latin amerikan haber yorum

Nobel ödüllü neo-con, Vargas Llosa

Posted by lahy 19/12/2010

Romanlarını okuduysanız, hiçbir zaman politik görüşlerini ve ulusal liderler hakkındaki beğenilerini tahmin etmenize imkan yoktur.

Ignacio Ramonet

Mario Vargas Llosa’nın son romanı El Sueno del Celta ( Keltikli’nın Rüyası) Kasım ayında, 2010 Nobel ödülünü (1) kazandıktan bir ay sonra  İspanyolca konuşan ülkelerde yayınlandı. Romanın kahramanı Roger Casement, 1864-1916,  olağanüstü bir tarihsel kişiliktir. Afrika’da bulunan bir Britanyalı diplomat olarak,  Belçika sömürgeciliğinin Serbest Kongo devlet’inde ki  katliamlarını ilk kınayan idi; King Leopold II bu devasa ülkeyi ve yurttaşlarını kişisel malı olarak ele geçirmişti. Casement, başka bir raporunda Peru Amazon”unda ki yerli halkın korkunç ızdırabını aktardı.

İnsan hakları eylemcilerinin öncülerinden biri olan Casement, Dublin’e yakın bir yerde doğmuştu,  sonradan İrlandalı milliyetçilere katıldı. Birinci dünya savaşında, ”İngiltere’nin zorlukları İrlanda’nın fırsatlarıdır”  görüşüne uygun olarak İrlanda bağımsızlıkçı hareketi için Alman desteğini sağlamaya çalıştı. Vatana ihanet suçu ile mahkemeye çıkarıldı, ve ayrıca,  doğruluğu tartışmalı olan ”kişisel günlüğü” gerekçe gösterilerek ”homoseksüel faaliyetlerde” bulunmakla suçlandı. Suçlu bulundu ve 3 Ağustos 1916’da asıldı.

Vargas Llosa’nın romanı Casement’i, ” sömürgeciliğin karakteri ve felekatleri hakkında çok açık bir fikre sahip ilk Avrupalı’lardan” biri olarak unutulmaktan kurtardı (2).  Vargas Llosa, Latin Amerika’da ki, yerli hareketlerine muhalefetine rağmen, “Hiç bir barbarlık sömürgecilik ile karşılaştırılamaz” fikrini paylaşıyor,  sömürgeciliğin ”faydaları’ hakkında bir tartışmaya girmeyip, ” Afrika bunun sonuçlarında hiçbir zaman kurtulamadı. Sömürgecilik geride olumlu hiç bir şey bırakmadı,” (3) diyor.

Vargas Llosa adaletsizliklere karşı protesto için tarihsel kişilikleri ilk defa kullanmadı. Sosyal, tarihsel, gerçekci ve macera yazımı tekniklerini, 19.uncu yüzyılda Brezilya’da bulunan ütopya peşinde koşan bir Hristiyan topluluğunun isyanını anlatan romanı La Guerra del Fin del Mundo (Dünyanın Sonundaki Savaş) ve  Dominik Cumhuriyet’inde General Trujillo’nun diktatörlüğünü anlatan romanı La Fiesta del Chivo (Keçi’nin Şöleni)’de başarılı bir şekilde kullandı.

Çağdaş tarihin yanısıra,  Manuel Odría (1948-56) yönetimi altında ülkesi Peru’nun durumunu, 1950’lerde Latin Amerika gerçekliğini ve insanlık koşulunun gizemini anlatan  başyapıtı Conversación en la Catedral (Kathedral’de Konuşma)’nın odak noktası idi.  Nobel jurisi Llosa’ya ödülü, bu romanda açıkça görülen  “ iktidar yapısının kartografisi ve bireyin direniş, isyan ve yenilgisini etkili şekillendirmesi” nedeniyle verdi.  Bu romanı yazdığında Paris’de yaşıyordu, Latin Amerika romanını kısa bir süre sonra canladıracak olan genç yazarlardan- Gabriel García Márquez, Julio Cortázar, Carlos Fuentes ve diğerleri- biri idi. Hepsi sol eğilimli idi ve gerilla sempatizanlarıydılar. Perulu gerillaları destekleyen bir manifesto’da  Vargas Llosa durumu değiştirmek için, ” tek yol silahlı mücadele” dedi.

Küba devrimi ile dayanışma hakkında konuştu.  4 Ağusto 1967’de Karakas’da iken “10, 20 veya  50 yıl içinde, Küba’da olduğu gibi sosyal adalet zamanı bizim ülkelerimize de gelecek ve bütün Latin Amerika kendisini bastıran ve aşağılayan güçlerden, mahvedici düzenden kurtaracaktır. Bu saatin bir önce varmasını ümit ediyorum,  bunun anlamı, Latin Amerika’nın ilk ve son olarak, modern yaşam ve saygınlığa sahip olması, ve de, sosyalizmin bizi tarihsel hatalarımız ve korkularımızdan kurtarmasıdır,” dedi.

Geçmişinin reddi

1970 başlarında, Friedrich Hayek’in The Road to Serfdom ve Karl Popper’in Açık Toplum ve Düşmanları,  özellikle de ikincisi görüşlerini değiştirdi: “Karl Popper’ı zamanımızın en önemli düşünürü olarak görüyorum. Son yirmi yılın önemli bir bölümünü onun eserlerini okumaya ayırdım ve eğer bana bu yüzyılın en önemli felsefi kitabının ismini, söylememei sorsalar, hiç tereddüt etmeksizin Açık Toplum ve Düşmanları’nı seçerdim.”

Küba devrimini desteklemeyi bıraktı, ”sol görüşlü bir aydın” olarak geçmişini red etti ve  bir dönmenin gayreti ile neo-liberalizmin ateşli bir savunucu haline geldi. Yeni kahramanları Ronald Reagan ve  ”Tutucu devrimin” sembolü olan Margaret Thatcher idi; ve onun için ”sınırsız bir hayranlık ve başka bir yaşayan politik lidere karşı hissetmediği nadir olmaktan öte bir evlada yakışır saygıya” (4) sahip idi. Buradan ilham alarak Londra’ya yerleşti, ve o, 1990’da iktidardan uzaklaştırıldığı zaman bir mesajla birlikte bir buket çicek yolladı: ”Sayın Bayan, özgürlük davası için yaptıklarınız karşısında  teşekkür etmem için kelimeleri hiçbir zaman sözlükte bulmam mümkün olmayacaktır”(5).

1990’da Peru’da Başkanlık seçimlerine girdiğinde savunduğu program Thatchercı idi. Ancak, Alberto Fujimori tarafından ezici bir şekilde yenildi.  Perulların kendisini hak etmediği gerekçesiyle vatandaşlığını bıraktı ve sürgüne gitti.  Irak işgalinde George W.Bush’un ittifakı, 1996’dan 2002’ye kadar İspanya başbakanı olan  neo-liberal José María Aznar hayranlığının odak noktası oldu:  Aznar şimdi Rupert Murdoch’un News Corporasyon’unun maaş bordosunda ve ABD dergisi Foreign Policy tarafından , tam da bu günlerde, dünaynın en kötü beş liderinden biri olarak seçildi. Vargas Llosa’ya göre “geleceğin tarihçileri”  onu, tarihin en büyük devlet adamlarından biri olarak tanıyacaktır”(6). Ayrıca, Nicolas Sarkozy’nin “karizmatik kişiliği” ve Silvio Berlusconi’nin “olağanüstü politik kabiliyetine” (7) hayranlık duyuyor.

Vargas Llosa çift kişiliğe sahiptir.  Okurlarını ilk satırdan başlayarak  cezbedebilir ve  herbiri tutku, mizah, acımasızlık ve erotizim ile dolu olan nefes kesici olaylarla dolu komploların içine çekebilir.  Ancak, romanlarının baştan çıkarıcı maskesi  ateşli bir partizanı saklıyor; 40 yıla yakın bir zamandır zamanının büyük bölümünüi üzerine dikkat çekerek ve uluslarası toplantılarda nutuk atarak ve söylev vererek, ideolojik inançlarını tekrarlayarak geçirdi. Vargas Llosa –  Trilateral Komisyon’nun aktif bir üyesi, Uluslararası Özgürlük Vakfı’nın başkanı, Amerikan Girişimciler Enstitüsü tarafından verilen Irving Kristol ödülünün sahibi–  profesyonel bir  neo-con(yeni-muhafazakâr)‘dur.  Irak’ın 2003’de ki işgali ve Haziran 2009’da ki Honduras’da ki darbeyi doğrulamaya çalıştı.

Fransız Reagan yanlısı deneme yazarı Guy Sorman Ekim ayında: “ Latin Amerika’da sık sık aynı platformlarda karşılaşıyoruz, orada bir militan olarak görülen Mario, Fransa’da bir  “ultra-liberal” olarak sınıflandırılır. Castro, Morales, Chávez, Kirchner ve birazcık sosyal demokratik olan herhangi bir  programa karşı savaşmaktan hiç bir zaman vazgeçmedi,” dedi. Vargas Llosa Nobel ödülünü bir yazar olarak yetenekleri için olduğu kadar görüşleri için aldığı konusunda ısrarlıdır:  “ Eğer benim politik görüşlerimi dikkate aldılarsa, bu çok daha da iyi. Nefesim kesildi,” dedi.

(1) Mario Vargas Llosa, Gabriela Mistral (Şili, 1945), Miguel Angel Asturias (Guatemala, 1967), Pablo Neruda (Şili, 1971), Gabriel García Márquez (Kolombiya, 1982) ve Octavio Paz (Meksika, 1990)’ın  ardından Nobel Edebiyat Ödülünü alan altıncı Latin Amerikalı yazardır:  .

(2) El País, Madrid, 29 Agustos 2010.

(3) Ibid

(4) Julio Roldán, Vargas Llosa entre el mito y la realidad, Tectum Verlag, Marburg, 2000.

(5) Ibid

(6) 20 minutos, Madrid, 6 Temmuz 2007.

(7) Corriere della Sera, Milan, 9 Mart 2009.

Kaynak: http://mondediplo.com/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: