latin amerikan haber yorum

Archive for Ocak 2011

Sandinistlerin adayı yine Daniel Ortega

Posted by lahy 29/01/2011

Managua, (Prensa Latina) Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FSLN) 12 Şubatta yapılacak olan Ulusal Kongresi’nde Daniel Ortega’nın Kasım ayında gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinde aday olmasının kesinleşmesi bekleniyor.

Ortega’nın yeniden aday gösterilmesi konusunda gerek resmi açıklamalar gerekse başkentteki siyasi gözlemcilerin yorumları birbiriyle örtüşüyor.

İletişim ve Vatandaşlık Dairesi Başkanı Rosario Murillo yaptığı açıklamada “Başkanlığa Cephe ve Daniel’le devam etmek üzere, Nikaragua halkını bu seçim kampanyasında umutla, bilinçle değişimi daha ileri taşımaya çağırıyoruz” dedi.

6 Kasım’da yapılacak seçimlerde devlet başkanı ve başkan vekilinin yanısıra mecliste yer alacak milletvekilleri de seçilecek.

Sandinista aktivistleri Prensa Latina’ya yaptıkları açıklamada FSLN’nin kazanacağından ve ülkeyi gelecek 5 senelik süreçte Daniel Ortega’nın yöneteceği konusunda şüphelerinin olmadığını söyledi.

Reklamlar

Posted in Nikaragua, Seçimler | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Şili Adaleti ilk kez Salvador Allende’nin ölümünü soruşturuyor

Posted by lahy 28/01/2011

Savcılığın hazırladığı, 1973-1990 yılları arasındaki insan hakları ihlallerini konu alan 726 dava dosyası içinde eski devlet başkanının dosyası da bulunuyor.

Şili eski devlet başkanı Salvador Allende, 11 Eylül 1973’de ki ölümü uzun yıllardır soruşturma ve dava konusu yapılmadı. Birçokları Allnede’nin başkanlık sarayını darbeci subaylara karşı elinde silahla savunurken vurularak öldürüldüğüne inanıyor. Bazı kaynaklar da General Auguste Pinochet’in darbesi karşısında bir direniş şans olmadığını görerek kendi silahından çıkan bir kurşunla intihar ettiğini iddia ediyorlar.

Şimdiye kadar resmi bir soruşturma yapılmadığı için Allende’nin nasıl öldüğü belirlenememişti. İlk defa olarak 26 Ocak’da, Şili’li savcılar hazırlanan dava dosyasını incelemeye başladılar.

Allende’nin ölümü günümüze kadar mahkemelere intikal etmeyen 721 insan hakları ihlali davası ile birlikte gündeme geldi. Dava süreci geçtiğimiz yıl Yüksek Mahkeme savcılarından Sergio Muñoz tarafından başlatıldı.

Allende’nin ölümünü konu alan dava dosyasında 11 Eylül’de La Moneda (Başkanlık Sarayı) meydana gelen olaylar konu ediliyor. Dava dosyasında sanık olarak gösterilenlerin çoğunluğu General Auguste Pınochet dahil

Posted in Şili, İnsan Hakları | Etiketler: , , | Leave a Comment »

HEBE DE BONAFINI:”Kayıpların hepsi benim çocuklarım. Şimdi 30.000 çocuğum var.”

Posted by lahy 23/01/2011

Democracynow.org sitesinde AMY GOODMAN’ın Arjantin’de Kayıp Anneleri Derneği Başkanı Hebe de Bonafini ile yaptığı söyleşinin ikinci bölümü.:

AMY GOODMAN: Hebe, 1976 öncesi dönemi hatırlatığınızda, o zaman belki de ciddi olarak bakmadığınız, ülkenin nereye doğru gittiğine dair işaretler nelerdi?

HEBE DE BONAFINI:1976 öncesi önemli sayıda ölüm olayı vardı çünkü mafya gibiydiler. hatta 76 öncesinde de anti-komünist blog insanları öldürüyordu. ve o dönemde de öldürülen gençler vardı. O zaman da büyük bir baskı ve zulüm vardı. Bizim militan olan çocuklarımızda her zaman tehlike altında idi, ancak ne kadar ciddi ve feci bir durumla karşılaşacağımızı bilemedik.  Hiç bir şekilde bunu bilemedik. Ben evimde çalışıyordum ve onlar eğitim görüyordu, 1976 öncesi biz normal bir aile idik.

AMY GOODMAN: ve çocuklarınıza ”bunları niçin yapıyorsunuz” diyormuydunuz?

HEBE DE BONAFINI: Bazen onlara yardım ettim, çünkü onların bazı arkadaşları gelip bizde kalıyordu. Ancak bu bir risk almadan rahat bir desetk sağlama biçimi idi. Oğlum bana, ” bizimle gel, hapistekileri destekelmek için yürüyüşe katıl,” dedi.  “Hayır dedim, yürüyüş için hazırlayacağınız pankartları yaparım” çünkü bu daha az emek gerektiren bir şeydi.

AMY GOODMAN: Ve dışarı çıkıp o pankartlardan birini elinize aldığınız ilk günü hatırlıyormusunuz?

HEBE DE BONAFINI: Benim çocuklarım alıp götürülüne kadar çocuklarımla tutukları desetklmek için yapılan yürüyüşlere gitmedim.  Benim çocuklarım alındığı zaman, bir grup anne ile birlikte meydana gidip, Videla için o ünlü pankartı açtık. Aylar geçip bizim grup büyümeye başlayınca, polis geldi ve ” Meydanı terkedin” dedi  ve bizde o zaman yürümeye başladık. (çvr:Toplantı yasağından dolayı grubun aynı yerde durmaması için meydanın içinde birlikte yürümeye başladılar )

AMY GOODMAN: Videla için açılan meşhur pankart neydi?

HEBE DE BONAFINI: Bir mektup resmiydi. Anneler olarak yazdığım son derece masum ebeveynler olarak çocuklarımızı sorduğumuz ve özellikle de nerede olduklarını sorduğumuz bir mektup idi.

AMY GOODMAN: Videla cevap verdi mi?

HEBE DE BONAFINI: Hayır.

AMY GOODMAN: ve o dönemde ki medya nın tepkisi neydi?

HEBE DE BONAFINI: O zaman basın ve medya askerleri destekliyordu, ve biz anneler tehlikeli idik. Yürüyüş için meydana gittiğimiz her perşembe günü bizi gözaltına aldılar. ve bizi bıraktıkları zaman, yeniden her perşembe günü geri gittik.

AMY GOODMAN: Medya kuruluşları Clarín, La Nación gibileri mi?

HEBE DE BONAFINI: Onlardan bir şey beklenemezdi.

AMY GOODMAN: Haber haline getirmiyorlarmıydı?

HEBE DE BONAFINI:Sanki bu ülkede olumsuz hiçbir şey olmamış gibi haberler yayınlıyorlardı.  Kayıplar, Avrupa’dan gelen bir icat  veya ülkemizin hakkında kötü bir intiba yaratmak isteyen grupların bir işiydi. Sadece Anneler ortaya çıkmaya başlayınca hikayelerimiz daha fazla basılmaya başlandı. Basında önemli bir şekilde yer almasının nedeni ABD’li bir gazetecinin gelmesi idi. Ve bu gazeteci çok üstü ürtülü bir şekilde sorular sormaya başladı. Polis onun bunları yaptığını görünce onun belgelerini sordu, ve biz ona ”belgelerini verme çünkü geri vermeyecekler” dedik.  Biz anneler belgeleri isteyen polisi çevirip ısrarla belgeleri geri vermesini talep ettik. O birazcık hırpalandı ama belgeleri geri verdi. Ve bu olay, Mayo meydanında çocuklarını arayan annelerin ABD’li bir gazeteciyi savundukları şeklinde dünya basınında yer aldı.

AMY GOODMAN: Onlar kimdi? daha doğrusu kim idi?

HEBE DE BONAFINI:bayan bir gazeteci idi. ve bizim tarihimiz içinde ismine yer verdik. Ancak şimdi ismini hatırlamıyorum, Çok cesur bir kadın idi.

ABD’deki insan hakları örgütlerinin yoladığı Terence Todman geldi ve biz Terence Todman’ın bizi görmesini talep ettik. ve saat 11’de Mayo meydanına gittik. ABD’den gelen bu insan hakları temsilcisine kötü bir imaj vermemek için Videla hükümeti bir delegasyon yolladı ve,ğer anneler meydanı terk edip, evlerine dönerse bizle görüşeceklerini söylediler. Bu anneler arasında bir ayrılık yarattı: bazılarımız ” bizle görüşecekler eve gidelim” derken, diğerleri, ”hayır, biz bir yere gitmiyoruz” diye ısrar etti. Bazı anneler gitti ve diğerleri ise meydanda kaldı.

Ve o zaman askeri bir kamyonu yolladılar, ellerinde ağır silahlar olan askerler vardı, kamyondan indiler. Ve kamyondan indiklerinde biz onlara ”Nişan al,ateş et” dedik. İşte o zaman kadın gazeteci cesaretimiz karşısında çok etkilendi. Bize ”bunu nasıl yapabiliyorsunuz” diye sordu.  O anın olaylarını haber haline getiremedi ancak bunlar oldu. Böylece gazeteciler gelip, olay sonrasını araştırmaya başladı gercekte onlarda baskı ve zulüm gördü. Hiçte kolay değildi.Bu hikayenin dışarıya çıkmasını istenmiyordu.

AMY GOODMAN: Cesaretiniz kaynağı ne idi?

HEBE DE BONAFINI:Hiçbirşey. Herkes bize aynı soruyu soruyor. Bir çocuk sahibi olacağın zaman kendi hakkında düşünmezsin. Çocuğuna sahip olmak istiyorsun hepsi o kadar. ve buda aynı şey idi. Sanki durmaksızın doğum sancıları çekiliyor. Kendinizi düşünmeniz mümkün değildir.

AMY GOODMAN:Çocuklarınız, eğer bugün burada olsalardı sana ne söylerlerdi diye düşünüyorsun?

HEBE DE BONAFINI: Bana anne diye seslenecekler ya da şişko diyeceklerdi. Bunlar beni çağırdıkları tatlı isimlerdi, benim  lakabım bu idi.

AMY GOODMAN: Onlar, (Bütün kayıplar) hepsi senin çocukların mı?

HEBE DE BONAFINI:Onların hepsi birden şimdi benim çocuklarımızdır. Şimdi 30,000 çocuğum var.

AMY GOODMAN: Çok teşekkür ediyorum.

Birinci Bölüm:

Kayıp Annelerinin Başkanı Hebe de Bonafini ile söyleşi-Amy Goodman (Bölüm 1)

Posted in Arjantin | 1 Comment »

Chavez, PSUV başkanlığından ayrılacak

Posted by lahy 22/01/2011

Başkan Hugo Chavez başkanı ve kurucusu olduğu Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV)’un başkanlığından ayrılacağını açıkladı.

Chavez, PSUV militanlarına hitaben, ”Yerel ve ulusal düzeyde sahip olduğumuz iktidar nedeniyle partiyi yönetemeyiz. Bu sorumluluk için bir yoldaşı aramamız gerekiyor.”

Venezüella’da sağ muhalefet Başkan Chavez’i elinde fazla sorumluluk taşimakla suçluyordu.

Chavez ayrıca, ” hala yaşıyorsam ve sağlığım yerindeyse 2012 başkanlık seçimlerine adayım ve bunun mücadelesi şimdi başladı,” dedi.

Muhalefet ile diyaloğ çağrısı yaptı

Geçtiğimiz Cumartesi günü Meclis’de yaptığı başka bir konuşmada uzlaşma yanlısı bir dil kullanan Chavez, PSUV ve muhalefet’i diyaloğ içinde birlikte çalışarak daha açık ve olumlu bir ortam yaratmaya çağırmış ve yeni Meclis göreve başlamadan önce kendisine verilen 18 ay boyunca kararname ile yönetme yetkisini bir kenara bırakmaya hazır olduğunu bildirmişti. Chavez, bunu sağlamak için hızlı ve etkili bir şekilde çalıştığını söyledi.

Chavez’in, Ocak ayı başında Üniversiteler Yasasını veto etmesi ve ardından uzlaşma yolunda çağrı yaparak gereksiz kutuplaşmalara karşı uyarıda bulunması muhalefete uzanmış bir zeytin dalı olarak görülüyor.

Posted in Venezuela | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Puerto Rico: Öğrenci eylemleri sürüyor

Posted by lahy 21/01/2011

Puerto Rico Üniversitesi (UPR) 11 Ocak’da eğitimin yeniden başlaması ile birlikte ekonomik taleplerde yoğunlaşan protestolarına yeniden başladı. Protestolar Aralık ayında 2011 yılında öğrencilerin yılda 800 dolar harç ücreti ödeyeceğinin açıklanması ile başladı. ; protesto liderleri bu uygulama sonucu 65.000 öğrenciden en az 10.000’inin kamu üniversitelerinden ayrılacağını söyledi.

Öğrenciler 7-8 Aralık’da yaptıkları dersleri boykot ve grev çağrısının ardından 14 Aralık’dan sürecek süresiz boykot-grev çağrısı yapmıştı.; ancak, planlanan eylemler Üniversite’nin yalnızca 6 kampüsünde eylemler gerçekleştirildi. 2010 yılının ilkbaharında  eğitimdeki bütçe kesintilerini engellemek için yapılan eylemlere ise 10 kampüs katılmıştı. Öğrencilerin iki ay boyunca sürdürdükleri okul boykotu sonucu hükümet geri adım atmıştı. (People’s World 1/10/11)

11 Ocak’da eğitime yaniden başlanması sırasında düzenlenen yürüyüş yüzleri maskeli bazı gençlerin taşkınlıkları sonucu öğrenci hareketini savıunmaya itmişti.

12 Ocak’da Polisler Río Piedras kampüsünde bildiri dağıtan 9 öğrenciyi gözaltına aldıktan sonra birgün sonra bırakmıştı. Protestoları düzenleyen Öğrenciler Konseyi gözaltılar nedeniyle Üniverisite yönetimi ve Porto Rico Üniversitesini suçlamışlardı. Konsey ayrıca yapılan vandallıkları da kınayarak, bu türlü eylemlerın öğrenci hareketine zarar verdiğini bildirdi.(Primera Hora (Guaynabo) 1/13/11___)

13 Ocak’da  75 protestocu öğrenci  Río Piedras kampüsünün öğrenci kayıt ofisinin merdivenlerinde oturarak bir protesto düzenledi. Öğrencilerin açtığı dev pankartta ” Ödemeye hayır” diye yazıyordu. Öğrencilerin pankartında Alman felsefecisi  Immanuel Kant’dan yapılan bir alıntıda vardı: “Yalnızca eğitim yoluyla bir insan insan olabilir; bir insan eğitiminin ona verdiğinden daha fazlası olamaz” Protestocu öğrenciler daha sonra biber gazı kullanan polislerin saldırısı sonucu bina dışına çıkarıldı.7 öğrenci tutuklandı.(Primera Hora 1/13/11;Puerto Rico Indymedia 1/14/11)

Posted in Öğrenci Hareketleri, Porto Riko, Puerto Rico (Porto Riko) | Etiketler: , | Leave a Comment »

Türkiye, Venezuela’ya konut yapıp karşılığında petrol alacak

Posted by lahy 21/01/2011

Yaklaşık 2 milyon adet konut ihtiyacı bulunan Venezuela, Türkiye’ye, “konut karşılığı petrol teklifinde bulundu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Venezuela temaslarının ikinci gününde, ülkenin bağımsızlığını ilan eden Venezuela milli kahramanı Simon Bolivar’ın anıt mezarını ziyaret ederek çelenk koydu. Yıldız, anıt özel defterini de imzaladı.

Bakan Yıldız, daha sonra Venezuela Enerji ve Petrol Bakanı Rafael Ramirez ile görüştü. Basına kapalı geçen ve yaklaşık iki süren görüşmenin ardından açıklama yapan Bakan Ramirez, Türk heyetini ülkesinde görmekten büyük memnuniyet duyduğunu söyledi.

Bakan Yıldız ile enerji konularını görüştüklerini anlatan Ramirez, ülkesinin çok sayıda konuta ihtiyacı bulunduğunu, inşaat sektöründe iyi durumda olan Türkiye’den de konut yapması karşılığı, petrol veya petrol ürünleri verilebileceği konusunda Bakan Yıldız’a bir teklif götürdüklerini kaydetti.
Enerji Bakanı Taner Yıldız da, Bakan Ramirez ile çok verimli ve güzel bir toplantı yaptıklarını, Venezuela ile Türkiye arasında geliştirilebilecek iş imkanları üzerinde konuştuklarını ifade etti.

Türkiye’nin müteahhitlik hizmetlerinde, Çin’den sonra dünyada ikinci sırada yer aldığına işaret eden Yıldız, Venezuela’nın konut ihtiyacının bir kısmının hem TOKİ, hem de Türk özel sektörü tarafından yapılabileceğini dile getirdi.

PETROL ÇEŞİTLİLİĞİ AÇISINDAN VENEZUELA ÖNEMLİ
Temaslarının ardından açıklamalarda bulunan Bakan Yıldız, şu anda rezerv sıralamasından ikinci sırada bulunsa da bazı uluslararası akredite kurumları tarafından yapılan son tespitlere göre ülkenin şu anda dünyada en fazla petrol rezervine sahip ülke konumunda olduğunu söyledi.

Dünyada petrol fiyatlarının giderek arttığına dikkat çeken Yıldız, “Türkiye’nin ihtiyacının uygun fiyatlarla karşılanabilmesi için şu andaki pazar dışında bazı ülkelerle görüşmelerimiz var. Bu ülkeler arasında en önemlilerden bir tanesi Venezuela. Doğru bir vizyonla kurumsal bir işbirliği kurulabilir diye düşünüyoruz” dedi.

Ülkede ispatlanmış rezervler üzerinde TPAO veya TPIC’in petrol üretme faaliyetlerinde bulunabileceğini ve bu konuda halen iki blok üzerinde anlaşma çalışmalarının sürdüğünü anlatan Yıldız, “Bu blokları bu ülkenin kamu şirketi ile beraber de yapabiliriz, üçüncü bir ülkeyi ortak da alabiliriz. Güney Afrika ile bu hususta çalışmalarımız olabilir” diye konuştu.

Ramirez ile yaptığı görüşme sırasında bakana Türkiye’de kurulabilecek bir rafineride ortak olup olamayacaklarını sorduğunu belirten Enerji Bakanı Yıldız, Ramirez’in buna ilgi duyacaklarını ve Akdeniz pazarına açılmak için böyle bir konuyu önemsediklerini söylediğini kaydetti.

Bakan Yıldız, “Sayın Ramirez petrol ihraç ettikleri Karadeniz pazarları için depolama tesislerine ihtiyaçları olduğunu ve Türkiye’yi bir lojistik üs olarak görebileceklerini de söyledi” dedi.

YAP KONUTU AL PETROLÜ
Bakan Ramirez’in, petrokok ve kömür konusunda cazip fiyat teklif edebileceklerini söylediğini de ifade eden Yıldız, bu konuların da iki ülke teknik heyetlerinin inceleyeceğini bildirdi. Bir diğer konunun da Venezuela tarafının konut karşılığı petrol teklifi olduğunu söyleyen Yıldız, şunları söyledi:

“Sayın Ramirez, özellikle Caracas’ın bir kentsel dönüşüme ihtiyacı olduğunu, Türkiye’yi ziyareti sırasında bu konunun dikkatlerini çektiğini söyledi. Yaklaşık 2 milyon adet konut ihtiyaçları olduğunu ve yıllık minimum 150 bin konut yapmak istediklerini belirttiler. Sayın Chavez de bu konuyla alakalı sayın bakanı görevlendirmiş. Bu konut ihtiyacının bir kısmının petrol karşılığı olarak Türkiye’nin yapabileceğini söyledi. Eğer biz bunu yapabilirsek döviz ve para kısmını da ortadan kaldırmış olacağız. Yani bir barter sistemiyle petrol karşılığı konut.

Petrol karşılığı konut teklifini onlar getirdi. Yani (herhangi bir para konuşmaksızın, maliyetlerimizi ortaya koyarız, fiyatlandırmaları çıkarır ve bu karşılıkla yaparız) dediler. Ben de buna sıcak bakabileceğimizi söyledim. Böyle bir barter önemli olabilir ve Venezuela ile biraz sıradışı bir ilişki kurulabilir”

Venezuela’nın teklifini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ileteceğini ve Bakanlar Kuruluna bilgi vereceğini kaydeden Bakan Yıldız, “Ben bazı zorluklar olmasına rağmen çok iyi sonuçlar çıkabileceği kanaatine sahip oldum. Enerji girdimizi düşük fiyatlarla elde etmek istiyoruz, bu bizim için önemli” diye konuştu.

Venezuela’nın kentsel dönüşüm çerçevesinde çok fazla elden geçirilmesi gereken konutu bulunduğunu ifade eden Taner Yıldız, Venezuela tarafının Türkiye’deki kentsel dönüşüm modelini çok beğendiğini söylediklerini vurguladı.

TOKİ GÖRÜŞMELERE BAŞLADI
Bu arada Venezuela’nın teklifi üzerinde Türk heyetinde bulunan TOKİ Şube Müdürü İbrahim Yeşilyurt, Venezuela Konut Bakanlığı ile görüşmelere başladı.
Metrekare karşılığı petrol olarak konunun ele alındığını belirten Yeşilyurt, “İlk olarak 10-15 bin konutluk bir yer gösterecekler. Çimentonun tamamını, demir-çelik ürünlerinin de yüzde 80’ini piyasadan, iç piyasadan temin edebileceklerini söylediler. İnşaat maliyetlerine bakacağız ve bir maliyet ortaya koyacağız” dedi.

“PETROL İYİ AMA KÖTÜ TARAFI DA VAR”
Bakan Yıldız, temaslarının ardından Venezuela Dışişleri Bakan Yardımcısı Temir Porraz Poucellou’nun daveti üzerine Caracas’ta Avila Dağında bulunan Warairarepano bölgesine teleferikle çıktı.

Venezuela doğasını çok beğendiğini belirten Yıldız, “Çok şanslısınız muazzam doğal güzellikleriniz var, gökyüzünü hiç bu kadar mavi görmemiştim” dedi.
Poucellou, petrolün iyi olduğu kadar kötü yönleri bulunduğunu belirterek, “Petrolü bulduk turizmi, tarımı bıraktık. Turizm konusunda tecrübelerimiz çok az, bu konuda Türkiye’nin bize büyük yardımı dokunabilir” dedi.

PETROLÜN SUDAN UCUZ OLDUĞU ÜLKE
Venezuela’da 70 litrelik bir otomobilin deposu yaklaşık 1 dolara doluyor, ülkede 500 mililitrelik su da 1 dolardan satılıyor. Fakat ülkede ithalat yasağı olduğu için sıfır otomobil sahibi olmak neredeyse imkansız. Bir otomobil için aylarca sıra beklediklerini belirten Venezuelalılar, ikinci el otomobillerin sıfırından daha pahalı olduğunu söylüyor.

Caracas, Güney Amerika’nın en büyük gecekondu şehri olarak tanınıyor. Yaklaşık 5 milyon kişinin yaşadığı şehrin 3’te 2’sinin gecekondu olduğu belirtiliyor. Ülke yönetiminin gündeminin ilk sırasında kentsel dönüşüm bulunuyor. Ülkenin Türkiye’nin dışında Brezilya, Çin gibi ülkelerin müteahhitleriyle de konut yapımı konusunda görüşmeler yaptığı ifade ediliyor

Posted in Venezuela | Leave a Comment »

İngiltere: ‘Coca Cola’nın Vitaminli Su’yu Besleyici Değil’

Posted by lahy 20/01/2011

İngiliz reklam kurumu, gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle Coca Cola’nın vitaminli su reklamlarını durdurdu.

Coca Cola’nun Vitamin Water – Vitaminli Su reklamlarında, içeceğin “besleyici” olduğu ileri sürülüyordu.

Reklam kurumu, yarım litrelik Vitaminli Su’da 30 gram şeker bulunmasının besleyici sayılamayacağını ve tüketicileri yanıltacağını bildirdi.

Coca Cola ise, şeker miktarının 30 değil 23 gram olduğunu, içecekte “C” ve “B” vitaminleri bulunduğunu dolayısıyla “besleyici” tanımlamasının yanlış olmadığını savunuyor.

Reklamla ilgili olarak en az üç şikayet alındığını belirten Reklam Standartları Kurumu, Vitaminli Su reklamının mevcut haliyle yayınlanamayacağına karar verdi.

Coca Cola’nın Vitaminli Suyu Sağlığa Zararlıdır! 15 Agustos 2010



Posted in Coca Cola Boykotu | Etiketler: | 1 Comment »

Sabırotu Frida = Mehmet Uhri

Posted by lahy 20/01/2011

Mehmet Uhri

Aztek mitolojisinden günümüze ulaşan Llorona isimli Meksika söylencesi bir çılgınlık anında çocuklarını öldüren, hatasını fark edip intihar eden ancak ruhu sonsuza kadar ağlayarak çocuklarını aramaya mahkum edilen acılar içindeki hayalet kadını anlatır. Söylence Meksika halk şarkılarına da konu olmuş ve özellikle Chavela Vargas’ın sesinden İspanyolca “ağlayan” anlamına gelen La Llorona adıyla tanınmıştır. Benzer bir söylence antik Yunan mitolojisinde de vardır. Euripides’in (M.Ö. 405 ) Bakhalar adlı trajedisinde Kadmos ve Harmonia’nın dört kızından biri olan Agave, Thebai kralı olan oğlu Pentheus’u öldürür. Dionysos’un annesi Semele ile Zeus’un aşkı hakkında dedikodu yaptığı ve bu dedikodu Hera’nın kulağına gittiği için Dionysos tarafından çılgına çevrilen Agave, içtiği ilacın etkisiyle oğlunu vahşi hayvan sanarak öldürdüğünü anlar ve kalan ömrünü acılar içinde ağlayarak geçirir. Acılı anne Agave’nin adı günümüzde Meksika ile özdeşleşmiş Tequila adlı içkinin üretildiği yabani bir kaktüs türünde yaşamaktadır. Tequila; Meksika’da Agave (Agave Mexicana) Anadolu’da ise kıraç topraklarda zor koşullarda yaşayabilmesi yüzünden sabırotu olarak bilinen bitkiden üretilen 2000 yıllık Aztek içkisidir.

Özü su ile dolu olup dokunulduğunda ağlamaya meyilli bu kaktüse Agave adı verilmesi de boşuna değildir. Bitki, 16. Yüzyılda İspanyol istilası ile soykırıma uğrayan akabinde iç savaşlarla kendi çocuklarını öldüren ve günümüzde yaşayan az örneği kalan Aztekleri andırırcasına ulaşılması güç kıraç topraklarda zor şartlarda yetişerek varlığını sürdürmüştür. Dahası, 15-18 yıllık çileli ömrünün büyük kısmını birkaç karıştan fazla uzamadan hayli güç şartlarda ismine yaraşır biçimde sabırla geçiren bitki yaşamının son yılında büyümeye boy atmaya başlar. Üç dört metreye ulaşan boyuyla çiçek açar ve kısa süre sonra ölür.

İşte Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo’nun hayat hikayesi de Aztek mitolojisindeki Llorona, Yunan mitolojisindeki Agave veya sabır otu gibi çile çekerek ağlayarak sabırla yaşamaya adanmış bitkiyle benzeşmektedir.

Daha 6 yaşındayken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı aksak kalan Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon, kısaca Frida Kahlo fotoğrafçı Macar asıllı baba Wilhelm Kahlo ve Aztek kökenli annesi Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak 1907 yılında Meksika’da doğar. 19 Yaşında geçirdiği ölümcül trafik kazası yüzünden hayatı, ameliyatlar, korseler, hastane ve doktorlar arasında geçecektir. 32 Kez ameliyat olmasına karşın kalıcı iyileşme sağlanamayacak hayatının büyük kısmını yatağa bağlı olarak geçirmek zorunda kalacaktır. Yıllar boyu korseler ve alçılar içinde yatağa bağlı kalması üzerine annesinin desteği ile Frida, yatağının tavanındaki aynaya bakıp otoportre niteliğinde resimler yapmaya başlar. Günlerce yatağının tavanında asılı olan “gündüzlerimin ve gecelerimin celladı” diye adlandırdığı aynaya bakıp umudunu yitirmez acılar içinde yaptığı resimlerle hayata tutunur.

Filmlere de konu olan hayatı boyunca 55 tanesi otoportre olmak üzere toplam 143 resim yapabilmiştir. Yaşadığı dönemde Meksika’nın Michalengelosu olarak tanınan bilinen meşhur duvar ressamı kocası Diego Rivera’ ın gölgesinde kaldığı söylense de Meksika devriminin, geleneksel Meksika kültürünün temsilcisi olarak zamanla kocasından da ünlü olacaktır.

Frida Kahlo’nun çile dolu kısa hayatı Meksikalıların Agave Anadolu insanının ise sabır otu dediği bitkiyle benzeştiğinden söz etmiştik. Sabırotu çekici değildir, öyle hoş kokusu da yoktur. Tam bir çilekeştir, sabırla çiçek açmayı bekler. Gözlerden uzak kıraç taş toprakta yetiştirdiği çiçeğini öyle pek kimseler görsün de istemez. Olumsuz iklim ve toprak şartlarına karşın yaşar ve sanki hayatın her şeye karşın mücadele etmek olduğunu anlatır. Frida’nın hayatı da acı ve ağlamalarla büyük kısmı yatalak geçen ama yine de mücadele etmekten vaz geçmeyen sabır otu gibidir. Bitkinin acıyla geçen ve sabırla katlanılan ömrü, vadesi geldiğinde kısa süreli bir parlayış, mutluluk ve ölüm ile sonlanır. Eserlerinde geleneksel Meksika kültüründen izler ve öğeler taşıyan Frida Kahlo da ülkesindeki ilk ve tek sergisini ancak ölümünden bir yıl önce Mexico City’de açar. Agave veya sabırotu gibi kısa sürede parlayıp ünlenir ve bir yıl sonra 47 yaşında akciğer embolisi nedeniyle aramızdan ayrılır.

Geride bıraktığı resimleri ile Frida Kahlo, Agave özünden damıtılmış geleneksel Aztek içkisi Tequila gibi sarhoş etmese de izleyenleri etkileyip sarsmayı sürdürmektedir. Frida’nın resimleri sürrealist olarak değerlendirilse de o surrealizmi reddeder. Resimleri acıyı ve keskin gerçekliği yansıtır. Frida’nın resimlerinde Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik de tuvale aktarılmıştır.
Hayatı çalkantılar ve acılar içinde geçen Kahlo en ünlü tablosu “İki Frida” adlı portresine, Diego’dan boşanma öncesinde başlamıştır; söylediğine göre resim ayrılıktan duyduğu mutsuzluğun tasviriydi ve Diego’nun sevdiği Frida’yla reddettiği Frida’yı anlatmaktadır. Onca soykırım ve iç savaş yaşamış ancak acılara karşın hayata tutunmuş Aztek halkı gibi Frida da otoportrelerinde içimize işleyen delici bakışları ile hayattaki tek gerçeğin, vazgeçmemek ve mücadele etmek olduğunu, hayatın acılara rağmen sabırla yaşanılası bir şey olduğunu haykırmaktadır.

1954 yılında aramızdan ayrılan çilekeş Frida Kahlo’nun son çalışması “viva la vida – yaşasın hayat”  ismini taşımaktadır.  Geride kalanlara “Beni hatırlamak isteyenler Chavela Vargas’ın sesinden Llorona’yı dinlesinler. Ben orada yaşıyorum” mesajını bırakan Frida Kahlo ve eşi Diego Rivera yapıtları ile İstanbul’da sergileniyor.

Yaptığı Duvar resimlerinde Azteklerin yaşamını anlatan ve İspanyolların nasıl bir kültürü ortadan kaldırdığını detaylarıyla ortaya koyan İspanyol ressam Diego Rivera ile Meksika devriminin efsane temsilcisi eşi Frida Kahlo 40 parçalık sergi ile Pera müzesinde sanatseverlerle buluşuyor. Çilekeş bir agave bitkisi gibi ömrünün son yılında parlayıp aramızdan ayrılan Frida Kahlo ve eşi Diego Rivera’nın yapıtları olanca gerçekliği ile 20 Mart 2011’e kadar İstanbul’da.

Not: Fridayı anlamak ve Chavela Vargas’ın sesinden Llorona’yı dinlemek için http://www.youtube.com/watch?v=XCUddHPYvCY linkini kullanabilirsiniz.
Kaynak: Acık Radyo

Posted in Kültür - Sanat, Meksika | Etiketler: , , | 1 Comment »

Eski diktatörün Haiti’ye dönüşüne büyük tepki

Posted by lahy 20/01/2011

Port-au-Prince, (Prensa Latina) UNESCO’nun Haiti özel temsilcisi Michaelle Jean, ”Bebek doktor” lakaplı eski diktatör Jean Claude Duvalier’ün ülkeye dönüşünü eleştirdi.

Haiti’de halkın büyük bir kısmı eski diktatörün ülkedeki krizi fırsat bilip bundan nemalanmaya çalışmasından rahatsız.

Bazı insan hakları örgütleri de gelişmelere yönelik tepkilerini ve çekincelerini dile getirdiler.

Hükümetin üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerektiğini söyleyen insan hakları örgütleri, eski diktatörün yolsuzluklardan ve insan hakları ihlali suçlarından yargılanmasını beklediklerini belirttiler.

Duvalier’in dönüşünün, 28 Kasım’da gerçekleştirilen tartışmalı devlet başkanlığı seçimi sonrasında artan siyasi tansiyonla çakışması çekinceleri artırıyor.

16 Ocak’ta yapılması planlanan ikinci tur başkanlık seçimleri, geçici Seçim Kurulu ve başkan Rene Preval’ın aldığı karardan sonra belirsiz bir tarihe ertelenmek zorunda kalınmıştı.

Posted in Haiti | Etiketler: | Leave a Comment »

Haiti’ye geri dönen eski diktatör Duvalier sorgulanıyor

Posted by lahy 19/01/2011

Haiti’nin eski Devlet Başkanı Jean-Claude Duvalier, 25 yıl aradan sonra döndüğü ülkesinde gözaltına alındı. Duvalier’nin ülkeden 300-900 milyon Dolar arasında para kaçırdığı iddia ediliyor.

Babasının öldüğü 1971 yılından 1986’ya kadar Haiti’yi yöneten Duvalier pazar günü 24 yıl aradan sonra ülkeye dönüşünde, taraftarları tarafından havaalanında tezahüratlarla karşılanmıştı.

Dünya’nın en genç liderlerinden biri olarak 19 yaşında iktidara gelen eski diktatör 1986 yılında artan yolsuzluk söylentileri ve protestolar sonucunda ülkeyi terk ederek Fransa’ya yerleşmişti. Babasının doktor lakabına nisbet edilerek “Baby Doc” (küçük doktor) lakabı verilen Duvalier, ülkeye dönme sebebi olarak “depremden sonra Haiti’nin yeniden yapılandırılmasında görev almak” istediğini söylemişti.

Yolsuzluk suçlamalarının yanısıra insan hakları örgütleri tarafından Duvalier hakkında yönetimi sırasında kan döktüğü ve insanlığa karşı suç işlediği suçlaması da yapılıyor ve yargılanması isteniyor.

Haiti’de 28 Kasım’da yapılan ilk tur oylamanın ardından 16 Ocak’ta yapılması planlanan Devlet Başkanlığı seçimi ikinci tur oylaması, ilk tur sonuçlarındaki anlaşmazlık olduğu gerekçesiyle belirsiz bir tarihe ertelenmişti. Duvalier’nin ülkeye dönüş için seçtiği tarih bu sebeple de dikkat çekiyor. (euronews)

Eski diktatör Duvalier Haiti’ye geri döndü


Posted in Haiti | Etiketler: | Leave a Comment »

Venezüella: Coca Cola işçileri grevde

Posted by lahy 18/01/2011

Valencia (Foto Orlando Nader).- Geçtiğimiz Cuma günü 1200 Coca Cola Femsa işçisi yeni toplu sözleşme görüşmelerinde talepleri kabul edilene kadar grevlerini sürdürmeye karar verdi. İşçilerin bildirdiğine göre fabrika Coca Cola üretiminin yüzde 62’sini gerçekleştiriyor.

Fabrika ve diğer tesislerde çalışan işçiler ve sendika temsilcileri fabrika da üretimin artırıldığını buna karşılık firmanın işçilere önerdiği zammın yüzde 5’i geçmediğini, bu rakamın daha sonra iki katına çıkarılmasına rağmen önerilen miktarın düşük olduğunu belirtti.

Coca Cola’nın Meksika, Guatemala ve El Salvador’da ki suçları

Bir Bardak Kola’nın Zararları

Coca Cola’nın Vitaminli Suyu Sağlığa Zararlıdır! 15 Agustos 2010

Kola Öldürür

Katil Coca Cola’nın Kurbanları

Coca Cola’nın Guatemala’da ki Geçmişi ve Bugün


Posted in Coca Cola Boykotu, Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Eski diktatör Duvalier Haiti’ye geri döndü

Posted by lahy 18/01/2011

Eski diktatör François Duvalier, Baba Doctor,,(1957 ve 1971) ve oğlu Jean Claude Duvalier, Küçük Doktor, (1971-1986) Haitii’de 60.000 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutuluyor. Babasının 1971’de ölümünden sonra iktidara geçen Papa Doc’un oğlu Duvalier 1986’da bir ayaklanması sonucu ülkeyi terk edene kadar ülkeyi baskı ve zülüm metodları kullanarak yönetti.

25 yıldır Paris’de sürgünde yaşayan. 59 yaşındaki eski diktatör Baby Doc dün ülkeye geri döndü.

Toussaint Louverture havalanınında bin kişi tarafından karşılanan eski diktatör ”Yardım etmeye geldim” dedi.

Başkan René Préval 1997 yılında Duvalier ülkeye dönerse hapse konacağını duyurmuştu Ancak, Baby Doc, dün havalanından kalacağı 4 yıldızlı hotele polis koruması eşliğinde gitti. Haiti’nin yeniden dönüş sürecine katılmak üzerine geldiğini söyleyen diktatör Duvalier’in ne gibi planlar yaptığı bilinmiyor.

Duvalier’in geri dönüşü konusunda devlet başkanı Rene Preval bir açıklama yapmazken, dönüş haberi Haiti halkına daha önceden duyurulmadı. Haiti’nin gerek sosyal ve gerekse de politik bir krizin ortasında olduğu bir dönemde Duvalier’in Haiti’ye geri dönmesinin tepkilere yol açması bekleniyor.

Seçimle başa gelen eski başkan Aristide’nin Güney Afrika’da sürgünde bulunur ve partisi baskılar ile karşılaşırken eli kanlı bir diktatör olan Duvalier’in ülkeye dönmesi Batılı devletlerin ikiyüzlülüğünü gösteriyor.

Haiti’de 15 yıllık kanlı bir diktatörlüğe imza atan Jean-Claude Duvalier 1986’da ülkeyi terk ettiğinde kimse Duvalier’in geri döneceğine ihtimal vermiyordu.

‘‘Küçük doktor’‘ lakablı Jean-Claude Duvalier, Haiti’nin başına geçtiğinde sadece 19 yaşındaydı. Tecrübesiz lider, 1957’den beri ülkeyi diktatörlükle yöneten babasının aniden ölümüyle Latin Amerika’nın ilk siyahi cumhuriyetinin lideri oldu.

‘‘Baba Doktor’‘ lakablı babası, o daha 7 yaşındayken göreve geldi. Çocukluğu 11 darbe girişimine, siyasi dalaverelere ve şiddete şahit olmakla geçti. 11 yaşında bombalı bir saldırıdan kıl payı kurtuldu.

Diktatör baba, gizli servisi sayesinde muhaliflere göz açtırmıyor, halkın sefaletini asla dikkate almıyordu:

“Her ülke güçlü bir yöneticiye sahip olmalıdır. Bu kişi, Fransızlar’ın ya da İngilizler’in bildiği gibi bir diktatör değil, güçlü biri olmalıdır.’‘

15 yıl boyunca ülkeyi tek başına yöneten Jean Claude da babasının izini takip edecekti. Başlatmaya niyetlendiği özgürleştirme çabalarıysa eski rejimin ve burjuvazinin sembollerinden Michelle Benett ile evlenmesiyle hızla son buldu.

1986’da başlayan halk ayaklanması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları ‘‘Küçük Doktor’‘un istifa etmesine neden oldu. Görevde olduğu süre boyunca sıkı yönetim yüzünden yaklaşık 100 bin Haitili ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Diktatör ve karısı ülkeyi terk ederek Fransa’ya sığındı. Ülkenin en gözde turistik beldelerinden Cote d’Azur’da yaşadılar.

Posted in Genel Haberler, Haiti | Etiketler: | Leave a Comment »

Cubadebate’nin kapatılması ardından You Tube’de sansüre hayır kampanyası

Posted by lahy 17/01/2011

Google’un sahip olduğu You Tube’ün   Cubadebate sitesinin hesabını kapatması bir protesto ve dayanışma ağının kurulmasına yol açtı.

Zaman geçirmeksizin Cubadebate’nın ürünlerini yayınlamak amaçıyla alternatif siteler kuruldu; bu çabaların amaçı, site direktörü Rosa Miriam Elizalde tarafından, sitenin susturulmasına önüne geçmek olarak tanımlandı.

Sansüre uğrayan sitenin yerine kurulan ilk siteler Cubadebate.cu ve Cubadebate 1 oldu.

Facabook’da da bir site kurularak , ”Youtube’dde sansüre son” kampanyası başlattı.

Google’un Cuba debate’i kapatmasına  gerekçe olarak  Loıs Posada Carriles davasında CNN’e ait 6 dakikalık bir videonun yayınlanması olarak gösterildi; ancak aynı materyal web içi ve dışı bir çok yerde kullanılmıştı. Cubadebate yetkilisi hesapların kapatılmasını politik bir karar olarak niteledi.

Cubadebate CIA ajanı ve terörist olarak Luıs Posada Carriles’e destek amaçıyla kuurlan bağış fonunu eleştimiş ve bu konuyu, ABD devleti ile Posadas arasındaki ilişkileri göstermek için kullandı. Carriles, görülen davası sırasında ABD devleti görevililerin Küba ve Orta Amerika danışmanı Otto Reich’i   kendisni destekleyecek şahit olarak mahkemeye çağırmış idi.

Otto Reich, Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez ‘e karşı 2002 yılında düzenlenen darbenin hazırlanmasında önemli bir rol oynamıştı.

Posted in Genel Haberler, Küba | Leave a Comment »

Brezilya: Sel trajedisi devam ediyor

Posted by lahy 17/01/2011

Brezilya’da sel ve toprak kayması 610’dan fazla can aldı. Rio De Janeiro yakınlarındaki 2330 kilometrekarelik dağlık araziyi etkisi altına alan toprak kayması sebebiyle halen birçok köy ve kasabaya ulaşılamıyor.

Çevre kentlerden gelen askeri kuvvetler ise yiyecek yardımı yapmak, güvenliği sağlamak ve kurtarma çalışmalarına katılmak için felaket bölgesi Teresopolis’te.

Kurtarma çalışmalarına katılan bir polis memuru güvenliğin tam olarak sağlandığını ifade ediyor:

“Rio De Janeiro’dan askeri takviye geldi. Birçok ekip burada. Teresopolis hiç bu kadar güvenli olmamıştı.”

Yoğun çamur sebebiyle cesetlerin bazılarına ulaşılamazken, hayatta kalanlar bir yandan yiyecek ve ilaç arıyor diğer yandan kaybettikleri yakınlarını bulmaya çalışıyor.

Yakınlarının cesetlerine ulaşmaya çalışanların oluşturduğu morg kuyruğunda bekleyen gözüyaşlı bir kadın yaşadıkları tradejiyi anlatıyor:

“Birçok insan halen toprak altında. Bir arkadaşım dört çocuğunu kaybetti ve cesetlerinin de toprak altında kaybolduğu tahmin ediliyor. Buradan çıkmanın bir yolu yok.”

Carvalho kentinde halk yetkililerin ilgisizliğinden ve kurtarma çalışmalarının yavaşlığından şikayetçi.

Bölge savcısı ise çalışmaların hızlanabilmesi için cesetlerin kimlik tesptinin daha sonraya bırakılmasını istedi.

Bu da dondurucu kamyonlarıyla götürülüp, morglara toplanan cesetlerin kimlik tespitinin en az bir ayı bulacağı anlamına geliyor.

Kimliği teşhis edilmeyen cesetlerin, yakınları bulunmadan gömülmesi de tartışmalara yol açtı. Salgın hastalık tehlikesi nedeniyle cesetlerin gömülmesi nedeniyle, kayıp yakınları morglardaki cesetleri teşhis etmek için hastanelere akın etti.

Rio de Janeiro Mezarlık Müdürü Rui Almeida, acele etmek zorunda kaldıklarını belirterek, “Şu ana kadar 15 cesedi gömdük. Gün bitmeden 65 cesedin daha gömülmesi gerekiyor. “ dedi.

Çok sayıda kayıp olması nedeniyle, ölü sayısının resmi rakamlardan daha yüksek olduğu belirtiliyor. Sel felaketi, ülkenin yeni Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff için ilk ciddi sınav olma özelliği taşıyor. Brezilya’nın 2014 Dünya Kupası ve 2016’da olimpiyatlara yönelik hazırlık çalışmaları da sel felaketiyle birlikte ciddi yara aldı

Posted in Brezilya | Etiketler: | Leave a Comment »

Kayıp Annelerinin Başkanı Hebe de Bonafini ile söyleşi-Amy Goodman

Posted by lahy 16/01/2011

Democracynow.org sitesinde AMY GOODMAN’ın Arjantin’de Kayıp Anneleri Derneği Başkanı Hebe de Bonafini ile yaptığı söyleşinin birinci bölümü.:

AMY GOODMAN:İsminizi, ait olduğunuz kuruluşu ve burada, Arjantin de ne yapmaya çalıştığınızı söyleyerek konuşmaya başlarmısınız?

HEBE DE BONAFINI: Benim adım Hebe. Annelerin başkanıyım. Avukatlarımızın takip ettiği davalardan ayrı olarak, bizim Arjantin’de yapmaya çalıştığımız çocuklarımızın hayalini kurduğu ülkeyi kurmaktır, bunun için, evler ve okullar inşa etmek ve mahrum kalmış yerleri yaşanabilir kılmak, dışlanmış olanlara, – iki üç kuşaktır hiç çalışmamış, karton kutularda veya hırsızlık yaparak yaşayanlara- iş sağlamak için çalışıyoruz. Köylere (gecekondular) gidip onlara eğitim veriyoruz ve onlar kendi evlerini inşa ediyorlar. Ancak kendilerini eğitme, ilk ve orta okulu bitirme zorunlulukları da var. Aç olanları doyurmak için yemek sağlama yerlerimiz, ve de ev inşası için eğitim yerimiz sağlık kilinik ve hastahanelerde var. Çöplüklerde yaşıyorlardı – ve biz yaşanabilir yerler inşa ettik, benim yaşadığım yerden daha güzel olan yerler ve onlara evleri dayayıp döşeyip veriyoruz.

AMY GOODMAN: Bize kendi kişisel hikayen hakkında konuşumusun? Mayo meydanı Annelerini nasıl kurdunuz?

HEBE DE BONAFINI: Genelde kendi kişisel hikayelerimiz hakkında konuşmuyoruz, çünkü yalnızca kendi deneyimim hakkında konuşmak adaletsiz olacaktır, benim biraz kendi hakkımda konuşmam diğer annelerin kendi hikayelerini anlatamaması demek olacaktır. Ancak hikayelerimiz birbirne çok benziyor.  Bazılarımız bir , iki ya da üç çocuk kaybettiler; bana gelince kayıplarımın sayısı üç. Birini yoldan kaçırdılar, birini evden aldılar ve diğeri de sendika da toplantıdan alındı. Bu gibi yerler, üniversiteler kaçırma olaylarını gerçekleştirdikleri ana yerlerdi..

AMY GOODMAN: Onlar kız ve oğullarınızmıydı?

HEBE DE BONAFINI: İki oğlan ve bir kız. Ve oğullarımından birinin karısı, evimde yaşadığı için kızım gibiydi. Bir buçuk yıl içinde üçünü de aldılar.

AMY GOODMAN: 1977?

HEBE DE BONAFINI: 1977, ’77, iki ve ’78’de bir. 1978’de Dünya Futbol Turnuvası vardı, diğerini aldılar. İlk oğlumu aldıkları andan itibaren durmadım. O zaman Annelerin örgütü yoktu ve biz sokaklarda onları arıyorduk. Anneler olarak 30 Nisan 1977’de kuruluşumuzu yaptık.  Ve o andan ve o günden beri meydana gitmediğimiz tek bir gün bile olmadı.

AMY GOODMAN: Ve kızın, oğlun ve gelinin hakkında bir bilgiye ulaşabildin mi?

HEBE DE BONAFINI: Bazı anneler toplama kamplarından çıkanlardan  bilgi edinebildi ve bazılarımız aramalarında çok daha ısrarlı idi. Ve biz toplama kamplarından çıkanlarla konuştuk. Onlar dışarı çıktıklarında, ”Evet orda biri vardı ve şimdi o kişi Ensenada şehrinde” gibi şeyler söylüyorlardı, böylece bizde oraya gidip araştırıyorduk.  Ve böylece bizi terörize edilmiş herhangi bir kimseye ulaştıracak her izi takip ediyorduk..Sık sık toplama kamplarında öylesine terörize edilmiş olarak çıkıyorlardı ki, konuşmak falan istemiyorlardı.

Ve böylece, en büyük oğlumun ilk olarak comisaría’ya,  clinica polis istasyonuna götürüldüğünü öğrendim. Varır varmaz 20 gün durmaksızın işkence gördüğünü öğrendim. Bunu polis istasyonundan çıkan birinden öğrendim.  Comisaría,  polis istasyonuna gitmeyi denedim, ve oraya gidip benim oğlum burada diye bağırdım. Ve beni orada dövüp sokağa attılar.

AMY GOODMAN: Oğlunun ismi neydi?

HEBE DE BONAFINI: Jorge. Hep yaptıkları gibi oğlumu değişik toplama kamplarına götürdüler. En küçük oğlumu en La Cacha isimli en büyük toplama kampına  götürdüler.

AMY GOODMAN: Adı neydi?

HEBE DE BONAFINI: Raúl. Ve yerin adı La Cachavacha idi ve  Raúl oradaki çocuklardan biri idi. Onu bir çok kişinin olduğu bir sendika toplantısından aldılar. Ve büyük oğlumun karısını bir şekerçi dükkanından alıp götürdüler.

AMY GOODMAN: Adı neydi?

HEBE DE BONAFINI: María Elena.  Ezeiza kasabası yakınlarındaki Puente Doce, the 12.inci Köprü toplama kampına götürüldü. Çok güzel, genç bir kadın idi. Orada bulunan kayıplara yiyecek hazırlamasını emrettiler, bunu yapmalarının nedeni aralarında ayrılıklar yaratmak idi. O yiyecek hazırlamayı red etti ve onu hemen orada vurdular. Kurşunladılar.

AMY GOODMAN: Yiyecek hazırlamayı mı red etti?

HEBE DE BONAFINI: Yiyecek hazırlamayı red etti ve bundan dolayı öldürüldü, La Cacha’da ki bütün çocuklarımız, gençleri açlıktan ölüme mahkum ettiler. Onlara su ya da yiyecek vermeyip ölüme terk ettiler. Böylece hiç kimse orası hakkında konuşamayacak idi, orayı canlı olarak terk etmiş bir tek kişi bile yok.

ESMA, gibi bazı kamplarda şahitler olduğu için bir çok yargılama yapıldı, bir çok tanık  ESMA’dan çıktı. Ancak hiç bir tanığın olmadığı diğer yerlerde herkesi öldürdüler.

Annelerin üç tanesi de kaçırıldı, en fazla bilgiye sahip üç kadındılar.1977 sonunda annelerin ilk kaçırılması gerçekleştirildi.

AMY GOODMAN: Plaza de Mayo’da yürüyen annelerden?

HEBE DE BONAFINI: Evet. Azucena, Maria ve Esther üç kadındılar. Azucena Villaflor Peroncu hareket içinde çok aktif idi. Maria Ponce Üçüncü Dünya Kilisesi ile çalışıyordu. Ve Esther biokimyacıydı ve aktif idi ve Paraguaylıydı, Paraguay’da ki Stroessner diktatörlüğünden kaçmıştı. Onları, Annelerin sayısı 200’e çıktığı günlerde 8 ve 10 Aralık 1977 günleri arasında kaçırdılar.

Ve böylece yeni bir başlangıç yapmak zorunda kaldık. Hiç kimse meydana geri dönmek istemedi. Bir iki tanemiz annelerin evlerine gidip, ” Oğul ve kızlarımızı kayıp ettiler ve şimdide Anneler kayıp edildi. Ve şimdi birşeyler yapmamız lazım, şehitliği kabul edip oturamayız” diyorduk. Şehit olmak, çünkü bize herşeyi yaptılar. Ancak biz annelerin örgütünü kurmayı başardık ve önemli bir şekilde büyüdük ve şimdi herşeyi yaptığımız için büyük bir örgüt haline geldik.

Şimdi çok radikal bir pozisyona sahibiz. Sosyal bir annelik anlayışımız var, çünkü bütün annelerin çocukları toptan kayıp olmadı.Ve böylece yalnızca bazı anneler için taleplerde bulunup diğerleri için bulunmamanın adaletsizlik olacağını düşündük Ve böylece herkes için taleplerde bulunmaya karar verdik. Başörtülerimizde yalnızca bir çocuğun  ismi yazılı değil. Ve de bireysel mücadele olarak tanımlanacak herşeyi red ettik, çünkü adalet ile onarılması gerekenler para ile onarılmaz. Cesetlerin çıkarılması talep etmedik, çünkü ilk olarak bir devrimci hiçbir zaman bir ölü ya da bir torbanın içindeki kemikler değildir ve diğer söylenmesi gereken de, hiç kimse hiçbir zaman ortaya çıkıp, ” Evet onları ben öldürdüm” demedi. Böylece eğer onlar kabullenmiyorlarsa biz neden (tazminatı) kabul edecek idik?

AMY GOODMAN: Diğer anneler kaçırıldığı zaman devam etme gücünü nereden aldınız?

HEBE DE BONAFINI: Büyük bir sorumluluk idi. Birlikte protesto etmeye, çalışmaya başladık,verdiğimiz söz çocuklarımız için çalışmayı hiç bir zaman bırakmamak – ilk olarak onları yaşarken bulmak ve sonra da adalet için uğraşmak ve sonra da onların gittiği yolda ilerlemek, onların uğruna yaşamlarını verdikleri yapılması gerekenleri yapmak idi.

AMY GOODMAN: Adli Tıp projesı hakkında konuşurmusunuz?

HEBE DE BONAFINI: Hayır, bu bizimle ilgili bir proje değildir çünkü annelerden daha çok baba/anneannelere aittir. Nineler meydana gitmiyorlar. Onların görevi- torunlarını ya da onların kemiklerini bulmaya çalışıyorlar. Daha önce söylediğim gibi bu bizim işimiz değil. Hali hazırda onların hepsini bulamayacağımızı biliyoruz. Hiçbir zaman çocuklarımı bir torbaya konmuş kemikler olarak düşünemem. Hayatlarını inançları için feda ettiler, bu büyük bir şeydir, ve böylece kendimizi Batılı ya da Hristiyan cenaze törenleriyle ya da DNA için bir damla kan ile durduramayız. Bizim varlık sebebimiz bu değildir.

AMY GOODMAN: Hebe kullanadığınız beyaz başörtüleri hakkında bilgi verirmisiin?

HEBE DE BONAFINI:Bütün anneler biraraya geldiği zaman 200 kişi kadardık. 14 anne çivarında başladık, sonra da sayımız 200’ü geçti. 1977 Ekim ayının ortalarında, Maria günü,burada bir kamu gösterisi yapıp ve bunu bir ibadet yerinde gerçekleştiriyorlardı. Ve gençler, bir çok genç oraya gidiyordu. Anneler olarak gitmeye karar verdik, ancak o zaman birbirmizi tanımıyorduk. Hepimiz Beba, Pipa, Chola gibi takma isimer kullandık. Birbirimizin gerçek isimlerini bile bilmiyorduk. özellikle yaptığımız bir şey değildi. 70 km yürüdükten sonra kendimizi gece karanlığında tanımak için ”neden bir başörtüsü takmıyoruz” dedik. Bu annelerden birinin önerisi idi çünkü o zamanlarda heniz kağıt ürünleri yoktu. Böylece ilk başörtüsü bir mendilden yapıldı. Sonra biz ismi başörtüsüne yazdık ve sosyal ilişkiler kurduk ve sonra bütün isimleri koyduk. Ve bu bizi bütün dünyada tanıtan işaret haline geldi.Sanki çoçuklaırmızın bize sarılmaları idi. Bizi ölüm ile özdeşleştirmelerini istemiyoruz. Bizi yalnızca yaşamla özdeşleştirmelerini istiyoruz.

Adına ESMA (eski gözaltı merkezi-toplma kampı) denilen yer, müze değilde sanat okulu haline geldi. Ona yeni bir isim verdik: Ecune, manası çocuklar için bir kültür alanı olmasıdır. Şimdi, orada bir oyun sergilenecek, bu çok güzel bir şeydir. Emekliler, çoçuklar herkes oraya gidiyor. Orası bir ölüm yeri idi, biz yaşamın simgesi haline getirdik ve oraya yaşam verdik. Başkan Néstor Kirchner’den Denizcilik okulunu istedik, orayı istedik. İşkençe ve infazlar için eğitimi orada verdiler. Ve şimdi orada, o aynı yerde, insanları mutlu yapmak için yaşam öğretimi sunuyoruz.

AMY GOODMAN: Ya Mayo meydanında taşıdığınız resimler?

HEBE DE BONAFINI: Artık o resimleri taşımıyoruz. Burada bir resim var- taşıdığımız bütün resimlerin birlikte kolajı. Bu resimleri kullanıp bir piramit haline getiriyorduk. Yaptığımız piramiti üzerinde isim olmayan resimlerle kaplıyorduk. Ve şimdi onların hepsini, çocuklarımızı ve şimdiden sontra devrimcilerin potrelerinin galerisi olarak kullandığımız kültür binasına götürdük. Oldukça, oldukça etkileyici ve onların orada olması güçlü bir semböldür.

AMY GOODMAN: Ve neden özellikle Mayo meydanında yürüyüş yaptınız?

HEBE DE BONAFINI: Çünkü hükümet binalarının önündeki meydandır. ve oraya gitmek için bir çaba gerekiyordu. Aynı Beyaz Saray gibi. Ve oraya gitmek her zaman zor idi.

AMY GOODMAN: Hebe, şu anda yürütülen mahkemelerin önemi hakkında ne söylemek istiyorsunuz?

HEBE DE BONAFINI: Delillere sahip olduğumuz toplama kampları hakkında yürütülen davalara katılıyoruz. Başarılı bir avukat grubumuz var ve onlar bu davalara bakıyorlar. Ancak on yıl kadar önce, nasıl hatırlanmamız gerektiği hakkında bir öneri sunduk, çünkü hepimiz yaşlanıyoruz, yaşlarımız 80-96 arasındadır. ve böylece kendimize nasıl hatırlanmak istediğimizi sormaya başladık. Adalet için askerlerle mücadele eden anneler mi ? Ya da çocuklarımızın aynen savaştığı gibi yeni bir ülke için inişa edebilecek anneler olarak mı? Böylece yaşamımızın bu aşamasında – bir askeri yetkiliyi hapse koymak mı yoksa bir çocuğun yiyecek ve eve sahip olması, ve belkide sağlık servisleri sahip okuyan biri olması mı önemliidr?

Biz çocukların mutluluğunu seçtik, bundan dolayı Paylaşılan Rüyalar adını verdiğimiz konut projesini kurduk ve gayet güzel evler inşa ettik. Ve bunun nedeni çok fakirler için inşa edilen acil köyleri ortadan kaldırmak idi. İnsanların çöplüklerde yaşadığını ve üç ay sonra da kadın ve erkek birlikte çalıştığını, evler inşa ettiğini, yeniden bu ülkenin vatandaşları olarak kendilerini hissetmelerini görmek çok duygulandırıcı idi. Onlara, bir iş sağlamak için, daha önce yaşamlarını nasıl kazandıklarını bile sormadık. Tek başına bir iş imkanı bile onların yaşamlarını değiştiriyor. Uyuşturucu ve alkolü bir tarafa bıraktılar ve bu, derin ve nefes kesici bir dönüşüm idi.

AMY GOODMAN: ”Niçin geriye bakıyorsunuz? ileriye bakın, bunlar tarih oldu”, diyenlere ne diyorsunuz

HEBE DE BONAFINI: Gerçekte eğer tarihi yoksa bir ülke inşa edemezsiniz. Geriye bakıp bundan dolayı paralize olmuyoruz. Bu yalnızca bir hatırlama sorunu da değildir. Hatıraların üretici olmasına ve birşeyler inşa etmeye yaraması gerçekliğine dikkat çekiyoruz. Bunun için ileriye bakıp mücadeleye karar verdik, böylece insanlar hakları olan şeylere sahip olsunlar dedik. Biz bunu yapabildik çünkü Başkan Kirchner bizle bir sözleşme imzalayıp önerilerimizi kabul etti, çünkü bizim bir paramız yok idi. Bize saygı duydukları için itibarımız var, çünkü biz çalıp çırpmayız. Ve bu yılın sonunda(2010) inşa ettiğimiz evlerin sayısı 10.000’e ulaşacaktır. Bizim için büyük bir başarıdır, büyük bir rakam.

Birinci Bölümün Sonu
Çeviri: Erol Yesilyurt /Lahy

İkinci Bölüm:

HEBE DE BONAFINI:”Kayıpların hepsi benim çocuklarım. Şimdi 30.000 çocuğum var.”


Arjantin: Kayıp tutukluların kızına el koyan iki sanığa 10 yıl hapis cezası

Arjantin’de kayıp anneleri: Ümit ve insan haklarının yaşayan mirası

Victor Jara’nın katillerine 37 yıl sonra mahkeme yolu

Arjantin:Diktatör Videla ve 31 askeri cunta görevlisine müebbet hapis cezası verildi


Posted in Arjantin, İnsan Hakları | Etiketler: , , | 1 Comment »

Küba’dan Haiti dersi- Nina Lakhani

Posted by lahy 16/01/2011

Onlar, Haiti deprem felaketinin, Barack Obama’nın muazzam ABD insani yardımıyla yaralarını saracağı sözü verdiği insani yıkımın, asıl kahramanları. ABD’nin baş düşmanı Küba’nın bu kahramanları, ABD’nin girişimlerinin ne denli rezil düzeyde olduğunu gözler önüne serdiler. Bin 200 Kübalı tıp tugayı, Fidel Castro’nun uluslararası tıbbi misyonunun bir parçası olarak depremin ve ardından koleranın yıktığı Haiti’de faaliyet yürütüyor. Ancak bu faaliyet sosyalist devlete birçok dost kazandırırken, uluslararası düzlemde çok az biliniyor.

Haiti depreminin gözlemcileri, 250 bin insanı yok eden, 1.5 milyonunu evsiz bırakan yıkımla baş etmede yardım kuruluşlarının tek başına olduklarını düşündükleri için affedilebilirler. Aslında, Haiti’de Küba’nın sağlık çalışanları 1998’den beri bulunuyordu, deprem vurduğu sırada da 350 kişilik güçlü bir ekip daha gönderildi. ABD ve İngiltere’den gelen yardım tantanası ve reklamının ortasında yüzlerce Kübalı doktor, hemşire ve terapist haklarında bir söz dahi edilmeden oraya vardılar. Çoğu ülke 2 ay içerisinde ülkeden giderken, Kübalıları ve Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütünü yoksul Karayipler adasının temel sağlık hizmetleri sağlayıcısı olarak yalnız bıraktılar.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan veriler, Haiti genelinde 40 merkezde çalışan Kübalı sağlık personelinin Ekim’den bu yana 30 bin kolera hastasını tedavi ettiğini gösteriyor. Onlar, kolera hastalarının yüzde 40’ını tedavi eden en büyük uluslararası ekip. Haiti’nin çoktan yüzlerce vatandaşını öldüren salgınla baş etmede zorlandığının netleşmesinin ardından bir diğer Kübalı ekip, felaket ve acil yardım uzmanı ekibi, Küba Henry Reeve Tugayları geçtiğimiz günlerde ülkeye ulaştı.

1998’den beri Küba, 550 Kübalı doktoru Küba’daki Latin Amerika Tıp Okulu’nda ücretsiz olarak eğitti. Şu anda diğer 400 Haitili doktor da ücretsiz eğitim, ücretsiz kitap ve ekonomik yardımın olduğu okullarda eğitilmekte.

Küba’nın uluslararası tıbbi ekiplerini inceleyen, Kanada’daki Dalhousie Üniversitesi Latin Amerika çalışmaları Profesörü Jonh Kirk, şunları söylüyor: “Küba’nın Haiti’ye yardımı dünyanın en büyük sırrı gibi. Yükün çoğunu sırtlayan onlar olsa da, Küba’dan çok az bahsediliyor.”

Yardım geleneği Küba’nın 1960’ta büyük bir deprem yaşayan Şili’ye nitelikli doktorlar göndermesiyle başladı. Bunu 1963’te Cezayir’e 50 doktor gönderilmesi takip etti. Bunlar, devrimden 4 yıl sonra oluyordu.

Dünya etrafında nam ve dostlar kazanan gezgin doktorlar, ülkenin dış politikası ve ekonomi politikaları için son derece faydalı bir silah işlevi görüyor. En çok bilinenlerden birisi Venezuela’nın yoksul köylerinde, göz doktorlarının petrol karşılığında katarakt hastalarını tedavi ettiği Miracle Operasyonu. Bu insiyatif, 1967’de Che Guavera’yı öldüren Bolivyalı çavuş Mario Teran da dahil dünya genelinde 1.8 milyon insanın görme bozukluğunu tedavi etti.

Amerika’yı vuran Katrina Kasırgasından sonra ABD tarafından geri çevrilen Henry Reeve Tugayları, 2005 Pakistan depreminde ülkeye ilk varan ve 6 ay sonra en son ayrılanlardı.

75 bin Kübalı doktorun üçte biri ve 10 bin sağlık personeli şu anda El Salvador, Mali ve Doğu Timur gibi 77 fakir ülkede çalışmalar yürütüyor. Buna rağmen İngiltere’de bile her 370 kişiye bir doktor düşerken, ülkede her 220 kişiye bir doktor düşüyor.

Her gittikleri yerde, Kübalılar aileleri evlerinde ziyaret ederek, aktif bir şekilde anne ve çocuk sağlığını kontrol ederek önleme odaklı bütünsel modellerini uyguluyorlar. Bu uygulama El Salvador, Honduras ve Guatemala gibi ülkelerde anne ve çocuk ölümlerini, bulaşıcı hastalık oranlarını düşürüp arkasında daha eğitimli sağlık personelleri bırakarak çarpıcı sonuçlar üretiyor.

Küba’da tıp eğitimi en az 6 yıl sürüyor. Mezun öğrenciler 3 yıl aile hekimi olarak çalışıyor. Yanında bir hemşireyle birlikte, her doktor yaşadığı bölgede 150-200 aileye bakıyor.

Bu model, (OECD verilerine göre) kişi başı harcama İngiltere’deki 3 bin dolar, ABD’deki 7 bin 500 dolarken, kişi başı harcamanın sadece 400 dolar olduğu Küba’nın dünyadaki en gelişmiş sağlık düzenlemelerini gerçekleştirmesini sağladı.

*Nina Lakhani’nin 26 Aralık 2010’da The İndependent’da yayınlanan yazısını ETHA İngilizce orjinalinden çevirdi.

Posted in Haiti, Küba | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: