latin amerikan haber yorum

Archive for Ağustos 2010

Chavez: ”Devrimimiz şiddete dayanmıyor, ancak silahlıdır”

Posted by lahy 31/08/2010

Dün seçim kampanyası sırasında  ziyaret ettiği bir fabrikada işçilerle konuşan Başkan Hugo Chavez, ” Burjuvaziye karşı barışçıl ve silahsız bir devrim yapmak mümkün değildir. Devrimimiz barışcı, ancak silahlidır. (…)  eğer burjuvazi silahlarını çekerse bize bizim silahlarımızı çııkarırız…Bolivarcı milislerin metro, metro,  fabrikaları, halkı ve devrimi savunacaklarını”  ve ”Şili’de silahsız ve barışçıl bir devrim yapmak isteyen Salvador Allende’nin başarısız olduğunu ancak  halkı için kendisini feda ettiğini” söyledi.

Chavez, başka bir konuşmasında da konut sorununu çözmek için halka söz verdiklerini ve bolivarçı devrim’in bu sözünü yerine getireceğini de vurguladı.

Prensa Latina ise Venezuela’daki muhalif güçlerin, Eylül ayındaki seçimlere dönük kampanyalarında saldırgan bir uslup sergilemeye başladıği yorumunu yaptı.

PSUV adayı Francisco Arias yaptığı açıklamada “Biz seçmenlere politikalarımızı anlatırken, muhalefet birbiri arkasına Başkan Chavez ve Ulusal Seçim Kurulu’na dönük saldırılarda bulunuyor. PSUV’un kampanyasında sosyal katılımı arttırıcı politikalarımızı anlatıyor, onların sorunlarını dinlemeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

Bugüne kadar sosyalistler ve onları destekleyenlerin yürüttüğü çalışmalar arasında mitingler, yürüyüşler ve konvoylar yer alırken muhalefet televizyon reklamlarıyla faaliyetlerini sürdürüyor.

Seçim kampanyasının ilk dört gününde televizyonlarada yayınlanan seçim ilanlarının yüzde 75.4’ü muhalefete, yüzde 24.6’si ise  Chavezçilere aitti

Muhalefet’in seçim kampanyası gecekondu bölgerinde son yıllarda tırmanan cinayet artışları ve güvenlik konusu üzerine kuruludur. 6 milyona yakın Kolombiyalının yaşadığı Venezüela’da örgütlenen uyuşturcu kartelleri paramilitari güçler kurarak örgütlendikleri bölgelerde halkı terörize ediyorlar.

Kaynaklar:

Reklamlar

Posted in Genel Haberler, Seçimler, Venezuela | Leave a Comment »

Meksika’da her 10 polisten birinin işine son

Posted by lahy 31/08/2010

Meksika’da yolsuzlukla mücadele çerçevesinde federal polis gücünün neredeyse yüzde 10’unun işine son verildiği açıklandı.

Emniyet müdürü Facundo Rosas, işine son verilen 3200 polis memurunun ya görevinde yetersiz kaldığını ya da organize suç şebekeleri ve yolsuzluk olaylarıyla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Rosas, 3200 polis memurunu görevden alma kararının emniyet gücündeki temizlik harekatının ‘sadece ilk aşaması’ olduğunu açıkladı

1000 kadar daha polis memuru hakkında disiplin soruşturması sürdürüldüğünü belirten Facundo Rosas, bunların da işine son verilebileceğine işaret etti.

Atılan polislerin kayda değer bir kısmı, Meksika’da uyuşturucu ticaretinin yol açtığı şiddet olaylarının en yoğun biçimde yaşandığı Juarez kentindeki mafya için çalışmakla suçlanıyor.

Emniyet müdürü Rosas, atılan polis memurlarının bir daha ne yerel, ne eyalet, ne de federal düzeyde emniyet güçlerine geri alınmayacağını kaydetti. (BBC)

Posted in Genel Haberler, Meksika | Leave a Comment »

Brezilya Seçimlerinde Sosyalist Alternatif

Posted by lahy 31/08/2010

Brezilya’da hükümet olan İşçi Partisi´nin lideri ve ülkenin başkanı Lula dönemi içerisinde radikal bir parti olmaktan çıkarak kaptitalistler için güvenilir ve işbirliği yapılabilecek bir parti haline geldi. İşçi Partisinin bıraktığı radikal boşluğu doldurmak için sosyalist bir alternatife olan ihtiyaç kendini Brezilya politikasında hissettiriyor.

Lula de SilvaBrezilya gelir dağılımının en eşitsiz olduğu, aynı zamanda en hızlı büyüyen ülkede. İki dönem öncesi başkanlık seçimlerinde İşçi Partisi yoksul halkı, işsizleri, topraksız köylüleri ve işçileri birleştirerek eski metal işçisi sendikacı Lula da Silva’yı ülkenin başkanı yapmayı başardı. Lula başkanlığındaki İşçi Partisi ne yazık ki kendini seçen seçmenlerin taleplerinde zamanla uzaklaşarak anti-kapitalist yanını bir kenara bıraktı.

İşçi Partisi 1990 yıllarında toprak reformun yapılmasını ve uluslararası kuruluşlara olan borçların silinmesi talepleriyle popülerite kazandı. 2002 yılındaki seçimlere başkan adayı olarak katılan sendikacı Lula ulusal ve uluslararası burjuvazinin hedefi haline geldi. Bir çok ulusal medya karalama kampanyası açarken küresel, sermayede yatırımların durdurulacağı tehdini savurdu. Lula’nın tavrı ise işçi tulumunu çıkarıp yerine takım elbisesi ile kıravat takarak ve sağa kayarak muhafazakar politikaları benimsemek oldu.

Lula, 2002 seçimlerinden hemen önce IMF ile rekor bir anlaşmayı imzalayacağını ve kamu sektöründe kısıtlamalara gideceği sözünü verdi. Bu pazar için bir rahatlama getirirken Lula’nın bu açıklamasından sonra Brezilya borsası çok hızlı yükselişe geçti. İşçi Partisinin popüler olmasında etken olan ülke borçlarını silinmesi talebini geri çekerek, bütün borçları –ki bu boçlar Brezilya’nın GSMH (Gayri Safi Millî Hasılat) %55’ine eşitti- ödeneceği sözünü verdi.

2003’de koltuğa oturan Lula ilk yaptığı icraatlarında bazıları eğitim, emeklilik ve işçi haklarındaki kısıtlamalar oldu. Örneğin 90 yaşına gelen her emeklinin tekrar emekli olabilmek için kişisel olarak emeklilik kuruluşuna giderek başvuru yapması zorunlu kılındı. Emeklilik yaşı yükseltildi ve emekli maaşları özelikle devlet memurlarında düşürüldü.

Plinion Arruda SampaioLula’nın hızlı bir şekilde sağa kayışını protesto eden bazı milletvekilleri İşçi Partisinde atıldılar. İşçi Partisinde atılan milletvekilleri 400 bin imza toplayarak yeni partinin kurulması için gerekli yasal prosesi başlatılar. Yeni kurulan partiye Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (PSOL) ismi verildi. 2006 yılında yapılan başkanlık seçimlerine katılan PSOL 6.5 milyon oy alarak 3 milletvekilini parlemontoya göndermeyi başardı. PSOL’un şu anda 11 binin üzerinde üyesi var.

3 Ekim’deki yapılacak başkanlık seçimlerine PSOL 80 yaşındaki sosyalit Plínio Arruda Sampaio başkanlığa ve Hamilton Assis’ti de başkan yardımcılığına aday gösterdi. Hamilton Assis Brezilya tarihinde başkan yardımcılığı adaylığına gösterilen ilk siyahi kişi oldu.

İşçi Partisinin sağa kaymasına rağmen geniş yoksul kitleler henüz partiden uzaklaşmadılar. Genelde işçi sınıfı, sendikalar ve topraksız köylülerin mücadelelrini yükseltmeleri İşçi Partisinin şu anda alternatifsiz olduğu yönünde inança bir son verebilir. Uluslararası dayanışma ve destek PSOL’un ciddi bir alternatif olarak görünmesine katkı sunabilir. Bu nedenle bir çok ülkede PSOL ile dayanışma kampanyaları düzenleniyor; dayanışma metinleri imzalanıyor ve  yakın ilişkiler kurulmaya çalışılıyor.

Posted in Brezilya, Genel Haberler, Makaleler, Seçimler | Leave a Comment »

Seumas Milne: Latin Amerika ayağa kalkıyor

Posted by lahy 30/08/2010

Latin Amerika ayağa kalkıyor

Seumas Milne

Latin Amerika’daki ilerici değişim toplumsal imtiyazlara karşı çıkan, neoliberal bağnazlığı reddeden ve emperyal egemenliğe meydan okuyan solcuları iktidara taşıdı. Batı bu değişimi hafife alırken, seçime hazırlanan Chavez’in diktatör olduğuna dair yeni bir iddia furyasına hazır olun

Latin Amerika, resmi bağımsızlığını kazanmasından ve Washington tarafından ‘arka bahçe’ ilan edilmesinden yaklaşık iki asır sonra ayağa kalkıyor. Kıtayı son 10 yıldır kaplayan ilerici değişim dalgası, toplumsal ve ırksal imtiyazlara karşı çıkan, neoliberal bağnazlığı reddeden ve bölge üzerindeki emperyal egemenliğe meydan okuyan sosyal demokrat ve radikal sosyalist hükümetleri art arda iktidara taşıdı.

Bunun taşıdığı önem, Avrupa ve Kuzey Amerika’da genellikle küçümseniyor veya kaale alınmıyor. Fakat Çin’in yükselişi-nin, 2008’deki ekonomik çöküşün ve ABD’nin ‘terörle savaş’taki gücünün sınırlarının görülmesinin yanında, bağımsız bir Latin Amerika’nın doğuşu da küresel düzeni yeniden şekillendiren bir dizi gelişmeden biri. Ekvador’dan Brezilya’ya, Bolivya’dan Arjantin’e, seçilmiş liderler IMF’den yüz çeviriyor, doğal kaynakların kontrolünü şirketlerin elinden alıyor, bölgesel entegrasyonu güçlendiriyor ve dünyanın dört köşesinde bağımsız ittifaklar kuruyor.

Oliver Stone ışık tutuyor

Gerek dönüşümün boyutu gerekse olan bitenlerin Batı medyasında yalan yanlış takdimi, Oliver Stone’un bu yeni dalga liderlerinin altısının bizzat konuşmasına imkân tanıyan yeni filminde (Sınırın Güneyi) gözler önüne seriliyor. En çarpıcı olanı, Arjantin’deki Cristina Kirchner’den daha solda duran Evo Morales’e kadar bütün bu liderlerin, kıtanın sahipliğini ellerine almak konusunda birbirlerine verdiği destek ve ortak kararlılıkları.

Gelecek haftalarda yapılacak iki kritik seçim, bu sürecin geleceğini sınava tabi tutacak. İlki Venezüella’daki parlamento seçimleri; bu ülkedeki Bolivarcı devrim, Hugo Chavez’in 1998’de ilk kez devlet başkanı seçilmesinden bu yana Latin Amerika’daki dirilişin en ön safında yer alıyor. Ülke içindeki olanca popülerliğine rağmen Chavez, ABD, Avrupa ve seçkinlerin kontrolündeki Latin Amerika medyasında bir karalama ve aşağılama kampanyasının hedefi. Mesele, Chavez’in yüksek perdeli söyleminden ziyade, Venezüella’nın petrol zenginliğini ABD’ye ve bölgedeki şirket gücüne karşı etkin bir biçimde kullan-ma politikasıyla ilgili.

Chavez’in Venezüella’daki yoksulluk oranını yarıya indirmesini, kamu harcamalarını üçe katlamasını, sağlık ve eğitim hizmetlerini hızla geliştirmesini ve tabandan demokrasiyle işçi katılımını güçlendirmesini bir kenara bırakın. Bu yılın başından bu yana Chavez hükümeti kuraklıktan kaynaklı elektrik kesintileri, resesyonu bir canlandırma paketiyle aşma başarısızlığı ve yüksek suç oranlarından dolayı giderek artan huzursuzluk karşı-sında zor günler yaşarken, Venezüella’nın düşmanları kan kokusunu alıyor.
Bu yüzden Chavez’in, basın özgürlüğünü hiçe sayan, bankacılarla işadamlarını cezalandıran bir diktatör olduğuna ve beceriksiz rejiminin batağa saplandığına dair yeni bir iddia furyasına hazırlıklı olun. Gerçekte Venezüella devlet başkanı, dünyanın diğer bütün liderlerinden daha fazla özgür seçim kazandı, ülkenin medyası ABD destekli muhalefetin hâkimiyetinde ve hükümetin hizmet akışında yaşadığı sorunlar otoriterlikten değil, kurumsal zayıflıklardan kaynaklanıyor.

Chavez’in Birleşik Sosyalist partisi gelecek ayki seçimlerde yenilirse, Venezüella liderinin 2012’de tekrar
seçilmesi ve ülkenin radikalizasyonu kuşkulu hale gelecek. Fakat görünüşe göre bu ihtimal gittikçe
zayıflıyor. Ekonomi toparlanıyor, ulusal bir polis gücü nihayet kuruldu ve hayati önemde olanı da, Chavez geçen hafta Kolombiya’daki ABD yanlısı hükümetle savaş tehdidini, bölgesel olarak kotarılan bir yakınlaşmayla ciddi şekilde ortadan kaldırdı.

Lula’nın kızacak tarafı yok

Ama daha da önemli olanı, ekimde Brezilya’da yapılacak başkanlık seçimleri. Brezilya’nın Lula liderliğinde ekonomik bir güç odağı olarak ortaya çıkışı, Latin Amerika’nın her köşesindeki daha geniş çaplı değişimlere payandalık yapıyor. Bununla birlikte, Chavez veya Morales’ten daha az radikal olan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva da yoksullukla mücadele kampanyalarına para akıtıyor, kıtasal entegrasyon ve bağımsızlık hedefleyen ortak projeye hayati önemde bir destek sağlıyor.

Üçüncü kez seçilme hakkı olmayan Lula popülaritesini sağ kolu Dilma Roussef için seferber etmiş durumda;

Roussef Bolivarcılar için, en hafif tabiriyle, sempatik bir isim. Lula’nın ekonomik sicilinde saldıracak bir yan bulamayan başlıca sağcı aday Jose Serra, şu an fiilen Chavez ve Morales’e karşı kampanya yürütüyor, Lula’yı onlara verdiği desteği, Honduras’taki darbe sonrası hükümetini tanımayı reddetmesini ve İran’la ABD arasında arabuluculuk yapma çabalarını yerden yere vuruyor. Kampanya bugüne kadar pek işe yaramamış görünüyor ve anketlere göre Serra Roussef’in epey gerisinde.

ABD yeni çare arayabilir

Hem Brezilya hem Venezüella seçimini sol kazandığı takdirde, ABD ve dostları, Latin Amerika’nın George W. Bush Müslüman dünyadaki düşmanlarıyla savaşmakla meşgulken hayata geçirdiği kendi kaderini tayin ve sosyal adalet yürüşünü rayından çıkartmak için başka çareler aramaya meyledebilir.

Başkan Barack Obama’nın ‘ilişkilerde yeni bir sayfa arayacağı’na dair verdiği bütün sözlere ve geçen yıl Honduras’ın reformcu devlet başkanı Manuel Zelaya’ya karşı düzenlenen kanlı askeri darbenin ayakta kalmasına izin vermenin ‘korkunç bir emsal’ oluşturacağı uyarılarına rağmen, ABD’nin bölgeye yönelik politikasında pek bir değişiklik yok. Honduras darbesinin ayakta kalmasına gerçekten de göz yumuldu veya Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ifadeleriyle söylersek, ‘kriz başarılı bir sonuca ulaştırılabildi’.

20 yıldır alternatif varmış!

Bariz mesaj şuydu: Radikal dalga püskürtülebilir ve şimdi, daha savunmasız hükümetlerden bir diğerinin daha (sözgelimi Paraguay veya Guetamala) o veya bu şekilde ‘bir sonuça ulaştırılabileceği’nden korkuluyor. Bu arada ABD kıtadaki askeri varlığını pekiştirmeye çalışıyor ve Kolombiya’daki yedi askeri üssü için ‘isyan bastırma’ gerekçesini öne sürüyor. Fakat doğrudan askeri müdahale, öngörülebilir gelecekte pek mümkün görünmüyor. Kıtadaki dönüşümün itici gücü olan siyasi ve toplumsal hareketler ivmelerini ve desteklerini sürdürebilirse, bağımsız bir Latin Amerika’nın temelini atmakla kalmayacaklar, sosyalist politikaların modern çağda imkânsız ilan edilen yeni biçimlerini de hayata geçirmiş olacaklar. Bize başka hiçbir alternatif olmadığını söylemelerinin üzerinden sadece 20 yıl geçmişken, bir başta dünya yaratılıyor. (18 Ağustos 2010)

Posted in Brezilya, Makaleler, Seçimler, Venezuela | Leave a Comment »

İki Seçimin Anatomisi

Posted by lahy 30/08/2010

Venezüella’da 26 Eylül 2010’da Ulusal meclis seçimleri ve Brezilya’da 3 Ekim 2010’da başkanlık seçimleri var. İki seçim hem bu iki ülkenin hemde diğer Latin Amerika ülkelerinin önümüzdeki süreçte izleyecekleri ekonomik ve dış politika dengelerini belirleyici olacaktır. Venezüella’nın devrimci başkanı Hugo Chavez devrimci ve sosyalist politikalarını uygulayabilmek için parlemontonun üçte ikisinin desteğine ihtiyacı var.

Dünyanın dokuzuncu ve Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi olan Brezilya’da ise çok önemli başkanlık seçimleri var.

Venezüella’da seçmenler arasında çetin bir kutuplaşma var. Brezilya’daki kutuplaşma sosyalist-kapitalist ekseninde olmayan bir kutuplaşma. Venezüella’daki karşı devrimci sağcılar, devrimci hükümeti durdurma amaçlı çalışmaları ABD’nin desteği ile seçimlere hazırlanıyorlar. Demokrasi İçin Ulusal Fon(National Endowment for Democracy) karşı devrimci güçlere hem para yardımı hem de logistik yardım yapıyor. NED’nin kurucularından biri olan Allen Weinstein; ‘Bugunlerde yaptığımız bir çok şeyi 25 yıl önce CIA gizlilik içerisinde yapıyordu’. (https://lahy.wordpress.com/2010/08/23/hugo-chavez-oligarsi-basariya-ulasamayacaktir/) dedi.

Brezilya: Başkanlık Seçimleri

Dilma RousseffBrezilya’da üç başkan adayı var. İşçi Partisinin ve şu andaki başkan Lula’nn adayı Dilma Rousseff, Sosyal Demokrat Partinin adayı eski Sao Paulo belediye başkanı Jose Serra ve solcu güçlerin adayı Plinio De Arruda Sampaioa. Rousseff ve Serra arasında neredeyse hiç bir ideolojik ve politik fark yok. Her iki adayda işveren, banka ve küresel sermayenin desteklerine sahip her ikiside IMF ve Dünya Bankası ile olan ilişkileri güçlendirmekten yana ve her ikiside çevresel, toprak reformu, yerli halk gibi sorunlara benzer yaklaşımları var.

Plinio solu temsil edecek tek aday olmasına rahmen seçimlerde çok büyük oranda oy alması beklenmiyor ama unutulmasın ki, son seçimlerde Plinio’nun partisi 6.5 milyon oy almıştı.

Her ne kadar ideolojik olarak Rousseff ve Serra arasında fark olmamasına rahmen, Brezilya seçimlerinin öneminin iyi kavranılması gerekir. Bu önemlilikler başlıca şöyle sıralanabilir:

1. Seçimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirebilmedeki yeri
2. Brezilya sosyal harekatı üzerindeki oynayacağı rol
3. Sol veya sol-merkezli komşu ülkelerdeki hükümetlerin geleceği
4. Denizlerde bulunan çok miktardaki petrolün geleceği

Serra, Brezilya’nın dış politikasını daha ABD merkezli bir şekle getirmek için İran, Venezuella ve Bolivya ile olan ortak yatırımları durdurabilir veya büyük oranda azaltabilir. Her ne kadar Serra’nın Asya’ya olan ticareti durdurması veya azaltması beklenmiyorsa da dış politikasının belirlenmesinde ABD patentli kavramların hakim olması bekleniyor. Örneğin ‘teröre karşı savaş’ve ‘tehdit’ gibi kavramların Brezilya’nın kendi politikası ile belirleme değil ABD’nın isteği doğrultusunda belirlemesi bekleniyor.

Serra, yine kamuya yönelik harcamların kısıtlanması, emeklilik yaş ödeneklerini değiştirilmesini özelikle eğitim, sağlık ve yoksulukla mücadele etmek için ayrılan fonların kaldırılmasını savunuyor. Ayrıca belli oranda devlet kontrölünde olan bazı sanayii alanlarında devlet rolünü küçülterek özel sermayeye daha fazla rol vermek istemeside Serra’nın programı içerisinde. Sendikaların genel grev ve taleplerine karşı, sosyal harekatların kriminilize edilmesinin olasılığı yine olası Serra hükümetinde görülebilecek gelişmeler.

Serra seçim çalışmaları esnasında komşu ülke olan Bolivya’nın devrimci hükümetini ‘Narko-devlet’ olarak nitelemiş ve bu niteleme Hilary Clinton’nın aynı tehditleri Bolivya’ya yaptığı bir kaç günden sonraya denk gelmesi tesadüfü olarak görülmüyor.

Buna karşın Rousseff’in Lula’nın başlatığı çalışmaları devam ettirmesi, komşu ülkelerle var olan iyi ilişkileri koruması, yeni bulunan mineral ve petrol yataklarında daha fazla devlet kontrolünde olması gibi önemli politikaları koruması bekleniliyor. Ama ne yazık ki sosyal harekatlara karşı ve topraksız köylülere karşı sert önlemlerin Rousseff’den beklenen diğer şeyler.

Venezüella: Parlamento Seçimleri

Chavez yönetimindeki Venezüella, Latin Amerika’da değişimin simgesi, motoru ve morali olmuştur. Chavez hükümetinin özelikle eğitim, sağlık, yoksulluk alanındaki göz kamaştırıcı ilerlemesine rahmen önümüzdeki seçimlerde karşı devrimci sağcı güçlerin parlemonto seçimlerinde büyük oy alması olası bir tehlike.

Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin lideri olan Chavez, uzun bir sure ekenomide büyüme, gelir oranın artmasını ve işsizliğin düşmesinin rahatlığını yaşadı. Ama son 18 aylık ekonomik durgunluk, yüksek enflasyon ve suç oranın artması Chavez’in en büyük dezavantajları seçimlerden önce.

ABD son bir yıl içerinde Chavez karşıtı grup, parti, ve medyaya büyük oranda para ve lojistik destek sağlıyor. ABD’de yayınlanan belgelere göre ABD devleti öğrencilere, medyaya, ve gazetecilere para ve lojistik yardım yaptığını açıklamak zorunda kaldı. Ayrıca ABD, Chavez karşıtı olan yaklaşık 150 İnternet sitesine fon aktardığını kabul etti.

Ulusal Meclis^de de Chavez’in 155 muhalefetin ise 10 üyesi var. Ama unutulmamalıdır ki, muhalefet son ulusal meclis seçimlerini boykot etmişlerdi. Muhalefet üyesi parlementer sayısının artması bekleniyor ama ne kadar artacağı asıl sorun. Venezuella parlemontosunda yasaların geçmesi için üçe ikilik oy gerekiyor.  PSUV,  oyların üçte ikisini alamazsa parlamentodan yeni yasalar ve kararların geçmesi önemli oranda zorlaşacaktır.

Bu aynı anda şu anlama gelmemeli; Chavez’e olan güven, destekde bir azalma yok. Chavez hem başkan olarak hemde parti lideri olarak yolsuzluğa bulaşmamış bu yüzdende kitlelerin desteğini henüz kaybetmemiş. Ama aynısını parlemontoya aday olan bazı Chavez adayları için söylemek biraz zor. Asıl yakıcı sorun; yoksul ve Chavez’i destekleyen kitlelerin seçim günü oy kullanıp veya kullanmayacağıdır. Şayet yoksul kitleler oy kullanmaya giderse Chavez’in parlemonto seçimlerin de büyük oy alabilir ama kitleler oy kullanmaya gitmezse buda sağcı muhaleftin parlementer sayısını dramatik bir şekilde artırabilir.

Chavez’in lideri olduğu Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) aday seçimlerinde yerel komünal konseylerin kendi adaylarını belirleme ve seçme hakkını verdi. Şayet komün konseyleri adayları seçilir ve parlemontoda başarılı bir yol izlerlerse bu altan üste gelişen sosyalist mücadeleyi geliştirir ve bir üst aşamaya sıçratma şansı olabilir. İlkez Venezuella’da parlemonto adayları yerel halkın kurduğu komünlerde seçilmesi çok önemsenmesi gereken bir gelişme ama şu da unutulmamalı bütün adaylar ne yazık ki komünler tarafından seçilinmedi.

Politik kutuplaşma Venezuella oldukça açık. Yoksul çoğunluluk Chavez’i desteklerken, varlıklı ve orta sınıf tamamıyla karşı devrimci sağcı güçleri destekliyor. Her ne kadar alt sınıf Chavez’i destekliyorsa da sayısı hic de az olmayan bir kısım yoksul halk ve sendikacılar ya oy kullanmama yada politik sürece motive değiller.

PSUV ne kadar oy alacağı sendikaların, işgal edilmiş fabrika komitelerin ve yerel komün konseylerin ne kadar aktif olarak çalışıp ve kararsız veya motive olmamış seçmenleri oylamaya götürmekte ne kadar başarılı olacağına bağlı. Yukarıda bahsettiğimiz oluşumlar daha çok yerel ve ekonomik kısıtlı sorunları öncelik vermiş bulunmaktadırlar.

Sonuç Olarak:

Brezilya ve Venezuella’daki seçimler Latin Amerika politikasında, ekonomisinde ve ABD ile ilişkilerinde dönüm noktası olacaktır. Brezilya’daki seçimleri sağcılar kazanırsa bu ABD’yi bölgede güçlendirip var olan bağımsız güçlerede büyük bir darbe vuracak. Brezilya’daki her iki aday arasında çok büyük farklılık olmamasına rahmen eğer Rousseff kazanırsa bu Latin Amerika’yı biraz daha ABD’de bağımsızlaştırır ve güçler dengesi bölge ülkelerin lehinde olma şansı daha fazla. Ayrıca Brezilya daha otonomi bir dış politika izleyebilir.

Venezuella’daki seçimler Chavez başarılı bir şekilde kazanırsa bu Chavez’in sosyal programları daha da geliştirme, kıtanın daha fazla entegrasyonuna ve merkez sol Latin Amerika hükümetlerini sosyal programlarını önemsemesine ve yerleştirmesine neden olabilir.
Brezilya’daki seçim kötünün iyisi, Venezuella’da ise daha iyinin seçimi olacak.

Brezilya Seçimlerinde Dilma Rousseff önde..

James Petras ile röportaj: “Venezüella seçimleri, kıtamız için tarihi öneme sahip”

ayrılan

Posted in Brezilya, Genel Haberler, Makaleler, Seçimler, Sosyal Hareketler, Venezuela | Leave a Comment »

Venezüella’da Troçki’yi anma haftası başladı

Posted by lahy 30/08/2010

Rus devriminin önderlerinden Leon Troçki’nin katl edilmesinin yetmişinci yıldönününde Venezüella’da bir anma haftası düzenlendi.  Değişik şehirlerde yapılacak toplantılara Troçki’nin torunu Esteban Volkov’da katılıyor.

30 Agustos : Bir basın toplantısı düzenlenerek hafta başlıyor, yapılacak tüm eylemler tanıtılıyor.

31 Agustos: Elektrik İşçileri Sendikası (FETRAELEC),  fabrikalarında işçi kontrolünü gerçekleştirmeyi deneyen işçilerin katıldığı bir forum düzenlenecek,

1 Eylül: Miranda Uluslararası Merkezinde bir forum düzenlenerek Bolivarcı devrim sürecinde Troçki’nin düşünçelerinin günümüz için geçerliliği tartışılacak,

3 Eylül: Bolivar şehrinde işçi kontrolünü sağlamaya çalışan temel sanayide çalışan işçilerin katıldığı bir forum düzenlenecektir.

Bütün hafta boyunca düzenlenecek bir dizi etkinlikle Troçki, gençler, işçiler, komün konseyleri ve devrimci kadrolar tarafından anılacaktır.

Kaynak: http://www.aporrea.org/ideologia/n164347.html

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Leave a Comment »

Chavez: Venezuela ekonomisi çeşitlenmeli

Posted by lahy 30/08/2010

Karakas, 28 Ağustos 2010 (Prensa Latina) Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez Cumartesi günü, ekonominin geçmiş neoliberal hükümetlerden kalan petrol odaklı yapısını değiştirme ve sanayileşmeyi hızlandırma çağrısında bulundu.

Başkan, petrol endüstrisinin ülkenin endüstriyel ve teknolojik gelişimi için bir kaldıraç olması gerektiğini söyledi.

Merkez Bankası verilerine dayanarak konuşan Chavez, 2009’da petrol fiyatlarının düşmesi ve dünya krizinin de etkisiyle ülkenin girdiği krizden daha yeni çıkılmaya başladığını ifade etti.

Petrol odaklı bir modelden çıkmak için hükümet küçük ve orta ölçekli işletmeleri destekliyor, diyen Chavez, böylece ithalatı ikame etme ve ihracatı artırmayı hedeflediklerini söyledi.

Başkan, Venezuela’nın aynı zamanda Arjantin, Belarus, Brezilya, Küba, Çin, İran ve Rusya gibi ülkelerle stratejik işbirlikleri geliştirdiğini ekledi.

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Leave a Comment »

Şilili madenciler için ‘alternatif kurtarma planı’

Posted by lahy 30/08/2010

Şilili mühendisler, bir madende mahsur kalan 33 madenciyi kurtarma çabalarını hızlandırmak için yeni bir plan üzerinde çalışıyor.

5 Ağustos’tan bu yana yerin 700 metre altında göçük altında olan madencileri mevcut yollarla kurtarmak dört ayı bulabilir.

Madencilerin dört ay daha sığınakta kalabilecekleri haberini sükunetle karşıladığı söylenmiştiAncak, sığınağa inen küçük çaplı tünelin genişletilmesini öngören yeni plana göre, madencilerin kurtarılmasının iki ay önceye çekilmesi mümkün olabilir.

Kurtarma planı üzerine çalışan Walter Herrera, işçileri ararken açılan sondaj tünelinin son teknoloji ile genişletilmesinin denenebileceğini söyledi.

Şilili madenciler bir madende mahsur kalan 33 işçiye, kurtarılmalarının bir kaç ay sürebileceği önceki günlerde söylenmişti.

Şili Sağlık Bakanı Jaime Manalich, madencilerin haberi sükunetle karşıladığını belirtmişti.

İşçilerin ruh sağlığından kaygı duyan yetkililer, bu haberi vermeyi ertelemişlerdi.

Madencilere uzun bekleyiş boyunca uygulayacakları bir egzersiz programı da verilecek.

Çünkü işçilerin, çıkmaları için kazılan 66 santimetre genişliğindeki tünelden çıkabilmeleri için ince kalmalaları gerekiyor.

Bu tünelin kazılmasının dört ay sürebileceği belirtiliyor.
‘Depresyona girebilirler’

Sağlık Bakanı Manalich, haberi sükunetle karşılamalarına karşın, işçilerin depresyona girebileceğini belirtti.

Madenciler daha önce, bağımsızlık gününe dek çıkarılmaları için çaba harcanmasını istemişti.

Mahsur kalan madencilerin lideri de, Şili Cumhurbaşkanı Sebastian Pinera’ya ‘Bizi bu cehennemden çıkarın’ demişti.

Bakan Manalich, madencilerden kendilerini oyalayacak işler bulmalarını istediklerini belirtti.

Bakan, ‘Bulundukları yerde yürüyebilecekleri iki kilometrelik tüneller var. Uyumak, yemek yemek ve çalışmak için ayrı yerler belirlemeyi umuyoruz. dedi.

Amerikan Uzay ve Havacılık dairesi NASA’dan da, uzun uzay yolculuklarında, astronotların morallerinin nasıl iyi tutulduğuyla ilgili deneyimlerini aktarması istendi. (BBC)

Posted in Genel Haberler, Şili, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

Venezüella’da komün konseyleri ve geleceğin inşası

Posted by lahy 29/08/2010

Chapellín Gecekondu Bölgesinde Geleceğin İnşası: Rosa María González ile röportaj PDF Print E-mail
Susan Spronk ve Jeffery R. Webber
17 Haziran 2010’da Karakas’ın gecekondu bölgelerinden Chapellín’e gittik. Bölge büyük, uzun yıllar boyunca işgal edilen topraklar üzerine gelişen fakir bir yerleşim alanı.  Bir dere çukurunun içene kurulu, her taraftan kızgın ortasınıf  Karakaslıların yaşadığı yüksek bloklar tarafından çevrilmiş. Silahlı güvenlik görevlileri, elektrikli parmaklıklar ve dikenli  teller zenginlerin mülklerini çevreliyor, onların kapalı toplumlarını yanıbaşlarındaki Chapellín’den ayırıyor. Bölgenin konsey binasına vardık, Yerel sosyal eylemciler tarafından uyuşturucu taçirlerinden alınan bu bina Chavez hükümetinden gelen fonlar kullanılarak yenilenmiş.   Komünü gezerek ekmek yapım kursu katılanlarını çalışırken, Mercal’da (Halka ucuz fiyata satış yapan sosyalıst market) te de ki alışveriş yapanları  ve keman ve cello dersi alan çocukları  gördük. Komün konseyi ağırlıkla siyah ve melez bölge kadınları tarafından yönetiliyor…Konsey’in önde gelen eylemcilerinden Çevre ve Toprak projesinin sözcüsü Rosa María González bize zaman ayırarak komün binasının önünde bizimle konuştu.

Politik eğilimleriniz nasıl oluştu? Komün konseyi ile nasıl çalışmaya başladınız?

Biz, bölgemizin  “junta de mejora” (ilerleme konseyinin) çocuklarıyız, başka yaşayacak bir yerleri olmadığı için bu bölgeye gelenlerin soyundanız. Benim annem buraya 1958’de gelmiş.  Onlar buradaki ailelrin daha iyi koşullarda yaşaması, şimdi sahip olduğumuz evler için mücadele ettiler.

Bölgede ki toprakların özel mülkiyet olduğu biliniyor, ancak hükmet’in bir projesi var, başkanlık kararı 1666’da açıklanan bu karar ile evler üzerindeki haklarımız tanınıyor. Biz halen haklarımızı onaylayan, Chavez hükümeti’nin sunduğu Şehir Arazileri Reform Yasasının Ulusal Meclis’den geçmesini bekliyoruz.

Ben bu sürece Başkan devrimci süreci başlattığında katıldım çünlü bu bizi uyandırdı. Bundan önce 40 yıllık diktatörlük dönemi – adına demokrasi diyorlardı, boyunca atıl bir durumdaydık. 1992 [ Chávez’in Başkan Carlos Andrés Pérez’e karşı askeri darbesi başarısız olduğu zaman], hareketlenmeye başladık. Biz, eşitliği sağlamak için, halkın özgürlüğnü sağlayacak bir sürecin kapılarının açıldığını gördük.

Konsey bölgenizde nasıl çalışıyor?

İnsanları katılmaya teşvik ediyoruz.  Bölgemizde politik olarak aktif olan herkes geleneksel COPEI partisindendi. Üretmeye değil de, küçük  yardımlar almaya alışmışlardı.

Günümüzde Chavez’in başkanlığı altında halk üretmesini öğreniyor. Burada halka ekmek yapmasını, idari işleri ve diğer önemli vasıfları öğreten kurslar yapıyoruz. Ayrıca, okuma yazma öğreten Misyon Robinson projesi de burada çalışıyor.

Bu binaya el koyup Komün binasını yarattığımızda bölge halkı mutlu oldu, çünkü vandallık sona erdi. Herkes için bir alan yarattık. Birçok çocuk müzik aleteri çalmasını öğreniyor. Aylık Mercal (pazarımız)var ancak yiyecek çok pahalı olduğu için kalıcı bir tane yaratmak istiyoruz.

Konsey bilinçlenme sürecinde nasıl bir rol oynuyor?

Bilinç kazanmaya gelince, sosyal bir yapı olduğumuzun anlaşılması için daha çok çalışmamız gerekiyor. Bu bölgede insanların birbirlerine yardım geleneğine sahip olmadığını unutmamak gerekir; yanıbaşlarındaki komşuları için birşey yapmazlardı. Şimdi ise biraraya gelip birlikte çalışmazsak birşey başaramayacağımızı biliyoruz. Bu hükümet bize bir fırsat sağladı, çünkü bu hükümet halkın hükümetidir. Hükümet halka kömün konseylerine katılma  şansını verdi, örneğin herkesin çıkarına olan projeleri planlayıp gerçekleştiriyoruz.

Toplumun temel ihtiyaçları nelerdir?

Dere çukurunda riski yüksek bir bölgedeyiz. Evlerimiz aşırı yağmur yağdığı zaman dağdan aşağı kayabilir. Karakas’da başka yerlerde yapıldığı gibi yeni bir düzenleme planını uygulamayı düşünüyoruz. Diğer problem ise güvenlik gençlerimizin sabıklalılar haline gelip hapislere düşmesini istemiyoruz. Hapiste genç erkekler daha da acı çekiyorlar.  Bu nedenle hapisteki gençleri desteklemek için bir kadın komitesi kurduk. Ayrıca gençlerin kendilerine duydukları güvenin yükselmesi, bir meslekleirnin olması onlarında başkalarına birşeyler verebilmeleri  için çalışıyoruz.   Başkanımızın istediği de budur, birbirimizi büyük bir ailenin üyeleri olarak görüyoruz.

Bölgede ki polis eskiden gençleri rahatsız ediyordu, bu yüzden polis istasyonu alıp sağlık merkezine çevirdik, yeterli parası olmayanların ilaç alması için bir halk eczanesi kurduk.

Bu süreç kadınlar için yeni fırsatlar yarattı mı?

Evet bir çok eğitim atelyesine katıldık, yeni vasıflar kazandık. Gelişip planlamayı öğreniyoruz. 26 Eylül’de seçimlerde adaylarımızı destekleyeceğiz, Ulusal Meclis güçlendiği zaman biz, halk olarak daha da güçlenecektir.

Sosyalizme geçiş sürecinde konseylerin oynadığı rol nedir? Sosyalizme doğru ilerlemeyi sağlamak için eksik olan nedir?

Kaptalizmin ortadan kaldırmamız lazımdır. Şu anda Chávez’in etrafında ki kişiler para aşkı içindedirler. O oldukça yalnızdır. Biz onu iktidara getirdik; buraya gelip bizi kurtarmak istedi. Konsey yerel hükümet hakkındadır.  Kendimizi yöneteceğiz ve kendimiz için üretimde bulunmak için planlarımız vardır. Başkan bize bir yol haritası verdi ancak bizimde kendi kriterlerimizi sunmamız gerekyor. Onun dünya için savaşmak üzere doğmuş biri olduğunu söylüyorlar. Ben de  milis kuvvetleirnin bir üyesiyim [ gönüllü  halk milisleri askeri darbe ve emperyalist saldırlar karşısında Bolivarcı devrimi savunması için hükümet tarafından yaratıldı]. Ülkemizi korumasını, topraklarımızı savunmasını öğreniyoruz, öldürmeyi değil.

Susan Spronk, öğretmen, the School of International Development and Global Studies at the University of Ottawa,Kanada

Jeffery R. Webber, politka öğretmeni, the University of Regina.  Red October: Left-Indigenous Struggles in Modern Bolivia (Brill, 2010), and Rebellion to Reform in Bolivia: Class Struggle, Indigenous Liberation and the Politics of Evo Morales (Haymarket, 2011) kitaplarının yazarıdır.

çeviri: Erol Yeşilyurt – LAHY

Posted in Söyleşi ve Görüşmeler, Venezuela | 1 Comment »

Nikaragua’da muhalefet dağınık

Posted by lahy 29/08/2010

Managua, 27 Ağustos 2010 (Prensa Latina)Nikaragua’daki Sandinista iktidarına karşı olan muhalifler, Liberal Anayasal Parti lideri Arnoldo Aleman yüzünden dağınık bir görüntü sergiliyor.

2011 yılında yapılacak olan genel seçimlerde Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesinin (FSLN) adayına karşı ortak bir adayın çıkartılması yıl boyunca muhaliflerin ana gündemi oldu.

Ancak görüşmelerin ardından birlik yerine bölünme ve karşılıklı suçlamalar ortaya çıktı.

1997-2002 yılları arasındaki iktidarında işlediği suçlar yüzünden yargılanıp 20 yıl hapis cezasını çarptırılmış olmasına rağmen Aleman hala ikinci kez iktidara gelme sevdasında.

Cezası affa uğrayan siyasetçi muhalefetin diğer bileşenleri tarafından uygun bir ortak aday olarak görülmüyor.

Aleman’ın en önemli rakibi banker ve parlamantoda vekil olan Eduardo Montealegre ise üç hafta önce katıldığı bir radyo canlı yayınında yaptığı açıklamayla tüm muhalefetin ortak adayı olmayacaksa aday olmayacağını ilan etmişti. Radyonun sahibi Fabio Gadea ise Liberal Anayasal Partiden Orta Amerika Parlamentosu üyesi.

Gadea ve Aleman’ın çocukları birbirleriyle evli oldukları için akraba sayılan ikilinin temasları sonucu bir açıklama yapan Gadea, eğer tüm muhalefet tarafından desteklenirse aday olabileceğini belirtti.

Muhalif gruplar halihazırda Liberal Anayasal Partiyi ortak cephenin dışında bırakarak Gadea’nın adaylığının desteklenmesini tartışıyor.

Posted in Genel Haberler, Nikaragua | Leave a Comment »

Venezüella’da tarım devrimi ve organik tarım

Posted by lahy 28/08/2010

Venezüella’da diğer dünya ülkelerine örnek olacak bir tarım devrimi gerçekleştiriliyor. Toprak ve Tarımın Gelişmesi, Gıda Egemenliği ve Güvenliği Yasası ve Birleşik Tarımüretimi Sağlığı yasaları Venezüela’nın tarımla ilgili  gündemini belirliyor.

Yasalar, çiftçilerin kendi toprak ve ürünlerini kontrol etmesi, ülkenin kendi gıda ürünlerini üretmesi ve kimyasal gübre ve toksik maddelerin kullanılmaması temelinde formüle edildiler.

1800’lü yıllardan beri Venezüella’da fakir köylülerin çalıştığı topraklar 500 aile ve şirketin  elinde idi. Toprakların büyük bir kısmı boş bırakıldı ya da hayvan çiftçiliği, kağıt üretiminde kullanılan ağaçlar, şeker kamışı gibi ihraç ürünlerine ağırlık verilerek yeteri gibi kullanılmadı. Tüketilen gıda ürünlerinin büyük kısmı ise ithal edildi.

Bu topraklara zaman içinde Chavez yönetimi tarafından el konuyor ve ikiyüzyıldan toprak mücadelesi veren ailelere veriliyor.

Gıda Egemenliği

Gıda güvenliğinin sağlanması (yeterli gıda üretim ve dağıtımı) hükümetin ana politikalarından biridir, yasa ile garanti altına alınmıştır.

Gıda ürünlerinin ithalına bu ürün ülkede yeterli bir şekilde üretilmiyorsa izin veriliyor.  İhracatlar ise ancak  halkın sözkonusu ürüne ihtiyacı kalmadığı zaman yapılıyor.

Yeni dağıtılan topraklarda  üretimin kontrolü çitçi koopertiflerine bırakıldı.

Hükümet koperatiflerin yönetimi ve ürünlerin işleneceği fabrikaların kurulması konusunda yardım sağlayarak çitçilerin, fiyatları kontrol aden işletme ve dağıtımcılardan kurtulmasını sağlıyor.

Tarım üç düzeyde planlanıyor: Ulusal Tarım Meclisi, Bölgesel Tarım Meclisleri ve Yerel Çitçiler ve Üreticiler Konseyleri.

Şehirlerde Tarım

Venezüella meyva ve sebze ihtiyacının yarısında fazlasının şehirlerde üretildiği Küba’yı örnek alıyor. Küba’da olduğu gibi şehirdeki meyva bahçeleri organik,  halka zehirli olmayan taze ürünler sağlıyorlar. Şehirde tarım bir yandan gıda egemenliği ve üretim artmasını sağlarken diğer yandan da  çevreyi iyileştiryor , ailelere, toplum konseyleri ve okullara  ek gelir sağlıyor, böylece, boş zamanlarda verimli bir şekilde kullanılıyor. Bahçeler kullanılmayan topraklarda kuruluyor, betonla çevrilen yükseltilmiş platformlarda ekim yapılıyor.

Kakao Üretimi

Kakao üreticileri çoğunlukla Afrika’dan getirlen klelerin soyundan geliyorlar ve yakın zamana kadar kar oranı yüksek olan bu alanda en fakir kesimleri oluşturuyorlardı.

Kakao Nestle gibi uluslarraası tekeller tarafından çeşitli lekillerde ucuza alınarak, dışarda işleniyordu. Şimdi kooperatiflerde örgütlenendim kako üreticileri  devleti yardımı ile kurulan fabrikalarda ilk olarak kakao tozu ve çukolata üretiyorlar.

Fabrikalar üretici kooperatifleri ve  işçiler tarafından yönetiliyor ve kararlar birlikte veriliyor. Ürünleri için aldıkları fiyat üç yılda kilo başına bir dolardan 14 dolara yükseldi.

Balıkçılık

Venezüella yerel balıkçılar tarafındna desteklenen dünyanın en sıkı balıkçılık yönetmeliklerine sahiptir. Trol avcılığı sona erdi,  riflere yakın avlanma ve dinamit ve zehirli maddelerin kullanılması da yasaklandı.  Ağlar uzun süre denizde bırakılmıyor, atıldıktan hemen sonra geri çekiliyorlar.

Ağların büyüklüğü ve yapısı küçük balıkların kaçmasına izin vermektedir. Diğer balıklara gıda stoğu teşkil etmesi nedeniyle sardunya avına izin verilmiyor.

Bütün balıkçılar kendi halk konseylerinde örgütlüdür ve kararlar ulusal meclisler tarafından alınmaktadır. Yönetmelikler uzun vadede ve yeterli balıkçiliği korumak amaçıyla devlet ve balıkçılar eliyle uygulanmaktadır.

Balıkçı aileleri şimdi, daha önce sahip olmadıkları  eğitim, sağlık servisleri, yeterli ev imkanları ve emeklilik haklarına sahipler.

Bu  uygulamalar sonucunda ulusal balik üretimi  yükseldi.

Tarla Ürünleri

Venezüela’nın merkezde bulunan yaylaları yiyeceğin üretildiği esas alanlardır. Bu topraklar daha önceleri tümüyle büyük işletmeler tarafından işletiliyordu.

Topraklar  yavaş yavaş kuşaklar boyunca burada çalışan  toplumlara dağıtılıyor. Çitçiler, çoğunlukla, İspanyol sömürgecileri varmadan önce mısır ve fasulye yetiştiren   yerli halkın soyundan  geliyorlar.

Topraklarını kontrol eden toplumlar değişik toprak sahipliği ve örgütlenme biçimlerine sahipler.  Bazı toplumlar bireysel tarlalara sahip olup , makineleri birlikte kullanıp, çalışmayı, pazarlamayı ve bilgi paylaşımını tercih ederken, diğerleri 7 ila 100 arasında üyelerden oluşan kooperatifler kurdular. Başka topraklar ise devlet üretme çiftlikleri olarak kalıyor, buralarda kararlar tarım işçileri tarafından veriliyor.

Yetiştirilen ana ürün, halkın çoğunluğu tarafından hergün yenen arepa (mısır ekmeği) ve Cachapa (mısır gözlemesi) yapımında kullanılan mısırdır.  Kasava, fasuye, tatlı patates ve pirinç de üretilmektedir. Üretilen meyvalar arasından guava, mango, muz, papaya, avokado ve narenciye vardır.

Çitçilik mekanize edilmiştir, biçer-döğerler Arjantin’den gelirken, traktörler  Iran, Belarus ve Çin’den ithal edildi.

Organik Çiftçilik

Biolojik kontrol ve  biogübre laboratuarları ülke genelinde kurularak faydalı böcekler, fungus  üretimi ve toprağı zenginleştiren çalışmalar yapıyorlar.

Değişik yaban arı ve böcek türleri tırtılları ve yaprak bitlerini kontrol altında tutmak için kullanılıyor; laboratuarlarda üretilen koloniler zamanı geldiğinde doğaya salınıyor. Metarrhizium ve Beauvaria fungusları mısır ve kahveye zarar veren böcekleri kontrol için kullanılıyor. Trichoderma fungusundan köklerde meydana gelen hastalıkları için faydalanılıyor. Biogübreler besleyici maddeleri toprağa salan mikroplardır. İyi tanınan Rhizobium ise Toprakta nitrojen  oranını yükseltmesiyle iyi tanınan ve baklagillerin üretimde faydalı olan Rhizobium, diğer bir nitrojen artırıcı Azotobacter ve fosfor sağlayıcı Bacillus megaterium üretimi de laboratuarlar tarafından yapılıyor.

Günümüzde,  ekolojik dengenin korunmasını sağlamak için, bu ürünler, geçici bir tedbir olarak bedava olarak dağıtılıyorlar.

Tohum bankaları ve tohum işlemleri bankaları kurularak değişik bölgelere uygun tarım genetik tiplemesi yapılıyor.  Bunun amaçı dünya çapında tohumları sağlayan uluslararası tekelleri bir kenara atmak ve binlerce yıldır inşa edilen genetik çeşitliliği korumaktır.

Genetiği değiştirilmiş tohum kullanımına izin verilmiyor, ancak zararlı olmadığı saptanırsa bu ürünler ilerde kullanılabilicektir.

Bu değişikliklerin Venezüella için önemi tartışmaya yer bırakmayacak kadar önemlidir.

Kaynak: T/ Alan Broughton

(http://www.correodelorinoco.gob.ve/)

Posted in Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi, Venezuela | 2 Comments »

Bolivya’da Toprak Reformu

Posted by lahy 28/08/2010

Bolivya toprak dağılımının en eşitsiz olduğu ülkelerin başında geliyor Latin Amerika’da. Nüfüsun %3’ü toprakların %90’nına sahip.

Topraksızlara toprak dağıtma politikasının sonucu olarak, Bolivya devlet başkanı Evo Morales 115 bin hektarlık tarıma elverişli toprağa el koydu. 115 bin hektarlık toprağın 21 bin hektarı sağcı muhalefet lideri Osvaldo Monasterio’ya ait. 115 bin hektarlık toprak 4 haciendas’e (çok büyük tarım ve işletme yapılan çiftlik) el konuslması sonucu kamulaştırıldı.

Toprak reformundan sorumlu Juan Carlos el konulan toprakların yeterlice kullanılmadığını ve bir kısmınında hile sonucu tapuları zorla ele geçirilen topraklar olduğunu söyledi.

Topraklarına el konulan Monasterio bir açıklama yapmazken, diğer bir çok zengin toprak sahibinin yaptığı gibi mahkemeye gidip gitmeyeceğini belirtmedi. Monasterio Unitel televizyon kanalının sahibi ve Morales’e karşı sağcı muhafazakar varlıklı kesimle birlikte çalışıyor.

Morales hükümeti daha öncede Monasterio’ya ait iki haciendasa ait 16 bin hektarlık toprağa el koymuştu.

Bolivya hükümeti 2009 yılında Chaco bölgesinde 36 bin hektarlık toprağı 2 haciendas’a el koyarak kamulaştırmıştı. Bu haciendas’lardan bir tanesi de Amerika vatandaşı olan Ronald Larsen’e aitti. Ronald Larsen’ın topraklarında çalışan yerli Guarani işçileri kölelik sistemi koşulları altında çalışıyorlardı. Larsen bu iddiayı kabul etmemesine rahmen, mahkeme kanıtlarla yapılan hakzılığı ispatladıktan sonra topraklara el konulmasını haklı bulmuş ve Ronald Larsen’ın tazminat başvurusunu red etmişti.

Morales hükümeti geniş topraklara sahip hacienda’lara el koyarak yoksul yerli halka toprak dağıtmını programına almış ve seçim vaadi olarak yerli halka söz vermişti.

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Venezüelalıların katılımcı demokrasi deneyimi

Posted by lahy 27/08/2010

Andrew Kennis

Yoldan geçenlere ürünlerini satan Jenny Caraballo kendi yerel kömün konseyini anlattı: “ Üyelerimizim bazıları toplumlarının güzel olmasını isteyen evhanımlarıdır.,” bunları Karacas’da hayatın sert olduğu bölgelerden biri olan 23 Enero’da muhtemel müşterileri ile göz kontağı kurmayı denerken söyledi.

Karacas’ın güneybatısındaki Táchira eyaletindeki sıcak hava, Pedro Hernandez’i, (77), emekli arkadaşları ile San Cristobal’in merkezinde ki meydanda satranç oynamaktan alıkoymuyor. “ Eskiden hükümet halka yardım etmezdi,  Şimdi bize yardım ediyorlar. Şimdi Kömün konseyi tarafından organize edilen halka açık, bedava kültürel, dans ve diğer programlar düzenleniyor”. dedi. Fernandez’de satranç turnavaları düzenleyerek üstüne düşeni göevi yerine getiriyor.

Ve güzel manzaraya sahip dağlık Merida kasabasınında Alidio Sosa: “ Konseyler hiç bir zaman toplumla ilgilenmeyen eski partilerin öldüğünün ve geri gelmeyeceklerinin bir sembolüdür.” dedi.

Ülkenin Bolivarcı devrimine liderlik eden ve fazlaca dikkat çeken Venezüela’nın megaloman başkanı Hugo Chávez ülkenin politik sistemini yerinden sallayan tek öğe değildir. Sıradan insanlar heryerde toplumlarının yönetildiği biçimi değişitiriyorlar.

Son 4 yıl içinde yüzbinlerce  Venezüelalı onbinlerce kömün konseyi (toplum konseyleri) inşa ettiler Her konsey şehirlerde 150 aileden oluşurken kırsal alanlarda 20 ve 10 aileden oluşuyor. Konseyler yol inşasından ve bakımından kültür faaliyeterine, ev tamiratlarına ve su ve lektrik  gibi temel servisleri sağlamaya kadar bir dizi alanda — bütün bunları projelerine  kaynak verilmesini sağlayan hükümet tarafından resmen tanınmayı beklerken yapıyorlar.-

Kömün konseyleri katılımcı demokrasinin uygulandığı Hindistan’ın Kerala  ve toplum bütçesinin uygulandığı Brezilya’nın porto Alegre şehirleri örnek alınarak yaratıldı. Kerala’da, yurttaşlar kalkınma projelerinin yerel düzeyde planlanıp uygulanması sürecinde önemli bir rol oynuyorlar. Porto Alegre 1980’den beri bir sistem uygulayarak merkezi olmayan bir planlama gerçekleştirdi; burada yurttaşlar yapılan bir dizi toplantı sonucunda harcama yapılması için öncelik verilecek olan yerekl alanları belirliyorlar. Venezüella’da kömün konseyleri her iki katılımcı belediye reformlarının ifadesidirler.

Chávista ve anti-Chávista olan konseyler  vardır; işçi sınıfı ve oligarşik. Carora’nın eski belediye başkanı, Julio Chávez, Z-Net’den Michael Albert ve Venezuela Analysis’den Greg Wilpert’e September 2008’de aşapıdaki açıklamayı yaptı:

”Kömün konseyleri  halkın yaşadığı bölgenin bir ifadesidir ve bu bölge içinde doğal liderlik onlara aittir. Bazı kömün konseylerinde bizim devrimi destekleyen adaylarımız değil de, onların yerine anti-Chávistalar seçildi.  Bizim bölgemizde aslında oligarşiye ait olan bir konsey var. Bizimle değiller ancak onların sorunlarını tartıştığımız toplantılara bizi davet ediyorlar’.

Kömün konseylerini organize etmenin ve sürdürmenin önündeki en büyük engel tamamlanması gereken işlemlerdir. İşlemlerin tamamlanması için bir çok aşamadan geçmek gereklidir, bunların içinde bir nüfus sayımı ve ve birçok seçimde vardır. Bütün bu işlemlere rağmen konseyler büyük kurumlar ve belediye görevlilerini bir kenara iten katılımcı bir yönetim modeli yaratarak hükümet bürokrasisini karşılarına aldılar.

Yerel görevliler ve bürokratlar merkezi hükmetten gelen milyarlarca dolarla beslenen ve büyüyen bu yönetim biçimi tarafından tehdit edildiklerini hissediyorlar. Birçok bolivarcı proje içinde kömün konseyleri, tartışmasız Chavez yönetiminin en popüler ve başarılı ürünü oldular.

Bürokrasinin ötesinde

Venezuela’nin işgüçü çoğunlukla caddelerde metaların satıldığı gayrı resmi ekonomi ile ve ülkenin ihracatının yüzde 90’ının ve hükümetin gelirlerinin yarısından fazlasını sağlayan ulusallaştırılmış petrol sanayisine bağlı hükümet kurumlarının temsil ettiği resmi sektür arasında bölünmüş durumdadır.  Devlet kurumlarının aldığı petro dolar kaynaklı büyük fonlar ve kamu sektörü dışındaki yetersiz istidham resmi kurumların kendi varlıklarını sürdürmeleri teşvik ediyor. Venezüela da halkı öfkelendiren  bir nevi Orwelçi bürokrasi yaratıyor.

Kömün konseyleri Venezüela’nın aşırı bürokrasisi ve onunla bağlantılı olan rüşvetçiliği aşmak için teşebbüslerdir. Ancak onlar aynı zamanda, Venezüela’nın uzun bir geçmişe dayanan toplumcu eylemcilik ve sosyal mücadele geleneğinin de son biçimleridirler.

Toplumu organize etmekte karşılaşılan malum problemler nedeniyle hemen başarılı olmadılar. 2001’de Bolivarcı çevrelerin inşası ilk katılımcı demokrasi reformu idi. Bu mahalle konseyleri esas olarak  Chávez yönetiminin seçimleri örganize eden kolu olarak görüldüler.

Sonra, Yerel Kamu Planlama Konseyleri (CLPP) kuruldu, ancak seçilen konsey liderleri bazen 1 milyona kadar nufusa sahip bölgeleri temsil ederken güçlü kamu görevlileri  ile çalışmayı zor buldular. 2005’de CLPPler çoğunlukla kilitlenmiş ve etkisiz durumda idiler.

Üçünçü teşebbüs başarılı oldu.  2006 Kasım Ulusal Meclis seçimleri öncesinde kömün konseyleri ülke çapında doğmaya başladı. Onların başarısının nedeni olarak merkezi olmamaları ve demokratik yapıları – her konsey hizmet ettiği göreceli olarak az sayıda üye tarafından yönetiliyor- gösteriliyor.

Kömün Konseyleri Yasası için ilham Karacas’ın 250 mil uzağında bir kıyı kasabası olan Cumaná’dan geldi. Cumaná da kömün konseylerinin başarılı bir şekilde  çalışmasının nedeni küçük topluma yönelik yapılardan oluşması idi.   Cumaná deneyimi resmi olarak tanınan kömün konseylerinin sayısnın 2007’de 21.000’den 2009’da, 5.000’i daha onay için beklerken 30,179’a ulaşması ile başarılı oldu.

Bu örgütlenme furyasına önemli miktarda kaynak aktarımı eşlik etti. 2006’da kömün konseylerine verilen $1.5 milyar dolar,2007’de $5 milyar dolara yükseldi. Aynı yıl petrol gelirlerinin dağıtımı ile ilgili yasa düzenlenerek fonların yüzde 50’sinin — daha önce devlet ve belediyelere ayrılan miktar— kömün konseylerine gitmesi kararlaştıldı.

Kaynak sağlamadaki cömertliğe rağmen yasa her konseyin proje harcamalarını  $14,000 ve $28,000 dolar arasında harcama ile sınırladı. Kısıtlamalar kömünün yeni bir yol yapmasından fazlasına izin vermediği için konseyler sık sık fakir toplumlarda bir problem olan gönüllü işgücüne dayandılar.  Halen konseyler konseyin popüler olmasından dolayı gönüllülere güvenebiliyorlar. Hükümet muhaliflerinin eleştirilerinden biri belediyeler tarafından ihaleye sunulan işler için kontrat noksanlığıdır.

Bir ‘Alternatif  Ekonomi’?

Ulusal Meclis tarafından hazırlanan yasaların Kasım 2009’dan beri yürürlüğe girmesi kömün konseylerinin ekonomik alana odaklanmasına yardım etti. Yasaya göre, konseyler şimdi, yeni bir mülkiyet biçimi olan ”  toplumun olanaklarını esas alan, vergi ödemekten muaf tutulan sosyal, popüler ve alternatif ekonomi vasıtasıyla   sosyal mülkiyet biçimlerini,””  hayata geçireceklerdir.

Konseylerin yaratılmasının bir nedeni bürokrasi ile mücadele etmek olduğu için konsey finanslarını düzenleyen ve rüşveti engelleyen yasalar hazırlandı. Konseylerin mali yönetimi kömün bankalarından seçilmiş yöneticlerin idare ettiği mali komisyonlara verildi ve konsey sözcülerinin(konseyi yöneten seçilmiş görevliler) görevden alınabilmesi düzenlemeler yapıldı.  Görünüşte bu tedbirler daha fazla mali otorite ve çalışmalara karışan, bir çok örnekte kendilerini tehdit altında hisseden ya da konseylerle çatışma içinde olan yerel görevlilerden bağımsızlığı sağlamaktadırlar.

Mayıs 2010’da  15,000 konseyin seçimle gelen temsilcileri atelyelerde yeni yasanın nasıl uygulanacağını tartıştılar- bu eğitim hükümetin Toplum iktidarını geliştirme ve yayma kurumu tarafından düzenlendi.

Geçen Kasım ayından beri gerçekleşen federal girişimler sonucu konseyleri güçlendirmeyi ve onların çalışmalarını ekonomik alanda yaygınlaştırmayı hedefleyen sosyalist konseyler kuruldu. 2010 Şubat’ına gelindiğinde – her biri ülkedeki değişik kömün konseyleri tarafından organize edilen- konseylerin ” sosyal üretici” projelere yönlenmeleri ve Venezuelalılara ucuz ürünler sağlamasına yardım amacıyla 184 sosyalist konsey inşa edildi. Bu projelerin arasında Miranda kıyı eyaletinde sağlık ve tüketim için tarım ürünleri  yetiştirilmesi, ve kazanç amaçı gütmeden, Caracas’da piyasadaki fiyatının yarısından düşük fiyata satış yapan arepa (Venezüelaya özgü bir kebab-falafel türü yiyecek ürünü),  dükkanlarıda vardır.  Bazı toplumlar tarafından üretilen ve dağıtılan  ucuz ürünlerden faydalanan girişimlerde yaratıldı.

Gelişen bir deneyim

Karacas’da ki kömün eylemcilerinden Caraballo “Daha önceleri mahalle dernekleri toplumun itiyaçlarını karşılamak için sorumluluk alıyordu, Şimdi Kömün konseyleri bir çok bakımdan aynı işi yapıyor ancak hükümetten gelen mali yardımla yapıyorlar bunu – yapmamız gereken işleri yapmamız için bize daha fazla kaynak veriyorlar” dedi.

Katılımcı demokrasi demokrasi alanında ki her deneyim gibi konseyler de mükemmel değiller. Görevlerine düşkün eylemciler tartışmasız olarak hükümetin sorumluluğu altında olması gereken alanlarda fazlasıyla yoruluyorlar. Ayrıca, Venezüella’nın en önemli konsey çalışmaları çoğunlukla ya işsiz olan ya da yetersiz bir şekilde çalışan ve fakir olan gönüllüler tarafından gerçekleştiriliyor.

Yurttaşların  yaşamlarını etkileyen devletin yüksek düzeylerinde ki karar alma süreçine seçimle gelmiş görevliler gibi katılmları konusunda eksiklik olduğunu düşünenler var.  Bazı Venezüellalılar soruyorlar: Konseyler neden toplumlarımızı etkileyen dış politika, makro ekonomi ve ulusal politika konularında söz sahibi olmasınlar?

Federal görevlilier sık sık övünerek kömün konseylerinden bahsediyorlar. Chávez’in kendisi de konseylerin “ devrimin yeni aşamasının büyük motorları,”  “ gelecek toplumun ana hücresi,” ve “devrimci demokrasi için …temele ait”  olduklarını söyledi. Yine de, daha geniş politik ve ekonomik alanlarda konseylerin gelecekleri konusunda cevaplanması gereken sorular vardır.

Şişirilmiş ve bazen de rüşvetçi olan bürokrasinin iktidarını ellerinden alma konusundaki amaçlarını gerçekleştirmek için mücadeleye devam eder ve başarılı olurlarsa, belki de yerel hükümetin görevlerini tümden üstlenebilirler.

Nasıl gelişirlerse gelişsinler,  konseyler, eğer yerel halk, konseylerin geleceğini kontrol ederse, son on yıl içinde Venezüella’yı yeniden şekillendiren önemli politik değişikliklerin önemli bir parçası olarak kalacaklardır.

Andrew Kennis araştırmaçı bir gazetecidir ve  doktorasını the Institute of Communications Research at the University of Illinois, Urbana-Champaign’de yapmaktadır.

Çeviri: Erol Yeşilyurt, LAHY

Kaynak: : In These Times

Posted in Makaleler, Sosyal Hareketler, Venezuela | Leave a Comment »

Başkan Santos, FARC ile görüşmeye hazırlanıyor

Posted by lahy 26/08/2010

Senatör Piedad Córboba, dün, gazetecilere,  Barış İçin Kolombiyalılar örgütü (CCP) ile ülkenin yeni başkanı  Juan Manuel Santos’un biraraya gelerek FARC ile görüşmelere başlanması konusunda konuşacaklarını açıkladı.

Senatör, Santos’un kendilerine Eylül’ün 3.üncü haftasında bu konuyu görüşmek üzere bir randevu verdiğini söyledi.

Santos’un bu davranışını olumlu bulan senatör, ” ülkede barışın sağlanması için yeni bir kapının açıldığını” belirtti.

CCP’nin  kurucularından biri olan Senatör Piedad geçmişte de FARC ile görüşerek ülkede uzun yıllardır süren savaşın sona ermesi ve barışın sağlanması için çalışmalarda bulunmuştu. CCP, 2008 yılında hükümetin onayı ile FARC ile görüşerek bazı rehinelerin bırakılmasını sağladı.

Yakın bir zaman önce açıklama yapan FARC barışın sağlanması için diyalog kurmaya hazır olduklarını bildirerek, Güney Amerika Devletleri Örgütü(Unasur) toplantısına katılarak barış önerilerini sunmak istediklerini bildirdi, Ancak Kolombia Başkan yardımcılarından  Angelino Garzón herhangi bir aracı kabul etmedikleini, görüşmelerin doğrudan yapılması gerektiğini söyledi. (TeleSur)

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | 1 Comment »

Meksika’daki 72 ceset kaçak göçmenlerin

Posted by lahy 26/08/2010

Meksika’nın kuzeydoğusundaki bir çiftlikte güvenlik güçlerinin bulduğu 72 cesedin, ABD’ye gitmek isteyen kaçak göçmenlere ait olduğu belirtildi.

Son dört yılda 28 bini aşkın kişi şiddete kurban gitti

Öldürülen 58’i erkek ve 14 kadının Orta ve Güney Amerika ülkelerinden geldiği açıklandı.

Cesetler, geçen Salı günü uyuşturucu kaçakçıları olduğundan şüphelenilen bir grupla güvenlik güçleri arasındaki çatışmanın ardından bulundu.

Hayatta kalmayı başaran bir göçmen polise gidip, grubun silahlı bir çete tarafından kaçırıldığını ve öldürüldüğünü söyledi.

Adı açıklanmayan görgü tanığı, Ekvador’dan geldiğini ve gruptaki diğer kişilerin El Salvador, Honduras ve Brezilya gibi ülkelerden geldiğini belirtti.

Görgüt tanığı, göçmenlerin çete adına çalışmayı reddettikten sonra öldürüldüğünü vurguladı.

Olaydan yaralı kurtulan tanık, yakındaki askerlere durumu anlattı.

Ordu bölgeye bir birlik yolladı. Ancak askerler gelir gelmez, çetenin üzerlerine ateş açtığı kaydediliyor.

Meksika Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Alejandro Poire cinayetleri kınadı.

‘Öfke verici’
Poire, ‘Bu, hem toplumun, hem de yetkililerin kınaması gereken çok ciddi ve öfke verici bir olay’ dedi.

Poire, askerlerin cesetleri birbirlerinin üzerine yığılmış halde bir odanın içinde bulduklarını anlattı.

Mexico City’deki BBC Muhabiri Julian Miglierini olayın Meksika’nın karşılaştığı en büyük iki sıkıntıya , uyuşturucu kaçakçılığı ve kaçak göçe dikkat çektiğini söylüyor.

Meksika uzmanı Miguel Molina BBC’ye yaptığı açıklamada Güney ve Orta Amerika’dan gelen göçmenlerin sık sık çetelerin hedef olduğunu söyledi.

Molina, ‘Sınıra gidebilmek ve ihtiyaçlarını karşılamak için üzerlerinde önemli miktarlarda nakit para taşıyorlar. Meksika’daki bütün uyuşturcu kartellleri kaçak göçmenler ve diğer insanların kaçırılmasında rol oynüyor. ‘ dedi.

Olayın yaşandığı Tamaulipas eyaletinde Zetas ve Körfez kartelleri arasında yoğun çatışmalar yaşanıyor.

Meksika’da 2006 yılından beri ülke genelinde 28 bini aşkın kişi uyuşturucu savaşında hayatını kaybetti.(BBC)

Posted in Genel Haberler, Meksika, İnsan Hakları | Leave a Comment »

Arjantin hükümeti medya tekeline karşı

Posted by lahy 26/08/2010

Arjantin Cumhurbaşkanı Cristina Fernandez de Kirchner, ülkenin en büyük medya grubunu askeri diktatörlük döneminde insanlığa karşı suç işlemek ile suçladı.

Cristina Fernandez televizyon ve radyodan canlı yayınlanan konuşmasında ülkenin en büyük iki gazetesi Clarin ve La Nacion’a yönelik ağır ithamlarda bulundu.

Cumhurbaşkanı 1976’da göreve gelen askeri cunta döneminde, ülkenin en büyük medya grubu olan Papel Prensa’nın sahiplerine işkence edildiğini ve gruplarını cunta yanlısı yayın organlarına satmaya zorlandıklarını söyledi.

Fernandez bu iki grubun tekel özelliğini hala koruduğunu, insanlığa karşı işledikleri suçlara ilişkin kanıtları savcılara sunacaklarını açıkladı.

Medya grupları ise Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını basın özgürlüğüne saldırı olarak yorumladı.

Clarin’de yayınlanan başyazıda, Papel Prensa’nın sahiplerine işkence edildiğine ya da gazetelerini satmaya zorlandıklarına dair hiç bir kanıtın bulunmadığı belirtildi.

Clarin ve La Nacion, Cumhurbaşkanı’nın yayınlarından hoşnut olmadığı için bu suçlamaları yönelttiğini savunuyor. (BBC)

Yukarıda aktardığımız BBC kaynaklı haberde ülkenin en büyük medya tekeli olarak tanıtılan Papel Prensa gerçekte medya tekeli değil ancak kağıt üretimi ve dağıtımını elinde tutan bir tekeldir. Şirket 1972 yılında kurulmuş ve askeri cunta döneminde hisselerini ülkenin medya baronlarına satmaya zorlanmıştır.

Şirketin hissederlarından biri Arjantin devletidir. Nitekim, şirkette ki devlet temsilcisi Beatriz Pagliari, dün bir açıklama yaparak 26.000 sayfayı bulan dökümanların savcılığa teslim edildiğini ve yasal işlemlere başlandığını açıkladı.

TeleSur’a konuşan Venezüalla’lı sosyolog Carlos Lanz,  bilginin ve üretim ilişkilerinin ticarileştirilmesinin basın ve ifade özgürlüğünü engellediğini vurguladı.

Lanz’ın tespiti, herşeyden önce, bir gazete ve dergi çıkarmanın  yayından dağıtıma kadar uzanan süreçi kontrol eden büyük tekellerin kontrolü altında olması nedeni ile doğrudur. Haberlerin yapılıp yayıldığı bilgilendirme süreci kapitalist medya tekelleri tarafından kontrol altına alınıp kitleler yönlendirilerek yönetici sınıfların ideolojik hegemonyalarını sağlamaları ve sürdürmeleri mümkün kılınmaktadır.

Bilgilendirmenin ticarileştirildiği, basın organlarının kazanç sağlayan metalar olduğu  mevcut koşullarda alternatif medyaya varlık hakkı tanınmadığın belirtmek gerekir.

Askeri darbe yıllarında rejimi destekleyen basın tekelleri, bu hizmetlerinin karşılığında maddi varlıklarını, kazançlarını ve etkilerini arttırdılar. Günümüzde ise kurdukları çıkar ilişkilerinin ve rollerinin sorgulanmasına karşılar.

Arjantin Hükümeti’nin açtığı bu dava merkez sol hükümetlerin ülkenin geleneksel yönetici elitleri ile hesaplaşma içine girerek, unutulmaya çalışan geçmişi gündeme getirmeleri nedeniyle de önemlidir.

Posted in Arjantin, Genel Haberler, Kültür - Sanat | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: