latin amerikan haber yorum

Latin Amerika’da Darbe Mevsimi: Sıra Ekvador’da…

Posted by lahy 07/10/2010

Latin Amerika’da iklim yeniden sertleşiyor. Geçtiğimiz hafta Ekvador’da başta polis teşkilatı olmak üzere sivil kamu görevlilerinin ek ücretlerinin ve primlerinin iptal edilmesini öngören yasanın Kongre’den geçmesinin hemen ardından polis teşkilatının başını çektiği bir isyan yaşandı. Polis ve bazı askeri birliklerden oluşan göstericiler sokaklarda barikatlar kurarak çatıştılar, pek çok karakolu ve kışlayı işgal ettiler.

Başkent Quito’da yaşanan gösteriler polislerin Ekvador’un reformist lideri Rafael Correa‘ya gaz bombası atması kadar ciddi boyutlara erişti. Correa gaz bombalarından etkilenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılırken, polisler hastanenin etrafını kuşatarak Ekvador devlet başkanını rehin aldılar. Correa gösterici polislerin elinden ordu birlikleri tarafından kurtarıldı. Kendisini geri almak isteyen kitlenin toplandığı meydana götürülen Correa buradan halka seslendi ve isyan eden polislere teslim olmayacağını söyledi. Gösteriler sırasında isyancılar tarafından harekete geçirilen faşist grupların devlet televizyonunu işgal etmek ve hava kuvvetlerinden bazı birliklerin başkent Quito’daki hava alanını işgal edip, başkanlık uçağına el koymak istemesiyle gerçekleştirilmek istenenin Correa’yı devirmek isteyen bir darbe olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde gözüktü.

Ekvador’da bu durum yaşanırken, ordu içerisinde de bariz bir farklılık kendisini gösterdi. Ordunun komuta kademesi başlangıçta belirsiz açıklamalar yaparken, Correa’nın gözaltına alınması karşısında gelişen kitle hareketinin, ordunun, belirsizliği üzerinden atarak Correa’dan yana tavır koymasında önemli bir etken olduğu söyleniyor. Ancak, ordu üst kademesi verilecek desteğin arkasına şart olarak polislerin karşı çıktığı yasanın değiştirilmesini koydu.

Ekvador, özellikle 2000’li yılların başlamasıyla birlikte Latin Amerika’da gelişen kitle hareketlerinin önemli bir merkezi oldu. Ocak 2000’de yerlilere ait sol örgütlerin başını çektiği gösterilerde kitleler parlamento binasını basarak IMF ve Dünya Bankası’nın Ekvador işçi ve emekçileri üzerine yıktığı ağır faturayı protesto etmişlerdi. Fakat, bu kitle hareketi devrimci bir önderliğin olmaması nedeniyle sonuçsuz kaldı ve iktidar kitlelere ateş açmadığı için popülarite kazanan Teğmen Lucio Gutierrez’in ellerinde kaldı. Gutierrez aynı dönemde Venezuella’da Chavez’le ve FARC örgütüyle görüşerek kitlelerin gözünde sol bir lider imajı çizmeye çabaladı. Ancak, 2003 yılında başkanlığa seçilen Gutierrez önceki iktidarların kaldığı yerden devam ederek IMF ve Dünya Bankası politikalarını aynen uygulamaya devam etti. İşçi ve emekçilerin haklarında büyük kısıtlamalar yaşandı, ABD ile iyi ilişkiler geliştirildi ve muhalefete karşı baskı yasaları devreye sokuldu. U yguladığı neoliberal program nedeniyle 2005 yılında geldiği trenle geri gönderildi, yeni bir kitle hareketi bu kez onu başkanlık koltuğundan etti. Kasım 2006 yılında Rafael Correa Manta’daki Amerikan askeri üssünün kapatılması, kurucu meclis kurulması gibi pek çok reform vaadinde bulunarak başkanlığa seçildi. Fakat, Correa’nın reform vaadleri özellikle ülkenin ikinci büyük şehri Guayaquil‘de kamp kuran Ekvador’un büyük kapitalistlerinin ve ABD’nin tepkisini çekmekte gecikmedi. Özellikle 2008 yılında 3.2 milyar dolara ulaşan uluslararası borcun ödenmesinin kesilmesi, Manta’daki ABD askeri üssünün kapatılması Correa’ya yönelik büyük bir tepki doğurdu . Hatta, 1 Mart 2008’de Kolombiya ordusu FARC’a yönelik operasyon bahanesiyle Ekvador topraklarının bir kısmına askeri operasyon düzenledi. İki ülke arasındaki gerilim Kolombiya lideri Uribe’nin Obama ile Kolombiya’da askeri üs anlaşması imzalaması sonrası hafifledi. ABD, Kolombiya’dan kopardığı askeri üsler nedeniyle bu konunun üzerine fazla gitmedi, ancak Correa’nın üzerine bir çizik attığını söyleyebiliriz.

Darbe girişiminin arkasında kim var? Her zaman olduğu gibi akla ilk olarak ABD parmağı geliyor. Nitekim, geçmişten günümüze ABD’nin Latin Amerika’yı arka bahçesine çevirmek için neler yaptığını hatırla rsak , Correa’nın devrilmesinin ve yerine kendisine yakın bir ismin getirilmesinin onun işine nasıl yarayacağını rahatlıkla görebiliyoruz. Ancak, darbe girişimi sonrası ABD yönetiminden gelen tepkiler de net olmadı. Washington yönetimi bir yandan tarafların uzlaşı araması gerektiğini ifade ederken, diğer taraftan Correa’ya olan desteğinin tam olduğunu ifade etti. Ancak, biliyoruz ki kullanılan ince diplomatik dile rağmen ABD, eline geçen ilk fırsatta Latin Amerika’da çıkarlarının çatıştığı ülkelerdeki iktidarları, kullanabileceği her türlü yolla ezmek isteyecektir. Correa’nın arkasındaki en önemli güç şimdilik arkasında tam kadro duran Latin Amerika’nın -Chavez’inden Morales’ine kadar- reformist liderleri oldu.

Bugün Correa’nın iktidarının bir darbe girişimi karşısında tehlikede olduğu açıkça görüldü. Ancak, Correa’nın güvenebileceği tek dal olan Ekvador’lu işçiler ve emekçiler içerisinde ona yönelik tepki de yok değil. Özellikle son iki yılda 2.7 milyar doları aşan bütçe açığı Correa’nın ekonomik bir tedbir programı uygulamasını zorunlu kıldı ve bunun faturası işçi ve emekçi sınıflara kesildi. Özellikle kamu sektörü bu kesintilerden en büyük pay alan kısım oldu. Alınan önlemler arasında kamu sektöründen emekli olanlar için maaş kesintileri, işgücünün kitlesel işten çıkarmalar aracılığıyla yeniden düzenlenmesi gibi hak gaspları da yer alıyor. Öte yandan Correa’nın arası onu iktidara taşımaya destek olan Ekvador Yerli Ulusları Konfederasyonu (CONAIE) gibi yerli örgütleriyle de uzun zamandır açık. Özellikle ülkenin çok uluslu yapısına dönük anayasal düzenlemelerin yapılmaması ve yerlilere ulusal haklarının verilmemesi, maden şirketlerinin işletilmesinde yerlilerin haklarının korunmaması ve yerlilerin temel taleplerinin karşılanmaması Correa’ya verilen desteğin aşınmasını sağladı. CONAIE, Correa’yı ülkenin kaynaklarını uluslararası şirketlere peşkeş çekmekle suçlayarak, uyguladığı neoliberal politikalara sert tepki göstermişti.

Correa’nın uyguladığı politikalar sadece yerli örgütlerinin değil, işçilerin ve emekçilerin de sert tepkisini çekti. 2008 yılında yaşananlar Correa’nın ikircikliliğinin göstergesi gibi: 8 Nisan 2008’de kitleler Azuay bölgesinde Kanadalı Lamgold şirketinin altın madeni faaliyetlerini durdurması için sokağa çıkmışlar, ancak polis kitleye saldırarak 17 kişiyi gözaltına almıştı. Correa da madencilik karşıtı gösterilerin cezalandırılacağını radyo aracılığıyla açıklamıştı. Ancak, yoğun protestolar Correa’nın göstermelik bir maden reformunu devreye sokmasına neden olmuştu.

Latin Amerika için geçtiğimiz yıl Honduras’la yeniden açılan darbe mevsimi isyancı geleneği kuvvetli kıta parçasına sert bir iklim yaşatacak gibi görünüyor. Bir yanda Latin Amerika halkları emperyalist-kapitalizmin kıskaçları arasında kalırken, diğer yandan toplumsal devrim taleplerinin önündeki en önemli engel olan reformist iktidarların çizdiği sınırları aşmak zorundalar. Venezuela’da Chavez, Bolivya’da Morales, Brezilya’da Lula, Arjantin’de Kirchner, Ekvador’da Correa toplumun değişim isteğini soğururlarken, kapitalizme de koltuk değneği olma vazifesini üstenmektedirler. Ancak, demoklesin kılıcı her dakika başları üzerinden eksik olmamaktadır. Latin Amerika’nın reformist liderlerinin en önemli şansı şimdilik sahip oldukları yaygın kitle desteği. Nitekim 2002’de Chavez, bugün de Correa örneğinde olduğu gibi kitleler kendi mücadelelerinin kazanımlarını korumayı reformist liderlerin iktidardaki varlığını korumayla özdeşleştirmiş durumdalar. Ancak, Correa gibi neoliberal politikalar uygulayarak kitle desteğini kaybedenler için gelecek hiç de aydınlık değildir, nitekim olası bir tezgahı geri püskürtmek için gereken kitle desteğini bir kez daha kazanamayabilirler. Reformist liderler, bugün Latin Amerika ülkelerinde kapitalist devlet aygıtına en ufak bir müdahalede bulunmayarak adeta tahtlarının altında birer saatli bomba taşımaktadırlar.

Öte yandan, reformizmin elbette mücadelenin sınırlarını ilerletme ve bir toplumsal devrime imza atma gibi bir amacı yoktur. Chavez gibi reformistler şimdilik Rusya, Çin, İran gibi ülkelerle ilişkiler geliştirerek kapitalizme güvence aşılamaktadırlar. Onların politikalarını belirleyen işçi ve emekçi sınıfların talepleri değil, küresel ortaklarının ne beklediğidir. Bugün için kitlelerin reformist liderleri gerici saldırılara karşı koruması kazanılan hakların korunması açısından önemlidir, ancak işçi ve emekçi sınıflar asıl reformizmin sınırlarını aşarak toplumsal bir devrimin önünü açtıkları zaman kazanacaklardır.

Kaynak: http://www.bolsevik.org/1302.htm

Evrensel ve Ekvador’da ki halkçı polis ayaklanması!

Yerli halk örgütü CONAIE’nin darbe teşebbüsü hakkındaki bildirisi

Ekvador Yerli Hareketi’nden Correa Hükümeti’ne Eleştiriler

Başkan Rafael Correa Kurtarıldı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: