latin amerikan haber yorum

Seumas Milne: Latin Amerika ayağa kalkıyor

Posted by lahy 30/08/2010

Latin Amerika ayağa kalkıyor

Seumas Milne

Latin Amerika’daki ilerici değişim toplumsal imtiyazlara karşı çıkan, neoliberal bağnazlığı reddeden ve emperyal egemenliğe meydan okuyan solcuları iktidara taşıdı. Batı bu değişimi hafife alırken, seçime hazırlanan Chavez’in diktatör olduğuna dair yeni bir iddia furyasına hazır olun

Latin Amerika, resmi bağımsızlığını kazanmasından ve Washington tarafından ‘arka bahçe’ ilan edilmesinden yaklaşık iki asır sonra ayağa kalkıyor. Kıtayı son 10 yıldır kaplayan ilerici değişim dalgası, toplumsal ve ırksal imtiyazlara karşı çıkan, neoliberal bağnazlığı reddeden ve bölge üzerindeki emperyal egemenliğe meydan okuyan sosyal demokrat ve radikal sosyalist hükümetleri art arda iktidara taşıdı.

Bunun taşıdığı önem, Avrupa ve Kuzey Amerika’da genellikle küçümseniyor veya kaale alınmıyor. Fakat Çin’in yükselişi-nin, 2008’deki ekonomik çöküşün ve ABD’nin ‘terörle savaş’taki gücünün sınırlarının görülmesinin yanında, bağımsız bir Latin Amerika’nın doğuşu da küresel düzeni yeniden şekillendiren bir dizi gelişmeden biri. Ekvador’dan Brezilya’ya, Bolivya’dan Arjantin’e, seçilmiş liderler IMF’den yüz çeviriyor, doğal kaynakların kontrolünü şirketlerin elinden alıyor, bölgesel entegrasyonu güçlendiriyor ve dünyanın dört köşesinde bağımsız ittifaklar kuruyor.

Oliver Stone ışık tutuyor

Gerek dönüşümün boyutu gerekse olan bitenlerin Batı medyasında yalan yanlış takdimi, Oliver Stone’un bu yeni dalga liderlerinin altısının bizzat konuşmasına imkân tanıyan yeni filminde (Sınırın Güneyi) gözler önüne seriliyor. En çarpıcı olanı, Arjantin’deki Cristina Kirchner’den daha solda duran Evo Morales’e kadar bütün bu liderlerin, kıtanın sahipliğini ellerine almak konusunda birbirlerine verdiği destek ve ortak kararlılıkları.

Gelecek haftalarda yapılacak iki kritik seçim, bu sürecin geleceğini sınava tabi tutacak. İlki Venezüella’daki parlamento seçimleri; bu ülkedeki Bolivarcı devrim, Hugo Chavez’in 1998’de ilk kez devlet başkanı seçilmesinden bu yana Latin Amerika’daki dirilişin en ön safında yer alıyor. Ülke içindeki olanca popülerliğine rağmen Chavez, ABD, Avrupa ve seçkinlerin kontrolündeki Latin Amerika medyasında bir karalama ve aşağılama kampanyasının hedefi. Mesele, Chavez’in yüksek perdeli söyleminden ziyade, Venezüella’nın petrol zenginliğini ABD’ye ve bölgedeki şirket gücüne karşı etkin bir biçimde kullan-ma politikasıyla ilgili.

Chavez’in Venezüella’daki yoksulluk oranını yarıya indirmesini, kamu harcamalarını üçe katlamasını, sağlık ve eğitim hizmetlerini hızla geliştirmesini ve tabandan demokrasiyle işçi katılımını güçlendirmesini bir kenara bırakın. Bu yılın başından bu yana Chavez hükümeti kuraklıktan kaynaklı elektrik kesintileri, resesyonu bir canlandırma paketiyle aşma başarısızlığı ve yüksek suç oranlarından dolayı giderek artan huzursuzluk karşı-sında zor günler yaşarken, Venezüella’nın düşmanları kan kokusunu alıyor.
Bu yüzden Chavez’in, basın özgürlüğünü hiçe sayan, bankacılarla işadamlarını cezalandıran bir diktatör olduğuna ve beceriksiz rejiminin batağa saplandığına dair yeni bir iddia furyasına hazırlıklı olun. Gerçekte Venezüella devlet başkanı, dünyanın diğer bütün liderlerinden daha fazla özgür seçim kazandı, ülkenin medyası ABD destekli muhalefetin hâkimiyetinde ve hükümetin hizmet akışında yaşadığı sorunlar otoriterlikten değil, kurumsal zayıflıklardan kaynaklanıyor.

Chavez’in Birleşik Sosyalist partisi gelecek ayki seçimlerde yenilirse, Venezüella liderinin 2012’de tekrar
seçilmesi ve ülkenin radikalizasyonu kuşkulu hale gelecek. Fakat görünüşe göre bu ihtimal gittikçe
zayıflıyor. Ekonomi toparlanıyor, ulusal bir polis gücü nihayet kuruldu ve hayati önemde olanı da, Chavez geçen hafta Kolombiya’daki ABD yanlısı hükümetle savaş tehdidini, bölgesel olarak kotarılan bir yakınlaşmayla ciddi şekilde ortadan kaldırdı.

Lula’nın kızacak tarafı yok

Ama daha da önemli olanı, ekimde Brezilya’da yapılacak başkanlık seçimleri. Brezilya’nın Lula liderliğinde ekonomik bir güç odağı olarak ortaya çıkışı, Latin Amerika’nın her köşesindeki daha geniş çaplı değişimlere payandalık yapıyor. Bununla birlikte, Chavez veya Morales’ten daha az radikal olan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva da yoksullukla mücadele kampanyalarına para akıtıyor, kıtasal entegrasyon ve bağımsızlık hedefleyen ortak projeye hayati önemde bir destek sağlıyor.

Üçüncü kez seçilme hakkı olmayan Lula popülaritesini sağ kolu Dilma Roussef için seferber etmiş durumda;

Roussef Bolivarcılar için, en hafif tabiriyle, sempatik bir isim. Lula’nın ekonomik sicilinde saldıracak bir yan bulamayan başlıca sağcı aday Jose Serra, şu an fiilen Chavez ve Morales’e karşı kampanya yürütüyor, Lula’yı onlara verdiği desteği, Honduras’taki darbe sonrası hükümetini tanımayı reddetmesini ve İran’la ABD arasında arabuluculuk yapma çabalarını yerden yere vuruyor. Kampanya bugüne kadar pek işe yaramamış görünüyor ve anketlere göre Serra Roussef’in epey gerisinde.

ABD yeni çare arayabilir

Hem Brezilya hem Venezüella seçimini sol kazandığı takdirde, ABD ve dostları, Latin Amerika’nın George W. Bush Müslüman dünyadaki düşmanlarıyla savaşmakla meşgulken hayata geçirdiği kendi kaderini tayin ve sosyal adalet yürüşünü rayından çıkartmak için başka çareler aramaya meyledebilir.

Başkan Barack Obama’nın ‘ilişkilerde yeni bir sayfa arayacağı’na dair verdiği bütün sözlere ve geçen yıl Honduras’ın reformcu devlet başkanı Manuel Zelaya’ya karşı düzenlenen kanlı askeri darbenin ayakta kalmasına izin vermenin ‘korkunç bir emsal’ oluşturacağı uyarılarına rağmen, ABD’nin bölgeye yönelik politikasında pek bir değişiklik yok. Honduras darbesinin ayakta kalmasına gerçekten de göz yumuldu veya Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ifadeleriyle söylersek, ‘kriz başarılı bir sonuca ulaştırılabildi’.

20 yıldır alternatif varmış!

Bariz mesaj şuydu: Radikal dalga püskürtülebilir ve şimdi, daha savunmasız hükümetlerden bir diğerinin daha (sözgelimi Paraguay veya Guetamala) o veya bu şekilde ‘bir sonuça ulaştırılabileceği’nden korkuluyor. Bu arada ABD kıtadaki askeri varlığını pekiştirmeye çalışıyor ve Kolombiya’daki yedi askeri üssü için ‘isyan bastırma’ gerekçesini öne sürüyor. Fakat doğrudan askeri müdahale, öngörülebilir gelecekte pek mümkün görünmüyor. Kıtadaki dönüşümün itici gücü olan siyasi ve toplumsal hareketler ivmelerini ve desteklerini sürdürebilirse, bağımsız bir Latin Amerika’nın temelini atmakla kalmayacaklar, sosyalist politikaların modern çağda imkânsız ilan edilen yeni biçimlerini de hayata geçirmiş olacaklar. Bize başka hiçbir alternatif olmadığını söylemelerinin üzerinden sadece 20 yıl geçmişken, bir başta dünya yaratılıyor. (18 Ağustos 2010)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: