latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Kadın Hakları ve Hareketleri’ Category

Venezüella: Dünya Kadın Konferansı sonuçlandı

Posted by lahy 09/03/2011

CARACAS (09.03.2011)- Dünya Kadın Konferansı, dün yapılan 8 Mart yürüyüşü ile tamamlandı. 3 gün boyunca Bolivar Üniversitesi’ndeki seminer ve atölyelerde tartışmalar yürüten kadınlar, 2. Dünya Kadın Konferansı’nın 5 yıl sonra yapılmasına, bu zamana kadar yerel, bölgesel ve kıtasal konferanslar toplanmasına karar verdi.

Venezuela’nın başkenti Caracas’ta 37 ülkeden kadınların katılımıyla toplanan Dünya Kadın Konferansı, dün tamamlandı. 4 Mart’ta başlayan konferansa, 37 ülkeden 102 delege ve 7 kurum temsilcisi katıldı. İki gün boyunca yürütülen tartışmalar sonucunda bazı kararlar alındı.

Buna göre,

Dünya Kadın Konferansı 5 yıl sonra yapılacak, bu süreye kadar yerel bölgesel ve kıta konferansları toplanacak.

Var olan koordinasyon görevine devam edecek, konferans sonuçlarını hazırlayıp yayınlayacak. Bir yıl sonra örgütlenecek geniş katılımlı toplantıda ise her kıtadan iki temsilciden oluşan yeni bir koordinasyon seçilecek.

İkinci Dünya Kadın Konferansı daha geniş katılımlı örgütlenecek.

25 Kasım, 8 Mart ve 1 Mayıs, kampanyalar şeklinde örgütlenecek.

1 Mayıs’ta neo liberal politikalara ve kapitalizme karşı eşit işe eşit ücret talebi öne çıkarılacak.

Sosyalizmin zaferini garantilemek için kadınların özgürlük mücadelesini esas almak ve yoksul kadınları sosyalizm mücadelesine dahil etmek.

Enternasyonal bir web sitesi kurulacak ve iletişim ağı oluşturulacak.

Emperyalizme, kapitalizme, faşizme ve sömürgeci savaşlara karşı enternasyonal kadın mücadelesi ve dayanışması örgütlenecek.

Konferansın son günü ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bir yürüyüş düzenlendi.(ETHA)

Venezüella:Dünya Kadın Konferansı

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Venezuela | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Venezüella:Dünya Kadın Konferansı

Posted by lahy 08/03/2011

Foto: Kadınlar aynı sorunları yaşıyor
CARACAS – Venezuela’da yapılan Dünya Kadın Konferansı’nda 6 Mart günü yapılan 1. Meclis oturumunda dünyada kadınların durumu ile ilgili sunumlar yapıldı.

Farklı birçok ülkeden gelen delegasyonlar, ülke raporlarını sundu. 23 ülke delegesi ilk oturumda söz alarak konuştu. Yapılan sunumlarda çarpıcı bilgiler verildi ve öneriler sunuldu.

1. oturumda söz alan Mısır delegesi konuşmasına, “Sizleri Arap halkının isyanıyla selamlıyoruz” şeklinde başladı, isyanda yaşamını yitiren direnişçiler için saygı duruşuna çağırdı.

Mısır direnişinde kadınların etkin rol oynadığına ve kadınların en önde yer aldığına dikkat çeken Mısır delegesi, “Gece gündüz yemeden içmeden direnişte yer alıyor. Mısırlı kadınlar kendi özgürlük tarihini yazıyor ve devrimin sloganlarını kadınlar belirliyor” dedi. Ekvator delegesi, ekonomik krizin Ekvator’da yoksulluğu daha da artırdığını belirtti. İşsizlik oranının çok yüksek olduğu ülkede, hükümetin eğitim için hiç para ayırmadığı, sosyal hakların gaspedildiğini kaydetti. Ekvator delegesi, sağlık, eğitim ve iş mücadelesinde kadınların en ön safta olduğunu söyledi. Mücadele edenlere karşı Ekvator devletinin azgın bir saldırganlık içinde olduğunu söyleyen delege, “Halk ve kitle temsilcileri gözaltında kaybediliyor ya da tutuklanıyor. Mesela son olarak gençlik önderi Marselio Alivero tutuklandı ve halen tutuklu” şeklinde konuştu. Endonezya’da halen faşist bir rejimin hüküm sürdüğünü söyleyen Endonezya delegesi, “Suarto darbesinde en çok devrimciler, komünistler ve Maocular katledildi. Anayasada çeşitli şekilsel değişiklikler yapılsa da özü değişmedi. Darbeden bugüne kadın hareketimiz çok zarar gördü. Şimdi ise hükümetin desteklediği kadın hareketleri var. Bu örgütler aracılığıyla emekçi kadınlar kandırılıyor” dedi.

Farklı ülkelerden kadın delegelerin konuşmalarında, dünyanın neresinde olursa olsun emekçi kadınların benzer sorunlar yaşadıkları dile getirildi. Oturumun sonunda, sunulan önergeler oylandı, şu kararlar alındı:

“Kürdistanlı delegelerin konferansa tekrar katılması için konferans komitesinin çaba harcaması ve görüşmede bulunulması. Kolombiya hükümeti tarafından konferansa katılmaları engellenen kadınların gelişlerine izin verilmesi için çağrı yapılması. Tüm dünya ülkelerinden göç eden, illegal insanların serbest bırakılmasının talep edilmesi.”

Atölye çalışmaları sürüyor

Bu arada Venezuela’da yapılan Dünya Kadın Konferansı kapsamındaki atölye çalışmaları sürüyor. Sosyalizm deneyimleri üzerine yapılan atölye çalışmasında, sosyalizmde kadının evine kapanmaktan nasıl kurtulacağı, çözüm önerileri ve örgüt modelleri tartışıldı. Ayrıca bugün kadınların birlikteliğinin nasıl sağlanacağı model önerileri belirginleşti.

Enternasyonal ve bölgesel kadın kongrelerinin düzenlenmesi önerileri geldi. Atölye çalışmasında kadının kurtuluşunun sosyalizmde olduğu yönünde karar çıkarılması önerildi. SKM bu öneriye, kadın devriminin de eklenmesi gerektiğini belirtti. Tartışmalar bu öneri üzerine devam etti. SKM örgüt modelini ve mücadele deneyimlerini anlattı. Atölyede Kürt kadın hareketi hakkında da bilgilendirme yapıldı.(atılım)

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Feministler ve seks işçileri arasında tartışma

Posted by lahy 02/03/2011

Marcela Valente

BUENOS AIRES,  (IPS) – Arjantin hükümet’inin cinsel sömürüden yararlanan müsterilerin yargılanması şeklindeki önerisi, bu öneriyi destekleyen feminist örgütler ile bu öneriye karşı çıkan seks işçileri arasında hararetli bir tartışmaya yol açtı.

Adalet ve İnsan Hakları Bakanlığı’nın önerisi seks ticaretini ortadan kaldırmayı amaçlayan örgütler tarafından da destekleniyor. Bu gruplar fuhuşun bir sömürü biçimi olarak mahkum  edilmesini ve alternatif iş olanaklarının yaratılması gibi tedbirler alınmasını talep ediyorlar.

Müşterilerin soruşturmaya uğraması kavramı her ülkenin yasalarına bu maddenin konulmasını önermeyi inceleyen Birleşmiş Milletler ve Amerikan Devletleri Örgütü  (OAS) tarafından da destekleniyor.

Seks trafiği kurbanlarını kiralayan müşterileri hapse yollayarak talebin düşürülmesi amaçlanıyor.

Seks ticaretini ortadan kaldırmayı amaçlayan Kadın hakları ve İnsan hakları örgütleri bu fikri destekliyor ancak uygulanması hakkında kuşkularını belirtiyorlar.

Eşitlik İçin Kadınlar Vakfından Monique Altschul IPS’e kuruluşunun hükümetin önerisini desteklediğini ve yapılan önerinin İsveç’in seks servisleri satın alınmasına karşı yasaları ile aynı olduğunu vurguladı ve ”Uygulamak zor olacak, ancak imkansız değil ” dedi.

Bir çok feminist kuruluş üyeleri gibi Altschul’da hayat kadınlığının onurlu bir iş olmadığını ve seks trafiği sonucu meydana gelen bir cinsel sömürü ise, bunun, köleliğin modern zamanlara ait bir biçimi olduğuna inanıyor.

Altschul, ” Hayat kadınlığı insanlar aşağilanmaya ve her alış verişte ne olacağını bilmedikleri bir duruma tabii oldukları için onurlu bir iş değil..” dedi.

Bundan dolayı birçok kadın hakları grubu yalnızca seks trafiğinin kullanıcıları değil, seks için para ödeyenlerinde cezalandırılması gerektiğine inanıyorlar.

Ancak, 4.000’den fazla üyesi olan Arjantin’in Kadın hayat Kadınları Derneği (AMMAR), bu öneriye karşı ve Haziran ayında El Salvador’da düzenlenecek olan OAS Genel kurulunda seslerini duyuracaklarını söylüyor.

AMMAR Başkanı Elena Reynaga, IPS’e, Bu bizimde mahkum ettiğimiz seks trafiği ile bazı kadınlar tarafından karşılıklı bir anlaşmaya tabii olan bir şecimi birbirine karıştırıyor” dedi.

Ayrıca, ”yasak yanlısı” olan grupların kendi endişelerini dinlemediğinden şikayet etti: ”Bize saygıları yok, bizi dinlemiyorlar..Yasalar yalnızca bize zarar veriyor ve olduğumuzdan daha fazla bizi riske itiyor” dedi.

Seks ticaretini ortadan kaldırma yanlısı olan gruplar hiç bir kadının gerçekten de hayat kadınlığını seçmediğini ve de, kadınların taciz ve şiddet deneyimleri ve ortada başka bir imkan olmaması nedeniyle bu işe itildiklerini söylüyor.

Ancak Reynaga bu tartışmayı red ediyor: ” Ev hizmetçileri ve caddelerde başkalarının artıklarını toplayan kadınlar da imkanlara sahip değiller, ancak kimse onlarla ilgilenmiyor..Eğitim imkanı olmayan bir çok kadın var ve bizimde tercihler yapmamız gerekiyor” dedi.

Problem, Arjantin’de kadınların trafiği sıcaklığını koruyan bir konu olması. ABD Bakanlığı yıllık raporunda bu Güney Amerika ülkesinde her yıl insan ticaretine karşı gerekli tedbirlerin alınmadığı uyarısını yapıyor.

Seks trafiğine karşı çalışan gruplar kadınların ele geçirildiği ya da tuzağa düşürüldüğü başlıca ülkelerin Bolivya, Brezilya, Paraguay,Peru, Porto Riko ve Arjantin’in en fakir bölgesi olan Kuzey bölgesi olduğunu söylüyorlar.

Basın, sık sık merkezi Arjantin yapılan baskınlarda Paraguay veya fakir kuzey eyaletlerinden gelen kadınların yaptığı iyi bir iş vaatiyle kandırıldıkları ve cinsel sömürüye uğradıkları şeklindeki suçlamalarına yer veriyor.

Ayrıca, seks trafiğini gerçekleştiren grupların kurbanları olduğu tahmin edilen yüzlerce kayıp genç kız ve kadın vardır.

2008 yılında Kongre seks trafiğini engellemek ve kriminalize etmek için bir yasa çıkardı. Ancak yasa bir dizi hataya sahip ve BM kadın ve çocuklar özel rapörtörü Joy Ngozi Ezeilo, ”acil” olarak yasanın yeniden düzenlenmesi çağrısı yaptı.
………………..
………………..

Reynaga ayrıca yasaların seks işçilerini rahatsız etmek için kullanıldığını söyledi: “Polis bizi gözaltına alıp yargıya sevk ediyor ve ve bizim müşterilerimizi onlara rüşvet ödemeye zorluyor”dedi.

Ayrıca müsterilerin kendi istekleri ile bu işe yapan seks işçileri ile şebekelerin kurbanı olan kadınları ayırabileceği kavramına karşı çıkarak ” müşterilerin kadınlara ne soracağını umuyorlar” diye sordu.

” Problem yolsuzluktur….bunun bir sonucu olarak şebekeler mantar gibi yayılıyorlar. Polisin elinde kullanmadıkları ya da bize karşı kullandıkları araçlar vardır” dedi.

(Kısaltılmış çeviri)

Posted in Arjantin, Genel Haberler, Kadın Hakları ve Hareketleri | Etiketler: , , | 1 Comment »

Meksika: Kadın hakları savunucusu Susana Chavez öldürüldü

Posted by lahy 14/01/2011

Meksika’nın sınır kenti Ciudad Juarez’deki faili meçhul kadın cinayetlerine karşı protestoların önderliğini yapan, şair ve kadın hakları savunucusu Susana Chavez öldürüldü.

Chavez’in cesedi 6 Ocak’ta Ciudad Juarez’in tarihi merkezinde sol kolu kesilmiş olarak bulundu.  Chavez, bıçaklanarak ve dövülerek öldürüldü. Cinayete organize suç izlenimini vermek isteyen suçluların maktülün bir kolunu kestiği bildirildi.

Susana Chavez’i öldüren 17 yaşındaki üç genç tutuklandı. Polis, çete üyesi olan gençlerin alkölün etkisi altında iken Susana Chavez’i kaçırarak saldırdıkları ve kendilerini şikayet edeceği endişesi ile öldürdüklerini söyledi.

Chavez, 1993’ten beri öldürülen ve tecavüz edilen yüzlerce kadının ölümüyle ilgili “Tek bir ölüm daha olmasın” sloganını popüler hale getirmişti.

Chavez’in ölümünün ardından bir bildiri yayınlayan Uluslararası Af Örgütü, Susana Chavez’in kendisine karşı mücadele ettiği cinsiyetci şiddetin kurbanı olduğunu bildirerek Meksikalı yetkilileri tarafsız ve etkili, uluslararası kurallara uygun bir şekilde cezalandırmalarını istedi.

AÖ, ” “Yerel ve federal otoritelerin bu şiddete son vermek ve sorumluların dokunulmazlığına son vermek konusunda yetersizlikleri görülüyor,” dedi.

Savcı, Chavez’in politik nedenlerden dolayı öldürülmediğini söyledi.Chavez’in ailesi ise yerel makamları sosyal kargaşa çıkması ve protestolar korkusu ile kamuoyuna eksik ve geç bilgi vermekle suçladı.

Susana Chavez, Juarez’de bir ay içinde öldürülen ikinci kadın eylemci oldu. Aralık ayını son günlerinde kızının katillerinin yakalanması için mücadele veren Marisela Escobedon öldürüldü.

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Meksika | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Haiti’de tecavüz vakaları hızla artıyor

Posted by lahy 07/01/2011

Haitili kadınların çilesi bitmek bilmiyor. Haiti’yi yerle bir eden depremin ardından salgın hastalıklarla boğuşan ülkede tecavüz vakalarında hızlı bir artış yaşanıyor.

Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı son rapor kamplarda yaşanan tecavüz olaylarını tüm yalınlığıyla gözler önüne serdi:

“Rapora göre tecavüz vakaları her geçen gün artıyor. Barınaklarda kadın ve kızlara saldırılıyor. Çeteler onları çadırlarından çıkarıp sürükleyerek başka çadırlara götürüyor ve orada ırzlarına geçiyor.’‘

Rapor bir yandan kadınların kamplarda ne kadar korunmasız olduğuna dikkat çekerken diğer yandan da tecavüz olaylarının çocukları da hedef aldığını gözler önüne serdi.

Bu anne 10 yaşındaki kızının ırzına geçilmesini engelleyememiş:

“Çadırıma yeni girmiştim ki beni gören komşum kızımı bir adamın kaçırdığını söyledi. Olay yerine gittiğimde saldırganla konuşmaya çalıştım. Fakat bana vurarak sesimi kesmemi, yoksa benim de ırzıma geçeceğini söyledi. Daha sonra bize vurmaya ve cep telefonlarımızla kişisel eşyalarımızı zorla almaya başladılar.’‘

Af örgütüne göre kampların güvenliği sağlanamadıkça bu tür saldırılar artarak devam edecek:

‘‘Kampların haddinden fazla dolu olması ve güvenlik sorunu cinsel saldırıların artmasına neden oluyor. Ayrıca Haiti polisinin saldırıları önlemede yetersiz kalmasından dolayı yaşanan insanlık suçunun ceremesini kadınlar ve kız çocukları çekmek zorunda kalıyor.’‘

Depremden yaklaşık bir yıl sonra ülkede bine yakın kadına tecavüz edildiği tahmin ediliyor. Af örgütü hükümeti acilen tedbir almaya çağırıyor. Fakat kadın haklarında sınıfta kalan Haiti’de saldırıların önüne geçilmesinin nerdeyse imkansız olduğu belirtiliyor. (euronews)

Tecavüze uğrayan Şili’li kadınlar susmaya son verdi

“Sahip Olmak Ya da Olmak”: Venezüella’da Sosyalist-Feminist Bir Ekonominin Kuruluşu – Lidice Navas İle Söyleşi

Kübalı transseksüllerin sorunları

Haiti: Kadınlar ve sosyal mücadele 02.09.2010

Posted in Haiti, Kadın Hakları ve Hareketleri | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Meksika: Kadınlara ve eylemcilere karşı şiddet sürüyor

Posted by lahy 13/12/2010

Birleşmiş Milletler Kadınlar İçin Kalkınma Fonu(UNIFEM) çalışanı Ana Güezmes’in, 23 Kasım’da Meksika şehrinde bildirdiğine göre, Meksika  savaşta olmayan ülkeler arasında en yüksek şiddetli kadın ölüm oranına sahip ülke ünvanına sahiptir. Güezmez, İspanya ‘da bulunan Queen Sofia Merkezi tarafından yapılan 135 ülkeyi kapsayan araştırmayı bu bilginin kaynağı olarak verdi.

Aynı gün, Meksikalı örgüt Origin Foundation, 15 ve 44 yaş arasındaki Meksikalı kadınların evlerinde meydana gelen tecavüz ve taciz-şiddet sonucu ölme ihtimalinin kanser yada kazalar sonucu ölme risklerinden daha fazla olduğunu bildirdi. “Her gün altı kadın şiddet sonucu ölüyor: dört’ü cinayet sonucu, ikisi de intihar”  ve şiddete uğrayan kadınların yüzde 30-50’si 15 yaşın altındadır, yüzde 20’si ise 10 yaşın altında.” bildiriminde bulundu. (La Jornada (Meksika) 11/24/10)

24 Kaım’da BM İnsan Hakları Komisyonu Temsilcisi (OHCHR) Javier Hernández Valencia, (OHCHR), insan hakları savunucularına karşı saldırların geçen yıldan beri artığını bildirdi.

2009 yılında 128 saldırı bildiriminde bulunuldu Ekim 2009-Eylül 2010 arasında rapor edilen saldırı sayısı ise 165’e ulaştı. Hernández’in istatistiklerine göre, saldırları gerçekleştirenlerin yüzde 51’inin faili meçhul; yüzde 22’si kişiler tarafından, yüzde 14’ü de güvenlik kuvvetleri, yüzde 6’i bölgesel otoriteler, yüzde 5’i de akerler tarafından gerçekleştirildi. Chihuahua, Chiapas, Oaxaca ve Guerrero eyaletleri saldırların en yoğun yaşandığı bölgelerdir. (LJ 11/25/10)

30 Kasım da Uluslararası Sakat Hakları (DRI) ve Meksika İnsan Haklarının Savunusu ve Promosyonu Komisyonu (CMDPDH)  binlerce ruhsal ve fiziksel sakatlıklara sahip yetişkin ve çocukların insani olmayan koşullarda tedavi merkezlerinde tutulduğunu ve lobotomi ve yanlış ilaç tedavisi gibi tehlikeli tıbbi tedavilere maruz kaldıklarını bildirdi. 10 yıl önce yayınlanan benzeri bir rapor sonrasında Meksika Hükümeti 6 ay içinde koşulların düzeltileceğini bildirmiş ve sakatların hakları ile ilgili uluslararası anlaşmayı 2006 yılında onaylamıştı. Ancak yeni yayınlanan, Terk edilmiş & Kaybolmuş: Meksika’nın Çocuk ve Yetişkin Sakatları Ayırması ve Kötü Muamelesi başlıklı rapora göre aradan geçen sürede hiçbir şey değişmedi. (LJ 12/1/10)

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Meksika, İnsan Hakları | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Kolombiya:Tutuklanan hamile insan hakları savunucusunun dramı

Posted by lahy 16/11/2010

Gözaltında işkençe gören hamile insan hakları savunucusu ikiz bebeklerini kayıp etti.

Kolombiya devleti tarafından tutuklanarak işkençe gören insan hakları savunucusu beş aylık hamile olan avukat ve sosyal lider Marisela  Uribe Garcia düşük yaparak ikiz bebeklerini kayıp etti.

Marisela Uribe García, Macarena’,da bulunan kıtanın en büyük toplu mezarı dolayısıyla Kolombiya Ordusu hakkında kayıp aileleleri adına suç duyurusu yapmıştı. Toplu mezarda 2000 ceset bulunmuşdu.

Devlet yanıt vermekte gecikmedi; tutuklandı ve işkençe gördü.

10 Eylül’de yaptığı suç duyurusu ile ilgili olarak araştırmalar yapmak üzere mahkemeye giden avukat Marisela’yı polisler isyan ve suç işleme amaçıyla hareket ettiği gerekçesiyle gözaltına aldılar.

Bogoto’da bulunan DAS’ın gözaltı merkezinde işkençe gören Marisela’ya gerekli tıbbi yardım sağlanmadı.

13 Eylül 2010’da Bogota’da bulunan  Buen Pastor kadınlar hapishanesine sevk edildi.

Tutuklu bulunduğu sırada 5 aylık hamile olduğu tespit edildi; 20 Ekim’de rahatsızlanması üzerine hapishane de kendisni muayene eden bir doktor hastahaneye yatırılmazsa ikizleri kaybetme tehlikesinin yüksek olduğunu bildirdi. Ancak, otoriteler Marisela’nin sağlık durumuna aldırmadılar.

Hastahaneye sevk edílmeyen Marisela 22 Ekim’de düşük yaptı.

Kızının tutuklanması ve ikiz bebekleri doğmadan kaybetmesi nedeniyle Marisela’nın annesi, ”Neden bunları yaptınız” diye Kolombiya otoritelerine soruyor.

Uribe’nin başkanlığı sırasında Kolombiya’da kaybolanların sayısı 38.255’dir. 1985’den bu yana 5 milyona yakın insan güç etmeye zorlandı.

Poster: Kolombiya’da devlet terörü: İnsan hakları savunucusu Kolombiya devleti’nin işkençeleri sonucu ikizlerini kaybetti  Kıta da bulunan en büyük toplu mezar (2000 kişi)  için suçlandı…ordu tarafından katl edildiler.

Latin Amerika:Ve şimdi cinsel ayrım yapmayan bir eğitimin zamanı- Milagros Salazar

Kolombiya: Başkan Santos’un ilk üç ayında 50 eylemci öldürüldü

Kolombiya’daki bir mezarlıkta kimliği belirsiz 446 ceset


Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Kolombiya, İnsan Hakları | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Latin Amerika:Ve şimdi cinsel ayrım yapmayan bir eğitimin zamanı- Milagros Salazar

Posted by lahy 14/11/2010

Milagros Salazar (IPS)

LIMA: Latin Amerika’da kadınlar eğitim alanındaki engelleri yıkıyorlar, ve bir çok ülkede kadınlar erkeklerden yıllarca fazla eğitim alıyorlar.  Ancak, günümüzde yapılması gereken eğitimin kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği artırması yerine azaltmasını garanti altına almaktır.

Çoğunlukla Latin Amerika kıtasından gelen, 20 ülkeden kadın örgütleri ve insan hakları gruplarının temsilcileri Lima’da toplanarak, okul içi ve okul dışında basmakalıp rol modelleri üretmeyen ve ayrımcı olmayan bir eğitimin nasıl gerçekleşeceğini tartıştılar.

Kadın Haklarının Savunusu için Latin Amerikan and Karayip Komitesi(CLADEM) temsilcisi Moriana Hernández,  14 ülkeden gelen 60 katılımcıya, ” Eğitimin cinsiyetçi ve ayrımcı olduğunu söylemek ideolojik bir bildirimde bulunmak değil, bilimsel delillerle desteklenen bir gerçekliği dile getirmektir.” dedi.

” Eğitim: Hedeflerin Ötesinde”  uluslararası semineri   14-16 Ekim tarihlerinde Peru’nun başkentinde yapıldı;  toplantı 2015’e kadar herkesin  ilkokula gitmesi  ve cinsler arasında eşitliğin sağlanması ve kadınların güçlendirilmesi şeklindeki yüzyılın iki ve üçüncü kalkınma hedeflerini (MDGs) tartışmaya açtı.

BM üyesi devletler tarafından 2000 yılında üzerinde anlaşmaya varılan 8 MDGs, yoksulluğu, açlığı, kadın ve çocuk ölümlerini azaltmayı, HIV/AIDS ve diğer hastalıklarla savaşmayı ve çevrenin korunmasını ve 2015 yılına kadar kalkınma için global bir işbirliği sağlanmasını  amaçlıyor.

Kıtanın çeşitli ülkelerinde bu yıl başlayan CLADEM’in, Cinsiyetçiliğe ve Ayrımcılığa karşı Eğitim Kampanyası yöneticisi Hernandez, IPS’e “Okullara gidebilmek bir konu, ancak, ilk ve ortaokulu tamamlayabilmek çok daha başka bir konudur” dedi.

“Ayrıca, eğitim güncel konularla ilgili olmalı ve insanların bağımsız ve eleştirel olarak düşünmesine yardımcı olmalıdır. Okul eğitim programı ve istatistiklere bakarak bu konular değerlendirilebilmelidir,” dedi.

Rakamlara bakınca,  halihazırda Arjantin, Küba, Meksika ve Peru gibi ülkelerde ve ortalama olarak Latin Amerika’nın yüzde 90’ının da  üniversal ilk öğretiminin sağlandığını görüyoruz. Ancak, lise öğretimine gelince elde edilen ilerleme çok daha azdır.

Global olarak, en iyimser tahminlere göre MDG’nin dünyada ki bütün çocuklar için ilk öğretim hedefinin sağlanması hedeflenen 2015 tarihinden onyıl sonra gerçekleştirilecektir.

Costa Rica’nın eski BM gözlemcilerinden Vernor Muñoz, eğitim hakkı konusunda, 2015 yılına gelindiğinde halen okula gitmeyen 47 milyon çocuğun olacağını ve 47 ülkenin bu hedefe ulaşamayacağını söylüyor.

Bu arada erkek ve kız çocukları arasındaki fark yavasça kapanıyor. Okul çağındaki dünya nüfusunun yüzde 56’sı ilk okullarda cinsler arasında eşitliği sağlayamamış ülkelerde ve yüzde 87’si de ortaokul/liselerde eşitliği sağlayamamış  ülkelerde yaşıyor. 149 devletten yalnızca 92’si ilk ve orta öğretimde cinsler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırabildi.

Munoz, IPS’e , “MDG’ler indirgemecidir, bazı ülkelerin hali hazırda amaçlara ulaşması , bu ülkelerin eğitimin içeriği, öğretim metodları ve eşit haklar gibi diğer önemli konuları ihmal etmeleri gibi olumsuz bir etkiye sahip olabilir” dedi.

Eğitim sisteminin erkeklerin kadınlardan daha fazla hakka sahip olduğu fikrini ürettiği ve yerli halklar ile fiziksel sakatlıkları olan kişileri dışladığı için ”ataerkil’  olduğu vurguluyor.

Muñoz, dünyanın en eşitsiz bölgesi olarak görülen Latin Amerika’da, eğitim de görülen bu dengesizlikler politik, sosyal ve ekonomik alanlarda meydana gelen gelişmeleri yansıtıyor, diyor.

Hernández, “Ataerkil sistem hiçbir zaman  neo-liberal ekonomik sistem için bugünkü kadar gerekli olmadı, çünkü, başka faktörlerin yanısıra,  kadınları bedava olarak sağlanan servislerin sağlayıcıları haline dönüştürüyor,” dedi.

Brezilya’dan  CLADE yöneticisi Camila Crosso,  tamamıyla ekonomik bir bakış açısından eğitimin bir insan hakkı olarak değil de ilerde kazanç getirecek bir yatırım olarak görüldüğü söylüyor.

Feminist bir bakış açısından, İspanyol uzman Rosa Cobo, öğretmenlerin basmakalıp, cinsiyet modellerini esas alan  cinsiyetci bir müfredatı üstüörtülü bir şekilde öğrencilere taşıdığına inanıyor.

” Dünyanın her ülkesinde erkekler ‘ekstra” haklara sahip ve kadınların hakları daha az. Kamu alanı erkekler için bir alan, kadınlar ise domestik alana sıkıştırılmışlardır, Okullar bu fikirleri yeniden üretiyor” diyor.

Cobo’ya göre, şimdi, daha fazla kadının öğretim görmesinin sağlanması için ilk adımlarını atan kadın örgütlerinin cinsiyetci olmayan bir eğitim için çalışmasının zamanıdır.

Cobo, “Kendimize,  nasıl bir öğretim istiyoruz?’ diye sormanın ve hiyerarşileri yıkan bir eğitim sistemi için çalışmanın zamanıdır” dedi.

Muñoz ise öğrencilerin gelenek ve kültürlerine saygı gösterirken  faydalı ve özgüveni artıran bir eğitim sistemi yaratmak hayati bir öneme sahiptir, dedi.

Yerli Halktan Kadınlar için Ağ Koordinatörü, Peru’dan Tarcila Rivera, iki dilde eğitimin yerli haklara saygı gösterilmesi için yeterli bir garanti sağlamadığını söyledi.

Munoz, “Fakirler halen yetersiz bir eğitim alıyorlar” dedi.

Munoz’a göre, ayrıca okullarda seks eğitimi konusunda eksiklik vardır.  Latin Amerika ve Karayipler de, yalnızca Arjantin,  Brezilya ve  Costa Rica seks eğitiminde  kapsamlı bir yönetmeliğe sahiptir; böyle bir eğitim istenmeyen hamileliklerin sayılarının azalması ve HIV/AIDS’in engellenmesi için yardımcı olabilir, bu yüzden öğretmenleri bu konuda eğitmek kaçınılmazdır.

CLADE’den Crosso kilisenin müdahale etmediği laik devletlerde bunu başarmak daha kolay olur, dedi.

Ancak bazı ileri adımlar atıldı. Arjantin 2006’da bir yasa çıkararak bütün kamu ve özel okullarda kapsamlı bir seks eğitimi programı sağlayan bir yasa çıkarıldı.

Brazil Afrika kökenli öğrencilerin üniversiteye gitmesi için burslar dağıtmaya başladı.

Meksika kırsal bölgelerde yaşayan ailelerin kızlarını okula göndermesi için teşvik tedbirleri uyguluyor ve Kıta’da parasız eğitimin garanti edilmediği tek ülke olan Kolombiya’da Anayasa Mahkemesi devletin parasız eğitim sağlamayı değerlendirmesini karar altına aldı.

Ekvador’da kadın örgütleri ders kitaplarını inceleyip, gözden geçirmeye katıldılar.

CLADEM’in Cinsiyetci ve Ayrımcı olmayan Eğitim Kampanyası ulusal ve uluslararası alanlarda faaliyetler düzenleyerek-  karikatür yarışmaları, reggaeton ritimlerine ayarlanmış tekerlemeler ve öğretmenler için çalışma kitabları yaratarak -günümüzün problemleri ile başa çıkmaya çalışıyor.

Atılması gereken adım eğitim  kuruluşları ile ittifaklar kurmayı sağlamak ve  Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması İçin Sözleşme (CEDAW).altında uluslararası mahkemelere getirilecek  emsal teşkil edecek davalar üzerinde çalışmak olmalıdır.

Kıta da, şimdiye kadar,  uluslararası mahkemeye cinsiyetci eğitim hakkında hiçbir şikayette bulunulmadı.(19/10/2010)

Çeviri: Erol Yesilyurt,  lahy

Kaynak:  LATIN AMERICA: And Now For Non-Sexist Education | IPS

Küba’da cinsel taciz

Venezüella: Anayasa Mahkemesi’ne transseksüel aday

Venezüella: Ulusal Meclis’e yalnızca 24 kadın vekil seçildi

Meksika: Düşük yapan Guanajuato kadınları hapiste 12.09.2010

Tecavüze uğrayan Şili’li kadınlar susmaya son verdi

“Sahip Olmak Ya da Olmak”: Venezüella’da Sosyalist-Feminist Bir Ekonominin Kuruluşu – Lidice Navas İle Söyleşi

Kübalı transseksüllerin sorunları

Haiti: Kadınlar ve sosyal mücadele 02.09.2010

Venezüella’dan İzlenimler: Goçalar, kadınların mücadelesi

Posted in Arjantin, Brezilya, Genel Haberler, Kadın Hakları ve Hareketleri, Kolombiya, Makaleler, Peru | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Küba’da cinsel taciz

Posted by lahy 17/10/2010

Daisy Valera / Havana

author photo

Geçtiğimiz ay her zaman olduğundan daha fazla boş zamanım vardı.

Benim istediğim için değil de, yeni işime başlamam için gerekli işlemlerin gecikmesinden dolayı idi.

Ve benim için fazlasıyla boş zamanım olması yalnız zaman geçirmem anlamına geliyor- şehrimin bir çok caddesinde yalnız başına yürümek, otobüsle seyahet ve değişik kuruluşları ziyaret, tek başıma.

Belki de daha önce bütün zamanımı erkek arkadaşım veya arkadaşlarımla geçirdiğim için hiç bir zaman şimdi hissettiklerimi hissetmedim: Tacize uğramış olmak.

Açıkcası sokaklar da yalnız başıma yürümek benim için katlanmam gereken bir deneyim haline geldi.

Göründüğü kadarı ile 1959 devriminin üzerinden 50 yıl geçmesi ve Kübalı Kadınlar Federasyonu’nun (FMC) kurulması yeterli değil.

Ada’da ki erkeklerin birçoklarının tavırları hiçte saygılı değil; kesinlikle bizlerin onlarla eşit olduğunu düşünmüyorlar.

Bir şekilde bir kadın olarak göze çarptığımı değil, dikkatle bakılan bir et parçası olduğumu hissettim.

Vucudumun değişik bölgelerini konu eden ağza alınmayacak laf atmalara tahammül etmek zorunda kaldım.

Beni rahatsız ederek bir sokak boyunca yürüyorlar ve hatta bana bir bira ısmarlamayı bile teklif ediyorlar.

Bazen kızgınlıkla onlara tacizci magara adamları diye bağırıyorum, bazende görmezden geliyorum.

Magazinler ve TV’de görmeye alıştığımız yüzlere benzer bir görünüşüm yok, ve genel olarak çok renkli elbiselerde giymiyorum ve hiç makyaj yapmıyorum, buradan çıkardığım sonuç yaşadıklarımın sadece bana özgü olmadığıdır.

Bir çok kadının aynı şekilde tacize maruz kaldığını gördüm.

Halen eskiden olduğu gibi satın alınması mümkün ve erkeğin istediği gibi muamele ettiği bir seks nesnesi konumundayız.

Şehvetli gözler, salya akan dillerin çıktığı ağızlar ve erkekten ziyade hayvan olarak gördüğüm kişilerden gelen kaba dille mücadele etmeye çalışırken ne yapacağımı şaşırıyorum.

Bu tacizlerin tarihsel geçmişlerinin kurbanı olduğunu anlıyorum, cahilliklerinden dolayı bir kadını nasıl etkileyebileceklerini bilmiyorlar, ancak bu benim, tacize uğramamı kabul etmem anlamına gelemez.

Sonunda, bu türden saygısız davranışlar sergileyen erkeklerin bazı ülkelerde olduğu gibi cezalandırılmasını ya da yargılanmasını istemeye başladım.

Ancak bu olmayacaktır. Ne de bu konuda bilinçlenmeyi sağlamayı hedef alan bir kampanya vardır.  Küba’da kadınlar erkeklerle aynı mevkiye sahip değiller, ve bu konuyu esas alan ciddi bir çalışmaya da rastlamadım.

Ancak elli yıldan sonra….artık zamanı değil mi?

kaynak: havanatimes.org

Küba: Irkçılık üzerine sorular (I)

Küba: Irkçılık üzerine sorular II

Küba’da öğretildiği şekliyle Leon Troçki Daisy Valera

Kübalı transseksüellerin sorunları

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Makaleler | Etiketler: , , , , | 2 Comments »

Venezüella: Ulusal Meclis’e yalnızca 24 kadın vekil seçildi

Posted by lahy 29/09/2010

Venezüella’da 26 Eylül’de yapılan seçimlerde Ulusal meclis’e yalnızca 24 kadın vekil seçildi. 98 milletvekilliği elde eden PSUV 18 kadın vekile sahipken, 65 vekillik elde eden muhalefet cephesi (MUD) 6 kadın vekile sahiptir.

Venezüella’da sosyal mücadele ve örgütler içerisinde ön saflarda yer alan, Komün konseylerinden halk meclislerine kadar bir dizi kitle örgütünde sözcüler (yöneticiler) oarak yer alan  kadınlar Ulusal Meclis’de gerektiği gibi temsil edilmiyorlar. Kadınlar yeni ve aşağıdan yukarıya örgütlenen kitle örgütlenmelerinde ön saflarda yer alır, bir çok örnekte üye ve yöneticilerin çoğunluğunu temsil ederken geleneksel bir kuruluş olan Ulusal Meclis bu gelişme ile taban tabana zıt olan bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Ulusal Meclis’in en genç üyesi  23, en yaşlı üyesi ise 77 yaşındadır; her iki üyede PSUV’u temsil ediyorlar. PSUV vekillerinin yaş ortalaması 48’dir. Muhalefetin yaş ortalaması ise 50’dir.

PSUV Meclis grubunda erkeklerin oranı yüzde 81.63 iken, muhalefet grubunda bu rakam yüzde 89.23’e çıkıyor.

Venezüella’dan İzlenimler: Goçalar, kadınların mücadelesi

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Venezuela | Leave a Comment »

Tecavüze uğrayan Şili’li kadınlar susmaya son verdi

Posted by lahy 13/09/2010

Augusto Pinochet’in askeri darbesi ve sonrasında tutuklanan ve işkençe gören ancak gördükleri tecavüzü geçmişle yüzyüze kalmak, utanç ve olumlu olmak endişesi anlatmayarak susan kadınlar susmaya son verdiler.

Geçen Şubat ayında çalışmalarına yeniden başlayan Siyasi Tutuklular ve İşkençe Komisyonu, 2005’den bu yana 28.000 kişinin ifadesine başvurdu; bunlar arasında binlerce tecavüz kurbanının ifadeleri bulunuyor.

Komisyon’un çalışmaları, Pinochet döneminde (1973-1990) tecavüze uğrayan ancak utanç duyan veya geçmişle yüzyüze kalmak gibi korkulardan dolayı yaşadıklarını unutmaya çalışan kadınlara konuşma fırsatı verdi.

Yıllar sonra uğradıkları tecavüz hakkında konuşan  kadınlar arasında Sosyalist Parti’nin bir militanı olan, 27 Haziran 1975’de ”değişik düşünmekten” dolayı tutuklanan  Patricia Herrera’da var.

O zamanlar 19 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Patricia, ” bugün hayatta olmayan kişilere duyduğu etik ve ahlaki ilkelerden ” dolayı konuşmaya karar verdi.  EFE’ye “Tutuklandığınız anda bir bez ile gözleriniz bağlanıyor ve kelepçe takılıyor, o zaman insan olmaktan çıkıyorsunuz. Öldüğümü hissettim; ne geçmiş, ne gelecek ne de yaşanan anın olduğu bir  boşlukta idim. İlk defa orada öldüm” dedi.

Hiç bir zaman mücadeleden  vazgeçmeyen ve yaşama hevesini yitirmeyen bir kadın olan Patricia, günümüzde ki Anayasa Meydanı’nın altında bulunan La Moneda Başkanlık sarayının karşısında ki,  gözaltı merkezinde 11 gün boyunca sürekli olarak bir silah kabzası ile tecavüze uğradı.

“İlk gece en kötü olanı idi”, dedi. Kokan bir yatağa bağlı olarak, faydasız bir şekilde aralarında nişanlısınında bulunduğu mahkumlar sesini duymasın diye mücadele etti.

Bir barbarlık örneğiydi, hayatımın en kötü günü idi”, diye hatırlıyor şimdi.

Patricia Herrera, buradan Londra caddesinde ki, bir işkence merkezine götürüldü; oraya vardığında ayakta durmasına izin vermeyen bir iltihap nedeniyle neredeyse baygın haldeydi. Oradan yerini kimsenin bilmediği bir kayıplar merkezine  götürüldü, daha sonra da bir toplama kampına yollandı.

Direnişini kırmak için her türlü kötü muameleyi denediler ama yine de yaşamayı başardı.

”Güzel olan şeylerin nereden geldiğinize bağlı olduğunu öğrendim, ve ben çok kötü bir yerden geldim. İnsan olmak yaşayabilmek için herşeye tahammül etmekmiş”

2 Eylül 1975’de serbest bırakılan Patricia,  París’de sürgün hayatına başladığında yeniden hayata tutunmak için büyük bir çaba gösterdi.

” Yaz idi, 20 yaşında idim ve heryerde çicekler vardı. Buradayım, yaşıyorum, ileriye bak dedim kendime.”

Bir ay hastahane de kaldıktan sonra eğitimine yeniden başladı, doktorasını tamamladı ve  bir insan hakları eylemcisi olarak çalışmaya başladı.  Küba’ya gitti, orada evlenerek bir çocuk sahibi oldu. 1991’de ”bıraktığından çok daha farklı bir ülke haline gelmiş olan Şili’ye” döndü.

Yaşama yeniden başladı; gözaltına alındığı evde yeniden yaşamaya başladı ve partisinden hiç bir zaman ayrılmadı ancak geçmişi herzaman hatırladı.

Hiçbir zaman unutulmayan şeyler vardır, kimse üzerinde bir iz kalmadan herşeyi geride bırakamaz.”

“Zavallı bir kadın değilim; Hapis, işkence ve sürgünü yaşadım ancak, hayatımdaki hiçbirşeyden dolayı pişmanlık duymayan bir kadınım” dedi.

Catalina Palma’da pişmanlık duymayanlardandır. O da Sosyalist Part’nin bir militanı idi.  25 Kasım 1975’de Buenos Aires’de tutuklandı.  Şili ve Arjantin askeri rejimlerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği muhaliflerin ortadan kaldırılmasını hedefleyen  “Operación Cóndor” sonucu tutuklandı.

” Hiç bir zaman tutuklanıp, işkençe göreceğinizi düşünmüyorsunuz, bundan dolayıdır ki, hiç bir korkunuz yok ve birşeyler yapabiliyorsunuz. ” diyen Catalina  bir yıl kaldığı Arjantin de ki gözaltı merkezinde her türlü cinsel saldırı ve işkençeye uğradı.

Korku içindeydim, terörize edilmiştim.  Artık yaşam ve duygularım hakkında düşünmüyordum” dedi.

Bütün bunlara rağmen 27.inci yaşını hapiste tamamlayan  Catalina sürgüne gittiği İngiltere’de hayatını yeniden kurdu; bir çocugu oldu ve 1986’da Şili’ye geri döndü. Bilim ve Teknoloji Ulusal Komisyon’unda çalışmaya başladı.

Catalina ve Patricia’nında aralarında bulunduğu  3.399 kadın sessizliklerini bozdu ve Piskopos Sergio Valech’in başkanlık ettiği komisyona gördükleri işkenceleri anlattılar. Komisyon 2005’den bu  yana 27.255 kişiye haklarını  arama imkanı verdi.

İfade verenlerin hemen tamamı işkence kurbanı idi ve 316’sı tecavüze uğradıklarını söyledi. Bu bilgileri EFE’ye sağlayan bir kadın ve insan hakları kuruluşu olan ve cinsel şiddet ve tecavüz konusunda çalışmalar yapan la Corporación Humanas tecavüzü bir işkence metodu olarak nitelendiriyoır.

La Corporación Humanas başkanı Carolina Carreras” Geleneksel olarak ızgara (Şili’de uygulanan bir işkence metodu) ve dayak işkence olarak görülüyor, bunun nedeni tamamıyla maço bir bakış açısının hakim olmasıdır” dedi.

La Corporación Humanas bu türden insan hakları ihlallerinin açığa çıkarıldığı tek bir yasal bir süreç olmasını yetersiz buluyor. ”Bü ülkenin hafızasında ve diktatörlüğün gerçekleştirdiği vahşet içinde cinsel şiddet vurgulanmalıdır, bunun nedeni bunların bir daha yaşanmayacağından emin olmamamızdır.” diyor.

Çeviri: Erol Yeşilyurt/LAHY

Haberin kaynağı: Mujeres chilenas violadas en dictadura rompen silencio(Milenio=Meksika)

Meksika: Düşük yapan Guanajuato kadınları hapiste 12.09.2010

“Sahip Olmak Ya da Olmak”: Venezüella’da Sosyalist-Feminist Bir Ekonominin Kuruluşu – Lidice Navas İle Söyleşi

Kübalı transseksüllerin sorunları

Haiti: Kadınlar ve sosyal mücadele 02.09.2010

Venezüella’dan İzlenimler: Goçalar, kadınların mücadelesi

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Şili | 3 Comments »

Meksika: Düşük yapan Guanajuato kadınları hapiste

Posted by lahy 12/09/2010

Merkezi Meksika’da bulunan  Guanajuato eyaleti valisi Juan Manuel Oliva Ramírez, 3 Eylül’de bir açıklama yaparak, düşük yaparak çocuklarını ölü doğuran 7 kadının hapisten serbest bırakılacağını duyurdu. ‘’Yakın akrabaların ölümü halinde cinayeti’ cezalandıran 156.no’lu kanun gereğince 25-35 yıl arası cezalandırılması istenen 7 kadından 6’sı, 3 yıldan fazla bir süredir tutuklu bulunuyordu.  Dolores Hidalgo ve San Miguel de Allende bölgelerinden gelen altı kadın çocuklarını düşük sonucu kaybettiklerini söylediler. Merkez sağ, Ulusal Eylem Partisi(PAN)’dan üyesi Vali Oliva ismini hatırlamadığı yedinci bir tutuklu kadının daha serbest bırakılacağını söyledi.

Meksika federal bölgesinin 2007’de bir yasa çıkararak kürtajı hamileliğin ilk 12 haftası içinde serbest bırakmasının ardından kürtaj yasalarını sertleştiren sağın yönetimde olduğu 16  eyaletten biri olan Guanajuato’da kürtaj yaptıran kadınlar üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırıyor. 161 kadın kürtaj yaptırdığı için tutuklandı ve bir süre hapiste kaldı.

156 no’lu yasa anti=kürtaj kampanyasının bir sonucu olarak yürürlüğe girdi; ‘’yakın akrabaların ölümü’’ gibi muğlak bir dilin kullanıldığı yasa canlı doğan bebeklerini öldüren anneleri cezalandırmayı hedefliyordu.

156 no’lu yasa gereğince tutuklanan kadınlar poliste kötü muameler gördüklerini ve ölüdoğan bebeklerinin canlı doğduğunu bildiren ifadelere imza atmaya zorlandıklarını söylediler. Kadınlar ayrıca mahkemenin tayin ettiği avukatların onların savunmalarını sekteye uğrattığını iddia ettiler.

Geçtiğimiz Haziran ayında  hakim  Miguel Valadez Reyes ,  27 yıllık cezasının üçyılını  yatan mesleği hizmetçilik olan Alma Yareli Salazar’ın yetersiz dellilere rağmen cezalandırıldığına karar verdi. Salazar bırakıldıktan sonra bir STD olan  Özgür Kadınlar Merkezi’nin yardımıyla tazminat davası açacağını bildirdi.

La Jornada’nın bildirdiğine göre, üç çocuk annesi olan Salazar,“Beni gözaltına aldıklarında bana hiçbir zaman neyle suçlandığımı söylemediler, beni polis aracına koyduklarında vurmaya başladılar,  ‘orospunun kızı doğruyu söyle’ gibi şeyler söylüyorlardı” dedi.

Salazar’ın bırakılmasının ardından kötü bir propoganda ile karşılaşan Vali. Oliva, Birleşmiş Milletler ve devletin arabulucukla görevli insan hakları kurullarının yardımıyla 156’nolu yasanın yeniden düzenlendiğini bildirdi.  Yeni düzenleme ile canlı olarak doğan bebek, ilk 24 saat içinde öldürülürse ve  suç, sosyal psikolojik nedenlerle işlenmişse verilecek ceza  üç ila sekiz yıl arasında sınırlandırılıyor.  Yasa düzenlemesi 31 Ağustos’da yürürlüğe girdiği için üç yıldan fazla hapiste yatan altı kadın bırakılırken, üçyılını doldurmamış olan yedinci kadın ise affa tabii tutulacaktır. (La Jornada (Meksika) 9/1/10, 9/4/10; Guadalajara Reporter (Meksika) 8/13/10)

Gerek tutuklu kadınların bırakılması gerekse de 156 nolu yasanın iptali için kampanya yürüten (La Jornada 9/3/10) Meksikalı Kadın örgütleri tutuklu kadınların serbest bırakılmasının ardından davalarını yüksek mahkemeye götürerek suçsuz olarak ilan edilmelerini hedefliiyorlar.

(resim: Alma Yareli Salazar)

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Meksika | Leave a Comment »

“Sahip Olmak Ya da Olmak”: Venezüella’da Sosyalist-Feminist Bir Ekonominin Kuruluşu – Lidice Navas İle Söyleşi

Posted by lahy 10/09/2010

Politik tarihçenizi anlatır mısınız?

Karakas’da Bir PSUV (Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi) adayıyım. Ayrıca Karakas Bölge Polit- Büro üyesi ve bir Latin Amerika Parlemento adayıyım. Kadın Gelişim Bankasında (Banco de Desarrollo de la Mujer, BanMujer) bazı sorumluluklarım var ve ayrıca sosyalizmi topluluk düzeyine inşa etmeye çalıştığımız parroquia [mahalle] El Valle’de bir koordinatörüm.

Uzun bir dönem boyunca devrimci bir eylemciydim. Venezüella devrimci hareketinde bir militan olarak yer aldım. 1976′da Bandera Roja gerilla hareketinin bir militanı ve kurucusuydum, o bölündüğünde Bandera Roja Marxista-Leninista’ya katıldım ve bu örgütlenme son buluncaya kadar onda aktif olarak çalıştım. Zor yıllardı. Birçok kere tutuklandım, işkenceye maruz kaldım. Örneğin 1980′lerde sahte bir idam yaşadım.

Eşimle birlikte sürgüne gittiğim El Salvador’da, FMLN devrimci gerilla hareketinin militinlarıydık. Bu mücadelede hem eşimi, hem de büyük oğlumu kaybettim. 1992′de El Salvador’da Hakikat Komisyonu’ndaydım ve 1995′de Venezüella’ya dönünceye kadar insan hakları çalışanlarına eğitim verdim.

Döndüğümde mücadelede yeni aşamadaydı. Hugo Çavez ile ilk kez 1994′de karşılaştım ve 1998′de onun seçim kampanyasında çalıştım.

Kadın Gelişim Bankası’nın temel hedefleri neler, açıklar mısınz?

BanMujer, esas olarak kadınların ve özellikle ekonomik kaynaklardan yoksun kadınların hayatını dönüştürmeyi amaçlıyor. Yalnızca kredi imkanı sağlayarak bu dönüşümü gerçekleştirmek elbette mümkün değil. Böylesi bir dönüşüm politik yapılanma ve örgütlenmeyi kapsayan toplumsal- üretici süreçleri de gerektiriyor. Kredi olanağı, kadınların programa katılımını sağlamak açısından ilk elde elbette çekici, ama esas amacımız, kendi kendilerini yöneten toplumsal failler haline gelmeleri için kadınların kendi hayatlarını dönüştürmeye destek olmaktır. BanMujer’in destekçileri, bu politik süreci geliştirmeye destek oluyor. Kurulduğundan bu yana BanMujer, 400.000 kadına bu bağlamda destek sağladı. Bu kadınlar, sosyalist geçiş sürecinde son derece önemli bir yer tutan kooperatifler, üretici ekipler ve sosyal-ekonomik örgütlenmeler oluşturdu. BanMujer bu önemli süreçte bir hızlandırıcı işlevi gördü.

Bolivarcı süreçte kadınlar yönünden başarılar ve zorluklar nelerdi?

En büyük zorluk, tarihsel bağımlılık, ayrımcılık ve dışlama ilişkilerinin parçalanması alanındaydı. Özellikle yoksulluğun yol açtığı sorunlardan söz ediyorum. Daha önceleri yoksul insanların özel bankalardan kredi alma olanağı yoktu. Bu, en önemli başarılarımızdan biriydi ve kadınları zaten biliyor oldukları, bizi yeni bir ekonomi biçimine, bir sosyalist ya da dayanışma ekonomisine götüren kapitalist üretim-dışı bir temelde yeni üretim biçimleri yaratmaya yönlendirdi.

İlk üç yıl bireylere kredi sağladık. Şimdi öğrendiklerimize dayalı olarak örgütlenmenin önemini vurguluyoruz. Bu, patronlarla yeni bir ilişki biçimi şekillendirdiğimiz anlamına da geliyor. Yeni kurumlar oluşturma sürecinde kadınların özgüven duygusunu geliştirmesi için birbirine destek olduğu Red Popular de Usuarias de BanMujer’i (BanMujer Kullanıcılar İletişim Ağı) kurduk. Yaşları ya da okuma yazma düzeylerindeki farklılıklar nedeniyle kadınlara ayrımcılık yapmıyoruz. Bir kadın ellili yaşlar bile olsa üretici bir yurttaş olabilir. Ağ’a katılan kadınlar, önerilen programlara ve çalışmaların hemen hepsine katıldı. Birçok kadın okuma yazma öğreniyor, hatta üniversitede öğrenim görüyor.

Programlarımızın etkisini ölçmeyi amaçlayan BanMujer katılımcı araştırma projelerinden de sorumluyum. Bunu, finansal ve diğer programların gücü ve zayıflığını ölçen bir “diálogo de saberes” [“bilgi alışverişi”] temelinde yapıyoruz.

Şu anda en temel sorunlarımızdan biri kooperatiflerin güçlendirilmesi. Kooperatifleri bir dayanışma ekonomisine dönüştürme süreci, katılımcılar yönünden son derece zorlu bir öğrenme sürecini gerektiriyor.

Aşağı ve yukarı dinamikleri birleştirmeye çalışırken ortaya ne tür çıkan gerilimler çıkıyor?

Unutmamalıyız ki, halkın çoğunluğunun dışlandığı 500 yıllık bir sömürgeciliğin hüküm sürdüğü bir bağlamda çalışıyoruz. Sömürgecilik, İspanyol sömürgeciler gelmeden önce yerli toplulukların sahip olduğu dayanışma gelenekelerini parçaladı. İnsanlar arasında ve insanla doğa arasındaki uyumlu ilişkileri yıkarak, sömürü ilişkileri temelinde dışalamaya dayalı yeni bir kültürü dayattı. Kapitalizm, bu feodalizimsi koşullar altında doğdu. Hiç şüphesiz, bu tarih olanca ağırlığıyla bugün de etkisini sürdürüyor ve sosyalizmin inşasında bu sistemle ilişiği kesmeyi zorlaştırıyor. Hayatın büyün alanlarında kendini hissttiren bir tarihsellik bu.

PSUV’da insanlar kendilerine hâlâ, “bir sosyalist gibi davranmak ne anlama geliyor?”, “benim sosyalizm görüşüm nedir?” tipi sorular soruyor. Bu tartışma, kurumlar ve toplulukla ilişkiler düzeyinde tüm eylemlerimize nüfuz ediyor. Toplulukları etkileyen, eski temsil politikasıyla bağlarımızı kopartmakta yaşadığımız zorlukta da kendisini yansıtan bir şey bu. Sözcü olmak bir şey, temsilci olmak başka bir şeydir. Bir öneri tartışılırken, topluluk içinde görüşünü ifade eden bir birey olarak nasıl davranmam ya da kollektifin, çoğunluğun kararına ne ölçüde razı olmam gerekir? Bu son derece karmaşık bir sorun.

Örneğin kadın kooperatiflerindeki üretim ilişkilerinde patron yok, bu yüzden iş bölümünün nasıl yapılması gerektiğini öğrenmek zorundayız. Onların durumu, herkese ne yapması gerektiğini söyleyen bir patronun olduğu kapitalist bir işletmeden farklı. Kaynakları nasıl kullanmaları ve kârı nasıl paylaşmaları gerektiğine kadınlar karar vermek zorunda. Bu, bir şok olabilir.

Halk iktidarını derinleştirmek için, diğer alanlarda da bir kopuşa ihtiyacımız var. Communas’a (topluluk konseylerine) yetki verme projesini geliştirmek için, özellikle parlementonun işleyiş mekanizmasında bir dönüşüme ihtiyaç duyuyoruz. Hangi yasaların önerilmesi ve tartışılması gerektiği, hangi yasalara ihtiyaç duyduğumuz gibi konularda, halkın tayin edici olması gerekir. Bu konseyler insiyatif yüklenmeli ve halktan gelmelidir. Halkın yasa koyucu olması ve milletvekillerinin halka refakat eden bir sözcüye dönüşmesi gerekiyor. Bu süreci geliştirdiğimizde burjuva anayasasını zayıflamasını da sağlayabiliriz.

Doğru, şimdi yasa koyucular ve halk arasındaki ayrılığı açığa vuran bir burjuva parlementomuz var; yasaları yapanlar ve uygulayanlar, düşünenler ve yapanlar arasında bir ayrım var. Bu, büyük bir çelişkidir. Parlementoda bu dönüşüme direnen büyükce bir çoğunluk var. Öte yandan halk, bir yasa koyucu omanın ne anlama geldiğini tam bilmiyor.

Birey ve kollektif arasında, oluş ve sahip oluş halleri arasında çelişkiler var. Kapitalizmde her şey “tener”a (sahip olmak) ilişkindir; sizi önemli yapan sahip olduklarınızdır. Sosyalizmde ise her şey “ser”e (olmak) ilişkindir; çünkü sizi önemli yapan yaptıklarınızdır. Bu “sahip olmak” sorunu yozlaşmaya neden olan bir şey, çünkü burada temel dürtü hâlâ biriktirmek, diğerlerinden daha fazlasına sahip olmak, daha fazla ayrıcalığa ve alana sahip olmaktır.

Kişisel mülkiyet ve üretim araçları arasında da bir ayrım yapmak zorundayız. Sağcılar, Çavez’in insanların evlerine, arabalarına, küçük işyerlerine el koyacağını söylüyor. Biz ise yalnızca üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete karşı olduğumuzu söylüyoruz. Sağcıların iddiaları gülünç. Madem hükümet sizin bir eve, arabaya sahip olmanızı sağlamak için tüm bu sosyal programları yürürlüğe koyuyor, niçin onları sizden alsın ki? Asıl amaçlanan, sömürüye değil işbirliğine ve dayanışmaya dayalı bir üretim ilişkileri sistemi temelinde üretim araçlarını kollektifleştirmektir.

Bizler biliyoruz ki, bu çelişkilerin üstesinden gelmek, uzun zaman alacak. Bu, uzun ama son derece zengin bir süreç. Yalnızca Simon Bolivar’ın değil,  Simon Rodriguez‘in (Simon Bolivar’ın öğretmeni) görüşlerine ve yerli topluluklardan gelen fikirlere dayanan bu süreç, Venezüella’da inşa ettiğimiz sosyalizme kendine özgü nitelikler kazandırıyor.

Sosyalizm tasavvurunuzu ve solun bunu gerçekleştirmek için ne yapması gerektiğini biraz daha açabilir misiniz?

Daha yapılması gereken çok şey var. Öncelikle halk iktidarını güçlendirmek zorundayız. Halkı yalnızca halk yönlendirebilir. Örgütlü ve hazırlıklı bir kamuya ihtiyacımız var. Dışlamaya dayalı bir sosyalizm olamaz. Herkesin üretici bir özne olarak sürece dahil olması, yaşam kalitesini düzenleme yeteneğinde olması gerekir. Şayet insanlar açsa sosyalizme ulaşamazsınız. Sağlık sisteminden yoksun bir sosyalizm olamaz. İşçiler olmaksızın sosyalizmi kurmanız mümkün değildir, ama çalışma biçimi insan varlığını dönüştürücü ve geliştirici olmalıdır.

İkincisi, halkın desteklediği bir demokrasi yoksa, sosyalizm de yoktur. Bu, herkesin içinde yer aldığı bir halk katılımı demektir. Sorunlarımızı birey olarak çözemeyiz. Çözümler herkes için olamalıdır. Çünkü sorunlar sonsuz, kaynaklar sınırlıdır, çözümler devlet ve topluluk eylemlerinin eşgüdümlemesi yoluyla bulunmak zorundadır.

Son olarak, sosyalizm cinsiyetler arasında eşitliği gerektirir. Başkan, partideki çoğu yoldaş gibi bu görüşü paylaşıyor. PSUV’un 10 Nisan 2010′de kabul ettiği kararlar uyarınca, parti’nin sosyalist ve feminist bir parti olduğu resmileşti.

Susan Sprong ve Jeffery R. Webber’in,  Lidice Navas ile yaptığı ve Kanada Socialist Project web sitesi The Bullet‘de yayınlanan söyleşi metninden, Kutlu Tunca tarafından çevrilmiştir. (k.t. http://ktunca.wordpress.com/2010/07/10/%E2%80%9Csahip-olmak-ya-da-olmak%E2%80%9D-venezuellada-sosyalist-feminist-bir-ekonominin-kurulusu-lidice-navas/)



Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Venezuela | 1 Comment »

Kübalı transseksüellerin sorunları

Posted by lahy 06/09/2010

”Bütün herşeyimle bunun için mücadele ettim, yalnızca  ev kadını olmak için değil” Mavi Susel

HAVANA, (Dalia Acosta, IPS) – 1988’de Küba’da cinsiyet değiştirmek için ameliyat olan ilk transseksüel olan Mavi Susel kendisini geleneksel ev kadınlığının sınırları içinde hapis edilmiş olarak buldu.”En el cuerpo equivocado”,(yanlış bir vucut içinde) adlı  belgeseli yapan Marilyn Solaya,”  o, bu cinsiyet rolü içine hapis edilmiş bir kadındır,” dedi.

Agustos ayının ortalarında gösterime giren bu belgesel DOCTV Latinoamérica’nın desteği ile çekildi. Bu kanal 14 Latin Amerika ülkesinin ulusal RadyoTV kuruluşlarının, üretimden dağıtıma kadar süren işbirliği ile gerçekleştirildi.

Solaya, 22 Mayıs 1988’de cinsiyet değiştiren Susel’in hikayesi ”herşeyin ötesinde gerekli ve kompleks” olan  transseksüelliğin ötesine giderek, ”cinsiyet rollerinin oluşması ve kadının Küba’da ki hakim olan geleneksel rölünü inceliyor”, dedi.

Cinsiyet ayrımı ve film yapımı  konularında uzman olan Danae Diéguez, IPS’ye. “Mavi topluma karşı direnme konusunda gücünü gösterdikten sonra, kendi gücünün sınırları ile karşılaştı. Her zaman olmak istediği gibi, öğrendiği gibi, toplumun ona empoze ettiği gibi bir kadın oldu: geleneksel ve domestik”  dedi.

Kendisini yaşlı annesi ve kocasının bakımına adayan bir ev kadını olan Susel, 49 yaşındayken, kendi dünyasının dışına çıkmaya karar verdi, hemsire olma hülyasını  gerçekleştirme yerine, bir kilinikte yardım sağlamaya başladı ve amatör bir müzik grubuna katıldı.

Belgesel de, Susel  pişmanlık içinde, “Bütün herşeyimle bunun için mücadele ettim, yalnızca  ev kadını olmak için değil. Rüyalarım vardı; Kendime evleneceğim, bir evim olacak ancak topluma da yararlı olacağım, amaçlarımı gerçekleştireceğimí söyledim,” ancak ”başaramadım.” diyor, bu sözler iki hassas konuya ışık tutuyor: kadına yüklenen geleneksel rol ve transeksuellerin topluma entegrasyoınu.

1988’de Susel’in operasyonu Juventud Rebelde gazetesinde yayınlandığı zaman  meydana gelen tepki cinsiyet değiştirme operasyonarının 20 yıl ertelenmesine yol açtı. Kamu sağlığı Bakanlığı Haziran 2008’de  cinsiyet değiştirme operasyonlarına yeniden başlanmasını onayladı. Gerekli tüm bakım, teşhiş, ameliyat öncesi ve sonrası bakım, hormon tedavisi ğcretsiz olarak sağlanıyor.

Bu program, Mario Castro tarafından yönetilen Seks Eğitimi İçin Ulusal Merkez (CENESEX) tarafından uygulanılıyor. Şimdiye kadar 10 erkekten kadına cinsiyet değiştirme operasyonu yapıldı ve Castro’nun bildirdiğine göre, ilk defa olarak 2 kadından erkeğe cinsiyet değiştirme ameliyatları da bu yıl içinde gerçekleştirilecektir.

CENESEX  ayrıca cinsiyet değiştiren kişilerin haklarını garanti altına almak içim yasal bir programı uygularken, seksual çeşitliliğe karşı halen Küba toplumunda nevcut olan önyargıları ve basma kalıp tiplemeleri yıkmak için eğitim çalışmaları gerçekleştiriyor.

Devam etmekte olan  utanç verici damgalamaya rağmen film alkışlar arasında 18 Agustos’da merkezi Havana’da ki sanat sineması Cine Charles Chaplin’de gösterime girdi.

Havana’da Yara sinemasında filmi izlemeye gelenler empati göstermeye devam ettiler. Burada çalışan Georgina Gavilán IPS’e, film vizyona girdikten bir hafta sonra filmi izlemeye gelenlerin, filmi seyrettikten sonra ikinci film olarak gösterilen ana filmi izlemeden salonu terk ettiklerini söyledi.

Filmi izlemeye gelenlerin çoğunluğu gibi filme emeği geçenlerin listesini izlemeden dışarı çıkan yerel müzisyen Danny Cedeño,  IPS’e “Küba transseksual, homoseksual ve biseksual sorunu ile ilgili olarak olgunlaşıyor” dedi

“Sinema’da arkamda oturan üç genç erkek gayet kaba belirlemeler yaptı, açıkçası daha gençlik dönemindeler” diye şikayet eden Cedeño,  halkın tepkisinin genel olarak olumlu olduğunu ve 52 dakikalık filmin ”cesaret verici” bulduğunu söyledi.

Belgeselin etkilediği izleyicileriden öğretmen Rosa Antúñez, filmin transseksüellerin sorunlarını daha iyi analiz edip anlamasını sağladığı belirterek ” bu onların hatası değil, farklı olarak doğmuşlar” dedi.

Filmin popülerliğine rağmen Küba televizyonu filmi halen yayın programına almadı. Ayrıca Küba TV,  DOCTV Latinoamérica II ‘nin yaptığı diğer 13 fimi de  göstermiyor.

DOCTV belsellerinin Küba da seçimini yapan  Marisol Rodriguez, IPS’e “İlk  seri halen TV’de gösterilmedi” dedi.

Üniversite öğrencisi Reinier Hernández, ” herkesin kabul etmeyecek olmasına rağmen ” Susel’in hikayesi TV’de gösterilmelidir, dedi. Bu filmin ” halkın bu grubun problemlerini anlayıp saygı duymasını  sağlayacağını inandığını”  belirterek, ” gerçek problem toplumun onları dışlamasıdır. dedi.

Cinsiyet değiştirenlere yardım eden  CENESEX,   dış ziyeretler yapan sosyal işçisi Sissi García, IPS’ye  filmin TV’de gösterilmemesinin ana nedeninin homofobi  ” olduğunu söyledi.

“Televizyon çok daha kompleks,” diyerek, geçenlerde Küba  dizi filmi, ”Buradayız ”(Aqui estamos)’da’ lezbiyen karakterlere yer verilmesinin  olumsuz klşisel eleştiriler ve protestolara yol açtığını söyledi.

” Bu dizi filmde ki lezbiyenler hakkında kötü konuşan kişiler vardır. Ancak, karılarını döven karakterler de var ve  aile içi şiddette normal bir şey olarak gösteriliyor. ” dedi.

Çeviri: Erol Yeşilyurt-LAHY

Castro: Kübalı eşcinsellerin mağduriyetinden ben sorumluyum



Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Küba, Kültür - Sanat | 1 Comment »

Haiti: Kadınlar ve sosyal mücadele

Posted by lahy 01/09/2010

Venezüela’dan, Bolivya’ya, Ekvator’dan Haiti’ye kadar sosyal hareketlerin örgütlendiği alanlarda, kadınların ön saflarda oldukları görüyoruz. Venezüella’da kömün konseyleri, sosyal misyonlar ve seçim batalyaları ağırlıkla kadınlardan oluşuyor; kadınların Devlet Başkanı Hugo Chavez’e karşı yapılan 2002 Nisan darbesi sırasında evlerinde oturan kocalarını kollarından tutup sokağa çıkardıkları ve birlikte Miraflores’e başkanlık sarayı’na doğru nasıl  yürüdükleri bugün de anlatılyor.

Latin Amerika’da geleneksel iktidar ve mücadele biçimlerinin dışında şekillenen yukarıdan aşağı örgütlenme biçimlerinin itici ve örgütleyici gücünü kadınların oluşturduğunu söylersek abartma yapmış olmayız. Gecekondu bölgelerinde yaşayan, fabrika ve ofislerde çalışan, yollarda yiyecek satan, temizlikçilik yapan kadınlardan, işsizler ve evkadınlarından söz ediyoruz.

Erkekler sendika ve partiler gibi mücadelenin geleneksel organları içinde yer alır ve öne çıkarken, kadınlar genellikle, yerel düzeydeki her türden örgütlenmenin içinde yer alıyorlar. Yaşamlarını düzeltmek için verdikleri mücadeleyi adil ve eşit bir dünya için verdikleri mücadele ile birleştiren kadınların bu konumları, hiç şüphesiz ki, toplumun içinde ki yerleri ile yakından ilgilidir.  Kendilerini dışlayan iktidar mekanizmalarının dışında yukardan aşağı yeni mücadele organları yaratırken geleceği inşası sürecinde belirleyici bir rol oynuyorlar. Kadınlar, yalnızca kömün konseyleri ve benzeri örgütlerde değil, karar alma süreçinin her aşamasında eşit olarak temsil edildikleri sürece mevcut kazanımların daha da ileri götürülebileceğine şüphe yoktur.

Latin Amerikalı kadınlar  sosyal örgütlenmerin itici gücü olarak, her zaman, mücadelenin en ön saflarındadırlar. Buna paralel olarak bir dizi ülkede aileleri ayakta tutan, örneğin çoçuklara bakan ezici bir çoğunlukla kadınlardır. Her geçen gün gerek parti ve devlet kademeleri, gerekse sosyal örgütlerde üst kademelerde görev yapan, karar alma mekanizmasınınbir  parçası olan kadınların sayısı artıyor – Şili ve Arjantin’in ardından Brezilya’da ilk kadın devlet başkanını seçmek üzere-  ancak, kadınlara karşı şiddet, kadınların kontrolü ve emeklerinin gasbının ortadan kaybolduğunu düşünmek için daha çok erkendir.

Kadınların ezilen cins olarak sosyal örgütlenme ve hareketlerin içinde oynadıkları rol önemlidir.  Bu sürece nasıl giriyorlar, nasıl örgütleniyorlar ve sosyal hareketleri nasıl  ileri doğru itiyorlar?

Aşağıda bir bölümünün tercümesini sunduğumuz , Beverly Bell tarafından yazılan  ”Ulusal yenideninşa rüyasının bir parçası:  Haiti Sıgınma kampları geleceğin toplumuna örnek oluyor” (Haitian refugee camps model future society) makalesi bu sorulara kısmen cevap veriyor:

Depremin üzerinden yedi ay geçmesine rağmen Haiti’de sayıları bir milyonu geçen deprem kurbanlarının büyük çoğunluğu halen akan su ve kanalizasyon yapısı olmayan kamplarda insanlık dışı koşullarda yaşıyorlar.  Bu olumsuzluklara rağmen kamplardan geleceğe dair ümit verici haberler gelmeye başladı. Bu kampların bazılarında Haiti’nin geleceğinin nüveleri olarak nitelenen sosyal örgütlenmeler oluşmaya başladı: kamplarda kamp sakinlerinin demokratik katılımını; yabancı güçlerden özerkliği; herkesin ihtiyaçlarının karşılanmasını; yaratıcılık ve insan haklarına saygıyı; ve erkek ve kadın arasında eşitliği hedef alan örgütlenmeler yayılmaya başladı. (B.Bell, 25.08.2010)

Depremin merkezinde kalan Léogâne’de bir grup kadın tarafından kurulan   Petite Rivière Shelter Center (Küçük Nehir Sıgınma Merkezi-CHHPR )bu örgütlenmelere bir örnektir. Haiti sıgınma kamplarının büyük çoğunluğu yabancı yardım kuruluşları ve devlet kuruluşları tarafından idare edilirken bu kamp Haitililer tarafından yönetiliyor.

Bell’e göre, dışardan gelen yardımlar depremzadeler için çok önemli olmakla birlikte, dış yardım,  sayıları bini geçen kamplarda Haitilileirn kendi kendilerini yönetmeleri ve karar alma sürecinin dışında bırakılmaları sonucunu veriyor.  Diğer bir sorunda evsizlerin sorunlarının adaletli bir şekilde çözülmesi için yapılacak çalışmaların sekteye uğramasıdır.

Petite Rivière Sıgınma Kampının sakinleri daha önce de aynı bölge de yaşayan insanlardan oluştuğu için kamp sakinleri kendi aralarında komiteler kurarak kampı yönetmeye başlamışlar. Kampa gelen yabancılar sorgulanıyor ve içeri girmelerine izin verilmiyor.

Şehirlerde kurulan kampların tersine olarak bu kamp kırsal bir bölgede kurulu olduğu için daha iyi bir yapıya sahiptir.

Beverly Bell tarafından Petite Rivière Sıgınma Merkezi’nin genel müdürü olarak çalışan işsiz gazeteci  Elizabeth Senatus ile yapılan görüşmede bu kampın örgütlenmesini ve kadınların bu süreçte oynadığı rol açıklanıyor:

”Bu sığınma kampı depremden bir gün sonra kuruldu. Şok içinde olan halk yanlarına hiç bir şey almadan tarlalarda uyumaya gitti. Bu şekilde üçgün harcadılar; deprem sonrası sarsıntılar onları ruhsal olarak etkiledi. Bazı kişiler kıyamet’in yaklaşmakta olduğu gibi söylentiler yüzünden korku içinde idi. Bazıları evlerine ne olduğu ya da kimlerin öldüğünü öğrenmek için bile  geri gitmedi, kırda yaşamaya başladılar. 4 gün sonra mango ağaçlarının olduğu bu bölgeye gelerek kendilerine derme çatma sığınaklar yapmaya başladılar.

Onların kendi hallerine terk edildiklerini ve aşağılandıklarını duydum.  Kendi liderlik yeteneklerimi kullanrak Léogâne’den olan iki, üç arkadaş ile bir araya geldik. Bu durumun sürmesine izin vermemek gerektiğini düşündük. Onlara bir komite kuralım dedim ve herşey böylece başlamış oldu.

Bu kampı diğer kampların çoğunluğundan farklı yapan yönetimi, STD’ler değil de Haiti’nin başka ülkelerden farklı olmadığına inanan genç gönüllülerin, bizim kurmuş olmamızdır. Burada farklı olan başka bir öğe daha var, bu da komitenin üyeleri arasındaki yakın işbirliğidir.  16 üyeye sahibiz. Ben genel koordinatör’ümve ayrıca genel sekreter, insan haklarıi sivil koruma, halk ilişkileri ve dini konularda çalışan koordinatörler vardır. Kimsenin gelip bize emir vermesi için beklemedik, herşeyi biz organize ettik.

Kamp yönetim kurulu olağan üstü bir durum olduğu için seçimle değil de davet ile kuruldu. Bir felaket olduğu için seçim düzenlememizin koşulları yoktu.

Sahip olduğumuz kaynakları kullandık. Milyonlar gelsin diye bekleyemeyiz, sadece yaratıcı idik. Yaratıclık yaygındır. Elimizdeki imkanlarla olağanüstü işler yaptık. Mesela çocuklara bir yer inşa ettik,  Arkamızdaki bölgede Kanada ordusu bir yetimhane inşa ediyordu, başka bir kadınla gidip onlardan çocuklar için malzeme istedik. Bize malzeme, aletler ve mavi branda verdiler. CARE’de bize branda vermişti. Yıkılan evlerden arda kalan beton bloklarını kullanarak çocukların yerini yarattık. Bu yeri dans ve tiyatro için de kullanıyoruz.

Bir vudu rahibinden davul ödünç aldık. Oğlunu kaybeden yaşlı kadın dahil, davul eşliğinde dans etmeye başladık. Haiti’yi biliyorsunuz burada folklor çok önemlidir. Davul müziğin bir sembolüdür; insanların yaratıcı olmalarını, dans etmelerini sağlıyor, herkes dans ediyor, problemleri olanlar bile dans ediyor. Eskiden olduğu gibi folklorik bir dans grubu kurup dans etmeye başladık; herkez sanki deli gibi kontrol olmaksızın dans ediyor.

Bazı çocuklarımız şehre (18) Mayıs kutlamalarında dans etmeye gittiler,. Kanada’dan bir grupla  anlaşma imzaladık ve Agustos’da küçük kızlarımız orada bir kültür festival’ine katılmaya gittiler.

İnsanlar bu plastiklerin altında sefalet içinde yaşıyorlar. Dünya Haiti’yi bu plastikler arasında görüyor. Ve yağmur durmaksızın devam etti. Bazı kişiler bana,  “Elizabeth, onlar nasıl böyle yaşayabilir?”  diye sordu. Ben,“ bütün herşey davul yüzünden ” dedim.

O zamanda 150 kişiden fazla idik ve her yağmur yağdığında sardinler gibi birisinin sağlık merkezi yaratmak için ödünç aldığı brandanın altına sığındık. Kanadıların verdiği brandalarla kurduğumuz merkezde çocuklar aileleri ile kaldılar. Sonra, MUDHA  [ Dominikan-Haitili Kadın Grubu] bir uluslararası kuruluşa başvurup çadırlar edinmemizi sağladı.

Davul ve dansın yanısıra insanların daha iyi dayanmasını sağlamak için toplumda olanları yansıtan bir halk tiyatrosu kurduk. Çiftçilere örgütlenmeleri için yardım ettik, bir kadın grubumuz var, okulların çoğu yıkıldığı ve bazı çocuklar hiç okula gitmemiş olduğu için bir eğitim alanı kurduk. İmkanlarımız olmadığı için resmi okullarla aynı müfredata sahip değiliz. Çocukların öğrenip yaratacağı bir klüb kurduk. Ayrıca  ekonomik faydası olan mücevher, takı yapmayı öğreten iş atölyeleri açtık.

….

Söylediğim gibi, bulabildiğimiz her kaynağı kullanıyoruz.  Örneğin dans hocası ve iki davulcunun buraya motosikletle gelmeleri için yol masraflarını ödüyoruz.  STK’lar ve hükümetten bir yardım almadığımız için kendi aramızda para toplayıp ödüyoruz. 12 Ocak’tan bu yana herhangi bir hükümet temsilcisi bizi bir kere bile ziyaret etmedi.

Dans eden bir kaç kadınla oturup konuştuk ve Parlayan Yıldız isimli kadın örgütünü kurduk. …İlk faaliyetimiz Anneler gününde gerçekleşti: CARE 200 anneye 200 hediye bulmamıza yardım etti. Ayrıca bir seyyar Alman hastahanesi ve MUDHA’da yardım etti. Annelerin katıldığı bir tiyatro oyunu sergiledik. Çocuklar ve büyükler dans ettiler, herkese yiyecek servisi da yaptık.

Parlayan Yıldız kadın komitesinin üyeleri kamp komitelerinin gölge danışmanlarıdır. Kamp komitelerinin çoğunluğu kadınlardan kuruludur, erkeklerin biraz kımıldayacak hali kalmamış gibi. Toplum kadın ve erkeklerden kurulu, bu  bir gereklilik ancak, bildiğiniz gibi Haitili kadınlar gerçekten ezildiler. Kadınların doktor ve avukatlık gibi mesleklerde çalışabilmeleri için uzun yılların geçmesi ve  çok çaba sarf edilmesi gerekti.  Ancak erkekleri dışlamıyoruz.

Bu kampta, aileler çadırların içinde ve orada  kadınların kocalarının kötü muamelesine maruz kaldığını biliyoruz.  Aynı kadınlar, kadın faaliyeti yaptığımız da katılılıyorlar, buna rağmen bu bir gerçekliktir.

Çocuk ve genç kızların tehlikeden uzak tutulması için bir misyon kurduk…..Kadınların bu kampta oynadığı rol gerçekten de bu kampı farklı kıldı, pek tabii ki, erkek şövenistleri bunu kabul etmeyeceklerdir. Doğruyu söylemek gerekirse eğer bu komite de bir grup kadın olmasa idi, çoktan başarısız olmuş olacak idik…..Erkekler kollarını kavuşturup bekliyorlar. Erkekler bizim ne getireceğimizi beklerken,kadınlar  elbiselerini giyerek dışarı çıkıyor ve ne kaynaklar bulabileceklerini araştırıyorlar.

Burada bir çok şey başardık. Port-au-Prince’de ki kampların koşullarına baktığımız zaman bu kampların izleyeceği bir model yarattığımızı görüyoruz. Başkaları bizim kampımızı nasıl organıze ettiğimize bakabilir ve  daha büyük ölçüde bir şey yaratmak için kullanabilir. Kampımızın ulusun yeniden inşası rüyasının bir parçası olduğunu düşünüyoruz.

Bütün bunlar anlayış, sabır, eğitim ve öğretim hakkındadır. Aynı zamanda akıl, inanılırlık, ve başarıyı sağlayan herşey. Evet, bizim bir model olduğumuzu söyleyebilirsin.”

Erol Yeşilyurt

Emperyalizm ve Haiti

Venezüella’dan İzlenimler: Goçalar, kadınların mücadelesi

Posted in Haiti, Kadın Hakları ve Hareketleri, Makaleler, Sosyal Hareketler | 3 Comments »

Venezüella’dan İzlenimler: kadınların mücadelesi ve Goçalar

Posted by lahy 22/08/2010

Venezüella’da Kadın Hakları İçin Mücadelenin Temelleri

Venezüella’daki ilk ciddi kadın harekati, 1958’de diktatör Pérez Jimenez’in yıkılmasından sonraki döneme denk geliyor. Venezüella diğer bir çok Latin Amerika ülkelerideki gibi erkek egemenliğinin yoğun olduğu sosyal yapıya sahip bir ülke idi. 1980’li yılların başlarına kadar evli kadınlar eşlerinin izni olmadan; yasal işlemleri tek başlarına yapma, çocukları için karar veme, çalışma, mal-mülk, ve yasal dökümanları imzalama haklarına sahip değilerdi.

1960 yılların başlarında çok cılız olarak başlayan Venezüella feminist kadın hareketleri, 1975 ve 1985 yılları arasında en mücadeleci dönemlerini yaşadı.

Birleşmiş Milletler 1967 yılında Kadınlara Karşı Yapılan ayrımcılığı yok etme bildirgesi yayınladı. Üç yıl sonra yeni bildirge yayımlayarak kadın haklarının yasal olarak bütün ülkeler tarafından güvence altına alınmasını gündeme getirdi. 1974 yılı Uluslararası Kadın yılı olarak ilan edildi. Bunlar hem uluslararası alandaki kadın haklarının daha sık gündeme getirdi hemde Venezüella’daki kadın hakları için mücadelenin tohumlarını serpiştirdi.

1960 ve 1980 yılları arasında petrol fiyatlarındaki artışlar Venezüella ekonomisinin büyümesine ve orta sınıfın çoğalmasına ve daha varlıklı hale gelmesine yol açtı.  Bu orta sınıf kendi kadın hakları hareketlarini oluşturmuş ve feminizmin öncülüğünü yapan sosyal taraf olmuşlardı. Hem sayı olarak hemde nitelik olarak daha ağır koşullarda yaşayan ve daha eşitsiz davranılan geniş yerli, yoksul, işçi ve emekçi kadınlarının talepleri orta sınıf feministleri tarafından ya hiç görülmemiş veya arada sırada ‘bilinç’ verilmesi gereken bir zümre olarak görülmüştü.

1985 ve 1978 yıllarında kadın hakları savunucuların çabaları sonucu iş alanlarında kadın ve erkek arasındaki ayırımcılığını yok etmek bir kaç yasa çıkarılmasına rağmen ne yasal olarak ne de pratik olarak kadın haklarında ciddi bir değişiklik olmadı. 1980 ve 1998 yıllarındaki petrol fiyatlarındaki hızlı düşüşden dolayı yoksulaşan orta sınıf, yoksul ve yerli kadınlar politik ve sosyal alanda çekilmek zorunda kalmışlardı.  Ciddi olarak kadın haklarının güvence altına alınması, sosyal-politik ve kültürel alanlarda bunun etkisini görmek için 1999 yılında Chavez’in halk oyuna sunacağı Bolivaryan anayasasını ve kadınların politik alanda yeniden önsaflarda yer bulacakları 2000’li yılları beklemek gerekiyordu.

1999 Bolivaryan Anayasası

Venezüella uzmanı Gregory Wilpert’e göre, 1999 yılında %72 halk oylaması ile kabul edilen Venezüella anayasası dünyadaki en ilerici ve en demokratik anayasa. Venezuella anayasası ‘temsil demokrasi’ yerine ‘katılımcı demokrasi’yi prensip alan, seçmenleri edilgen değil etken kılan, gerektiğinde yönetecileri popüler halk oylaması ile görevde alma hakkı tanıyan bir anayasa. Yeni anayasanın en çok önem verdiği bir noktada kadın haklarının anayasa ile güvence altına alınmasıdır.

Yeni çıkan yasa kadınların ırk, cinsiyet, sosyal statü ve inançlarından dolayı ayırımcılığa uğramasını yasaklıyor. Tabii ki bu bir çok modern devletlerin anayasasında var olan bir olgu ama Venezüella anayasası sadece yasaklamıyor aynı zamanda bütün ulusal kuruluşların ve özel sektörün iç işleyişlerini ve çalışma kültürlerini yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Böylece var olan ayırımcı tarafları bulmak ve elimine etmek amaçlanmaktadır. Örneğin eğer kadınların sayısı üniversitede erkeklerden daha az ise, bunun üniversite tarafından incelenmesini ve kadınları bloke eden sosyal, ekonomik, politik ve kültürel nedenlerin bulunulmasını ve karşı politikaların üretilmesini zorunlu kılıyor.

Başka önemli bir değişiklikte ev kadınlarının haklarını güvence altına alınmasıdır. Yeni anayasa ev kadınlarının toplumsal hizmet yaptığını varsayarak her eve kadınına maaş bağlanması gerektiğini vurgualar. Bu çerçevede ilk önce 200 bin üzerindeki yoksul ev kadınına asgari ücretin %80’nine eşit bir ücret bağlanmıştır.

Anayasanın pratik yaşamdaki örneklerini sıralamak bu yazının konusu değil ama bir kaç örnek vermek gerekirse; kadınlar için kurulan INAMUJER (Kadınlar Enstitüsü), ulusal telefon hattı kurarak şiddete uğrayan kadınları barındırmak için de her bölgede acil kadın evleri kurmuş durumda. Yasal olarak devlet her yaşta ki kadına sağlık, eğitim, barınma koşulları sağlamak zorunda. Bunlara sahip olmayan bir kadın talebi karşılanmazsa devleti mahkemeye verme hakkına sahip. Bütün kuruluşlardaki ırkçı, seksist, ve ayırımcı söylemler çıkarılmıştır. Örneğin İspanyol dilinde cisimleri belirtmek için hem eril hemde dişil kelimeler vardır ama eril kelimeler yasalarda her zaman kullanılmış ve bu bir norm olmuştu. Yeni anayasa hem eril hemde dişil kelimelerin kullanılmasını ve bunun bütün kamu kuruluşlarında bir zorunluluk kılmıştır.

Kadınların Çalışma Alanlarındaki Yeri

Aşağıdaki bilgiler çalışan nüfusun büyük yoğunluğunun erkek iş gücü olduğunu net olarak gösteriyor. 1999 yılında çıkan anayasa ile birlikte bu eşitsizliği gidermek için yapılan çalışmalardan sonra, çalışan kadın oranı 3 yıl gibi kısa bir sürede yüzde yüz artmış görünüyor. Bu hızlı değişime rahmen halen eşitsizlik tam olarak yok edildiğini söylemek çok zor. Örneğin remi olmayan alanlarda çalışan kadın oranı erkek oranında çok fazla.

Kadınları ekonomik yaşama katmak ve gerekli olanakları vermek için kurulan Kadın Bankası sadece kadınları desteklemek için kurulmuştur. Banka kendi işini kurmak, yeni beceriler kazanmak, yapılmamış veya yarım kalmış eğitimi tamamlamak için kadınlara borç para vermektedir. Bir çok toplumsal proje bu banka tarafından desteklenmektedir.

Politik Yaşamda Kadınlar

Simon Bolivar Kültür merkezi Caracas’ın merkezinde devase bir bina. İçinde tiyatro sahneleri, konser salonları, toplantı merkezleri, restaurantlar gibi çok sayılı alanlara sahip bir merkez. Merkez’e girmeden önce yanımda olan Biad ‘Bu Kültü Merkezi varlıklı sınıflara ait bir yer olmaktan çıktı artık. Devrim burayı kamulaştırarak herkese açık bir kültür merkezi haline getirdi’ dedi. Hangi Cuma veya Cumartesi akşamı geçtiysem Simon Bolivar Kültür merkezinde her seferinde uzunca kuyruklarda bekleyen genç, yaşlı, yerli, beyaz insanların ücretsiz olarak sergilenen gösterilere girmek için sıra beklediğine tanık oldum. Ama en çok dikkatimi çeken ise kuyrukdaki yerli kadınlar oldu. Uzun bir zaman toplumun dışına itilmiş yerli kadınlar yanı Gocha’lar en çok dikkatimi çekenler oldu.

Goça veya doğru yazılışıyla Gocha And dağlarında yaşayan veya orda doğmuş kadınlara verilen isim. Yani yerli halk kadınları. Hem politik hemde sosyal yaşamda uzun bir süredir dışlanmış olan Venezüella kadınları kendi ses ve geleceklerini belirlemek için mücadelenin en ön saflarında yer alıyorlar. Hangi toplantıya veya yürüyüşe gittiysek kadınlrın sayısı erkeklerinkinden çok fazla olduğuna tanık olduk. Biad bunu ‘Şayet devrimci mücadele durursa, erkeklerin kaybedecekleri sadece bir şeyi varsa bizim kaybeteceğimiz bir çok şey var. Bir yerde devrimci mücadeleyle kendi yaşantımızı ve toplumun yaşantısını sürdürme mücadelesi veriyoruz, onun için kadınlar her zaman daha fazla ve daha önde’ olarak açıkladı.

Yerli kadınların bir nevi yaşamın dışına itilmiş olmaları onları daha radikalleştirmiş ve daha mücadeleci yapmış. Örneğin 23 de Enero mahallesini ziyaret ettiğimizde oradaki yerl radyonun sorumlusu olan 18 yaşındaki genç bayan kendi komünlerini Paris komününden nasıl farklı olduğunu belirterek mücadelenin kadınlar için ne anlama geldiğini anlatı bize.
Yerli bir kadın olan Biad yani Gocha hem Milli Eğitim bakanlığında çalışıyor, hem Üniversitede eğitimini tamamlıyor ve hemde aktif olarak politik mücadelenin her alanında faaliyetde bulunuyor. Bu örnek on binlerce kadın için geçerli.

Uzun zamandır susturulmuş Gocha’lar kendi seslerini ve yerlerini devrimin içerisinde bulmuşlar ve bunu kaybetmek istemiyorlar.


https://lahy.wordpress.com/2010/08/11/venezuellada-izlenimler-komun-konseyleri/

https://lahy.wordpress.com/2010/08/17/komun-konseyleri-ve-demokrasi-1/

https://lahy.wordpress.com/2010/08/20/komun-konseyleri-ve-demokrasi-2/

Posted in Genel Haberler, Kadın Hakları ve Hareketleri, Makaleler, Venezuela | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: