latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Kolombiya’ Category

Kolombiya’nın barış ve adalet arayışı ve neoliberal modelin ölümü – James Petras

Posted by lahy 20/04/2012

Demokratik denetim altında çevreyi korumak, çatışmaya siyasi çözüm aramak, yerinden edilenleri topraklarına kavuşturmak ve halkçı bir hükümet kurmak için…

I. Bölüm 

21–23 Nisan tarihleri arasında, Ulusal Yurtseverler Konseyi, yakın tarihin en önemli yeni siyasi hareketi olma iddiasını başlatmak ve güçleri birleştirmek için çoğunluğu kırsal ve kentsel toplumsal hareketlerden, sendikalardan, yerliler ve insan hakları organizasyonlarından binlerce aktivisti bir araya getirecek. 

Altmış yıldan fazla zamandır sürmekte olan silahlı toplumsal çatışmaya siyasi bir çözüm aramak amacıyla ve ortak bir taahhüt ile oluşturulan birlik bu toplantıda; geçmiş ve mevcut narko-para siyasi rejimlerini yenilgiye uğratmak, yerinden edilmiş 4 milyon köylü, yerli ve Afro-Kolombiyalıyı yeniden evlerine ve topraklarına kavuşturmak için bir strateji belirleyecek. Bu toplantının merkezi görev yönü, doğal dengenin bozulmasından zarar gören yerli ve Afro-Kolombiyalı toplulukların korunması, yabancı çokuluslu şirketler tarafından el konulan ülkenin enerji ve mineral kaynaklarının uzun vadeli ve büyük ölçekte kazanılması, ABD askeri üslerinin varlığının güçlü bir şekilde tehlikeye attığı ulusal egemenliği kurtarmak olacak. 21–23 Nisan’da yapılacak olan bu toplantı, paramiliterlerin ve toprak sahiplerinin siyasal araçlarının seçmen üzerindeki kontrolünü kırma girişimiyle Halk Meclisleri tarafından düzenlenen kitlesel toplantıların sonuncusu olacak.

Diğerleri kaybederken bu siyasi hareketin başarılı olacağına inanmak için iyi nedenler var: Neo-liberal Serbest Ticaret Anlaşması ve ABD destekli militarizmi çevreleyen evrensel muhalefet; katılımcı demokrasi, toprak reformu için ortak mücadelede artan işbirliği ve birlik; katılımcıların kapsamı ve sayısı.

Umut vaat eden bir durum
Bu “hareketlerin hareketi”nin nihai siyasi başarısı ve Kolombiya’da demokratik halk inisiyatifinin gelişmesi için uluslararası iklim özellikle Latin Amerika açısından hiç bu kadar müsait olmamıştı.

Güney Amerika ve Karayipler’in büyük kısmında bölgesel özerklik açısından bir dönüm noktası, bölgedeki hemen hemen bütün büyük ülkelerin desteği ile örgütsel bir biçim aldı. ALBA (Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif), Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in dinamik, demokratik, anti-emperyalist hükümeti tarafından yönetilen bölgesel entegrasyon paktı içinde And ve Karayip ülkelerinden onlarcasını birleştirdi. UNASUR (Güney Amerika Uluslar Topluluğu), Mercosur (Güney Ortak Pazarı) ve diğer bölgesel kuruluşlar, Latin Amerika’nın artan siyasi ve ekonomik bağımsızlığını ifade etmekte ve ABD’nin egemen olduğu OAS’nın (Amerikan Devletleri Örgütü) reddini göstermekte. Pratik açıdan bakıldığında, bu bağımsız bölgesel örgütlerin artışı, 2009 yılında Honduras’ta yapılan Washington destekli askeri darbenin tanınmaması gibi, ABD destekli askeri müdahalelerin reddi anlamına gelmekte. Washington’un Serbest Ticaret Anlaşması’na Latin Amerika’nın muhalefet etmesi, bölgelerarası ticaretin artmasına neden oldu ve ABD’yi, Şili, Kolombiya, Panama ve Meksika ile ‘ikili’serbest ticaret anlaşmaları aramaya zorladı.

Özerk bölgesel entegrasyonun büyümesi iki stratejik avantaj sağlar: bölgede olabilecek sosyalist, halkçı, yurtsever herhangi bir hükümete Washington’un ekonomik yaptırım uygulama gücünü zayıflatır ve Amerika Birleşik Devletleri’ne olan ekonomik bağımlılığı azaltır. Bu, Venezuela’ya karşı yaptırım koyma ya da Küba’ya uyguladığı ambargoya herhangi bir Latin Amerika desteğini sağlamada Washington’un yetersizliğini belirginleştirir. ABD’nin siyasi nüfuzunun ve ekonomik hâkimiyetinin gerilemesi, daha büyük bir toplumsal eşitlik üzerinde yoğunlaşmış, gerçekçi bir alternatif kalkınma modelini geliştirmek için Kolombiya’da yurtsever ve demokratik halk hükümetini oluşturmada tarihî bir fırsat sunar.

Başta Çin olmak üzere Asya piyasalarının büyüme dinamiği, Latin Amerika’ya, uygun ihraç fiyatları sağlamada, ticaretini arttırmada ve kendi pazarlarını çeşitlendirmede tarihi bir fırsat sunmakta. Asya ile ticari ilişkileri geliştirmenin avantajı, CIA ve Pentagon’un uyguladığı yıkım “vergilerinin” olmamasıdır –kesinlikle ülkelerin iç ilişkilerine karışmama ve karşılıklı ekonomik yarar ilişkilerine dayanmakta. Ticaretin çeşitlendirilmesi ileri düzeyde: Çin; Brezilya, Arjantin, Peru, Şili’nin önemli ticari ortakları olarak ABD ve AB’nin yerini aldı; üstelik ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomileri durgunluk içine düşerken, yüzde 8’den fazla hızla büyüme oranıyla Asya, ticari listesini uzatmayı sürdürmekte.

Artık Latin Amerika, ABD ve Avrupa Birliği’nin finansal piyasalarının konjonktürel dalgalanmalarına tabi değil. ABD ve Avrupa’nın 2008–2010 yılları mali krizleri sırasında, Latin Amerika finansman için Çin’e yöneldi: bölgeye kullandırılan kredi tutarı 2008 yılında bir milyar dolardan 2009 yılında 18 milyar dolara, 2010 yılında 36 milyar dolara çıktı. Üstelik borçları nedeniyle ABD ve Avrupa Birliği’nin özel sermaye piyasalarına erişemeyen Arjantin ve Ekvator gibi ülkelerin de Çin devlet bankalarından kredi alma olanakları doğdu. 2005–2010 yılları arasında Çin, Latin Amerika’ya 75 milyar dolar kredi verdi ve 2010 yılında verdiği kredi miktarı Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Inter-Amerikan Kalkınma Bankası’nın verdiği kredileri aştı.

Dahası, Çin’in devlet bankaları IMF’nin yaptığı gibi kredi alanlara siyasi ve ekonomik “şartlar” koşmuyor. Yani, Latin Amerikalıların dış finansman edinmesinin amacı, dış kredi verenlerin ekonomik misilleme yapma korkusu olmaksızın bankaları devletleştirmek, toprak reformu dâhil yapısal değişiklikler için Çin’den kredi temin etmek olmalıdır.

ALBA, petrol ithalatı için elverişli sübvansiyonların yanı sıra İmparatorluğun siyasi-askeri müdahalesine karşı bir savunma, Karayipler’in daha fazla entegrasyonu için bir fırsat, emperyal savaşlara karşı güçlü bir reddi temsil eden önemli bir ‘alt-bölgesel gruplaşma’ ve bir forum sağlıyor. ALBA, ortak sınırları, birbirini tamamlayıcı ekonomileri ve ortak Bolivarcı tarihi-kültürel mirası paylaşan Kolombiya için Venezüella ve Ekvator ile stratejik ilişkilerini derinleştirme fırsatı sunuyor.

Bağımsız bir halk hükümetinin eylem özgürlüğünün kısıtlandığı, sözde 1996 Washington Mutabakatı ile korunan neoliberal dogma ve Washington’un askeri-sivil işbirlikçi rejimler aracılığıyla Latin Amerika’ya egemen olduğu 1970’lerin sonlarından 2000’lere kadar olan dönemin aksine, özgür ve bağımsız bir Kolombiya için bugün, ekonomik, siyasi ve uluslararası ortam bir derece daha uygun.

ABD’nin küresel gücünün düşüşü
ABD’nin etkisi dünya ölçeğinde azalmakta: Çin ve Hindistan; Orta Doğu’nun başlıca ülkelerinde, Afrika’da, Latin Amerika’da, Asya’da, önemli ticaret ortakları olarak Amerika’nın yerini aldı. Rus ekonomisi ve savunması, Yeltsin dönemi boyunca yapılan yağma felaketini iyileştirdi ve siyasi bağımsızlık aranmaya başladı. Bu, Çin ile yakın bağlar oluşturmayı ve Suriye’ye karşı NATO destekli paralı askerlerin saldırısı ile ilgili dayatılan kararın BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunu, Venezüella ile Rusya arasındaki petrol anlaşmalarını ve askeri satışları belirgin hale getirdi.

Rusya, Çin ve Latin Amerika tarafından gerçekleştirilen çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıkışıyla birlikte, Orta Doğu ve Kuzey Afrika kendini, Amerika Birleşik Devletleri’nin himayesindeki diktatörlükleri tehdit eden bir dizi halkçı anti-emperyalist ve demokratik isyanların ortasında buldu. Bu, aynı zamanda Irak ve Afganistan’da uzun, yüksek maliyetli ve bozguna uğrayan ABD’nin savaşı için de önemli; ayrıca mali ve dış ticaret açığı ve finansal kriz, büyük ölçekli yeni kara savaşları için kamu desteğini zayıflatarak içeride ağır şekilde eleştirilmesine neden oldu.

Diğer bir ifadeyle, ABD, yeni bir halkçı hükümet seçilmesi durumunda Kolombiya gibi büyük bir ülkeye karşı geniş çaplı bir askeri müdahaleyi sürdürebilmesi için daha az kapasiteye sahip.

II. Bölüm

Neoliberal modelin ölümü
Gerçek ve mevcut “serbest ticaret kapitalizmi”, iyi bir yaşam için vazgeçilmez unsurları sağlamadaki başarısızlığını, bugün daha önce hiç olmadığı kadar kanıtlamış durumda. Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya’da gençler arasında işsizlik oranları yüzde 35–50 aralığında değişmekte, genel işsizlik yüzde 20’ye yaklaşıyor ya da aşıyor. ABD ve Avrupa Birliği’nde gerçek işsizlik ve eksik istihdam, işgücünün dörtte birini aşıyor.

Ekonomik durgunluk, finansal krizler, düşen çalışma ve yaşam koşulları artık ABD ve Avrupa’yı tanımlayan koşullardır. Diğer bir deyişle, beş yıldır krizde olan kapitalist model, “gelişmiş emperyalist ülkeler” veya sözde “gelişmekte olan ülkelerde” çalışanların büyük çoğunluğu için alternatif sunmuyor.

Bu da, krize batmış kapitalizm karşısında geçerli bir alternatifin demokratik katılıma dayalı sosyalist bir toplumun olduğunu göstermek için ideolojik olarak altın bir fırsat sunuyor.

Ulusal ve sınıfsal mücadeleler
Bugün dünyanın her yerinde, Güney Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Asya’dan Kuzey Amerika’ya, kitlesel halk isyanları ilk sıralarda yer almakta. Yunanistan, Portekiz ve İtalya başkentlerinde genel grevler, kitle gösterileri ve ayaklanmalar hiddete neden olmakta. Kitlesel demokratik hareketler, Mısır, Tunus, Bahreyn ve Körfez Devletleri’nin diktatörleri ile yüzleşmekte. Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya’da ki ‘işgal hareketleri’ (‘occupy movements’), sınıf temelli “kemer sıkma” programlarını reddetmek için yeni ülkelere doğru genişletmekte. Kamu hizmetlerinde, emeklilikte, sağlıkta ve ücretlerde büyük oranlarda yapılan kesintiler pahasına kârlarını kurtarma operasyonlarına karşı yeni orta sınıf katmanları mücadeleye katılmakta.

Hatta Çin gibi yüksek bir büyüme gösteren Asya’daki kapitalist ülkelerde bile işçi sınıfı eşitsizlik ve sömürüye karşı isyan etmekte: 2011 yılındaki 200,000’in üzerinde grev ve protesto, hiyerarşi ve istismara karşı Kültür Devrimi’nin halk ayaklanmalarını anımsattı. Özetle, bölgesel ve küresel güçlerin korelâsyonu, Kolombiya’da yeni bir dinamik ve birleşik siyasi hareketin ortaya çıkması için çok uygun. Ancak, tehlikeler ve dikkate alınması gereken engeller de var.

Engeller ve zorluklar
ABD’nin gücünün ve etkisinin azalması ve çürümesi: ekonomik istikrarsızlık yaratma, yerel askeri yetkililer aracılığıyla yapacağı dolaylı askeri müdahalelerin, Özel Kuvvetler eliyle gerçekleştireceği doğrudan cinayet tehlikelerini azaltmaz.

Washington, 75 ülkede, silahlı katilleri kullanarak gizli Özel Kuvvetler ordusu geliştirdi. ABD’nin, dünya çapında 750 askeri üssü bulunmakta. Honduras’ta gördüğümüz gibi, ABD ilerici hükümetleri darmadağın etmek için oligarşilerin içlerindeki müttefikleri ve ordular üzerinde hâlâ etkiye sahip. ABD, mevcut diktatörler devrildiği zaman onların yerini almaya hazır, sivil toplum örgütlerinden ve yerel politikacılardan oluşan yedek ordu rezervine sahip.

Washington ve NATO Avrupası, Libya’da Kaddafi gibi bağımsız liderlerin devrilmesi için köktendincilere ve yerel paralı askerlere silah temin etmekte, deniz ve hava desteği sağlamakta. Bugün de Suriye Cumhurbaşkanı Esad’a saldırmaları için paralı askerlerin silah ihtiyacı karşılanmakta. ABD ve Avrupa Birliği, İran’ı çevreleyen askeri bir donanma inşa etmekte ve onun ekonomisini boğmak için ekonomik yaptırımları teşvik etmekteler. Daha da kötüsü, Washington’un savaş gemileri, füzeleri ve askeri üslerinin Çin ve Rusya’yı çevrelemiş olması.

Diğer bir deyişle, ekonomik olarak gerileyen emperyalizm, çoğulcu bir küresel siyasi sistemin ilerlemesini caydırmak için hâlâ askeri seçenekleri korumakta. Emperyalist devletler, halkın desteğiyle bütünleşmiş hükümetlerin aynı derecede önemli birleşik bölgesel ittifakları ile karşılaştıkları sürece güçten vazgeçmezler.

Latin Amerika’daki entegrasyonun olumlu gelişimi bağımsızlığa doğru adımların atıldığını gösterir ancak bunun stratejik zayıflıkları var: şöyle ki kalkınma modelleri üzerinde yükselen iç sınıf çelişkileri ve çatışmaları. Ekonomik büyüme ve piyasaların çeşitlendirilmesi ABD’nin hâkimiyetini azalttı fakat aynı zamanda ulusal tarım-maden şirketlerinin ve iç egemen sınıfların güçlerini ve zenginliklerini güçlendirdi.

Bu rejimlerin bazıları “halk hükümetleri” olduklarını iddia etseler bile Brezilya, Şili, Peru, Ekvator, Bolivya ve diğer bölgelerde servet, gelir ve toprak mülkiyeti eşitsizlikleri büyümekte. Dahası, Bolivya gibi ALBA ülkelerinin “anti- emperyalizm”leri, ülkeye egemen olan, petrolü sömüren ve madenleri çıkaran, yabancı sermayeli çokuluslu onlarca şirkete uzanmıyor. Arjantin bağımsız bir dış politikayı teşvik edebilir ama onun da kırsal alanlarının üçte birinden fazlası yabancı sermaye ait.

Diğer bir deyişle, Latin Amerika’da bağımsız hükümetlerin büyümesi ABD egemenliğinin sınırlanmasına katkı sunarken, Kolombiyalı hareketlerinde bölgedeki “ilerici” ülkelerin sınırlarını ve sınıf çelişkilerini tanımaları gerekir. Sadece Venezüella güçlü bir yeniden bölüşüm ve yurtsever politikalar izlemekte.

Kolombiyalı yeni siyasi hareketlerin karşı karşıya kalacakları başlıca engeller içseldir: köklü oligarşi ve devletin içindeki müttefikleri, özellikle ordunun içindekiler ve paramiliter güçler. Dışsal koşulların büyük ölçüde olumlu olması durumda ise iç politik rejim özellikle önde gelen sendikacıların, çiftçilerin ve insan hakları aktivistlerinin onlarcasının sürekli öldürülmesi gibi önemli engeller çıkaracaktır.

ABD askeri üslerinin sökülmesi ile başlayacak sivil toplumun askersizleştirilmesi, Plan Kolombiya’nın askıya alınması, Silahlı Kuvvetler’in (300.000’den fazla, ayrıca paramiliter çeteler) seferberliğinin sona erdirilmesi (demobilizasyonu) ve demokratik hakların uygulanması, siyasal alanın açılması yönünde önemli adımlardır. Seçimlerin demokratikleştirilmesi, devlete nüfuz etmeyi ve sivil topluma yapılan baskıyı sonlandırılmayı gerektirir.

Kolombiya’nın demokratikleştirilmesi, toplumunun tüm halk kesimlerini temsil eden bağımsız ve güçlü toplumsal hareketlerin büyümesini gerektirir; siyasi cinayetler için eski narko-Başkan Álvaro Uribe ve onun en yakın işbirlikçilerinin adli olarak soruşturulması/kovuşturulması ve bugünkü Santos rejimine doğru genişletilmesi gerekir. Asya, Latin Amerika’nın geri kalanı ve Venezüella daha derin ekonomik ilişkiler vaat ederken Obama ve Santos arasında imzalanan ve ülkenin gelişimine engel teşkil eden son “serbest ticaret” anlaşmasının reddedilmesi gerekir.

Her şeyden önce, Uribe rejimi tarafından zorla mülsüzleştirilmil, yerinden edilmiş 4 milyondan fazla Kolombiyalının kendi topraklarına yeniden sahip olmalarını sağlamak, kredi vermek ve bugün yaşadıkları sefalet ve mutsuzluktan kurtulmalarına fırsat vermek için seferber olunmalı.

Kolombiya’nın mevcut yöneticileri, Avrupa, Latin Amerika ya da Amerika Birleşik Devletleri’nde başarılı bir neoliberal modelin tek bir örneğini gösteremezler. Meksika ve Orta Amerika’nın neoliberal ülkeleri bölgede en düşük büyüme oranlarına sahipler ve son 5 yılda 80.000’den fazla cinayet ile uyuşturucu kartelleriyle ağzına kadar dolu durumdalar. ABD ekonomisi yüzde 20’den fazla işsizlik oranıyla tıkanmış vaziyette. Avrupa Birliği dağılmanın eşiğine gelmiş durumda.

Büyüyen kapitalist yoksulluk Marx’ın eleştirisini açıkça teyit etmekte. Yeni politik hareketler için şimdi, ekonominin komuta kademelerinin kamusal mülkiyetinee, tarım reformuna, sürdürülebilir tarıma ve demokratik denetim altında çevrenin korumasına

Bu tarihi buluşmaya katılacak militanlara, aktivistlere ve organizatörlere koşulsuz desteğimi ve dayanışmamı, bu iyimserlik ve eleştirel analiz ile ifade etmekteyim. Onların er ya da geç Kolombiya’yı “ikinci ve son bağımsızlığına” götüreceklerine eminim.

[theprisma ve lahaine sitelerinden Atiye Parılyıldız tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Reklamlar

Posted in Kolombiya, Makaleler | Etiketler: , , | 2 Comments »

Latin Amerikalı öğrenciler 12 ülkede ilk uluslararası yürüyüşü gerçekleştirdi

Posted by lahy 06/12/2011

24 Kasım’da 12’den fazla Latin Amerika ülkesinde onbinlerce öğrenci aynı anda yürüyerek parasız ve kaliteli kamu eğitimi talebinde bulundu.

Kolombiya ve Şilili öğrenciler 24 Kasım da her iki ülkede aynı anda yapılacak bir yürüyüş pplanlamış idi; bu yürüyüşe yürüyüşe Arjantin, Brazil, Kosta Rica, Ekvador, Guatemala, Honduras, Meksika, Paraguay, Peru, Uruguay ve Venezuela’dan öğrenciler aynı talepler ile katılarak Şili’de süren öğrenci hareketine desteklerini teyit ettiler.

24 Kasım’da Şili’nin başkenti Santiago’da yapılan yürüyüş sırasında polis öğrencilere saldırarak 58 öğrenciyi tutukladı. Darío Salas lisesini işgal eden öğrencilere saldıran polis burada 30 liseli öğrenciyi gözaltına aldı..

Kolombiya’da yoğun yağmur yağımasına rağmen onbinlerce öğrenci değişik şehirlerde yürüdü; polis yer yer çıkan olaylarda 11 öğrenciyi gözaltına aldı.

5,000 Honduraslı öğrenci Tegucigalpa caddelerinde yürüdü; yürüyüş eski başkan José Manuel (“Mel”) Zelaya Rosales (2006-2009) ve Ulusal Kurtuluş Cephesi ( National Popular Resistance Front -FNRP), tarafından desteklendi.

Posted in Öğrenci Hareketleri, Honduras, Kolombiya, Şili | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Yoldaş Cano’nun ardından = Ekrem Ekici

Posted by lahy 20/11/2011

EKREM EKİCİ*

Latin Amerika’nın önde gelen anti-emperyalist devrimci mücadele örgütü FARC-EP ‘nin (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia-Ejército del Pueblo/Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halkın Ordusu) baş ideologu ve baş komutanı Alfonso Cano, 4 Kasım tarihinde Kolombiya’nın güneybatısındaki Cauca eyaletinde askeri bir operasyon (Operación Odiseo) sırasında öldürüldü.

Yaşamının son 33 yılını devrimci mücadeleye vermiş olan Cano (asıl adı: Guillermo León Sáenz Vargas), örgütün kurucularından olan efsanevi önder Manuel ‘Tirofijo’ Marulanda’nın (asıl adı: Pedro Antonio Marín. ‘Tirofijo’, ‘attığını vuran’ anlamına gelir) 2008’de kalp krizi sonucu yaşamını yitirmesinin ardından FARC’ın 1964’teki kuruluşundan bu yana ikinci önderi oldu.

Cano’nun katledilişinin Güney Amerika’daki ve dünyadaki devrimci hareketler ve siyasi ‘konjonktür’ bakımından hangi olası anlamlara geldiğine ve nasıl okunması gerektiğine geçmeden önce, onun yaşamı ve devrimci kimliği ile FARC-EP örgütünün art alanı ve kısa ve tarihçesine değinmek faydalı olacak.

ALFONSO CANO: BİR ENTELEKTÜEL DEVRİMCİ SAVAŞÇI
Alfonso Cano, Guillermo León Sáenz Vargas adıyla, tarım bilimcisi bir babanın ve öğretmen bir annenin yedi çocuğundan beşincisi olarak, 22 Temmuz 1948’de Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da kentli orta sınıf bir ailede dünyaya geldi. İyi bir dansçı ve futbol tutkunu olan Cano, yirminci yüzyıl dünya devrimci hareketlerinin doruk noktasına ulaştığı dönemlerden biri olan 1968’de Kolombiya Ulusal Üniversitesi’ne girerek antropoloji eğitimi almaya başladı.

Aile içerisinde egemen olan muhafazakâr görüşlere karşın, Cano üniversite yıllarında radikal sol ile tanıştı ve kısa zaman içerisinde etkin bir öğrenci lideri olarak Kolombiya Komünist Partisi’nin (PCC) gençlik örgütüne katıldı. Daha sonra, üniversite eğitimini tamamlamadan Sovyetler Birliği’ne giden Cano, burada siyasi eğitimini tamamladıktan sonra, Kolombiya’ya döndü ve dolaylı olarak PCC ile bağlantılı olan FARC’a katılarak, kentli entelektüel kimliğini öne çıkarıp, gerillalara Marksizm üzerine dersler vermeye başladı.

1981’de evine yapılan bir polis baskını sonucu tutuklanarak Bogotá’daki La Modelo cezaevine konulan Cano, dönemin Kolombiya devlet başkanı Belisario Betancur’un ilan ettiği af sonucunda serbest bırakıldı. La Modelo’da geçen 18 ayın ardından, gerilla hareketi içerisinde daha etkin bir rol oynamaya karar veren Cano, FARC-EP örgütünün kurucularından, başlangıçtan itibaren baş ideologu ve aynı zamanda bir Marksist antropoloji uzmanı olan Jacobo Arenas (asıl adı: Luis Alberto Morantes) ile birlikte çalışmaya başladı. 1990’da Arenas’ın ölümünün ardından, Alfonso Cano örgütün baş ideologu oldu. 1990’lı yılların başında César Gaviria hükümetinin başlattığı müzakere sürecinde sekretarya üyesi olarak FARC’ı temsil etti.

Bu müzakere sürecinin başarısızlığının ardından, bir sonraki devlet başkanı Andrés Pastrana’nın başlattığı barış için diyalog sürecinde Cano daha çekimser ve uzlaşmaz bir tutum ortaya koydu. Bir düşünür olarak saygınlığının yanı sıra, oldukça yetenekli bir askeri stratejist de olan Alfonso Cano, 1990’dan itibaren FARC-EP’nin Kolombiya’nın güney batısındaki beş eyaletin önemli bir bölümünü elinde tutan ‘Batı Bloku’ gerilla cephesini yönetti.

Aralarında, 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan Valle del Cauca eyalet parlamentosu üyelerinin esir alınması eyleminin de bulunduğu 200’ün üzerinde eylemden sorumlu tutulan Cano, röportajlarında ‘savaş esirleri’ alma olgusunu temellendirdi ve asimetrik savaşta daha zayıf, devlet-dışı olan tarafın devletle aynı kurallara tabi tutulamayacağını savundu.

Efsanevi önder Marulanda’nın ölümünün ardından örgütün önderliğine getirilmesi, hareketin askeri kanadınının karşısında, 2010’da yine hükümetin bir askeri operasyonu sırasında katledilen Mono Jojoy’un (asıl adı: Jorge Briceño) temsil ettiği siyasi kanadının öncelik kazanması olarak yorumlanan Cano, önderliği devralmasının ardından, dağınık cephelere ayrılmış olan gerilla hareketi üzerinde otoriteyi sağlayıp, aynı zamanda Kolombiya’daki bir diğer devrimci mücadele örgütü olan ELN (Ejército de Liberación Nacional/Ulusal Kurtuluş Hareketi) ile, iki örgüt arasındaki stratejik rekabeti ortadan kaldırmaya yardımcı olan bir pakt imzalanmasına öncü oldu.

FARC-EP’e önderlik yaptığı 3 yıllık dönemde FARC’ın güçlü, zengin ve zinde bir devrimci örgüt olarak ayakta durmasına ve anti-emperyalist mücadelesini kararlılıkla sürdürmesine katkıda bulunan Cano, 4 Kasım Cuma günü Birleşik Devletler destekli olduğu açık olan, yüzlerce askerin katıldığı bir askeri operasyon sırasında boynundan aldığı kurşunla yaşamını yitirdi. O sırada Cauca’nın ormanlık arazisinde saklanmakta olan commandante Cano, arazide cüzdanının ve bazı kişisel eşyalarının bulunması sonucu teşhis ve takip edilerek Amerikan yanlısı neo-Faşist Kolombiya hükümeti tarafından 63 yaşındayken katledildi. Cano, ardında kendisi de devrimci mücadeleye katılmayı seçmiş olan bir erkek çocuk bıraktı.

CANO’NUN ÖLÜMÜNÜN YANKILARI
Latin Amerika’daki devrimci mücadeleyi anlamak, belki de ‘conquista’ya kadar geri giden beş yüzyıllık bir mücadele tarihini ve kültürünü anlamayı gerektirir. Güney Amerika’nın İspanyol sömürgeciliği tarafından 15. yüzyıldan itibaren kolonileştirilmesi ile başlayan ve kapitalizmin tarihinde bir dönüm noktası olarak, uygar Batı’da bilimden sanata, siyasetten felsefeye, hatta gündelik yaşam kültürüne kadar toplumsal yaşamın birçok alanına kapsamlı ve geri dönülmez olarak etki etmiş olan kölecilik ve buna karşı gelişen, siyasi düzlemde Simón Bolívar’dan Che Guevara’ya ve bugün FARC-EP’ye uzanan isyan ve devrim hareketleri, Latin Amerika’nın bugününe damgasını vuran mücadelelere karakter kazandıran temel unsurlardır.

Bugün özellikle Kolombiya’da tüm şiddeti ile sürmekte olan, Tupamaros’tan ELN’ye, Zapatistalar’dan FARC-EP’ye uzanan özgürlük hareketlerinin emperyalizme ve faşizme karşı sarsılmaz bir kararlılıkla sürdürdükleri savaş, Güney Amerika’da sömürgeciliğin başlangıç çağında 100 yıl içerisinde 70 milyon yerlinin öldürüldüğü, gümüş madenlerinin çevrelerinin köle cesetleri ile sarmalandığı topraklarda geçmesi bakımından, özelleşmiş bir tarihsel bakış açısı ile ele alınmak ve değerlendirilmek durumundadır. Başka bir deyişle, Latin Amerika’da köleciliğin ve sömürgeciliğin kanlı tarihi anlaşılmadan, kölelikten proleterliğe geçmiş halkların bugünkü anti-emperyalist mücadelesini anlamak mümkün olmayacaktır.

Bu bağlamda, bugün son derece önemli bir devrimci olan önderi katledilmiş olan FARC-EP, 47 yıldır yürüttüğü anti-kapitalist devrimci mücadele bakımından, neo-Faşizmin, yani modern emperyalizmin başat hedeflerinden biri durumundadır. Kolombiya’da FARC-EP hareketinin yenilgiye uğratılmasının Birleşik Devletler ve taşeronlarından birisi olan Kolombiya hükümeti tarafından ne derece önem arz ettiği, Cano’nun katledilmesinin ardından gelen resmi açıklamalardan da anlaşılabilir.

Operación Odiseo’nun ardından yaptığı ilk açıklamada, bir önceki Alvaro Uribe Vélez hükümetinde savunma bakanlığı görevinde bulunmuş olan Kolombiya devlet başkanı Juan Manuel Santos, bu harekatın örgütün kuruluşundan bugüne kadar almış olduğu en büyük darbe olduğunu söylemiş ve FARC-EP bünyesindeki devrimcilere teslim olma çağrısı yapıp, aksi takdirde “ya mezar, ya ölüm” tehdidini savurmuştur (Bununla birlikte, burada 2002 ile 2010 arasında Kolombiya devlet başkanlığını yapmış olan aşırı sağcı Alvaro Uribe’nin babasının 1983’de FARC gerillaları tarafından öldürülmüş olduğunu belirtmek gerekir). Bunun kamuoyuna yön vermeye yönelik bir ajitasyon manevrası olduğu açık olmakla birlikte, Emperyalizm yörüngesindeki dünya basını da bu çerçevede zafer çığlıkları savuşturmaya başlamıştır. Bunlar arasında en çarpıcı örneklerden biri olarak, Cano’nun ölümünün ardından 12 Kasım 2011 tarihli The Economist dergisinin[1] attığı haber başlığına dikkat çekmek gerekir: Top Dog Down (“Baş Köpek Düştü”). Makalenin sonlarına doğru, Cano’nun öldürülmesinin FARC’a indirilen büyük bir darbe olduğundan söz ediliyor ve hükümetin operasyonlar konusundaki kararlı tutumunun, örgütü müzakere masasına gelmeye ‘zorlayacağı’ öngörüsünde bulunuluyor.

UTANGAÇ MUZAFFERLER
Aynı şekilde, siyaset analisti Silke Pfeiffer, Foreign Policy’nin web sitesinde yayımlanan 8 Kasım tarihli makalesinde[2] “Cano’nun öldürülmesi, FARC’ın sonu mu?” sorusunu sorar ve örgütün onun yerini doldurmakta zorlanacağını ve ‘daha az uzlaşmaz’ bir önderin örgütün başına geçerek, müzakere kapısının aralanacağını ileri sürer.

Özellikle İngiliz ve Amerikan anaakım medyasının bu ‘utangaç muzaffer’ tutumu, FARC gibi bir örgütün önderinin ‘ortadan kaldırılmasına’ yönelik doğal bir reaksiyon olarak okunabilse de, örgütün kapitalist dünya basınının bakış açısından ne kadar ciddiye alındığının ve ‘endişe uyandırdığının’ bir göstergesi olarak anlaşılabilir.

Buna karşın, FARC-EP’nin Operación Odiseo’nun ardından yayınladığı 6 Kasım tarihli bildiride mücadeleden hiçbir surette taviz verilmeyeceği vurgulanmış ve devrimci kararlılığın altı bir kez daha çizilmişti: “Alfonso Cano yoldaşın kavgada can vermesinin temsil ettiği tek gerçeklik, dizlerinin üstünde yalvarmaktansa ölmeyi tercih edecek olan Kolombiya halkının ölümsüz gücüdür.”[3]

Görüldüğü gibi, her ne kadar anaakım dünya basını yaşananları yeni bir ‘dönemin’ habercisi olarak görse de ve Kolombiya hükümeti gürültülü ve mağrur, Birleşik Devletler yönetimi ise sessiz bir keyifle ellerini ovuştursa da, Cano’nun ölümünün devrimciler açısından büyük ve örnek bir yoldaşın kaybının acılı bir deneyimi temsil etmesiyle birlikte, mücadeledeki kararlılığın sürdürülmesi bakımından bir motivasyon kaynağı olacağı açıktır. Burjuvazinin heyecanını ve kafası karışık telaşını da bu şekilde yorumlamak mümkün.

CANO’NUN ARDINDAN FARC-EP
Cano’nun öldürülmesi ile boşalan önderlik için şu anda iki isim geçmektedir: 1980’li yıllarda FARC-EP’nin reel siyasetteki uzantısı Yurtsever Birlik (Union Patriotica) bünyesinde görev almış olan, FARC-EP sekretaryasının siyaset deneyime de sahip üyelerinden, 56 yaşındaki Ivan Maquez (asıl adı: Luciano Marin Arango) ve henüz 13 yaşında örgüte katılıp, yaşamının geri kalanında devrimci mücadele sürdürerek FARC içerisinde üst düzey askeri rütbelere yükselmiş olan 52 yaşındaki ‘Timochenko’ (asıl adı: Rodrigo Londoño-Echeverry).

Önderlik sorununun ne şekilde çözüleceği önümüzdeki süreçte açıklık kazanacak olmakla birlikte, kesin olan bir şey varsa, o da FARC’ın mücadeleden vazgeçmeyeceği. Devrimci mücadelede verilen kayıplar her zaman acıyı ve zorlukları beraberinde getirmiş olsa da dünya görüşünde tutarlılık ve devrimci kararlılık bu acıları deneyime dönüştürmede ve mücadeleyi ileri taşımada iş görecek yegane unsurlardır. Bu, öznel bir yorumlama biçimini temsil etmekten ziyade, tarihsel nitelikte nesnel bir gerçekliktir. Spartaküs hareketinden Paris Komünü’ne, RAF’ten Tamil Kaplanları’na ve FARC’a, bu mücadele tarihi bizzat şekillendirmiş ve Ulrike Meinhoff, Alfonso Cano gibi düşen birçok yoldaşın anısıyla yücelmiştir.

Cano’nun ölümünün ardından FARC’ın tüm dünyaya gönderdiği mesajla bitirmek gerekirse: “Bu, Kolombiya’da ezilenlerin ve sömürülenlerin en büyük önderlerinden birinin yasını tuttuğu ilk sefer değil. Onların yerini, cesaret ve zafere olan mutlak inanç ile doldurması da ilk değil. Kolombiya’da barış, bir gerilla teslim oluşuyla gerçekleşmeyecek, ancak ayaklanmayı doğuran nedenlerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşecek. Bu, devam edecek olan politik bir hattır.

Yoldaş ve komutan Alfonso Cano öldü. Siyasi çözüm ve barışa en tutkulu biçimde ikna olmuşken düştü. Komutan Alfonso Cano’nun anısına!”[4]

Compañero Alfonso Cano, ¡Presente!*

NOT: Cano’nun katledilmesinin ardından FARC-EP yeni liderini seçti. ”Timochenko” kod isimli 52 yaşındaki Timoleon Jimenez’in (gerçek adı Rodrigo Londoño Echeverri), Cano’nun yerine örgüt liderliğine seçildiği açıklandı.

[1] Bakınız http://www.economist.com/node/21538205?fsrc=scn/fb/wl/ar/topdogdown

[2] Bakınız http://www.foreignpolicy.com/articles/2011/11/08/alfonso_%20cano_killed_the_end_of_farc

[3] Bakınız http://gercegingunlugu.blogspot.com/2011/11/farc-epden-canonun-kaybna-dair-acklama.html

[4] Bakınız http://gercegingunlugu.blogspot.com/2011/11/farc-epden-canonun-kaybna-dair-acklama.html

* Yoldaş Alfonso Cano, yaşıyor!

*Berlin Hür Üniversitesi doktora öğrencisi

Posted in Kolombiya, Makaleler | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

ELN’DEN FARC-EP’ye dayanışma mesajı

Posted by lahy 18/11/2011

Kolombiya’nın ikinci büyük gerilla hareketi olan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN), Alfonso Cano’nun ölümünün ardından bir dayanışma mesajı yayımladı. ELN tarafından yapılan açıklamada, “Kardeş örgütümüz FARC’a ve Cano’nun ailesine, Alfonso Cano’nun 4 Kasım günü eşitsiz bir kavgada düşmesi nedeniyle derin dayanışma duygularımızı ifade ederiz” denildi. Mücadelede düşmenin veya fiziksel varlığın sona ermesinin “görülmemiş bir şey” olmadığının belirtildiği açıklamada, “Hiçbir şey bizim barış, halkımızın refah ve mutluluğu ve ülkemizin bağımsızlığı idealleriyle mücadelemizi durdurmayacaktır” ifadeleri kullanıldı. Ulusal Kurtuluş Ordusu Merkez Komutanlığı imzası ile yayımlanan açıklama şu şekilde devam etti:

“Biz, Kolombiya oligarşisinin şeytani savaş ve terör mekanizması ile karşı karşıya olan ayaklanmış halkın bir parçasıyız. Biz gerilla güçleri, yarım yüzyıldan bu yana mülksüzleştirilmişlerin düşmanlarına karşı çatışmanın sıcaklığında, halk desteğinin sayesinde, mücadele arzumuzla ve devrimci inancımızın sağlamlığıyla geliştik. Alfonso Cano, hâlâ Manuel Marulanda Velez, Jacobo Arenas, Camilo Torres Restrepo, Manuel Vasquez Castaño, Manuel Perez Martinez ve gerilla yapılarımızın, devrimci mücadelenin karmaşık yolundan geçen başka gerilla örgütlerinin diğer birçok devrimci kadrosu ve halkın toplumsal adalet, eşitlik, demokrasi, bağımsızlık ve barış mücadelesinde yaşamlarını veren değişik toplumsal alanlardan oğulları ve kızları ile birlikte sokaklarda ve yollarda yürüyor.

Ülkemizin tarihi, yolun bu bölümünün, kavgada düşenlerin sorumluluklarını üstlenmek, onların yollarından yürümek için koşullara nasıl göğüs gereceğini bilen önemli sayıda kadronun arıtıcısı olduğunu göstermektedir.

Ne halk, ne de biz devrimciler, egemen sınıfın temsilcilerinin Konfüçyüsçü mesajlarına tutulmayız veya dün ve bugün geçici zaferleriyle övünen savaşçıların tehditlerinden gözümüz korkmaz.

Halkın devrimci mücadelesinin akıntısı, protestolar, mücadele ve isyancıların politik-askeri kavgası her gün büyüyor.

Sonucu göremeyen tüm diğer savaşçılar için görevimiz, devrimci davanın zaferi için mücadeleye devam etmektir.

Komutan Alfonso Cano; örneğini ileri taşıyacağız.”

Önceki yıllarda aralarında gerginik olan ve bu gerginlik çatışma düzeyine erişen FARC ve ELN, Alfonso Cano’nun öncülüğünde uzlaşmış ve iki hareket arasındaki gerginlik sona ermişti.(9/11/11)

http://www.eln-voces.com/index.php?option=com_content&view=article&id=1112:comunicado-publico&catid=26:artculos&Itemid=69 adresinde yayımlanan açıklamadan çevrilmiştir=Gerçeğin Günlüğü Kolektifi

Posted in Kolombiya | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Şili ve Kolombiyalı Öğrenciler birlikte yürüyüş planlıyor

Posted by lahy 17/11/2011

Şilili öğrenciler, Kolombiyalı öğrencilerle biraraya gelerek 24 Kasım’da  ortak bir yürüyüş düzenleme kararı aldı.  Şili Öğrenci Konfederasyonu (CONFECH)  Antofagasta şehrinde Katolik Üniversitesinde yaptıkları 12 saat süren toplantı sonrasında 24 Kasım’da aynı anda düzenlenecek uluslararası yürüyüşünün yanı sıra, Kasım ayının 14, 17 ve 18’inde ülke çapında gösteriler düzenlenmesi kararını aldı.

Altı aydır dersleri boykot eden ve eylemler düzenleyen Şilili öğrenciler General Pinochet’in 1973-1990 yılları arasında süren diktatörlüğü sırasında yaratılan özel ve merkezi olmayan eğitim sisteminin ortadan kaldırılması ve kaliteli bir kamu eğitiminin sağlanmasını talep ediyor; Kolombiyalı öğrencilerde Ekim’in 11 ve 12’sinden itibaren benzer taleplerle boykot ve kitle eylemlerine başladı. Şili ve Kolombiyalı öğrencilerin boykot eylemleri Porto Rico’da 2010’da gerçekleşen öğrenci eylemlerinin ardından, Latin Amerika’da gerçekleşen en büyük ve önemli öğrenci direnişleri oldu.

Gerek Şili gerekse de Kolombiya’da sağcı hükümetlerin öğrencilerle bir uzlaşmaya varması ihtimaller dahilindedir: 9 Kasım’da Şilili öğrenci liderleri ve lise öğrencileri Valparaiso şehrinde muhaletten milletvekilleri ile bir toplantı düzenledi. Muhalefet liderleri kamu üniversitelerinde fakir öğrencilerin yüzde 70’i için parasız eğitimi önerirken, özel üniversitelerde de aynı çözümün uygulanmasından yana gözüküyorlar ve ilk-orta okul öğretimin tamamıyla kamu tarafından karşılanmasını talep ediyorlar.

Gerek öğrenci gerekse de muhalefetin baskısıyla karşılaşan Başkan Sebastián Piñera  2012 yılında eğitime ayrılan bütçeyi artırmayı teklif etti: 60 milyar dolarlık bütçenin 11.65 milyar doları eğitime ayrılacak. Öğrenci örgütleri bu artışı yetersiz bulurken, Maliye Bakanı Felipe Larraín yeni vergi düzenlemelerinden söz etmeye başladı. Hükümet daha önce vergi artışının söz konusu olmadığını ilan etmişti.  (La Tercera (Chile) 11/13/11EFE 11/13/11 via El Nuevo Herald (Miami); La Jornada (Mexico) 11/10/11 )

Şili öğrencilerde altı aylık okul boykotu sonrasında bir anlaşmaya varmaları için baskıyla karşılaşıyorlar: Eylül ayında yüzde 79 olan kamu desteği Kasım ayından yüzde 67’ye düştü, Başkan  Piñera’yı destekleyenleri oranı ise yüzde 31%. (Bloomberg 11/7/11)

Kolombiya’da bir aydır süren öğrenci eylemleri sonrasında Başkan  Juan Manuel Santos uzlaşma arayışı içine girerek,öğrenciler eylemlerine son verirse yeni eğitim yasasının geri çekileceğini duyurdu. 12 Kasımda bu teklifi tartışan öğrenciler eylemlerini sona erdirmek için 3 koşul öne sürdü: yasanın geri çekilmesi, yeni eğitim sisteminin inşası için öğrencilerle görüşmeler yapılması ve akademik yılın tamamlanmasının garanti altına alınması. (LJ 11/11/11 AFP, DPA, Notimex; Europa Press 11/14/11)

Görünüşte öğrencilerle uzlaşmak için adımlar atan sağcı hükümetler öğrencilere karşı şiddet kullanmaya devam ediyorlar; gözaltı ve tutuklamalar sürüyor. (Adital (Brazil) 11/11/11  TeleSUR)

Kolombiya’da güvenlik kuvvetleri 11 Kasım’da Popayán kasabasında yapılan bir yürüyüşe saldırdı.

Posted in Öğrenci Hareketleri, Kolombiya, Şili | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

FARC-EP yeni liderini seçti

Posted by lahy 16/11/2011

Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri (FARC=EP) yeni liderini seçti. Kolombiya’da faaliyet gösteren örgütün başına ‘Timoşenko’ lakaplı 52 yaşındaki Timoleon Jimenez geldi. Farc’ın önceki lideri Komutan Alfonso Cano, 4 Kasım’da askeri bir operasyon sonucu öldürülmüştü.

Komutan Timoshenko’nun yeni liderleri olarak seçildiğini duyuran bildirıde Komutan Alfonso Cano’nun döğüşerek, silahı elinde ölmesinden gurur duydukları belirten FARC, ABD desteği alan ve İsrailli paralı askerlerin de içinde olduğu 7.000 kişilik özel birliğin her türlü yöntemi kullanarak FARC’a karşı sürdürdüğü saldırılar karşısında geri adım atmayacaklarını, halkın onuru ve özgürlük için mücadelelerini sürdüreceklerini teyit etti.

FARC, zafer sarhoşluğu içinde Komutan Alfonso Cano’nun öldürülmesini kutlayanların halkın içinden yeni komutan ve liderlerin çıkacağı gerçeğini unuttuklarını söyleyerek, Komutan Cano’nun mücadele ve anısının bu sürecin bir parçası olduğunu yazdı.

Gençliğinde tıp eğitimi gören Komutan Timoşenko FARC Sekreteryası’nın en uzun süre görev yapan isimlerinden biri; FARC’ın karşı istibharat ve Bogota-Medellin hattında ki operasyonlarının başındaki isim olarak biliniyor.

//  

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Leave a Comment »

Kolombiya’da Santos Uribe’nin Mirasını sürdüyor-Aziz Küçük

Posted by lahy 11/11/2011

Aziz Küçük

Kolombiya’da 2010 yılında yapılan seçimlerle Uribe’nin yerine onun kabinesinde Savunma Bakanlığı yapmış olan Santos iktidara gelmişti. O da tıpkı Uribe gibi “etkin terörle mücadele” sloganıyla elitlerden ve orta sınıftan oy istemişti. Ayrıca kıta açısından daha açık bir dış politika rotası izleyeceği vaadinde bulunmuştu. Bu vaatlerle girdiği seçimi kazandı.

URİBE’NİN SANTOS’A BIRAKTIĞI MİRAS

Uribe’nin 8 yıllık iktidarı döneminde, ABD destekli bir savaş yürütüldü Kolombiya topraklarında. Bu savaş doğası gereği toplumsal muhalefetin bütün renklerini hedef tahtasına yerleştirmişti. Bu dönemde FARC büyük darbeler yedi. Sendikacıların öldürülmesinde ise dünya rekorları kırıldı. Dünyada en fazla sendikacı Kolombiya’da öldürülüyor. Komşu ülkeler ile en büyük gerilim sırasıyla Ekvator, daha sonra Venezüella ile yaşanmıştı. FARC’ın “güneş yüzlü” komutanı Raul Reyes’in sınır ihlali yapılarak Ekvator’da öldürülmesi iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. En son adım ise bütün kıta ülkelerinin tepkisini toplayan askeri üs anlaşmasıydı. Bu anlaşmaya göre ülkede 7 ABD askeri üssü kurulacaktı. Tüm bu gelişmelerin yaşandığı esnada Savunma Bakanlığı görevini Santos icra ediyordu.

SANTOS’UN ADIMLARI

Kolombiya, ABD ile ilişkilerinden kaynaklı tecrit edilmiş durumdaydı. Özellikle kıtadaki sol dalga göz önünde bulundurulursa tablo daha iyi anlaşılır. Bu tecridi kıracak adımlar atıldı. Öncelik olarak Chavez’in Venezüella’sı ve Ekvator ile ilişkilerin sıklaştırılması adımları atıldı. Asıl dikkat çeken adım Venezüella ile ilişkilerin restore edilmesi oldu. Başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra Chavez’i ziyaret etti. Akabinde karşılıklı elçiler atandı, ticari ilişkiler gözden geçirildi ve bir dizi başlıkta anlaşmalar imzalandı. Atılan adımların bir amacının da Santos’un kendi imajını düzeltmesi olduğunu vurgulanması gereken bir başka özellik. Uribe’nin kabinesinde görev yapması, dönemin politikalarında imzası olması, Santos için Uribe’nin “Fino köpeği” yakıştırılması yapılmasına sebep olmuştu.

KOLOMBİYA-VENEZÜELLA İLİŞKİLERİ, “TERÖRLE MÜCADELE” VE FARC

Güney Amerika halklarının göz nuru olan FARC’ın son yıllarda ciddi darbeler aldığını ifade etmemiz gerekir. Tarihsel önder Manuel Marulanda’nın hayatını kaybetmesi, genç gerilla komutanı İvan Rios’un hain havarisi tarafından öldürülmesi, “güneş yüzlü” Raul Reyes’in Kolombiya-ABD patentli operasyon sonucu katledilmesi, durumun ciddiyetini gösteriyor. Kolombiya devleti tarafından hayata geçirilen tasfiye konseptinin yerel ölçekteki oligarkları aşan bir plan. Son olarak Avrupa’da İspanyol polisi tarafından yapılan ve ülkemizde de ilgilere mazhar olan “büyük FARC operasyonu” bunun göstergesidir. Santos’un yönetimindeki Kolombiya, Uribe döneminin tersine geniş bir ittifak politikası çerçevesinde davranmaya çalışıyor. Bu kapsama alanında Bolivarcı Venezüella da var.

TARTIŞILAN VENEZÜELLA

Bolivarcı hükümet, belki de bugüne değin en fazla tartışılan kararlarından birine imza attı. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin(FARC) önde gelen isimlerinden olduğu söylenen Pérez Becerra, Caracas havalimanında tutuklandı. Sonrasında bilindiği gibi Kolombiya’ya iade edildi. Santos’a göre Avrupa’da Kolombiya devletinin aleyhine yapılan kampanyaların sorumlusu Becerra idi. Uzun süredir İsveç’te siyasi sığınmacı statüsünde yaşamasına rağmen Kolombiya ve Venezüella hükümeti Becerra’nın Interpol tarafından arandığını ve bunun için teslim edildiğini açıkladılar. Esasında bu ilk olay değil. Geçtiğimiz Kasım ayında Bolivarcı hükümet, biri FARC, diğerleri ise Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) üyesi üç kişiyi Kolombiya’ya iade etmişti.

Yakın tarihte ise FARC-EP (Halk Ordusu) liderlerinden Guillermo Enrique Torres, Venezüella’da gözaltına alınmıştı. Chavez’in attığı bu adımlar, bugüne kadar ülkenin solundan gelen en ciddi tepkileri de beraberinde getirdi. Fakat iktidarda olan Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) çok parçalı yapısı, sorunların giderilmesi anlamında yavaş ilerlemeye neden olabiliyor kimi zaman.

FARC’IN ALDIĞI EN BÜYÜK DARBE

Kolombiya devleti FARC için “Sri Lanka modeli”ni hayata geçiremese bile, emperyalist devletlerden aldığı destek ile gerilla gücüne ağır darbeler vuruyor. FARC kurucusu Marulanda’nın hayatını kaybetmesinden sonra liderliğe getirtilen Alfonso Cano, Kolombiya devleti tarafından katledildi. 6.000 elit askerin katıldığı operasyonda bütün uluslararası hukuk çiğnendi. Alfonso Cano’nun bulunduğu bölge ayrım gözetilmeksizin bombalandı. ABD devleti Cano’nun başına 5 milyon dolar ödül koymuştu. FARC 2002 yılından beri yoğun saldırılar altında mücadele etmeye çalışıyor. Özellikle merkezi olarak aldığı darbeler sonucunda birçok liderini kaybetti. Fakat Alfonso Cano’nun öldürülmesinin bir başka boyutu daha vardı. O ayrıca örgütün teorisyeni konumundaydı. Barış müzakereleri sürecinde silahlı mücadeleyi bırakmayı savunan Kolombiya Komünist Partisi (PCC) ile yollarını ayıran ve FARC-EP tarafından 2000’li yıllarda kurulan Gizli Kolombiya Komünist Partisi’nin de (PCCC) lideri idi.

Son olarak Santos hükümeti, ülkenin iç bölgelerinde operasyonlar gerçekleşirken “barış ve müzakere” çağrısı yapıyordu. İsimler farklı olsa da, suikast planları, “Sri Lanka modeli”, uluslararası destek, müzakere çağrıları ama hemen arkasından gerçekleşen kimyasal operasyonlar… Ne kadar tanıdık değil mi?

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: , , , , , , , | Leave a Comment »

Komutan Alfonso Cano alnına kurşun sıkılarak katl edildi

Posted by lahy 11/11/2011

Radio Café Stereo, Miguel Suárez (10/11/11).

Emperyalizm ve kolombiya oligarşisinin  yetenekli ve terörist katillerinin bir benzeri yoktur. Yukardan gelen emirlerle 3.000 gençi öldürüp çatışmalarda öldü diye ilan ettiler.

Cumhuriyetin ilk kuruluşundan bu yana açık olarak devlet terörizmini uyguladılar.

Kolombiya’da komün üyelerinin lideri José Antonio Galán’ı parçaladılar ve halka sergilediler.  Gerilla komutan ıErnesto “Che” Guevara örneğinde, Bolivya’nın uşak ordusu onu canlı olarak yakaladıktan sonra soğukkanlılıkla katl etti  ve Kolombiya’da FARC-EP’nin gerilla komutanı Alfonso Cano’da aynı şekilde öldürüldü.

Ordu’nın ilk açıklamalarına göre, komutan Alfonso Cano siyah kobra helikopterlerinden açılan ateşle boyun, kalça ve kasığından yaraland, Kolombiya Komünist partisi genel sekreteri Jaime Caycedo El Espectador gazetesinin yayınladığı bir haber ve resme dikkat çekti: bedeninin vurulup yere düştüğü ormanlık yerde çekilen resimde alnında bir kurşun yarası görülüyor, adli tıptan gelen bilgiye göre ölüme yol açan tek bir kurşun idi.

Jaime Caycedo: “…El Espectador gazetesinin yayınladığı bedenin vurulup yere düştüğü ormanlık yerde çekilen resimde, onun alnında bir kurşun yarası görülüyor” dedi.

İşgal ordusu tarafından yayınlanan ilk raporlarda onun cesetinin ancak operasyondan saatler sonra, askerler tarafından yapılan  titiz bir arama sonrası bulunduğu bildirilmişti, kiralık katiller ordusunun yeteneklerini bildiğimiz için bunun anlamı, Che örneğinde olduğu gibi, onun da ”yukarıdan” gelen bir emirle katl edildiğidir.

Ayrıca ilk başta gerilla komutanının kaçarken cüzdan ve gözlüğünü düşürdüğünü söylerken daha sonradan da onun gözlüklü bir halde öldürülmüş resminin yayınlanmasından da söz etmek gerekiyor.

Aynı “Che” örneğinde ki gibi, Kolombiya oligarşisinin işgal ordusu, ”Che’nin ölüm emrini veren emperyalistlerin emirlerini yerine getirip soğukkanlılıkla Alfonso Cano’yu katl etti.

http://www.radiocafestereo.nu

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Kolombiyalı öğrenciler boykot ve işgalleri yürüyüşlerle sürdürüyor

Posted by lahy 10/11/2011

3 Kasim’da onbinlerce öğrenci ve destekleyicileri Kolombiya’nın değişik şehirlerinde yürüyüşler düzenleyerek 1992’den beri yürürlükte olan 30 Nolu Yüksek Öğretim Yasa’sında yapılacak değişikliklere karşı yürüdü.

37 Kamu ve 17 özel üniversitesinden 1.8 milyon öğrenci 11 Ekim’den bu yana süresiz okul boykotuna giderek ”eğitimi ticari bir metaya” dönüştürecek olan değişikliklerin iptalini talep ediyor.  Ayrıca ABD Kongresi’nin 12 Ekim’de onayladığı Kolombiya ile serbest ticaret anlaşmasını (FTA) protesto ediyorlar.

Basının bildirdiğine göre 3 Kasım’da 600,000 kişi 31 şehirde yürüdü, şehirler arasıında Medellín, Cali, Barranquilla, Bucaramanga, Manizales ve Armenia var.

Başkent Bogotá’da katılanların sayısı yüzünden yerel transport sistemi kapatıldı ve bazı yollarda ulaşım durdu.

Sağcı Başkan Juan Manuel Santos eğitim yasasında yapılacak değişiklikleri hali hazırda parlamentoya yolladı; yeni yasa altında akademik ve mali özerkilikleri artırılan üniversitelerin kazanç  sağlama amacıyla hareket etmeleri ve böylece de uluslararası şirketlerin kontrolüne girmelerinin önü açılıyor. Öğrenciler kaliteli kamu eğitimi talep ediyor ve askerliğin zorunlu olduğu Kolombiya da her askere $9,400 dolar harcanırken öğrenci başına yapılan harcamanın $1,044 dolar olduğunu vurguluyorlar.

Öğrenci liderleri hükümet yasa teklifini Parlamento’dan çekmeden herhangi bir görüşmeye başlamayacaklarını duyurdu. Okul boykotları sürecek ve her hafta bir yürüyüş yapılacak. Colombian Student Organization (Kolombiya Öğrenci federasyonu) sözcüsü  Sergio Fernández, Bogotá’nın Radyo W’sine “Haklarımızı kayıp etmektense bir dönem kaybetmeyi tercih ederiz.” dedi. (Semana (Kolombiya) 11/3/11 EFE ve  Prensa Latina 11/4/11Colombia Reports 11/4/11La Jornada (Meksika) 11/4/11

Parlamento da ezici bir çoğunluğa sahip olan Hükümet  bir açıklama yaparak geri adım atmayacağını duyurdu. Ancak, 9 Kasım 2011’de bir açıklama yapan Başkan Santos öğrenciler okullarına geri dönerse eğitim yasasını geri çekeceklerini söyledi. Bu teklifi red eden öğrenciler hükümet yasayı geri çekene kadar eylemlerine devam edeceklerini bildirdi. 

Posted in Öğrenci Hareketleri, Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: | Leave a Comment »

Komutan Alfonso Cano’nun ardından

Posted by lahy 07/11/2011

Kolombiyalı Silahlı Devrimci Güçleri (FARC-EP) ana liderleri olan Komutan Alfonso Cano’nun öldürülmesi ardından yaptığı açıklamada mücadelesini sürdüreceğini bildirdi.

FARC, Anncol’dan yayınladığı açıklamada,  Başkan Santos’un silahları bırakma çağrısını red ederek,  “Kolombiya’ya barış, gerillanın eylemsizliğiyle değil, ayaklanmanın nedenlerinin ortadan kaldırılmasıyla gelir…. Yaşasın Komutan Alfonso Cano’nun hatırası”  dedi.

Başkan Santos’un bir yandan FARC’ın liderlerini öldürürken diğer yandan barış görüşmeleri için çağrılar yapması hükümetin iki yüzlü politikalarını saklamaya yetmiyor.

Uluslararası Hukuk kurallarını aykırı olarak yapılan bombalama ve operasyonlar Başkan Juan Manuel Santos’u gerçek yüzünü bir kez daha açığa vurdu.  Kolombiya devleti şiddet yoluyla FARC’ın yenilgiye uğratılmasından yana ve herhangi bir şekilde barışçıl bir çözüm peşinde değildir.

Geçtiğimiz Cuma günü Cauca eyaletinde yapılan  askeri operasyonun detaylarıda ortaya çıkmaya başladı: Kolombiya ordusuna ait 6.000 elit askerin katıldığı operasyon sırasında Komutan Alfonso Cano’nun bulunduğu varsayılan bölge ayrım gözetmeksizim bombalandı. Operasyon sırasında Komutan Cano’nun hayat arkadaşının yanısıra sayısı açıklanmayan gerillalarında katl edildiği iddia ediliyor.

FARC’a yakın kaynaklar, örgüt lideri olan  Komutan Alfono Cano’nun örgüt hiyerarkisnin en üst kademesinde bulunmasına rağmen diğer FARC gerillaları ile eşit koşullar altında yaşadığını ve çatışarak silahı elinde öldüğünü vurgularken, Kolombiya Cano’nun öldürülmesi ardından devletle görüşmeler yapmayı esas alan bir liderin Cano’nun yerini alacağı demagojisini sürdürüyor.  Emperyalizm yanlısı  politikalar ve neo-liberal uygulamalar vasıtasıyla halkı sefalete mahkum eden Kolombiya’nın askeri yöntemler dışında, görüşmeler yoluyla politik bir çözüm arama yeteneğine sahip olmadığı  açık, FARC EP’de bu gerçekliğin  farkında ve sürekli olarak Kolombiya oligarşisinin politik çözüm yanlısı olmadığını vurguluyor.

Komutan Alfonso Cano yönetimi sırasında bir yandan gerillayı yeniden merkezi olmayan bir şekilde şekillendirerek FARC’ın toparlanmasını sağlarken, diğer yandan da ELN (Ulusal Kurtuluş Ordusu) ile çatışmaları sona erdirip iki örgüt arasında anlaşma yapılmasını sağladı, gerek bir lider, bir aydın gerekse de askeri bir komutan olarak örnek teşkil etti. Cano’nun kitle örgütlerinin rolünü vurgulaması, kolektif liderliğe önem vermesi, örneğin kararların üst düzeyde birlikte alınmasının örgütün 2002 yılında yoğunlaşan saldırılar sonrasında toparlanması ve kayıplarını gidererek yeniden mevzilenmesini sağladığı bildiriliyor.  Komutan Cano her an öldürülebileceğini biliyordu ve bu nedenle, onun yerini kimin alacağı da kurallara bağlanmış idi.  FARC içinde bir liderlik  çatışmasi olmaması ve Iván Márquez’in Cano’nun yerini alması bekleniyor

Kolombiya devleti ise FARC’dan kopmaların ya da kaçışların olması, gerilla birliklerinin kriminal ganglarla işbirliği yaparak politik mücadeleden uzaklaşması gibi bir amaça sahip.

Posted in Kolombiya, Makaleler | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Kolombiya: FARC-EP lideri Alfonso Cano öldürüldü

Posted by lahy 05/11/2011

Kolombiya’da faaliyet gösteren “Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri”nin (FARC-EP) lideri Alfonso Cano öldürüldü.

Kolombiya Savunma Bakanı Juan Carlos Pinzon, FARC lideri Alfonso Cano’nun dün akşam ordunun ülkenin güney batısındaki Cauca eyaletinde, Suarez ile Lopez de Mikay bölgelerine düzenlediği bir bombalama sonrası yapılan operasyonda öldürüldüğünü bildirdi.

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında, “Bu örgüte tarihinin en ağır darbesini indirdik” dedi.

1964’de kurulan örgütün 2008’den bu yana liderliğini yapan 63 yaşındaki Cano, “örgütün fikir babası” olarak görülüyordu. Cano, Marulanda’nın ölümünden sonra yaklaşık 8 bin üyesi bulunan FARC’ı yeniden örgütlemişti. Cano’nun liderliği altında uygulanan yeni stratejiye göre gerilla ordusu küçük birimlere bölünerek, ”vur ve kaç” saldıları düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda Kolombiya Güvenlik güçleri önemli kayıplar verdi. Son haftalarda yapılan saldırılarda güvenlik kuvvetleri 20 kayıp verdi.

Asıl ismi Guillerme Saenz olan Alfonso Cano Bogotalı orta sınıf bir aileden geliyordu ve Antropoloji eğitimi almış idi. Cano, FARC’ı birleştirip bir arada tutan bir lider olarak görülüyordu. Cano’nun ölümü FARC için ağır bir darbe ancak örgütün eylemlerine son vermesi beklenmiyor. Gerek FARC ve gerekse de ELN devlet başkanı Santos’un Venezüella ve Ekvator ile geliştirdiği ilişkiler, süren askeri operasyonlar sonucu zor bir dönemden geçiyor.

ABD Cano’nun ölü ya da diri olarak ele geçirilmesini sağlayacak bilgiyi verenlere 5 milyon dolar ödül vaat etmişti. Kolombiya Ordusu ABD tarafından desteklenen operasyonlarda 2002’den bu yana FARC’ın 4 önemli liderini öldürdü. ABD desteği ordu’nun girilmesi güç dağ ve ormanlık bölgelerde operasyonlar yapmasını sağladı. Kolombiya hükümeti ABD’nin son operasyona katkıda bulunup bulunmadığını açıklamaktan kaçındı.
http://www.telesurtv.net/secciones/noticias/99873-nn/muere-lider-de-las-farc-alfonso-cano/

Posted in Kolombiya | Etiketler: , | 2 Comments »

Eski gerilla Bogota belediye başkanı oldu

Posted by lahy 01/11/2011

Kolombiya’da yapılan bölgesel ve yerel seçimler sonucunda başkent Bogota’da yarışı eski gerilla lideri Gustavo Petro kazandı.

Elli bir yaşındaki Petro seçim sürecinde sürdürdüğü “sıfır yolsuzluk” kampanyası sonucunda oyların %32’sini toplamayı başardı.

Başkentteki seçimde Devlet Başkanı Santos’un desteklediği aday Enrique Penalosa ise oyların yüzde %25’ini toplayarak yarışı ikinci sırada noktaladı.

Seçim sonucunu “barışın ve mutabakatın zaferi” olarak değerlendiren Gustavo Petro 1980’ler boyunca etkin olan M-19 isimli devrimci örgütün üyesiydi.

Petro bu dönemde ateşli silah bulundurmak suçundan 18 ay hapis yatmış, ardından aftan yararlanarak serbest kalmıştı.

Petro Gustavo 2006 yılında senatör görevindeyken siyasetçilerle sağcı çeteler arasındaki bağlantıları ifşa ederek yaklaşık 60 kişinin tutuklanmasını sağlamıştı.

Gustavo geçen yıl ise eski Bogota Belediye Başkanı Samuel Moreno’nun ihale yolsuzluklarını belgeleyerek, Moreno’nun yargılanmasına sebep olmuştu.

Uzmanlar Kolombiya’da Bogota belediye başkanlığının cumhurbaşkanlığı ardından en etkili siyasi makam olduğu görüşünde birleşiyorlar.

Bu arada kampanya sürecinin bir hayli gergin geçtiği ve 41 adayın hayatını kaybettiği seçimlerde, oylama sırasında ciddi bir sorun yaşanmadığı bildirildi

Posted in Kolombiya, Seçimler | Etiketler: | Leave a Comment »

Tutsak gerillalardan FARC’ın salıverme kararına destek

Posted by lahy 11/02/2011

Bogota, (Prensa Latina) Bogota’nın La Picota hapishanesinde tutulan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) gerillaları, partilerinin elinde tuttuğu beş tutsağı tek taraflı olarak serbest bırakma kararını desteklediklerini açıkladılar.

Nueva Colombia Haber Ajansı (Anncol) tarafından yayınlanan bir basın açıklamasında siyasi mahkumlar isyancı grubun kararını barışa ve iç savaşı sona erdirecek bir müzakereye yönelik örnek bir jest olarak nitelendirdi.

Basın açıklamasında ayrıca, Kolombiya devleti tarafından gerillalara, sözde ‘Adalet ve Barış Yasası’ uyarınca teslim olmaya yönelik yapılan baskılar eleştirildi ve hükümet önerileri ‘sahte’ olarak nitelendi.

Açıklamada tutsak FARC üyeleri, Kolombiya devletinin siyasi yanlışlarını ve Kolombiya halkının sorunlarına çözüm bulamama halini gizlemeye çalıştığını belirttiler. (Raquel Maria Garcia Alvarez)

Posted in Kolombiya | Etiketler: , | Leave a Comment »

FARC-EP: ”2011’de faaliyetlerimizi iki katına çıkaracağız”

Posted by lahy 11/01/2011

BOGOTA – FARC-EP’nin önde gelen  liderlerinden Alfonso Cano, yılbaşı dolayısıyla Anncom web portalında yayınladığı bir video’da, 2011 yılında gerilla faaliyetlerini ” kelimenin her anlamında” tırmandıracaklarını duyurdu. Cano, kanun yapıcılarını köylere dönüş ve tazminat konularında özellikle çalışmaları gerektiğini söyledi.

13 dakikalık video kayıtında Cano“Bütün düşen savaşçılarımızın değeri ve tecrübemiz ve inançlarımız doğrultusunda 2011’da faaliyetlerimizi kelimenin her anlamında iki katına çıkaracağız, ” dedi.

Video’nun yayınlandığı geçtiğimiz Cuma günü (31 Aralık) gerillalar tarafından güney illerinden San Vicente del Caguan’da bulunban bir polis karakoluna düzenlenen FARC saldırısında 5 gerilla, 3 asker ve bir sivil öldü.

FARC-EP ayrıca. 2011’in ilk günlerinde Huila eyaletinin başkenti Neiva’da bulunan güvenlik güçlerine karşı üç ayrı saldırı düzenledi. Meydana gelen  patlamalarda bir kişi ölürken bazı binalar tahrip oldu.

FARC’ın tarihsel lideri Manuel Marulanda’nın 2008 Mayıs ayındaki ölümünden sonra FARC liderliğini üstlenen Alfonso Cano,  FARC’ın barıştan yana olduğunu ve politik bir çözüm için mücadele ettiklerini vurgulayarak, 2011’de gerillaların ülkeyi ilgilendiren her konuda söz sahibi olacağını söyledi.

Cano, ”politik bir çözüm bulunana kadar savaş sürecektir,” dedi.

Kolombiya’da son aylarda  312 kişinin ölümü ve 2 milyon kişinin  zarar görmesine neden olan sellere ” planlama eksikliği ve kötü yönetimin” neden olduğunu söyledi.

Cano meydana gelen zararlardan doğal kaynakları hesapsızca sömüren yabancı kapitalistlerin sorumlu olduğunu söyledi.

Cano Kolombiya Kongresi köylere dönüş ve tazminat konusnda ciddi bir adım atarsa bu yaptırımların uzlaşmazlığın çözümüne katkıda bulunacağını söyledi.

Cano, toprakların gerçek sahipleri olan çiftçiler, Afro-Kolombiyalılar ve yerli halklara geri verilmesi gerektiğini vurguladı.

Cano, büyük tarım işletmelerinin bir kanser gibi yayıldığını söyleyerek, bu duruma bir son verilmesi gerektiğini söyledi.

Kolombiya”da Meclis bir kurbanlar yasası çıkararak savaştan etkilenen 4 milyondan fazla kişiye tazmınat sağlama kararı almıştı.

Yasa teklifi Senato’da görüşülecek.

Kolombiya Hükümeti Eylül ayında hazırladığı diğer bir yasa teklifi ile 2 milyon hektar toprağı topraklarından uzaklaştırılan köylülere dağıtmayı önermiş idi.

Toprak refomu taraftarları yasanın toprak sahipliğini ispatlama sorumluluğunu topraksız köylülerin omuzlarından alarak yeni sahiplerine yüklediği için olumlu olduğuna inanıyorlar.

FARC’ın, son mesajına gecikmeksizin bir yanıt veren Başkan Juan Manuel Santos yönetimi video’nun bir cesaret gösterisinden başka bir şey olmadığını söyledi.

Başkan yardımcısı Angelino Garzon gerillaların bu mesajlarla halkı tehdit ettiğini iddia etti.

Tarihsel lideri Marulanda’nın ölümü ardından ileri gelen komutanlarından Raul Reyes ve Jorge Briceño Suarez/“Mono Jojoy,”’u kaybeden ve iç bölgelere doğru çekilen FARC-EP güçleri bir toparlanma aşamasında bulunuyor.

Posted in Kolombiya | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Afro-Kolombiyalı Çiftçilerle ‘Sürülmek ve Direniş’ Üzerine Bir Söyleşi – Jake Hess

Posted by lahy 11/01/2011

“Katliamlar yapıldı ve saldırılar bölgenin diğer kesimlerinde sürdü. Nehirde yüzen ölü bedenler, kuşların yediği cesetler görecektik. Ordu ve paramiliter güçler, bölgeyi terk etmek zorunda olduğumuz şeklindeki tehditlerini sürdürdü. Yıl, 1997’ydi.”

Juan Sanchez ve Roberto Guzman*, Kolombiya’da ordu-destekli paramiliter güçlerin sözde terhis edilmesinden beş yıl sonra, şiddetin ve insan hakları ihlallerinin kırsal bölgelerde yaygın biçimde sürdüğünü, Afro-Kolombiyalı çiftçilerin ve topluluk liderlerinin yerlerinden edilerek sürüldüğünü söylüyor.

Sanchez’in anlatımıyla, Kolombiya içinde göç etmek zorunda bırakılan nüfus için mücadele eden aktivistler, Kolombiya ordusunun desteklediği paramiliter gruplar ve kırsal alanlarda faaliyet gösteren palmiye yağı firmaları tarafından öldürülüyor ya da ölüm tehditleri alıyor. Sanchez, “Bizim gerilla olduğumuzu ve bizi öldüreceklerini söylüyorlar” diyor.

Sanchez ve Guzman, 1996 ve 1997 yıllarında Kolombiya ordusu ile ona bağlı paramiliter güçler tarafından birlikte gerçekleştirilen bir operasyonla Jiguamiando ve Curvarado’nun nehir havzalarındaki topluluklarından ayrılmak zorunda kalmış, ve o tarihten bu yana topraklarını geri kazanma mücadelesi veren binlerce Afro-Kolombiyalı’yı ve Mestizo’yu temsil eden halk topluluk konseylerinin birer üyesi.

Aşağıdaki söyleşide Sanchez ve Guzman, şirketlerle paramiliter güçler arasındaki bağı, palmiye yağı üretiminin yerel topluluklar üstündeki etkilerini, ve göç etmek zorunda kalan insanların nasıl direndiğini anlatıyor.

Kolombiya ordusu ve onun müttefiki olan paramiliter gruplar, gerillalarla savaşmak adına topluluklarınızı zorla yerlerinden etti. Size ait olan topraklar, şimdi uluslararası sermaye destekli Kolombiya palmiye yağı şirketleri ile diğer firmalar tarafından gasp edilmiş durumda. Bu nasıl oldu?

JS: Askerler bir gün çıkıp geldi, ve “gerillalarla savaş”acaklarını söyleyerek bölgeden ayrılmamızı istediler. Bölgeyi terk etmek istemedik, çünkü bu sorunun bir parçası değildik. Fakat ısrar ettiler, “Eğer bölgeyi terk etmezseniz, arkamızdan kelle avcıları gelecek” dediler; kastetikleri, ordu-destekli paramiliter bir güç olan AUC’ydi.

Katliamlar yapıldı ve saldırılar bölgenin diğer kesimlerinde sürdü. Nehirde yüzen ölü bedenler, kuşların yediği cesetler görecektik.

Ordu ve paramiliter güçler, bölgeyi terk etmek zorunda olduğumuz şeklindeki tehditlerini sürdürdü. Yıl, 1997’ydi.
Bizleri bölgeden bu şekilde çıkarttılar. Fakat 2001-2001 döneminde, bu operasyonla asıl amaçlanan şeyin gerillalardan kurtulmak değil, büyük-ölçekli palmiye yağı monokültürü, büyükbaş hayvan çifçiliği ya da tik ağacı ve kauçuk çiftlikleri gibi farklı monokültür tiplerini uygulamak için bizi bölgeden atmak olduğunu anladık.

Palmiye yağı üretimi, topluluklarınızdaki ekonomik ve ekolojik koşulları nasıl etkiliyor?

JS: Her şeyden önce bölgemizi çevresel olarak mahvettiler; tam bir hasar var. Arazilerimiz üzerinde ne varsa kesip biçtiler, palmiye ağaçlarının suyu tüketmesiyle nehir yolları kurutuldu. Palmiye iğrenç bir şey; palmiye tohumuna aşılanan bir tür mikroorganizma, şimdi hindistan cevizi ağaçlarına ve bizim yetiştirmeye çalıştığımız diğer bitkilere de saldırıyor. Pek çok insan arazisini geri aldığında tam bir şok yaşadı, çünkü geride hiçbir şey kalmamıştı.

RG: Büyük palmiye yağı çiftlikleri, toprağı doğal haliyle ürün vermediği bir noktaya kadar bozdu. Tüm ağaçların kökünü kazıdılar, biz giderken ardımızda bıraktığımız tüm besi maddeleri ve tabiat varlıkları kayboluyor. Ne ağaçlar, ne de doğa; döndüğümüzde kalan hiçbir şey yoktu.

Yerinden edilen topluluklarca oluşturulan ‘insani ve biyo-çeşitlilik alanları’nı ve ne yapmak istediğinizi açıklar mısınız?

JS: Toprağımızı yeniden kazanmak için ‘insani ve biyo-çeşitlilik kuşakları’ denen alanlara yerleşmeye başladık, çünkü yalnızca hayatlarımızı değil, bölgede olarak bölgenin kendisini de savunmak istedik. Amerika Ülkeleri İnsan Hakları Mahkemesi, yalnızca sivil nüfusun yer alabileceği mekânlar yarattı. Bu, sürmekte olan bir silahlı çatışmanın ortasında, topraklarımızda hayatımızı sürdürme ve direnme imkânı sağlayan bir koruma mekanizması oldu.

Buna paralel biçimde biyo-çeşitlilik kuşakları, gündelik ihtiyaçlarımızı karşılamak için ürün yetiştirdiğimiz alanlardır. Buralarda geleneksel tarım tekniklerini kullanarak üretim yapıyoruz. Bu kuşaklar, paramiliter güçlerin ve ordunun faaliyetlerine karşı bir koruma mekanizması olma görevi gördü; bu insani alanlara saygı göstermek zorunda kaldılar.

Batı medyasında genel olarak paramiliter grupların Alvaro Uribe’nin görev süresi döneminde ‘terhis’ edildiği ve Kolombiya’nın bu nedenle artık çok daha huzurlu bir ülke olduğu ileri sürülüyor? Paramiliter gruplar gerçekten dağıldı mı?

JS: 2005’de sözde bir terhis girişimi vardı, ama bizler, o bölgede yaşayan çiftçiler olarak böyle bir terhisin gerçekleşmediğini söylüyoruz. Söz konusu girişim, sadece bu grupları yasallaştırmanın bir yoluydu. Çünkü bu paramiliterler iş görmeye ve daha önce yaptıkları şeyleri aynen yapmaya devam ediyor.

Bu paramiliter grupların içinde yer almış kişiler, şimdi Black Eagles [Kara Kartallar] gibi grupların, ya da Rastrojos veGaitainistas gibi suç çetelerinin birer üyesi. İnsani Canedas kuşağı yakınında askeri bir garnizon var, ve onun hemen sağ yanında küçük bir ırmağın ayırdığı bir paramiliter garnizon bulunuyor. Paramiliterler, ordu ve polis arasında bir yığın danışıklı dövüş var.

Kolombiya ordusu, paramiliterler ve Afro-Kolombiya bölgelerinde faaliyet gösteren uluslararası sermaye destekli Kolombiyalı şirketler arasında işbirliği var mı?

RG:Palmiye yağı sanayicileri, olup bitenleri kamuoyuna duyurmaları nedeniyle toprak tazmini için çalışan aktivistleri öldürecek paramiliter katiller kiraladı. Topluluk lideri Ualberto Hoyos’un öldürülmesi nedeniyle ifadesi alınan emekli albayFelipe Molano, bu cinayet planından suçlu ve sorumlu olan kişiydi. Molano, zorla yerlisinden alınan araziyi kanunsuz biçimde paramiliterlerden satın aldığını kabul etti. Onun CurvaradoCano Manso bölgesinde büyükbaş hayvan çiftçiliğine ve palmiye işine yatırımları vardı. Topraklarını geri kazanmak için mücadele eden yerli topluluk liderlerini tehdit etmeye bugün de devam ediyorlar.

Yerinden edilmiş toplulukların temsilcileri olarak talepleriniz neler?

JS: Yalnızca toprakların maddi olarak iade edilmesini değil, bu topraklarda fiilen çalışabilmemiz için yerdeğiştirmenin tekrarlanmamasını istiyoruz. Ayrıca bölgemizde meydana gelen tüm haksızlıklara karşı da adalet talep ediyoruz.

*Gerçek isimleri değil.

Kaynak:  Upside Down World

sol küre, çev. Kutlu Tunca

Posted in Kolombiya, Söyleşi ve Görüşmeler | Etiketler: | Leave a Comment »

Kolombiya ordusunun yeni silahı: Yılbaşı ağaçları

Posted by lahy 05/01/2011

Geçtiğimiz Noel tatili sırasında gerillaları silahlarını bırakmaya teşvik etmeyi deneyen Kolombiya ordusu yeni bir silah denedi: yılbaşı ağaçları.

Gerillaların güzergahları üstüne 2 helikopter tarafından bırakılan her biri 25mt. boyundaki iki ağaçın üzerinde birisi yakınlara geldiği zaman üzerinde sensörler bulunan ikibin küçük lamba yanıyor ve ağaçın yanına yerleştirilen pankart üzerinde bir mesaj okunuyor: ” Eğer Noel ormana geldiyse, sende eve gelebilirsin. Silahını bırak. Noel zamanı, herşey mümkün.”

Kolombiya ordusu bir video film hazırlayarak ağaçın ormana yerleştirilmesini TV’lerde yayınladı.

Kolombiya makamlarının bu türden psikolojik savaş taktikleri izlemelerinin altındaki neden, öncelikle Başkan Juan Santos’un savunma bakanı iken oluşturduğu sert ve acımasız adam imajını sulandırarak Santos’ u barışçıl yöntemler uygulayan bir lider olarak tanıtmak. Santos savunma bakanı iken gerillaların hakim olduğu bölgelerde ki radyolarda ilanlar yayınlatmıştı.

Kaynak:La Semana

Posted in Kolombiya | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: