latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Sosyal Hareketler’ Category

Meksika:Babalar,Anneler ve Kayıp Çocuklar Birlikte Barış Karavanındaydılar

Posted by lahy 04/10/2011

Meksika toplumunun temelinde aile var, birbirine çok yakın, anneler,babalar ve çocukları, büyükanneler, dedeler, teyzeler ve amcalar, kuzenler, erkek ve kızkardeşler şeklinde yayılan geniş bir ağ bu. Bu güç Adalet ve Onurlu bir Barış için Hareket‘in temel taşı. Hareketin Güneye düzenlediği  6 Eylül’den  19 Eylül’e kadar süren  ve Morelos, Guerrero, Oaxaca, Chiapas, Tabasco, Veracruz ve Puebla eyaletlerinden geçen son karavan sırasında aile bağlarının  11 günlük yürüyüş boyunca katılımcılara enerji sağlayıp ve motive ettiği görüldü.

Javier Sicilia şimdi bir peygamberin sesi ile konuşan ve başından beri bu hareketin içinde yer alan bir şairdir. çünkü o oğlu vahşice öldürülen bir babadır. Ve  Adalet ve Onurlu bir Barış için Hareket’e liderlik ederken uyuşturucu savaşında yakınlarını kaybeden birçok anne ve babanın, erkek ve kızkardeşlerin babası haline geldi.

Maktulzadelerle ve onlar hakkında sıcak ve babacan bir şekilde konuşuyor, onların arasında ruhani çocukları içinde hareket eden bir rahip gibi yürüyordu.

Ve orada Anneler vardı. Oğullarının ölümü üzerine Meryem ananın kalbnden bıçaklanması gibi yaralanan anneler. Kadınlar acı ve çaresizliklerini  hükümeti ve onun yıkıcı politikalarını ve eylemlerini mahküm eden yılmaz, güçlü bir sese dönüştürdüler, ve başkalarını da acılarının üzerinde yükselip harekete katılmaya çağırdılar.

Bazıları Karavan’a katılmak için Kuzey eyaletlerinden gelirken bazıları ise karavan güneye vardığında katıldılar. Bazıları sakince konuşurken bazıları ise çığlık attı ve hep birlikte ağladılar.

Ve onların sesi doğrudan dinlayicilerin yüreklerine gitti.

Ve orada babalar, kardeşler ve sevgililer vardı.

Baba ve Oğlu

Kardeş

Ve katılanların etrafında, Karavan ile seyahat  eden herkesin etrafında ve yürüyüş boyunca protesto ve gösterilere katılanların tümünün etrafında kayıp çocukların dolaşan ruhları vardı.

      

Reklamlar

Posted in Meksika, Sosyal Hareketler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Bolivya: Yerli halkın ve işçilerin Amazon’u savunusu

Posted by lahy 30/09/2011

Geçtiğimiz Pazar günü Bolivya polisi koruma altındaki Amazon yağmur ormanlarını ortadan bölecek yasadışı mega-otobana karşı yürüyüş yapan yerli kadın, erkek ve çocukları bastırmak için gaz ve copla saldırdı. Saldırı sırası ve sonrasında aralarında çocuklarında bulunduğu çok sayıda protestocu gözaltına alındı.

Polis saldırısını protesto eden ana işçi sendikası COB Çarşamba günü ülke çapında grev ilan ederek bir dizi yol kapatmaları da içeren protestolar organize etti. Hükümet Başkan Morales’in otoban inşasını askıya alması nedeniyle grevin gereksiz olduğunu ileri sürerken COB, Amazon bölgesinde yerli halkın yönetimindeki topraklarından geçecek bölümün tümden iptalini talep ediyor. Yerli halk sözcüleri Morales’in erteleme açıklamasının ardından Hükümet’in erteleme kararına inanmadıklarını ve mücadelelerine devam edeceklerini söyledi.

72 saat sonra ülke bir kriz içindeydi – Savunma Bakanı utanç içinde istifa etti, Bolivyalılar ülke çapında protesto için sokaklara döküldü; Başkan Evo Morales ise otoban inşaatını geçici olarak durdurmak zorunda kaldı. Ancak güçlü çokuluslu şirketler bu önemli doğal rezervi bölüşmeye başladı bile. Şimdi, ancak dünya bu cesur yerli halkın yanında olursa otobanın rotasını değiştirebilir ve ormanın korunmasını sağlayabiliriz.

Avaaz kısa süre önce 115,000 Bolivyalı ve Latin Amerikalının imzaladığı bir acil dilekçeyi iki üst düzey Bakan’a iletti – kitlesel bir kamusal baskı olabileceğinden endişeliler ve tedirginler. Bu vahşi şiddetin ardından şimdi baskıyı arttıralım ve baskının sona ermesi ve otobanın durdurulması için küresel bir çağrı yapalım. Acil dilekçeyi imzalamak için tıklayın — 500,000 imzaya ulaştığımızda dilekçeyi etkileyici bir yöntemle Başkan Evo Morales’e ileteceğiz:

http://www.avaaz.org/tr/bolivia_stop_the_crackdown/?tta

Altı hafta önce Amazon’dan yola çıkan binlerce yerli halk başkente doğru yürüyordu. Nihayet geçen hafta Avaaz’la görüşen Bolivya Dışişleri Bakanı liderlerle açık bir diyalog içinde olacağına söz verdi. Cumartesi günü yürüyüşçülerle görüşmeye gitti ama temel talepleri reddedilen yürüyüşçüler bakanı polis barikatını geçinceye kadar bir saat kendileriyle yürümeye zorladılar. Ertesi gün birlikler protestocuların kamp kurduğu alana baskın yaparak yüzlerce kişiyi vahşice dövdü ve gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar zorla otobüslere bindirilerek bölgeden uzaklaştırıldı.

Önerilen 300 kilometrelik otoban Bolivya Amazonlarının en kıymetli mücevheri olan ve devasa ağaçları, mükemmel yaban hayatı ve tatlısularıyla meşhur Isiboro Sécure’nin (İspanyolca’da TIPNIS) ortasından geçecek. TIPNIS inanılmaz doğal ve kültürel önemi nedeniyle Doğal Park ve yerli halk rezervi olarak çifte koruma altındaki alan statüsüne sahip. Brezilya tarafından finanse edilen otoban Brezilya’yı Pasifik limanlarına bağlayacak. Ama bunun yanı sıra bu yerli toplulukları ve ormanı tahrip edecek zehirli bir arter olarak, bu el değmemiş araziyi kerestecilik, petrol ve maden aramaya ve büyük ölçekli endüstriyel ve tarımsal işletmelere açacak. Son dönemde yapılan bir çalışmaya göre otobanın yapılması halinde parkın %64’ü 2030’a kadar ormansızlaştırılmış olacak.

Bolivya yasaları ve uluslararası hukuka göre hükümet, topraklarını almaya niyetlendiğinde yerli liderlerle görüşmelidir. Yerli topluluklar ekonomik büyüme ve bölgesel entegrasyonu geliştiren daha güvenli alternatifler istiyor. Ama hükümet onların itirazlarını duymazdan geldi ve TIPNIS dışında alternatif tek bir yol için bile çalışma yapmadı. Aksine Morales yasaları hiçe sayarak bölge için referandum yapılmasını istiyor. Bu ise birçok kişi tarafından meşru olmayan bir rıza oluşturma çabası olarak görülüyor.

Bolivya’nın ilk yerli lideri olan Morales dünya çapında çevre ve yerli halkların haklarını savunmasıyla tanınıyor. Bu içten içe kaynayan sorun patlama noktasına ulaştığı bu anda Morales’i bu ilkelere bağlı kalması ve Amazon’un korunması ve yerli topluluklara saygı için ön saflarda mücadele edenlerle yan yana durması için cesaretlendirelim – baskıyı ve yasadışı otobanı durdurmak için bu acil eylemi imzalayın:

http://www.avaaz.org/tr/bolivia_stop_the_crackdown/?tta

Bir kez daha tekrar edelim: Hepimizin bağımlı olduğu toprakların ve yerli halkların haklarının korunması hükümetlerimiz tarafından kalkınma ve ekonomik büyümeye kurban ediliyor. Liderlerimiz genellikle madencilik ve ormansızlaştırmayı – yabancı şirketlerden doğrudan kar ederek — bizim hayatta kalma araçlarımıza tercih ediyor. Hepimiz gelecekte çevre ve masum insanların hayatlarının kârdan önce gelmesini istiyoruz. Başkan Evo Morales’in halkına destek olmak, Amazon’u kurtarmak ve Latin Amerika’da gerçek kalkınmanın ne olması gerektiğini tekrar değerlendirmek için hala bir şansı var.

Umut ile,

Luis, Laura, Alice, Ricken, David, Diego, Shibayan, Alex ve tüm Avaz ekibi

Kaynaklar

Morales geri adım attı (ETHA):
>http://www.etha.com.tr/Haber/2011/09/27/dunya/morales-geri-adim-atti/

Yerli protestosu sonuç verdis (Yeni Özgür Politika):
http://yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=2287

Bolivya’da istifa (Bugün):
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/170631-iki-bakan-da-istifa-etti-haberi.aspx

Ormansızlaştırma öngörülerine dair çalışma hakkında makale (İspanyolca):
http://www.lostiempos.com/diario/actualidad/vida-y-futuro/20110703/analisis-historico-y-proyeccion_132222_268061.html

Amazon isyanı Bolivya’yı sallıyor (Hürriyet):
http://www.hurriyet.com.tr/planet/18835577.asp

http://www.upsidedownworld.org/main/bolivia-archives-31/3241-bolivia-general-strike-protests-crackdown-on-native-march

Avaaz.org dünya halklarının görüş ve değerlerinin dünyanın tüm karar vericilerince duyulmasını sağlamak için çalışan, 9 milyon kişilik küresel bir kampanya ağıdır. (Avaaz birçok dilde “ses” veya “şarkı” anlamına gelir.) Avaaz üyeleri dünyanın dört bir yanına yayılmıştır: ekibimiz 4 kıtada, 13 ülkede, 14 dilde çalışmaktadır. Avaaz’ın bazı önemli kampanyaları hakkında bilgi almak için buraya tıklayın; veya bizi Facebook ya da Twitter’dan takip edin.

Grev Hakkında Günçelleştirme: LAHY

Posted in Bolivya, Ekolojik Hareketler, Genel Haberler, Sosyal Hareketler, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Bolivya’da varoş ayaklanması

Posted by lahy 16/07/2011

Bolivya’da başkent La Paz’da, semtlerinde su, elektrik ve kanalizasyon altyapısının iyileştirilmesini talep eden on binlerce kişi bir anayolu trafiğe kapayıp, fuel-oil ve gaz tankerlerinin yolunu kesince yakıt sıkıntısı başgösterdi.

El Alto adlı uydu kentin sakinleri, başkente yakıt dağıtan YPFB adlı devlete ait petrol tesislerinin önünde iki gün süreyle barikat kurdu. Anayolun kapanması da trafiği felç etti.

2003’te El Alto’da diğer ülkelere ucuza gaz satılmasını protesto eden ve petrol tesislerinin devletleştirilmesini isteyen binlerce kişi güvenlik güçleriyle çatışmıştı.

Onlarca kişinin öldüğü iki hafta süren protestolardan sonra Cumhurbaşkanı Gonzalo Sanchez de Lozada istifa etmişti.

Protestocular, Cumhurbaşkanı Eva Morales’in temsilcilerinin taahhütlerine rağmen, iş makinalarını görmeden evlerine dönmeyeceklerini söyleyerek eylemlerine bir süre daha devam ettiler ve “Gerekirse, 2003’te gaz savaşlarında yaptığımız gibi yine savaşırız” dediler.

Ancak eylemciler daha sonra dağıldı.

Kar fırtınası

Ülkenin güneyinde ise son 20 yılın en ağır kar yağışı hayatı felce uğrattı.

Bolivya hükümeti komşu ülkelerden merkezle bağlantısı kesilen bölgelere yardım ulaştırılması için helikopter, kapanan yolların açılması için de iş makinaları istedi.

Bolivya’da devletin iki helikopteri var

Yüksek kesimlerdeki Potosi bölgesinde çiftçiler ürünlerini kaybederken 50 bin kadar lama ve alpaka koyunu, otlakları kar altında kaldığı için yemsiz kaldı. Bölgede yollar kapandı.

Bolivya Sivil Savunma yetkilileri, helikopter olmadan mahsur kalanların kurtarılması ve yardım ulaştırılmasının imkansız olduğunu söylüyor.

Bolivya’da devletin sadece 2 helikopterinin olduğu belirtiliyor. (BBC)

Posted in Bolivya, Sosyal Hareketler | Etiketler: | Leave a Comment »

Oaxaca:Bir sosyal hareket lideri daha öldürüldü.

Posted by lahy 27/12/2010

Köylü örgütü Antorcha Campesina liderlerinden Miguel Cruz, Oaxaca eyaletinde kurşunlanarak öldürüldü.

Köylü örgütü’nün sözcüsü Miguel Ángel Casique, Miguel Cruz’un Oaxaca’dan 55km. uzakta bir karayolunda üç kurşunla öldürülmüş olarak bulunduğunu söyledi.

Cinayet’e kurban giden Miguel Cruz, örgütün ulusal yönetim kurulu üyelerinden biri idi ve San Juan Mixtepec’de ki toprak sahipleri ve köylüler-tarım işçileri arasındaki zorlu çatışmada köylülerin temsilcisi idi.

San Juan Mixtepec ve Santo Domingo Yosoñama bölgeleri arasındaki toprak anlaşmazlığında örgütün temsilcisi olan öldürülen yönetici  bu bölgede süren anlaşmazlığa çözüm sağlanmasından sorumlu idi.

Sözcü, işlenen cinayet hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmadıklarını ve katl edilen yöneticinin sürekli olarak ölüm tehditleri aldığını bildirdi.

Bu yıl köylü örgütünün dört üyesi katlı edildi, son dört ayda üç köylü hakları savunucusu cinayetlere kurban gitti.

Sözcü Antorcha Campesina örgütünün 37 yıldır fakir kır ve şehir işçilerinin  haklarını savunmak için mücadele verdiğini söyledi.

Oaxaca: Otonomi için mücadele sürerken cinayetler tırmanıyor

Posted in Genel Haberler, Sosyal Hareketler, Topraksızlar Hareketi, Yerli Hareketleri | Etiketler: , | Leave a Comment »

Venezüella: Onbinlerce öğrenci yeni üniversite yasası için yürüdü

Posted by lahy 25/11/2010

Mérida, –  Onbinlerce üniversite öğrencisi başkent Karakas’da üniversite öğrencileri gününü kutlamak ve  Ulusal Meclis’in üniversite düzeyinde eğitimi düzenleyen yeni yasayı çıkarması için yürüdü.

Öğrenciler Venezüella Bolivarcı Üniversite’den Başkanlık sarayına yürüdü; burada Hugo Chavez, Eğitim Bakanı  Edgardo Ramirez ve diğer hükümet üyeleri yürüyüşe katıldı; Chávez öğrencilerin farklılıkların ötesine bakarak, Bolivarcı devrimin savunusu için birleşik bir öğrenci hareketi kurması çağrısında bulundu.

Yürüyüşe katılanlar,  Chavez hükümeti öncesi ve sonrası kurulan kamu üniversitelerinde öğretim gören öğrencilerdi.

Öğrenci liderlerinden Kevin Ávila, “Venezüellalı öğrenciler dünyada temsil ettikleri yer için gurur duymalıdır…. Bugün, Venezüellalı öğrenciler, üniversiteyi değişime uğratan, ülkenin kalkınması görevini üstlenen üniversitelere ihtiyacımız olduğunu biliyor” dedi.

Resmi rakamlara göre iki milyon Venezüeallalı üniversitelerde öğretim görüyor Latin Amerika’da  üniversitelerde öğretim gören yetişkin sayısının en yüksek olduğu ikinci ülke Venezüella, birinci sırada ise Küba yer alıyor.

Avila, daha önceki hükümetler altında, “ öğrenciler baskı-zulüm, işkence gördü, ortadan kayboldu….Bu olayları artık meydana gelmiyor- şimdi bizimle birlikte yürüyen bir başkanımız var…ve başkan devrimci öğrencilerin ve Venezüellalı öğrencilerin sorunlarını anlıyor.” dedi.

Öğrencilerin talep ettiği yeni yasa altında, ulusal düzeyde üniversitelerde karar alma mekanizması demokratize edilecek, akademik programların karakteri, araştırmalar ve kaynakların dağıtımına öğrenciler, çalışanlar ve yurttaşlar tarafından birlikte karar verilecektir. Ayrıca, üniversiteler bütün gelir ve giderlerini açıklayarak kamu denetimine tabii olacaklardır.

Başkan Chavez, 2011’de yapılacak ulusal öğrenciler Konferansına katılıp katılmayacağı sorulduğu zaman ” bir koşulla..birlik,birlik, birlik’,’ dedi.

Chavez, ayrıca, “ Öğrencilerin birliğinin politik partilerin, PSUV ve PCP’nin çok daha ötesine giden yurtsever bir bloğun kurulmasına yardımcı olmasını istiyorum.…  sosyalist, yurtsever, Bolivarcı ve anti emperyalist bloğa herkes davetlidir…….12 yıldır iktidardayız, 12 yıl daha iktidarda kalmak için planlarımız var, toplam 24 yıl ediyor, 12 daha 36 yıl ve 12 yıl daha 48 yıl….Ne olursa olsun, Venezüella’da burjuvazi hiç bir zaman iktidara geri dönemeyecek.” dedi.

Venezüella Merkez Üniversitesi (UCV)’de ki anti Chavezci öğrencilerde gelecek Pazar günü, öğrencileri,  ” Venezüella’nın savunusu” için yürüyerek hükümet’in yakın zaman içinde yaptığı ulusallaştırmalar ve konut sektöründe ki  müdahalelerini protesto etmeye çağırdı. UCV öğrencilerinden José Luis Betancourt salı günü Globovision‘a, Pazar günü, “ adil bir üniversite bütçesi, öğretim üyeleri ve işçilere yapılmayan ödemelerin yapılması, alt yapıdaki hataların düzeltilmesi, yemek salonları ve ulaşımda ki eksikliklerin giderilmesi için bir protesto günü olacaktır,” dedi.

Her yıl 21 Kasım Venezüealla’da üniversite öğrencileri günü olarak kutlanıyor. 21 Kasım 1957’de UCV’dde düzenlenen bir konferansa müdahale eden öğrenciler diktatör Marcos Pérez Jiménez yönetimini protesto etmişlerdi. Öğrencilerin bu eylemi Jimenez döneminin sonunun başlangıçı olarak görülüyor.  1958’de hükümet bir kararname yayınlayarak 21 Kasım’ı öğrenciler günü olarak ilan etmiş idi.

Kaynak: JUAN REARDON – VENEZUELANALYSIS.COM

Posted in Sosyal Hareketler, Venezuela | Etiketler: , , , , , , | 4 Comments »

Şilili 33 kadın protesto için kendilerini madene kapattı

Posted by lahy 19/11/2010

Şilili kadın protestocular

Şili’de 33 kadın, hükümetin geçen şubat ayında meydana gelen depremden etkilenen ailelere yardım amacıyla başlattığı iş bulma programını sona erdirmesini kendilerini bir madene kapatarak protesto ediyor.

Yerin altında mahsur kalan 33 madenciye gösterilen ilgi ve desteğe nazire yapan kadınlar, protestoları için başkent Santiago’nun 500 km güneyinde eski bir kömür madenini seçti.

Kadınların sözcüsü, ”Bizimle ilgilenilmesi için çok uğraştık ama hükümet çağrılarımızı hep duymazdan geldi” dedi.Şubay ayındaki yıkıcı depremin ardından Şili hükümetinin afet bölgesinde başlattığı iş bulma programı bir ara 12 bin kişiye istihdam sağlamıştı.

8,8 büyüklüğündeki deprem ardından bölgede enkaz temizliği ve yeniden inşaaat çalışmaları için yöre halkına iş olanakları yaratılmıştı.

Fakat depremden en çok etkilenen yerleşim birimleri arasında yer alan Maule ve Bio Bio’da istihdam projesinin 4 Kasım tarihinde sona erdirilmesi ardından yaklaşık 8 bin kişi işsiz kaldı.

Protestocular, projenin sürdürülmesini ve halihazırda Kongre’de görüşmeleri devam eden 2011 bütçesinde kendilerine fon ayrılmasını talep ediyor.

Eski kömür madeninin 500 metre derinliğine inen 33 kadına yaklaşık 100 kişi de madenin ağzında kalarak destek veriyor.

Protesto için seçilen Chiflon del Diablo madeni, günümüzde yörenin turist çeken tarihi mekanlarından biri durumunda.

Bir turizm yetkilisi, eski madene bir zarar gelmeden protestonun barışçıl biçimde son bulmasını arzuladıklarını söyledi.

Hikayeleri bütün dünyadan gazetecilerin ilgisini çeken 33 madenci, iki ayı aşkın süre yerin altında mahsur kaldıktan sonra televizyonlarda naklen yayınlanan bir kurtarma operasyonunda gün ışığına çıkartılmıştı.

Protestocu kadınlar, 9 ay önceki depremden etkilenen afetzedelerin yaşam mücadelesinin de aynı ilgiyi hak ettiğini söylüyor.(BBC)

Posted in Sosyal Hareketler, Şili, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Etiketler: | 2 Comments »

Yerli halk örgütü CONAIE’nin darbe teşebbüsü hakkındaki bildirisi

Posted by lahy 02/10/2010

Ekvador:

CONAIE

Perşembe, 30 Eylül 2010 19:11
Bir değişim süreci,  eğer sosyal ve halk kesimleri ile ittiifaklar kurmazsa ve ileriye doğru derinleşmezse, ne kadar zayıf olursa olsun, eski veya yeni sağ tarafından elegeçirilme veya tersine çevrilme riskine sahiptir

Polisîn itaatsizliği, onların acil taleplerinin dışında, en azından 4 temel maddeyi gözler önüne seriyor:

1.  Hükümet özel olarak yerli hareketi, işçi sendikaları..vb gibi örgütlü kesimlere saldırır ve
onların yasallığını ortadan kaldırırken, sağın iktidarının organlarını, veya devlet içindeki birimlerini, kamusal güçlerden hızlı bir şekilde gelen tepkinin açıkca ortaya koyduğu gibi, asgari düzeyde bile olsa zayıflatmadı.

2. Bugün kendisini yüzeye vuran sosyal krizin yaratıcılarından biri yasaların yapıldığı sürecin diyaloğa açık olmaması ve otoriter karakteridir.  Üzerinde anlaşmaya varılan yasaların Cumhuriyetin Başkanı tarafından, herhangi bir anlaşma ihtimalini ortadan kaldırarak nasıl veto edildiğini gördük.

3. Uluslararası madencilik, petrol ve agro-sanayi şirketlerinine karşı eleştiri ve toplumların harekete geçmesi ile karşılaşan hükümet, diyalog içine girmek yerine Zamora Chinchipe’de olduğu gibi şiddet ve baskı ile cevap veriyor.

4.  Bu gelişmeler tutucu sektörleri güçlendiriyor. Hali hazırda çeşitli kesimler ve eski sağ hükümet’in devrilmesini ve sivil ya da askeri bir diktatörlüğün inşasını savunuyorlar; ancak, yeni sağ, hükümetin içinden ve dışından,  bu gelişmeleri kullanarak en gerici kesimler ve gelişen iş çevreleri ile olan tümden ittifaklarını doğruluyor.

Ekvadorlu Yerli Hareketi, CONAIE, bölgesel konfederasyonları ve kitle örgütleri ile Ekvador toplumu ve uluslararası kamuoyuna hükümetin ekonomik ve sosyal politkalarını red etiğini duyurur, ve aynı enerji ile  üstü kapalı bir şekilde darbe teşebüsünün bir parçası olan sağın eylemlerini de red ediyoruz, ve bunlara karşı olarak, gerçek bir demokrasiye sahip olan Çokuluslu bir devlet’in inşası için mücadeleye devam edeceğiz.

Toplumlarımızn bize verdiği yetki ile uyumlu olarak,  halklara ve uluslara, kolonyalizm, ayrımcılık ve alttakilerin, fakirlerin sömürülmesine karşı verdiğimiz mücadele ve direniş tarihimize sadık kalarak, demokrasiyi ve halkın haklarını savunacağız: sağa vereceğimiz hiç bir taviz yoktur.

İçinde bulunduğumuz kritik zamanda, duruşumuz:

1. Sağ’ın eylemlerine karşı ve gerçek Çokuluslu demokrasiyi savunmak için tabanımızı toplayarak uyanık ve harekete hazır halde bulunacağız.

2. Ekstraktif modele (doğal maddelerin çıkarılıp satılması) ve büyük çaplı madenciliğin empoze edilmesine, suyun toplanması ve özelleştirilmesine, ve petrol bölgesinin sınırlarının genişletilmesine  karşı mücadelemizi derinleştireceğiz.

3. Çeşitli orgütlü sektörler  şle toplanarak ve biraraya gelerek yasama sürecinin keyfiliğinden etkilenen işçilerin haklarını savunacak, onların meşru taleplerde bulunduğunu kabul edeceğiz.

4. Ulusal hükümetim sağlam bir şekilde sağa verilmesi mümkün hertürlü tavizi  alaşağı etmesini talep ediyoruz.  Hükümetin halk sektörlerine karşı otoriterden  eylemlerinden vazgeçmesini talep ediyoruz, sosyal protestolar kriminalize edilmemeli ve liderleri baskı ve zulümle karşılaşmamalıdır: bu türlü politikaların yol açtığı tek şey, Sağ için alanlar yaratılmasıı ve istikrarsızlığın önünün açılmasıdır.

Demokrasiyi savunmanın en iyi yolu çoğunluğun faydasına olarak en acil ve yapısal problemleri çözecek olan  gerçek bir devrime başlamaktır.  Bu yolda, başarılı bir şekilde Çokuluslu devletin inşası ve tarım reformunun hemen başlatılması ve suyun ulusallaştırılması vardır.

Bugünkü koşullarda ve bu tarihsel dönem içinde pozisyonumuz budur.

Marlon Santi Başkan, CONAIE
Delfín Tenesaca Başkan, ECUARUNARI
Tito Puanchir Başkan, CONFENIAE
Olindo Nastacuaz Başkan, CONAICE

Çeviri: Erol Yeşilyurt

Kaynak: CONAIE on the Attempted Coup in Ecuador

Ekvador Yerli Hareketi’nden Correa Hükümeti’ne Eleştiriler

Correa: ”Darbeciler cezalandırılacak!”

Posted in Ekvador, Sosyal Hareketler, Yerli Hareketleri | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Bolivya’da İkili Muhalefet Olasılığı

Posted by lahy 20/09/2010

Son 5 yılda popüler halk desteğini arkasına alan Bolivyanın ilk yerli başkanı Evo Morales, artık sadece sağda gelen muhalefetle değil; altan gelen belli bölgelerdeki halk muhalefeti ile de karşı karşıya kalma durumunda.

Buda doğal olarak politik yelpazeyi belli ölçülerde değiştirebilecek ve aynı zamanda, doğal kaynakların paylaşımında yerel, bölgesel ve ulusal alanda yeni güçlerin kendi talepleri ile yeni bir program etrafında birleştirme olasılığını güçlendirecektir.

2006 yılında göreve başlayan MAS (Sosyalizme Doğru Harekatı) lideri Eva Morales, çok büyük oy aranı ile seçimi kazanmış (%64) ve parlemontonunda büyük çogunluğuna sahip olmuştu.

MAS bu zaferi ile, sağcı muhafazakar ve neoliberal yanlısı parti ve kuruluşların üzerinde tartışmasız bir üstünlük elde etmişti.

Her ne kadar sağcı muhalefet Bolivya’da halen varlığını sürdürüyorsada, sağcı muhalefetin önümüzdeki süreçde ne MAS’a ne de Eva Morales’e karşı ciddi alternatif olabilecek bir etkinliği yok demek abartı olmaz. Ama yeni gelişen olayların Eva Morales’i ve MAS’ı derinden etkileyecek olasılığının içerdiğini ve bunun irdelenmesi gereken bir olgu olduğunu vurgulamak isteriz.

Yeni gelişen eylemlikler daha cok yerel ve bölgesel eyelemlikler olmakla birlikte, şu ana kadar Morales’e karşı olan en ciddi muhalefet olarak algılamak lazım. Bu eylemlikler sosyal ve politik güçler olarak kendilerini politik alanda gösteriyorlar. Ve bu güçlerin temelinde yerli halk var yani sağcı muhalefet değil.

Muhalefetin anatomisi ikiye ayrılabilinir. Sağcı, emperyalist, işbirlikçi muhalefet ve tabanını yerli halkın oluşturduğu ulusalcı, otonomist, belli ölçülerde anti-emperyalist olan yerli halk muhalefeti. Burada şunu fark etmek lazım, sağcı neoliberal muhalefet ile bölgesel ve yerel yerli halk muhalefeti arasında çok büyük ideolojik, politik ve sosyal farklılıklar var. Bu şu anlamada gelmez her iki muhalefetin asla birlikte harekat etmeyeceği.

Muhalefet

Bolivyada ki muhalefeti ikiye ayrırken şöyle bir tablo çıkıyor önümüze:

Sağcı valilerin yömetimimdeki Beni, Santa Cruz, Tarija, 9 bölgenin 6 belediye başkanı ve muhafazakar senatorler ve senator yardımcıları. Bunlar sağcı muhalefetin iskelesini oluşturan bölge ve seçilmiş kişiler.

Bazı sosyal ve yerel harekatlar, komün örgütleri, sendikacılar, mahelle temelinde kurulmuş yerel komiteler, daha önce MAS ile ittifak içerisinde olan oluşum veya partiler MSM gibi ve MAS içerisinde olan ve artık MAS’ın kendi taleplerine cevap veremez olduğunu iddia eden kişi ve gruplar.

Bolivyada 2000’de başlayan ‘Su ayaklanması’ ve 2003’de ‘Gaz Savaşı’ ile doruğa ulaşan halk harekatları, geleneksel parti ve programlarında kopmuş, kendi taleplerine sahip çıkan ve destekleyen MAS partisini seçerek mucadeleci emeklerini politik kazanımla taçlandırmışlardı. Morales liderliğindeki MAS, gaz sanayini özel sektöreden alıp kamulaştıracağını, yeni bir anayasa oluşturacklarını, rüşvet ve yolsuzluğa karşı çetin bir şekilde mücadele edeceklerini söz vererek geniş halk kesiminin güvenini ve desteğini alarak hükümet seçilmişti.

2006’da, hükümet olduktan 4 ay sonra Morales hükümeti, Bolivya gazlarında monopoli kurmuş uluslararası tekeller ile gaz kontratlarını yeniden gözden geçirmiş ve vergi oranlarını büyük oranda artırarak gazın halen uluslararası tekellerin kontrolünde kalmasına izin vermişti.

Yeni düzenlenen anlaşmalarla devletin gelir oranlarında artma olmuş ve yeni gelirlerle bir çok sosyal alana yatırım yapılmıştı. Eğitim, ve sağlık sosyal alanlarda en çok pay alan bütçeler olmuştu. Ama yapılan yatırımlar her ne kadar sağlık ve eğitim alanınd kısa zamanda büyük kazançlara sağlamış olsada bir çok bölgenin ve özeliklede yerli halkın yoğun olduğu bölgelerede iş alanları açılamamış ve işsizlik halen büyük bir sorun olarak bügüne kadar devam etmiştir. Sanayi alanlarında yatırım yapılmaması yoksul halkın haklı olarak en çok üzerinde durduğu bir nokta.

Morales yeni bir anayasa getirerek, bölgesel, yerel, ve yerli halka otonomı sözü verdi. Beklenen talepler ve arzular ne yazık ki Morales hükümetinin karşılaya bilecek talepler değil. Sivil toplum örgütleri, ve bazı batı kuruluşların istemleri doğrultusunda 36 yerli ‘ulus’ tanındı ve bu tanınma aynı zamanda yerli 36 ‘ulusun’ ulus olarak talepleri doğdu. Bu taleplerin bir kısmının karşılanmasının pratik ve ekonomik imkanı yok iken aynı zamanda Bolivya’nın bölünmesine de ön ayak olabilecek talepler.

Latin Birlektilik ve Anti-Emperyalizm

Morales anti-emperyalist blok içerisinde yer almış (UNASUR ve ALBA) ve bunuda açıkca dillendirmekten kacınmamıştır. Koka üretiminde yine ABD’nın baskıcı politikalarına boyun eğmemiş ve koka üretimini sürdürmeye devam etemişlerdir. ABD’nin elçisini ülkede kovmuş ve halen bu ABD ile çözülememiş bir sorun olarak kalmış bulunuyor.

Her ne kadar Bolivyadaki anti-emperyalizm kendini belli alanlarda göstermiş ve ifade etmişsede, Bolivya halen kartellerin, uluslararası bankacıların, gaz ve madenlere hakim uluslararası kapitalist şirketlerin rahatça iş ve ticaret yapacaklarını bir ülke olarak kalmıştır.

Bolivya’da yükselen anti-Moralesci bir kısım, sürecin neo-liberal politikaların bir devamında başka bir şey olmadığını iddia ederken, başka bir kısım bunun geçiş programı ve süreci olduğunu belirterek Morales hükümetine desteğin sürmesi gerektiğini vurguluyorlar.

Latin Amerikada hızlı bir şekilde yükselen ‘pembe dalga‘, sol parti ve hükümetlerin manifestosuna ’21. yüzyıl sosyalizmi, ulusalcılık, haklçılık, yerli halkların katılımcılığı, Latin Amerika birlekteliği’ olarak girmiş kavramların artık somut bir şekilde hayata yer bulmasının gerekliliği açık bir şekilde görünüyor.

Moralesi Bekleyen Sorunlar

Morales hükümeti halen yerli halk, köylüler, maden işçileri gibi sosyal, politkik, ve bölgesel büyük kitlelerden destek görüyor. Ne köprüler yakılmış durumda iki kısım arasında, ne de ültimatom gerektirecek çatışmalar. Ama Morales hükümetinde memnunsuzluk birkaç noktada toplanılabilinir. Sanayi ağırlık bir endüstri kurmak istiyen bir kısım Morales yanlısı ile, doğal kaynakların korunmasının ve bakımının yerli halkda olmasını gerektiğini savunan başka bir kesim arasındaki çatışmalar Morales’i taraf almaya zorluyor. Morales’in suskunluğu her iki kısım da diğer gruba verilen bir taviz olarak tercüme ediyor. Uluslararası tekellere verilen tavizler ve kamulaştırmanın tam olarak yapılmaması Morales hükümetine karşı hoşnutsuz olmanın başka bir nedeni olarak görünüyor.

Topraka reformu Morales hükümetinin başka bir seçim vaadi idi. Her ne kadar belli oranlarda toprak reformu yapılmış olunsada son birkaç yıldır reform neredeyse durma noktasına gelmiş bulunmakta. Halen toprak dağılımında eşitsizlik büyük bir oranda değişmiş değil.

Morales hükümetinin yasama, sosyal, kültürel, ve yargının yapılanmasında yaptığı hzlı değişiklikleri, ekonomik alanda yaptığını söylemek bir zor. Bu da Morales hükümetinin, önümüzdeki dönemde en çok karşılaşacağı bir sorun olarak görünüyor.

Potosi’de ayaklanma: Eşitsiz gelişme, neo-liberal süreklilik ve Bolivya’daki yoksulluğa karşı bir isyan -Jeffery R. Webber

Bolivya’da Toprak Reformu

Pachamama Ve Gelişme: Latin Amerika’nın Geleceğine İlişkin Karşıt Görüşler – Benjamin Dangl

Bolivya: Sosyal gerilimler patlama noktasında F.Fuentes

Bolivya’da reformizmin sınırları  Jason Farbman

Kaynaklar:
http://upsidedownworld.org/main/
http://boliviarising.blogspot.com/
http://www.democracyctr.org/index.php
http://www.boliviasc.org.uk

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Makaleler, Sosyal Hareketler, Yerli Hareketleri | Leave a Comment »

Pachamama Ve Gelişme: Latin Amerika’nın Geleceğine İlişkin Karşıt Görüşler – Benjamin Dangl

Posted by lahy 10/09/2010

Bolivya’nın Potosi kentinde madenciler, soğuk kış rüzgarları sokak barikatlarını, protestoları, açlık grevcilerini ve işgal edilen elektrik santralini katederek vınlarken, dinamit çubuklarını patlattı. Temmuz ayı sonundan Ağustos ortasına kadar süren bu eylemler, Eva Morales yönetiminin yoksul Potosi bölgesine karşı sergilediği duyarsızlık nedeniyle gerçekleşti.

Bolivya’daki bu hesaplaşma, Latin Amerika ve sol-eğilimli hükümetlerin sözleri, halkın ihtiyaçları ve Pachamama (Doğa Ana) arasındaki çelişkileri açığa vuran bir başka örneği temsil ediyor.

Farklı toplumsal örgütlenmeler, madenciler, sendikalar, öğrenciler, kent sakinleri ve hatta kentin futbol takımı, Temmuz ayı sonunda protestolarda birleşti. Tüm bu kesimler, hükümetin ülkenin en yoksul bölgesi olan Potosi’yi kalkındırma ve bölge için kaynak yaratma konusundaki duyarsız tutumunu eleştirdi.

Bu talepler arasında, Potosi ve Tarija arasındaki ana yolun tamamlanması, bir çimento ve metalurji fabrikasınını açılması, çürüyen tarihi gümüş madeni Cerro Rico’nun koruma altına alınması da yer alıyordu. Eylemlerden 19 gün sonra Morales hükümeti ile eylemciler, taleplerin bütünüyle kabul edildiği bir çözüme ulaştı.

Potosi’deki bu uyuşmazlık, kamu kaynaklarının dağılımı, kalkınma projelerinin uygulanması ve doğal kaynaklara erişim konusunda ülkede var olan uyuşmazlıklardan yalnızca birisi. Temmuz ortasında Bolivya’nın doğusundaki çeşitli yerli hareketleri, bölgelerinden gaz, mineral çıkartılması ve toprak yönetimi konusunda özerklik hakkı talebiyle eylem yaptı.

Bu mücadelelerin tam ortasında Latin Amerika’daki sol iktidarlar ve toplumsal hareketler bir sorunla boğuşuyor: Eğer “başka bir dünya mümkün”se, bu nasıl bir dünya olmalıdır?

Sosyolog Immanuel Wallerstein‘ın günümüz Latin Amerika’sıyla ilgili olarak sorduğu gibi: “Bu, sosyalist ve Küresel Güney’deki halkların gerçek gelirlerini artıran bir dünya olsa bile, sürekli ekonomik büyümeye dayalı bir dünya mı olacak? Yoksa bazılarının uygarlık değerlerinde bir değişim olarak adlandırdığı bir buen vivir [iyi yaşam] dünyası mı ?” Bu son söylenen, yeryüzünün yıkımı pahasına sermaye ve maddiyat birikiminin yerine, doğayla ve başkalarıyla uyum içinde bir  yaşamı öngören bir felsefeyi ifade eder.

Ayrıca “başka bir dünya mümkündür” (Dünya Sosyal Forumu’nun sloganı) konusundaki bu karşıt görüşler politik söylem ve gerçeklik arasındaki bir ayrılığı da temsil ediyor. Bölgedeki birçok sol hükümet, halka iyi bir yaşam imkanı sağlamak için ihtiyaç duyulan yapısal değişimleri gerçekleştirecek politik bir iradeden yoksun -ya da ekonomik, politik güçler ve devlet tarafından baskılanmış durumda.

Hükümet vaatleri ve politikaları, halkın ve politikacıların girişimleri olmasızın anlamsızdır. Paraguay Asuncion’daki Sosyal Forum’da Topraksız İşçi Harketi’nden Roberto Baggio , IPS’ye yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Tarımsal reformdan söz ederken, mülkiyete erişimi daha demokratikleştirmekten ve harekete geçmeyi mümkün kılacak yasalardan söz ediyoruz, çünkü iyi bir toprak reform programı somut eylemler olmadıkça yetersizdir.”

Bu görüş Latin Amerikalı toplumsal hareketlerin şimdi kendilerini içinde bulduğu başat rollerden birini yansıtıyor. Bu hareketlerden bazıları, neo-liberal yönetimler iktidardayken yaptıkları gibi hükümetleri devirmeye çalışıyor. Aksine, Uruguaylı gazeteci Raul Zibechi, “daha kurnazca bir şey var” diyor; “toplumsal hareketler hükümetlere sınır koymaya başladı.” Ekvador’dan Venezüella’ya, Arjantin’den Bolivya’ya kadar, toplumsal hareketler ve hükümetler arasındaki bu yeni ilişki hâlâ tanımlanma sürecinde.

Bu dansta yer alan diğer bir katılımcı ise bizzat yeryüzüdür. Küresel ısınmanın şiddetlenmesi, soya patlaması, ağaç kesimi, petrol, gaz ve maden endüstrilerinin yol açığı ekolojik yıkım göz önüne alındığında, buen vivir felsefesini hayata geçirme gereksinimi, her zamanki gibi ivediliğini koruyor.

Nobel ödüllü yerli eylemci Rigoberta Menchu’ nun Paraguay’daki Sosyal Forum’da katılımcılara anımsattığı gibi: “Doğa’ya hükmedemeyiz; çünkü bize hükmeden Doğa’nın takendisidir.”

çev. kutlu tunca (http://solkure.wordpress.com/)

Kaynak: Upside Down World

Bolivya’da reformizmin sınırları Jason Farbman

Bolivya: Sosyal gerilimler patlama noktasında F.Fuentes

Bolivya’da Protestolar Bitti mi? Ertelendi mi?



Posted in Bolivya, Sosyal Hareketler, Yerli Hareketleri | Leave a Comment »

Venezüella’da Komünler – Antenea Jimenez

Posted by lahy 10/09/2010

Geçmişte öğrenci hareketi içinde bir militan olarak politik faaliyete katılan ve şimdi Venezüella’da, özellikle 2006′dan sonra , yerel düzeyde üretime dayalı yeni bir devlet biçimini geliştirme yolu olarak Çavez hükümetinin ön ayak olduğu communas [komünler] inşa etmeye yönelik ülke genelinde faaliyet gösteren bir ağda aktivist olarak çalışan Antenea Jimenez, Venezüella için “yeni bir deneyim” olarak nitelendirdiği “komünler”i anlatıyor:

“Karakas’ın kuzeyinde bir barrio’da [mahalle] yaşıyor ve ve komünler inşa eden bir ulusal ağda çalışıyorum. Hâlihazırda yedi bölgede çalışıyoruz. Komünlerin büyük ksımı Karakas’ın dışında yer alıyor. Komünlerle, katılımcı bir tarzda politik bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Bu, Venezüella için yeni bir deneyim. Her şeyden önce komün, bir devlet ya da cemaatten farklı olarak, halkın halk için yarattığı politik bir mekân. Mevcut durumda kırsal alanlarda inşa halinde olan birçok komün var ve bunlar son derece etkililer. Her komün, belli bir bölgede var olan politik kültüre ve üretim biçimine bağlı olarak kendine özgü bir gerçekliğe sahip. Örneğin, sahil bölgelerinde topluluk balıkçılığa tahsis ediliyor, oysa kırsal bölgelerde üretim toprağa dayanıyor. Üretim yöntemleri ve kültürler farklı olmasına rağmen, bu farklı deneyimleri birleştiren ögeler ve ilkeler bulmaya çalışıyoruz. Ülkenin her kesiminden komünlerin deneyimlerini paylaştığı ve her anlamda birbirinden öğrenebildiği ulusal ölçekli buluşmalar düzenliyoruz.

Komünlerin amaçları farklı ve farklı biçimler kazanıyor. Komünlerden önce, halkın kendi sorunları için çözüm arayışına katıldığı çeşitli topluluk örgütlenmeleri, mahalli dernekler , yerel yönetimler vb. vardı. Komünlerin amacı, bu yöntemleri geliştirmek ve halkın yaşadığı yerel alanların özgüllükleri temelinde onları güçlendirmektir.

Bizim için komün, hem bölgesel bir mekân, hem de bir süreklilik temelinde halkın kendi eğitimini ve politik şekillenme sürecini üstlendiği, sosyalizmi inşa etmeyi amaçlayan politik bir mekândır. Convivencia’yı [birlikte yaşamayı] öğreniyor, belli bir bölgeye yönelik planlar geliştiriyoruz.”

Antenea Jimenez, komünlerin işleyişinde, sorunların “sosyalist çözümü” temelinde halkın her kesiminden sürece katılımının bir “esas” olduğunu belirtiyor: “Her ne pahasına olursa olsun, katılımcı demokrasi tersine çevrilemez bir süreçtir. Temsili demokrasiye geri dönemeyiz (…) Katılımcı demokrasi bu devrimin asli bir ögesidir. Halk onun önemini anlıyor, talep ediyor ve gerçeleştirmek istiyor.”

Bolivarcı devrimin başlamasından bu yana halkın hayatında neler değişti? Jimenez, başlıca değişimin eğitim alanına gerçekleştiğini ve özel görevlerle bağlantılı biçimde herkesin artık üniversiteye gitmeyi istediğini; politik tartışmaların gündelik hayatın her alanına yayıldığını, eskisinden farklı olarak halkın sosyalizmle demokrasiyi bir arada düşünmeye başladığını belirtiyor: “Daha önceleri politik gerçeklik Miraflores’de [Başkanlık Sarayı’nda] olup bitenlere odaklıydı. Şimdi çok çeşitli politik faaliyetler ve önemli toplumsal hareketler bulunuyor. Artık olanak ve umut var. Halk, beş yılda bir seçimlere katılmaktan çok daha fazlasını yapmak istiyor. (…) Yalnızca tek otorite var ve o da seçilmiş bir grup değil, yurttaşlar meclisidir. Her komünde gelişim planını belirleyen bu meclistir.”

“Bir şeyi anlamak zorundasınız. Komünler bir iktidar mekânıdır. Komünler bazı yerel yönetimlerden daha fazla çözüm üretti. Bu nedenle komünler kurulu iktidar mekânlarıdır; komünlerin büyük kısmı resmi olarak PSUV’un [Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi] bir parçası, ancak yerel düzeyde Çavez destekçisi memurlar çoğunlukla iktidarı paylaşmayı istemiyorlar. Örneğin, komünlerle Çavez destekçisi belediye başkanları ve valiler arasında karşılıklı bir cepheleşme var. Fotoğraflarda Çavez ile birlikte kollarımızı kaldırsak da, gerçek bir çelişki mevcut. Valiler bu dinamiği anlamıyor, çünkü güç kaybetmek istemiyorlar.

Valiler ve belediye başkanları, sosyalizmi liderlik ve yerel yönetim kertesinden başlayarak inşa edeceklerini düşünüyor. Biz ise, komünal bir devlet doğmazsa sosyalizmin mümkün olamayacağını söylüyoruz. Şimdilik her şeyin tartışıldığı, alternatif, sosyalist bir iktisadi planın ve sınıfları gençliğe veren komünlü öğretmenlerin olduğu  mükemmel bir sosyalist komün yok. Belki bir gün olacak; fakat genel bütçenin bir başka hükümet düzeyinde karara bağlandığı hâlihazırdaki koşullarda değil. Küçük projelere katılıyoruz, oysa yerel yönetimler, sosyalist bir geçiş sürecinde değilmişiz gibi bağımsız davranmaya devam ediyor.”

Jimenez, Venezüella’da ve genel olarak Latin Amerika toplumlarında hüküm süren güçlü-cinsiyetçi geleneklerin yol açtığı olumsuzluklara rağmen, komünlerde kadın katılımının çok yüksek düzeyde olduğunu belirterek, komünleri “toplumsal değişimin başlıca aracı haline getirmek için her şeyi” denediklerini vurgulayarak, ekliyor: “Çünkü bizler Marksist’iz….Komün, sosyalizmi aşağıdan inşa etmenin tek yoludur. Ayrıca Venezüella komünlerle ilgili tarihsel deneyimlere sahiptir.  Komün bize yabancı bir şey olmayıp, özgün örgütlenme biçimimizdir.  Şüphesiz sömürgecilik her şeyi değiştirdi. Fakat “Bizim Amerikamız”da özgün örgütlenme biçimi, komündü. Bu, halkın kendi hayatını yönettiği politik bir formdur.”

Susan Sprong ve Jeffery R. Webber’in, Antenea Jimenez ile yaptığı ve Kanada Socialist Project web sitesi The Bullet‘de yayınlanan söyleşi metninden kısaltılarak çevrilmiştir. (kutlu tunca)

Venezüella’da komün konseyleri ve geleceğin inşası



Posted in Makaleler, Sosyal Hareketler, Venezuela | Leave a Comment »

Haiti: Kadınlar ve sosyal mücadele

Posted by lahy 01/09/2010

Venezüela’dan, Bolivya’ya, Ekvator’dan Haiti’ye kadar sosyal hareketlerin örgütlendiği alanlarda, kadınların ön saflarda oldukları görüyoruz. Venezüella’da kömün konseyleri, sosyal misyonlar ve seçim batalyaları ağırlıkla kadınlardan oluşuyor; kadınların Devlet Başkanı Hugo Chavez’e karşı yapılan 2002 Nisan darbesi sırasında evlerinde oturan kocalarını kollarından tutup sokağa çıkardıkları ve birlikte Miraflores’e başkanlık sarayı’na doğru nasıl  yürüdükleri bugün de anlatılyor.

Latin Amerika’da geleneksel iktidar ve mücadele biçimlerinin dışında şekillenen yukarıdan aşağı örgütlenme biçimlerinin itici ve örgütleyici gücünü kadınların oluşturduğunu söylersek abartma yapmış olmayız. Gecekondu bölgelerinde yaşayan, fabrika ve ofislerde çalışan, yollarda yiyecek satan, temizlikçilik yapan kadınlardan, işsizler ve evkadınlarından söz ediyoruz.

Erkekler sendika ve partiler gibi mücadelenin geleneksel organları içinde yer alır ve öne çıkarken, kadınlar genellikle, yerel düzeydeki her türden örgütlenmenin içinde yer alıyorlar. Yaşamlarını düzeltmek için verdikleri mücadeleyi adil ve eşit bir dünya için verdikleri mücadele ile birleştiren kadınların bu konumları, hiç şüphesiz ki, toplumun içinde ki yerleri ile yakından ilgilidir.  Kendilerini dışlayan iktidar mekanizmalarının dışında yukardan aşağı yeni mücadele organları yaratırken geleceği inşası sürecinde belirleyici bir rol oynuyorlar. Kadınlar, yalnızca kömün konseyleri ve benzeri örgütlerde değil, karar alma süreçinin her aşamasında eşit olarak temsil edildikleri sürece mevcut kazanımların daha da ileri götürülebileceğine şüphe yoktur.

Latin Amerikalı kadınlar  sosyal örgütlenmerin itici gücü olarak, her zaman, mücadelenin en ön saflarındadırlar. Buna paralel olarak bir dizi ülkede aileleri ayakta tutan, örneğin çoçuklara bakan ezici bir çoğunlukla kadınlardır. Her geçen gün gerek parti ve devlet kademeleri, gerekse sosyal örgütlerde üst kademelerde görev yapan, karar alma mekanizmasınınbir  parçası olan kadınların sayısı artıyor – Şili ve Arjantin’in ardından Brezilya’da ilk kadın devlet başkanını seçmek üzere-  ancak, kadınlara karşı şiddet, kadınların kontrolü ve emeklerinin gasbının ortadan kaybolduğunu düşünmek için daha çok erkendir.

Kadınların ezilen cins olarak sosyal örgütlenme ve hareketlerin içinde oynadıkları rol önemlidir.  Bu sürece nasıl giriyorlar, nasıl örgütleniyorlar ve sosyal hareketleri nasıl  ileri doğru itiyorlar?

Aşağıda bir bölümünün tercümesini sunduğumuz , Beverly Bell tarafından yazılan  ”Ulusal yenideninşa rüyasının bir parçası:  Haiti Sıgınma kampları geleceğin toplumuna örnek oluyor” (Haitian refugee camps model future society) makalesi bu sorulara kısmen cevap veriyor:

Depremin üzerinden yedi ay geçmesine rağmen Haiti’de sayıları bir milyonu geçen deprem kurbanlarının büyük çoğunluğu halen akan su ve kanalizasyon yapısı olmayan kamplarda insanlık dışı koşullarda yaşıyorlar.  Bu olumsuzluklara rağmen kamplardan geleceğe dair ümit verici haberler gelmeye başladı. Bu kampların bazılarında Haiti’nin geleceğinin nüveleri olarak nitelenen sosyal örgütlenmeler oluşmaya başladı: kamplarda kamp sakinlerinin demokratik katılımını; yabancı güçlerden özerkliği; herkesin ihtiyaçlarının karşılanmasını; yaratıcılık ve insan haklarına saygıyı; ve erkek ve kadın arasında eşitliği hedef alan örgütlenmeler yayılmaya başladı. (B.Bell, 25.08.2010)

Depremin merkezinde kalan Léogâne’de bir grup kadın tarafından kurulan   Petite Rivière Shelter Center (Küçük Nehir Sıgınma Merkezi-CHHPR )bu örgütlenmelere bir örnektir. Haiti sıgınma kamplarının büyük çoğunluğu yabancı yardım kuruluşları ve devlet kuruluşları tarafından idare edilirken bu kamp Haitililer tarafından yönetiliyor.

Bell’e göre, dışardan gelen yardımlar depremzadeler için çok önemli olmakla birlikte, dış yardım,  sayıları bini geçen kamplarda Haitilileirn kendi kendilerini yönetmeleri ve karar alma sürecinin dışında bırakılmaları sonucunu veriyor.  Diğer bir sorunda evsizlerin sorunlarının adaletli bir şekilde çözülmesi için yapılacak çalışmaların sekteye uğramasıdır.

Petite Rivière Sıgınma Kampının sakinleri daha önce de aynı bölge de yaşayan insanlardan oluştuğu için kamp sakinleri kendi aralarında komiteler kurarak kampı yönetmeye başlamışlar. Kampa gelen yabancılar sorgulanıyor ve içeri girmelerine izin verilmiyor.

Şehirlerde kurulan kampların tersine olarak bu kamp kırsal bir bölgede kurulu olduğu için daha iyi bir yapıya sahiptir.

Beverly Bell tarafından Petite Rivière Sıgınma Merkezi’nin genel müdürü olarak çalışan işsiz gazeteci  Elizabeth Senatus ile yapılan görüşmede bu kampın örgütlenmesini ve kadınların bu süreçte oynadığı rol açıklanıyor:

”Bu sığınma kampı depremden bir gün sonra kuruldu. Şok içinde olan halk yanlarına hiç bir şey almadan tarlalarda uyumaya gitti. Bu şekilde üçgün harcadılar; deprem sonrası sarsıntılar onları ruhsal olarak etkiledi. Bazı kişiler kıyamet’in yaklaşmakta olduğu gibi söylentiler yüzünden korku içinde idi. Bazıları evlerine ne olduğu ya da kimlerin öldüğünü öğrenmek için bile  geri gitmedi, kırda yaşamaya başladılar. 4 gün sonra mango ağaçlarının olduğu bu bölgeye gelerek kendilerine derme çatma sığınaklar yapmaya başladılar.

Onların kendi hallerine terk edildiklerini ve aşağılandıklarını duydum.  Kendi liderlik yeteneklerimi kullanrak Léogâne’den olan iki, üç arkadaş ile bir araya geldik. Bu durumun sürmesine izin vermemek gerektiğini düşündük. Onlara bir komite kuralım dedim ve herşey böylece başlamış oldu.

Bu kampı diğer kampların çoğunluğundan farklı yapan yönetimi, STD’ler değil de Haiti’nin başka ülkelerden farklı olmadığına inanan genç gönüllülerin, bizim kurmuş olmamızdır. Burada farklı olan başka bir öğe daha var, bu da komitenin üyeleri arasındaki yakın işbirliğidir.  16 üyeye sahibiz. Ben genel koordinatör’ümve ayrıca genel sekreter, insan haklarıi sivil koruma, halk ilişkileri ve dini konularda çalışan koordinatörler vardır. Kimsenin gelip bize emir vermesi için beklemedik, herşeyi biz organize ettik.

Kamp yönetim kurulu olağan üstü bir durum olduğu için seçimle değil de davet ile kuruldu. Bir felaket olduğu için seçim düzenlememizin koşulları yoktu.

Sahip olduğumuz kaynakları kullandık. Milyonlar gelsin diye bekleyemeyiz, sadece yaratıcı idik. Yaratıclık yaygındır. Elimizdeki imkanlarla olağanüstü işler yaptık. Mesela çocuklara bir yer inşa ettik,  Arkamızdaki bölgede Kanada ordusu bir yetimhane inşa ediyordu, başka bir kadınla gidip onlardan çocuklar için malzeme istedik. Bize malzeme, aletler ve mavi branda verdiler. CARE’de bize branda vermişti. Yıkılan evlerden arda kalan beton bloklarını kullanarak çocukların yerini yarattık. Bu yeri dans ve tiyatro için de kullanıyoruz.

Bir vudu rahibinden davul ödünç aldık. Oğlunu kaybeden yaşlı kadın dahil, davul eşliğinde dans etmeye başladık. Haiti’yi biliyorsunuz burada folklor çok önemlidir. Davul müziğin bir sembolüdür; insanların yaratıcı olmalarını, dans etmelerini sağlıyor, herkes dans ediyor, problemleri olanlar bile dans ediyor. Eskiden olduğu gibi folklorik bir dans grubu kurup dans etmeye başladık; herkez sanki deli gibi kontrol olmaksızın dans ediyor.

Bazı çocuklarımız şehre (18) Mayıs kutlamalarında dans etmeye gittiler,. Kanada’dan bir grupla  anlaşma imzaladık ve Agustos’da küçük kızlarımız orada bir kültür festival’ine katılmaya gittiler.

İnsanlar bu plastiklerin altında sefalet içinde yaşıyorlar. Dünya Haiti’yi bu plastikler arasında görüyor. Ve yağmur durmaksızın devam etti. Bazı kişiler bana,  “Elizabeth, onlar nasıl böyle yaşayabilir?”  diye sordu. Ben,“ bütün herşey davul yüzünden ” dedim.

O zamanda 150 kişiden fazla idik ve her yağmur yağdığında sardinler gibi birisinin sağlık merkezi yaratmak için ödünç aldığı brandanın altına sığındık. Kanadıların verdiği brandalarla kurduğumuz merkezde çocuklar aileleri ile kaldılar. Sonra, MUDHA  [ Dominikan-Haitili Kadın Grubu] bir uluslararası kuruluşa başvurup çadırlar edinmemizi sağladı.

Davul ve dansın yanısıra insanların daha iyi dayanmasını sağlamak için toplumda olanları yansıtan bir halk tiyatrosu kurduk. Çiftçilere örgütlenmeleri için yardım ettik, bir kadın grubumuz var, okulların çoğu yıkıldığı ve bazı çocuklar hiç okula gitmemiş olduğu için bir eğitim alanı kurduk. İmkanlarımız olmadığı için resmi okullarla aynı müfredata sahip değiliz. Çocukların öğrenip yaratacağı bir klüb kurduk. Ayrıca  ekonomik faydası olan mücevher, takı yapmayı öğreten iş atölyeleri açtık.

….

Söylediğim gibi, bulabildiğimiz her kaynağı kullanıyoruz.  Örneğin dans hocası ve iki davulcunun buraya motosikletle gelmeleri için yol masraflarını ödüyoruz.  STK’lar ve hükümetten bir yardım almadığımız için kendi aramızda para toplayıp ödüyoruz. 12 Ocak’tan bu yana herhangi bir hükümet temsilcisi bizi bir kere bile ziyaret etmedi.

Dans eden bir kaç kadınla oturup konuştuk ve Parlayan Yıldız isimli kadın örgütünü kurduk. …İlk faaliyetimiz Anneler gününde gerçekleşti: CARE 200 anneye 200 hediye bulmamıza yardım etti. Ayrıca bir seyyar Alman hastahanesi ve MUDHA’da yardım etti. Annelerin katıldığı bir tiyatro oyunu sergiledik. Çocuklar ve büyükler dans ettiler, herkese yiyecek servisi da yaptık.

Parlayan Yıldız kadın komitesinin üyeleri kamp komitelerinin gölge danışmanlarıdır. Kamp komitelerinin çoğunluğu kadınlardan kuruludur, erkeklerin biraz kımıldayacak hali kalmamış gibi. Toplum kadın ve erkeklerden kurulu, bu  bir gereklilik ancak, bildiğiniz gibi Haitili kadınlar gerçekten ezildiler. Kadınların doktor ve avukatlık gibi mesleklerde çalışabilmeleri için uzun yılların geçmesi ve  çok çaba sarf edilmesi gerekti.  Ancak erkekleri dışlamıyoruz.

Bu kampta, aileler çadırların içinde ve orada  kadınların kocalarının kötü muamelesine maruz kaldığını biliyoruz.  Aynı kadınlar, kadın faaliyeti yaptığımız da katılılıyorlar, buna rağmen bu bir gerçekliktir.

Çocuk ve genç kızların tehlikeden uzak tutulması için bir misyon kurduk…..Kadınların bu kampta oynadığı rol gerçekten de bu kampı farklı kıldı, pek tabii ki, erkek şövenistleri bunu kabul etmeyeceklerdir. Doğruyu söylemek gerekirse eğer bu komite de bir grup kadın olmasa idi, çoktan başarısız olmuş olacak idik…..Erkekler kollarını kavuşturup bekliyorlar. Erkekler bizim ne getireceğimizi beklerken,kadınlar  elbiselerini giyerek dışarı çıkıyor ve ne kaynaklar bulabileceklerini araştırıyorlar.

Burada bir çok şey başardık. Port-au-Prince’de ki kampların koşullarına baktığımız zaman bu kampların izleyeceği bir model yarattığımızı görüyoruz. Başkaları bizim kampımızı nasıl organıze ettiğimize bakabilir ve  daha büyük ölçüde bir şey yaratmak için kullanabilir. Kampımızın ulusun yeniden inşası rüyasının bir parçası olduğunu düşünüyoruz.

Bütün bunlar anlayış, sabır, eğitim ve öğretim hakkındadır. Aynı zamanda akıl, inanılırlık, ve başarıyı sağlayan herşey. Evet, bizim bir model olduğumuzu söyleyebilirsin.”

Erol Yeşilyurt

Emperyalizm ve Haiti

Venezüella’dan İzlenimler: Goçalar, kadınların mücadelesi

Posted in Haiti, Kadın Hakları ve Hareketleri, Makaleler, Sosyal Hareketler | 3 Comments »

Bolivya’da Protestolar Bitti mi? Ertelendi mi?

Posted by lahy 01/09/2010

Bolivya’nın Potosi bölgesinde başlayan 19 gün süren barikatlar, açlık grevleri ve yürüyüşlerden sonra yerel halk temsilcileriyle hükümette olan MAS partisi 16 Ağustos’da anlaşmaya vardılar. Sucre şehrinde yapılan görüşmelerden sonra Eva Morales hükümeti, protestocuların 6 talebini kabul ederek giderek yayılan protestoları durdurabildi. Anlaşma sağlanmasına rağmen her iki taraf da birbirlerini suçlayarak olayın daha önce çözümlenebilir olduğunu belirtiler. Protestocular, Morales hükümetini sözlerini tutmamakla suçlarken Morales’de protestocuları gereksiz bir şekilde kitleleri ayıştırıcı bir tutum izlemekle suçladı.

Potasi

Potasi

Bir dizi görüşmeden sonra, hükümetle protestuclar şu konularda anlaşmaya vardılar:

1. Potosi’de kurulacak çimento fabrikası için fon ayrılmasına
2. Potosi’ye uluslararası havaalanı kurulması
3. Cerro Rico zirvesinin tarihi alan olrak korunması
4. Yapım çalışmaları durmuş olan Karichipampa metal fabrikasının en kısa zamand bitirilmesi
5. Bölgedeki yol çalışmaların bitirilmesi
6. Oruro ve Potasi bölgelerini ayıran sınırların belirlenmesi

Anlaşmanın sağlanması sonucu yol işgallerini ve barikatları kaldıran maden işçileri tekrar madenlere dönerken, şehrin ihytiyacı olan gıda maddeleri de barikatlardan dolayı bekleyen kamyonlarla bölgede dağıtıma başlanıldı. Ayrıca barikatlar nedeniyle iki haftadır mahsur kalan turistlerde bölgeden ayrılmaya başladılar.

Eva Morales

Eva Morales

Anlaşma yapıldıktan sonra sokaklarda gösteriler yapılmaya başlandı. Yapılan bir çok gösteriyi sağcı muhalefet kullanarak, anti-Morales gösterisine çevirmeyi belli derecede başardılar. Sağcı muhallefet bu fırsatı kulanarak 10 Kasım’da yapılacak bölgenin geleneksel kutlamalarına başkan Morales’i kabul etmeyeceklerini gelmek istersede zorla durduracaklarını açıkladılar. Ulusal liderler gelenek olarak 10 Kasım’da yapılan şölene her yıl katılırlar. Morales’i kabul etmeyeceklerini açıklayan Luis Pastor, sağcı muhalefetle birlikte hareket ediyor ve aynı zamanda da Potosi bölge eyaletinin genel sekreteri.

Anlaşma olduktan bir gün sonra (17 Temmuz 2010), anlaşmaları yürüten devlet bakanı Oscar Coca, protestocuların gereksiz bir çatışma ortamı yaratığını belirterek protestocuları suçladı. Bakan, protestonun bölge belediye başkanı ve eski parlemonto başkan adayı René Joaquino tarafından kullanıldığını ve asıl motivasyonun MAS ve hükümeti yıpratmak olduğunu açıkladı. Morales hükümeti René Joaquino’yı 2006’da belediye başkan iken, belediye için aldığı ikinci el arabalarda yolsuzluk yaptığı için 27 Temmuz 2010’da görevde almak istemişti ancak protestolardan dolayı bu kararını ertelemişti.

Devlet bakanı’nın bu açıklamasından bir gun sonra, Potosi belediye meclisi René Joaquino’yı süren yolsuzluk davasından dolayı görevden aldı. René Joaquino’ni şu ana kadar görevden alınan 5. kişi oldu. Bilindiği gibi, Morales hükümeti Mayıs ayında çıkardığı yasa ile yolsuzluğa bulaşan kamu görevlilerini görevden alma yetkisi bulunuyor. Her ne kadar René Joaquino’ya yapılan suçlamalar protestolardan kaynaklanmıyorsada zaman olarak aynı sürece denk gelmesi sağcı basın tarafından ‘muhalefeti susturma’ amaçlı olduğu haberi ile yayınlandı. Her ne kadar René Joaquino görevden uzaklaştarıldıysada, belediye meclisinin çoğunluğunun René Joaquino’nın partisine ait olmasından dolayı yerine gelecek kişi yine kendi partisinden birisi olacak. Belediye meclisi René Joaquino’yı görevden uzaklaştırarak, meclisin fesh olmasını engelemek istediler. Yasalara göre yolsuzluğa bulaşmış kamu görevlisi meclis tarafından görevden alınmazsa meclis de fesh olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyor.

René JoaquinoPotasi’deki protestoya katılan MAS üyesi ve bölge valisi Felix Gonzalez ve MAS senatörü Eduardo Maldonado MAS tarafından uzaklaştırılma veya izole edilmekle uyarıldı. MAS üyesi vali ve senatörün protestoya katılmasının nedeni; MAS içerisindeki bölgesel ve ulusal çıkarlardan kaynaklanıyor. Protestocular Morales’ten Otonomi bakanı Carlos Romero’yı görevden almasını talep etmiş, MAS ise bunun asla olamayacağını açıklamıştı. Sağcı muhalefet bunu da kullanarak Morales’i protestoculara sempatisi olanları cezalandırmakla ama kendi hükümetinde hatalı olanları kollamakla suçladılar.

Morales 22 Ağustos 2010’da Potosi’ye komşu olan Oruro’ya ülkenin en büyük ikinci havaalanını yapılacağını açıkladı. Bu açıklamayı hakaret olarak gören Potosi protestocuları Morales’i çifte standart kullanmakla suçladılar. Protestocular Potosi’de havaalanı yapılması için haftalarca protesto yaptıktan sonra taleplerinin karşılandığını, buna rahmen Oruro’da havaalanı olacağı açıklamasının hemen protestolardan sonraya denk gelmesininde Morales hükümetinde kaynaklanan çifte tutuma bağladılar. Devlet bakanı Carlos Romero ise, Oruro’daki sürecin diyolag içerisinde geçtiğini ve bu nedenle de yasal süreçin daha hızlı işlediğini açıkladı.

Hem MAS hükümeti hem de protestocular olanları geride bırakıp ortak hareket etmekten henüz uzaktırlar. Potosi protestocuları MAS’ı sözünü tutmamakla ve protestocuları günah keçisi göstermekle suçlarken, MAS’da bölgedeki bir kısım protestocunun amacının hükümeti zedelemek, yıpratmak ve yok etmek istemekle suçladılar.

Nasıl bakılırsa bakılsın sonuç olarak bir iki sonuca ulaşmak zor olmasa gerek bütün bu olan protestodan sonra;

1. Uzun zamandır ertelenen yerel yatırım ve projelerin bir an önce başlatılması ve böylece bölge halkının refahının yükseltilmesi talebi var. Bir çok proje ve yatırım Morales hükümetinden önce başlatılmış veya planlanmış olmasına rağmen bu projelerin bir an önce hayata geçirilmesi yönünde talepler var.

2. Bölge halkının taleplerini iyi kullanan sağcı muhalefet kendini de halk gibi maaruz göstermesini bir nebzede olsa Potosi’de başardı.

3. Potosi’deki protestolar diğer bölgelerde yayılarak yatırım ve projelerin bir an önce başlamsını talep edebilirler. Bu da Morales hükümetini çok zor durumda bırakabilir.

4. MAS üyesi olan bazı senatör ve belediye başkanları kendi seçmenlerinin çıkarlarını ulusal çıkarların önüne koyarak popülist politikalar izleyerek MAS içerisinde sağcı bir kanat oluşturabilirler.

Kaynak:: Andean Information Network

Bolivya: Sosyal gerilimler patlama noktasında

Bolivya’da haftaya bölgesel çatışmalar damga vurdu

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Makaleler, Sosyal Hareketler | Leave a Comment »

İki Seçimin Anatomisi

Posted by lahy 30/08/2010

Venezüella’da 26 Eylül 2010’da Ulusal meclis seçimleri ve Brezilya’da 3 Ekim 2010’da başkanlık seçimleri var. İki seçim hem bu iki ülkenin hemde diğer Latin Amerika ülkelerinin önümüzdeki süreçte izleyecekleri ekonomik ve dış politika dengelerini belirleyici olacaktır. Venezüella’nın devrimci başkanı Hugo Chavez devrimci ve sosyalist politikalarını uygulayabilmek için parlemontonun üçte ikisinin desteğine ihtiyacı var.

Dünyanın dokuzuncu ve Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi olan Brezilya’da ise çok önemli başkanlık seçimleri var.

Venezüella’da seçmenler arasında çetin bir kutuplaşma var. Brezilya’daki kutuplaşma sosyalist-kapitalist ekseninde olmayan bir kutuplaşma. Venezüella’daki karşı devrimci sağcılar, devrimci hükümeti durdurma amaçlı çalışmaları ABD’nin desteği ile seçimlere hazırlanıyorlar. Demokrasi İçin Ulusal Fon(National Endowment for Democracy) karşı devrimci güçlere hem para yardımı hem de logistik yardım yapıyor. NED’nin kurucularından biri olan Allen Weinstein; ‘Bugunlerde yaptığımız bir çok şeyi 25 yıl önce CIA gizlilik içerisinde yapıyordu’. (https://lahy.wordpress.com/2010/08/23/hugo-chavez-oligarsi-basariya-ulasamayacaktir/) dedi.

Brezilya: Başkanlık Seçimleri

Dilma RousseffBrezilya’da üç başkan adayı var. İşçi Partisinin ve şu andaki başkan Lula’nn adayı Dilma Rousseff, Sosyal Demokrat Partinin adayı eski Sao Paulo belediye başkanı Jose Serra ve solcu güçlerin adayı Plinio De Arruda Sampaioa. Rousseff ve Serra arasında neredeyse hiç bir ideolojik ve politik fark yok. Her iki adayda işveren, banka ve küresel sermayenin desteklerine sahip her ikiside IMF ve Dünya Bankası ile olan ilişkileri güçlendirmekten yana ve her ikiside çevresel, toprak reformu, yerli halk gibi sorunlara benzer yaklaşımları var.

Plinio solu temsil edecek tek aday olmasına rahmen seçimlerde çok büyük oranda oy alması beklenmiyor ama unutulmasın ki, son seçimlerde Plinio’nun partisi 6.5 milyon oy almıştı.

Her ne kadar ideolojik olarak Rousseff ve Serra arasında fark olmamasına rahmen, Brezilya seçimlerinin öneminin iyi kavranılması gerekir. Bu önemlilikler başlıca şöyle sıralanabilir:

1. Seçimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirebilmedeki yeri
2. Brezilya sosyal harekatı üzerindeki oynayacağı rol
3. Sol veya sol-merkezli komşu ülkelerdeki hükümetlerin geleceği
4. Denizlerde bulunan çok miktardaki petrolün geleceği

Serra, Brezilya’nın dış politikasını daha ABD merkezli bir şekle getirmek için İran, Venezuella ve Bolivya ile olan ortak yatırımları durdurabilir veya büyük oranda azaltabilir. Her ne kadar Serra’nın Asya’ya olan ticareti durdurması veya azaltması beklenmiyorsa da dış politikasının belirlenmesinde ABD patentli kavramların hakim olması bekleniyor. Örneğin ‘teröre karşı savaş’ve ‘tehdit’ gibi kavramların Brezilya’nın kendi politikası ile belirleme değil ABD’nın isteği doğrultusunda belirlemesi bekleniyor.

Serra, yine kamuya yönelik harcamların kısıtlanması, emeklilik yaş ödeneklerini değiştirilmesini özelikle eğitim, sağlık ve yoksulukla mücadele etmek için ayrılan fonların kaldırılmasını savunuyor. Ayrıca belli oranda devlet kontrölünde olan bazı sanayii alanlarında devlet rolünü küçülterek özel sermayeye daha fazla rol vermek istemeside Serra’nın programı içerisinde. Sendikaların genel grev ve taleplerine karşı, sosyal harekatların kriminilize edilmesinin olasılığı yine olası Serra hükümetinde görülebilecek gelişmeler.

Serra seçim çalışmaları esnasında komşu ülke olan Bolivya’nın devrimci hükümetini ‘Narko-devlet’ olarak nitelemiş ve bu niteleme Hilary Clinton’nın aynı tehditleri Bolivya’ya yaptığı bir kaç günden sonraya denk gelmesi tesadüfü olarak görülmüyor.

Buna karşın Rousseff’in Lula’nın başlatığı çalışmaları devam ettirmesi, komşu ülkelerle var olan iyi ilişkileri koruması, yeni bulunan mineral ve petrol yataklarında daha fazla devlet kontrolünde olması gibi önemli politikaları koruması bekleniliyor. Ama ne yazık ki sosyal harekatlara karşı ve topraksız köylülere karşı sert önlemlerin Rousseff’den beklenen diğer şeyler.

Venezüella: Parlamento Seçimleri

Chavez yönetimindeki Venezüella, Latin Amerika’da değişimin simgesi, motoru ve morali olmuştur. Chavez hükümetinin özelikle eğitim, sağlık, yoksulluk alanındaki göz kamaştırıcı ilerlemesine rahmen önümüzdeki seçimlerde karşı devrimci sağcı güçlerin parlemonto seçimlerinde büyük oy alması olası bir tehlike.

Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin lideri olan Chavez, uzun bir sure ekenomide büyüme, gelir oranın artmasını ve işsizliğin düşmesinin rahatlığını yaşadı. Ama son 18 aylık ekonomik durgunluk, yüksek enflasyon ve suç oranın artması Chavez’in en büyük dezavantajları seçimlerden önce.

ABD son bir yıl içerinde Chavez karşıtı grup, parti, ve medyaya büyük oranda para ve lojistik destek sağlıyor. ABD’de yayınlanan belgelere göre ABD devleti öğrencilere, medyaya, ve gazetecilere para ve lojistik yardım yaptığını açıklamak zorunda kaldı. Ayrıca ABD, Chavez karşıtı olan yaklaşık 150 İnternet sitesine fon aktardığını kabul etti.

Ulusal Meclis^de de Chavez’in 155 muhalefetin ise 10 üyesi var. Ama unutulmamalıdır ki, muhalefet son ulusal meclis seçimlerini boykot etmişlerdi. Muhalefet üyesi parlementer sayısının artması bekleniyor ama ne kadar artacağı asıl sorun. Venezuella parlemontosunda yasaların geçmesi için üçe ikilik oy gerekiyor.  PSUV,  oyların üçte ikisini alamazsa parlamentodan yeni yasalar ve kararların geçmesi önemli oranda zorlaşacaktır.

Bu aynı anda şu anlama gelmemeli; Chavez’e olan güven, destekde bir azalma yok. Chavez hem başkan olarak hemde parti lideri olarak yolsuzluğa bulaşmamış bu yüzdende kitlelerin desteğini henüz kaybetmemiş. Ama aynısını parlemontoya aday olan bazı Chavez adayları için söylemek biraz zor. Asıl yakıcı sorun; yoksul ve Chavez’i destekleyen kitlelerin seçim günü oy kullanıp veya kullanmayacağıdır. Şayet yoksul kitleler oy kullanmaya giderse Chavez’in parlemonto seçimlerin de büyük oy alabilir ama kitleler oy kullanmaya gitmezse buda sağcı muhaleftin parlementer sayısını dramatik bir şekilde artırabilir.

Chavez’in lideri olduğu Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) aday seçimlerinde yerel komünal konseylerin kendi adaylarını belirleme ve seçme hakkını verdi. Şayet komün konseyleri adayları seçilir ve parlemontoda başarılı bir yol izlerlerse bu altan üste gelişen sosyalist mücadeleyi geliştirir ve bir üst aşamaya sıçratma şansı olabilir. İlkez Venezuella’da parlemonto adayları yerel halkın kurduğu komünlerde seçilmesi çok önemsenmesi gereken bir gelişme ama şu da unutulmamalı bütün adaylar ne yazık ki komünler tarafından seçilinmedi.

Politik kutuplaşma Venezuella oldukça açık. Yoksul çoğunluluk Chavez’i desteklerken, varlıklı ve orta sınıf tamamıyla karşı devrimci sağcı güçleri destekliyor. Her ne kadar alt sınıf Chavez’i destekliyorsa da sayısı hic de az olmayan bir kısım yoksul halk ve sendikacılar ya oy kullanmama yada politik sürece motive değiller.

PSUV ne kadar oy alacağı sendikaların, işgal edilmiş fabrika komitelerin ve yerel komün konseylerin ne kadar aktif olarak çalışıp ve kararsız veya motive olmamış seçmenleri oylamaya götürmekte ne kadar başarılı olacağına bağlı. Yukarıda bahsettiğimiz oluşumlar daha çok yerel ve ekonomik kısıtlı sorunları öncelik vermiş bulunmaktadırlar.

Sonuç Olarak:

Brezilya ve Venezuella’daki seçimler Latin Amerika politikasında, ekonomisinde ve ABD ile ilişkilerinde dönüm noktası olacaktır. Brezilya’daki seçimleri sağcılar kazanırsa bu ABD’yi bölgede güçlendirip var olan bağımsız güçlerede büyük bir darbe vuracak. Brezilya’daki her iki aday arasında çok büyük farklılık olmamasına rahmen eğer Rousseff kazanırsa bu Latin Amerika’yı biraz daha ABD’de bağımsızlaştırır ve güçler dengesi bölge ülkelerin lehinde olma şansı daha fazla. Ayrıca Brezilya daha otonomi bir dış politika izleyebilir.

Venezuella’daki seçimler Chavez başarılı bir şekilde kazanırsa bu Chavez’in sosyal programları daha da geliştirme, kıtanın daha fazla entegrasyonuna ve merkez sol Latin Amerika hükümetlerini sosyal programlarını önemsemesine ve yerleştirmesine neden olabilir.
Brezilya’daki seçim kötünün iyisi, Venezuella’da ise daha iyinin seçimi olacak.

Brezilya Seçimlerinde Dilma Rousseff önde..

James Petras ile röportaj: “Venezüella seçimleri, kıtamız için tarihi öneme sahip”

ayrılan

Posted in Brezilya, Genel Haberler, Makaleler, Seçimler, Sosyal Hareketler, Venezuela | Leave a Comment »

Venezüelalıların katılımcı demokrasi deneyimi

Posted by lahy 27/08/2010

Andrew Kennis

Yoldan geçenlere ürünlerini satan Jenny Caraballo kendi yerel kömün konseyini anlattı: “ Üyelerimizim bazıları toplumlarının güzel olmasını isteyen evhanımlarıdır.,” bunları Karacas’da hayatın sert olduğu bölgelerden biri olan 23 Enero’da muhtemel müşterileri ile göz kontağı kurmayı denerken söyledi.

Karacas’ın güneybatısındaki Táchira eyaletindeki sıcak hava, Pedro Hernandez’i, (77), emekli arkadaşları ile San Cristobal’in merkezinde ki meydanda satranç oynamaktan alıkoymuyor. “ Eskiden hükümet halka yardım etmezdi,  Şimdi bize yardım ediyorlar. Şimdi Kömün konseyi tarafından organize edilen halka açık, bedava kültürel, dans ve diğer programlar düzenleniyor”. dedi. Fernandez’de satranç turnavaları düzenleyerek üstüne düşeni göevi yerine getiriyor.

Ve güzel manzaraya sahip dağlık Merida kasabasınında Alidio Sosa: “ Konseyler hiç bir zaman toplumla ilgilenmeyen eski partilerin öldüğünün ve geri gelmeyeceklerinin bir sembolüdür.” dedi.

Ülkenin Bolivarcı devrimine liderlik eden ve fazlaca dikkat çeken Venezüela’nın megaloman başkanı Hugo Chávez ülkenin politik sistemini yerinden sallayan tek öğe değildir. Sıradan insanlar heryerde toplumlarının yönetildiği biçimi değişitiriyorlar.

Son 4 yıl içinde yüzbinlerce  Venezüelalı onbinlerce kömün konseyi (toplum konseyleri) inşa ettiler Her konsey şehirlerde 150 aileden oluşurken kırsal alanlarda 20 ve 10 aileden oluşuyor. Konseyler yol inşasından ve bakımından kültür faaliyeterine, ev tamiratlarına ve su ve lektrik  gibi temel servisleri sağlamaya kadar bir dizi alanda — bütün bunları projelerine  kaynak verilmesini sağlayan hükümet tarafından resmen tanınmayı beklerken yapıyorlar.-

Kömün konseyleri katılımcı demokrasinin uygulandığı Hindistan’ın Kerala  ve toplum bütçesinin uygulandığı Brezilya’nın porto Alegre şehirleri örnek alınarak yaratıldı. Kerala’da, yurttaşlar kalkınma projelerinin yerel düzeyde planlanıp uygulanması sürecinde önemli bir rol oynuyorlar. Porto Alegre 1980’den beri bir sistem uygulayarak merkezi olmayan bir planlama gerçekleştirdi; burada yurttaşlar yapılan bir dizi toplantı sonucunda harcama yapılması için öncelik verilecek olan yerekl alanları belirliyorlar. Venezüella’da kömün konseyleri her iki katılımcı belediye reformlarının ifadesidirler.

Chávista ve anti-Chávista olan konseyler  vardır; işçi sınıfı ve oligarşik. Carora’nın eski belediye başkanı, Julio Chávez, Z-Net’den Michael Albert ve Venezuela Analysis’den Greg Wilpert’e September 2008’de aşapıdaki açıklamayı yaptı:

”Kömün konseyleri  halkın yaşadığı bölgenin bir ifadesidir ve bu bölge içinde doğal liderlik onlara aittir. Bazı kömün konseylerinde bizim devrimi destekleyen adaylarımız değil de, onların yerine anti-Chávistalar seçildi.  Bizim bölgemizde aslında oligarşiye ait olan bir konsey var. Bizimle değiller ancak onların sorunlarını tartıştığımız toplantılara bizi davet ediyorlar’.

Kömün konseylerini organize etmenin ve sürdürmenin önündeki en büyük engel tamamlanması gereken işlemlerdir. İşlemlerin tamamlanması için bir çok aşamadan geçmek gereklidir, bunların içinde bir nüfus sayımı ve ve birçok seçimde vardır. Bütün bu işlemlere rağmen konseyler büyük kurumlar ve belediye görevlilerini bir kenara iten katılımcı bir yönetim modeli yaratarak hükümet bürokrasisini karşılarına aldılar.

Yerel görevliler ve bürokratlar merkezi hükmetten gelen milyarlarca dolarla beslenen ve büyüyen bu yönetim biçimi tarafından tehdit edildiklerini hissediyorlar. Birçok bolivarcı proje içinde kömün konseyleri, tartışmasız Chavez yönetiminin en popüler ve başarılı ürünü oldular.

Bürokrasinin ötesinde

Venezuela’nin işgüçü çoğunlukla caddelerde metaların satıldığı gayrı resmi ekonomi ile ve ülkenin ihracatının yüzde 90’ının ve hükümetin gelirlerinin yarısından fazlasını sağlayan ulusallaştırılmış petrol sanayisine bağlı hükümet kurumlarının temsil ettiği resmi sektür arasında bölünmüş durumdadır.  Devlet kurumlarının aldığı petro dolar kaynaklı büyük fonlar ve kamu sektörü dışındaki yetersiz istidham resmi kurumların kendi varlıklarını sürdürmeleri teşvik ediyor. Venezüela da halkı öfkelendiren  bir nevi Orwelçi bürokrasi yaratıyor.

Kömün konseyleri Venezüela’nın aşırı bürokrasisi ve onunla bağlantılı olan rüşvetçiliği aşmak için teşebbüslerdir. Ancak onlar aynı zamanda, Venezüela’nın uzun bir geçmişe dayanan toplumcu eylemcilik ve sosyal mücadele geleneğinin de son biçimleridirler.

Toplumu organize etmekte karşılaşılan malum problemler nedeniyle hemen başarılı olmadılar. 2001’de Bolivarcı çevrelerin inşası ilk katılımcı demokrasi reformu idi. Bu mahalle konseyleri esas olarak  Chávez yönetiminin seçimleri örganize eden kolu olarak görüldüler.

Sonra, Yerel Kamu Planlama Konseyleri (CLPP) kuruldu, ancak seçilen konsey liderleri bazen 1 milyona kadar nufusa sahip bölgeleri temsil ederken güçlü kamu görevlileri  ile çalışmayı zor buldular. 2005’de CLPPler çoğunlukla kilitlenmiş ve etkisiz durumda idiler.

Üçünçü teşebbüs başarılı oldu.  2006 Kasım Ulusal Meclis seçimleri öncesinde kömün konseyleri ülke çapında doğmaya başladı. Onların başarısının nedeni olarak merkezi olmamaları ve demokratik yapıları – her konsey hizmet ettiği göreceli olarak az sayıda üye tarafından yönetiliyor- gösteriliyor.

Kömün Konseyleri Yasası için ilham Karacas’ın 250 mil uzağında bir kıyı kasabası olan Cumaná’dan geldi. Cumaná da kömün konseylerinin başarılı bir şekilde  çalışmasının nedeni küçük topluma yönelik yapılardan oluşması idi.   Cumaná deneyimi resmi olarak tanınan kömün konseylerinin sayısnın 2007’de 21.000’den 2009’da, 5.000’i daha onay için beklerken 30,179’a ulaşması ile başarılı oldu.

Bu örgütlenme furyasına önemli miktarda kaynak aktarımı eşlik etti. 2006’da kömün konseylerine verilen $1.5 milyar dolar,2007’de $5 milyar dolara yükseldi. Aynı yıl petrol gelirlerinin dağıtımı ile ilgili yasa düzenlenerek fonların yüzde 50’sinin — daha önce devlet ve belediyelere ayrılan miktar— kömün konseylerine gitmesi kararlaştıldı.

Kaynak sağlamadaki cömertliğe rağmen yasa her konseyin proje harcamalarını  $14,000 ve $28,000 dolar arasında harcama ile sınırladı. Kısıtlamalar kömünün yeni bir yol yapmasından fazlasına izin vermediği için konseyler sık sık fakir toplumlarda bir problem olan gönüllü işgücüne dayandılar.  Halen konseyler konseyin popüler olmasından dolayı gönüllülere güvenebiliyorlar. Hükümet muhaliflerinin eleştirilerinden biri belediyeler tarafından ihaleye sunulan işler için kontrat noksanlığıdır.

Bir ‘Alternatif  Ekonomi’?

Ulusal Meclis tarafından hazırlanan yasaların Kasım 2009’dan beri yürürlüğe girmesi kömün konseylerinin ekonomik alana odaklanmasına yardım etti. Yasaya göre, konseyler şimdi, yeni bir mülkiyet biçimi olan ”  toplumun olanaklarını esas alan, vergi ödemekten muaf tutulan sosyal, popüler ve alternatif ekonomi vasıtasıyla   sosyal mülkiyet biçimlerini,””  hayata geçireceklerdir.

Konseylerin yaratılmasının bir nedeni bürokrasi ile mücadele etmek olduğu için konsey finanslarını düzenleyen ve rüşveti engelleyen yasalar hazırlandı. Konseylerin mali yönetimi kömün bankalarından seçilmiş yöneticlerin idare ettiği mali komisyonlara verildi ve konsey sözcülerinin(konseyi yöneten seçilmiş görevliler) görevden alınabilmesi düzenlemeler yapıldı.  Görünüşte bu tedbirler daha fazla mali otorite ve çalışmalara karışan, bir çok örnekte kendilerini tehdit altında hisseden ya da konseylerle çatışma içinde olan yerel görevlilerden bağımsızlığı sağlamaktadırlar.

Mayıs 2010’da  15,000 konseyin seçimle gelen temsilcileri atelyelerde yeni yasanın nasıl uygulanacağını tartıştılar- bu eğitim hükümetin Toplum iktidarını geliştirme ve yayma kurumu tarafından düzenlendi.

Geçen Kasım ayından beri gerçekleşen federal girişimler sonucu konseyleri güçlendirmeyi ve onların çalışmalarını ekonomik alanda yaygınlaştırmayı hedefleyen sosyalist konseyler kuruldu. 2010 Şubat’ına gelindiğinde – her biri ülkedeki değişik kömün konseyleri tarafından organize edilen- konseylerin ” sosyal üretici” projelere yönlenmeleri ve Venezuelalılara ucuz ürünler sağlamasına yardım amacıyla 184 sosyalist konsey inşa edildi. Bu projelerin arasında Miranda kıyı eyaletinde sağlık ve tüketim için tarım ürünleri  yetiştirilmesi, ve kazanç amaçı gütmeden, Caracas’da piyasadaki fiyatının yarısından düşük fiyata satış yapan arepa (Venezüelaya özgü bir kebab-falafel türü yiyecek ürünü),  dükkanlarıda vardır.  Bazı toplumlar tarafından üretilen ve dağıtılan  ucuz ürünlerden faydalanan girişimlerde yaratıldı.

Gelişen bir deneyim

Karacas’da ki kömün eylemcilerinden Caraballo “Daha önceleri mahalle dernekleri toplumun itiyaçlarını karşılamak için sorumluluk alıyordu, Şimdi Kömün konseyleri bir çok bakımdan aynı işi yapıyor ancak hükümetten gelen mali yardımla yapıyorlar bunu – yapmamız gereken işleri yapmamız için bize daha fazla kaynak veriyorlar” dedi.

Katılımcı demokrasi demokrasi alanında ki her deneyim gibi konseyler de mükemmel değiller. Görevlerine düşkün eylemciler tartışmasız olarak hükümetin sorumluluğu altında olması gereken alanlarda fazlasıyla yoruluyorlar. Ayrıca, Venezüella’nın en önemli konsey çalışmaları çoğunlukla ya işsiz olan ya da yetersiz bir şekilde çalışan ve fakir olan gönüllüler tarafından gerçekleştiriliyor.

Yurttaşların  yaşamlarını etkileyen devletin yüksek düzeylerinde ki karar alma süreçine seçimle gelmiş görevliler gibi katılmları konusunda eksiklik olduğunu düşünenler var.  Bazı Venezüellalılar soruyorlar: Konseyler neden toplumlarımızı etkileyen dış politika, makro ekonomi ve ulusal politika konularında söz sahibi olmasınlar?

Federal görevlilier sık sık övünerek kömün konseylerinden bahsediyorlar. Chávez’in kendisi de konseylerin “ devrimin yeni aşamasının büyük motorları,”  “ gelecek toplumun ana hücresi,” ve “devrimci demokrasi için …temele ait”  olduklarını söyledi. Yine de, daha geniş politik ve ekonomik alanlarda konseylerin gelecekleri konusunda cevaplanması gereken sorular vardır.

Şişirilmiş ve bazen de rüşvetçi olan bürokrasinin iktidarını ellerinden alma konusundaki amaçlarını gerçekleştirmek için mücadeleye devam eder ve başarılı olurlarsa, belki de yerel hükümetin görevlerini tümden üstlenebilirler.

Nasıl gelişirlerse gelişsinler,  konseyler, eğer yerel halk, konseylerin geleceğini kontrol ederse, son on yıl içinde Venezüella’yı yeniden şekillendiren önemli politik değişikliklerin önemli bir parçası olarak kalacaklardır.

Andrew Kennis araştırmaçı bir gazetecidir ve  doktorasını the Institute of Communications Research at the University of Illinois, Urbana-Champaign’de yapmaktadır.

Çeviri: Erol Yeşilyurt, LAHY

Kaynak: : In These Times

Posted in Makaleler, Sosyal Hareketler, Venezuela | Leave a Comment »

Venezüella’dan İzlenimler: Sosyal İşletmeler

Posted by lahy 25/08/2010

Venezüella’ya yaptığımız ziyaret sırasında Kömün (Toplum) Konseyleri’nin bir yandan okul ve anaokulları gibi sosyal projeleri gerçekleştirmeye çalışırken diğer yandan da toplum konseyi üyelerinin ortaklaşa sahibi oldukları  küçük işletmeler yaratmaya çalıştıklarını gördük.

Sucre belediye bölgesinde ki 8 Apollo konseyi bir fırın, Petera’da ki konsey tekstil atölyesi açmaya çalışırken daha önce sözünü ettiğimiz 23 Enero sosyalist kömünü (Kömün Konseyleri ve Demokrasi (2) bir tekstil atölyesini işletmeye açmıştı.

Kömün Konseylerine bu yatırımlarını yapmaları için gerekli kaynaklar küçük ve orta çaplı işletmeleri desteklemek amaçıyla kurulan INYPYME aracılığla yapılıyor. Örneğin, tekstil atelyesi açmayı karar altına alan konsey ilk önce INYPYME danışmanlık hizmetlerinden yararlanarak gerekli planlamaları yapıyor. Daha sonra hazırlanan proje bakanlığa sunularak onaylandıktan sonra yatırımın yapılması için gerekli fonlar konseye veriliyor. Konsey verilen krediyi düşük faizle geri ödüyor. Halk iktidarı Bakanlığı da belediyeler aracılığıyla bu işletmelerin kuruluşuna yardım ediyor.

Bundan bir an önceki aşamada koperatiflerin kurulması ve gelişmesi  hedeflenirken, 31 Temmuz 2008’de çıkan bir yasa ile  (Ley para el Fomento y Desarrollo de la Economía Popular) sahipliğinin topluma ait olduğu sosyal işletmelerin kurulup, toplum denetiminde  işçiler tarafından işletilmesi öne çıkmış durumdadır.  Günümüzde, tekstil atölyelerinden, balık fabrikalarına, küçük elektrik santrallarına, tarım çiftliklerine ve süpermarketlere kadar uzanan bir dizi işletmenin dahil olduğu bir sosyal işletmeler zinciri oluşturulmuş durumdadır.

Kömünler tarafından açılan işletmelerin yanısıra, işgal altında tutulan fabrikalar da  aynı ilkeler etrafında örgütlenerek yeniden işletmeye açılmaktadır.

Bu işletmelerin amaçı  şirketleri  sosyal üretimin  araçları haline getirmek, toplumun katılım ve denetimi altında işçiler tarafından yönetimi gerçekleştirmektir.

23 Enero’da iki ay önce açılan tekstil atölyesi bu işletmerin örneklerinden biridir.

Atölye de okul elbiseleri, uniformalar,tişort ve gömlekler üretilmekte ve ucuz fiyatla satılmaktadır.

Bölge de faaliyet gösteren Futuro Colectivo, Nueva Sociedad Productiva ve La Quinta kooperatifleri birleşerek sosyalist kömüne ait şirketi yarattılar.

Şirketin kuruluş aşamasındal Instituto Nacional de Capacitación y Educación Socialista (Inces),  Sosyalist Eğitim ve Güçlendirme Enstititüsü kurslar vererek kuruculara ve işçilere destek verdi.

Tekstil atölyesinin kuruluşunda 50 kişi yer alırken 24 kadın kurslara katıldıktan sonra atölye de çalışmaya başladı.

Terzilik kursları alan ve atölye de çalışmaya başlayan Escarlet Medina, ”  Tekstil alanında eğitim görüp uzmanlaşmam yalnız benim için değil toplum içinde bir kazançtır” dedi.  Bu işletmeler bir yandan halka ucuz tüketim maddeleri sağlarken diğer yandan da işsizliğin yüksek olduğu bölgelerde fakir halka iş imkanları yaratmaktadır.

Foto: 23 Enero

23 Enero’da ki tekstil atelyesinde faydalanmak isteyenler atelyenin satış noktasına giderek alışverişlerini yapıyorlar. Kapitalist işletmelerde 70 bolivara  satılan okul uniformaları atölye tarafından bölge halkına 25 bolivardan satılıyor.

23 Enero’da ki sosyal işletmeler tekstil atelyesi ile sınırlı değildir. Sosyalist Kömün tarafından işletilen supermarket, manav, kasap ve kahve vardır. Binaların arasındaki boş arazilerde organik bahçeler de yetiştirilen ürünler kömün tarafından halka satılamaktadır.  Tanklarda balık yetiştiriciliği de deneme aşamasındadır. Buradan elde edilen gelirler bölgenin kalkınması ve güvenliğinin sağlanması için kullanılıyor.


Posted in Sosyal Hareketler, Venezuela, İşçi Hareketleri-Sendikalar | 1 Comment »

Venezüella’da Kömün Konseyleri ve Demokrasi (1)

Posted by lahy 17/08/2010

15 Temmuz 2010 tarihli sayısında The Economist, ”Commune-ism, Başkan’ın İktidarını perçinlemek yeni bir metod daha” başlıği altında, Venezuela da yaygın bir şekilde örgütlenen Kömün konseylerine karşı bir yazı yayınladı. The Economist’e göre, ”yeminli sosyalist başkan Hugo Chavez…açıkca, komünizmin yeni bir formunu yaratmayı deniyordu”

Kömün konseylerini üzerinde sosyalizmin inşa edileceği, yerel sosyalist birimler olarak tanınmlayan Economist’e göre, Kömünler, sosyalist üretim modeli içinde kısmen kendi kendilerine yeterli olacaklar ve kaynaklar için mevcut belediye ve otoriterlerle paylaşım içine girecekleri için, mevcut kapitalist ekonominin yerini alacaklardı. Economist’in diğer bir eleştirisi de kömünlerin muhalefetin elinde tuttuğu belediye bölgelerinde okullar, yollar gibi kendi yatırımlarını yapmaya girişerek belediyelerinin bütçelerinde bir düşmeye yol açması, böylece de muhalefete ait belediyeleri zor duruma düşürmesi idi.

Sağcı basının Venezuela’da kömünizmin habercisi olarak gördüğü kömün konseyleri kendisinden öğrenilmesi  gereken katılımcı demokrasinin örnekleridir.  2006’da yılında kurulmaya başlayan kömün konseyleri 12 Mayıs’da Venezuela parlamentosunda kabul edilen yasa taslağı ile yeni bir yasal yapıya kavuşma yolunda ilk adımlarını attılar. Parlamento da ki tartışmalar öncesinde 61,850 kömün sözcünün görüşleri alındı. Bir yasanın çıkarılması öncesinde onbinlerce kişinin konseyler yoluyla tartışmalara katılması ve bu tartışmaların yasa çıktıktan sonra da sürmesi politik kararları yalnızca tepeden aşağı bir şekilde ulusal meclislerde almaktan farklı bir olarak  başka bir şekilde almanın mümkün olduğunu gösteriyor.

2006 Nisan’ın yürürlüğe giren ilk yasa sonrasında toplam  30,179 kömün konseyi kayıt altına alındı. Kayıtlı konseyleride ki üye sayısı birkaç kişiden 50 yada 100 kişiye kadar değişiyor.  Aktif halde olan konsey sayısının 20.000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Her konsey, 200 ile 400 arasında aileyi temsil ediyorlar.  Yeni yasanın Kasım 2010’da çıkmasının ardından tüm konseylerin 180 gün içinde yeniden kayıtlarını tazelemeleri gerekiyor.

Kömün konseyleri demokratik seçimlerle kurulduktan sonra yaptıkları projeleri devlet kuruluşlarına temsil ederek gerekli fonları alıyorlar. Her kömün konseyi maaş almayan ve gönüllü olarak çalışan bir sözcüye sahiptir.  Yapılan projeler, yol, kanal yapımından okul ve ana okullarının, küçük işletme ve koperatiflerin kurulmasına kadar değişiyor.  Uzman ve teknisyenleri esas alan bir yaklaşım karşısında konseyler, örgütlenen ve birarada çalışan halkın bir dizi projeyi hayata geçirebileceği şeklinde bir yaklaşımı yansıtıyor.

Bir dizi sosyal proje ile halkın eğitim, sağlık ve yaşam düzeyleri yükselirken aynı zamanda, yeni kurulan kurumları, denetim, teknik alanlar ve  yönetim konusunda danışmanlık sağlıyorlar. Böylece kömünler bir yandan halkın günlük yaşam sorunlarına eğilirken diğer yandan da, kitlelerin politik sürece doğrudan katılmalarını sağlıyorlar.

Kömün konseyleri, iş yerleri esasına göre kurulan işçi konseylerinden farklıdır. 2004-2005 yıllarında kurulan  işçi Konseyleri gölgede kalır ve geliştirilmezken (bu konudaki yasa tasarısı halen parlamento da bekliyor), kömün konseyleri’ne öncelik verilmektedir. Venezüela Kömünist Partisi ve Troçkistler dahil solun bir çok kesimleri işçi konseylerinin geliştirilmesini talep ederken Chavezciler kömün konseylerini esas alıyorlar.  Fabrika ya da işyerlerini değil de yerleşim birimlerini esas alarak örgütlenen  kömün konseyleri, Economist’in doğru bir şekilde kaygılandığı gibi, devlet kurumlarının yeniden şekillenmesi anlamına geliyorlar. Ancak, bu değişimin sınırlı olduğunu, Kömün konseylerinin yerel hükümetin yerini almadığını ya da kapitalist sistemin ortadan kalkması anlamına gelmediğini belirtmek gerekiyor.

Bugüne kadar kömün konseyleri bir çok gecekondu bölgesinde bir dizi alt yapı (yollar, kanallar, vb) ve sosyal içerikli projeyi (okul anaokulu, kilinikler, spor salonları, kültürel festivaller, işyerleri) başarı ile tamamlamış durumdadır. Hükümet kömün konseylerinin projelerine 5 milyar dolar ayırmıştır; 12.000 konseye projelerini gerçekleştirmeleri  için kaynak transferi yapılmıştır.

Yeni yasa son 3 yıldaki deneyimlerin gözden geçirilmesi sonucu formüle edilen bir dizi değişikliği içeriyor. Yeni düzenlemelerde her kömün konseyi en az 150, ençok 400 aileden oluşaçaktır.  Kömün Konseyleri  üyelerinin en az yüzde 30’unun katıldığı ilk toplantıda temsilcilerini seçmek zorundadırlar. Yeni yasa ile 5 kişi mali sorumluğunu üstlenirken diğer 5 kişi yürütme sorumluluklarını üstleniyor ve beş kişiye de sosyal denetimçilik rolü veriliyor. Seçilen kişilerin birbirleri ile yakın akrabalık ilişkisi bulunmaması gerekirken, seçilenler seçenler tarafından – Yasa ile üyelerin yüzde ondan fazlası bir araya gelerek yeni bir şeçimin yapılmasını sağlıyabiliyorlar – görevlerinden alınabiliyorlar.

Sağ muhalefetin ayağa kalmasına neden olan yasa düzenlemelerinden biri Kömün Konseylerinin Bolivarcı milisler ile işbirliği yapması ile ilgili maddedir. Muhalefet, bu yolla Chavez karşıtlarının  baskı altına alınabileceğini iddia ederken,  gerek sosyal gerekse de politik konuların tartışıldığı konseylerde birleşen halk topluluklarının kendi toplumlarının güvenlik sorunları ile ilgilenmesi ve suç örgütleri ile mücadele etmek için gerekli tedbirleri almasının doğal olduğunu görmezden gelmektedirler. Vurgulanması gereken diğer bir nokta da bir dizi kömün konseyinin Chavez muhaliflerince kurulmuş olmasıdır.

Yeni bir deneyim, bazı sağ muhaliflerin ütopyacı sosyalizm olarak nitelediği bir deneyim olan kömün konseyleri yukarıdan aşağı demokrasinin araçları ya da halk iktidarının araçları olarak gelişerek yeni tipte bir devlet yapılanmasının temel taşları mı olacaklar yoksa mevcut devlet bürokrasisi tarafından boğularak önemlerini yitirecekler midir? Bu sorunları gelecek haftalarda ki yazılarımızda ele alacağız.

Bu konuda diğer LAHY makaleleri:

Venezüella’dan izlenimler: Komün Konseyleri

Video interview

(İngilizce)

A short excerpt of a much longer discussion between Michael Albert and Vannia Lara about Venezuela communal councils, Michael’s travels to the country, and in particular the experiments in popular power in the Torres municipality, the first in the country to successfully carry out a Municipal Constituent Assembly, as well as, to transfer power to the organized community who now manage 100% of the municipal budget. Interview conducted in April 2009.

Posted in Makaleler, Sosyal Hareketler, Venezuela | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: