latin amerikan haber yorum

Zapatista Hareketi: Masanın mazlum tarafı bu kez farklı

Posted by lahy 11/11/2010

Masanın mazlum tarafı bu kez farklı

MURAT UYURKULAK

Sözlerini tut ki barışa kavuşalım

Meksika hükümeti sözlerini tutmadığı ve müzakere eder gibi görünüp asimilasyon politikasını sürdürdüğü için barış süreci tıkandı.

20. asrın başında Meksika’da toprak reformu talebiyle, yoksulluğa karşı isyan eden efsanevi devrimci lider Emiliano Zapata’dan ilham alan EZLN, 12 bin gerillasıyla silahlı mücadeleyi manidar bir tarihte başlattı. Yoksullar için felaket anlamına gelen Kuzey Amerika Serbest Bölge Anlaşması’nın (NAFTA) yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1994’te ‘demokrasi, özgürlük ve adalet’ sloganıyla harekete geçen örgüt, birkaç gün içinde Mayaların yoğun olduğu ve zengin doğal kaynaklarına rağmen zifiri yoksulluk içinde yaşadığı Chiapas eyaletinde başkent San Cristobal da dahil, üç kenti ele geçirdi.

Meksika ordusu derhal eyalete sevk edildi. 145 kişinin öldüğü 12 günlük çatışmaların ardından ateşkes ilan edildi. İsyan bir anda uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Sonraki yıllarda giderek artan ve John Berger gibi tanınmış Batılı entelektüelleri ‘ilk post-modern devrimciler’ nitelemesine sevk eden bu ilgide, EZLN’nin kendisine ‘Subcomandante’ (Yardımcı Komutan) sıfatını layık bulan kar maskeli ve pipolu karizmatik lideri Marcos’un bir edebiyatçı kuvvetiyle kaleme aldığı bildirilerin de önemli payı vardı. Marcos, Sovyet blokunun çöküşünün ardından liberal kapitalizmin mutlak zaferinin ilan edildiği bir dönemde bütün dünyaya eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarını tekrar hatırlattı. Subcomandante iktidar talep etmiyor, EZLN’nin ‘kendini lağvetmek’ üzere kurulmuş bir ordu olduğunu söylüyor, Zapatistaları ‘yeni bir muhalif siyasi kültür’ oluşturmak yönündeki evrensel çabaların mütevazı neferleri olarak niteliyordu.

Biz bir aynayız
2001’de başkent Mexico City’de on binlerce insana hitaben şunları söylüyordu sözgelimi: “Biz bir aynayız. Görmek ve görülmek için buradayız, bizi görmeniz için, kendinizi görmeniz için, ötekinin bizim imgemizde kendisini görmesi için. Buradayız ve bir aynayız. Gerçek değil, bir yansıma. Işık değil, ışığın yansıması. Yol değil, fakat ancak birkaç adım. Rehber değil, fakat sabaha ulaşan birçok patikadan sadece biri.”

1995’te San Andres Larrainzar Köyü’nde, EZLN ile hükümet arasında barış müzakereleri başladı. Zapatistaların temel talepleri kalıcı bir barış, Chiapas bölgesi için özerklik, bölgede bulunan 7 askeri üssün kapatılması, demokratik seçimler, doğal kaynakların halk tarafından kullanılması, dil özgürlüğü, eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesiydi.

Bir yıl sonra yerlilerin kültürel hakları, yanı sıra toprak ve özerklikle ilgili taleplerinin önemli bölümünü kapsayan anayasal değişiklikleri öngören bir dizi anlaşma imzalandı. Buna göre yerli halkın farklılığı ve kültürü tanınacak, kendi topraklarındaki doğal kaynakları kullanmaları sağlanacak, kamu harcamalarına ve kalkınma planlarına dair siyasi ve hukuki kararlara katılım sağlanacaktı.

Değişiklikler, kurulan Uzlaşma ve Barış Komisyonu’nun adıyla anılıyordu (COCOPA Yasası). EZLN ile hükümet arasındaki görüşmelere ise Ulusal Arabuluculuk Komisyonu (CONAI) aracılık etti. Komisyonda siyasi partilerden, sivil toplum örgütlerinden, dini kurumlardan vs. temsilciler vardı. Müzakere sürecinde EZLN üyeleri adli kovuşturmalardan muaf tutuldu ve tarafların ‘diyalog alanları’nda silah taşımaları ve askeri faaliyet yürütmeleri yasaklandı.

Hükümet yan çizdi
1996’da Devlet Başkanı Ernesto Zedillo liderliğindeki federal hükümet, bir siyasi jest mahiyetinde yasayı kongreye sundu, fakat sonrasında EZLN ile anlaşmalara uymaması barış sürecini tıkandı. Zedillo suçu EZLN’ye yüklüyor ve Meksika devletinin bildik küstah, ırkçı ve kibirli diline sarılıyordu. Hükümete göre amaç, Chiapas’ta ‘bir avuç yabancı terörist ve profesyonel gerillanın kandırdığı’ yerlileri kurtarmaktı.

Marcos ise hükümetin bu yaklaşımına şu sözlerle tepki gösteriyordu: “Ulusal bir kültür ve bir devlet politikası olarak ırkçılığın sona ermesini talep ediyoruz. Onlar ise bize sizi hizmetçi odasında ağırlayalım diye cevap veriyorlar.”

Barış sürecinin çıkmaza girmesi üzerine hükümet Chiapas’a yönelik askeri operasyonlarını arttırdı. Sözgelimi 1997’de Acteal Köyü’ndeki paramiliter saldırısında 45 kişi öldürüldü.

1998’deki kısa ömürlü bir müzakere teşebbüsünün ardından taraflar köşelerine çekildi. 2000’e gelindiğinde süreç bir kez daha canlanır gibi oldu. Ülke siyasetini tekelinde tutan Kurumsal Devrimci Parti’nin (PRI) 71 yıllık iktidarına son veren Ulusal Hareket Partisi’nin (PAN) eski Coca Cola yöneticisi, kovboy edalı lideri Vicente Fox’un devlet başkanlığı koltuğundaki ilk vaatleri arasında Zapatistalarla ihtilafı ‘15 saniyede’ çözmek de vardı. Kasım 2000’de göreve geldiğinde, San Andres anlaşmalarını hayata geçirmeyi taahhüt etti. Güven arttırıcı bir önlem mahiyetinde Chiapas’taki 7 büyük askeri üssün 4’ünden asker çekti.

Bu sırada Zapatistalar da hükümet üzerinde, anayasal değişikliklerin San Andres anlaşmaları temelinde hayata geçirilmesi için baskı kurmak amacıyla Mart 2001’de ‘Zapatur’ adını verdikleri 3 bin kilometrelik uzun bir yürüyüş başlattı. 15 gün süren ve Zapata’nın devrim yürüyüşünün güzergâhını takip eden yolculuğun sonunda Zapatistaları başkent Mexico City’de 200 bin kişi karşıladı. Marcos kar maskesi (pasamontanas) eşliğinde kalabalığa hitap ederken, EZLN komutanlarından Esther de Meksika kongresinde taleplerini dile getirdi. Fakat kongre ilerleyen günlerde anayasal değişikliklerin yerlilerin özerkliği ve toprak haklarıyla ilgili hükümlerini budayıp kuşa çevirdi.
Marcos ortaya çıkan metni, ‘Toprak Sahiplerinin ve Irkçıların Hakları ve Kültürlerinin Anayasal Tanınması Yasası’ diye niteledi.
Velhasıl Zapatistalar hükümetle diyaloğu askıya alıp Chiapas’taki Lacandon ormanlarına çekildi. Masaya dönmek için bildirdikleri beş koşul şöyleydi:

1- Hükümet San Andres anlaşmalarında yer alan yerli hakları ve kültürleriyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeli.
2- Yerliler için demokrasi ve adalet meselelerini ele alan bir öneri ortaya koymalı.
3- Hapsedilen siyasi mahkûmları bırakmalı.
4- Chiapas’ta yürütülen savaş sona erdirilmeli. Eyaletin kuzey kesimlerindeki paramiliter gruplar silahsızlandırılmalı.
5- Zapatistaların görüşmeci heyetini tam olarak tanıyan bir heyet atamalı.

Devlet alışkanlığı
Barış sürecinden ve hükümetten umudunu kesen Zapatistalar 2003’te Chiapas’taki 30’dan fazla yerleşim bölgesinde ‘iyi yönetim toplulukları’ adıyla bir özyönetim deneyimi başlattı. O zamandan beri de süreç çıkmazda ve genellikle paramiliter grupların karıştığı saldırılarda can kayıpları yaşanmaya devam ediyor.
Sürecin tıkanmasının en önemli sebebi, Meksika devletinin sözlerini tutmaması ve bir yandan müzakere eder görünürken, yerlilere karşı asimilasyoncu ve baskıcı politikalarını sürdürmesiydi.

Meseleyi Türkiye’ye bağlayarak bitirmeye çalışalım: Binlerce insanın kurban gittiği iç çatışmaların ardından tarafların masaya oturup konuşması her daim zahmetli ve hassas bir süreç. Çatışmadan nemalanarak tümörleşen ve olası bir barışı çarka sokulmuş çomak gibi gören odaklar boş durmuyor. Hele Türkiye gibi müzakere ve uzlaşma kültüründen nasibini pek almamış, ‘ötekini’ insandan saymakta ziyadesiyle zorlanan devletler, kibirlenmek, kestirip atmak ve ‘şiddet tekelini’ kıskançlıkla korumak hususunda saplantılı bir tutum sergiliyor.

PKK’nın da ‘davasını’ anlatmak hususunda Zapatistalar kadar belagat sahibi olmadığını, meşruiyet zemini inşa etmek konusunda yeterli beceriyi gösteremediğini, Marcos gibi ‘karizmatik ve cazibeli’ liderler çıkaramadığını söyleyenler olacaktır belki. Ama eldeki malzeme bu. Aslında bunun bir nevi ‘imkân’ anlamına geldiği de söylenebilir. Çünkü birbirimize benziyoruz. Ve uzun zamandır savaşan ‘ordular’ gibi aslında birbirimizi artık çok iyi tanıyoruz. Başbakanın masadaki muhatabının Marcos olduğunu bir düşünsenize. Subcomandante’nin edebi kelamlarına yekten okuduğu bir şiirle mukabele ederek, “Şu maskeyi çıkart da yüzünü görelim” diye posta koyarak, “Git şu pipoyu dışarıda iç birader” diye fırça atarak bir çuval barışı oracıkta heba etmesi işten bile olmayabilirdi.

Meksika’nın hikâyesinin Latin Amerika’nın geri kalanından pek farkı yok: 500 sene önce beyaz adam gelir, kıta yerlilerini katleder, topraksızlaştırır, sürer, aşağılar, bütün direnişleri kanla ezer. Bu minvalde bir özet, 21. asrın küresel ve liberal ahalisine, ortada bir müzakere değil, olsa olsa bir özür meselesi olduğunu düşündürebilir. Ama öyle değil. Bu açıdan da hikâye gayet tanıdık, fazlasıyla evrensel: Mazlumla zalim masaya oturur, müzakere etmeye başlar. Zira beş asra yayılan bir zulüm değil, bir ‘ihtilaftır’ söz konusu olan. Güçlüyle zayıf, haklıyla haksız, mazlumla zalim arasındaki ilişkinin değişmez kuralıdır: Mazluma yüklenmek ve ‘küsmek’ kolaydır, zalime ise zor. İşte Meksika’daki ‘ihtilafın’ en azından bu kural açısından farklılık arz ettiği söylenebilir. Zira masanın ‘mazlum’ tarafı, ahlaki meşruiyet zeminini korumak ve bunu dünyaya anlatmak konusunda eşine az rastlanır bir beceri ve belagat sergiliyor. 100 milyonluk ülkenin yüzde 10’unu teşkil eden Maya yerlilerine yönelik ayrımcılığı, neo-liberal politikaları karşısına alan Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’ndan (EZLN) söz ediyoruz.

Kaynak: Radikal

Honduras: Yerli Halklar Barajlara Karşı Harekete Geçmeye Hazırlanıyor

Oaxaca: Otonomi için mücadele sürerken cinayetler tırmanıyor

Azkintuwe ve Mapuche Mücadelesi: Pedro Cayuqueo İle Bir Söyleşi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: