latin amerikan haber yorum

Archive for Haziran 2011

Bolivya’da ‘gıda devrimi’

Posted by lahy 28/06/2011

Bolivya Cumhurbaşkanı Eva Morales, ülkesinin gıda güvenliğini garanti altına almaya yönelik bir yasayı onayladı.

Morales

Plan uyarınca tohum ve gübre üretecek kamu şirketleri kurulacak.

Hükümet, biyoçeşitliliği koruma ve yabancı tohum şirketlerine bağımlılıktan kurtulmayı amaçlıyor.

Bu yılın başlarında, gıda sıkıntısı ve fiyatlardaki artış ülke çapında protestolara neden olmuştu.

Küresel gıda fiyatlarındaki artış, birçok Bolivyalıyı “quinoa” gibi geleneksel yiyecekleri yerine ucuz, ithal alternatiflere yöneltmişti.

Hükümet ‘Bolivyalıların nesiller boyu kendi kendilerini doyurabilmelerini sağlayacak gıda devrimi için” 10 yıl içinde yarım milyar dolarlık yatırım yapacak. Küçük çiftçilere cömert krediler sağlanacak.

Bolivya’da, patates ve mısır dahil binlerce çeşit ürün yetiştiriliyor.

Morales hükümeti, doğal ayıklanma yöntemiyle, genetik stoğunu geliştirmeyi amaçlıyor.

‘GDO’lu tohum işgali’

Hükümet, yerli ürünleri bozacağını söylediği genetik yapısı değiştirilmiş tohumların işgaline direneceğini vurguluyor.

Bolivya’nın Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü FAO’daki temsilcisi Lisa Panades, yeni yasayı doğru yönde atılmış bir adım olarak niteledi.

Panades, “Yasa gıda üretimini artıracak koşulların oluşturulmasını öngörüyor. Özellikle de zor durumdaki küçük çiftçiler arasında. Kuşkusuz bu yasa tek başına sorunları çözmeyecek. Ancak hükümetin desteğiyle, bu yasa tam olarak uygulanırsa, Bolivya’nın gıda bağımsızlığı garanti altına alacak mükemmel koşullar var” dedi.

Bolivya yakın bir zamana kadar gıda fiyatlarındaki küresel artıştan etkilenmemişti. Ancak şekerin fiyatı bu yılın başlarında iki katına çıktı.

Yüksek kesimlerde yaşayan bazı topluluklar, fiyatların artması nedeniyle tohumları yenen bir bitki olan geleneksel besinleri quinoa yerine pirinç ve makarnaya yönelmeye başladı

Posted in Bolivya, Genel Haberler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Greenpeace Amazon’un tahribatı ve seri cinayetleri kınadı

Posted by lahy 18/06/2011

Brezilya’nın Amazon Ormanları’nda cinayetler artıyor. Bir ay içinde kaçak oduncularla mücadele eden altıncı köylü de kimliği belirsiz kişilerce öldürüldü.

31 yaşındaki köy işçisi Obede Loyola de Souza da, cinayetlere kurban gidenlerden sadece biri. Souza’nın cesedinin evinin yakınındaki ormanlık bölgede bulunduğu bildirildi.

Uluslararası çevre örgütü Greenpeace, Brezilya hükümetine konuyla ilgili gerekli önlemleri alması çağrısında bulundu: “Ne yazık ki, hükümet gerekli tedbirleri almıyor. Diğer taraftan, eylemlerle ve politikalarıyla Amazonlar’daki bu cinayetleri teşvik eden mesajlar gönderiyor. Çünkü cinayetlerin sorumlularını ve ağaçları yok edenleri cezalandırmaktansa, hükümet arazilerin gasp edilmesine ses çıkarmıyor. 2008’de hükümet 66 milyon hektarlık alanın istila edilmesini yasal olarak tanıdı. 66 milyon hektar, iki Avrupa ülkesinin; Fransa ve Almanya’nın toplam alanına eşittir.”

Para eyaletinde çevrecilerle yasadışı gruplar arasındaki mücadelede şiddet giderek artıyor. Bölge halkı ise bu durumdan endişe ediyor.

Köylülere yönelik cinayet ve tehdit olaylarının artması üzerine Brezilya hükümeti, Amazon Ormanları’nın bulunduğu bölgede güvenliğin artırılacağı sözü verdi

Posted in Brezilya, Ekolojik Hareketler | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Che Guevara’nın Sierra Maestra Günlükleri Yayınlandı

Posted by lahy 15/06/2011

Che’nin eşi Aleida MArch tarafından yönetilen Che Guevara Araştırmaları Merkezi, Sierra Maestra dağlarında sürdürülen gerilla mücadelesi sırasında Che’nin tuttuğu günlükleri edit etmeden yayınladı. Günlükler daha önce edit edilerek ”Devrimci bir Gerilla’nın Notları” adıyla yayınlanmıştı.  Günlükler 2 Aralık 1956’dan diktatör Fulgencio Batista’nın düştüğü Ocak 1959’a kadar olan dönemi kapsıyor.
Yeni basılan kitabın önsözünde daha önce yayınlanmayan bazı önemli bölümlerin olduğu ancak Che’nin adayı iyi tanımaması ve yazdıklarını gözden geçirememesi nedeniyle bazı hataların olduğu ya da gözlemlerini gelistiremediği belirtildi.

Yeni basılan kitap, Che’nin doğum günü olan 14 Haziran Salı günü Havana’da tanıtıldıç Kitabı Avusturalyalı yayınevi Ocean Press/Ocean Sur ”Bir Savaşçının Günlüğü” başlığı ile yayınladı.

Öte yandan Küba, Venezüella ve Bolivya’da ve diğer ülkelerde Che’nin doğum günü vesilesiyle anma toplantıları düzenlendi.

Posted in Küba | Etiketler: | Leave a Comment »

Humala: ‘Kimse cezaevinde ölmemeli, Fujimori bile’

Posted by lahy 13/06/2011

Peru’nun yeni devlet başkanı Ollanta Humala, hapisteki eski Peru devlet başkanı Fujimori’yi kötüleşen sağlık koşulları sebebiyle affedebileceğini söyledi.

El Comercio isimli Peru gazetesine konuşan Humala bu kararın insani sebeplerle alınabileceğini söyledi.

Yeni başkan “çocuklara tacizde bulunan müebbet hapis cezalıları dışında hiç kimse ceza evinde hayatını noktalamalalı dedi”.

Eski Peru devlet başkanı Fujimori iktidarda olduğu 1990-2000 döneminde sebep olduğu insan hakları ihlalleri ve katliamlar sebebiyle 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Tartışmalı af meselesi

Fujimori geçtiğimiz ay dil kanseri belirtileri gösteren ağır sağlık durumu sebebiyle hastaneye kaldırılmıştı.
Eski devlet başkanı bu süre içinde 15 kilo kaybetmişti.
Fujimori’nin affı konusu, geçtiğimiz günlerde Humala’nın zaferiyle sonuçlanan başkanlık sürecinde gündeme gelmişti.
Humala’nın son ana kadar rekabet ettiği Fujimora’nın kızı Keiko, birçok yorumcu tarafından babasını affedebilmek için başkanlık yarışına girmekle eleştirilmiş, ve bu iddialar Keiko tarafından reddedilmişti.
Temmuz ayı sonunda başkanlık görevini devralacak Ollanta Humala’dan önce, şu anki başkan Alan Garcia ise Fujimori’nin affı konusuna soğuk bakıyor.
Fujimori özellikle Peru’daki sol örgütlere karşı uyguladığı sert mücadele ve uygulamlarla tepki uyandırmıştı.
Yeni devlet başkanı Ollanta Humala ise Güney Amerika’daki sosyalist liderlerle yakın dostluğu ile biliniyor.(BBC)

Posted in Peru | Leave a Comment »

Latin Amerikalı Kadınlar Cinsel Tacize karşı ”Slut Walk” yürüyüşünde

Posted by lahy 13/06/2011


Kadınlara karşı gerçekleştirlen şiddet ve tacizi kınamak amacıyla, Nikaragua, Honduras ve Meksika dahil olmak üzere bir dizi Latin Amerika ülkesinde kadınlar yürüdüler.Meksika’da erkeklerinde katıldığı yürüyüşte, ”Hayır Hayır demektir” ve ”Hayat Kadınları kutsaldır” gibi sloganlar taşıyan kadınlar düşük omuzlu elbiseler giyerek kadınların ıstediği gibi giyinebileceğini vurguladılar.

‘Slut yürüyüsleri’ geçen Nisan ayından Kanada’nın Toronto şehrinde bir polis memurunun kadın ögrencilere tacize uğramamak için Slut (Hayat Kadını) gibi giyinmemelerini tavsıye etmesinin ardından başladı.

Hafta sonunda Londra, Sdyney ve Delhi gibi bir çok şehirde kadınlar yürüdüler.

FOTO GALERİ
Amanda Tan

Posted in Genel Haberler | Leave a Comment »

Sosyalist ve Bolivarcı devrimde yasanın rolü

Posted by lahy 13/06/2011

FERNANDO VEGA*

1999’dan beri Venezuela’da önemli yasal değişiklikler yapıldı. O yıl Ulusal Anayasa Meclisi’nde hazırlanan anayasa halk oylamasına sunuldu ve bunun kabul edilmesiyle ülkenin adı, Simon Bolivar’ı onurlandırmak için Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

Anayasanın odağındaki haklar, yaşama ve ifade hakları, özel mülkiyet, seyahat özgürlüğü, savunma hakkı gibi geleneksel hakların ötesindeydi; insanların onurlu bireysel haklarını gerçek evrenselliğiyle yaşayabilmeleri için sağlık hakkı, ücretsiz eğitim ve barınma hakkı güvence altına alınmıştı. Bunlar ikinci nesil haklar veya toplumsal haklar olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu anayasa bunların da ötesine geçerek üçüncü nesil hakları (örneğin çevresel ve kültürel haklar) da içermektedir.

Bolivarcı anayasamızdaki değişimler, halkın çoğunun faydasına olacak toplumsal girişimlere vurgu yapmakta ve onlara bireysel girişimlerden daha fazla öncelik vermektedir.

Bu iddianın dogmatik kanıtı anayasanın 1. ve 2. maddelerinde açıkça gözükmektedir. Birinci madde Simon Bolivar’ın doktrinine yeniden can verirken ikinci madde, ülkeyi yönetenleri ve yurttaşları sınırlandırmamak için ‘Hukuk Devleti’ değil, ‘Demokratik ve Toplumsal Hukuk ve Adalet Devleti’ terimini kullanmaktadır. Bu büyük bir değişim demektir, böylece Venezuela liberal-demokrat devleti geride bırakıp demokratik ve sosyal bir devlet olmuştur.

Şimdi, anayasanın dayanışmayı, toplumsal ve kolektif meseleleri nasıl bireyciliğin, bencilliğin ve aç gözlülüğün üzerinde tuttuğunu anlatmak için bazı anayasa maddelerine bakalım, bu algının nasıl yansıtıldığını görelim.

ÖZEL TEŞEBBÜS, ADİL PAYLAŞIM
112. madde özel girişimciliğe olanak veriyor, ancak bunu hemen devletin adil gelir paylaşımı garantisi vermesi ve planlama, teşkilatlandırma ve ekonomik düzenlemeler yapması yükümlülüğü ile sınırlandırıyor.

114. madde yasadığı ekonomi, spekülasyon, istifçilik, tefecilik, kartel oluşturma ve benzeri faaliyetleri yasaklıyor ve ciddi yaptırımlar öngörüyor.

118. madde “devlet, birikim fonları, mikro-şirketler, toplumsal birlikler ve benzeri örgütlülük yapıları da dahil olmak üzere hangi türden olursa olsun dayanışma örgütleri, kurumları ve kooperatiflerini, halkçı ekonomiyi iyileştirmek amacıyla destekleyecektir” diyor.

FARKLI BİR ÂDEMİ MERKEZİYETÇİLİK
158. madde, âdemi merkeziyetçiliği ve özerk yönetimi ‘nüfus ve güç arasında bir yaklaşımı destekleyen ve demokrasiyi derinleştiren ulusal bir politika’ olarak tanımlıyor ve devlet garantileri vererek demokrasinin işlemesi için uygun ortamı yaratıyor. Böylesine bir konsept, liberal demokrasi ile burjuva özerk yönetimi ve ademi merkeziyetçilikten çok farklıdır. Liberal demokrasiye göre âdemi merkeziyetçilik ve özerk yönetim, sadece merkezi yönetimin bazı yetkilerini yerel yönetimlere bırakmasıdır.

173. ve 184. maddeler doğrudan, eyaletlerde finansal kaynakları mahallelere ve ortak ihtiyaçlara göre dağıtacak, belediye hizmetlerini topluluklara ve mahallelere yönlendirecek yapıların kurulmasından bahsediyor. Bu kendilerini otomatik olarak yöneten yeni bir yapılanma getiriyor. Halkın topluluk konseylerinde ve komünlerde güçlü bir söz sahibi olmasının temeli de budur.

300. madde, yatırım yapılan kaynakların ekonomik ve toplumsal üretkenliği arttırmak için sosyal ve girişimci aktiviteleri yürüten bir organizmalar devleti yaratmaktadır.

GERÇEK TOPRAK REFORMU
307. madde çok büyük toprak sahipliğinin toplumsal faydaya karşı olduğunu ilan eder ve tarıma uygun olup da kullanılmayan bütün toprakların tarıma açılmasını emreder. Dahası, toprağın o bölgede yaşayan halka aktarılmasını öngörür. Kısaca, derin bir toprak reformu sağlar.

308. madde “devlet, temeli toplumsal girişimcilik olan ülke ekonomisini güçlendirmek için, çalışma, tasarruf ve tüketim amacıyla, küçük ve orta büyüklükteki imalatçıları, kooperatifleri, birikim fonlarını, aile şirketlerini, mikro-şirketleri ve diğer tüm toplumsal kurumları korumak ve desteklemek zorundadır” demektedir.

Dahası, Venezuela Devleti dengeyi sağlamak için 2 değerli enstrümana güvenmektedir. 318. maddeye göre Merkez Bankası devletin genel ekonomi politikasıyla uyumlu bir şekilde hareket etmelidir. Ayrıca, devlet kamu faydası ya da toplum çıkarları amacıyla kamulaştırma yapabilir.

KAPİTALİZMİN KALBİNE SALDIRAN ANAYASA
Bu temel norm,1961’de hazırlanan liberal demokrat anayasa gibi bir anayasaya değil, üretim araçlarını toplumsallaştırdığı ve toplumsal, endüstriyel, ticari ve zirai olarak ortak mülkiyeti sağladığı için kapitalist üretim sisteminin tam kalbine saldıran bir anayasaya sahip olduğumuzu gösterir. Dahası, özel mülkiyet yerine toplumsal mülkiyet altında olduğunda daha fazla kâr ve toplumsal fayda sağlayacak olan toprakların ve fabrikaların kurtarılmasını sağlamaktadır.

Eğer kapitalist üretim sistemi, doğru koşullar ve doğru zamanda sadece sosyalist üretim sistemi ile değiştirilebilecekse ve Venezuela’da gıda, inşaat, petrol, madencilik, temel endüstriler, tarım üretimi ve hayvancılık sektörlerinde, anayasa ve diğer yasalardan güç alarak kapitalist üretim sistemine meydan okuyan bir değişim süreci varsa, o zaman Venezuela’da sosyalizmin kapitalizmin yerini almakta olduğunu söyleyebiliriz.

Bu siyasal bir söylem değil gerçeklik. Gerekli nesnel ve öznel koşulların, kaynağını toplumdan alan ve toplumun benimsediği değişimlerin başlamasına olanak verdiği tarihi bir zamandayız. Bu yüzden toplum, davranışlarını buna uyarlamak, yeni adetler geliştirmek, eski gelenekleri kaldırmak ve hatta her gün neredeyse her şeye sahip olan insanlarla hiçbir şeye sahip olmayan insanlar arasında bir savaşın yaşandığı, bencillik ve bireysellik tarafından baltalanan bir toplumda sürekli bir varoluş savaşıyla temsil edilen zor çalışma koşulları nedeniyle unuttuğumuz toplumsal alışkanlıkları yeniden hatırlamak zorundadır.

SOSYALİZMİ DESTEKLEYEN YARGI
Bütün bunlara göre eğer Venezuela Devleti planlı ve kararlı bir şekilde toplumu Bolivarcı ve demokratik sosyalizme yönlendirmek istiyorsa, bu artık bir devlet politikamız olduğu ve anayasanın erkler arasındaki işbirliğini düzenleyen 138. maddeye göre yargı erkinin de yasalar çerçevesinde bu sürece katkıya bulunması gerektiği anlamına gelmektedir.

Anayasa ve yasalara uygun bir sosyalist politikanın geliştirilmesi için yargı erkinin işbirliği yapması, hâkimlerin, savcıların, polislerin ve bütün personelin profesyonel davranışları sayesinde gerçekleşecektir.

Liberal anayasaların kontrolü altındayken, ülkedeki bütün mahkemeler liberal-demokratik yapıları korumak için kendi halkıyla savaşmaya adanmıştı. Şimdi ise, cumhuriyetin bütün mahkemeleri, Bolivarcı ve sosyalist demokrasinin kurulmasına engel olan bütün davranışları ağır şekilde cezalandırmalıdır.

Hâkimler, yasaların sonsuz bir adalet konsepti içeren varlıklar olmadığını her zaman hatırlamalıdır. Yasaları, doğal hukuk kuramına göre algıladığımız açıktır. Soyut bir kavram olmaktan öte, adalet (aşk gibi) bir duyguymuş gibi gözüküyor. Açıkça, adalet olup olmadığını fark etmemizi sağlayan içkin duygular vardır, özellikle de ortada bir adaletsizlik varsa. Çünkü adalet hissi, insanın ilk minnet duyduğu şeylerdendir. Ernesto Guevara de La Serna, yani ‘Che’, aynı soyadı taşıdığı için akraba olup olmadıklarını soran birine verdiği cevapta bunu gayet açık bir şekilde anlatmıştır: “Aynı aileden olup olmadığımızı bilmiyorum, ancak dünyada bir adaletsizlik işlendiği zaman bu adaletsizlikten dolayı öfkeden titriyorsan yoldaşız demektir”.

Dün adil olan yasa bugün adil olmayabilir, çünkü içinde yaşadığımız koşullar ve içinde yaşadığımız toplum sürekli olarak değişiyor. Yasama ve yargı tarafından yürütülen yasalarımız canlıdır ve ilerlemektedir.

Öte yandan, yasaların hukuki pozitivizmin iddia ettiği gibi üretildikten sonra mükemmel bir yaratılışla adalet bahşeden yapılar olmadığını da söylemeliyiz. Her durumun karakteristiği kendine özgü olduğu için, bir olayı değerlendirirken yazılı kurallar temelde olsa bile hâkimler olayın tamamını değerlendirmeye almak ve davayı aydınlatmak için olayın gerçekleştiği ortamı da dikkate almalıdır. Hukuk ile gerçeklik arasındaki bağ böylece daha kuvvetli olacaktır.

HUKUK VE TOPLUMSAL GERÇEKLER
Bu yüzden hâkimler yasalar ve içtihatları bildikleri kadar toplumsal gerçeklikleri de bilmek zorundadır. Uyuşturucu trafiği, terörizm, yolsuzluk veya yıkıcılık gibi konulardaki davalarda, toplumsal gerçeklikleri göz önüne almadan karar vermek affedilemez.

Önceki anayasa ile karşılaştırdığımızda çok ilerledik. O dönemlerde yargı erki, hukuk mafyaları ve aşiretlerin sızdığı, bozulmuş bir yapıydı. Bu, dürüst ve kendini işine adamış hâkimler olmadığı anlamına gelmiyor, ancak onlar sayıca çok azdı. Ülkedeki bazı uluslararası avukatlık ve hukuki danışmanlık firmaları, her seviyeden hâkimleri ve savcıları kontrolü altına almıştı.

Yani hiç şüphe olmasın ki çok ilerledik. Yine de yargı erkinin önünde, hem yazılı yasalara göre, hem de demokratik ve güvenilir fikirlere ve muğlâk olmayan ahlak anlayışına göre adalet dağıtma görevini verimli bir şekilde yerine getirebileceği iç gelişime ulaşmak için yapması gereken çok sayıda yapılmamış görev vardır. Kendimizi bu göre hevesle ve fedakârlıkla adamalıyız. Hukuk bilgimizi sürekli olarak arttıran Hukuki Yenilenme Kursları için gerekli olan her imkânı temin ederek hâkimlerin evrensel, demokratik, açık ve şeffaf bir hukuk yönetimine doğru ilerlemesini sağlayacak bilgi işleme tekniklerini benimsemeliyiz. Hukuki personel için, sürekli olarak Bolivarcı ve sosyalist etik atölyeleri sağlamanın vazgeçilemez olduğunu düşünmekteyiz. Bunlar hâkimlik gibi onurlu bir mesleğe sahip olan bizlerin, hukuk sistemi içerisindeki konumumuzdan bağımsız olarak, üzerinde düşünmemiz gereken konulardan bazılarıdır.

*Bu yazı, Yargıtay Hâkimi Fernando Vega’nın, 2011 Adli Yılı Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmanın metnidir.

ZNET’TEN ÇEVİREN: ONUR EREM=Birgun

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

On iki yıllık Bolivarcı Devrim üzerine bir değerlendirme -Gregory Wilpert

Posted by lahy 12/06/2011

Chavez’in 2 Şubat 1999’da Venezüella başbakanı olarak yemin etmesinin ardından, 12 yıl sonra uluslararası ana akım medyaya bakan biri kolaylıkla Venezüella’nın bir sosyalist devlet diktatörlüğü olma yolunda, dönüşü olmayan bir noktaya geldiği izlenimine kapılabilir. Zayıf ekonomi, başbakanlık hegemonyası, suç ve yozlaşma, şirketlerin keyfi kamulaştırılması ve özel medya ile muhalefet liderlerine yapılan baskı hakkında çok şey yazılıp çizildi. Eğer tüm bunlar doğruysa o zaman Başbakan Chavez neden seçimlerde Venezüella içinde böylesi büyük bir destek buluyor? Doğrudur, yakın dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarındaki başarı Chavez için görece sınırlı olmuştur, ancak o ve destekçileri ülke nüfusunun yaklaşık yarısının desteğini almaya devam etmektedir.[1] Daha da önemlisi düzenli yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Venezüellalılar bölgedeki diğer ülkelerin çoğunun siyaset ve ekonomilerine nazaran kendi ülkelerinin siyasal sisteminin daha demokratik olduğunu ve ekonomilerinin daha iyi durumda olduğunu düşünmektedir. Kamuoyu yoklamaları ve seçim sonuçlarının sahte olabileceği yönündeki teorik varsayımı bir kenara bırakırsak, Chavez ve hükümeti Venezüella böylesi bir suç, baskı ve kötü ekonomi kâbusundayken nasıl olup da böylesi büyük bir destek almaya devam etmektedir?

Venezüella’nın başarısız bir sol deneyim olmaktan son derece uzak olduğunu iddia ediyorum. Dahası tam tersi bir durumun geçerli olduğuna dair elimizde oldukça sağlam kanıtlar var. Venezüella 12 senelik Chavez hükümeti sırasında daha eşitlikçi, kapsayıcı ve katılımcı bir toplum yaratma yolunda önemli gelişmeler göstermiştir. Bu gelişmeler hükümetin devam eden popülaritesini de açıklamaktadır. Aynı zamanda, Chavez’in başkanlığı boyunca varlığını sürdürmüş ya da yeni yeni ortaya çıkmış bazı eksiklikler olduğunu da kabul etmek gerekir. Tüm bunlar Chavez hükümetinin 2006’da yeniden seçilerek (aynı yılın Aralık ayında tüm oyların %62,8’ini kazanarak) popülaritesinin tavan yapmasını ve zamanla azalmasını da açıklamaya yardımcı olacaktır.

12 yıllık hükümet deneyiminin ardından görece yüksek oranlı bu desteği açıklamak için Chavez hükümetinin yönetim şekli, ekonomik, toplumsal ve uluslararası ilişkiler alanında yaptığı en önemli bazı ilerlemeleri sunacağım. Daha sonra en önemli eksikliklerin neler olduğuna ve bu eksikliklerin sürmesinde hangi etkenlerin ya da engellerin belirleyici olduğuna bakacağım. Bu hiçbir şekilde geniş bir liste olmayacak, daha çok benim önemli gördüğüm gelişmeler, eksiklikler ve engellerden oluşan bir özetten ibaret olacaktır.

GELİŞMELER

Siyaset Alanı

Venezüella’da son 12 yılda meydana gelen siyasal değişikliklerin çoğu, daha önce siyaset dışı kalmış toplumsal kesimlerin siyasete katılım oranında büyük artışa sebep olmuştur. Bu durum geniş çeşitliliğe sahip bir alanda meydana gelmiştir. Örneğin oy vermek için kayıtlı seçmen nüfusu 1998’de yüzde 79’dan 2010’da yüzde 92’ye yükselmiştir. Aynı şekilde başkanlık seçimlerine katılan seçmen sayısı 1998’de yüzde 65,5 iken 2006’da yüzde 74,6’ya yükselmiştir. Yüksek katılım oranı ile kayıtlı seçmen sayısındaki artış bir araya geldiğinde seçmen nüfusun katılım oranı 1998 ve 2006 yılları arasında yüzde 51’den yüzde 69’a yükselmiş demektedir.[2] Venezüellaların büyük bölümü yoksul kesimden geldiği ve daha önce oy kullanmama eğiliminde olduğu için yeni seçmenlerin çoğu yoksul bir arkaplana sahiptir. Bu rakamları yakın dönemin en yüksek katılımıyla 2008’de seçmen kitlesinin sadece yüzde 57,4’ünün oy verdiği Birleşik Devletler ile kıyaslayın.[3]

Venezüella’nın demokratik sicilini olumlu yönde destekleyen bir diğer olgu, Chavez döneminde geçen yeni 1999 anayasası sonucunda elektronik ve kâğıt, çift yönlü oy pusulalarıyla Venezüella’nın dünyanın en güvenli seçim sistemlerinden birini inşa etmiş olmasıdır. Seçim sistemi dünyanın her yerinden gelen gözlemciler tarafından takdir edilmiştir.

Daha önce nüfusun dışlanmış kesimlerinin yönetime dâhil edilmesi bakımından ele alındığında bölgedeki nüfusa 1999 anayasası ile kendi dillerine, kültürlerine ve topraklarına sahip olma gibi yeni haklar tanınmıştır. Aynı zamanda bu kesimler bugün Ulusal Meclis’te güvence altına alınmış üç temsilciye sahiptir.

1999 anayasasında kadın haklarına da geniş yer ayrılmış ve ev işlerinin emeklilik gelirini hesaplamada gelir getirici iş kapsamına alınması kararlaştırılmıştır (ne var ki bugüne kadar yürürlüğe konmamıştır). Dahası borçlanma, toprak reformu ve kamu eğitimi ile yoksulluğu azaltma gibi toplumsal programlara erişimde kadınlar ve yerli halklara pozitif ayrımcılık olanakları sunulmaktadır.

Sadece daha fazla Venezüellalının siyasal sürece katılımının yanında, aynı zamanda katılım için daha öncekinden daha fazla olanağa sahipler. Katılım için var olan bu olanaklar, seçilmiş bir temsilciyi görevden almak, kanunları onaylamak ve iptal etmek için vatandaşların referandum başlatma hakkı gibi pek çok biçimde kendini göstermektedir.

Belki de katılımın en yeni ve önemli biçimi toplumun yurttaşlar konseyi aracılığıyla kendi kendine örgütlenmesidir. Bunun neticesinde 2006’dan bu yana 30 binden fazla komünal konsey ve komün adıyla bilinen toplum konseylerinden oluşan çok sayıda küme meydana gelmiştir. Komünal konseyler 150-400 ailenin bir araya gelmesi ve çok çeşitli toplumsal gelişim projelerinden biri üzerinde çalışmaya karar vermesiyle oluşturuluyor. Bu projelere hükümet önemli miktarda fon sağlıyor.

Sivil toplum katılımcılığının bir diğer biçimi üyelerin yönetimin birbirinden bağımsız üç birimine (yargı, adli takip ve seçim) aday gösterilmesinde gerçekleşiyor.

Medyaya gelince, bugün Venezüella halkı ülke çapında yüzlerce yeni ve bağımsız halk radyosu ile televizyon istasyonunun yaratılmasına iştirak ediyor. Önceki hükümetler halk medyasına aman vermezken bugün devlet kurumları onlara sadece finansal destek vermekle kalmayıp eğitim ve ekipman konusunda da yoğun destek veriyor.

Latin Amerika’daki demokrasileri karşılaştırmak için Latinobarometro’nun her sene yaptığı kamuoyu araştırmalarına göre daha fazla kapsama ve katılım Venezüella’nın demokratik siyasal sisteminin daha fazla onay görmesiyle sonuçlanmış. Bunun anlamı Venezüellalıların Latin Amerika’daki diğer ülke vatandaşlarından daha fazla demokrasiye güvenmesi. Venezüellalıların yüzde 84’ü, “demokrasi diğer yönetim biçimlerine göre daha üstün bir yönetim biçimi,” derken bu oran Latin Amerika’nın tamamında ortalama yüzde 61.[4] Venezüellalıların yüzde 49’u kendi demokrasilerinden memnun olduğunu söylemekte. Bu sayı bölge ortalaması olan yüzde 44’ten 5 puan fazla ve 1998’deki orandan 14 puan fazladır.[5] Aynı şekilde Venezüellalılar diğer Latin Amerika ülke halklarına nazaran siyasete daha fazla ilgi göstermekte (bölge ortalaması yüzde 26 iken Venezüella’da yüzde 35).[6] Son olarak ana akım medyayı okuyan birinin tersine Venezüellalıların sadece yüzde 25’i başkanlarının kitle iletişim araçlarını kontrol ettiğini söylemekte. Bu rakam bölge ortalaması olan % 29’dan 4 puan daha düşük.[7]

Ekonomik Alan

Chavez hükümeti geçtiğimiz 12 senede Venezüella’nın siyasal sistemini demokratikleştirirken bir yandan da hem makroekonomik hem de mikroekonomik düzeyde de değişiklikler yaptı.

Makro-ekonomik düzeyde sonuç, ekonomi üzerinde artan devlet kontrolü ve Venezüella’daki neoliberalizmin yok edilmesi oldu. Chavez hükümeti önceki yarı-bağımsız ulusal petrol endüstrisi üzerinde yeniden devlet kontrolünü elde etti. Hükümet işçilere daha fazla hak ve ücret vererek petrol endüstrisinin özel alt-yüklenicilerini (taşeron şirketleri) kamulaştırdı ve onları devletin idaresindeki petrol şirketine bağladı. Hükümet aynı zamanda çok uluslu petrol şirketlerinin faaliyetlerini de kısmi olarak kamulaştırdı ve herhangi bir petrol üretim alanının en fazla yüzde 40’ını denetlemelerini garanti altına aldı. Bunun ardından, çok uluslu petrol şirketlerinin petrol üretimi için karlı imtiyazlar elde ettiği ‘hizmet sözleşmelerini’ iptal etti. Belki de en önemlisi, hükümetin üretilen petrol üzerindeki hakkını yüzde 1 gibi az bir rakamdan en az yüzde 33’e çıkarması oldu.

Petrol üretimi dışındaki alanlarda kilit endüstriler (daha önce özel olan) kamulaştırıldı: çelik üretimi (Sidor), telekomünikasyon (Cantv), elektrik dağıtımı (üretim zaten devletin elindeydi), çimento üretimi (Cemex), bankacılık (Banco de Venezuela) ve besin dağıtımı (Éxito).

Mikro-ekonomik düzeydeki demokratikleşme çabaları, işyeri şartlarını iyileştirme yönünde oldu. Hükümet düşük faiz oranları ve parasız eğitimlerle 100 binden fazla kooperatifin yaratılmasını destekledi. Bu Chavez öncesi döneme nazaran 100 katı bir yükselişe karşılık gelmektedir. Fabrikaların kapatıldığı yerlerde hükümet daha önce bu fabrikalarda çalışmış işçilerin bu yerleri devralmasına olanak sağladı. Bu yolla işçilerin yönetiminde onlarca fabrika yaratıldı.

İşyerlerinin demokratikleştirilmesi belki de en büyük etkisini tarım alanında gösterdi. Sadece toprak sahibi olarak değil, aynı zamanda eğitim, kredi, teknoloji ve pazara erişim olanaklarıyla toprak reformundan bir milyondan fazla Venezüellalı faydalandı.

Chavez hükümetinin uyguladığı ekonomik politikaların sonucu, yoksulluk oranının yüzde 50 azalması oldu. Rakam 1998 başında hane bazında yüzde 49 iken 2009 sonunda yüzde 24’e geriledi.[8] Aynı şekilde aşırı yoksulluk oranı da üçte bir azaldı. Rakam 1998’de hane bazında yüzde 21 iken 2009 sonunda yüzde 6 olmuştu.[9] Yoksulluktaki bu gerileme büyük ölçüde yoksullar yararına yapılan toplumsal politikalara atfedilirken, bir kısmı da işsizlik oranlarındaki çarpıcı düşüşe bağlanabilir. 1999 başında yüzde 14,5 olan işsizlik oranı yarı yarıya düşmüş ve 2010 sonunda yaklaşık yüzde 7 olmuştur. Neoliberal politikaları tatbik eden kimi ülkelerde de yoksulluk oranlarında benzer düşüşler görülmüştür, ancak bu genelde daha büyük bir eşitsizlik pahasına gerçekleşmiştir. Venezüella’da ise eşitsizlik ‘Gini katsayısına’ göre 1998’de 0,49 iken 2010’da 0,39’a düşmüştür.[10] Bu rakam Latin Amerika’daki en düşük orandır.

Tüm bunlar benzer ekonomilere sahip Latin Amerikalılara göre daha fazla sayıda Venezüellalının ekonomiden memnun olduğunu –iki senelik durgunluğa rağmen- (2009 ve 2010) göstermektedir. Yani ekonomiden memnun olduklarını söyleyen Latin Amerikalıların oranı ortalama yüzde 30’ken aynı oran Venezüellalılarda yüzde 38’dir.[11]

Toplumsal Alan

Geniş ölçekli katılım, hükümetin yoksulların ihtiyaçlarıyla daha yakından ilgilenmesi ve ülke refahının daha eşit paylaştırılması halkın yaşamında da çok çeşitli gelişmelere yol açmıştır. Toplumsal politikalar alanında bu gelişmeler, “misyonlar” adı verilen bir dizi yeni toplumsal proje aracılığıyla elde edilmiştir. Örneğin eğitim alanında hükümet üniversiteye gitme oranını üç kat artırmış, bu oran 1999’da bin kişide 28’e karşılık gelirken 2007’de bin kişide 78’e yükselmiş (1999’da 657 bin üniversite öğrencisinden 2007’de 2,1 milyon üniversite öğrencisine);[12] ilkokula devam oranı 1999’da yüzde 40,6 iken 2008’de yüzde 60,6’ya yüzde 50’lik bir yükseliş göstermiş;[13] ve gayrisafi milli hâsılada eğitime ayrılan pay 1999’da yüzde 4,87 iken 2008’de yüzde 6,34’e yükselerek yüzde 30 artmıştır.[14]

Sağlık alanındaki gelişmeler arasında şunlar sıralanabilir: Barrio Adentro Misyonu ile genel sağlık sigortası (çoğu mahallede halk doktorları); bebek ölümleri oranı 1999’da her bin doğumda 19 iken 2008’de her bin bebekte 13,9’a inmiştir; Venezüella’daki ortalama yaşam süresi 1,5 yıl artmış, 2000’de 72,4 sene iken 2009’da 73,9 olmuştur.[15]

Emeklilik ve sosyal güvenceye gelince, sigortalılık oranında ve emekliler için sosyal güvence getirisi seviyesinde istikrarlı bir artış olmuştur. Bunların sonucunda sosyal güvenceye ayrılan kaynaklar ikiye katlanmış, 1999’da gayrisafi milli hâsıladan ayrılan pay yüzde 2,28 iken 2008’de yüzde 4,75 olmuştur.[16] Sigortalı nüfus açısından bakıldığında oran 60 yaşından büyükler için 2000’de yüzde 20,3’den 2009’da yüzde 43,3’e yükselmiştir.[17]

Bu politikalar sonucunda Venezüellalılar genel refah açısından dikkat çekici bir seviyeye sahiptir. Latinobarometro’ya göre Venezüellalıların yüzde 84’ü hayatlarından memnun olduğunu söylemektedir. Oran Latin Amerika ülkeleri arasında ikinci ve Latin Amerika ortalaması olan yüzde 71’in oldukça üzerindedir.[18] Aynı şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Gelişim Programı’nın çok çeşitli toplumsal göstergeleri ölçmekte kullandığı İnsani Gelişim Endeksi (HDI), Venezüella’da 1998’de 0,78’den 2008’de 0,84’e artış göstermiştir (dünyada HDI tüm bu zaman boyunca hemen hemen hiç değişmemiştir).[19]

Uluslararası İlişkiler Alanı

Uluslararası ilişkiler açısından değerlendirildiğinde Chavez hükümetinin öne çıkan iki temel hedefi vardır. İlki bugünden farklı olarak, küresel politikaları belirleyen süper-güçlerin olmadığı ‘çok-kutuplu’ bir dünya yaratma isteğidir. Böyle bir çok-kutuplu dünya, ulusal ve bölgesel çıkarların daha iyi dengelenmesini sağlayacak ve uluslararası arenada daha doğru bir denge oturtacaktır. İkinci olarak Chavez hükümeti bölgede Latin Amerika ve Karayip entegrasyonu üzerine odaklanmıştır. Bölgesel entegrasyon sadece çok-kutuplu bir dünya yaratılması yönündeki çabaları desteklemekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki Üçüncü Dünya ülkelerinin birbirleriyle ya da Kuzey’deki ülkelere karşı tek tek rekabet etmeleri yerine güçlerini birleştirip entegre olurlarsa ekonomik ve siyasal gelişim için daha fazla şansa sahip olacaklarının tanınması üzerine şekillenmiştir. Chavez bu dış politika hedeflerini sıkı sıkıya anti-emperyalist bir çerçeve içine konumlandırmıştır. Bu çerçeve Afganistan ve Irak savaşları, ABD’nin Batı Şeria ve Gazze’de İsrail’e destek vermesi ya da Dünya Bankası ve IMF aracılığıyla neoliberalizmi yerleştirme çabaları gibi her dönemeçte ABD hegemonyasına meydan okumaya çalışmaktadır.

Bölgesel entegrasyon ve çok-kutuplu dünya yaratılması yönündeki hareketler pek çok cephede gelişme göstermiştir. Bunun bir örneği Güney Amerika’daki bütün ulusları yeni bir siyasal ve ekonomik proje altında bir araya getiren Güney Amerika Ulusları Birliği’nin (UNASUR) yaratılmasıdır. Birliğin, diğer pek çok şey arasında bir Güney Amerika para birimi yaratma hedefi vardır. Birlik, bütün Güney Amerika uluslarını birleştiren bir projeyken, Venezüella da onun en önemli kurucularından biri olmuştur.

Küba ile birlikte Venezüella farklı bir entegrasyon projesi daha uygulamaya koymuştur. Latin Amerika için Bolivarcı İttifak (ALBA) adını alan projeye dâhil ülkeler Venezüella, Küba, Bolivya, Ekvador, Nikaragua, Dominika, St. Vincent ve Grenadin, Antigua ve Barbuda’dır. Bu bölgesel ittifak serbest piyasa yerine dayanışma ve adil değiş-tokuşa dayalı yeni ticaret ilişkileri yaratmaktadır.

Benzer ama petrol sektörü ile sınırlı bir proje PetroCaribe’nin yaratılması olmuştur. PetroCaribre aracılığıyla Venezüella, Karayip ülkelerinin dünyadaki petrol fiyatlarının iniş çıkışlarından daha az zarar görmeleri ve çokuluslu petrol şirketlerine daha az bağımlı olmaları için bu ülkelere cömert finans oranlarıyla petrol ve teknik destek sağlamaktadır.

Chavez hükümeti aynı zamanda dayanışmaya dayalı insan-insana diplomasiyi ısrarla vurgulamış ve bunu Kübalı doktorların yardımıyla Amerikaların bütün ülkelerindeki (ABD dâhil) yoksullara ücretsiz göz operasyonları sağlayan bir program olan Mucize Misyonu aracılığıyla gerçekleştirmiştir. Bu insan-insana diplomasiyi destekleyen projelerden bir diğeri U.S. Heating Oil Program’dır (ABD Isınma Yakıtı Programı). Bu proje ABD’deki yoksul gruplara, özellikle ülkenin her yerindeki Amerikalı Yerli topluluklara, Venezüella’nın ABD merkezli petrol şirketi Citgo aracılığıyla çok düşük fiyata ısınma yakıtı sağlamaya yöneliktir.

Başkan Chavez’in kapitalizmi ortadan kaldırmaya ve Venezüella’da ‘21.yüzyılın sosyalizmini’ yaratmaya yönelik belirgin hedefine rağmen, Venezüella ağırlıklı olarak kapitalist bir ülke olmaya devam etse de, ülke kapitalizmin olumsuz etkilerini tersine çevirme ve giderme konularında dikkat çekici gelişmeler göstermiş, bunu gerçekleştirmek için geniş siyasal kapsama ve katılım, daha fazla toplumsal eşitlik ve ekonomik demokrasi ve ABD hegemonyasına karşı Güney-Güney işbirliği ve entegrasyonuna vurgu yapan bir dış politikayı benimsemiştir.

EKSİKLİKLER

Son 12 senede görülen reddedilemeyecek gelişmelere karşın Chavez hükümeti Venezüellalıların karşı karşıya olduğu bütün sorunlara eğilememiştir. Yeniden siyasal, ekonomik, toplumsal ve uluslararası alanlara baktığımızda en önemli eksiklikler şu şekilde sıralanabilir:

Siyasal

Çeşitli reform çabaları ve Başsavcılık Makamı, Sayıştay Makamı ve İnsan Hakları Denetçilik Makamı’nı içine alan hükümetten bağımsız bir kovuşturma kurulu oluşturulmasına rağmen Venezüella’da yargı sistemi politikleşmiş bir kurum olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu politikleşmiş yargı sistemi, muhalefet sözcüleri hakkında bazı şüpheli kovuşturmalar açılmasına sebep olmuştur. Venezüella’nın insan haklarını ihlal ettiği yönündeki suçlamalara yol açan da, yürütmeden bağımsız, ama yürütmenin Chavez yanlısı bakış açısının etkisi altındaki bu politikleşmiş yargı sistemidir. Muhalefet 2005’teki Ulusal Meclis seçimlerini boykot etmemiş olsa tamamıyla Chavez yanlısı Yüksek Mahkeme atamalarının önüne geçilebilirdi ve yargı içindeki Chavez yanlısı eğilimden bahsetmek mümkün olmazdı.

Siyasal alandaki bir diğer önemli eksiklik, kamu idaresinin aşırı bürokratikleşme eğiliminde olması ve son birkaç yılda daha da bürokratikleşerek işlevselliğini kaybetmesidir. Bu eksiklik alt düzeyde yolsuzluklara alan açmakta, resmi görevliler bürokratik sorunları çözmek için rüşvet talep etmektedir. Dahası bürokrasi, hükümetin katılımcı bir demokrasi yaratma çabalarını da zora sokmaktadır (demokrasi çabalarını daha da fazla).

Ekonomik

Bu alanda en önemli eksiklik oldukça yakın bir tarihte baş göstermiştir. Hükümet bölgedeki ülkelerin çoğunun aksine iki yıllık durgunluğun önüne geçecek bir denetim uygulayamamıştır. Bazı analistlere göre petrol fiyatlarındaki aşırı artış (2004-2008) süresince hükümet daha fazla gelir elde etse ve dünya krizi baş gösterdiğinde daha fazla açığa dayalı harcama yapsa Venezüella’da 2009’dan 2010’a kadar devam eden durgunluk döneminin önüne geçilebilirdi. [20] Hükümetin dalgalanma ile aynı yönlü ekonomik politikası sonucu Venezüella 2010 yılında durgunluk yaşayan az sayıda Latin Amerika ülkesinden biri oldu.

Ekonomide daha uzun süredir var olan eksiklik, hükümetin ekonomiyi farklılaştırma yönündeki pek çok çabasına karşın Venezüella’nın petrol ihracatına olan aşırı bağımlılığının devam etmesidir. Şu an için Venezüella’nın ihracat getirilerinin yüzde 90’ını petrol karşılamaktadır ve petrol sektörünün gayrı safi milli hasıladaki oranı Chavez’in başkanlık yaptığı dönemde de değişmemiştir. Hükümet petrol gelirlerini petrol dışı endüstri alanlarında üretim yapan yerli firmalara aktarsa da bu bağımlılığın ortadan kaldırılamamasının en önemli nedeni devasa petrol gelirlerinin yerel üretimin gelişimini engellemesi olmalıdır, çünkü genelde ithalat ürünleri daha ucuzdur (özellikle Venezüella’daki sabit döviz kuruyla).

Ekonomik alanda belki de en akıldışı eksiklik Venezüella’nın benzine verdiği devlet desteğidir. Venezüella dünyada benzine böylesine büyük bir destek veren tek ülkedir. Bu da ülkedeki benzinin hemen hemen bedava olmasına sebep olmakta ve başkent Caracas’taki atık, çevre kirliliği ve trafik sıkışıklığını artırmaktadır. Benzine verilen desteğin Venezüella devletine olan bedelini hesaplamak zordur, ama bazıları bunun senede 6-10 milyar dolar olduğunu tahmin etmekte. Venezüella’nın 2010 yılı bütçesinin 50 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde bu azımsanmayacak bir miktardır.

Son olarak, enflasyonu düşük tutmak için hükümet para birimine bağlı döviz kurunu sabitlemiş, bu sayede ithalat ürünlerini suni olarak ucuzlatmış ve enflasyonu olduğundan düşük tutmuştur. Ne var ki döviz kuru enflasyonla aynı seviyede olmadığı için (2010 için yüzde 27 ile dünyanın en yükseklerinden biri) para birimi aşırı değerlenmiştir. Bu durumda ithalat fiyatları yapay olarak ucuzlamış, petrol dışındaki ihracat ürünlerinin fiyatı artmış ve bu ürünlerin uluslararası pazarda satılması neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Toplumsal

Venezüellalıların çoğuna göre geçtiğimiz birkaç yılda suç oranında büyük artış görülmüş, suç Venezüellalılar için en önemli sorun haline gelmiştir. Örneğin Latinobarometro’nun verilerine göre Venezüellalıların yüzde 64’ü ülkenin en ciddi sorununun suç olduğunu söylemektedir. Suçu ülkelerinin en önemli sorunu olarak gören insanların nüfusa oranı bölgedeki en yüksek oran ve Latin Amerika yüzde 27 ortalamasından iki kat fazladır. [21] Tuhaftır ki Venezüella’da suç algısı son derece yüksek olsa da suç sayısı Latin Amerika ortalamasından düşüktür. Son 12 ayda kendisi ya da bir akrabası suç mağduru olan Venezüellalıların oranı sadece yüzde 26’dır. Bu rakam Latin Amerika ortalamasından 5 puan düşüktür. Vaka ile algı arasındaki en büyük uçurum Venezüella’da görülmektedir.[22]

Venezüella’nın toplumsal alanda belki de en önemli ikinci eksikliği süregiden konut açığıdır. Venezüella’da konut eksikliği son 12 senede 1 milyondan 2 milyona çıkarak iki katı artış göstermiştir. Chavez hükümeti bu açığı kapatmak için çimento endüstrisini kamulaştırıp ucuza PVC plastikten konut malzemeleri üretimiyle önemli bir kaynak aktarmış olsa da devlet konut sektörü kronik zaafları nedeniyle bu sorunu gidermekte yetersiz kalmıştır.

Uluslararası

Çok-kutuplu bir dünya yaratma ve ABD hegemonyasına karşı Güney-Güney işbirliğini destekleme çabasındaki Chavez hükümeti, dünya üzerindeki çok sayıda otoriter hükümetle aşırı yakın ilişkiler içine girmiştir. Venezüella’nın ulusal çıkarlarına hizmet ettiğinde bu yaklaşım kendi içinde akla uygundur. Ne var ki Chavez bu ülkelerle aşırı yakın ilişkiler kurma sürecinde pek çokları yanında İran, Belarus, Çin, Zimbabwe ve Suriye’nin otoriter yöneticilerini de meşru kabul etmiş ve onlara kişisel bir destek de vermiştir. Böylesi güçlü kişisel bağlar Chavez’in sadece insan hakları arenasındaki karnesini etkilemekle kalmaz, aynı zamanda bu ülkelerde ezilen halkların mücadelelerini de zorlaştırır.

Chavez hükümetinin başarıları, hem nitelik hem nicelik olarak eksikliklerinden daha dikkat çekici olsa da bugün Venezüella’da olanları tam olarak anlamak istiyorsak eksikliklerin farkında olmak son derece önemlidir. Bu eksikliklerin süregitme nedenlerinin analizi bu kavrayışı daha da derinleştirecektir.

Engeller/Sorunların devam etmesinin nedenleri

Bolivarcı hareket içinde iç eleştiriyi ve hükümet için yön değişimini çok zorlaştıran belli başlı dört engel görülmektedir. İlk engel paradoksal olarak, Bolivarcı Devrimin bu kadar başarılı olmasının da temel sebebi olan Başkan Chavez’in kendisidir. Yani Bolivarcı Devrim büyük ölçüde Chavez’in parçalanmış durumdaki solu birleştirme ve çoğunluğu yoksullardan oluşan demoralize ve haklardan yoksun bir nüfusu harekete geçirme yeteneği sayesinde gerçekleşmiştir.

Ne var ki Chavez’in müthiş liderlik kapasitesi aynı zamanda devrimin sürekli ilerlemesi için harekette ona müthiş bir bağımlılık da yaratmıştır. Sonrasında bu bağımlılık harekete destek verenler için devrimi eleştirmeyi zorlaştırmıştır, çünkü bütün eleştiriler devrimin dayandığı o tek birey üzerine olumsuz yönde yansımaktadır. Bu yüzden iç tartışmalar daha ilerlemeden kesilme eğilimindedir. Kısacası Bolivarcı Devrim, tek bir karizmatik lidere olan güçlü bağımlılığı nedeniyle oldukça kırılgandır. Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) kurulmasıyla bu zaafın yenilmesi beklenirken kurumsallaşmadaki yetersizlik ve partinin her hareketinde Chavez’e bağımlı olması nedeniyle şimdiye kadar bu gerçekleştirilememiştir.

İkincisi, son 12 senede Venezüella’da meydana gelen son derece keskin değişikliklere karşın, ülkenin himayeci (bazı Venezüellalılar ‘kabileci’ de diyor) siyasal kültüründe büyük bir değişiklik olmamasıdır. Böyle bir siyasal kültür içinde bir bireye olan bağlılık (Başbakan ya da alt-grup, ‘kabile’ ya da ‘klan’ gibi) siyasal ideal ve ilkelere olan bağlılıktan çok daha önemlidir. Birbirine bağlılık adına bir el diğerini aklarken böylesi bir himayeci siyasal kültür suiistimale açık bir zemin yaratmaktadır. Bu şartlar altında eleştiri sadece birliği tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda ihanet işareti olarak kabul edilir ve bunun sonu ilerleyememeye, hatta belli kişilerin görevlerini kaybetmesine gidebilir.

Üçüncüsü, birlik ve bağlılık taleplerinin Chavez’in oldukça hiyerarşik ve yukarıdan aşağıya işleyen askeri yönetim tarzıyla bir arada olmasıdır. Chavez’in Venezüella’da katılımcı bir toplum yaratma niyeti tekrar tekrar vurgulanırken, kendisine yakın çevrelerde ve bir bütün olarak kamu yönetiminde yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yönetim kültürü yerleşmiştir. Bu durum öyle ya da böyle katılımcı bir demokrasi yaratma çabalarıyla çelişir. Görünen o ki Chavez’in kendisi ve çevresindekiler bu yönetim tarzının hükümetin daha demokratik bir toplum yaratma hedefiyle bağdaşmadığını fark etmemektedir. Sonuç olarak komünal konseyler ve işçilerin yönetimindeki işyerleriyle güçlendirilen halk içindeki Chavez destekçileri kendilerini, talimatları Chavez’den alan bakanların verdiği talimatları uygulamaya koymaya çalışan devlet yetkilileri ile sert çatışmalar içinde bulmaktadır.

Dördüncüsü, PSUV parti programı dikkatlice ve detaylı hazırlanmış olsa da Bolivarcı Devrimin buradan sonra nereye yol almayı hedeflediğine dair hâlâ belirsizlik olmasıdır. Toplumu demokratikleştirmek için hükümet ne kadar ileri gidecektir? Etki petrol şirketi de dâhil kamu malı olan bütün girişimlere yayılacak mıdır? Peki ya özel girişimler? Kapitalist pazar konusunda hedef nedir? Merkezi devlet planlaması ya da demokratik planlama yoluyla pazarın üstesinden gelmek mi yoksa sosyalist pazar ekonomisi uygulamak mı?

Detaylı bir gelecek planının eksikliğinde olumlu bir yan da bulunmaktadır: Bu durum tartışma ve kolektif karar alma için alan açmaktadır. Ne var ki iç tartışma için koşullar sınırlı olduğunda -daha önce belirttiğimiz engellere bağlı olarak durum budur- çözülme ve oportünizm galip gelir ve hükümetin eksikliklerini iletmek mümkün olmaz.

Bolivarcı Devrim, Chavez cephesi dışında engellerle de karşı karşıyadır. Bu engeller arasında geçmişte hükümete karşı çıkmak için sık sık anayasaya aykırı araçlar kullanmış bir muhalefet, her fırsatta Chavez hükümetini baltalamak için bütün siyasal ve ekonomik gücünü kullanan bir süper güç –Birleşik Devletler- ve var olan ekonomik sistem içinde bir alternatif yaratmayı pratikte imkânsız hale getiren bir küresel kapitalizm bulunmaktadır.

Ne var ki konu hükümetin icraatlarına geldiğinde Venezüellalılar dışarıdan gelen bu engellerin kendilerini etkilemesine izin verir görünmemektedir. 2006’da yeniden seçilmesinden bu yana hükümete ve Chavez’e olan desteğin aşınmasına sebep olan bunlar değil, Chavez hükümetinin yukarıda adı geçen eksiklikleri ve hükümetin onların üstesinden gelmek için karşı karşıya olduğu iç engellerdir.

Eğer Bolivarcı Hareket, Chavez’e olan aşırı bağımlılığının, himayeci siyasal kültür mirasının ve yukarıdan aşağı yönetim tarzının üstesinden gelme yolları bulursa (daha etkili bir parti ya da hareket örgütleyerek, daha fazla uzmanlığa dayalı bir siyasal kültür geliştirerek ya da kamu yönetiminde daha katılımcı bir yaklaşım benimseyerek), o durumda hareket var olan meseleleri tartışmak, sorunları tespit etmek, çözümler bulmak ve 21. yüzyıl sosyalizmine yönelirken nereye gitmek istediği ile ilgili daha tutarlı bir vizyon geliştirmek konularında çok daha iyi bir yere sahip olacaktır.

Dipnot:
[1] 2007 Aralık ayında anayasa reformu için yapılan referandumu % 49,3’e %50,7 gibi az bir farkla kaybetti. Ardından 2009 Şubat ayında Chavez, seçimle gelinen görevlerde iki dönem sınırlamasını kaldırmak için anayasa değişikliği referandumunu % 54,9’a %45,1 ile kazandı. 2010’da ise Chavez’in partileri muhalaefetin % 45’lik oy oranına karşılık oyların yaklaşık % 46,7’sini alarak seçimi kazandı (% 2,8 o zaman bağımsız olan PPT’ye gitti).
[2] Seçme yaşına gelmiş nüfusun seçime katılım oranı National Electoral Council (www.cne.gob.ve) ve National Statistics Institute (www.ine.gov.ve) sitelerindeki istatistiklere dayanarak benim tarafımdan hesaplanmıştır.
[3] Kaynak:http://en.wikipedia.org/wiki/Voter_turnout_in_the_United_States_presiden…
[4] Latinobarometro 2010, s. 26 (www.latinobarometro.org)
[5] Latinobarometro 2010, s. 47
[6] Latinobarometro 2010, s. 60
[7] Latinobarometro 2010, s. 34
[8] Instituto Nacional de Estadisticas (INE)http://www.ine.gob.ve/pobreza/HogaresPobres_linea.asp
[9] age.
[10] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/IG0002400000000/)
[11] Latinobarometro 2010, p.41
[12] Anuario Estadistico Integral, Ministerio del Poder Popular para las Relaciones Exteriores, p.180-181
[13] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/ED0106600000000/)
[14] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/ED0401400000000/)
[15] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/SA0100100000000/)
[16] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/GA0500500000000/)
[17] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/SS0100300000000/)
[18] Latinobarometro 2010, p.19
[19] Anuario Estadistico Integral, Ministerio del Poder Popular para las Relaciones Exteriores, p.171
[20] Bkz: “Update on the Venezuelan Economy” Mark Weisbrot ve Rebecca Ray (CEPR)
[21] Latinobarometro 2010, p. 8.
[22] Latinobarometro 2010, p. 15

[Venezuelanalysis.com´daki İngilizce orijinalinden Fügen Yavuz tarafından Latinbilgi (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Peru: Başkanlık Seçimini Humala Kazandı

Posted by lahy 06/06/2011

Peru’da dün devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turu yapıldı. Sandık başı anketlerden elde edilen ilk sonuçlar, 10 Nisan’daki ilk turun rövanşında sol eğilimli Ollanta Humala’nın, rakibi Keiko Fujimori’yi oylarn yuzde 51.5´unu alarak kılpayı geride bıraktığına işaret ediyor.

48 yaşındaki Humala’nın taraftarları ise hali hazırda kutlamalara başlamış durumda. Aynı zamanda eski bir subay olan Ollanta Humala, beş yıl öncesinde mevcut Devlet Başkanı Alan Garcia’nın karşısında girdiği seçim yarışını kaybetmişti. Bu kez, 36 yaşındaki avukat Keiko Fujimori’yle ikinci tura kalan Humala’ya daha fazla şans tanınıyordu. Ancak, şimdilerde hapiste bulunan eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori’nin kızı Keiko’nun, ülkenin ilk kadın lideri olma fırsatını yalnızca yüzde 2’lik bir farkla kaçıracağı görülüyor.

Gözlemciler, adayların yarışı bu kadar yakın tamamlaması durumunda oyların yeniden sayılabileceği yorumunu yapıyor. Keiko Fujimori ise, resmi sonuçları kabulleneceğini bildirdi.

Posted in Peru, Seçimler | Etiketler: | Leave a Comment »

Komünist Parti Kongresi Ertesinde Küba – Guillermo Almeyra

Posted by lahy 01/06/2011

Diğer yapıtlarının yanısıra, Troçki’nin katlini ve katili Ramon Mercader’i konu alan 2009 tarihli Küba’da çok satan Köpekleri Seven Adam adlı romanıyla uluslararası üne sahip Kübalı yazar Leonardo Padura Komünist Parti Kongresi ertesinde şunları yazmaktaydı: “İşin (siyasî bakımdan ve hatta insanî planda) en şaşırtıcı ve en heyecan verici yanı yeni Genel Sekreter ve çoktan Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş Raùl Castro’nun iktidar yetki devirlerinin [vekâletlerin] beşer yıllık iki dönemle sınırlanması önerisiydi. Bu, yüksek iktidar çevrelerinin ancak ölüm halinde değiştiği bir sosyalist ülkenin önderlik yapısında daha önce benzeri görülmemiş bir şeydi.” Tıpkı Papalıktaki gibi! Her ne kadar Roma’da bir ilkin gerçekleşeceğine, Papa XVI. Benoît’nın sağlık nedenleriyle istifa edeceğine dair söylentiler dolaşıyor olsa da. Yoksa Fidel gibi mi?

Raùl Castro’nun 80 yaşında olduğu ve 1959’dan bu yana Silahlı Kuvvetleri yönettiği bilindiğinde Padura’nın acı alayı fazlasıyla anlaşılabilir bir ironidir! Zihinlerde “sosyalist ülke” ifadesine dair kuşkudan fazlasının dolaşıp durmasına izin veren bir ironi.

Uruguaylı gazeteci Fernando Ravsberg’in uzun bir söyleşinin sonunda söylediği gibi: “Siyasî açılımdan bahsedilmiyor ve bahsedilmeyecek, iktidarda tek bir parti, merkezileşmiş bir siyasî iktidar [sürecek]”. Guillermo Almeyra’nın, son derece faydalı kısa ve sentetik yazısını daha derinlemesine analitik bir makale izleyecek. (Redaksiyon)

*****

İşte size Küba Komünist Partisi (KKP) yönetimine ilişkin birkaç rakam: Merkez Komitenin 115 üyesinden 78’i daha önce ulusal düzeyde yöneticiydi, 18’i ise Silahlı Kuvvetlerden ve İçişleri Bakanlığından gelmekte; 20’si daha önce bölgesel düzeyde yöneticiydi, 8’i belediyelerde yöneticiydi, 2’si ise halen üniversite rektörü ve yalnızca 7’si üretimde ve hizmetler sektöründe çalışıyor.

Politbüronun (Siyasî Büro) (neredeyse hepsi erkeklerden oluşan) 15 üyesinin ortalama yaşı yetmiş yaş civarında salınmakta, bunların arasında yalnızca bir kadın var, buna karşın 45 yaşın altında tek bir genç bulunmuyor. Devlet veya hükümet komitelerinin başkan yardımcılıklarında sekiz üyeden sadece biri kadın. Merkez Komite Sekretaryasında dört üye içinde yalnızca bir kadın var; taşra baş sekreterliklerinde on üyenin ikisi kadın; belediye baş sekreterliklerinde altı üyenin tamamı kadın. Devlet veya parti daire başkanlıklarında dokuz üyeden dördü, bakanlar arasında ise sekiz bakandan ikisi kadın. Merkez Komite üyelerinin 8’i ordu komutanı, 12’si tümen komutanı general, buna karşın MK’de (beden eğitiminden sorumlu bir erkek, bir kadın) yalnızca iki üniversite rektörü bulunmakta.

O halde, MK’nin bu bileşimine bakarak şunu söylemek mümkün: çevresi nadiren birkaç daha genç teknokratla ve içerisinde çok az kadın ve genç bulunan devlet ve parti aygıtıyla kuşatılmış orta yaşı geçkin askerî bürokratlardan, devlet bürokratlarından, kültür bürokratlarından oluşan bir önderlik söz konusudur.

Daha önceki yazılarda açıklamış olduğum gibi, kongrede kendi kurallarını bürokrasinin daha muhafazakâr ve dogmatik kesimine – yani parti bürokrasisine – dayatan ve bu kesimi etkinlik ve bürokrasinin bürokratik değişimi adına teminat altına almak istediği devlet işleyişine tabi kılan kesim bürokrasinin en etkin ve üretken kesimidir (askerî kesim).

Bununla birlikte en önemlisi, sistemin zirvelerinden sunulan proje üzerinde geniş halk tartışmasının – bu tartışma daha önce pişirilmiş ve şimdiden uygulnamaya konmuş bir proje üzerinde cereyan etse de – yine de halktaki endişelerin ifade edilmesi (ve aygıtın doğrudan bir yoklama yapması) için dolambaçlı bir yol sunmaya yaramış olmasıdır.

Bu tartışmalar örneğin projenin, Sermayeye veya Çin’e tamamen açık özel bölgeler, susuzluk çeken ve konut açığı olan bir ülkede (altyapılarıyla birlikte) onur kırıcı golf sahaları yaratılması ya da dahası girişimcilerin (herhangi bir kapitalist ülkedeki gibi) ücreti işgücüne başvurabilmesine izin verilmesi önerisi gibi en sapkınca veçhelerinden bazılarını ortadan kaldırmaya imkân tanıdı. Bu tartışmada, devletin fiyatları denetlemesinin aracı olarak [temel tüketim mallarına çok sınırlı tarzda erişim sağlayan] karne uygulamasının sürdürülmesi yönünde öneriler oldu. Sonuçta bu karne derhal ilga edilmek yerine tedricen ortadan kaldırılacak. Karne KKP önderliği tarafından, hem alıcıların cüzdanına göre piyasa aracılığıyla bölüşüm etiğini, hem de aynı şekilde en yoksullara devlet sadakasını reddeden kolektif tahayyülde fazlasıyla kök salmış zararlı eşitlikçi bir özlem olarak sunulmuş olduğundan burada halktaki kaygının bir başka ifadesi bulunmakta.

Kongre, geleneksel Küba deneyimine göre emekçilerin belirleyici bir siyasî ve iktisadî unsur olarak katılımını aklından bile geçirmemiştir. Emekçiler tarafından özgürce tartışılmış olan katılımcı vergi gündeme gelmemiştir. Üretkenliği kuşkusuz artıracak, yaratıcılığın önündeki engelleri kaldıracak, ithal ürünlere talebi azaltacak özyönetimin nasıl örgütleneceği ve düzenleyici olarak istenilen çeşitli tipte sözleşmeler tartışılmamıştır. Üretime bilinçli bir katılımla birlikte işletmelerle veya devletle [devletten ve partiden bağımsız] demokratikleştirilmiş sendikalar tarafından imzalanacak iş sözleşmelerinin yürürlüğe konmasının mümkünlüğü akla gelmemiştir. Buna karşılık, uluslararası ve kaotik olduğundan tanımı itibariyle denetimi mümkün olmadığı ve dolayısıyla planlanması mümkün olmadığı halde piyasa ile planlama arasında bir bileşimden söz etmeye devam edilmiştir. Bu şekilde, en fazlası gevşek ve bir hatalar ve düzelmeler sistemine dayanan birkaç sektörel plan yapmak mümkün olabilecektir.

Kongre kararlarının içerisinde hayata geçirilmesi gerekecek (iktisadî, siyasî, ekolojik) dünya bağlamı üzerine ciddi bir tartışma olmamıştır. Kongrenin, Küba Devriminin en zor anında, dokuz yıl boyunca ertelenmiş olmasının nedenine en ufak eleştirel göndermede bulunulmamıştır. Ne de şimdi tam bir teorik karanlık içinde ölçüsüz bir düzeltmeye girişen aynı yöneticilerin geçmişte işledikleri hatalara ilişkin bir eleştiriye tanık olunmuştur.

Küba – yöneticiler özellikle gıda ve petrol ithalatını artırmaya devam edecek olurlarsa – nereye gidiyor? Acaba daha fazla devlet kapitalizmine doğru mu gidiyor? Zira hükümetin ücretli emeğe dayalı sosyalist devlet işletmeleri dediği şey ne eksik ne fazla devlet işletmelerinden başka bir şey değil. Ya da, Pekin’in Küba hükümetine hemen verdiği desteğin işaret eder göründüğü gibi olanaksız ve gerici – piyasa özgürlüğü, komünist milyonerler ve komünist tek parti – bir Çin yoluna doğru mu gidiyor? Acaba değişime direnen dogmatikler baskılarıyla ve çekişmeleriyle devam edecekler mi? Çin’de olmadan, yoksulluk içinde Çin usulü bir sisteme yönelmek için yapılan manevralar tartışma alanlarını kapatmakla sonuçlanmayacak mı?

Bu durumun anahtarı şu ana dek söz hakkından mahrum bırakılmış ve yukarıdan üzerlerine yağan tercihlerin nesnesi olmuş olan Kübalı emekçilerin elinde bulunuyor. Buna karşın, sosyalist özendiricilerin, devrimci fikir ve perspektiflerin eksikliği hayal kırıklığı, moral bozukluğu yaratmakta ve kolektif çözümler aramaya yol açmak yerine bireysel çözüm arayışlarıyla sonuçlanmakta. Yukarıdakilerin pragmatizmi ilkeler üzerine ve Küba devrimci sürecinin bizatihi tarihi üzerine bir tartışmayla dengelenmelidir. Açık çek vermenin sonu her zaman iflastır.

(Bu yazı Meksika’da yayınlanan günlük gazete La Jornada’dan alınmıştır. Bu sitede Küba başlığı altında aynı yazarın ve başkalarının Küba üzerine çeşitli yazı ve makalelerini bulmak mümkündür.)

A L’Encontre, 3 Mayıs 2011 http://alencontre.org/?p=2509
Türkçesi: Osman S. Binatlı
http://www.sdyeniyol.org/index.php/duenyadan/511-komuenist-parti-kongresi-ertesinde-kueba-guillermo-almeyra

Posted in Küba | Etiketler: , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: