latin amerikan haber yorum

Latin Amerika birleşiyor=OZAN ÖZLEM-KARAKAS

Posted by lahy 09/12/2011

OZAN ÖZLEM-KARAKAS

Geçtiğimiz 2 ve 3 Aralık günü Venezuela’nın başkenti Karakas, Latin Amerika için olduğu kadar belki de tüm insanlık için tarihsel sayılabilecek bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Bu iki tarihsel günde, Latin Amerika ve Karayiplerin, 550 milyon kişilik nüfusa, 20 milyon kilometrekarenin üzerinde bir yüz ölçümüne, 6,3 milyar dolarlık bir gayri safi milli hasılaya sahip olan toplam 33 ülkesinin temsilcileri, “sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanda birlik ve entegrasyonu geliştirmek; yaşam kalitesi, sosyal gelişmişlik, bağımsız ve sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma sağlamak” gibi amaçlar üzerinden “demokrasi, eşitlik ve sosyal adaleti temele alacak” bölgesel bir birlik oluşturmak üzere bir araya geldi.

İki güne yayılan toplantılar sonunda, CELAC yani Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu, Karakas Deklarasyonu adında bir kuruluş belgesi yayınladı ve Bolivar’ın birleşik Latin Amerika projesinin gecikmiş ama güçlü bir tezahürü olarak kuruluşunu gerçekleştirdi.

KURTARICILARIN YOLU: CELAC

Simon Bolivar’ın -zirve esnasında çeşitli ülkelerin liderleri tarafından da dile getirilen- “ Yeni dünyada, farklı bölgeleri kendi arasında ve bir bütünle ilişkilendirecek tek bir ulus kurmak büyük bir idealdir” yaklaşımının CELAC’ın ana fikri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bilindiği gibi, Latin Amerika ve Karayiplerin “keşiften” sonraki tarihinin neredeyse tamamı bir sömürgecilik ve yeni sömürgecilik tarihi olarak biçimlenmiş, 1959 yılında emperyalist tahakkümde açılan Küba gediğinden sonra yaşanan birkaç deneyimin dışında, 1989 yılındaki chavez iktidarına kadar kıta ve kıta halkları neredeyse tamamen ABD/Avrupa emperyalizmi ve yerel oligarşilerin denetim ve politikalarının mağduru olmuştur.

Buna rağmen, son dönemde Latin Amerika’da rüzgarın yönü yavaş yavaş değişmeye başlamış, bir takım alternatif politikalar ve oluşumlar ortaya çıkması söz konusu olmuştur. Bu doğrultuda, özellikle Hugo Chavez’in ciddi bir toplumsal destekle sürdürdüğü sosyal politikalar ve diğer ilerici -veya değil- hükümetlerle kurduğu olumlu ilişkiler meyvesini vermiş; ikibinli yılların ortalarından itibaren Latin Amerika ve Karayiplerde çeşitli formlar altında ekonomik, sosyal ve kültürel içerikli bir takım farklı oluşum ve kurumlar ortaya çıkmıştır. Telesur, Banco de Sur, Unasur, Petro Caribe, Mercosur, ALBA gibi bir çok proje ve oluşum, CELAC’ın temelini oluşturan ve böylesi bir organizasyonun imkanına olan inancı besleyen öncüller olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, CELAC’ı, herşeyden önce Bolivar’ın düşünsel mirasının taşıyıcısı olan Chavez ve Bolivarcı Devrimin başarısı olarak görmek gerekir.

Elbette, böylesi bir birliğin kendisini neredeyse bir zorunluluk olarak dayattığı koşullar, onun oluşturulma iradesi kadar önemli olmuştur. Bu bağlamda CELAC’ın, kapitalizmin yapısal krizinin yakıcılığını hissettirdiği, uluslararası hukukun emperyalist saldırganlıkla tamamen rafa kalktığı, emperyalist yağmacılığın en aymaz biçimde uygulandığı, farklı toplumların neo liberalizmden umudunu kesmeye başladığı ve bu ekonomi politikalarının alternatiflerinin mümkün olduğunun gözle görülebilir hale geldiği bir dönemde ortaya çıkması şüphesiz ki tesadüf değildir.

Bilindiği gibi Latin Amerika ve Karayip ülkeleri, çok uzun bir süre sömürgeciliğin hüküm sürdüğü ülkeler oldukları gibi, aynı zamanda kapitalist sömürünün ve neo liberalizmin önemli laboratuarları olarak da ciddi yıkıma uğramış ülkelerdir. Bununla birlikte, geçtiğimiz on, on beş yıllık dönem içerisinde bu yıkımın nasıl ortadan kaldırılabileceğinin alternatiflerinin sol iktidarlar tarafından bizzat bu ülkelerde hayata geçirilmesi ve başarılı olunması, CELAC gibi sol tandanslı bir yapının bu ülkelerin yapısal bir takım sorunlarına çözüm olabileceği fikrini bir hayli güçlendirmiştir. Ekonomik ihtiyaçların belirleyiciliği dışında ayrıca, bölgesel olarak kurulan sosyal, siyasi ve kültürel bağlar da birliğin oluşumunu kolaylaştırıcı rol oynamıştır. Şüphesiz ki birliği mümkün kılan bir çok farklı ihtiyaç tespit etmek de mümkündür.

Herşeyden önce sağ veya sol bir hükümete sahip olsun CELAC’ı oluşturan devletlerin tamamı, bu birlikte ciddi bir takım imkanlar görmektedir, bunun büyük bir avantaj olmayabileceğini veya ABD ile ilişkilerini sıkıntıya sokabileceğini düşünen ülkeler bile böylesi büyük bir projede yer almama riskini göze alamamış, truva atı kontejanından dahi olsa bir şekilde birliğe dahil olmuştur.

Karayiplerin, Petrocaribe sayesinde ekonomik krizin etkilerini bir nebze de olsa atlatan küçük ada ülkeleri, birliğe katılımı belki de bir yaşam meselesi olan Haiti, böylesi bir birliği her şeyden önce anti-emperyalist sol bir blok olarak gören Küba, Venezuela gibi ülkeler veya birliğin ekonomik gelişimlerine katkı sunabileceğine inanan sağcı Meksika, Şili, Kolombiya gibi hükümetlerin tamamı kendi öncelikleri ve vizyonları üzerinden bir şekilde bu birliğe katılma ihtiyacı hissetmişlerdir.

Bu durum her ne kadar birliğin ideolojik tavrını heterojenleştirse ve ilerideki problemlerin habercisi olsa da, sonuç olarak CELAC, amaçlar, bileşim ve yönelimleri açısından ilerici ve sol bir nitelik arz etmektedir ve bu temel nitelik, ülkelerarası etkileşim arttıkça hala emperyalist tahakküm altında bulunan ülkelerdeki sol siyasetin gelişmesine yardımcı olacak, sol bir yönelime giren ülkeler üzerindeki emperyalist tehdit, şantaj ve darbe olasılıklarını da azaltacaktır. Bunlara ek olarak birlik daha en başta sahip olmaya başladığı prestijle, dünyanın çok kutuplu hale gelmesi için de bir imkan sunmaktadır. Daha şimdiden Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nden (Las FARC) Çin hükümetine kadar farklı kesimlerden kutlama mesajları almış, hatta Rusya hükümet düzeyinde işbirliği dileklerini iletmiştir. Bunda elbette, birliğe üye olan ülkelerin kaynaklarının ve ekonomik güçlerinin de payı büyüktür. Hesaplamalara göre birlik, yerkürenin en büyük tarımsal üreticisi olduğu gibi, aynı zamanda üçüncü büyük elektrik üreticisi ve en büyük petrol rezervlerinin de sahibi olarak dünyanın üçüncü büyük ekonomik gücüdür.

PEKİ YA SAM AMCA?

CELAC gibi bir birliğin ABD’nin arka bahçesinde, üstelik de bizzat baş düşman Chavez ‘in özel çabalarıyla kurulmuş olması muhtemelen Sam Amca’nın hırsından bayrak desenli şapkasını kemirmesine yol açmış olmalıdır.

Gerçekten CELAC gibi bir birliğin kurulmuş olmasının -eğer gerçekten amaçları doğrultusunda çalıştırılabilirse- ABD dış siyaseti için ciddi bir takım sonuçlar doğurması kesindir. Bilindiği gibi, ABD, Avrupa tekelleri ve yerel oligarşiler bölgede çok uzun zaman, ali kıran baş kesen rolünde halklara adeta kan kusturmuşlardır. Vahşi kapitalist sömürü, doğal kaynaklar üzerinde kurulan egemenlik, askeri darbeler, fiili/gizli işgal, katliamlar ve binlerce değişik türden musibet dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, bu bölgesinde de sadece emperyalizmin kısa ve uzun vadeli çıkarlarının gerçekleştirilmesi amacıyla hayat bulmuştur ve hala son derece çeşitli ve derin problemlerle boğuşan bölge halklarının içler acısı durumunun sorumlusu da bunlardır.

Bununla birlikte, ABD veyerel işbirlikçilerinin bu toplumlardaki konumu ve etkisi, artan politik bilinç ve sol iktidarların somut başarılarıyla son zamanlarda ciddi bir düşme eğilimine girmiştir. Buna rağmen ABD geleneksel çıkarlarının korunması için eski refleksleriyle arka bahçesindeki nahoş durumlara müdahale etmeye çalışmayı sürdürmektedir. Honduras’ta Zelaya’nın bir darbeyle düşürülmesi, Chavez’e karşı darbe ve cinayet girişimi ve sonraki petrol grevi son zamanlardan aklımızda kalan müdahalecilik örnekleridir.

Raul Castro CELAC toplantısındaki konuşmasında, ABD’nin bu girişimleri hakkında bunların her nedense hep ALBA (Chavez tarafından kurulan alternatif ticaret örgütü) olduğuna dikkat çekerek bir toplantıda Ekvator devlet başkanına dönüp “sırada sen varsın, kendine dikkat et” dediğini hatırlatmıştır. O zaman bunu şaşkınlıkla karşılayan Rafael Correa ise, çok geçmeden bir darbe girişimine maruz kalmış, halkın sokağa inmesiyle hayatını güç bela kurtarabilmiştir. Kısacası komplo ve darbecilik, ABD’nin Latin Amerika’nın ilerici başkanlarına karşı oynadığı temel koz olmaya devam etmektedir.

Elbette aynı emperyalist gücün CELAC karşısında tavrının ne olacağı da kestirilebilir. Salvador Allende’yi deviren, Fidel Castro’ya onlarca suikast girişimi gerçekleştiren, Küba havayollarına ait bir uçağı havada patlatan Orlando Bosch gibi katilleri himaye eden ve onlarca kurumla Latin Amerika’da her türden ilericiliğe karşı savaş açan ABD, şüphesiz ki CELAC’a karşı da kayıtsız kalmayacaktır. Bilindiği üzere, uzunca bir süredir Latin Amerika kıtasında aksilikler ABD’nin yakasını bırakmamaktadır. Darbe girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmakta, solcu adaylar seçimlerden başarıyla çıkmakta, dayattığı anlaşmalar refüze olmakta, geleneksel kaleleri tek tek düşmektedir. Bununla birlikte ABD, elli yıl sonra donanmasını Latin Amerika kıyılarında dolaştırmaya başlamak, Güney Komandosu’na sızma ve ajanlık faaliyetleri için İspanyolca öğretmek, kalan birkaç müttefikten biri olan Kolombiya’da yedi tane birden askeri üs açmak, Haiti’yi yardım bahanesi altında işgal etmek gibi bir takım açılımlar yapmıştır. Buna rağmen Kanada ile birlikte kendi politik etkisini hissettirebildiği Amerika Devletler Örgütü’ne (OEA) alternatif olarak CELAC’ın kurulmuş olması muhtemelen kuzeyli emperyalistler için oldukça can sıkıcıdır. “Amerikan Sömürgeleri Örgütü”nün zeminini yitirmesi, ABD için güneye politik müdahalede bulunma imkanlarından birinin göz göre göre ortadan kalkması olarak gerçekten ağır bir darbe olmuştur. Daniel Ortega’nın da dediği gibi güney üzerindeki ABD egemenliğinin belgesi, Monroe Doktrini, CELAC’la birlikte üstelik de kendi yıl dönümünde tarihin çöplüğüne gitmektedir.

ABD politik olarak galebe çalınmıştır.

SONUÇ YERİNE…

Geçtiğimiz günlerde Karakas’ta, insan toplumunun gerçekten dara düştüğü ve bunun sorumluluğunun kapitalizmde olduğunu anlamaya başladığı bir tarihsel dönemeçte, Latin Amerikalı devrimcilerin inisiyatifi altında önemli bir birlik kurulmuştur. Yeniliğine, heterojen yapısına, karşısında büyük düşmanlar olmasına rağmen bu mekanizmanın çalıştırılabilmesi Latin Amerika’nın ve insanlığın kaderinin değiştirilebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Söz konusu birlik, her şeyden önce, kendi kaderini eline almayı becerebilmiş halkların birbiriyle dayanışma içerisinde neleri başarabileceğini gösterebilecek bir yapı olarak emperyalizme karşı güçlü bir cephe oluşturma imkanına sahiptir. Bununla birlikte, CELAC’ın hepimiz için belki de en büyük faydası “git gide daha eşitsiz bir hale gelen bölüşümün haksız görünmesini” sağlayacak bir ayna ve “yaşam tarafından alışılmış olguları ölümsüz denilen adaletin karşısına çağıran” (K. Marks) bir mahkeme işlevi görmesi olacaktır.

Artık, neo liberalizm ve emperyalizmin dayattığı her politika ve önermenin karşısında onları, somut alternatiflerini uygulayarak itibarsızlaştıracak bir birlik vardır. Bu gerçekten tarihsel önemdedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: