latin amerikan haber yorum

Özgürlüğün sesi Che GUEVARA

Posted by lahy 10/10/2010

Hüseyin Aykol

Ernesto Guevara, İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak Arjantin’in Rosario şehrinde 14 Haziran 1928 günü dünyaya geldi. Annesinin ve babasının soyu Basklara dayanır. Guevara, çocukluğunda, sol eğilimli üst sınıf ailede bile dinamik kişiliği ve radikal görüşleriyle bilinirdi. Her ne kadar yaşamı boyunca onu etkileyecek olan astım krizlerinden ıstırap çekse de mükemmel bir atlet olmuştu. Guevara babasından satranç öğrendikten sonra 12 yaşından itibaren yerel turnuvalara katılmaya başladı.

Ergenlik döneminde şiire, özellikle de Pablo Neruda’nın şiirlerine merak saldı. Guevara, Latin Amerika’da kendi sınıfında yaygın olduğu üzere yaşamı boyunca şiir yazdı. Pek çok konuya meraklı, hevesli bir okuyucuydu, ilgilendiği kitaplar Jack London ve Jules Verne’in macera klasiklerinden, Sigmund Freud’un cinsellik üzerine denemelerine ve Bertrand Russell’ın toplum felsefesi üzerine tezlerine kadar giden bir çeşitlilik gösteriyordu. Ergenliğinin son dönemlerinde fotoğrafçılığa merak saldı ve vaktinin önemli kısmında insanları, gittiği yerleri ve sonraları da arkeolojik alanları fotoğrafladı.

Guevara, tıp öğrenimi için 1948’de Buenos Aires Üniversitesi’ne girdi. Kesintili öğrenim hayatını, Mart 1953’te tıp öğrenimini bitirip aynı yılın 12 Haziranı’nda diplomasını alarak noktaladı. Uzman hekimlik yapabilmek için gerekli klinik eğitimi tamamlayıp tamamlamadığı açık değildir. Guevara öğrenciliği boyunca Latin Amerika’da uzun yolculuklara çıktı. 1951 yılında eski arkadaşı Alberto Granado ile Alta Gracia’dan yola çıktılar.

Bu yolculuk sırasında kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemleyen ve Marksizm’den etkilenen Guevara, Latin Amerika’daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Yolculukları, Latin Amerika’ya ayrı uluslardan oluşan bir karma yapı olarak değil de kurtuluşu ancak kıta çapında bir strateji ile gerçekleşebilecek tek bir vücut olarak bakmasını sağladı. Sınırları olmayan ve tek bir Latin Amerika kurabilmeyi hayal etmeye başladı.

Guatemala deneyi

Guevara, 7 Temmuz 1953’te, Bolivya, Peru, Ekvador, Panama, Kosta Rika, Nikaragua, Honduras, ve El Salvador’dan geçip aralık ayının son günlerinde Guatemala’ya vardı. O sıralarda popülist bir hükümetin başındaki Başkan Jacobo Arbenz Guzman özellikle toprak reformu ve diğer değişikliklerle bir toplumsal devrim yapmaya çalışıyordu. Beatriz halasına yazdığı mektupta Guatemala’ya bir süre yerleşmesinin sebebini şöyle açıklıyordu: ‘Guatemala’da gerçek bir devrimci olabilmek için gerekli ne varsa yapacağım ve kendimi mükemmelleştireceğim.’

Guevara’nın Guatemala’daki ana siyasi bağlantısı Perulu sosyalist Hilda Gadea’ydı. Gadea, Arbenz hükümetindeki birçok üst düzey politikacıyı Guevara’yla tanıştırdı. Daha önce Kosta Rika’da tanıştığı ve Fidel Castro ile bağlantılı bir grup Kübalı sürgünle de bağlantı kurdu. Bu sırada CIA tarafından desteklenen Carlos Castillo Armas liderliğindeki darbe başlamıştı.

Guevara birkaç günlüğüne Komünist Gençlik tarafından örgütlenen silahlı milislere katılmış, bu grubun harekete geçmemesi üzerine tekrar tıbbî hizmetlere dönmüştür. Darbenin ardından Guevara çarpışmak için gönüllü oldu; ancak Arbenz yabancı destekçilerinin ülkeyi terk etmesini istiyordu. Gadea tutuklandıktan sonra Guevara kısa süre için Arjantin konsolosluğunda saklandı ve sonra Meksika’ya geçti.

Arbenz hükümetinin CIA destekli bir darbeyle devrilmesi üzerine, Guevara’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyalist bir güç olduğuna ve Latin Amerika ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki sosyoekonomik eşitsizlikleri düzeltmeye çalışan hükümetlere sürekli karşı koyacağına dair görüşleri kesinleşti. Bu onun, sosyalizmin ancak silahlı mücadele sonunda elde edilebileceği yönündeki düşüncelerini güçlendirdi.

Küba Devrimi

Küba Devrimi’ni başlatan Santa Clara çarpışmasından sonra, Eylül 1954’te Meksika’ya gelişinden kısa süre sonra, Guevara, Nico Lopez ve Guatemala’dan tanıdığı diğer Kübalı sürgünlerle arkadaşlığını tazeledi. Haziranda Lopez onu Raul Castro ile tanıştırdı. Birkaç hafta sonra Küba’daki siyasi hapishaneden salıverilen Fidel Castro, Meksika’ya geldi ve 8 Temmuz 1955’te Raul, Guevara’yı Fidel Castro ile tanıştırdı. Ateşli bir sohbetin ardından Guevara Castro’nun, aradığı esin kaynağı devrim lideri olduğuna kanaat getirerek Küba diktatörü Fulgencio Batista’yı devirmek için kurulan ’26 Temmuz Hareketi’ne katıldı. Grubun doktoru olmasına karar verildiyse de hareketin diğer üyeleriyle askeri eğitime katıldı.

25 Kasım 1956’da Veracruz’dan Küba’ya doğru yola çıkan Granma yatında Kübalı olmayan tek kişi Guevara’ydı. Karaya çıkar çıkmaz Batista’nın askerlerinin saldırısına uğrayan ekibin yarısı hemen orada veya yakalandıktan sonra öldürüldü. Guevara, bu çatışmada kaçan bir yoldaşın düşürdüğü cephaneyi almak için tıbbî malzeme çantasını bıraktığını ve böylece doktordan savaşçıya dönüştüğü an olarak hatırladığını yazmıştı. Hayatta kalan 15-20 isyancı kaçarak Sierra Maestra dağlarına saklanır ve Batista rejimine karşı gerilla savaşına girişirler.

Yoldaşları tarafından cesareti ve askeri yeteneği nedeniyle saygı gören Guevara isyancılar arasında bir lider, bir Comandante olur. Che, 1958 Aralığı’nın son günlerinde devrimin en önemli olaylarından olan Santa Clara’ya saldıran ‘intihar timi’ni yönetti. Generallerinin çalışmayan şeker fabrikasında Castro ile buluştuğunu ve isyan lideri ile ayrı bir barış pazarlığı yaptığını öğrenen Batista, 1 Ocak 1959’da Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı.

Che Guevara, önce La Cabana hapishanesinin komutanlığına atandı. Daha sonra Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü’nde önemli bir göreve geldi ve Küba Merkez Bankası’nın başkanı oldu. 1959 yılından itibaren Guevara, Küba’dan diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere yardım etti ama bunların tümü başarısızlıkla sonuçlandı. İlk deneme Panama’da yapılmıştı, diğer bir eylem de 14 Haziran’da Dominik Cumhuriyeti’nde yapıldı.

Guevara, daha sonra Sanayi Bakanı olarak Küba sosyalizminin açık ve kesin bir hale gelmesine yardımcı olmuş, ülkenin önde gelen kişileri arasına girmişti. 1961 yılındaki Domuzlar Körfezi İşgali’nde Guevara çarpışmalara katılmadı. Castro’nun emriyle Küba’nın en batısındaki Pinar del Rio eyaletindeki bir kuvvetin başına geçmiş ve burada sahte çıkarma kuvvetini püskürtmüştü. Guevara, 1962 Ekim ayında ortaya çıkan Küba Füze Krizi’ne neden olan Sovyet nükleer balistik füzelerinin Küba’ya getirilmesinde anahtar rol almıştı.

Ortadan kayboluşu

Che, Aralık 1964’te BM’de konuşma yapmak üzere Küba heyetinin başı olarak New York’a gitti. 17 Aralık’ta Paris’e uçtu ve üç aylık bir uluslararası geziye başladı. Bu gezi sırasında Çin Halk Cumhuriyeti, Birleşik Arap Cumhuriyeti (Mısır), Cezayir, Gana, Gine, Mali, Dahomey, Kongo-Brazzaville ve Tanzanya’yı dolaştı. İrlanda, Paris ve Prag’da molalar verdi. 24 Şubat 1965’te Cezayir’de, sonradan uluslararası sahnede son görünüşü olacak olan ‘İkinci Afrika-Asya Ekonomik Dayanışma Semineri’ndeki konuşmasını yaptı. 14 Mart’ta Küba’ya döndüğünde Havana havaalanında Fidel ve Raul Castro tarafından sade bir törenle karşılandı.

İki hafta sonra Guevara kamu hayatından çekildi ve ardından tamamen ortadan kayboldu. Castro’dan sonra gelen adam olarak bakıldığı Küba’da nerede olduğu, 1965 yılının en büyük gizemlerindendi. Guevara’nın akıbeti hakkındaki uluslararası spekülasyonların baskısıyla Castro, 16 Haziran 1965’te yaptığı açıklamada, insanların Guevara hakkında bilgi almalarının ancak Guevara istediğinde mümkün olabileceğini söyledi.

Aynı yılın 3 Ekimi’nde Castro, Guevara’nın birkaç ay önce kendisine yazdığı tarihsiz mektubu açıkladı. Bu mektupta Guevara Küba devrimine bağlılığını tekrarlıyor ancak devrim yolunda yabancı topraklarda savaşmak için Küba’dan ayrılma niyetini bildiriyordu. Mektubunda ‘dünyadaki diğer uluslar benim basit emeğime çağrı yaptılar’ diyerek, ‘yeni savaş alanlarında’ gerilla olarak savaşmak için ayrılmaya karar verdiğini belirtiyordu.

Kongo’da düşkırıklığı

1965 yılının Mart ayında yaptıkları toplantı sonucunda Guevara ve Castro, Sahra Çölü altındaki bölgede Küba’nın ilk askeri operasyonunu bizzat Guevara’nın yönetmesi konusunda anlaştılar. O zamanlar Cezayir’in devlet başkanı olan ve Guevara ile kısa süre önce görüşen Ahmed Bin Bella ise şöyle demişti: ‘Afrika’da hüküm süren durumun büyük devrim potansiyeline sahip görünmesi, Che’yi Afrika’nın emperyalizmin zayıf halkası olduğu sonucuna itti. O da artık çabalarını Afrika’ya yönlendirmeye karar verdi.’

Küba operasyonu Kongo-Kinşasa’daki Patrice Lumumba yanlısı Marksist Simba hareketinin desteklenmesi ile sürdürülecekti. Guevara, yardımcısı Victor Dreke ve on iki Kübalı 24 Nisan 1965’te Kongo’ya vardı. Diğer Kübalılar da kısa süre sonra onlara katıldılar. Bir süre, gerilla lideri Laurent-Desire Kabila ile çalıştılar. Kabila, aynı yılın Kasım ayında Kongo ordusu tarafından bastırılan bir isyana girişmeleri için Lumumba’nın destekçilerine yardım etmişti. Guevara, önemsiz biri olduğuna karar verdiği Kabila’yı bıraktı.

Güney Afrikalı paralı askerler ve Kübalı sürgünler Kongo ordusuyla birlikte Guevara’yı engellemeye çalıştılar. Aynı yılın sonlarına doğru astımı nüksetmiş, yedi ay sıkıntı yaşadıktan sonra düş kırıklığına uğramış bir şekilde, Küba’dan gelenlerden sağ kalanlarla (birliğinin altı üyesi ölmüştü) Kongo’yu terketti. Bir noktada yaralıları Küba’ya gönderip, tek başına savaşmaya devam etmeyi ve devrimcilere örnek teşkil etmeyi de düşünmüştü. Ancak silah arkadaşları ve Castro’nun temsilcisinin ikna etmesi sonucu Kongo’dan ayrılmayı kabul etti.

Kongo’dan ayrıldıktan sonra altı ay boyunca Darüsselam, Prag ve Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde saklanmış, Kongo deneyiminde yazdığı anılarını toparlamış ve biri felsefe diğeri ekonomi üzerine iki kitabın taslaklarını yazmıştı. Bu dönem boyunca Castro, Guevara’yı Küba’ya dönmesi için zorladı, Guevara bunu kabul ettiğinde dönüşünün geçici olacağı ve adadaki varlığının sır kalacağı şartını koştu; Latin Amerika’da bir yerlerde yeni bir devrim çabasına hazırlık yapmak için gereken birkaç aylık bir süre için geri dönecekti.

Bolivya’daki yanılgı

Guevara’nın nerede olduğu konusundaki spekülasyonlar 1966 yılı boyunca ve 1967’de de devam etti. Mozambik bağımsızlık hareketi FRELIMO’nun temsilcileri, 1966 sonu ya da 1967 başında, Guevara ile Darüsselam’da buluştuklarını ve o zaman da onun devrim projelerine yardım önerisini reddettiklerini bildirdiler. 1967 yılının 1 Mayıs gösterileri sırasında Havana’da yaptığı konuşmada, Silahlı Kuvvetler Bakan vekili, Guevara’nın ‘Latin Amerika’da bir yerlerde devrime hizmet ettiğini’ duyurdu. Bolivya’da gerillaların başında olduğuna dair gelen haberlerin doğru olduğu sonradan anlaşıldı.

Castro’nun isteğiyle, gözden uzak bir arazi, Guevara tarafından eğitim alanı olarak kullanılması için, yerli Bolivya Komünistleri tarafından satın alınmıştı. Ancak bu kamptaki eğitim Guevara ve yanındaki Kübalılar için çarpışmadan daha tehlikeliydi. Bolivya ordusu ile Mart 1967’de ilk çatışmaları sonucu eğitim kampını terk ederken geride bıraktıkları kimi fotoğraflar, Guevara’nın Bolivya’da olduğuna dair ilk kanıt oldu. Fotoğrafları gören Bolivya Devlet Başkanı Rene Barrientos Bolivya Ordusu’na Guevara’yı ve yandaşlarını yakalama emrini verdi.

Guevara’nın yaklaşık elli kişiden oluşan ve Bolivya Ulusal Bağımsızlık Ordusu adı altında eylem yapan gerilla kuvveti iyi donatılmıştı ve dağlık Camri bölgesinde Bolivya düzenli ordusuna karşı bazı başarılar elde etmişti. Eylülde ise ordu iki gerilla grubunu ve liderlerden birini öldürmeyi başardı. Guevara Bolivya’da devrim başlatma planlarında yalnızca ülkenin askeri hükümeti, ve eğitimi ve donanımı yetersiz ordusuyla mücadele etmeyi bekliyordu. Halbuki yerini öğrenen ABD hükümeti, CIA ve diğer kurumlar ajanlarını isyanı bastırmak için yardım amacıyla Bolivya’ya göndermişti.

Bolivya Ordusu, ABD Özel Harekât Birlikleri tarafından eğitilip donatılmaktaydı. Askeri danışmanların yanı sıra, gönderilen birlikler arasında kısa süre önce kurulan ve gerillaların bulunduğu bölgeye yakın bir alanda kontrgerilla savaşı eğitimi almış olan seçkin Rangers taburu da vardı. Guevara yerli muhaliflerden yardım alacağını ve işbirliği içinde olacağını ummuştu. Bu yardım hiçbir zaman gerçekleşmedi. Mario Monje liderliğindeki Bolivya Komünist Partisi, Havana’dan çok Sovyetlere yönelmişti ve söz vermelerine rağmen Guevara’ya yardım etmediler.

Yakalanışı ve öldürülüşü

Bir muhbir, Guevara’nın gerilla kampının yerini Bolivya Özel Harekât Birliği’ne bildirdi. 8 Ekim’de kamp kuşatıldı ve Guevara, Simeon Cuba Sarabia ile birlikte Quebrada del Yuro kanyonunda devriye gezerken yakalandı. Ayaklarından yaralandıktan ve silahı bir mermiyle harap edildikten sonra teslim oldu. Barrientos, Guevara’nın yakalandığını öğrenir öğrenmez hemen öldürülmesini emretti. Guevara yakın bir köy olan La Higuera’daki köhne bir okula götürüldü ve geceyi orada geçirdi, ertesi gün -9 Ekim 1967- öğleden sonra öldürüldü.

Celladı, Bolivya ordusunda çavuş olan ve Guevara’yı vurması kura sonucu saptanan Mario Teran’dı. Che Guevara’nın son sözleri şöyle olmuştu: ‘Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın.’ Bazı kaynaklar, Çavuş Mario Teran’ın infaz esnasında aşırı heyecanlanması nedeniyle bilinçli bir şekilde ateş edemediğini ve Che’yi sadece yaraladığını, onu öldüren merminin kim tarafından ateşlendiğinin bilinmediğini belirtirler. Çarpışmada öldüğü izlenimi vermek ve yüzünden isabet almayarak tanınmasını kolaylaştırmak için ayaklarına defalarca ateş edilmişti. Cesedi bir helikopterin iniş takımlarına sıkıca bağlandı ve yakınlardaki Vallegrande’ye götürüldü. Buradaki bir hastanede cesedi bir küvetin içinde basına gösterildi. Askeri bir doktor tarafından elleri kesildikten sonra Bolivya ordusu subayları tarafından bilinmeyen bir yere götürülmüştü. 15 Ekim’de Castro, Guevara’nın öldüğünü kabul etti ve tüm Küba’da üç günlük yas ilan edildi. Guevara’nın ölümü Latin Amerika’daki ve üçüncü dünya ülkelerindeki sosyalist devrimci hareketlere indirilmiş ağır bir darbe olarak kabul edilmekte. Guevara’nın elleri olmayan cesedinden kalan kemikler Vallegrande yakınlarındaki bir uçak pistinin altından 1997 yılında kazılarak çıkarıldı, DNA testiyle kimliği tespit edildi ve Küba’ya geri getirildi. 17 Ekim 1997’de cesedinden kalanlar, Bolivya’daki gerilla harekatı sırasında ölen yoldaşlarından altısıyla birlikte, 39 yıl önce Küba Devrimi’nin başarısını belirleyen savaşı kazandığı Santa Clara’da özel olarak hazırlanmış anıtmezara askeri törenle gömüldü.

Kaynak: Günlük Gazetesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: