur. Zaman içinde değişimlere uğrayıp eski önemini yitirmeye başlamıştı. Ama bakıyoruz ki, özellikle günümüzde, bu hareketin önem kazanması ve etkin olması gerekiyor. Çünkü dünya tek bir yöne doğru gitmekte ve tek kutuptan söz eder hale gelmekte. Üçüncü Dünya Ülkeleri’ne baskı yapılarak oraya çıkmış bir söylem değildir bu. Bir çok ülkede, bu hareketin yeniden etkin olması ve yeni bir kutup olarak yer alması istenmektedir. Hem neoliberalizme hem de tek tarafçılığa karşı olup, barış konularında savaşçıl yöntemlerin kullanılması, nükleer silahların ortadan kaldırılması gibi konularda mücadele edilmeye çalışılıyor.

Bu hareket içinde İran, Kuzey Kore, Pakistan, Hindistan gibi nükleer teknolojiye sahip ülkeler de var, bu konuda ne diyorsunuz?

Küba olarak biz, bu silahların ortadan tamamen kaldırılması taraftarıyız ve bunu savunuyoruz. Saydığınız ülkelerin çoğu bu prensibi kabul etmiş durumdalar. Ülkelerin gelişimi özgürdür. Ülkelerin iç işlerine karışılmasına karşıyız. Gelişmiş ülkelerin nükleer silahların yok edilmesine öncü olması ve öncelikle onların silahlarından arınmaya başlaması gerektiğini düşünüyoruz.

Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin Bağlantısızlar Hareketi’nde, birleşmesi gerektiğini; bu platformda bağlantısız ülkelerin gelişme ya da gelişmemesine ilişkin etkenleri sorgulamalarını, ne tür sorunları olduğunu ve bu sorunların nasıl çözüleceği konularında ortak kararlar vermeleri gerektiğini, düşünüyorum. Ortak sorunlarını, ancak, bir araya gelip, güç birliği yaparak çözebilirler; kendilerine dayatılmaya çalışılan ekonomik ve ideolojik yaptırımlara, ancak böyle direnebilirler. Küba ve diğer üye ülkeler bu prensipleri onaylamaktadırlar. Bu hareketin yeniden güçlenmesi ve söz sahibi olabilmesi, bu açılardan çok önemlidir. Önümüzdeki dönemde, Hareket’in Küba’nın başkanlığında sürdürülecek olması da ayrı bir önem taşımaktadır.

Bağlantısızlar Hareketi’ni, ALBA, Şangay 5’lisi vb. oluşumlarla karşılaştırır mısınız?

Kesinlikle ALBA’dan daha geniş bir harekettir; ALBA, Latin Amerika’nın iş birligi ve entegrasyon projesidir. Şangay 5’lisi de Asya’ya özgü bir birlikteliktir. Oysa, Bağlantısızlar Hareketi’nde o kadar çok ülke var ki… ALBA için geçerli olan ilkeler bu oluşumda da yer alıp destekleniyor olacaktır. Amaç, hiçbir ülkeye bağımlı kalmamaktır.

Türkiye bu toplantılara daha önce katıldı mı?

Türkiye “davetli ülke” statüsünde, ilk kez katılacak. Bağlantısızlar Hareketi’nde üç kategoride ülke var. 118 üye ülke, birinci kategoridedir. Bu ülkeler konuşmalar yapacak, oy kullanacaktır. İkinci katergoride gözlemci ülkeler, üçüncüdeyse davetli ülkeler vardır. Birçok ülkeden oluşan ve New York’ta toplanan bir komisyon vardır; toplantılara katılmak isteyen ülkeler bu komisyona başvurur ve değerlendirmeye alınır, sonra da davet edilirler. Türkiye’de davetli ülke olarak katılmak üzere başvurdu. Havana’da bir Türk heyeti de olacaktır.

Gelişmiş ülkelerin, G8’lerin katkısı var mı?

Gelişmiş ülkeler üye değiller. Yalnız bazıları davetli olarak katılıyorlar. Bağlantısızlar Hareketi’nde G8 benzeri bir birliktelik yoktur. Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin düşünce benzerliklerinin olması, bu hareketi ortaya çıkarmıştır. Kuruluş amacı, siyasi ölçütlerin tartışılması, bu ölçütlerin, üyeler arasında uygulanmak üzere koordinasyonun sağlanmasıdır. BM’nin de önemli bir rolü vardır; Bağlantısızlar Hareketi’nden bir üye sürekli olarak BM’de, bulunur ve uluslararası sorunlarda koordinatörlük görevi yapar. Amaç, gerektiğinde ortak bir şekilde savunma yapmaktır.

Bağlantısızlar Hareketi’ni 45 yıl önceki çizgisine göre değerlendirir misiniz ?

Bazı şeyler değişti, bazıları da aynı şekilde sürüyor. Bir Latin Amerika ülkesi olarak Küba da bu harekette yer almaktadır ve Hareket’in, ikinci kez Başkanlığını yapacaktır. Kuruluş döneminde, insanlar bu hareketi her iki kutba uzak ülkelerin bir akımı olarak algıladı. O dönemde, NATO ve Varşova Paktı’na bağlı olmayan ülkelerin oluşturduğu bir hareket olarak görüldü. Hareketin politikaları, genellikle sosyalist ülkelerin düşünceleriyle örtüşen bir tutum sergiledi. Ancak, her zaman bu bloklara uzak üçüncü bir hareket olarak görüldü ve Üçüncü Dünya görüşünü savunan bir çizgisi oldu. Günümüzde, hareketin ilkelerinin çoğunun hâlâ tüm geçerliliğini koruduğunu ve şimdilerde o zamankinden çok daha önem kazandığınıgörüyoruz. 60’lardaki iki kutuplu dünyanın bitmesine rağmen, büyük emperyalist güçlerin, özellikle Üçüncü Dünya’yı oluşturan ve hemen hepsinin Bağlantısızlar Hareketi’ne üye diğer ülkelere hakim olma ve sömürme ihtirasları hâlâ mevcuttur.

Röportaj : Cüneyt Göksu Cuneyt.Goksu@Vizyon.Biz -Latinbilgi.net

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: