latin amerikan haber yorum

Archive for Kasım 2010

Wikileaks: ABD, Hugo Chavez’i tecrit etmeye calışıyor

Posted by lahy 30/11/2010

Wikileaks tarafından da hafta sonunda yayınlanan ABD’ye ait gizli belgelerde Venezüella başkanı Hugo Chávez’in Latin Amerika hükümetleri nezdinde tecrit edilmesi için çalışmalar yapıldığı görüldü.

Hugo Chavez hakkında ki açıklamayı yayınlayan El Pais gazetesi, sözü edilen belgeyi halen yayınlamadı.

Wikileaks’in yapılan siber saldırılar sonucu 250.000 adet belgeyi yayınlayamaması üzerine belgeler, El Pais, The Guardian,The New York Times, Le Monde ve Der Spiegel tarafından yayınlandı. ABD’li yetkililer ile görüşen gazete yöneticilerinin tedbirli olacakları yolunda teminat verdiler.

Cristina Fernández‘in akıl sağlığı

El Pais, ABD hükümet yetkililerinin Arjantin devlet başkanı Cristina Fernández’in akıl sağlığı hakkında bilgi istediği bildirdi.

Arjantin’de ki ABD büyükelçiliğine Hilary Clinton tarafından yollanan bir belgede, Dişişleri bakanı Clinton, başkan Christina Fernandez hakkında, ” Stress danışmanlarına karşı tavırlarını ve /karar verme yetisini nasıl etkiliyor? Cristina Fernandez de Kirchner stress ile başa çıkmak için ne yapıyor veya danışmanları/yardımcıları ne öneriyor? İlaç kullanıyor mu? diye soruyor.

“Hangi koşullar altında stres ile iyi bir şekilde başa çıkıyor? Cristina Fernandez de Kirchner’in duyguları onun karar verme yetisini nasıl etkiliyor ve stres içinde olduğu zaman kendisini nasıl sakinleştiriyor?” diye soruyor.

Honduras’da başkan Manuel Zelaya‘ya karşı darbe

El Pais, ayrıca, belgeler arasında tarihsel bir öneme sahip olan, ABD’nin Honduras’da ki darbe de ki rolünü açıklayan belgelerin bulunduğunu bildirdi.

El Pais sözü edilen belgeleri önümüzdeki günlerde açıklayacağını söylüyor.

(BBC/EFE/El País)

Posted in Arjantin, Genel Haberler, Venezuela | Etiketler: , , , , | 3 Comments »

Haiti’de seçimler sonrası kriz derinleşiyor

Posted by lahy 30/11/2010

Ertelenmesi yolundayapılan bütün çağrılara rağmen gerçekleştirilen Haiti seçimleri, kırılan seçim sandıkları, yaygın protestolar ve adayların çoğunun, resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri kazandığı söylenen mevcut Başkan Rene Preval‘in halefi Jude Celestin’e karşı hile yapıldığı iddiasıyla birleşmesi ile sonuçlandı.

Seçim sonrası yapılan ilk yorumlar Haiti’de politik istikrarsızlık ortamının daha da kötüleşeceği şeklindedir.

Hile iddiaları seçim sandıklarının kötü bir şekilde dağıtılmasından, sahte oy kullanımına kadar uzanan bir yelpazeyi kapsıyor. Oy kullanma geç başladı; seçmenler isimlerini seçmen listesinde bulamadı ve bazı seçim merkezleri yağmalandı. Haiti Radyosu çıkan olaylarda iki kişinin öldüğü bildirdi.

Haiti’de Pazar günü yapılan seçim sonrasında birleşen 19 adaydan 12’si bir hotel balkonundan halka seslenerek yapılan seçimlerin iptal edilmesini talep ettiler.

Mevcut başkan Rene Preval’in tutuklanmasını talep eden protestocu halk kitleleri caddelerde yürüyerek, seçimlerin iptalini istedi.

Haiti hükümeti bir açıklama yapmazken Seçim Konseyi hile iddialarının geçersiz olduğunu söyledi.

Resmi seçim sonuçlarının 7 Aralık’a kadar açıklanması bekleniyor.

Son Gelişmeler:

30/11/2010- Haiti seçimlerinde gerçekleştirilen hilelere rağmen şarkıcı Michel Martelly’inin önde gittiği bildirildi.

Seçim sırasında başlayan protesto gösterileri halen sürüyor.

Posted in Genel Haberler, Haiti | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Rio de Janeiro’da gecekondu bölgelerinde kirli savaş sürüyor

Posted by lahy 29/11/2010

Soldiers in Rio de Janeiro

28 Favela’da üstlenen çetelere karşı operasyonlarını sürdüren Brezilya güvenlik kuvvetleri bir haftaya yakın bir süredir süren çatışmalardan sonra Favelaların kontrolünü ele geçirdi.

Çatışmalar dolayısıyla bazı okul ve üniversiteler öğretimlerine ara verirken, çatışmaların olduğu bölgelere komşu bölgelerdeki evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Rio de Janeiro’nun polis komutanı polise karşı savaşan çete üyelerine bir ültimatum yayınladı: ” ya teslim olun ya da sonuçlarına katlanın.”

Cumartesi günü, Kızıl Komuta’nın merkezi üssü olarak kabul edilen Complexo do Alemão polis, özel birlikler ve askeri birlikler tarafından ele geçirildiği iddia edildi. Ancak, Favela’da ki çatışmalar yer yer sürüyor.  Polis şefi Duarte halkın kendilerini evlerine kilitlemesi çağrısı yaptı. Brezilya güvenlik kuvvetleri saldırıları sırasında tanklar ve ağır zırhlı araçlar kullanıyor.

Polis Complexo de Alemao’da 31 kişinin teslim olduğunu açıkladı.

Bir haftadır süren çatışmalarda ölü sayısı 50’yi geçti. Ancak gerçek rakamın çok daha fazla olmasından korkuluyor.

STD, Rio de Paz direktörü Antonio Carlos Costa, mevcut durumun Vietnam benzeri bir duruma dönüşmemesi için otoritelerin çete üyelerine teslim olmaları için bir tarih vermelerini istedi.

Polis Kızıl Komuta üyelerinin aile üyeleri ve avukatlarını gözaltına almaya başladı, Rio’nun sivil polis şefi Allan Turnowski ”kanunu çiğnediklerini inandıkları kişileri gözaltına alacaklarını” söyledi.

Gecekondulara karşı kirli savaş

Gerek Brezilya gerekse uluslararası basın, Rio’da sürmekte olan polis operasyonlarını kriminal çetelere karşı girişilmiş haklı operasyonlar olarak sunarak, Brezilya’da sınıflar arası uçurum, sosyal adaletsizlik sorunu, devletin izlediği neo-liberal politikaların sonuçları ve polisin kendisine karşı savaştıklarını iddia ettiği suç dünyasının bir parçası olması üzerinde durmuyorlar.

Brezilya’nın 2016’da yapılacak Olimpiyatlar ve 2014’de yapılacak dünya futbol yarışması öncesinde askeri yöntemler kullanarak ve paramiliteri çeteleri destekleyerek gecekondu bölgelerinin kontrolünü ele geçirmesi yoksul halkın güvenlik sorunlarını çözmüyor aksine suç ve şiddet, orta ve üst sınıfların yaşadığı bölgelerden uzağa kaydırılarak, gecekondu bölgeleri içinde artarak sürüyor. Örneğin, yolsuzluklara boğulmuş polisler, hapishane gardiyanları ve eski polis memurlarının oluşturduğu paramiliteri çetelerin güvenlik güçlerinin yardımı ile favelaları işgal ederek halktan ‘koruma parası’ adı altında haraç toplaması ve uyuşturucu trafiğini ele geçirmesidir.

Paramilitari çeteler hali hazırda Rio’da 250 faveladan 100’ünü ele geçirmiş durumdadırlar. Kızıl Komuta’nın kontrol ettiği gecekondu bölge sayısı ise yalnızca 55’dir.

2008 yılında yapılan paramiliteri gruplara yönelik araştırmaları yürüten ve ölüm tehditleri alan  eyalet hükümeti başkan yardımcılarından  Marcelo Freixo, paramiliteri çetelerin 2000 yılından beri güçlendiklerini belirterek, ” Rio’da ki  organize suçun tek sorumlusu paramiliteri güçlerdir….favelalardaki uyuşturucu tüccarları yoksulluktan dolayı suçları temsil ediyorlar. Hiçbir zaman dişleri olmayan eğitimsiz bir Mafya üyesi görmedim,” dedi.


Posted in Brezilya, İnsan Hakları | 2 Comments »

Latin Amerika’da “Sol” İktidarlar: Brezilya Örneği-K.Boratav

Posted by lahy 29/11/2010

Latin Amerika’da “sol iktidarlar” çeşit çeşittir. Geçen hafta bu köşede bunlardan biri olan Nestor Kirchner’in Arjantini’nden söz etmiştim ve Kirchner solculuğunun “alâmet-i farikası”nın uluslararası sermayeye ve hegemonik güçlere karşı izlenen çizgi olduğunu ileri sürmüştüm.

Bugün de Lula’nın Brezilyası’nın sekiz yıllık “sol iktidarı” üzerinde duracağım. Ekim’deki Başkanlık seçimlerini kazanan Dilma Rousseff’in de Lula’nın çizgisini sürdüreceğini hatırlatalım. Demek ki “Brezilya-türü bir sol iktidar modeli” oluşmaktadır.

İyi ama nasıl bir solculuk? Başkanlık seçimlerinden sonra Rousseff “Lula hükümetlerinin enflasyon hedeflemesine, dalgalı döviz kurlarına ve malî sorumluluğa dayanan başarılı ekonomik politikalarının sürdüreceğini” açıkça ilan etti. Bazı yorumcuların “kutsal üçlü” diye nitelendirdikleri bu saçayak (biraz açılırsa), kamu maliyesinde faiz dışı fazla hedeflemesi anlamına gelmekte ve çok yüksek reel faiz oranları ile sonuçlanmakta idi.

Türkiye’deki iktisat politikası tartışmalarını (ve bu köşeyi) izleyenler farkedeceklerdir: Brezilya’nın “kutsal üçlü”sü, AKP’li yıllarda Türkiye’de IMF ile imzalanan stand-by programlarından türeyen makro-ekonomik politikaları da belirleyen saçayağını oluşturmaktaydı. Ve bu model, büyüme sürecini büyük ölçüde dış kaynak hareketlerine bağladığı; ekonominin 2008-2009 kriziyle kırılgan konumda karşılanmasına yol açtığı için şiddetle eleştirilmekteydi.

Bu durumda en azından bu göstergeye baktığımızda Brezilya’nın “solculuğu”nu sorgulamaya başlayabiliriz.

***

Makroekonomik politikaların benzerliği, bazı önemli farklılıkları gözardı etmemelidir. Bir kere, Lula, borçları erken ödeyerek standby anlaşmalarına son vermiş ve neoliberal makroekonomik reçeteyi, IMF’den bağımsız olarak uygulamıştır. Bu uygulama belli bir hareket serbestliği de sağlamıştır. “Esnek kurlara” bağlılık, zaman zaman “esnetilmiş”; rezerv biriktirmeye öncelik verilerek döviz fiyatlarının aşırı ucuzlaması frenlenmiştir. Uluslararası krizin çevre ekonomilerini etkilemeye başladığı tarihte (Ağustos 2008’de) Bank of International Settlements (BIS) tarafından hesaplanan dövizin efektif reel fiyatına bakalım. Tam on yıl öncesiyle karşılaştırılırsa, Brezilya’da reel döviz fiyatı aşağı yukarı değişmemiş; Türkiye’de ise üçte bir oranında ucuzlamıştır.

Bir diğer farklılaşma iki ülkenin dış ticaret rejimlerinde gözlenmiştir: AB ile Gümrük Birliği, Türkiye’nin gümrük tarifeleri üzerindeki özerkliğini büyük ölçüde tasfiye etmiştir. Brezilya ise ABD ile ne ikili ne de çok taraflı bir serbest ticaret veya gümrük birliği anlaşması yapmamıştır.

Döviz kurları ve dış ticaret rejimleri arasındaki ayrışma, iki ülkeninn dış dengelerindeki gelişmeleri de farklılaştırmıştır. Dünya ekonomisinin kriz-öncesi canlanma konjonktürünü kapsayan 2003-2007 döneminde Lula yönetimindeki Brezilya her yıl dış fazla vermiş; AKP yönetimindeki Türkiye ise cari açıklarını dört nala artırmış; bunların toplamı sözü geçen beş yıl içinde 117 milyar dolara ulaşmıştır.

Türkiye uluslararası krizden bu nedenlerle daha ağır etkilenmiştir. İki kriz yılında (2008-2009’da) Brezilya büyümüş; Türkiye küçülmüştür.

***

Bölüşüm ilişkilerine bakıldığında, Lula Brezilya’nın temel toplumsal gerilimlerini oluşturan emek-sermaye ve topraksızlar-kapitalist çiftçiler çelişkilerinin üzerine gitmemiş; bunların yerine kamu kaynaklarının önemli bir bölümünü 15 milyon yoksul aileye (Bolsa Familia programı içinde) yapılan nakit ödemelerine ayırmış; sekiz yılda reel asgari ücreti yüzde 54 oranında artırmış; diğer sosyal harcamaları da yukarı çekmiş; yoksulluk oranını düşürmeyi başarmıştır.

Bir yandan “malî disiplin; faiz-dışı bütçe fazlası hedefleri”; bir yandan da hızla yükseltilen sosyal harcamalar… Buna, özel sektöre dönük kamu teşvikleri de ekleyelim ve soralım, “bu ne perhiz; bu ne lâhana turşusu?”

Öyle anlaşılıyor ki gereken kaynaklar, kamu yatırımları kısılarak ve yüksek oranlı vergilemeyle sağlanmıştır. Brezilya’nın büyüme karnesi ise parlak değildir: Son yirmi yıl boyunca (hem Cardoso, hem de Lula yönetimleri altında) Brezilya’nın inişli-çıkışlı büyüme hızı ortalama yüzde 3’ü aşamamıştır. Yatırım eğilimleri bir hayli zayıf olan sermaye çevreleri, bu nedenle Rousseff yönetiminin, sosyal harcamaları aşağı; kamu yatırımlarını yukarı çekmesini bekliyorlar.

***

Immanuel Wallerstein bir yazısında Lula’nın solculuğunu, “Solun Eski Açmazı” başlığı altında tartışıyor. Önce, Lula’yı soldan eleştiren ilerici aydınların, sınıf-tabanlı bir stratejinin zaman içinde aşınarak popülizme dönüşmesinden duydukları tedirginliği aktarıyor.

Wallerstein, daha sonra, Castro’nun Lula’yla buluştuktan sonra yaptığı bir değerlendirmeyi aktarıyor. Castro için önemli olan, Lula’nın Amerikan hegemonyasına (örneğin Bush’un “Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi” oluşturma girişimine) karşı gösterdiği kararlı tavır; Latin Amerika ülkeleri arasında siyaset ve ekonomi alanlarında ABD’yi dışlayan bütünleşmelerdeki öncülüğü ve bölgedeki ilerici rejimlerle dayanışmasıdır. Ve bu nedenlerle, “kendisini seçkin ve itibarlı bir devlet adamına dönüştüren metalürji işçisi” olarak Lula’yı alkışlıyor.

Wallerstein soruyor: “Nasıl oluyor da Brezilyalı sol aydınlarla Castro, Lula için bu kadar farklı değerlendirmeler yapabiliyorlar? Tamamen farklı iki şeye baktıkları için… Brezilyalı solcular, ülkenin iç siyasetine bakıyorlar ve Lula’nın orta-sol pragmatizminden hoşlanmıyorlar. Castro ise Lula’nın jeopolitik çizgisine, ABD emperyalizmini zayflattığı için önem veriyor.

Brezilya’yı aşan bu ikilemin çözümü, yanıtı nedir? Wallerstein’e göre açmazın çözümü, ülkelerin tarihlerinde, jeopolitik konumlarında aranmalıdır.


    Posted in Brezilya, Makaleler | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

    Margarita Zapata: ”Şimdi sosyal bir devrimin zamanı”

    Posted by lahy 28/11/2010

    Gözlerinde dedesi Emiliano Zapata’nın. derin bakışları var. Meksika Devrimi’nin (1910-1917) en meşhur generalinin ruhu halen yaşıyor ve yalnızca onun torunu Margarita Zapata’da değil. Tarım reformu talebi hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilmedi. Bu Cumartesi, diktatör Porfirio Díaz ‘ı deviren ayaklanmanın yüzüncü yıldönümü doluyor, ancak Meksika’nın ana problemlerinin kökeninde Meksikalıların üçte birinin yaşadığı kırlardaki halen süren kriz vardır. Kırsal bölgelerde yaşayan halk fakirlik seviyesinin altında yaşayan nüfusun yüzde 45’i içindedir, günümüzde Zapata Vakfı’nın başkanı olan savaşçının torunu bu gerçekliğe işaret etti

    “Dedemin Meksika’ya en büyük katkısı tarım reformudur”

    Emiliano Zapata Meksika’da nasıl bir yere sahiptir?

    Devrimin bir temsilcisidir, Özgürlük,demokrasi ve halkın toprak sahibi olmasını savunmak için hayatını feda etmekten kaçınmayan biridir. Sağdan gelen iftiralara uğramasına rağmen hiçbir zaman yolsuzluk ile suçlanmadı.Pancho Villa, ile birlikte Başkanlık Sarayına geldiğinde fotograf çektirmek için bile başkanlık sandalyesine oturmak istemedi. İkiyüzlü değildi, göründüğü gibiydi.

    Ailesine de aynı mesajı mı verdi?

    “Günümüzde köylüler göç etmek için topraklarını satmak zorundalar”

    Babaannem Miliano’ya ihanet etmedi çünkü, o her zaman 28 kadından 28 çocuğu olduğunu biliyordu ancak hiç bir zaman saygısızlık göstermedi. Destekleyici ve sevgi dolu bir ailenin mücadele içinde onu gerçekten güçlü kıldığını söylüyordu. Gerçekte, Zapata’nın gülümseyen bir tek fotografının olmasına rağmen, babaannem bu gülümsemenin yüzünü aydınlattığını ve  istediği  heryere ulaşan bir karizması olduğunu söylerdi. Yalnızca inançlarında son derece ciddi idi ve bakışları kendi birliklerine bile korku salıyordu. Ancak büyük bir sadakat, doğruluk ve arkadaşlık kavramına sahip idi ve ihaneti hiç bir zaman bağışlamazdı. Zapata’dan bana  kalan dürüstlüğün bir aşığı olmakdır.

    Zapata çapkın olduğu gibi bir şöhrete sahipti, ancak komutanlığını yaptığı Güney Ordusun saflarında kadınlara yer veren tek ordu idi. Birleşmiş Milletler için cinsiyetle ilgilikjonularda danışmanlık yapan biri olarak bu bilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Geleceği gören biriydi. Genelde kadınlara karşı büyük bir saygısı vardı.  Büyük bir kalbi vardı ve çok geniş idi(gülümsüyor) ancak cinselliğin ötesinden söz ediyorum., kadın albay ve generallere sahip tek ordu idi, o devirde başka ordularda böyle bir bir şey söz konusu olmadı.

    ” Fikirlerden kaynaklanan temelinde eğitim olan  sosyal bir devrime ihtiyacımız var”

    Zapata’nın Meksika Devrimi’ne en büyük katkısı neydi?

    Yüzyıl önce Meksika devrimine en büyük katkısı ve bugüne değin, tarım reformu Plan de Ayala‘ dır. Temel hatları halen yürürlükte bulunan 1917 Anayasasın da içine alınmasına rağmen gerçekte hiçbir zaman hayata geçirilmedi.  Halen büyük latifundios’lara sahibiz. Bunun yanısıra tek bir ürüne bağımlılığa karşı idi çünkü kendine yeterli olmamamız gerektiğini söylermiş. Ve bugün vardığımız noktada yüzyıl öncesine nazaran gıda üzerinde daha az bir egemenliğe sahibiz.  Değişik hükümetler köylüleri iflasa sürüklemek için herşeyi yaptılar, ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalandıktan sonra bu süreç daha da hızlandı.

    O zaman onun ideallerinin halen geçerli olduğunu söyleyebilrimiyiz?

    Her zamankinden daha fazla.  Köylülük günümüzde daha da kötü bir durumdadır, Bununda ötesinde toprak reformundan faydalanan köylüler göç etmek için tarlalarını sattıktan sonra. fakirlik içine düştüler.    ABD’de  11 milyon Meksikalı var ve Başkan Vicente Fox (2001-2006) döneminde beş milyon daha iyi fırsatlar peşinde ülkeyi terk ettiler.  Başka bir problemde alternatiflerin yokluğunda organize suç çetelerine katılmalarıdır. Ne öğretim görme ne de çalışma imkanları olmadığı için, ‘ne-ne’ciler olarak adlandırılan  6 milyon gençin önünde nasıl bir gelecek vardır?

    O zaman başka bir devrime mi ihtiyaç var?

    Evet, sosyal bir devrim ve eğitimi, fikirleri esas alan bir devrime ihtiyacımız var. 40 milyondan fazla fakiri tüketen en büyük problemlerimiz olan yoksulluğu,  suçları, yasalardan muafiyeti ve yolsuzlukları sona erdirmemiz gerekiyor.

    Kaynak: El Publico.es

    Posted in Meksika, Söyleşi ve Görüşmeler | Etiketler: , , , , | 1 Comment »

    Haiti: Adayların tümü halka karşı!

    Posted by lahy 28/11/2010

    28 Kasım, Pazar günü yapılan seçimler öncesinde Haiti’nin sokaklarında görülen bir afişin tercümesi:

    19 tehlikeli talihsizlikle karşı karşıyayız. Adayların tümü bize ( halka)  karşı!

    Adayların hiçbiri, HİÇBİRZAMAN ülkemizin işgalinin sona ermesini talep etmedi.

    Hiçbiri asgari ÜCRET hakkında ve iş koşulları hakkında konuşmadı; hiçbiri bağımlılık hakkında, sömürü ve küçük toprak sahiplerinin  büyük toprak sahipleri tarafından soyulması, ne herzaman bu kan emicilere yardım eden kokuşmuş adalet ne de bu köylü ülkesinde gerekli olan tarım reformu hakkında konuşmadı; parlamenterlerin burjuvazinin yararına  kirli faaliyetleri  ve bu yiyici uşakların topladığı ekmek kırıntıları hakkında; hiçbiri kamu servislerinin yalnızca burjuvazinin yararına özelleştirlmesi hakkında hiçbir şey demedi.

    HİÇBİRİ bu geri kalmış ülkede halen geçerli olan arkaik ilişkiler hakkında konuşmaya cesaret bile etmedi!

    Sözün kısası HEPSİ toprak sahipleri, burjuvazi, yiyiciler, emperyalistler ve bizi öldüren nefret  edilen MINUSTAH İLELER!

    BÜTÜN adayların çıkarları ONLARDAN yana olmakta! Bu nedenden dolayı, hiç şüphe yok ki kendi çıkarlarını savunuyorlar. HEPSİ

    BİZE KARŞIDIRLAR!

    kaynak: La Haine

    Posted in Genel Haberler, Haiti, Seçimler | Etiketler: , | 1 Comment »

    Haiti’de felaketlerin gölgesinde seçim

    Posted by lahy 28/11/2010

    Önce deprem ardından da koleranın vurduğu Haiti yaşadığı felaketlerin gölgesinde seçimlere hazırlanıyor. Yoğun geçen seçim kampanyasının ardından Haitili seçmenler pazar günü sandık başına gidiyor.

    Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’in sokakları, her zamankinden daha renkli. Seçimler nedeniyle her yer afişler ve posterlerle dolu. Hatta ülkede yüzlerce kişinin ölümüne yol açan koleraya karşı alınması gereken önlemleri belirten uyarı afişlerinden de daha fazla.

    Hastalık ülkede sinsice yayılmaya devam ederken seçim kampanyası da hayli tartışmalı geçti. BM Barış Gücü’nün (MINUSTAH) Haiti İstikrar Misyonu’nun Başkanı Edmond Mulet, pazar günkü seçimleri iptal etmenin gerekli olmadığını düşünüyor.

    Kolera salgını Haitililerin hayatını tehdit ediyorKolera salgını Haitililerin hayatını tehdit ediyor

    Mulet, ‘’Bu seçimler şimdi yapılmazsa, koşullar da daha iyiye gidemeyecek. Koleranın daha uzun süre ülkede yayılmaya devam edeceğinin ve durumun daha da kötüleşeceğinin farkındayız. O nedenle yeniden yapılandırmadan sorumlu, yeni bir yönetimin şimdi seçilmesi çok daha iyi olacak’’ diyor.

    Seçimlerin iptal edilmesi istendi

    Ülkede seçimlerin ertelenmesini talep eden 4 aday bulunuyor, ancak bu adayların da zaten kazanma şansının pek olmadığı tahmin ediliyor. Ancak umut vadeden adaylar seçimlerin ertelenmesi yanlısı değil.

    Tıpkı Devlet Başkanı Preval’ın, halefî olmasını istediği aday Jude Celestine gibi. Görev süresi önümüzdeki yılın şubat ayında dolan Preval, anayasa uyarınca yeniden aday olamıyor. Celestine ise hâlihazırda altyapıdan sorumlu kurumların başkanlığı görevini sürdürüyor. Ve  görünüşe göre seçim kampanyasına en çok yatırımı da o yapmış.

    Haiti'de yoğun bir seçim kampanyası yaşandıHaiti’de yoğun bir seçim kampanyası yaşandı

    Muhalefin adayı ise Mirlande Manigat. 70 yaşındaki senatör, uzun zamandır politikanın içindeki isimlerden biri. Seçmenler en çok onun büyük anne imajını seviyor. Ancak uzmanlar, Manigant’ın net bir seçim programı olmamasını eleştiriyor.

    “Sevimli Micky”e ilgi büyük

    Bir başka başkan adayı ise Haitililer arasında “Sevimli Micky” olarak bilinen Michel Martelly. Ünlü müzisyen Martelly, politikacıları başarısızlıklıla suçluyor ve kendini kalburüstü sınıfa alternatif bir aday olarak sunuyor.

    Martelly, “İnsanlar çok seviyorlar. Yaptığım konuşmalardan sonra gitmemi bile istemiyorlar. Haitililerin artık sevinecekleri hiçbir şeyleri kalmadı. Tek yaptıkları karın tokluğu için hayatta kalma mücadelesi vermek. Ben onları güldürebildiğimde ise bir anlamda gönüllerine de seslenmiş oluyorum’’ şeklinde konuşuyor.

    Birçok uzman ve gözlemci Martelly’nin sürpriz bir başarı elde edebileceğini düşünüyor. Zira Haitililer, tanınmış politikacıların ülkenin çıkarlarını, kendi çıkarlarından önde tuttuklarına olan inançlarını çoktan kaybettiler.

    Yeniden yapılanma çalışmaları başlamadı

    Haiti’yi vuran büyük depremden sonra bütün dünya ülkelerinden ülkeye yardım aktı. Ancak aradan neredeyse bir yıl geçmesine rağmen Port-au-Prince’da tam anlamıyla bir yeniden yapılanmadan söz etmek mümkün değil. Yönetimin ülkenin kalkındırılmasına dair hiçbir planı yok.

    Salgın çok sayıda kişinin canına mal olduSalgın çok sayıda kişinin canına mal oldu

    Port-au-Prince’daki AB delegasyonunun başkanı Lut Fabert, bütün projelerin hâlâ hayata geçirilmeyi beklediğini, çünkü hükümette bu projelerle ilgili hiçbir muhatabın bulunmadığını belirtiyor.

    Fabert, “Bizim daha iyi bir koordinasyona ihtiyacımız var. Gerçi başbakan yönetimi ele aldı ama bakanların da yönetime iştirak etmesi gerekir. Bunu yapamıyorlar, çünkü en önemli çalışanlarını depremde kaybetmişler. Şimdi hepimiz onların eksikliğini hissediyoruz’’ değerlendirmesini yapıyor.

    Seçim kampanyası birkaç küçük olay dışında sakin geçti. BM Barış Gücü’nün mavi bereli askerleri seçim günü güvenliği sağlayacak ve ülkenin her köşesinden seçim kağıtlarını başkente getirecek. Sayım işlemlerinin günlerce sürebileceği tahmin ediliyor. Eğer adaylarından hiçbiri çoğunluğu sağlayamazsa ocak ayının ortasında ikinci tur seçimler yapılacak.

    © Deutsche Welle Türkçe

    Martin Polansky, Çeviri: Başak Demir

    Posted in Haiti | Etiketler: | Leave a Comment »

    Joe Orso:Venezüella hakkında iki söylem

    Posted by lahy 27/11/2010

    ‘ Venezüella’da ki önemli kişi Hugo Chavez değildir, sıradan insanlardır, eğer bunu unutursak, neyin önemli olduğunu da unutmuş oluruz.”

    Orso Joe

    Charles Hardy Venezüella’da sokakta ve tenekeden yapılmış bir külübede yaşadığı sekiz yılı bir onur olarak kabul ediyor.

    Karakas’ın en tehlikeli bölgelerinden birinde yaşayan, öğrencilere, orada karşılaştığı iyi insanlara başka yerde rastlamadığını söyledi.

    Sınıfda yerde otururken etrafını çeviren öğrencilere, “ Venezüella’da ki önemli kişi Hugo Chavez değildir, sıradan insanlardır, eğer bunu unutursak, neyin önemli olduğunu da unutmuş oluruz,” dedi.

    Eski bir Katolik rahip olan 71 yaşındaki Hardy, halen Karakas’da yaşıyor, sözünü ettiği insanları iyi tanıyor. 1985’den beri Karakas’da yaşıyor, “ Karakas’da bir Kovboy: Venezüella’nın Demokratik Devrimi hakkında bir Kuzey Amerikalı’nın Anıları,”  adlı kitabı yayınladı ve gecekondu mahallerinde yaşayan halktan öğrendiklerini anlatan yayınlanmamış bir kitabı var.

    Hardy iki haftalık ABD gezisinde bu mesajı herkese vermek istiyor.

    Öğrencilere, “Ben başka bir gezegenden geliyorum: Venezüella gezegeni,” … “ Hiçbir zaman başka bir ülkeyi işgal etmedik, başka ülkelerde askeri üslerimiz yok. Sömürgelerimiz yok. Kitle imha silahlarımız yok.” dedi.

    Daha sonraki görüşmemizde : “ Birleşmiş Milletler bizde herkesin okuma yazma bildiğini söylüyor, ancak bir nedenden dolayı dünyanın bazı ülkelerinde bizden nefret ediyorlar ve bu ülklerden bir de  ABD’dir.  Ve bundan dolayı buraya gelip, bizden neden nefret ediyorsunuz? diye sormak istedim. İnsanların düşünüp sorgulamasını sağlamak istiyorum,” dedi.

    Venezüella’da 1998’den beri Başkan seçilen eski darbeci  Hugo Chavez, bu negatif bakış açısının büyük ölçüde kaynağıdır. Halkçı lider, sözünü esirgemeyen bir solcu, ülkenin içinde ve dışında bazılarının kızgınlığına hadef olurken, bazılarınında sevgisinin muhatabıdır. Bazıları ona diktatör derken, diğerleri fakirler adına konuşuyor, diyor.

    Hardy ile görüşmemizden sonra Chavez haberlerine baktım. Şimdi bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda tereddütlü idim.

    Son derece parçalayıcı ara seçimleri geride bıraktık. ve ülkede bazı konular – kürtaj, sağlık servisi, sosyalizm, ABD başkanlarının isimleri – anlamlı bir tartışma  gerçekleştirmenin mümkün olmadığı konular haline geldi. Mümkündür ki, Chavez ‘de bu kategorinin içindedir.

    Hardy’nin buraya gelmesine yardım edenlerden Viterbo Üniversitesi profesörlerinden Maribel Bird “ Venezüealla hakkında ön yargıya sahip olmayan bir medya yok gibi Duyduğumuz herşey korku verici” dedi.

    Ancak daha fazla düşündüğüm zaman Hardy’nin insanları düşünmeye, sorgulamaya çağırma çabalarının ne kadar anlamlı olduğunu anladım.

    Cuma günü Chavez ve Venezüella hakkında iki saat sürdürdüğü tartışmalar sonrasında Chavez’in politkalarını destekleyip desteklememek konusunda halen bir karar vermemiş idim.  Daha fazla okumaya ve Venezüellalıları dinlemeye karar verdim.

    Ancak onu dinledikten sonra, başka önemli konularla birlikte , Venezüealla hakkında öğrenmem gereken bir çok şey olduğunu anladım ve gelecek sefer anti-Chavez haberleri okuduğum zaman, en azından, bu hikayenin başka bir tarafı olduğunu da biliyorum.

    Kaynak: Two Sides of the Story in Venezuela ,Narco News

    Posted in Makaleler, Venezuela | Etiketler: , , | Leave a Comment »

    FARC-EP saldırılarında 12 güvenlik görevlisi öldürüldü

    Posted by lahy 27/11/2010

    BOGOTA – Kolombiyalı otoritelerin bildirdiğine göre, FARC-EP gerillaları tarafından ülkenin güneyinde sürdürülen saldırılarda güvenlik güçleri üyesi 12 kişi öldü.

    Son saldıırı Salı gecesi Cauca eyaleti İnza kasabası yakınlarında bulunan askeri üsse karşı gerçekleştirildi; bombalama ve kurşunlama ile gerçekleştirlen saldırı da üç asker öldü, üç asker de yaralandı.

    Gerillaların saldırısı sonrasında 5 askerin kayıp olduğu bildirildi.

    Guaviare eyaletinde yola döşenen mayınların patlaması sonucu 4 polis öldü; 3 polis de yaralandı.

    Meta eyaletinde Vistahermosa kasabası dışında FARC gerilları ile ordu birlikleri arasında meydana gelen çatışmada üç asker öldü.

    Caqueta’da FARC tarafından bir polis istasyonuna karşı gerçekleştirilen saldırıda iki polis öldürüldü.

    FARC-EP’nin bildirilerini yayınlayan Anncol,web sitesinde yayınlanan bir bildiride FARC yıl sonuna kadar saldırılarını yoğunlaştıracağını açıklamıştı. (EFE)

    Posted in Kolombiya | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

    Rio de Janeiro: gecekondulara polis baskınlarında en az 23 ölü

    Posted by lahy 26/11/2010

    Favela’lara (gecekondu) yapılan baskınlarda çıkan çatışmalarda en az 23 kişi öldü.

    Policemen patrol slum in Rio de JaneiroBrezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde 4 gündür süren polis ve çete üyeleri arasında ki  silahlı çatışmalarda en az 14 kişi öldü; kurbanlardan biri evinde internette sürf yaparken vurulan 14 yaşında bir genç kız.

    Ölüm olayları polisin gecekondu bölgelerine düzenlediği baskınlar sırasında meydana geldi. Polis, favelelarda üstlenen uyuşturucu çetelerini hedef aldığını iddia ediyor.

    Polis ve sürücülere karşı gerçekleştirilen bir dizi saldırı sonrasında,  ağır silahlarla donatılmış polis birlikleri helikopter ve zırhlı silahlar eşliğinde operasyonlara başladı.

    17.500 polisin katıldığı baskınlar sırasında, pazar gününden bu yana  150 kişi tutuklanırken en azından 23 kişi öldü; yaralılar arasında iki polis ve 81 yaşında bir erkek de var.

    Polis komutanlarından Lima Castro, ” bu savaşı biz başlatmadık ancak kazanan taraf olacağız” dedi.

    En az 20 favelaya karşı düzenlenen baskınlar sırasında çeteler tarafından  30 otobüs ve araçların yakıldığı bildiriliyor.

    Saldırıların Rio’nın en eski ve güçlü çetesi olan Kızıl Komuta tarafından favelaların ele geçirilmesi için devletin giriştiği operasyonlara tepki olarak düzenlendiği iddia ediliyor. Eski polislerinde üyesi olduğu paramilitari grupları destekleyen devlet favelaları pasifize etmeyi ve çete üyelerini kovmayı deniyor. Paramilitari gruplar şiddet kullanarak  gecekondu bölgelerini kontrol altına almaya çalışıyorlar.

    Uyuşturucu çetelerine karşı savaş açtığını ilan eden Brezilya güvenlik güçleri 2014’de düzenlenecek  Dünya futbol kupası ve 2016’da düzenlenecek Olimpiyatlar öncesinde gecekondu bölgelerini kontrol altına almak için operasyonlar düzenliyor, bu operasyonlar sonucu favela halkı terörize edilmiş durumdadır.

    Daha önce ki yıllarda, Papa Jan Paul’un Rio’yu ziyareti sırasında temizleme operasyonuna girişen Elit Birlikler (BOPE) Papa’nın ziyaret edeceği patriyarkın evine yakın bölgede 30 kişiyi öldürmüştü.

    Rio polisi yolsuzluklara karışması, şiddete başvurması ve  gereksiz silah kullanımı ile karakterize edilen kötü bir şöhrete sahiptir.

    Salı günü düzenlenen operasyonlar sonrasında Kızıl Komuta’nın merkezi olarak nitelenen Complexo da Penha bölgesinde çatışmalar yaşandı.

    Çarşamba  gecesi de  süren çatışmalar şehirde sahil bölgesi ve alışveriş merkezlerine saldırı düzenleneceği şeklinde dedikodular nedeniyle paniğe yol açtı.

    Rio Valisi Sérgio Cabral, ” Gecekondu bölgelerini ele geçirme politikamızı sürdüreceğiz, bunlar çaresizlik sonucu girişilen eylemlerdir” dedi.

    Favelelarda Yaşam ve Cinayetler

    Rio de Janeiro faveleları dağlık bölgeler ve tepelerde kurulu; şehirde çalışan işçilerin yoğun olarak yaşadığı alanlardır. Favelelar ve varlıklı kesimlerin yaşadığı kapalı yerleşim birimleri ve lüks hoteller bir çok yerde içiçe geçiyor. Bu bölgelere genelde yatırım yapmayan devlet son yıllarda çevreyi koruma bahanesi ile gecekondular ile orta sınıf mahalleler arasında duvarlar örmeye başladı. Dona Marta, Rocinho ve şehrin güneyindeki favelaları orata sınıfın yaşadığı bloklardan ayırmak için yapılan duvarlar sınıflar arasındaki farkılıkların bir simgesi.

    Favelelarda yaşam tehlikeli; Complejo del Alemao favelası ”Gaza şeriti” olarak adlandırılıyor. STD, Rio de Paz’ın bildirdiğine göre 2007 Eylül ve  Eylül 2009 arasında çıkan 15 milyon nufüslu şehirde çıkan çatışmalarda 20.000 kişi yaşamını kayıp etti.

    Resmi rakamlara göre, 16.310 kişi öldü, bunlardan 3272’si polis ile çıkan çatışmalarda öldürüldü.589 kişi soygunlarda ölürken, 84 polis memuru da çatışmalarda öldürüldü.

    Rio’nun  organize çeteleri 1964 askeri rejimi sırasında politik tutuklular ile adi tutukluların bir arada hapis edilmesi sonucu doğdu. Askeri rejim politik tutukluları kriminallerle birarada tutarak yıldırmayı denedi, ancak, politik tutuklulardan dayanışma ve organizasyonu öğrenen adi suçlular favelelarda devlete karşı sistemli bir şekilde örgütlendi ve silahlandı. Favelalarda güveliğin sağlanmasında hastalara yardıma kadar bir çok alanda çeteler öne çıktılar.

    İlerleyen yıllarda Kızıl Komuta gibi örgütler (günümüzde Rio’da üç çete örgütlenmesi bulunuyor: Kızıl Komuta, Üçüncü Komutanlık ve Arkadaşların Arkadaşları) uyuşturucu ticaretini  disiplinli bir şekilde örgütlediler. Bu örgütler herhangi bir eğitim görmeyen ve iş bulma olanaklarına sahip olmayan binlerce genç için yaşamlarının zorunlu bir parçası haline geldiler.

    Devletin desteklediği paramilitari gruplar gecekondu bölgelerini ele geçirerek, halktan koruma parası adı altında haraç topluyorlar; polis bu grupların işlediği suçları ve cinayetleri görmezden geliyor.  Paramilitari gruplar ile uyuşturucu trafiğinin azalması sonucu gelirleri azalan polisler ve gecekondu bölgelerinde ki oyları ele geçirmeye çalışan politikacılar arasında bağlar olduğu biliniyor.

    Brezilya’nın eski güvenlik sekreterleirnden Luiz Eduardo Soares, ” Rio’da uyuşturucu trafiği büyük bir problem idi. Bugün azaldı ve bunun yerini paramilitari gruplar aldı ve bu grupları kimse tehlike görmüyor” dedi. Adalet Birlikleri ya da Komutan Chico Bala isimli paramilitari gruplar, genellikle Rio’nun doğusundaki 200 favelayı kontrol altında tutuyorlar. Paramilitari grup liderleri kendilerine Batman, Superman gibi Holyywood filmlerdem alınma takma adlar veriyorlar.

    Kaynak: El Pais, El Publico ve The Guardian

    Posted in Brezilya, Genel Haberler, İnsan Hakları | 1 Comment »

    Brezilya ve ABD Seçimleri: Zıt Sonuçlar – Immanuel Wallerstein

    Posted by lahy 26/11/2010

    Immanuel Wallerstein

    31 Ekim’de, Başkan Luis Inacio “Lula” da Silva Brezilya seçimlerinde ezici bir zafer kazandı. 2 Kasım’da, Başkan Barack Obama ABD seçimlerinde kesin bir yenilgiye uğradı. Tuhaf olansa, bunların hiçbirinin seçimde yarışmamış olmasıydı. Brezilya’da Lula, izin verilen en fazla sayı olan iki dönem görevde kalmıştı ve halefi olarak Dilma Rousseff’i destekliyordu. Birleşik Devletler’deki 2010 seçimleri, başkanlık seçimi değil senato ara seçimleriydi.

    İki adam ve iki siyasi durum arasında bazı çarpıcı benzerlikler var. Lula 2002′de umut ve değişimin adayı olarak Brezilya başkanı seçildi. Obama 2008′de umut ve değişimin adayı olarak ABD başkanı seçildi.

    Her iki adam da ülkelerindeki geleneksel siyasi süreçler açısından yabancı sayılıyorlardı. Lula işçi sınıfı geçmişine ve çok az formel eğitime sahip ilk başkandı. Obama ülkesinin ilk Afro Amerikalı başkanıydı.

    Kampanyalarında, her ikisi de geniş çaplı halk desteği topladılar. Lula’nın başkan olmak için ilk değil, dördüncü demesiydi. Bir sendika önderi ve bir işçi partisinin, Partido dos Trabalhadores’in (PT) lideriydi. Obama bir sosyal eylemci ve senatoda epey sol (“liberal”) bir oy kaydı olan bir senatördü. Her ikisi de toplumsal hareketlerin militanlarından destek aldılar ve özellikle genç seçmenleri etkilediler. Her ikisi de, ülkelerindeki önceki başkanın günahlarını vurguladılar – Brezilya’da Fernando Henrique Cardoso ve ABD’de George W. Bush – ve her iki durumda da seçilmeleri önceki başkanın politikalarının yadsınması olarak kabul edildi.

    Hiçbir durumda, yeni seçilen başkan senatoda net bir yola sahip değildi. Brezilya’da, seçim sistemi çok partili bir senato ortaya çıkardı ve PT koltukların dörtte birinden fazlasını alamadı. ABD’de, ABD senatosunun kuralları, muhalefet partisinin ABD başkanın yasalaşmış görmek istediği her düzenlemeyi engellemesine veya büyük imtiyazlar dayatmasına izin vermiştir. İki adam da kendilerini siyasi tavizler vermek zorunda hissetmiştir.

    İki durumda da, yeni seçilen başkanın en büyük korkusu, ülkelerinin zaten zor durumdaki ekonomisinin felakete sürüklenmesiydi. Lula, aşırı enflasyondan ve yatırımcıların kaçmasından korkuyordu. Obam, bankaların batmasından ve aşırı işsizlikten korkuyordu. İkisinin de bu korkulara tepki verme şekli, görece muhafazakâr (“neoliberal”) bir ekonomik yaklaşıma dönmeleri ve yönetimlerinin kilit ekonomik pozisyonlarına görece muhafazakâr insanları atamaları oldu.

    Bu “neoliberal” yaklaşım, seçmen tabanlarının büyük kısmını şaşkınlığa uğrattı. Her durumda, iki adam daha soldaki destekçilerini bu “neoliberal” yaklaşımın gerekli ama geçici olduğuna ve sonunda, daha kökten bir değişim için umutlarının gerçekleşeceğini göreceklerine ikna etmeye çalıştılar.

    Ancak bu destekçiler, özellikle de önde gelen sol aydınlar ve toplumsal hareket liderleri, bu güvenceleri artan şekilde şüphe ve görüş ayrılığıyla karşıladılar. Brezilya’da, bunların bazıları kamuoyu önünde PT’den istifa ettiler ve desteklerini daha küçük sol kanat partilere yönelttiler. Lula ve Obama’nın yanıtı, yürürlüğe koydukları ve nüfusun birçok yoksul kesiminin durumunu geliştirmeyi amaçlayan, örn. Brezilya’da açlığa karşı kampanya ve ABD’de yeni sağlık yasası gibi farklı türdeki programları işaret etmek oldu. Kuşkucular, her durumda ülkelerindeki zengin kesimlerin elde ettikleri önemli faydaları işaret ettiler.

    Ancak gerçek seçimler yapıldığında, sol kuşkucuların birçoğu kürkçü dükkânına geri döndüler. Brezilya’da çok önemli bir grup sol aydın, muhalifinin Brezilya için felaket olacağı düşüncesiyle, Dilma Rousseff’e oy verilmesi için bir kamuoyu çağrısı yayınladılar. En önemli toplumsal hareket olan Movimento dos Trabalhadores Sem Terra da (MST), ki Lula tarafından çok kötü yüzüstü bırakılmıştır, Rousseff’in seçilmemesi durumunda işlerin daha da kötüye gideceğini düşünerek benzer bir pozisyon aldı.

    ABD’de, Al Gore ile George W. Bush arasında belirgin bir fark olmadığını hissettiklerinden 2000′de Ralph Nader’ın üçüncü parti adaylığını desteklemiş olan aydınlar, bu yaklaşımları dolayısıyla kamuoyu önünde nedamet getirdiler ve senato seçimlerinde Demokratları desteklemeyi savundular. Obama’nın vaatlerini sınırlı şekilde yerine getirmesinden duydukları memnuniyetsizliğe rağmen, toplumsal hareketlerin – Afro Amerikalılar, Latinler ve eşcinseller – liderleri de aynını yaptı.

    Tüm bunlar çarpıcı şekilde benzerlik gösteriyor, ama sonuç çok farklı olamazdı. Rousseff Brezilya’da kolayca kazandı ve Obama, kendi sözleriyle, “kesin bir yenilgi” aldı. Neden? Daha açık olamazdı. İki durum arasında devasa bir fark vardı. Brezilya’nın ekonomik durumu, son birkaç yılda belirgin şekilde iyileşme sağladı ve ABD ekonomisinin durumu ise belirgin şekilde kötüleşti. Carville’in tezinin daha açık bir göstergesi olamazdı: “Mesele ekonomi, seni aptal.”

    Seçmenlerin neden onu terk ettiğini açıklayan, Obama’nın “merkezciliği” değil. Lula, politikalarında dibine kadar “merkezciydi”. Mesele Obama’nın karizma eksikliği değildi. 2008′de son derece karizmatik görünmüştü. Lula popülerdi çünkü işler iyi gidiyor görünüyordu. Ve Obama’nın popüler olmamasının sebebi, işlerin kötü gidiyor görünmesiydi. Mesele birinin satıp diğerinin satmaması değildi. Gerçek siyasi kanaatleri değildi mesele. Bazen, genel yapısal durum, yetenekli politikacıların bu konuda bir şey yapma becerilerini aşar.

    15 Kasım 2010

    http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
    Çeviri: dunyadanceviri (http://dunyadanceviri.wordpress.com/2010/11/24/brezilya-ve-abd-secimleri-zit-sonuclar-immanuel-wallerstein/)

    Posted in Brezilya, Seçimler | Etiketler: , , , , , | 1 Comment »

    Venezüella: Onbinlerce öğrenci yeni üniversite yasası için yürüdü

    Posted by lahy 25/11/2010

    Mérida, –  Onbinlerce üniversite öğrencisi başkent Karakas’da üniversite öğrencileri gününü kutlamak ve  Ulusal Meclis’in üniversite düzeyinde eğitimi düzenleyen yeni yasayı çıkarması için yürüdü.

    Öğrenciler Venezüella Bolivarcı Üniversite’den Başkanlık sarayına yürüdü; burada Hugo Chavez, Eğitim Bakanı  Edgardo Ramirez ve diğer hükümet üyeleri yürüyüşe katıldı; Chávez öğrencilerin farklılıkların ötesine bakarak, Bolivarcı devrimin savunusu için birleşik bir öğrenci hareketi kurması çağrısında bulundu.

    Yürüyüşe katılanlar,  Chavez hükümeti öncesi ve sonrası kurulan kamu üniversitelerinde öğretim gören öğrencilerdi.

    Öğrenci liderlerinden Kevin Ávila, “Venezüellalı öğrenciler dünyada temsil ettikleri yer için gurur duymalıdır…. Bugün, Venezüellalı öğrenciler, üniversiteyi değişime uğratan, ülkenin kalkınması görevini üstlenen üniversitelere ihtiyacımız olduğunu biliyor” dedi.

    Resmi rakamlara göre iki milyon Venezüeallalı üniversitelerde öğretim görüyor Latin Amerika’da  üniversitelerde öğretim gören yetişkin sayısının en yüksek olduğu ikinci ülke Venezüella, birinci sırada ise Küba yer alıyor.

    Avila, daha önceki hükümetler altında, “ öğrenciler baskı-zulüm, işkence gördü, ortadan kayboldu….Bu olayları artık meydana gelmiyor- şimdi bizimle birlikte yürüyen bir başkanımız var…ve başkan devrimci öğrencilerin ve Venezüellalı öğrencilerin sorunlarını anlıyor.” dedi.

    Öğrencilerin talep ettiği yeni yasa altında, ulusal düzeyde üniversitelerde karar alma mekanizması demokratize edilecek, akademik programların karakteri, araştırmalar ve kaynakların dağıtımına öğrenciler, çalışanlar ve yurttaşlar tarafından birlikte karar verilecektir. Ayrıca, üniversiteler bütün gelir ve giderlerini açıklayarak kamu denetimine tabii olacaklardır.

    Başkan Chavez, 2011’de yapılacak ulusal öğrenciler Konferansına katılıp katılmayacağı sorulduğu zaman ” bir koşulla..birlik,birlik, birlik’,’ dedi.

    Chavez, ayrıca, “ Öğrencilerin birliğinin politik partilerin, PSUV ve PCP’nin çok daha ötesine giden yurtsever bir bloğun kurulmasına yardımcı olmasını istiyorum.…  sosyalist, yurtsever, Bolivarcı ve anti emperyalist bloğa herkes davetlidir…….12 yıldır iktidardayız, 12 yıl daha iktidarda kalmak için planlarımız var, toplam 24 yıl ediyor, 12 daha 36 yıl ve 12 yıl daha 48 yıl….Ne olursa olsun, Venezüella’da burjuvazi hiç bir zaman iktidara geri dönemeyecek.” dedi.

    Venezüella Merkez Üniversitesi (UCV)’de ki anti Chavezci öğrencilerde gelecek Pazar günü, öğrencileri,  ” Venezüella’nın savunusu” için yürüyerek hükümet’in yakın zaman içinde yaptığı ulusallaştırmalar ve konut sektöründe ki  müdahalelerini protesto etmeye çağırdı. UCV öğrencilerinden José Luis Betancourt salı günü Globovision‘a, Pazar günü, “ adil bir üniversite bütçesi, öğretim üyeleri ve işçilere yapılmayan ödemelerin yapılması, alt yapıdaki hataların düzeltilmesi, yemek salonları ve ulaşımda ki eksikliklerin giderilmesi için bir protesto günü olacaktır,” dedi.

    Her yıl 21 Kasım Venezüealla’da üniversite öğrencileri günü olarak kutlanıyor. 21 Kasım 1957’de UCV’dde düzenlenen bir konferansa müdahale eden öğrenciler diktatör Marcos Pérez Jiménez yönetimini protesto etmişlerdi. Öğrencilerin bu eylemi Jimenez döneminin sonunun başlangıçı olarak görülüyor.  1958’de hükümet bir kararname yayınlayarak 21 Kasım’ı öğrenciler günü olarak ilan etmiş idi.

    Kaynak: JUAN REARDON – VENEZUELANALYSIS.COM

    Posted in Sosyal Hareketler, Venezuela | Etiketler: , , , , , , | 4 Comments »

    Chavez:”Daha radikal bir hükümet ve orduya ihtiyacimız var”

    Posted by lahy 25/11/2010

    Salı günü Ulusal Meclis’de yapılan bir toplantıya başkanlık eden devlet başkanı Hugo Chavez, ”hiç bir şeyi akışına bırakmadan pozisyonlarımızı radikalleştirmeye devam etmemiz gerekir (…)çok daha fazla radikal olan sol bir hükümet ve çok daha fazla radikal devrimci olarak halkın yanında yer alan Silahlı Kuvvetlere ihtiyacımız var.” dedi.

    Salı günü, Ulusal Meclis’de yapılan, ”Ülkeyi, Egemenliğini Emperyalizme karşı Savun” etkinliğini yöneten Başkan Hugo Chavez, ” Venezüella burjuvazisi halka karşı saldırılarının bedelinin pahalıya patlayacağını bilmelidir. ”

    5 Ocak 2011’de göreve başlayacak parlamento’nun tam olarak sol da olması gerektiğini söyledi.

    Emperyalist tehditler

    Bölgede yaşayan halkların bağımsızlıklarını savunmak için, Amerikanın Halkları İçin Bolivarcı Birlik(ALBA) üyesi ilerici hükümetlere karşı istikrarı bozucu eylemleri  vurgulayan, ”Bu topraklarda emperyalist tehditi yenilgiye uğratmamız gerekiyor”  dedi.

    “İnsanlığın savunusu için buradayız, kendi yolumuzda yürüme hakkı için buradayız. Ülkemizin geleceği, bağımsızlığımız için mücadeleye devam etme ve birlik çağrısı yapıyoruz” dedi.

    Geçen hafta ABD Kongre’sinde yapılan bir toplantıda, ”sahtekar,, hırsız, ve teröristlerin” ALBA ülkelerine karşı tehditlerde bulunduğunu belirten Hugo Chavez, ”ABD emperyalizmi devrimimizi durdurmak için açıkca müdahale ederse ülkenin onur ve egemenliğii savunmak için ölmeye hazırız,” dedi.

    Toplantıda bir konuşma yapan Eva Golinger, ABD’nin medya kuruluşları yoluyla ülkeyi destabilize etmek için milyonlarca dolar harcadığını söyledi. Golinger, ABD’nin 2011’de  kıtada ki propoganda faaliyetleri ve operasyonları için 768 milyon dolar tahsis ettiğini söyleyerek, ” yıllardan beri, Venezüella hükümeti’ni tecrit etmek için uluslararası bir kampanyanın yürütüldüğünü,” belirtti.

    Eva Golinger’in konuşması sonrasında söz alan Başkan Chavez,  yürürlükteki anayasanın ABD emperyalizminin politik partilerin üyeleri, hükümete bağlı olmayan kuruluşlar(STD’ler) ve karşı devrimin temsilcilerine milyonlarca dolar finans sağlamasına izin verdiğini belirterek, ” bunu engellemek için oldukça sert bir yasa çıkarılmalıdır” dedi.

    Kaynak:AVN

    Posted in Genel Haberler, Venezuela | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

    Şili’de kadın işçiler açlık grevine son verdi

    Posted by lahy 25/11/2010

    Santiago, Şili,(Prensa Latina)Şili’de çalışma ve iş koşullarına tepki olarak kendilerini bir maden ocağına kilitleyen 33 kadın işçi kendilerine iş sözü verilmesinden sonra açlık grevi eylemlerine son verdiler.

    El Chiflon del Diablo maden ocağında bir hafta geçiren 33 kadının bulunduğu Şili’nin güney bölgelerinden Bio Bio yetkililerinden Francisco Ibieta yeni istihdamların yaratılacağı sözünü verdi.

    Pazartesi gece yarısı grevcilerle anlaşma sağlayan vali Jacqueline Van Rysselberghe, 2000 kişilik yeni bir istihdam yaratılacağını ve işçilerin yeni çalışma alanlarıyla ve iş ile ilgili eğitim alacağını da açıkladı.

    33 kadın, 2010’un başlarında orta ve güney Şili’yi vuran 8.8’lik depremden zara görenler için yaratılan binlerce iş olanakları çerçevesindeki kamu çalışanlarını kapsayan çalışma programının gözden geçirilmesini ve işgüvencesi talep ediyordu.

    Posted in Şili, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

    Şilili eylemciler tehdit altında

    Posted by lahy 24/11/2010

    Santiago, (Prensa Latina) Şili’de işlerine geri alınmak için eylem yaparak kendilerini madene zincirleyen 30 kadın işçiyle dayanışma içinde bulunan gruplardan yapılan açıklamada kadın işçilerin bulundukları yerden zorla uzaklaştırılmalarından endişe edildiği belirtildi.

    Grup sözcüsü Monica Torres, madenin çevresinde artan polis sayısının ve olay yerine gelen ambulansların müdahale ihtimalini artırdığını belirtti.

    Sözcü ayrıca Pazartesi günü madenin girişine gelerek eylemcilere destek veren 300 kişinin polis tarafından zorla dağıtılmasını kınadığını belirtirken eylemcilere de benzer bir müdahale olabileceği uyarısını yaptı.

    Torres, And Şili Radyosuna yaptığı açıklamada “Evet, bence kadın işçileri madenden zorla çıkartacaklar” dedi.

    Eylemcilerin çok kararlı olduklarını belirten Torres, tek amaçlarının iş güvencesi olduğunu belirtti.

    Eylemciler başkentin 500 km güneyinde bulunan Bio Bio bölgesindeki El Chiflon del Diablo madeninde bulunuyorlar.


    Posted in Şili, İnsan Hakları, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Leave a Comment »

    ‘Katiller Okulu’ lanetlendi

    Posted by lahy 24/11/2010

    GEORGIA (22.11.2010)- Latin Amerika’daki halk karşıtı, kanlı darbelerin mimarlarını yetiştiren kontrgerilla eğitim merkezi Amerika Okulları 21. kez lanetlendi. Okul çevresinde yapılan eylemlere binlerce ABD’li katıldı, 22 kişi gözaltına alındı. MHP’nin asker kökenli kurucularından faşist Alparslan Türkeş de bu okulun mezunlarından.

    ABD’nin Georgia eyaletinde binlerce ABD’li her yıl olduğu gibi Latin Amerika askeri yöneticilerini işkence ve katliamlar konusunda eğiten, Pentagon’a bağlı Amerika Okulları önünde protesto gösterisi düzenledi.

    Eyleme müdahale eden polis okulun bulunduğu bölgeye girmek isteyen eylemcilerden 22’sini gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında 78 yaşlarında olan iki eylemcinin de bulunduğu belirtildi. Eyalet yasalarına göre eylemcilere 6 ay hapis cezası (5 bin 500 dolar kefalet) verilebilir.

    Obama ile militarizasyon hızlandı

    SOA İzleme Örgütü temsilcilerinden Hendrik Voss, “Obama’nın göreve gelmesiyle Latin Amerika’ya yönelik politikaların değişeceğine dair umutlar vardı. Ama göreve başladığından beri Latin Amerika’nın militarizasyonu hızlandı” diye belirtti.

    Eyleme 7 yıldır katılan Lisa Porter New York Times gazetesine yaptığı açıklamada, “İşkencenin yanlış olduğuna inanıyorum ve bunu tolare edemem” diye konuştu.

    Cumartesi günü de bir grup eylemci, “Dur: Bu SOA’ya giden yolun sonu” pankartıyla bir eylem düzenledi.

    İşkence eğitim merkezi, 10 yıl önce eylemlerin denk geldiği hafta sonunda gezi turları düzenlemeye başladı ve ismini Güvenlik İşbirliği İçin Batı Yarım Küre Enstitüsü olarak değiştirdi. Yıllarca Latin Amerikayı kana bulayan darbecileri yetiştiren okulun şimdilerde askeri istihbarat ve psikolojik savaş konusunda eğitim verdiği belirtiliyor.

    Eylemler 1989 Kasım’ında, El Salvador’da ABD Kongresinin talimatıyla, 8 kişinin Amerika Okulları mezunları tarafından öldürülmesiyle başlamıştı.

    Cuntacı eğitim merkezi; SOA

    Doğrudan ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a bağlı olan Amerika Okulları (SOA) 1940’ların ortalarında ilk olarak Panama’da kuruldu. O yıllardaki adı Latin Amerika Eğitim Merkezi olan okulun amacı asi kıtadaki antiemperyalist dalgalanmaları bastırmak, halkçı hükümetleri darbeyle devirmekti. Bu temel işlevini günümüze kadar sürdüren okul, 1963’te Amerika Okulları adını aldı.

    İşkence ve katliam okulunun mezunları arasında Latin Amerikanın birçok ülkesinde kanlı darbeler örgütlemiş isimler bulunuyor: Bolivyalı Hugo Banzer Suarez ve Luis Arce Gomez, Guatemalalı Efrain Rios Montt ve Hector Gramajo, Kolombiyalı Hernan Jose Guzman Rodriguez, Arjantinli Roberto Viola ve Leopoldo Galtieri, Şilili Raul Itturriaga, Perulu Juan Velasco Alvarado, Haitili Raoul Cedras, Panamalı Manuel Noriega ve Omar Torrijos, Ekvadorlu Guillermo Rodriguez.

    ABD destekli darbeye sahne olan son Latin Amerika ülkesi Honduras’ın Genel Kurmay Başkanı Romeo Vasquez Velasquez de bu okulda eğitim almıştı.

    Türkeş de o okulun öğrencisi

    Amerikan okullarında yetişenlerden biri de Alpaslan Türkeş.

    Alpaslan Türkeş 1948 yılında 16 kişilik bir grupla Amerikan Kara Harp Akademisi’ne gönderiliyor. Burada 2.5 sene kalıyor. Georgia Eyaleti’ndeki Piyade Okulunda “gayri nizami harp, gerillaya karşı mücadele ve gerilla savaşları” konularında eğitim alıyor.

    Türkeş bu dönemi şöyle anlatıyor:

    “16 Türk Subayı, Amerika’ya gönderildik. Burada, İngilizce tabiriyle: Oriyantasyon (Yönlendirme) Kursu’na tabi tutulduk. Canas Eyaletinde 2 Amerikan Kara Harp Akademisi’nde eğitim gördük. Missouri Nehrinin kıyısında güzel bir kasabaya yerleştik. Önce İngilizce kursları verdiler. Ardından arazi değerlendirmesi ve hava fotoğraflarının okunması konusunda eğitim gördük.

    Aramızda, Güney Amerikalı Subaylar da vardı. Bolivya’dan, Şili’den, Arjantin’den gelen subaylarla birlikte kurs gördük. Ardından, Georgia Eyaleti’nde bulunan Amerikan Piyade Okulu’na gönderildim.”

    Amerika’daki staj dönemi bittikten sonra Türkiye’ye dönen Türkeş, Gelibolu’daki askeri birlikte görevini sürdürür. Kısa bir süre sonra, kendisinin deyimiyle “Çankırı Gerilla Okulu’na Gerilla Öğretmeni” olarak tayini çıkar. Yüzbaşı rütbesinde iki buçuk yıl orada kalır.

    1960’ta ise 27 Mayıs’ın darbeci subayları arasında yerini alır. (ETHA)

    Posted in Genel Haberler | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

     
    %d blogcu bunu beğendi: