latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Topraksızlar Hareketi’ Category

Chavez, toprak sahiplerini suçladı

Posted by lahy 14/01/2011

Venezüella Hükümeti, toprak sahiplerini ”köle emeği ” kullanmakla suçladı.

KARAKAS – Tarım ve Toprak Bakanı geçenlerde kamulaştırılan Zulia eyaletinde kí çifliklerde  500’den fazla Kolombiyalının neredeyse kölelik koşullarında çalıştırıldığını söyledi.Bakan Juan Carlos Loyo, gazetecilere“ En süpriz edici gelişme bu idi…Şu ana kadar 1.15o tarım işçisinin sayımını yaptık. İşçilerin yarıdan fazlası Kolombiyalı ve gerçekte köleler” dedi.

Venezüella’nın resmi Tarım Kurumu INTI geçtiğimiz ay, Maracaibo göller bölgesinde  25.000 hektar toprağa sahip 47 büyük çiftliği kamulaştırdı.

Loyo, bu çiftliklerin 27 sinde ” insan hakları ve çalışma yasalarının ihlalini teşkil eden ağır çalışma koşulları” tespit ettiklerini söyledi.

Bakan,ayrıca,  bölgede bulunan köylülerin PSUV üyeleri ile birlikte bir destek yürüyüşü düzenlediklerini bildirerek, geçtiğimiz hafa sonunda Zulia’da bir INDI merkez ofisinin kundaklanmasını kınadı.

Başkan Hugo Chavez yangını  Zulia’lı toprak sahiplerinin çıkardığını söyledi.

Chavez, Pazar günü, “ Elimizde bunun bir kaza olmadığına dair delil var,” diyerek  2004’de başlatılan tarım devrimini sabote etmeye çalışan toprak sahiplerini suçladı.Loyo Aralık ayında kamulaştırılan çifliklerin küçük işletmeler olduğunu ve  bu çiftliklerin zaten kamulaştırmalara hazır olduklarını vurguladı. EFE

Venezüella:İşçiler son kamulaştırmalar hakkında ne düşünüyor?


Reklamlar

Posted in Topraksızlar Hareketi, Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Oaxaca:Bir sosyal hareket lideri daha öldürüldü.

Posted by lahy 27/12/2010

Köylü örgütü Antorcha Campesina liderlerinden Miguel Cruz, Oaxaca eyaletinde kurşunlanarak öldürüldü.

Köylü örgütü’nün sözcüsü Miguel Ángel Casique, Miguel Cruz’un Oaxaca’dan 55km. uzakta bir karayolunda üç kurşunla öldürülmüş olarak bulunduğunu söyledi.

Cinayet’e kurban giden Miguel Cruz, örgütün ulusal yönetim kurulu üyelerinden biri idi ve San Juan Mixtepec’de ki toprak sahipleri ve köylüler-tarım işçileri arasındaki zorlu çatışmada köylülerin temsilcisi idi.

San Juan Mixtepec ve Santo Domingo Yosoñama bölgeleri arasındaki toprak anlaşmazlığında örgütün temsilcisi olan öldürülen yönetici  bu bölgede süren anlaşmazlığa çözüm sağlanmasından sorumlu idi.

Sözcü, işlenen cinayet hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmadıklarını ve katl edilen yöneticinin sürekli olarak ölüm tehditleri aldığını bildirdi.

Bu yıl köylü örgütünün dört üyesi katlı edildi, son dört ayda üç köylü hakları savunucusu cinayetlere kurban gitti.

Sözcü Antorcha Campesina örgütünün 37 yıldır fakir kır ve şehir işçilerinin  haklarını savunmak için mücadele verdiğini söyledi.

Oaxaca: Otonomi için mücadele sürerken cinayetler tırmanıyor

Posted in Genel Haberler, Sosyal Hareketler, Topraksızlar Hareketi, Yerli Hareketleri | Etiketler: , | Leave a Comment »

Venezüella’da tarım devrimi ve organik tarım

Posted by lahy 28/08/2010

Venezüella’da diğer dünya ülkelerine örnek olacak bir tarım devrimi gerçekleştiriliyor. Toprak ve Tarımın Gelişmesi, Gıda Egemenliği ve Güvenliği Yasası ve Birleşik Tarımüretimi Sağlığı yasaları Venezüela’nın tarımla ilgili  gündemini belirliyor.

Yasalar, çiftçilerin kendi toprak ve ürünlerini kontrol etmesi, ülkenin kendi gıda ürünlerini üretmesi ve kimyasal gübre ve toksik maddelerin kullanılmaması temelinde formüle edildiler.

1800’lü yıllardan beri Venezüella’da fakir köylülerin çalıştığı topraklar 500 aile ve şirketin  elinde idi. Toprakların büyük bir kısmı boş bırakıldı ya da hayvan çiftçiliği, kağıt üretiminde kullanılan ağaçlar, şeker kamışı gibi ihraç ürünlerine ağırlık verilerek yeteri gibi kullanılmadı. Tüketilen gıda ürünlerinin büyük kısmı ise ithal edildi.

Bu topraklara zaman içinde Chavez yönetimi tarafından el konuyor ve ikiyüzyıldan toprak mücadelesi veren ailelere veriliyor.

Gıda Egemenliği

Gıda güvenliğinin sağlanması (yeterli gıda üretim ve dağıtımı) hükümetin ana politikalarından biridir, yasa ile garanti altına alınmıştır.

Gıda ürünlerinin ithalına bu ürün ülkede yeterli bir şekilde üretilmiyorsa izin veriliyor.  İhracatlar ise ancak  halkın sözkonusu ürüne ihtiyacı kalmadığı zaman yapılıyor.

Yeni dağıtılan topraklarda  üretimin kontrolü çitçi koopertiflerine bırakıldı.

Hükümet koperatiflerin yönetimi ve ürünlerin işleneceği fabrikaların kurulması konusunda yardım sağlayarak çitçilerin, fiyatları kontrol aden işletme ve dağıtımcılardan kurtulmasını sağlıyor.

Tarım üç düzeyde planlanıyor: Ulusal Tarım Meclisi, Bölgesel Tarım Meclisleri ve Yerel Çitçiler ve Üreticiler Konseyleri.

Şehirlerde Tarım

Venezüella meyva ve sebze ihtiyacının yarısında fazlasının şehirlerde üretildiği Küba’yı örnek alıyor. Küba’da olduğu gibi şehirdeki meyva bahçeleri organik,  halka zehirli olmayan taze ürünler sağlıyorlar. Şehirde tarım bir yandan gıda egemenliği ve üretim artmasını sağlarken diğer yandan da  çevreyi iyileştiryor , ailelere, toplum konseyleri ve okullara  ek gelir sağlıyor, böylece, boş zamanlarda verimli bir şekilde kullanılıyor. Bahçeler kullanılmayan topraklarda kuruluyor, betonla çevrilen yükseltilmiş platformlarda ekim yapılıyor.

Kakao Üretimi

Kakao üreticileri çoğunlukla Afrika’dan getirlen klelerin soyundan geliyorlar ve yakın zamana kadar kar oranı yüksek olan bu alanda en fakir kesimleri oluşturuyorlardı.

Kakao Nestle gibi uluslarraası tekeller tarafından çeşitli lekillerde ucuza alınarak, dışarda işleniyordu. Şimdi kooperatiflerde örgütlenendim kako üreticileri  devleti yardımı ile kurulan fabrikalarda ilk olarak kakao tozu ve çukolata üretiyorlar.

Fabrikalar üretici kooperatifleri ve  işçiler tarafından yönetiliyor ve kararlar birlikte veriliyor. Ürünleri için aldıkları fiyat üç yılda kilo başına bir dolardan 14 dolara yükseldi.

Balıkçılık

Venezüella yerel balıkçılar tarafındna desteklenen dünyanın en sıkı balıkçılık yönetmeliklerine sahiptir. Trol avcılığı sona erdi,  riflere yakın avlanma ve dinamit ve zehirli maddelerin kullanılması da yasaklandı.  Ağlar uzun süre denizde bırakılmıyor, atıldıktan hemen sonra geri çekiliyorlar.

Ağların büyüklüğü ve yapısı küçük balıkların kaçmasına izin vermektedir. Diğer balıklara gıda stoğu teşkil etmesi nedeniyle sardunya avına izin verilmiyor.

Bütün balıkçılar kendi halk konseylerinde örgütlüdür ve kararlar ulusal meclisler tarafından alınmaktadır. Yönetmelikler uzun vadede ve yeterli balıkçiliği korumak amaçıyla devlet ve balıkçılar eliyle uygulanmaktadır.

Balıkçı aileleri şimdi, daha önce sahip olmadıkları  eğitim, sağlık servisleri, yeterli ev imkanları ve emeklilik haklarına sahipler.

Bu  uygulamalar sonucunda ulusal balik üretimi  yükseldi.

Tarla Ürünleri

Venezüela’nın merkezde bulunan yaylaları yiyeceğin üretildiği esas alanlardır. Bu topraklar daha önceleri tümüyle büyük işletmeler tarafından işletiliyordu.

Topraklar  yavaş yavaş kuşaklar boyunca burada çalışan  toplumlara dağıtılıyor. Çitçiler, çoğunlukla, İspanyol sömürgecileri varmadan önce mısır ve fasulye yetiştiren   yerli halkın soyundan  geliyorlar.

Topraklarını kontrol eden toplumlar değişik toprak sahipliği ve örgütlenme biçimlerine sahipler.  Bazı toplumlar bireysel tarlalara sahip olup , makineleri birlikte kullanıp, çalışmayı, pazarlamayı ve bilgi paylaşımını tercih ederken, diğerleri 7 ila 100 arasında üyelerden oluşan kooperatifler kurdular. Başka topraklar ise devlet üretme çiftlikleri olarak kalıyor, buralarda kararlar tarım işçileri tarafından veriliyor.

Yetiştirilen ana ürün, halkın çoğunluğu tarafından hergün yenen arepa (mısır ekmeği) ve Cachapa (mısır gözlemesi) yapımında kullanılan mısırdır.  Kasava, fasuye, tatlı patates ve pirinç de üretilmektedir. Üretilen meyvalar arasından guava, mango, muz, papaya, avokado ve narenciye vardır.

Çitçilik mekanize edilmiştir, biçer-döğerler Arjantin’den gelirken, traktörler  Iran, Belarus ve Çin’den ithal edildi.

Organik Çiftçilik

Biolojik kontrol ve  biogübre laboratuarları ülke genelinde kurularak faydalı böcekler, fungus  üretimi ve toprağı zenginleştiren çalışmalar yapıyorlar.

Değişik yaban arı ve böcek türleri tırtılları ve yaprak bitlerini kontrol altında tutmak için kullanılıyor; laboratuarlarda üretilen koloniler zamanı geldiğinde doğaya salınıyor. Metarrhizium ve Beauvaria fungusları mısır ve kahveye zarar veren böcekleri kontrol için kullanılıyor. Trichoderma fungusundan köklerde meydana gelen hastalıkları için faydalanılıyor. Biogübreler besleyici maddeleri toprağa salan mikroplardır. İyi tanınan Rhizobium ise Toprakta nitrojen  oranını yükseltmesiyle iyi tanınan ve baklagillerin üretimde faydalı olan Rhizobium, diğer bir nitrojen artırıcı Azotobacter ve fosfor sağlayıcı Bacillus megaterium üretimi de laboratuarlar tarafından yapılıyor.

Günümüzde,  ekolojik dengenin korunmasını sağlamak için, bu ürünler, geçici bir tedbir olarak bedava olarak dağıtılıyorlar.

Tohum bankaları ve tohum işlemleri bankaları kurularak değişik bölgelere uygun tarım genetik tiplemesi yapılıyor.  Bunun amaçı dünya çapında tohumları sağlayan uluslararası tekelleri bir kenara atmak ve binlerce yıldır inşa edilen genetik çeşitliliği korumaktır.

Genetiği değiştirilmiş tohum kullanımına izin verilmiyor, ancak zararlı olmadığı saptanırsa bu ürünler ilerde kullanılabilicektir.

Bu değişikliklerin Venezüella için önemi tartışmaya yer bırakmayacak kadar önemlidir.

Kaynak: T/ Alan Broughton

(http://www.correodelorinoco.gob.ve/)

Posted in Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi, Venezuela | 2 Comments »

Bolivya’da Toprak Reformu

Posted by lahy 28/08/2010

Bolivya toprak dağılımının en eşitsiz olduğu ülkelerin başında geliyor Latin Amerika’da. Nüfüsun %3’ü toprakların %90’nına sahip.

Topraksızlara toprak dağıtma politikasının sonucu olarak, Bolivya devlet başkanı Evo Morales 115 bin hektarlık tarıma elverişli toprağa el koydu. 115 bin hektarlık toprağın 21 bin hektarı sağcı muhalefet lideri Osvaldo Monasterio’ya ait. 115 bin hektarlık toprak 4 haciendas’e (çok büyük tarım ve işletme yapılan çiftlik) el konuslması sonucu kamulaştırıldı.

Toprak reformundan sorumlu Juan Carlos el konulan toprakların yeterlice kullanılmadığını ve bir kısmınında hile sonucu tapuları zorla ele geçirilen topraklar olduğunu söyledi.

Topraklarına el konulan Monasterio bir açıklama yapmazken, diğer bir çok zengin toprak sahibinin yaptığı gibi mahkemeye gidip gitmeyeceğini belirtmedi. Monasterio Unitel televizyon kanalının sahibi ve Morales’e karşı sağcı muhafazakar varlıklı kesimle birlikte çalışıyor.

Morales hükümeti daha öncede Monasterio’ya ait iki haciendasa ait 16 bin hektarlık toprağa el koymuştu.

Bolivya hükümeti 2009 yılında Chaco bölgesinde 36 bin hektarlık toprağı 2 haciendas’a el koyarak kamulaştırmıştı. Bu haciendas’lardan bir tanesi de Amerika vatandaşı olan Ronald Larsen’e aitti. Ronald Larsen’ın topraklarında çalışan yerli Guarani işçileri kölelik sistemi koşulları altında çalışıyorlardı. Larsen bu iddiayı kabul etmemesine rahmen, mahkeme kanıtlarla yapılan hakzılığı ispatladıktan sonra topraklara el konulmasını haklı bulmuş ve Ronald Larsen’ın tazminat başvurusunu red etmişti.

Morales hükümeti geniş topraklara sahip hacienda’lara el koyarak yoksul yerli halka toprak dağıtmını programına almış ve seçim vaadi olarak yerli halka söz vermişti.

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Honduras’da Toplu Mezarlık Bulundu

Posted by lahy 20/08/2010

Honduras: Gözaltında bulunanlar ve Kayıplar Komitesi sözcüsü Berta Oliva son üç ay içerisinde kaybolan 100’den fazla kişinin cesetlerinin toplu olarak gömüldüğü bir mezarlığın bulunduğunu açıkladı.

Olivo hükümetin baskı organlarının organize suç çeteleri ile birlikte çalıştığından emin olduklarını söyledi,

Ayrıca, günde 10’dan fazla tecavüz suçlamasının yapıldığı, belirlenen muhaliflerin öldürüldüğünü, Direniş Cephesi ve diğer sosyal hareketlerin üyeleri ve ailelerinin ölüm tehditleri aldığı Honduras’da ki son durumu eleştirdi.

29 Temmuz’da bir rapor yayınlayan İnsan Hakları İzleme Örgütü 2009 darbesinden bu yana insan hakları ihlallerinin sürdüğünü, en az sekiz gazeteci ve Ulusal Direniş Cephesi üyesi 10 kişinin öldürüldüğünü duyurarak Honduras Hükümetini protesto etmişti.

Honduras’ta 7 Ağustos tarihinde kaçırılan köylü lideri Maria Teresa Flores bir hafta sonra ölü bulundu. Honduras Köylü Örgütleri Koordinasyon Komitesi üyesi ve Honduras Köylü Örgütü lideri olan Flores Flores’in işkence yapıldıktan sonra katledilmişti.

Flores’in katledilmesinin ardından bir açıklamada yapan Honduras Halk Direnişi Ulusal Cephesi lideri Carlos H. Reyes, “ülkemiz askeri darbenin ardından ağır ve sistematik bir baskı rejimi altında yaşıyor. Flores cinayeti tamamen politik bir cinayettir. Toplumsal hareketlerin liderlerinin ve üyelerinin katledilmesi kararını verenler, ABD Büyükelçiliği’nin danışmanlığıyla bu ülkenin en yüksek koltuklarında oturanlardır” dedi.

Aguan Birleşik Köylü Hareketi (MUCA), 18 Agustos’da bir açıklama yaparak üyeleri 40 yaşındaki Victor Manuel Mata Oliva, 18 yaşındaki Sergio Magdiel Amaya ve 15 yaşında bir çocuk olan Roldin Marel Villeda’nın, Colon ilindeki Trujillo beldesinde bulunan El Bridge ve Panama Kooperatifleri arasındaki bir alanda katledildiklerini duyurmuştu.

teleSUR – La Radio del Sur / MM
LAHY
UpsideDown World

Posted in Genel Haberler, Honduras, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Topraksızlar: Ey Lula, IMF’yi Değil Bizi Dinle

Posted by lahy 11/10/2006

Brezilya da ilk tur seçimlerden bir başkan çıkmadı. Oyların % 48.6’sını Lula de Silva aldı. Onun en büyük rakibi Sao Paulo eski valisi sosyal demokrat aday Geroldo Alckmin ise % 41.4 oy oranı ile ikinci tura kaldılar. Bu arada yeni kurulan sol parti PSOP-Sosyalizm ve Özgürlük Partisi % 10 oranında bana göre oldukça başarılı bir oy kazandı. 29 Ekim de ki ikinci tur da yarışacak adaylar arasında sıkı bir çekişme bekleniyor. Lula’nın oylarının daha kemik oylar olduğu, ancak muhalefet oy oranın beklenenden daha çok olması ile kararsız oyların Alckmin’e yöneleceği ve başkanlığı kazanabileceği yorumları yapılıyor. Bence ise PT-İşçi parti’sine verilmeyen sol oyların Lula da toplanması ile yine o kazanacaktır.

Peki bu zafer ne gibi sonuçlar doğuracak ? Bu sefer Başkan Lula kendisinden beklenen umuda karşı ne gibi suçlar işleyecek ya da sevinmemiz gerekiyor mu hâlâ ? Henüz seçimden iki gün önce başkan Lula’ya yakın iki kişi kampanya için usulsüz olarak toplanmış

800.000 dolar ile yakalandı. Bu olay son yıllarda zaten yolsuzluklarla sarsılmış başkana bir darbe daha vurdu. Hatta seçimden önce yapılacak olan televizyonda ki liderlerin son tartışması başkan Lula’nın katılmaması üzerine gerçekleşemedi. Başkan Lula nasıl bu duruma geldi? Aslında onun kadar mücadeleci ve aynı zamanda popüler olmuş solcu lider, hiç bir zaman bizim ülkemizde olmadı. Lula, cuntaya karşı kesintisiz ve tereddütsüz bir mücadele sürdürdü. Brezilya sendikal hareketini yaratan önder bir işçiydi. -Bundan 5 yıl önce MST, Topraksızlarla konuşurken Lula için yoksul bir aile çocuğudur. Bizim yoldaşımızdır. Ancak ekonomi bakanlığını IMF’in adamlarına verdi. “Onu anlamıyoruz” diyorlardı. Geçen yıl Lula karşı Topraksızlarla birlikte 13.000 kişi 17 gün boyunca 273 kilometre yürüdük. Topraksız hareketi liderlerinden Stedile, ‘Lula hükümeti arkadaştı bizim için ama artık değil’diyordu.-

Seçimsel demokrasi herkesi kendisine benzetir. Milyonlarca dolar harcanan kampanyanızı sürdürmek için yolsuzluklar yaparsınız. Kendinize gerekli kelimeler bularak açıklamalarda bulunursunuz. Onların, sermayenin gücüne karşı yoksullar için, daha iyi bir ülke için, bir dönem daha halka hizmet edebilmek için, kenarları gerekçelerle yaldızlanmış çerçeveler içinde bir bakarsınız tamamen aslında mücadele ettiklerinize benzemişsiniz. Çünkü bu oyun böyle oynanır. Bu oyuna katılıyorsanız, onunla sürüklenir, oyunu değiştiremezsiniz. Oyun sizi değiştirir. Bu yüzden dünyanın en dürüst adamlarından biri olan Lula’yı bu hale gelmiştir. Onların parlemento çatısında, onların yönetim biçimiyle, onların politikalarını uygular olursunuz. – Fabrika işgalcilerinden biri ile konuşuyorduk. İtapevi kentindeki fabrikalarından başka eyaletlerden getirilmiş polisler tarafından çıkarılmışlardı. ‘…Herkes farkına vardı. Yalnızca Başkan Lula duymadı. Biz işçiydik, Brezilya’nın başkamda işçi partisi başkanıydı. Oniki defa görüşmeye çalıştık, başaramadık. Başkan Lula’ya oy veren bizdik. İşçilerdi. Ona oy veren kapitalistler değildi. Bu ülkede milyonlarca işsiz var, milyonlarca. Yeni işsizler için kıllarını bile kıpırdatmadılar. Değil mi ? Biz ödüyoruz onların paralarını, biz. Değil mi? Onlar uluslararası bankalara para ödüyorlar, işçilere gelince para yok. O kuzey Amerika emperyalizminin dediklerini yapıyor. İşçiye kulağı kapalı. O, Onlar Brezilya için çalışmıyorlar, diğer ülkelerin dediklerini yapıyorlar. İnsan biraz yiyeceği varsa, önce kendi evindekilerle paylaşır. Onlar bizi aç bırakıyor bankalara veriyorlar…. Biliyormuşun işsiz kalan işçilere Çalışma bakanlığı ne kadar ödedi? Otuz real, sadece otuz real! Ne ülke değil mi? Demokrasiymiş hah! Diktatörlük bu, diktatörlük. Poo…’

Yazının başlığı Topraksızların sloganıydı. Ey Lula IMF değil işçileri dinle!

Kaynak: Birgun

Posted in Brezilya, Seçimler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Topraksız Emekçiler Hareketi’nin Kökeni

Posted by lahy 22/09/2006

Michael Löwy

Brezilya Topraksız Kırsal Emekçiler Hareketi (MST) Latin Amerika’nın en önemli toplumsal hareketlerinden biridir. 17 yıldan bu yana -capangas (büyük toprak sahiplerinin adamlan) veya polisler tarafından militanlannın öldürülmesi ve kıyılması­na ragmen- yoksulların içinde en yoksul olanların, Brezilya ta­nm emekçilerinin hakları için örgütlenme, bilinçlendirme ve se­ferberlik çalışmasını inatla sürdürmekte. Bu hareketin kökenle­ri ve motivasyonları nelerdir?

Tarihçi Eric Hobsbawm, ünlü “ilkel” ve bin yıllık kırsal hare­ketler üzerine incelemesinde, geleneksel köylü toplumlannda kapitalizmin baskınının, ekonomik liberalizmin ve ticari top­lumsal ilişkilerin girişinin onları aynştıran, parçalayan, onlar için tam bir yıkım, otantik bir toplumsal katalisizm anlamına geldiği tespitinden hareket eder. Bu modern kapitalist dünyanın belirişi, ister köylülerin anlamadıgı ekonomik güçlerin işleyişiy­le faka basan bir süreç olsun ya da ister rejimin değişimi veya fe­tih tarafından hoyrat bir zorlamayla olsun, kendi hayat tarzları­na karşı onlar tarafından ölümcül bir saldırı olarak algılanır. Bu yeni düzene karşı köylülerin kitle ayaklanmaları, genellikle bin­yılcı bir biçim alan dayanılmaz şekilde adaletsiz olarak yaşanır.

Binyılcı aziz Antonio Conselheiro yönetiminde, XIX. yüzyılın sonunda Brezilya’nın kuzeydoğusunda yoksul köylüler tarafrn­dan kurulan Canudos Köyü vakasında olduğu gibi, bu hareket arkaik kaldığında, diye yazar Hobsbawm, yenilgiye mahkum­dur: “mistik” ve siyaset öncesi ayaklanmaları, kanlı ve uzun bir catışmadan sonra ordu tarafından ezilmiştir. Ama, 1891-94 Si­cilya Köylü Birliği vakasında olduğu gibi, gerçek bir modern toplumsal hareketin kalkış noktası haline gelebilir. Bu hare­ket, Birlik tarafından vazedilen sosyalizm, Sicilyalı köylülerin gözünde, yoksulluğun, soğuk ve açlığın olmadığı, Tanrı’nın buyruğuna uygun yeni bir dünyanın belirişini yeni bir din, İsa’rıın gerçek dini -zenginlerle birlikte olan papazların ihanet ettiği- olduğu ölçüde “ilkel” ve binyılcıydı. Kadınların önemli bir katılımının söz konusu olduğu, haçların ve aziz resimlerinin gösterilerinde taşındığı hareket, 1891-94 arasında salgın gibi ya­yıldı (baskıyla ezilmeden :Köylü kitleleri, eli kulağında ye­ni adil bir düzenin baskın vereceği mesiyanik inancıyla ayaklan­mışlardı.

Sosyalistlerin modern örgütsel pratikleri sayesinde Sicilya’nın bazı bölgelerinde sürekli hareketleri kök salabildi -1894 venilgisine ragmen: “binyılcı kökenli heyecanları daha kalıcı hir şeye dönüşmüştü: Modern toplumsal devrimci bir harekete örgütlü ve sürehli bağlılık.” Hobsbawm’ın gözünde bu evrim “arkaik”in ye­rini “modern”in alması gibi basit bir değişim olmayıp, birincinin ikinciye bir tür “diyalektik entegrasyonu”ydu: Sicilya deneyimi “binyılcılığın geçici bir olgu olmaya mahhıım olmayıp, elverişli ko­şııllarda, olağanüstü dirençli ve inatçı, sürekli bir hareket biçiminin temeli olabileceğini gösterir” lngiliz büyük tarihçinin bu tahlili, geçtiğimiz yüzyılın Sicil­yalı sosyalist ajitatörlerinin rolünü, kurtuluş teolojisi diye adlanı­dırılan Hıristiyan sosyalizminin bu yeni formundan esinlenen Brezilya Katolik kilisesinin kırsal üyelerinin doldurduğu, hemen hernen kelime kelime 1985’te Brezilya’da kurulan Topraksız Kırsal Emekçiler Hareketi’ne uygulanabilir.

MST bugün, Brezilya ve Latin Amerika’nın en önemli top­lumsal hareketlerinden biridir. Yüz binlerce köylüyü, yarıcıyı, “posseiros”u (tapusuz küçük mülk sahipleri) ve tarırnsal ücretli­leri -kadınların önemli bir oranda olduğu-, toprak mülkiyetinin son derece eşitsiz olduğu yapıya karşı direngen bir mücadelede ve radikal bir tarım reformu için derlemektedir. “Kırsal emekçi­ler” terimi, neo-liberalizme karşı kentsel emekçilerle gerekli bir ittifakın temeli ve “sınıfçı” ortak payda olarak emeğe vurgu ya­paraktan bıı farklılıkları kapsamaktadır. Tamamıyla seküler ve dinsel olmayan MST, köklerini “Kurtuluş Hıristiyanlığı” diye ad­landırılabilecek olan toplumsal dinsel kültüre uzatmaktadır. Brezilya Kilisesi’nin ve özellikle Toprağın Komisyo­nu’nun rolünü değerlerlendirmeden kökeni anlaşılamaz.

1964 askeri darbesini destekledikten sonra -hayali bir “Bolşevik tehlikeye” karşı Hıristiyan değerlerin savunusu adına ­Kilise, yetmişli yıllarda diktatörlük rejimine ve onun şiddetle eşitsizlikçi kalkınma modeline başlıca muhalif güç haline geldi. Kurtuluş Teolojisinden esinlenen ileri Katolik kesimi için ve taban kilise topluluklarını -CEBs- oluşturanlar için, halkın çek­tiklerinin ve yoksulluğun sorumlusu bizzat kapitalizmdi. Örne­ğin, 1973 yılında ortak bir açıklamada, Brezilya’nın orta batısın­daki bölgenin piskoposları ve başrahipler Kilise’nin haykırışı başlıklı, sonuç kısmı aşağıda olan bir metin yayınladılar: “Kapitalizmi yenilgiye uğratmak gerek: Bu en büyük kötülük, birikmiş gü­nahlar, çürümüş kök, bütün bu meyveleri üreten ağaç ki çok iyi ta­nıyoruz: Yohsulluk, açlık, hastalık, ölüm [ …] Bunun için, üretim araçlarının (fabrika, toprak, ticaret, banka) özel mülkiyeti aşılma­lıdır.”

Max Weber, dinlerin toplumsal ve ekonomik tarihine dair çalışmalarında, kapitalizmin nesnel ve soğuk ruhuna Katolik eti­ğin -ve de Luterciliğin- “derin iğrenme”sine dikkat çekmişti.Bu “geleneksel” duruşu, Brezilya Katolik en radikal akımının tutum alışında buluruz, ancak iki başlıca farklılıkla: a) kapitalizme kar­şı moral protesto Marksist esinli (bağımlılık ekolü) modern top­lumsal bir analizle tamamlanır; b) yoksullar artık kurbanlar ve merhamet ve Tanrı sevgisi nesneleri olarak değil, kendi tarihle­rinin özneleri, kendi kurtuluşlannın aktörleri olarak görülürler.

Kilise’ye bağlı yapıların tümü, bu “yoksullar için öncelikli ter­cihi Toprağın Pastoral Komisyonu kadar tutarlı ve radikal bir şekilde temsil ederler. Din adamları -özellikle papazlar, ama da­ha üst düzeydekiler de ve hatta birkaç başpiskopos- ve değişik tipte laiklerden -ilahiyatçılar, uzmanlar, kutsal kitap uzmanları, sosyologlar ve özellikle genelde kırsal ortamdan gelen pastoral unsurlar- engin bir ağ oluşturan, 1975’te kurulan CTP, köylü li­derler için harika bir okuldu. Önceleri kuzey -Amazon- ve ku­zeydoğuda yerleşmiş ve yavaş yavaş ülkenin her tarafına yayıl­mıştır; CNBB’ye (Brezilya Başpiskoposları Ulusal Konferansı) doğrudan bağlılığı sayesinde Komisyon yerel kilise yapılarına ilişkin olarak büyük bir özerkliğe sahipti ve her bölgenin başpis­koposunun iradesine bağlı değildi. Birçok pastoral mensupları­nın yanı sıra din adamları da -en tanınmışı Para eyaletindeki CPT’nin yaratıcısı papaz Josimo Tavares- CPT’nin uzlaşmaz ve aktif bağlılığının ürünü olarak kırsal emekçilerin yanında hakları için mücadelede hayatlarını verdiler.

CPT’nin binyılcılığı -CEBs ve genel olarak Kurtuluş Hıristi­yanlığının da- başka bir dünyada tasarlanmış aşkınlık olarak de­ğil, bu dünyada aşk, adalet ve özgürlük üzerine temellenen bir toplum olarak “Tanrının Krallığı” toplumsal dinsel ütopyasında ifadesini bulur. Bununla birlikte, geleneksel binyılcılığın tersine, bu “Krallık” pek yakında olarak değil, Kutsal Kitabın modeline göre Israiloğullarının Mısır’dan göçüne atfen, Vaat Edilen Ül­ke’ye uzun bir yürüyüşün -Brezilyaca kelime caminhada- ürünü olarak kavranır. Mevcut toplumsal mücadeleler, teolojik olarak “Krallığın” belirtisi ve habercisi olan aşamalar olarak yorumla­nırlar. Yenilikçi ve Kutsal Kitabın toplumsal tarihselliğiyle yük­lü bir okuma, bu sui generis binyılcı imanın ve halk tabakalarına yayılmasında belirleyici oluşturuculanndan biridir.

CPT’nin -ki MST’de de tamamıyla bulunmaktadır- toplum­sal dinsel kültürünün merkezi özelliklerinden biri, kırlarda ka­pitalizmin girişinin dramatik toplumsal sonuçlarının -işsizlik, köylülerin dışlanması, yoksullaşma, kırsal göç- eleştirisi, asker­lerin otoriter “modernizasyon” politikasının ve onların “firavun­vari” tasarılarının geçersizliğinin ilanı, askeri rejimin 1985’ten sonra yerine geçen sivil hükümetlerin neo-liberal yönelişlerine karşı çıkmaktır.

Kurtuluş Hıristiyanlığının temel öncüllerinden -yoksullar kendi öz tarihlerinin özneleridir- hareketle CPT kırsal emekçile­rin özörgütlenmesini desteklemeyi amaçlamıştır. Toplumsal hare­ketlerin özerklik ve sekülarizasyonuna saygılı davranarak, gele­neksel kilise yanlısı “Hıristiyan” sendika -veya parti- anlayışını kabul etmemektedir. Söz konusu olan basitçe tanm emekçilerinin kendilerini örgütleme çabalarına yardım etmek, yüreklendirmek, desteklemek, korumaktır -polisiye baskılara veya latifundia sahiplerinin kiralık adamlarına karşı. Fransisken papazı ve Rio Grande do Sul eyaleti CPT’sinin önde gelen yaratıcılarından Ser­gio Görgen’in yazdığı gibi: “CPT sınıf örgütlerinin yerini almaz. Bi­linçlendirmeye yardım etmeye, tavsiyede bulunmaya, katkı yapmaya, örgütlenme biçimlerini iyileştirmeye, gerçekliği bilimsel olarak incele­meye çalışır, ama emekçilerin temsili organlarının yerini almaz

Yine de pratikte, “tavsiye etmek” -Brezilya’da kullanılan as­sessorar terimi çeşitli anlamlarıyla daha zengin- ile “yönetmek” arasındaki ayrınıı muhafaza etmek her zaman kolay değil. Kaçı­nılmaz ihtilaflar ve gerilimler MST’rıin oluşum yıllarında, özerk örgütler ve bazı CPT’den din adamları arasında göründü.

MST, 1979-1985 yılları arasında, ilkin Brezilya’nın bazı giı­ney eyaletlerinde ve ardından ülkenin bütününde kuruldu. Ba­şından itibaren -askerler, yerel ve federal yetkililerle bin günlük çatışmalann olduğu Encruzilhada Natalino konaklamasının epik mücadelesi- hareket, yeni mücadele yöntemleri geliştirdi; ekil­memiş arazilerin “illegal” işgalleri ve demokratik olarak kendi kendini yöneten konaklamaların düzenlenmesi. Genellikle top­raksızlar askeri polis tarafından hoyratça dışarı atılmışlardır, an­cak bazı durumlarda, bu işgallerin güçlü görürımesi ve Kilise, sendikalar ve sol partiler tarafından desteklenmeleri hükümeti görüşmeye mecbur kılmıştır.

Hareketin inşasında önemli bir aşama, CPT tarafından değil de bizzat militanlarca ilk kez düzenlenen Ocak 1984’teki (Para­na eyaletinde) bölgesel (güney) buluşma olmuştur. Kabuledilen kararlar arasında CPT’ye olduğu gibi tüm kurumlara yönelik bir özerklik bildirimi ve hareketin amaçlarının tarifi bulunmaktay­dı: Tarım reformu ve “kapitalizmden farklı, eşitlikçi, adil” yeni bir toplum. “resmen”, Brezilya eyaletlerinin çoğundan ge­len 1500 delegenin varlığında, topraksız köylü derneklerinin Ocak 1985’te Cuıritiba’da -Parana eyaletinin başkenti- yaptığı ilk kongrede kuruldu. Sonuç bildirgesi, askerler tarafından bah­şedilen Toprak Statüsünü, kapitalist, halk karşıtı ve toprak mül­kiyetini yoğunlaştırmaya elverişli olarak mahkum etti.

CPT bu özörgütlenme sürecine belirleyici bir katkıda bulun­du, ama hareket onun “tavsiyeleri”nden kendisini kurtardıkça gerilimler başladı. “Şiddet” meselesi anlaşmazlıkları belirginleş­tirdi: Örneğin, Annoni (Rio Grande do Sul) fazendasının işgali sırasında, ilerici 49 piskopos -Temmuz 1986’da CEBs’lerin Vl. Kiliselerarası Buluşmasına katılmış olan- işgali destekleyen, an­cak barışcıl karakteri üzerinde ısrarla duran ve örtük terimlerle, “kanlı bir baskı”ya yol açacak olan “bir Şiddet patlamasına” kar­şı uyarıda bulunan bir bildirge yayınladılar.

Ancak CPT’nin yönetimindekiler ve ona yakın piskoposlar yavaş yavaş MST’den kopmaya kendi istekleriyle razı oldular ve onun özerkliğine saygılı davranarak anlamlı bir destek sundular.

MST, dolayısıyla bağımsız -ve bağımsızlığına kıskançlıkla bağlı!- seküler ve dinsel olmayan, yani Katoliklere de Protestan­lara da, inananlara da inanmayanlara da açık bir hareket olarak kuruldu. (Belirtmek gerekir ki, inanmayanlar kırsal kesimde ol­dukça enderdir ve özellikle MST’yle birlikte çalışan kentsel mili­tanlar -önemli sayıda- arasında bulunurlar.) Bu “mezheplerden arındırma”ya ragmen, MST kadrolarının ve aktif militanlarının büyük çaığunluğunun CPT ve CEBs kökenli olduğu kimsenin meçhulü değildir; bazıları bu yapılarla ilişkilerini korumuştur, ama hepsi dinsel toplumsal kültürlerini ve en derin bağlılıkla­rının etik motivasyonunu Kurtuluş Hıristiyanlığından almışlardır.

Burada binyılcılık meselesine veya Brezilya’da söylendiği üze­re, MST’nin “mistik”ine varıyoruz. Eric Hobsbawn’a göre, binyıl­cılık, sadece “arkaik bir geçmişin yaşayakalan bir unsuru” olarak değil, başka bir biçim altında, toplumsal hareketlerde ve modern siyasetlerde aktif kalan kültürel bir güç olarak değerlendirilmeli­dir. Sicilya köylü birliklerine ithaf ettiği bölümün nihayetinde önerdiği sonuç, hiç kuşku yok ki en geniş ve evrensel bir tarih­sel, toplumsal ve siyasal önemdedir: “Modern harekete katıldığın­da binyılcılık, sadece etkili olmakla kalmaz; bu coşkuyu, yeni bir dünyada bu yakıcı imanı, en ilkel biçimlerinde bile onu ayırt eden duyarlı bu gönül yüceliğini yitirmehsizin bu hareheti inşa edebilir Bir kez daha Brezilya MST’nin moral evreninin uzağında değiliz.

Kurtuluş Hıristiyanlığının toplumsal-dinsel ütopyası, örtük ya da belirgin olarak MST konaklamalarının mücadelesinde ve hayatındaki sayısız ritüelde mevcuttur. Hareketin militan ve kadrolarınca -çoğu kendini Kurtuluş Teolojisinde gören- örgüt­lenen bu ritüeller, konaklamalarda bulunanların büyük kısmı­nın yeni ilahiyattan ziyade geleneksel (Katolik) -azizlerin büyü­lü gücüne inanç- halkçı inanışa daha yakın olmasina ragmen köylüler tarafından iyi kabul görür. Toprak mücadelesiyle kaza­nılmış olan hem Katolik,hem de kamplardaki siyasallaşma orta­mınca yön değiştirmiş, giderek artan yeni Pentecötiste Evanjelist bir azınlık da bulunmaktadır. Daha az önemli, Avrupa kökenli ve özellikle ülkenin güneyinde var olan iki başka azınlık, “roma­nize” Katolikler (Vatikan Kilisesi’nin öğretisine sıkı sıkıya bağlı) ve genellikle Kurtuluş Teolojisine yakın tarihsel Luthercilerdir.

Ama “mistik” -kelimenin tamamıyla dinsel kabul edilişinde değil Charles Peguy’un ona verdiği daha geniş anlamda-, MST’nin seküler toplumsal siyasal kültürünü daha genel olarak etkilemektedir. Terim bizzat militanlar tarafından moral uzlaş­mazlık, coşkulu angajman, dava için yaşamını feda etme, radikal bir toplumsal değişim umudunu belirtmek için kullanıldı. MST’nin belli başlı önderlerinden Joâo Pedro Stedile, hareketin mistiği kendini “hültürümüzün simgeierinde, değerlerimizde, müca­dele etme gereği inancında” ve özellikle “daha adil ve daha kardeş­çe bir toplumun mümkünlüğü” inancında kendini gösterir, diye yazar. Bu laik mistik, bu dinle ilgisi olmayan binyılcılık ritüller­de, metinlerde, söylemlerde, hareketin aktivistlerinin eğitiminde mevcuttur. MST’nin devrimci ütopyasında militanların “inançlı enerjilerinin” bir tür yatırımını temsil ederler.

“Kapitalizmden farklı” yeni bir toplumun belirişine – “Krallı­ğın” dinsel olmayan eşdeğeri- bu inatçı iman, MST’nin kendine acil ve somut hedefler belirlemesini, yetkililerle müzakere etme­sini, verimli ve üreten tarım kooperatifleri örgütlemeleri yoluyla tamamıyla modern bir rasyonaliteyle hareket emesini engelle­memektedir. Bu ütopyayla gerçekçiliğin başarılı sentezi, hiç kuş­kusuz Topraksız Kırsal Emekçiler Hareketi’ni yalnızca radikal bir tarım reformu için köylerdeki yoksulların mücadelesinin ör­gütlü ifadesi olmanın ötesinde, neo-liberalizme karşı mücadele Brezilva’nın “sivil toplumunun” bütün güçleri için -sendi­kalar, kiliseler, sol partiler, meslek örgütieri, üniversite mensup­ları- merkezi bir referans olmasına katkıda hulunmuştur.

Ekim 2002 başkanlık seçimlerinde Emekçiler Partisi adayı, Luis Inacio Lula da Silva’nın zaferi -%60’ı aşan oyla-, Brezilyalı milyonlarca köylünün özlemlerinin gerçekleşmesini nihayet görme umudunu açmaktadır: Radikal bir tarım reformu.

MST, Lula’nın zaferini selamlarken kendi özerk hareket yö­nelimini yeniden belirtmekten geri kalmamaktadır:

“Bizim toplumsal hareket olarak rolümüz kırlann yoksullarını örgütlemeye devam etmek, haklannın bilincini onlara vermek ve değişim için mücadele etmeleri için onlan seferber etmektir. Devlete ilişkin olarak gerekli özerkliğirnizi korumaya devam ediyoruz, ancak uzun zamandarı beri hayal ettiğimiz tarımsal reformu gerçekleştire­bilmesi için yeni hükürnetle mümkün olabilecek her tür işbirliğini de yapacaız.”

Aynı şekilde MST, topraksızların eylemlerine ve programına desteğiyle tanınan Rio Grande do Sul eski eyalet başkan yardım­cısı -ve Emekçiler Partisi eğilimli “Sosyalist Demokrasi” yöne­ticilerinden- Miguel Rossetto’nun, Tarımsal Reform ve Kırsal Gelişme Bakanı olarak atanmasını memnuniyetle karşıladı (Ocak 2003) Ancak hareketin sozcüsü bu vesileyle, tarımsal re­formun şeyden bizzat kırsal emekçilerin seferberliğine bağlı olduğu yolundaki inançlarını da teyit etti.

Jocio Pedro Stedile-Bernardo Mançano Fernandes’in Topraksız İnsanlar kitabına sonsöz

Latin Amerikanın Kaynayan Damarları:İthaki Yayınları

 

Posted in Brezilya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Metin Yeğin’le “Patronsuzlar”* ve “Topraksızlar”ın** Latin Amerika Sol Dalgasındaki Yeri Üzerine

Posted by lahy 16/09/2006

Latin Amerika’daki sol yükselişte patronsuzlar ve topraksızların, genel olarak toplumsal hareketlerin rolü nedir?Son dönemlerde bir Latin Amerika trendi yükseldi. Herkes Latin Amerika’dan bahsetmeye başladı. Ama aslında Latin Amerika’dan bahsederken bir yanlış yapılıyor; “Latin Amerika’da her şey olabilir, burada olmaz. Orada olan her şey masalımsı bir şey” biçiminde. Halbuki tamamen bizim hikayemiz Latin Amerika’da yaşananlar.

Brezilyalı entelektüel Emir Sader’in söylediği gibi, Latin Amerika aslında neo-liberalizmin bir laboratuarı. Neo-liberal politikalar dünyada ilk olarak aslında Allende hükümetinden sonra Pinochet cuntasındaki uygulamalarla başladı. Daha sonra teorize edildi. Bizim önümüze çıkan neo-liberal politikalar orada on yıldan daha önce uygulandı. Bu yüzden bu neo-liberal politikalara karşı direnişler de bizim için tam bir örnek.

Bu iki kitapta da bahsedilen, gerek toprak işgalleri, Brezilya Topraksız İşçiler Hareketi, gerekse de fabrika işgalleri oradaki aslında en önemli olay. Şimdi, dışarıdan bakıldığında Latin Amerika’da sol hareketin genel bir yükselişini görüyoruz. Lula’yla başladı, daha sonra Arjantin isyanları, Uruguay’da sol koalisyon, arkasından Bolivya (hepsi ayrı ayrı tabii ki bunların) ve arkasından Venezüella, Şili… genel bir yükseliş görüyoruz. Bence bu genel yükselişin esas harekete geçiricileri oradaki toplumsal hareketler.

Mesela şimdi Lula’nın Brezilya’daki etkisi çok büyük ama orada topraksız işçi hareketinin rolü çok büyük… Brezilya Topraksız İşçi Hareketi, daha önceki kitaptan da bildiğiniz gibi (yeni kitap onun daha genişletilmişi) büyük toprak sahiplerinin topraklarını işgal ediyor, bu topraklarda kolektif tarım yapıyor, alternatif tıp ve alternatif eğitim veriyor, başka bir demokrasi uyguluyor. İşgal ettiği toprağın büyüklüğü İrlanda’dan, Belçika’da büyüktür. Ve üç milyon kişi bu başka dünyada yaşıyor.

Şimdi büyük bir Brezilya’da, dünyanın en büyük toplumsal/sosyal hareketlerinden bir tanesi, topraksız işçi hareketi. Aynı zamanda tabii her yerde olduğu gibi de diğer türlü bir karşılaştırma yaparsanız, işte Brezilya buna karşı 185 milyon derseniz… bu şekilde bakmamak gerekir. Çünkü bu toplumsal hareket esas olarak bütün çevreyi ve özellikle solu çok fazla etkiliyor. Dolayısıyla onların kendi belirledikleri organlarda, oradaki sol hareketi de bir bütün olarak başka bir tarafa sürükleyebiliyor.

Önceki seçimlerde Lula’yı öneren sosyal hareketlerden bir tanesiydi Topraksız İşçi Hareketi ve bu yüzden o sürecin ilk etabını kuranlardan.

Aynı şekilde Patronsuzlar kitabında özellikle sözünü ettiğimiz Latin Amerika işgal fabrikalarında ise… Bu neo-liberal politikalar sonucu iflas ediyor fabrikalar, çünkü özellikle stratejik ortaklıkları olan büyük fabrikalar iflas ettikten sonra peş peşe önce 80-100 kişilik atölyeler daha sonra ise büyük fabrikalar iflas etmeye başlıyor; bu tabii ki bizim başımıza yakında gelecek şeyler. Bunun üzerine işçiler o fabrikadan ayrılıp başka bir tarafa çalışmaya da gidemiyorlar. Öbür fabrikalar da iflas ediyor, ülke tamamıyla bir çöküş haline geliyor. Bu durumda işçiler diyorlar ki, “biz bu ekonomik krizden sorumlu değiliz. Bu fabrikayı da biz yönetmiyorduk ama siz gelip makinelerimize el koyduğunuz zaman bizim ekmeğimize el koyuyorsunuz” diyorlar ve direniyorlar. Fabrikaları teslim etmiyorlar ve aynı zamanda üretime devam ediyorlar ve başka bir hareket yaratıyorlar.

Böylesi bir toplumsal hareket de aynı zamanda kendi dinamiğiyle solu da etkiliyor tabii ki. Her ülke de farklı olarak nitelendirebiliriz ama. Diyelim ki Uruguay’da 80 tane fabrika var ve 9000’e yakın işçi var, patronsuz; Arjantin’de 300 tane fabrika, okul, klinik, otel aklınıza ne gelirse, hepsi var.

Tüm bu hareketler, içlerindeki değişik tartışmalar kitapta da bahsedildiği gibi solu da bir başka tarafa sürüklüyor. Bu tartışmalar, fabrikalardaki özyönetim denemeleri solu olumlu ya da olumsuz etkiliyor aslında. Diğer taraflara da bakarsanız, Bolivya’da toplumsal bir sendika olarak görebileceğimiz COB, Halk Meclisleri, doğrudan olarak ülkede iki kez özellikle köylüler ve madencilerin önderliğinde, doğalgazı yabancılara satacak olan özelleştirme yanlısı hükümetlere karşı “artık yeter” diyerek sokaklara çıktılar ve ellerindeki dinamit lokumlarıyla iki kez parlamentoyu onların başlarına geçirdiler.

Dolayısıyla Chavez’i bir tarafa bırakırsak, bütün Latin Amerika’da bu sol çıkışın temel dinamiği bu toplumsal hareketlerdir. Bunun yansımalarıdır iktidarlar; iktidarı bir bütün olarak kastetmiyorum. Buna karşı ya oradaki siyasal partiler kendilerini daha sola sürüklüyor ya da egemenler de neo-liberalizmi sol görünümlü biçimler ve partiler şeklinde sürdürmeye çalışıyor.

Her olasılıkta da Latin Amerika’da sol bir yükseliş var, bu solun esas aktörleri toplumsal/sosyal hareketlerdir. Brezilya’daki Topraksız İşçi Hareketi bunun en önemli unsurlarından bir tanesidir. Brezilya’da, Uruguay’da, Arjantin’de, Venezüella’da fabrika işgalcileri; Bolivya’da madenciler olmak üzere toplumsal hareketlerin önemli bir tarafını teşkil ederler. Özellikle neo-liberalizme karşı direniş içinde, bize de çok yakın şeyler. Ben bu toplumsal hareketlerin örgütlenmesinin, Türkiye’de neo-liberal politikalar sonucu çıkacak direniş hareketlerinin; Türkiye’deki sol hareketi de Latin Amerika’daki gibi etkileyeceğini düşünüyorum.

Düzen bu hareketleri kendine entegre edebilir mi?

Bu bir süreç aslında. Yani “entegre edemez” ya da “entegre edecektir” denilemez.

Şimdi özellikle Türkiye’de şöyle bir şey görüyoruz. Her şey bir politik mücadele etrafında algılanıyor. Bütün bu hareketlerin politik mücadeleden ayrı bir yanı yok, onunla birlikte yürüyen bir şey. Bu nedenle bu toplumsal hareketlerin sadece kendi alanında kalması zaten mümkün değil. Felsefi olarak da mümkün değil, pratikte de mümkün değil. Onların kendi hedefleri anlamında da böyle değil, genel olarak bakarsak.

Bunların düzen tarafından entegre edilmesinin iki tane örneği var. O da olabilir ya da olmayabilir. Mesela Topraksız İşçi Hareketi her ne kadar Lula’yı önerse de, aynı zamanda Lula’nın politikalarına mahkum kalmadı ve kendisi de Lula’yı eleştirmeye başladı. Zaten Lula’yı önerirken de bunun tek başına bir çözüm olacağını düşünmüyordu.

Onlarla konuştuğumda da zaten, şunu söylediler: “Bir tane siyasal hareket düşünün, bir tane parti düşünün; baştan beri işçi mücadelesini savunmuş. Onun lideri işçi mücadelesinin içinden gelmiş ve işçi mücadelesini savunuyor. Bizim de ilk defa Brezilya’da bir iktidarda kendi sesimizi duyurabilme şansımız var. O zaman neden desteklemeyelim?” Lula’nın politikasını da bir devrimci politika olarak düşünmüyorlardı zaten.

Bu konuda aslında bu soruya tam cevap Arjantin’dir. Arjantin’de bu toplumsal hareketler, mesela piqueteros hareketi, yani işsizler hareketinin, işçi olmadıkları için üretimden gelen güçlerini kullanarak, üretimi durdurarak etkili olması mümkün değildi. Bu yüzden şehre gelen ana arterleri, ana yolları kestiler. Böylece şehre gelen hammaddeyi durdurdular. Şehirden çıkan mamul maddeyi durdurdular. Böylece aslında üretimi durdurdular. Çünkü otobanlar kapitalizmin can damarıdır.

Geçen bizde de aynı şekilde fındık çiftçileri otobanı kestikleri için, onların can damarlarını kestikleri için büyük etki yaptılar Türkiye’de.

Piqueteros hareketi, yaşamlarını idame ettirmek için sokaklara çıkan insanlar, hükümetten belirli haklar aldılar. Bu haklarla yaşamlarını devam ettirdiler. Ama daha sonra sol-Peronist Kirchner hükümeti geldiği zaman, bu toplumsal hareketin, Piqueteros hareketinin önemli bir bölümünü kendisine entegre etti.

Zaten bir devlet geleneği var Arjantin’de. Ve önce haklar alan Piqueteros hareketi kişi başı belli bir para almayı hak etti. Fakat bunu insanlar kendi başlarına almıyordu. Hareket bütün olarak alıyordu. Ama Kirchner daha sonra bu hareketlerin önemli bir kısmını, düzenli bir maaşla düzenin içinde neredeyse yan bir unsur olarak kullandı. Özellikle kendisine muhalif hareketlerde de bunu kullanmaya başladı. Böylece bir entegrasyon söz konusu oldu. Ama bunun yanında birçok Piqueteros hareketi de kendi ortak komünlerini örgütlemeyi sürdürdü. Kendi bağımsız ve yaygın örgütlenmelerini üretmeyi sürdürdü.

Piqueteros hareketinin bu konumu bu sorunun tam olarak cevabıdır aslında. Bütün süreçte, bu entegre olabilir düzen içerisine; ya da tam tersi, düzeni değiştirebilme dinamiğinin temel unsuru olarak devam etmesini sağlar bu hareketin. Bu yüzden de ikili bir tarafı var bu sürecin. Mesela, bizde de bana sürekli sorulan sorulardan bir tanesi şu: “Peki bu ne kadar sürecek?” Bunu ben Arjantin’dekilere sorduğumda, “fabrika işgalcileri ütopik midir?” diye, “evet, ütopik belki de. Mesela Thomas Mann diye Amerikalı bir yazar, bizi ütopik sosyalist diye nitelendiriyor. Bu devam edebilir mi? E, edebilir. Yapıyoruz, işte yapıyoruz biz” şeklinde cevaplıyorlar. Nereye kadar olur; bu başka bir şey. Ve diyorlar ki, “eğer biz bunu yapmasaydık, zaten bitecekti. Bunun iki tane yolu var. Ya fabrikalar kapanınca gidip evinizde oturacaksınız, ya da fabrikayı işgal edip üretime devam edeceksiniz, direneceksiniz. Üretime devam etmek, direnmek; aynı zamanda insanlar başka bir biçimde karar alabilme, sokağa müdahale edebilme, mücadelenin içerisinde olabilme işini üretiyor.”

Gene bir başka Arjantinli kızın sözünü söyleyeyim; 26 yaşında bir kızdı ve hayatı boyunca sadece işgal fabrikalarında çalışmıştı. O diyordu ki, “zaten Arjantin’de bir işte yıldan fazla çalışan göremezsiniz. Üç aylık sözleşmeler yapılır. Bir yıldan fazla aynı işte çalışan insanlar göremezsiniz, neo-liberal uygulamalar sonucu. Ben yıllardır işgal fabrikalarında çalışıyorum ve sen bana soruyorsun ki, patronsuz çalışmak mümkün mü? Bu soru bana çok garip geliyor. Ben bunun tam aksini düşünüyorum. Çünkü ben sadece patronsuz yerlerde çalıştım. Bence patronlu çalışmak mümkün değil” diye cevap veriyordu.

Böyle tam bir ikili tarafı vardır. Yani düzene entegre olabilir, bu bir süreçtir.

Karaburun’da bir toplantı sonrasında arkadaşlar beni bir keçi kırkım yerine götürmüşlerdi. Yemek pişiriyorlardı. Keçilerin kıllarını kırkıyorlar. Ondan sonra da şenlik gibi herkes ortak bir yemek yiyor. Bu üretimin ortak bir tarafını yaratıyorlar. Orda bir tatlı pişiriyorlardı. Ev sahibi de büyük bir kazanda tatlıyı karıştırıyor. Sordu bir tanesi, dedi ki “ya ne zaman olacak?” Adam: “Ben, bilmem ateş bilir.” Yani eğer ateşi körüklerseniz, ateşin içinde olursanız, ateş olursanız; düzene falan entegre olmaz. Ateşin içinde olunmazsa da, düzene entegre olur. Aslında bunu ben de bilmiyorum, ateş biliyor.

Bu hareketleri nasıl bir politik geleceğin beklediğini düşünüyorsunuz?

Aslında ikinci soruyla birlikte cevap vermek gerekiyor. Şimdi aslında Latin Amerika tam bir kırılma noktasında. Neo-liberaller Arjantin’de tekrar ortaya çıkmaya da başladılar. Yani “özelleştirme oldu ama sonra yanlış kullanıldı, yoksa bugünlere gelinmeyecekti” diye. Büyük bir değişim söz konusu olabilir.

Aslına bakarsanız bütün toplumsal hareketleri, Brezilya’yı, Arjantin’i, Uruguay’ı, Venezüella’yı, hatta bunun içerisinde Kolombiya, Meksika’yı da koyduğunuz zaman çok büyük farklılıklar teşkil eden hareketler ve bunların hepsi farklı düzeylerde politik aktörler olarak yer alıyor. Bana kalırsa, esas olarak nasıl ki bütün toplumsal hareketler bugün Latin Amerika’da yükselişi belirlediyse, bu hareketlerin geleceği de yine Latin Amerika’yı ve dünyayı belirleyecek.

Mesela, bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, Evo Morales. Evo Morales daha önce iki kere parlamentodaydı. Parlamentoda diğer partilerle açıkça ittifaklar yaparak, bazı itirazları da olsa örneğin doğalgazın yurtdışına satışına müsaade ediyordu. Şimdi görüyoruz ki, Evo Morales’in çizgisi Latin Amerika’daki en sol yerlerden biri. Çünkü esas olarak Evo Morales’i zorlayan COB ya da oradaki sokaktaki toplumsal hareketler. Dolayısıyla Evo Morales bu toplumsal hareketlerin etkisinden çıkamıyor şu anda; dolayısıyla etkileniyor ve solu sürüklüyor.

Bolivya’yı etkileyen Şili’yi de etkiliyor. Chavez, bütün Latin Amerika’yı dolayısıyla bütün Latin Amerika’yı etkiliyor.

Kısaca değinmek gerekirse, Venezüella içinse farklı bir durum söz konusu. Oranın toplumsal hareketiyse zayıf ve dolayısıyla farklı bir durum söz konusu. Chavez’i besleyen de diğer ülkelerdekilerin; yani Brezilya’daki topraksızlar hareketi, fabrika işgalcileri ya da Bolivya’daki gibi toplumsal hareketler, Chavez’i besleyen biraz da. Çünkü ikisi karşılıklı birbirlerini besliyor.

Bu yüzden nasıl bir politik gelecek olduğunu düşünürsek, gene biraz önceki şeye geri döneceğim. Ateşin körüklenmesine bağlı, aslına bakarsanız. Onlar da genel olarak bunun farkındalar aslında. Arjantin’de biraz daha farklı düşünülse de, genel olarak fabrika işgalcileri kendi durumlarının mutlaka politik iktidara bağlı olduğunun farkındalar. Topraksız İşçi Hareketi bunun çok net olarak farkında, çünkü mesela Brezilya’da yıllarca toprak işgalleri olmuştu; ne zaman ki cunta geldi ya da sağcı iktidarlar geldi o topraklar geri alındı. Bu yüzden MST’nin uyguladığı demokratik biçim, herkesin karara katılması, gerçek bir demokrasi uygulaması içerisinde, bu demokrasi biçiminin düzene entegre edilmesi, emilmesi mümkün değil.

Nasıl bir politik geleceğin beklediği bütün dünyayla da bağlantılı bir şey aslında. Bu toplumsal hareketlerin, bütün toplumsal hareketler gibi yeni adımlar atarak, hem ikili bir mücadele içerisinde hem de kendi bağlantılarını güçlendirerek kendi özyönetimlerini sürdürmeleri gerekiyor. Hem de aynı zamanda diğer hareketlerle bağlantılarını sürdürerek başka bir mücadele içerisinde bulunmaları gerekiyor.

Bunlara tek tek sorduğumda, “ne istiyorsunuz” dediğimde, çoğu işte “devrim istiyoruz aslında. Bundan başka çözüm olmayacak” diyor. Bu şekilde demeyenler de bunu başka bir biçimde ifade ediyorlar. Bu tabii ki bir süreç sorunu. Ateşi ne kadar körüklerlerse, ateşi ne kadar beslerlerse… Sonuç olarak yine de ateşe bağlı yani.

1 Eylül

* Metin Yeğin’in Versus yayınlarından yeni çıkan ve Neoliberalizme karşı Latin Amerika’daki direniş öykülerini anlatan üçlemenin ilk kitabı. Kitabın yanında ücretsiz olarak verilen dört de belgesel film var.

** Yazarın yine aynı yayınevinden çıkan ve işgal fabrikaları hareketini konu alan kitabı.

kaynak: latinbilgi.net

 

Posted in Brezilya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Toprak Ana’ya Özgürlük! ‘Kolombiya’da Toprak Mücadelesi’

Posted by lahy 04/09/2006

Hector Mundragun

Kolombiya kırsalında son yirmi yılda işlenen yüzlerce katliam kurbanı ile, 1946-1958 arasındaki şiddet dalgaları boyunca işlenen suçların kurbanlarına adalet ve tazminat verilecekse, ilk önlem, tekrar tekrar ateş ve kanla Toprak Ana’dan kopartılan campesino’lar, yerli halklar ve Afra-Kolombiyalılara topraklarını iade etmek olmalı.

2 Eylül 2005 günü, şafak sökerken, Nasa de Huellas Yerli Re­zervi’nden iki yüz comunero – cemaat eylemcileri – lnter-Amerika İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Kolombiya devletinin 19 Eylül 1991 ‘de yerlilerin işgal ettiği Nilo Hacienda’sında -büyük çiftlikler- paramiliterlerin gerçekleştirdiği katliamın kurbanlarına tazminat olarak topraklarını geri vermesi yolundaki kararını uygulama cesaretini gösterdiler. İçlerinden çocuklar dahil yirmi kişi öldürüldü.

14 yıl boyunca adil bir tazminatı bekleyen comunera’lar “La Emperatriz” hacienda’sını işgal etti. Saldırı için fazla beklemeleri gerekmeyecekti; ama bunun beklenmedik bir sonucu oldu: Her polis saldırısı, gaz bombaları, ordunun mevcudiyeti, halka ateş açılması, çok kişinin kurşunla yaralanması, onları korkutmadı, tersine, giderek daha fazla yerlinin yüreğine yerleşen sivil direniş ruhunu ateşledi. İşgalcileri yerlerinden söküp atmak imkansızdı. 13 Eylül’de İçişleri Bakanı Nasalarla müzakere ye oturduğunda, işgale 3 500 kişi katılmıştı; daha fazlası da “Guayabal” adlı bir başka hacienda’yı işgal edecekti. Bu olay, tarihsel bir değişime işaret ediyordu; Kolombiya’da toprak sahiplerinin ellerindeki toprakları almaya yönelik doğru­dan eylemi felce uğratan terörün ilk yenilgisi olmuştu. Nilo katli­arnı efendilere meydan okumaya cesaret edecek herkese ölüm cezası uygulanacağı anlamına geliyordu bu ceza, campesino ‘lara, yerlilere ve Afro-Kolombiyalılara ayırımsız uy­gulandı.

Böylelikle, 2-6 Kasım 2003 ‘te terör, 2005 Mart’ında bir Ko­lombiya elçisine ait “La Manigua” çiftliğini işgal eden Cajamarca’daki SINTRAGRITOL (Tolima Tarım işçileri Sendi­kası) yöneldi. Beş campesino vahşice işkencelerden geçirilip öl­dürüldü, onsekizi “kaybedildi”. Aynı yerde, 1O Nisan 2004 günü ordu üç campesino daha öldürdü, biri bebek, biriyse çocuktu.

Toprağı kurtamaya cesaret eden herkese yönelen bu vahşet, günümüzde kayıtlı kırsal mülkiyetin yüzde 61 ‘inin nüfusun yal­nızca yüzde OA’üne, yani aralarında Başkan Alvaro Uribe Velez’in de bulunduğu onbeş bin kadar kişiye ait olması anlamı­na gelen devasa bir karşı-reformu tahkim etmektedir. Kongre’nin yaklaşık yüzde 70’i de, Kolombiya’mn egemen sınıfının Serbest Ticaret Anlaşması (FT A- TLC) ve Amerikalar Serbest Ticaret Anlaşması ‘na (FT AA-ALCA) bağlılığının ödülü olarak, petrol, madencilik, orınancılık ve su yasalarım değişmesini sağlamak üzere statükonun korunması için dizayn edilmiş Plan Colombia aracılığıyla ABD’nin desteğini alan bu seçkinler grubuna dahil­dir. ..

Bu, büyük toprak sahiplerine çokuluslu şirketlerin yatırım ve mega-proje alanlarına yakın topraklarda spekülatif karları da ga­ranti eden bir mübadeledir.

Bu, tarımsal üretim üzerine değil de, spekülasyona dayanan latifundismo’yu – büyük toprak mülkiyeti- tahkim eder. Özellikle Afrika palmiyesi plantasyonları, om1anların işletilmesi ve sığırcı­lık, birlikte üretimdense, toprak üzerinde hakimiyeti güvence altına alma doğrultusunda işlemektedir. Uribe ‘nin hükÜmeti üç milyon kişinin topraklarından atılmasını sağlayacak yasaları onaylamaya başladılar. Yasa, yeni edinilen toprağın kaydedilme süresini kısaltıyor. BütÜnsel bir kalkınma plam hazırlandı. Son kararlarla, Afro-Kolombiyalılar topraklarından sürülür sürülmez,cemaat topraklarında Afrika palmiyesi ekimi yasallaştırıldi; bu şiddetli müsadereleri sürdürme normuna dahildir. Ve hükümetin paramiliterlerle anlaşması (Adalet ve Barış yasası), toprak ve paralarım aklamanın nihai adımıdır.

Buna karşılık, Nasaların “La Emperatriz”deki eylemi, bu meşum imparatorJuğun kurbanları için “Adalet ve Tazminat” sloga­nının hayata geçirilmesi oldu. Nasa halkı, bu çağrıyı ilk hayata geçirenlerdi; FT A ‘ya hayır, yaşama evet diyebilmek ve halkların özyönetim projesini desteklemek için, 2004 EylÜlÜ’nde Grand Minga’da toplanarak Uribe’nin anayasa değişikliği önerisi ve şiddete karşı, Cali’ye doğru 60.000 kişilik yerli yürüyüşünü başlatanlar onlardı. Cauca’ da altı belediyede gerçekleştirilen ve halkın spekülatiftarım karşı-reforınu ve ulusal tarımın tahrip edilmesiyle bağlantılı ABD’yle “serbest” ticaret garabetine doğrudan “hayır” dediği halk oylamasının belkemiğini de Nasalar oluşturmuştu.

Nasalar’ın “La Emperatriz”deki başarılı direnişi insanların ak­lını bağlayan dehşet zincirlerini kırdı. Campesinolar, Misaklar (Gilambiano), Coconucolar ve tüm Nasa yerli halkları tıpkı “karanlığı yırtan bir şimşek berraklığında” her şeyi gördüler. Aralarında, uzun yıllar birlikte hareket etmelerini engelleyen pek çok çelişki olsa da, hepsi aynı ortak sonuca vardı: toprağın özgürleşmesini başlatma zamanı gelmişti.

Her bir grup, kendi hesabına, eyleme geçme gününü, direnişin başlangıcının 513. yıldönümü ve sendikaların ulusal bir grevi başlattığı gün olan 12 Ekim olarak saptanmıştı. Cauca’ dan Campesinolar ve yerli grupları Corinto ve Miranda dahil 15 hacienda’yı işgal etti; üçbin köylü toprak taleplerini dile getiri­yordu; eski Cocunuco haciendası dört çiftlik halinde bölünüp Paleteni, Purace ve Coconuco’ dan yerli gruplar ve köylülerce işgal edildi; Caloto’daki El Japio Caldono’dan Nasalarca, Silva belediyesindeki Los Remedies ise Kisgo halkı tarafından işgal edilirken, Misaklar, Amabala’yı ele geçirdiler.

Her olay La Emperatriz’in bir tekrarıydı. Polisin birkaç kez te­levizyon, radyo ve gazetelere işgalin sona erdiğini açıklamasına karşın, TV ekranları işgalcilerin aynen yerlerinde durduğunu gös­teriyordu. ilk kez, milyonlarca Kolombiyalı toprak için açık ça­tışmaya gimişti. Yalnızca anlaşmaya varılan vakalarda işgalciler kendi istekleriyle geri çekilirken, El Japio gibi anlaşmanın olmadığı durumlarda işgali sürdürdüler.

Ulusal hükümet ve Cauca eyalet hükümeti işgallerin yalnızca yerli gruplarca sürdürüldüğünü öne sürüyor; ve iletişim araçları aracılığıyla yerlileri, “campesinolar ve siyahların aleyhine” fazla toprak sahibi olmakla suçluyordu. Ancak işgaller campesino-yerli ittifakı gerçekliğini gözler önüne serdi. Yerli “fazla toprağı” 899 toprak sahibinin 200 000 yerliyle eşit miktarda toprağa sahip olduğu Cauca’da ya da Andlar’m geri kalamnda değil, devletin Amazon halklarımn çok uzun zamandır sahibi olduğu mülklerini tammaktan başka bir şey yapmadığı Amazon bölgesindedir. Santander de Quilichao’ da yapılan etnik gruplar arası toplantıda, Afro-Kolombiyalılar yerlileri değil, kendilerini topraklarından atan hükümeti suçladılar ve Nasalarla bağlaşıklıklarım güçlendi­ler. Cauca ‘nm latifundista valisinin yerlilere karşı düzenlediği gösterilere pek az kentli kamu görevlisi ve göçmen katıldı.

Çok daha önemlisi, Cauca’da olup bitenler, kısmen indigenalar (yerliler), campesinolar ve Afroların ulus ölçeğinde harekete geçmesi olarak görülebilir. Cauca’da olduğu gibi, komşu Narino ve Valle bölgeleri de yeni işgallere sahne oldu; 25 bin kişi kritik yoksulluk durumuna hemen bir çözüm bulunmasmı talep ediyordu. Inza’da (Cauca) beş bin campesino ve indigena otoyola barikat kurdu. Narino’da Mallama ve Ricaurte arasmda Awa hal­kmdan dört bin campesino ve indigena iki gün boyunca FT A’ya ve “demokratik güvenlik” politikasma karşı, insan haklarına saygı için yürüdüler. San Miguel’de iki bin campesino ulusal grevi desteklemek amacıyla, Toprak Ana’nm kurtuluşu ve tarım yasası için La Vega (Cauca) ve Popayan arasmdaki yolu. Gabriel Lopez denilen yerde bin kadar campesino Huila yolunu kapattı. Dört bin kişi, Cauca güneyindeki “Mi Bohio”dan Popayan’a dek yürüyerek buradaki kent yürüyüşüne katıldı. Barbacoas (Narifiorda üç bin Afro-Kolombiyalı ve campesino kent merkezini ele geçirerek içme suyu ve yasadışı ürünleri ikame edecek çözümleri talep etti.

Buenaventura’ da beş bin Afro, grevi desteklemek üzere ve haklarım ellerinden alan hükümet kararlarım protesto etmek için yürüdü. Caldas ve Risaralda’da Emberalar topraklarını savunmak için kitlesel kampanyalara giriştiler. Hükümet yürüyüşü yasakla­dı, ancak bir yerlinin ölümü, birkaçmm yaralanmasma yol açan müdahahlelere rağmen gerçekleştirildi. Tolima ve Huila bölgele­rinden yirmi bin campesino ve küçük çiftçi ve Huila’lı yerliler FTA’ya karşı çıkmak için Neiva’da toplandılar. Fusagasuga (Cundimarca), Tunja ve Ventaquemada (Boyacarda campesino gösterileri düzenleniyordu. Beş bin yerli, Sampues ve Sincelejo arasmdaki yolu yürüyerek sendika yürüyüşüne katıldı. Güney Bolivar’da Santa Rosa’da bin kişilik bir zanaatkar-madenci göste­risiyle, San Lucas dağlarındaki altmm işletmesini almak isteyen Anglo Gold Ashanti’nin şubesi çokuluslu Kedahda protesto edil­di.

12 Ekim seferberliği campesino ve indigena mücadelesinde, ilk kez bir ay önce Tolima’daki mitingde, iki günlük Cannen de Bolivar yürüyüşünde, paramiliterlere karşı San Pablo (South Bolivarrdaki iki ayaklanmada ve Pasifik kıyıları boyunca birkaç yerdeki genel grevlerde duyumsanan yeni bir ruhu ortaya koy­maktaydı.

Hükümet, Toprak Ana ‘nın kurtuluşunun yaygınlaşmasmdan korkuyordu; bu nedenle, 8 Kasım akşamı El Japio’yu işgal eden Nasalara panzerler, polis ekipleri ve ateşli silahlarla saldırdı. Mü­cadeleyi ezmek istiyorlardı; 1O Kasım günü 16 yaşmdaki yerli muhafız Belisario Camayo Weteto ‘yu öldürdüler ve Gerson Menza’yı yaraladılar, birkaç topluluk eylemcisini -comunero’lar ­tutuklayıp yaraladılar. Nasalar El Japio’daki polis saldırılarına karşı direnirken, 9 Kasım günü Misaklar Piendamo’ daki “Corazon”u işgal ettiler. Yüzlerce campesino indigenalarla birle­şip 1O Kasım’dan itibaren Morales belediyesindeki üç çiftliği ve Cauca’ da da kimi çiftlikleri işgal ettiler.

Davullar çalmıyor ve hepimiz bunu duyuyoruz. Toprak özgür­leşene dek de çalmayı sürdürecekler.

1:1. “Freedom for Mother Earth’ The Struggle for Land in Colombia.” 9 Ocak 2006,

ZMag. http://www.znet.org. Türkçesi: Sibel Özbudun.

 

Posted in Kolombiya, Makaleler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Bolivya’da Toprak İşgalcilerine Karşı Operasyonlar

Posted by lahy 02/09/2006

fotosphp.jpg
İşgalciler yerlerinden atıldı

Güvenlik güçleri, La Paz, Beni, Bulging, Santa Cruz ve Cochabamba’da da toprak işgalcilerini yerlerinden çıkardı.

La Paz: Evo Morales hükümeti ilan edilen “Tarım Devrimine” ülkenin değişik parçlarında bulunan işgal altındaki toprakları boşaltarak sürdürüyor.

Çarşamba ve Perşembe günleri polis ve askeri birlikleri ülkenin beş bölgesinde operasyonlar düzenledi. Beş bölgeden üçünde yapılan operasyonlar topraksız fakir halkı etkiledi.

500 polis ve 300 asker Cochabamba’da operasyonlar düzenleyerek San Simon Üniversitesine ait olan San Miguel Pampas’dan toprak işgalcilerini attı. Bu operasyon sırasında bazı olaylar yaşandı.

Bakan yardımcısı Rafael Puente, Cochabamba’da yapılan operasyon sırasında bir polis memurunun yaralandığını söyledi. Puente hükümetin yasadışı topral işgallerine izin vermeyeceğini vurguladı.

La Paz bölgesinde işgalciler Kasım ayından bu yana Padres Franciscanos de Copacabana’ya ait toprakları işgal ediyordu.

Santa Kruz’da Brezilya sınırına yakın bir bölgede iki Brezilyalı sanayicinin yasadışı yollardan ele geçirdikleri topraklara da el kondu.

 

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Evsizlere Karşı Operasyon Emrini Evo Morales Verdi.

Posted by lahy 21/08/2006

Ururo Belediye Başkanı Evsizler Hareketi üyesi toprak işgalçilerinin askerler tarafından tasfiyesinin Evo Morales tarafından emir edildiğini söyledi.

Ururo Belediye başkanı Alberto Aguilar, 9 Haziran’da evsiz topral işgalçilerine karşı düzenlenen ve Santiago Orocondo isimli evsiz polis memurunun ölmesi ile sonuçlanan askeri operasyon emrini Başkan Evo Morales’in verdiğini söyledi.

İki ay önce, Bakanlar Alicia Muñoz ve Walker San Miguel, operasyonun detaylarına girmeden askerlerin müdahale etmesinin nedeninin polisin operasyonu gerçekleştirecek güce sahip olmaması olduğunu söylemişti.

Bu konuda yapılan meclis araştırmasını yürüten senatör Carlos Börth, aldıkları ifadelere göre, Ururo belediyesinin iki yetkilisinin operasyon kararını belediye başkanının aldığını iddia ettiğini, diğer üç görevlinin ise kararı devlet bakanlarından Juan Ramon Quintana’nın aldığını söylediğini yazdı.

Ururo belediye başkanı daha önce bir basın toplantısı yaparak evsizlerin dinamit ve silah kullanarak polise saldırdığını iddia etmiş ve görev halinde değilken işgalcilerle birlikte olan maktul polis memurunun işgalciler tarafından vurlduğunu söylemişti, ancak yapılan otopsi sonucunda Santiago Orocondo Arevillca’nın askerler tarafından kullanılan bir silahtan çıkan mermi yarası sonucu öldüğü belirlendi.

Evsizler hareketi üyeleri askerler tarafından işgal ettikleri topraklardan atıldıktan sonra bir daha geri dönmediler.
Savcılar 11 Ağustos’dan beri operasyona katılan askerlerin isim listelerini bekliyor.

Bolivya’da Binlerce Topraksız Ve Evsiz Polis Saldırısına Uğradı Monday, June 12th, 2006

 

Posted in Bolivya, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

VENEZÜELA: En Büyük Tarım Malikanesine El Kondu

Posted by lahy 18/08/2006

Michael Fox, Caracas

6 Agustos’da Bolivar eyaletinde bulunan Venezüela Başkanı Hugo Chavez, ülkede ki en büyük latifundio (tarım işletmesi)’ne el konduğunu ve kendisinin Manuel Carlos Piar olarak adlandırdığı yeni bir ”sosyalist üretim birimi’nin” kurulduğunu açıkladı.

Chavez, bu açıklamayı, her hafta düzenlediği Alo Presidente, programında yakın bir zaman önce el konan, Venezüela’nın en büyük, 187.238 hektarlık La Vergarena latifundio’sından yaptı.

Venezüela İletişim Bakanlığı’nın bildirdiğine göre, La Vergarena Margarita adasından iki kat daha büyük ve sınırları içinde ” uzun bir zaman dikkatsiz bir şekilde ihmal edilen bir orman”, 6 campesino (köylü) toprak işgali ve çeşitli yerli halk toplulukları var.

Basın açıklamasına göre, Chavez Manuel Carlos Piar bu işletmenin ele geçirlmesinden sonra ” bölgenin üretimini çeşitlendirmek….ve bölgede bulunan ailelerin yaşam koşullarını, örgütler ve toplumun katılımı ile iyileştirmek amaçıyla” kurulduğunu söyledi.

Chavez, işletmeyi ” ekonomik, sosyal ve insanların gelişmesinin bir merkezi” haline dönüştürmek için bu “iddialı projeyi” açıkladı: “ Bu topraklara tam olarak yerli halk , tarım üretimi ve daha iyi bir yaşam yaşamak için gerekli olan herşey için el kondu.”

Program sırasında Chavez, hükümetin geniş toprak reformu programı altında hiç bir latifundio’nun “dokunulmaz” olmadığını söyledi. “ Devrim sürecek ve toprakları ele geçirmek için sürecek. Ergeç, Venezüela’da bir tek latifundio bile kalmayacak. Latifundio’ya hayır!” dedi.

Prensa Latina’nın bildirdiğine göre, 1950 Venezüela toprak sayımına göre hemen hemen 200,000 aile, 900,000 verimli hektara ve 5286 aile ise 18.6 milyon hektara ( büyük bir bölümü verimsiz.) sahip idi.

1998 sayımı toprak sahiipliğinin yapısının değişmediğini gösterdi, 376,868 köylü ailesi 1.6 milyon hektara sahip iken, 10,000 aile ise 18 milyon hektar’a sahip idi.

İktidara 1998 yılında gelen Venezüela başkanı, ulusal meclis üyesi Braulio Alvarez’e karşı geçenlerde girişilen suikast dahil köylü liderlerine karşı şiddeti kınadı. “ Katillerin şiddeti köylüleri etkilemeye devam ediyor”, “ Dokunulmazlık igrenç ve bu bizim etkili bir şekilde eyleme geçmemiz için bir nedendir” dedi.

Chavez, Adalat bakanlığı ve Venezüela istibharat Servisi (DISIP)’ini araştırma ve eyleme çağırarak “ Eğer kendsine görev verdiğim biri bu mücadeleyi hissetmiyorsa…istifa etmeli, ancak, biz onların hiç kimse sorumlu tutulmaksızın köylü liderlerini öldürmelerine izin veremeyiz” dedi.

Venezüela’da köylü liderlerinin öldürülmesi giderek büyüyen bir problem. 2001 yılında toprak reformu yürürlüğe gireli beri 150’den fazla Venezüelalı köylü lideri öldürüldü.

[<http://www.venezuelanalysis.com>.]

Green Left Weekly, 16 Agustos 2006.
Green Left Weekly home page.

 

Posted in Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi, Venezuela | Leave a Comment »

Bolivya’da Yeni Toprak Reformu

Posted by lahy 09/08/2006

Stefan Baskerville

wipala.jpg

Geniş yollara yayılmış eski ve demir parçaları görünen otobüslerin üstünde, diz çökmüş, oturmuş veya yüzüstü yatmış bir şekilde insanlar yolculuk yaptılar. Eski kamyonetler, otobüs, kamyon veya yürüyerek gelen insanların ellerinde bayraklar ve pankartlar vardı.

Bir çok rengin kare biçimde yerleştirildiği Wipala bayrağı omuzlardan sarkıyor, yukarılarda tutuluyor, çimlerle kaplı yoklun merkezindeki küçük ağaç dallarında asılı duruyordu. Wipala bayrağı, Bolivya’nın nüfüsunun 3’de 2’sini oluşturan yerli halkı temsil ediyor, onlar İspanyol sömürgecilerin gelmesinden önce yerleşik olan halkın soyundan geliyorlar. Yerli halk, Bolivya’nın sadece en çoğunluk kesimini oluşturmuyor ayrıca en fakir kesiminide oluşturuyor. Yerli halkın liderlerinden bir tanesinin söylediği gibi onlar çok sık olarak ”’peons” ya da serfler olarak büyük çiftlik sahipleri, ”latifundistas” için çalışmak zorundalar. Bu durum son 500 yıldır böyle devam ediyor.

3 Haziran 2006’da, binlerce yerli köylü ve tarım işçileri bir doğu Bolivya şehri olan Santa Cruz’da küçük bir platform etrafında toplanmaya başladılar. Yerli halktan üç grubun temsilcileri toprak reformu çerçevesinde verilen yeni tapularını Başkan Evo Morales’ten teslim aldılar, Evo Morales’in kendisi de yerli ve eski koka üreticilerinden, şimdi de Bolivya’nın ilk yerli Devlet Başkanı. Toprak reformu çerçevesinde Beni, Cochabamba, La Paz, Oruro, Santa Cruz ve Tarijadan gelen grublara toplam 60 set tapu dağıtımı yapıldı. Verilen tapu belgeleri 7.5 milyon akreden fazla ve çitcilere dağıtılan 103 akre kadar küçük ve yerli topraklar olarak belirlenen 1.1 million akre kadar büyük toprakları kapsıyor.

Yerli köylülerin çok büyük çoğunluğu genelde çok fakirler ve fakirliklerini giydikleri çok eski terlik, elbiseler ve yıpranmış ellerinde ve yüzlerinde okumak mümkün. Bir eliyle Evo Morales’in parti bayrağını taşıyan Leon Jeremi Debasces ‘Toprak bizim hakkımız. Atalarımız bu topraklarda yaşadı, biz bu topraklarda yaşıyoruz. Bizim yaşamımız bu topraklarda çalışmak, ailemiz ve yaşadığımız şehir için üretmek ile ilgili. Yaşayabilmek için çalışmak zorundayız.’ diyerek toprağın önemini belirtti.

Evo Morales tarafından verilen tapular aslında son 10 yıldır Ulusal Tarım Reformu Enstitüsü’nde(INRA) işleme konulmayı bekliyorlardı. Bu, Bolivya’da toprak reformunun kaplumbağa hızı ile ilerlediğini gösteriyor. Dağıtılan topraklar, dağıtılması gereken toprakların çok küçük bir kısmını temsil ediyor. Ama Santa Cruz’daki tapu dağıtımı önemli: yerli bir Başkanın verdiği sözleri yerine getirmesi ve kendi halkı için çalıştığını göstermesi açısından bir örnek teşkil ediyor.

1 Mayıs 2006’da Morales milyonlarca dönümlük işlenmiyen veya yasadışı bir şekilde ele geçirilen toprakları dağıtacağını ilan etti. Bolivya anayasasına göre işlenmeyen veya ekonomik geliri olmayan toprak devlete ait. Morales hükümeti 48 milyon dönümlük toprağı (ki Bolivya’nın toprakarının % 20’sini oluşturuyor) yeniden dağıtacak. Morales Santa Cruz’daki konuşmasında ‘toprak reformu’ yerine ‘toprak devrimi’ başlatıldığını belirti. 1996’da başlatılan ‘toprak reformu’ hiç bir işlev görmeden kağıt üzerinde kalmıştı. Toprak reformu ilkkez 1952 Bolivya devriminde sonra gündeme gelmişti. Devrim döneminde toprak reformu Batıdaki topraklarda kısmi olarak yapıldıysada, Doğudaki ve Bolivya’nın en verimli bölgelerinde, topraklar bir kaç zenginin elinde kalmıştı.

29 yaşındaki Jacinto Herrera Huanca 3 çocuğa sahip aile babası. Jacinto, Santa Cruz’daki topraksız ve fakir köylülüğün üye olduğu FSUTC-SC sendikasının temsilcisi. Jacinto, 200 bine yakın üyeleri olduğunu söylemesine rağmen kesin rakamlar belli değil çünkü yerli halkın çoğunluğu kimliklere ve doğum belgelerine sahip değiller. Jacinto: “Son 10 yıldır topraklarımıza sahip olabilmek için mücadele ettik. İnsanlar topraklarına sahip olmaktan mutlular. Şimdiye kadar hep sözler verildi ama hiç bir şey yapılmamıştı” dedi.

Bir kaç gün önce Santa Cruz’un bir iş merkezinde ki büyük bir depoda 800 kişi toplanmıştı. Birçoklarının ayaklarında parlayan deri ayakabılar, yakalarına iliştirilmiş güneş gözlükleri vardı. Hiç bir yerde mevcut ırk farklılığı ve servet eşitsizliği bu kadar net olarak görünemezdi. Garsonların bir çoğu esmer tenli idi, hepside papyon kravat takıp, kısa kollu önlükler içinde içecekler dağıtıyordu. Bu toplantı Bolivya’nın doğusunda yaşayan büyük toprak sahiplerinin ana federasyonu Camara Agropecuaria del Oriente (CAO) tarafından düzenlenmişti ve Morales’in planlarına karşı muhalefeti planliyordu. Katılimcilarin hemen hemen tümü Avrupa kökenli beyaz ve zengin zümrenin üyeleriydiler. Sahnenin üzerinde asılan bir pankartta ‘Üretim Biçimimizi Koruyalım’ yazıyordu, bu da ucuz iş gücüne, yoksulluğa ve bazı zamanlar neredeyse feodal serfliğe dayanan verimsiz bir modeldir., Bir çok konuşmacı ‘Savunma Komitelerin kurulması’ gerektiğini belirtti ve platforma çıkan bir konuşmacı “ Paramilitari’nin bir askeri gibi buradayım, topraklarım için savaşacağım Hoşgeldin Bolivya’yı Savunma Komitesi” dedi. Aynı çağrılar, CAO Başkanı Jose Cespedes tarafından bir kaç gün sonra yeniden dile getirildi.

Büyük toprak sahipleri haksızlığa uğramış masumlar gibi konuşuyor ancak yerli halkın sefaletinden ve yoksulluğundan yararlanarak çok büyük kazançlar elde ettiler. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı istatistiklerine göre, 2 milyon’dan biraz fazla yoksul köylü 12 milyon dönümlük toprağa sahipken, sayıları 100’den az aile ise 60 miyon dönümlük toprağa sahip. Bu büyük toprak sahipleri içerisinde eski bakanlar, yabancılar, generaller ve birçoklarının serveti Bolivya’nın geçmiş hükümetleri ve özellikle de zalim diktatör Hugo Banzer’in yolsuzluklarından kaynaklanan etkili aileler var. Toprak ile ilgili en çok yolsuzluk 1970 ile 1980 arasında oldu, ancak, yasaların manipüle edilmesi 1990’lı yıllarda da devam etti.

Ortaya çıkan sonuç Santos Mumumi’nin ” Toprağın üzerinde çalışanlara değil de vergisini ödeyenlere ait olması için yasayi manipüle ettiler. Zenginlere yaradı” sözlerinde ifadesini buluyor. Santos, Cochabamba’da bir Hukuk öğrencisi ve Toprak ve Hukuk ile Toprak Reformu konusunda uzmanlaşıyor. Santos’un ailesinin La Paz eyaletin de küçük toprakları var ve Santos, Devlet başkanı gibi, küçükken bir çok kardeşini kaybetti; yetersiz beslenme ve salgın hastalıkların yaygın olduğu ailelerde bu her zaman rastlanan bir durumdur.

Diğer taraftan Jacinto Herrera Huanto “Bu yerli halk hükümetinden çok umudumuz var çünkü hükümet çok çalışmak ve çok yoksul olmanın ne demek olduğunu anlıyor. Temsil etiğimiz insanlar yaşamak için ne üretiyorlarsa onu satıyorlar, o da ancak ayakta kalmalarına yetiyor. Onlar patates, mısır, yulaf, domates ve havuç üretiyorlar. Peonlar olarak yaşıyorlar, çok çocukları var ve çok az kazanıyorlar. Zor bir yaşam. Her aile yaklaşık 1 ile 5 hektara toprağa sahip, yani yaklaşık iki kamyon prinç üretecek toprakları var ki o pirinçte, her yıl $400 ile 500 arası bir gelir getiriyor. Ama şimdi kendi toprakları var ve kira ödemek zorunda değiller ve kendi topraklarında hapis gibi yaşamak zorunda değiller.” diyor. Başka bir yerli lider ise “ Tapularin dağıtılmasından üç – dört gün sonrasında bile halkının kebaplar yaparak tapularını alışlarının kutladıklarını” söyledi. Onlar için bu yaşamın değiştiği bir zamandır, şimdi fiesta zamanıdır.

Bolivya’da ki toprak sorunu yıllarca ve belki de önümüzdeki onyıllarca çözümlenemeyecek. Bolivya’nın güçlü sosyal hareketleri tarafından itilen Evo ve MAS partisi’nin hükümeti doğru yönde ilerliyor. Toprak sahipliğinin dağılımı şu andaki mevcut haliyle kabul edilemez: bölücü, verimsiz ve adaletsiz, yüzyıllardır süre gelen yolsuzluk ve sömürüye dayanıyor. Ezilen ve toplumun en alt tabakasında yer alan insanlar örgütleniyorlar ve umutlarını yükseltiyorlar. Hukuk öğrencisi Santos “Ailemi mücadele içerisinde gördüm ve buda bana kavgaya katılmak için büyük bir cesaret verdi. Hükümetler kendi sınıfının insanları için çalıştılar ama köylüler buna karşı çok savaştı ve şimdi sonuçlarını görüyoruz.” Eğer herşey planlandığı gibi giderse, Bolivya halkı topraklarını geri alacak. Renklı Wipala bayrağı dalgalanmaya devam edecek.

Bu yazı Uluslararası İlişkiler Dergisi ‘Diplo’ dan alınmıştır.  Londra’da yaşayan  yazar Stefan Baskerville şu anda Latin Amerikada bulunuyor.

 

Posted in Bolivya, Makaleler, Topraksızlar Hareketi, Yerli Hareketleri | Leave a Comment »

Evo Morales, Toprak Reformu Programına Hız Verdiğini Açıkladı.

Posted by lahy 03/08/2006

Yerli halkın kutladığı büyük bir festivalin ilk gününde düzenlenen görkemli törende, Morales yoksul olan yerli halka toprak dağıtımı yapacağını, küçük ölçekli tarım işletmelerini sanayileştireceğini ve bir ‘tarım devrimi’ gerçekleştireceğini duyurdu.

Morales bu açıklamayı, bundan 53 yıl önce toprak reformunun ilk olarak başladığı Bolivya’nın Ukerena kentinde yaptı.

Bir toz bulutu eşliğinde, Cumhurbaşkanı Morales’i taşıyan Venezuela helikopteri, yaklaşık 20 bin destekçisinin arasına iniş yaptı.

Morales, ‘ikinci tarım devrimi’ olarak adlandırdığı değişiklikleri duyurmak için geldi buraya.“Bu devrim makinelerle yapılacak” demişti Morales. Bunun altını çizmek istercesine, cumhurbaşkanı, helikopterden inmesinin ardından bir traktöre bindi ve sahneye bu traktörün üzerinde geldi.

Bindiği traktör Çin yapımıydı. Ama dostu ve müttefiki Hugo Chavez de kendisine 50 adet gıcır gıcır traktör vermişti.

Sübvanse edilmiş bu traktörler, iki bini aşkın yeni arazi tapusu eşliğinde kalabalık içindeki kişilere dağıtıldı. Bu kişiler Morales’e desteğin belkemiğini oluşturan yoksul ve yerli kesimin üyeleri…

Evo Morales burada sadece iki milyon hektarlık devlet arazisini dağıtmayı başarabildi. Kullanılmadığını söylediği arazilerin dağıtımını kolaylaştırabilmek için yasaları değiştirmek istiyor.

Ancak toprak sahiplerinin sert muhalefetiyle karşılaşıyor.Bir grup, Morales’in bu adımlarını ‘Bolivya tarımına nükleer bomba’ olarak nitelendiriyor. Morales, burada yaptığı konuşmada, muhaliflerini eleştirdi.İstediği değişiklikleri gerçekleştiremediği takdirde, senatonun hiçbir işe yaramayacağını söyledi.

Sözkonusu değişiklikleri cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ya da anayasada değişikliğe giderek de yapabileceğini ifade etti.

Ama bunlar zaman alacak. Kalabalıklar ise toprak sahibi olmak için sabırsızlanıyor.Buradaki bir adam bana, “Neden tek bir adamın 20 milyon hektar arazisi olsun ki? İnsanlar sadece işleyebilecekleri kadar toprağa sahip olmalı” diyordu.

Toprak sahipleri Morales’in destekçilerinin kendi arazilerine el koyduklarını iddia ediyor.Bu yüzden kendilerini koruyacak adamlar kiraladıklarını söylüyorlar.

Öyle görünüyor ki, burada tarım devriminin henüz en kolay günleri yaşanıyor. Kaynak: Damian Kahya-BBC

Posted in Bolivya, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Bolivya Toprak Reformunu Başlatıyor

Posted by lahy 01/08/2006

Bolivya başkanı Evo Morales çarşamba günü yapacağı açıklamayla toprak reformunu resmi olarak başlatacak. Toprak reformuna en çok karşı çıkanlar ise şu anda muhalefete olan çoğunlu beyaz Bolivya’lı oligarşi kesim.

Toprak reformu yerli halkın taleplerinden bir tanesi ve Evo Morales hükümetininde seçim vaadleri arasında bulunuyor. Yerli halk, toprak reformu yapılmasını Şubat 2006’den beri Evo Morales’ten bekliyorlardı. Evo Morales 2 Ağustos 2006’da toprak reformunu Cochabamba eyaletinin Ucurena şehrinde resmi olarak açıklayacak.

Resmi açıklama töreninde, Morales 700 toprak tapusunu yerli çiftçilere teslim edecek. Ayrıca Morales imzalayacağı yasaylada 4.5 milyon hektarlık toprağın dağıtılmasını resmileştirecek. Gelecek 5 yıl içerisinde ise Bolivyanın 52% tarıma açılabilir olan 50 milyon hektarlık toprak dağıtılacak.

Bolivya’daki toprak eşitsizliğindeki en büyük yer zengin ve oligarşinin hakim olduğu Santa Cruz şehri. Santa Cruz şehrinde 10 milyon hektarlık toprak iki vaya üç düzine zengin aileye ait.

Bolivya’da Binlerce Topraksız Ve Evsiz Polis Saldırısına Uğradı

MST (Topraksızlar Hareketi) Lideri Silvestre Seizari İle Söyleşi 

Topraksızlara Toprak Verilen Bir Bolivya İçin  Shauna- SF Indy Media

Morales, Toprak Reformunu Tapu Dağıtımlarını İle Başlattı Sunday, June 4th, 2006

Morales: 5 yıl İçinde 40 yıl İçinde Dağıtılan Toprakların 4 Katı Dağıtılacak Thursday, June 1st, 2006

Bolivya’da Toprak Reformu Yürürlüğe Giriyor Wednesday, May 17th, 2006

 

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Topraksızlar Hareketi | Leave a Comment »

Venezüella’da Tarım Reformu Söz ve Kurşunlar Düellosuna Kayıyor

Posted by lahy 24/07/2006

abnbraulioalvarez.jpg

Venezuela hükümeti, köylü liderlerinden Braulio Alvarez’e yönelik suikast girişimine sert tepki verdi.

Cumartesi günü Yaracuy kentinde arabasında seyahet ederkenyken kurşun yağmuruna tutulan Movimento Quinta Republica’nın Yaracuy milletvekili Alvarez hafif yaralandı.

Alvarez güvenlik güçlerince 1960’larda ve 1970’lerde yapılan bir dizi katliamı araştıran özel bir meclis komitesinin de başkanlığını yürütüyor. Söz konusu katliamlardan biri de Yaracuy’da gerçekleştirien Yumare katliamıdır.

Arjantin’de bulunan Venezuela Enformasyon ve İletişim Bakanı Willian Lara saldırıyı kınayarak, bunun Alvarez’e yönelik ikinci suikast girişimi olduğunu ifade etti ve “Bu, sosyal liderleri, özellikle tarım liderlerini ortadan kaldırmak için katil kiralayan dahili unsurların stratejilerinden biridir” dedi.

Girişimin hiçbir şekilde hükümetin tarım reformunu uygulamaktaki kararlılığını azaltmayacağı belirtilirken, Başkan Yardımcısı Jose Vicente Rangel, Alvarez’e yönelik saldırının, hükümetin Toprak Yasası’nı uygulamasını engellemeye yönelik kampanyanın bir parçası olduğunu söyledi.

Rangel ayrıca “Bugüne kadar 150 toprak lideri ve sosyal lider suikasta uğradı. Bu, kırsal kesimlerde güçlülerin çıkarlarını temsil eden kişilerin bir girişimidir” dedi.

Ezequiel Zamora Ulusal Köylü Cephesi (FNCEZ) üyeleri geçen çarşamba günü Apure’de aynı aileden 6 köylünün öldürüldüğüne dikkat çekti. Köylülerin bir asker tarafından kurşunlanarak öldürldüğü sonrada cesetlerinin ateşe verildiği iddia ediliyor.

Grup bu ölümlerin Caracas’ın politik dünyasında politik ve iş liderlerine yapılan suikastlardan daha az dikkat çektiğini ifade etti.

Diğer yandan Ulusal Çiftlik Sahipleri Federasyonu (FEDEAGRO) Başkanı Genaro Mendez, Tarım ve Toprak Bakanlığı ile Adalet ve İç İşleri Bakanlığı’ndan kendilerine yönelik ithamlarını kanıtlamalarını istedi. Mendez, bakanlıkları kastederek “Daha önce de kanıtlara dayanmadan suçlama yöneltmişlerdi” dedi.

Tarım Bakanı Elias Jaua Ulusal Toprak Enstitüsü (INTI) Başkanı Juan Carlos Loyo’ya, Alvarez suikastına cevap olarak, toprak reformundaki eksiklikleri tamamlaması yönünde talimat verdi. Jaua, “Bu, devletin şantajcılara karşı yasal ve devrimci bir yanıtıdır. Bütün terör girişimleri daha fazla devrimle yanıtlanacaktır” dedi.

Kaynak:http://www.vheadline.com

 

Posted in Topraksızlar Hareketi, Venezuela | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: