latin amerikan haber yorum

Posts Tagged ‘bolivarcı devrim’

Sosyalist ve Bolivarcı devrimde yasanın rolü

Posted by lahy 13/06/2011

FERNANDO VEGA*

1999’dan beri Venezuela’da önemli yasal değişiklikler yapıldı. O yıl Ulusal Anayasa Meclisi’nde hazırlanan anayasa halk oylamasına sunuldu ve bunun kabul edilmesiyle ülkenin adı, Simon Bolivar’ı onurlandırmak için Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

Anayasanın odağındaki haklar, yaşama ve ifade hakları, özel mülkiyet, seyahat özgürlüğü, savunma hakkı gibi geleneksel hakların ötesindeydi; insanların onurlu bireysel haklarını gerçek evrenselliğiyle yaşayabilmeleri için sağlık hakkı, ücretsiz eğitim ve barınma hakkı güvence altına alınmıştı. Bunlar ikinci nesil haklar veya toplumsal haklar olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu anayasa bunların da ötesine geçerek üçüncü nesil hakları (örneğin çevresel ve kültürel haklar) da içermektedir.

Bolivarcı anayasamızdaki değişimler, halkın çoğunun faydasına olacak toplumsal girişimlere vurgu yapmakta ve onlara bireysel girişimlerden daha fazla öncelik vermektedir.

Bu iddianın dogmatik kanıtı anayasanın 1. ve 2. maddelerinde açıkça gözükmektedir. Birinci madde Simon Bolivar’ın doktrinine yeniden can verirken ikinci madde, ülkeyi yönetenleri ve yurttaşları sınırlandırmamak için ‘Hukuk Devleti’ değil, ‘Demokratik ve Toplumsal Hukuk ve Adalet Devleti’ terimini kullanmaktadır. Bu büyük bir değişim demektir, böylece Venezuela liberal-demokrat devleti geride bırakıp demokratik ve sosyal bir devlet olmuştur.

Şimdi, anayasanın dayanışmayı, toplumsal ve kolektif meseleleri nasıl bireyciliğin, bencilliğin ve aç gözlülüğün üzerinde tuttuğunu anlatmak için bazı anayasa maddelerine bakalım, bu algının nasıl yansıtıldığını görelim.

ÖZEL TEŞEBBÜS, ADİL PAYLAŞIM
112. madde özel girişimciliğe olanak veriyor, ancak bunu hemen devletin adil gelir paylaşımı garantisi vermesi ve planlama, teşkilatlandırma ve ekonomik düzenlemeler yapması yükümlülüğü ile sınırlandırıyor.

114. madde yasadığı ekonomi, spekülasyon, istifçilik, tefecilik, kartel oluşturma ve benzeri faaliyetleri yasaklıyor ve ciddi yaptırımlar öngörüyor.

118. madde “devlet, birikim fonları, mikro-şirketler, toplumsal birlikler ve benzeri örgütlülük yapıları da dahil olmak üzere hangi türden olursa olsun dayanışma örgütleri, kurumları ve kooperatiflerini, halkçı ekonomiyi iyileştirmek amacıyla destekleyecektir” diyor.

FARKLI BİR ÂDEMİ MERKEZİYETÇİLİK
158. madde, âdemi merkeziyetçiliği ve özerk yönetimi ‘nüfus ve güç arasında bir yaklaşımı destekleyen ve demokrasiyi derinleştiren ulusal bir politika’ olarak tanımlıyor ve devlet garantileri vererek demokrasinin işlemesi için uygun ortamı yaratıyor. Böylesine bir konsept, liberal demokrasi ile burjuva özerk yönetimi ve ademi merkeziyetçilikten çok farklıdır. Liberal demokrasiye göre âdemi merkeziyetçilik ve özerk yönetim, sadece merkezi yönetimin bazı yetkilerini yerel yönetimlere bırakmasıdır.

173. ve 184. maddeler doğrudan, eyaletlerde finansal kaynakları mahallelere ve ortak ihtiyaçlara göre dağıtacak, belediye hizmetlerini topluluklara ve mahallelere yönlendirecek yapıların kurulmasından bahsediyor. Bu kendilerini otomatik olarak yöneten yeni bir yapılanma getiriyor. Halkın topluluk konseylerinde ve komünlerde güçlü bir söz sahibi olmasının temeli de budur.

300. madde, yatırım yapılan kaynakların ekonomik ve toplumsal üretkenliği arttırmak için sosyal ve girişimci aktiviteleri yürüten bir organizmalar devleti yaratmaktadır.

GERÇEK TOPRAK REFORMU
307. madde çok büyük toprak sahipliğinin toplumsal faydaya karşı olduğunu ilan eder ve tarıma uygun olup da kullanılmayan bütün toprakların tarıma açılmasını emreder. Dahası, toprağın o bölgede yaşayan halka aktarılmasını öngörür. Kısaca, derin bir toprak reformu sağlar.

308. madde “devlet, temeli toplumsal girişimcilik olan ülke ekonomisini güçlendirmek için, çalışma, tasarruf ve tüketim amacıyla, küçük ve orta büyüklükteki imalatçıları, kooperatifleri, birikim fonlarını, aile şirketlerini, mikro-şirketleri ve diğer tüm toplumsal kurumları korumak ve desteklemek zorundadır” demektedir.

Dahası, Venezuela Devleti dengeyi sağlamak için 2 değerli enstrümana güvenmektedir. 318. maddeye göre Merkez Bankası devletin genel ekonomi politikasıyla uyumlu bir şekilde hareket etmelidir. Ayrıca, devlet kamu faydası ya da toplum çıkarları amacıyla kamulaştırma yapabilir.

KAPİTALİZMİN KALBİNE SALDIRAN ANAYASA
Bu temel norm,1961’de hazırlanan liberal demokrat anayasa gibi bir anayasaya değil, üretim araçlarını toplumsallaştırdığı ve toplumsal, endüstriyel, ticari ve zirai olarak ortak mülkiyeti sağladığı için kapitalist üretim sisteminin tam kalbine saldıran bir anayasaya sahip olduğumuzu gösterir. Dahası, özel mülkiyet yerine toplumsal mülkiyet altında olduğunda daha fazla kâr ve toplumsal fayda sağlayacak olan toprakların ve fabrikaların kurtarılmasını sağlamaktadır.

Eğer kapitalist üretim sistemi, doğru koşullar ve doğru zamanda sadece sosyalist üretim sistemi ile değiştirilebilecekse ve Venezuela’da gıda, inşaat, petrol, madencilik, temel endüstriler, tarım üretimi ve hayvancılık sektörlerinde, anayasa ve diğer yasalardan güç alarak kapitalist üretim sistemine meydan okuyan bir değişim süreci varsa, o zaman Venezuela’da sosyalizmin kapitalizmin yerini almakta olduğunu söyleyebiliriz.

Bu siyasal bir söylem değil gerçeklik. Gerekli nesnel ve öznel koşulların, kaynağını toplumdan alan ve toplumun benimsediği değişimlerin başlamasına olanak verdiği tarihi bir zamandayız. Bu yüzden toplum, davranışlarını buna uyarlamak, yeni adetler geliştirmek, eski gelenekleri kaldırmak ve hatta her gün neredeyse her şeye sahip olan insanlarla hiçbir şeye sahip olmayan insanlar arasında bir savaşın yaşandığı, bencillik ve bireysellik tarafından baltalanan bir toplumda sürekli bir varoluş savaşıyla temsil edilen zor çalışma koşulları nedeniyle unuttuğumuz toplumsal alışkanlıkları yeniden hatırlamak zorundadır.

SOSYALİZMİ DESTEKLEYEN YARGI
Bütün bunlara göre eğer Venezuela Devleti planlı ve kararlı bir şekilde toplumu Bolivarcı ve demokratik sosyalizme yönlendirmek istiyorsa, bu artık bir devlet politikamız olduğu ve anayasanın erkler arasındaki işbirliğini düzenleyen 138. maddeye göre yargı erkinin de yasalar çerçevesinde bu sürece katkıya bulunması gerektiği anlamına gelmektedir.

Anayasa ve yasalara uygun bir sosyalist politikanın geliştirilmesi için yargı erkinin işbirliği yapması, hâkimlerin, savcıların, polislerin ve bütün personelin profesyonel davranışları sayesinde gerçekleşecektir.

Liberal anayasaların kontrolü altındayken, ülkedeki bütün mahkemeler liberal-demokratik yapıları korumak için kendi halkıyla savaşmaya adanmıştı. Şimdi ise, cumhuriyetin bütün mahkemeleri, Bolivarcı ve sosyalist demokrasinin kurulmasına engel olan bütün davranışları ağır şekilde cezalandırmalıdır.

Hâkimler, yasaların sonsuz bir adalet konsepti içeren varlıklar olmadığını her zaman hatırlamalıdır. Yasaları, doğal hukuk kuramına göre algıladığımız açıktır. Soyut bir kavram olmaktan öte, adalet (aşk gibi) bir duyguymuş gibi gözüküyor. Açıkça, adalet olup olmadığını fark etmemizi sağlayan içkin duygular vardır, özellikle de ortada bir adaletsizlik varsa. Çünkü adalet hissi, insanın ilk minnet duyduğu şeylerdendir. Ernesto Guevara de La Serna, yani ‘Che’, aynı soyadı taşıdığı için akraba olup olmadıklarını soran birine verdiği cevapta bunu gayet açık bir şekilde anlatmıştır: “Aynı aileden olup olmadığımızı bilmiyorum, ancak dünyada bir adaletsizlik işlendiği zaman bu adaletsizlikten dolayı öfkeden titriyorsan yoldaşız demektir”.

Dün adil olan yasa bugün adil olmayabilir, çünkü içinde yaşadığımız koşullar ve içinde yaşadığımız toplum sürekli olarak değişiyor. Yasama ve yargı tarafından yürütülen yasalarımız canlıdır ve ilerlemektedir.

Öte yandan, yasaların hukuki pozitivizmin iddia ettiği gibi üretildikten sonra mükemmel bir yaratılışla adalet bahşeden yapılar olmadığını da söylemeliyiz. Her durumun karakteristiği kendine özgü olduğu için, bir olayı değerlendirirken yazılı kurallar temelde olsa bile hâkimler olayın tamamını değerlendirmeye almak ve davayı aydınlatmak için olayın gerçekleştiği ortamı da dikkate almalıdır. Hukuk ile gerçeklik arasındaki bağ böylece daha kuvvetli olacaktır.

HUKUK VE TOPLUMSAL GERÇEKLER
Bu yüzden hâkimler yasalar ve içtihatları bildikleri kadar toplumsal gerçeklikleri de bilmek zorundadır. Uyuşturucu trafiği, terörizm, yolsuzluk veya yıkıcılık gibi konulardaki davalarda, toplumsal gerçeklikleri göz önüne almadan karar vermek affedilemez.

Önceki anayasa ile karşılaştırdığımızda çok ilerledik. O dönemlerde yargı erki, hukuk mafyaları ve aşiretlerin sızdığı, bozulmuş bir yapıydı. Bu, dürüst ve kendini işine adamış hâkimler olmadığı anlamına gelmiyor, ancak onlar sayıca çok azdı. Ülkedeki bazı uluslararası avukatlık ve hukuki danışmanlık firmaları, her seviyeden hâkimleri ve savcıları kontrolü altına almıştı.

Yani hiç şüphe olmasın ki çok ilerledik. Yine de yargı erkinin önünde, hem yazılı yasalara göre, hem de demokratik ve güvenilir fikirlere ve muğlâk olmayan ahlak anlayışına göre adalet dağıtma görevini verimli bir şekilde yerine getirebileceği iç gelişime ulaşmak için yapması gereken çok sayıda yapılmamış görev vardır. Kendimizi bu göre hevesle ve fedakârlıkla adamalıyız. Hukuk bilgimizi sürekli olarak arttıran Hukuki Yenilenme Kursları için gerekli olan her imkânı temin ederek hâkimlerin evrensel, demokratik, açık ve şeffaf bir hukuk yönetimine doğru ilerlemesini sağlayacak bilgi işleme tekniklerini benimsemeliyiz. Hukuki personel için, sürekli olarak Bolivarcı ve sosyalist etik atölyeleri sağlamanın vazgeçilemez olduğunu düşünmekteyiz. Bunlar hâkimlik gibi onurlu bir mesleğe sahip olan bizlerin, hukuk sistemi içerisindeki konumumuzdan bağımsız olarak, üzerinde düşünmemiz gereken konulardan bazılarıdır.

*Bu yazı, Yargıtay Hâkimi Fernando Vega’nın, 2011 Adli Yılı Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmanın metnidir.

ZNET’TEN ÇEVİREN: ONUR EREM=Birgun

Reklamlar

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

On iki yıllık Bolivarcı Devrim üzerine bir değerlendirme -Gregory Wilpert

Posted by lahy 12/06/2011

Chavez’in 2 Şubat 1999’da Venezüella başbakanı olarak yemin etmesinin ardından, 12 yıl sonra uluslararası ana akım medyaya bakan biri kolaylıkla Venezüella’nın bir sosyalist devlet diktatörlüğü olma yolunda, dönüşü olmayan bir noktaya geldiği izlenimine kapılabilir. Zayıf ekonomi, başbakanlık hegemonyası, suç ve yozlaşma, şirketlerin keyfi kamulaştırılması ve özel medya ile muhalefet liderlerine yapılan baskı hakkında çok şey yazılıp çizildi. Eğer tüm bunlar doğruysa o zaman Başbakan Chavez neden seçimlerde Venezüella içinde böylesi büyük bir destek buluyor? Doğrudur, yakın dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarındaki başarı Chavez için görece sınırlı olmuştur, ancak o ve destekçileri ülke nüfusunun yaklaşık yarısının desteğini almaya devam etmektedir.[1] Daha da önemlisi düzenli yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Venezüellalılar bölgedeki diğer ülkelerin çoğunun siyaset ve ekonomilerine nazaran kendi ülkelerinin siyasal sisteminin daha demokratik olduğunu ve ekonomilerinin daha iyi durumda olduğunu düşünmektedir. Kamuoyu yoklamaları ve seçim sonuçlarının sahte olabileceği yönündeki teorik varsayımı bir kenara bırakırsak, Chavez ve hükümeti Venezüella böylesi bir suç, baskı ve kötü ekonomi kâbusundayken nasıl olup da böylesi büyük bir destek almaya devam etmektedir?

Venezüella’nın başarısız bir sol deneyim olmaktan son derece uzak olduğunu iddia ediyorum. Dahası tam tersi bir durumun geçerli olduğuna dair elimizde oldukça sağlam kanıtlar var. Venezüella 12 senelik Chavez hükümeti sırasında daha eşitlikçi, kapsayıcı ve katılımcı bir toplum yaratma yolunda önemli gelişmeler göstermiştir. Bu gelişmeler hükümetin devam eden popülaritesini de açıklamaktadır. Aynı zamanda, Chavez’in başkanlığı boyunca varlığını sürdürmüş ya da yeni yeni ortaya çıkmış bazı eksiklikler olduğunu da kabul etmek gerekir. Tüm bunlar Chavez hükümetinin 2006’da yeniden seçilerek (aynı yılın Aralık ayında tüm oyların %62,8’ini kazanarak) popülaritesinin tavan yapmasını ve zamanla azalmasını da açıklamaya yardımcı olacaktır.

12 yıllık hükümet deneyiminin ardından görece yüksek oranlı bu desteği açıklamak için Chavez hükümetinin yönetim şekli, ekonomik, toplumsal ve uluslararası ilişkiler alanında yaptığı en önemli bazı ilerlemeleri sunacağım. Daha sonra en önemli eksikliklerin neler olduğuna ve bu eksikliklerin sürmesinde hangi etkenlerin ya da engellerin belirleyici olduğuna bakacağım. Bu hiçbir şekilde geniş bir liste olmayacak, daha çok benim önemli gördüğüm gelişmeler, eksiklikler ve engellerden oluşan bir özetten ibaret olacaktır.

GELİŞMELER

Siyaset Alanı

Venezüella’da son 12 yılda meydana gelen siyasal değişikliklerin çoğu, daha önce siyaset dışı kalmış toplumsal kesimlerin siyasete katılım oranında büyük artışa sebep olmuştur. Bu durum geniş çeşitliliğe sahip bir alanda meydana gelmiştir. Örneğin oy vermek için kayıtlı seçmen nüfusu 1998’de yüzde 79’dan 2010’da yüzde 92’ye yükselmiştir. Aynı şekilde başkanlık seçimlerine katılan seçmen sayısı 1998’de yüzde 65,5 iken 2006’da yüzde 74,6’ya yükselmiştir. Yüksek katılım oranı ile kayıtlı seçmen sayısındaki artış bir araya geldiğinde seçmen nüfusun katılım oranı 1998 ve 2006 yılları arasında yüzde 51’den yüzde 69’a yükselmiş demektedir.[2] Venezüellaların büyük bölümü yoksul kesimden geldiği ve daha önce oy kullanmama eğiliminde olduğu için yeni seçmenlerin çoğu yoksul bir arkaplana sahiptir. Bu rakamları yakın dönemin en yüksek katılımıyla 2008’de seçmen kitlesinin sadece yüzde 57,4’ünün oy verdiği Birleşik Devletler ile kıyaslayın.[3]

Venezüella’nın demokratik sicilini olumlu yönde destekleyen bir diğer olgu, Chavez döneminde geçen yeni 1999 anayasası sonucunda elektronik ve kâğıt, çift yönlü oy pusulalarıyla Venezüella’nın dünyanın en güvenli seçim sistemlerinden birini inşa etmiş olmasıdır. Seçim sistemi dünyanın her yerinden gelen gözlemciler tarafından takdir edilmiştir.

Daha önce nüfusun dışlanmış kesimlerinin yönetime dâhil edilmesi bakımından ele alındığında bölgedeki nüfusa 1999 anayasası ile kendi dillerine, kültürlerine ve topraklarına sahip olma gibi yeni haklar tanınmıştır. Aynı zamanda bu kesimler bugün Ulusal Meclis’te güvence altına alınmış üç temsilciye sahiptir.

1999 anayasasında kadın haklarına da geniş yer ayrılmış ve ev işlerinin emeklilik gelirini hesaplamada gelir getirici iş kapsamına alınması kararlaştırılmıştır (ne var ki bugüne kadar yürürlüğe konmamıştır). Dahası borçlanma, toprak reformu ve kamu eğitimi ile yoksulluğu azaltma gibi toplumsal programlara erişimde kadınlar ve yerli halklara pozitif ayrımcılık olanakları sunulmaktadır.

Sadece daha fazla Venezüellalının siyasal sürece katılımının yanında, aynı zamanda katılım için daha öncekinden daha fazla olanağa sahipler. Katılım için var olan bu olanaklar, seçilmiş bir temsilciyi görevden almak, kanunları onaylamak ve iptal etmek için vatandaşların referandum başlatma hakkı gibi pek çok biçimde kendini göstermektedir.

Belki de katılımın en yeni ve önemli biçimi toplumun yurttaşlar konseyi aracılığıyla kendi kendine örgütlenmesidir. Bunun neticesinde 2006’dan bu yana 30 binden fazla komünal konsey ve komün adıyla bilinen toplum konseylerinden oluşan çok sayıda küme meydana gelmiştir. Komünal konseyler 150-400 ailenin bir araya gelmesi ve çok çeşitli toplumsal gelişim projelerinden biri üzerinde çalışmaya karar vermesiyle oluşturuluyor. Bu projelere hükümet önemli miktarda fon sağlıyor.

Sivil toplum katılımcılığının bir diğer biçimi üyelerin yönetimin birbirinden bağımsız üç birimine (yargı, adli takip ve seçim) aday gösterilmesinde gerçekleşiyor.

Medyaya gelince, bugün Venezüella halkı ülke çapında yüzlerce yeni ve bağımsız halk radyosu ile televizyon istasyonunun yaratılmasına iştirak ediyor. Önceki hükümetler halk medyasına aman vermezken bugün devlet kurumları onlara sadece finansal destek vermekle kalmayıp eğitim ve ekipman konusunda da yoğun destek veriyor.

Latin Amerika’daki demokrasileri karşılaştırmak için Latinobarometro’nun her sene yaptığı kamuoyu araştırmalarına göre daha fazla kapsama ve katılım Venezüella’nın demokratik siyasal sisteminin daha fazla onay görmesiyle sonuçlanmış. Bunun anlamı Venezüellalıların Latin Amerika’daki diğer ülke vatandaşlarından daha fazla demokrasiye güvenmesi. Venezüellalıların yüzde 84’ü, “demokrasi diğer yönetim biçimlerine göre daha üstün bir yönetim biçimi,” derken bu oran Latin Amerika’nın tamamında ortalama yüzde 61.[4] Venezüellalıların yüzde 49’u kendi demokrasilerinden memnun olduğunu söylemekte. Bu sayı bölge ortalaması olan yüzde 44’ten 5 puan fazla ve 1998’deki orandan 14 puan fazladır.[5] Aynı şekilde Venezüellalılar diğer Latin Amerika ülke halklarına nazaran siyasete daha fazla ilgi göstermekte (bölge ortalaması yüzde 26 iken Venezüella’da yüzde 35).[6] Son olarak ana akım medyayı okuyan birinin tersine Venezüellalıların sadece yüzde 25’i başkanlarının kitle iletişim araçlarını kontrol ettiğini söylemekte. Bu rakam bölge ortalaması olan % 29’dan 4 puan daha düşük.[7]

Ekonomik Alan

Chavez hükümeti geçtiğimiz 12 senede Venezüella’nın siyasal sistemini demokratikleştirirken bir yandan da hem makroekonomik hem de mikroekonomik düzeyde de değişiklikler yaptı.

Makro-ekonomik düzeyde sonuç, ekonomi üzerinde artan devlet kontrolü ve Venezüella’daki neoliberalizmin yok edilmesi oldu. Chavez hükümeti önceki yarı-bağımsız ulusal petrol endüstrisi üzerinde yeniden devlet kontrolünü elde etti. Hükümet işçilere daha fazla hak ve ücret vererek petrol endüstrisinin özel alt-yüklenicilerini (taşeron şirketleri) kamulaştırdı ve onları devletin idaresindeki petrol şirketine bağladı. Hükümet aynı zamanda çok uluslu petrol şirketlerinin faaliyetlerini de kısmi olarak kamulaştırdı ve herhangi bir petrol üretim alanının en fazla yüzde 40’ını denetlemelerini garanti altına aldı. Bunun ardından, çok uluslu petrol şirketlerinin petrol üretimi için karlı imtiyazlar elde ettiği ‘hizmet sözleşmelerini’ iptal etti. Belki de en önemlisi, hükümetin üretilen petrol üzerindeki hakkını yüzde 1 gibi az bir rakamdan en az yüzde 33’e çıkarması oldu.

Petrol üretimi dışındaki alanlarda kilit endüstriler (daha önce özel olan) kamulaştırıldı: çelik üretimi (Sidor), telekomünikasyon (Cantv), elektrik dağıtımı (üretim zaten devletin elindeydi), çimento üretimi (Cemex), bankacılık (Banco de Venezuela) ve besin dağıtımı (Éxito).

Mikro-ekonomik düzeydeki demokratikleşme çabaları, işyeri şartlarını iyileştirme yönünde oldu. Hükümet düşük faiz oranları ve parasız eğitimlerle 100 binden fazla kooperatifin yaratılmasını destekledi. Bu Chavez öncesi döneme nazaran 100 katı bir yükselişe karşılık gelmektedir. Fabrikaların kapatıldığı yerlerde hükümet daha önce bu fabrikalarda çalışmış işçilerin bu yerleri devralmasına olanak sağladı. Bu yolla işçilerin yönetiminde onlarca fabrika yaratıldı.

İşyerlerinin demokratikleştirilmesi belki de en büyük etkisini tarım alanında gösterdi. Sadece toprak sahibi olarak değil, aynı zamanda eğitim, kredi, teknoloji ve pazara erişim olanaklarıyla toprak reformundan bir milyondan fazla Venezüellalı faydalandı.

Chavez hükümetinin uyguladığı ekonomik politikaların sonucu, yoksulluk oranının yüzde 50 azalması oldu. Rakam 1998 başında hane bazında yüzde 49 iken 2009 sonunda yüzde 24’e geriledi.[8] Aynı şekilde aşırı yoksulluk oranı da üçte bir azaldı. Rakam 1998’de hane bazında yüzde 21 iken 2009 sonunda yüzde 6 olmuştu.[9] Yoksulluktaki bu gerileme büyük ölçüde yoksullar yararına yapılan toplumsal politikalara atfedilirken, bir kısmı da işsizlik oranlarındaki çarpıcı düşüşe bağlanabilir. 1999 başında yüzde 14,5 olan işsizlik oranı yarı yarıya düşmüş ve 2010 sonunda yaklaşık yüzde 7 olmuştur. Neoliberal politikaları tatbik eden kimi ülkelerde de yoksulluk oranlarında benzer düşüşler görülmüştür, ancak bu genelde daha büyük bir eşitsizlik pahasına gerçekleşmiştir. Venezüella’da ise eşitsizlik ‘Gini katsayısına’ göre 1998’de 0,49 iken 2010’da 0,39’a düşmüştür.[10] Bu rakam Latin Amerika’daki en düşük orandır.

Tüm bunlar benzer ekonomilere sahip Latin Amerikalılara göre daha fazla sayıda Venezüellalının ekonomiden memnun olduğunu –iki senelik durgunluğa rağmen- (2009 ve 2010) göstermektedir. Yani ekonomiden memnun olduklarını söyleyen Latin Amerikalıların oranı ortalama yüzde 30’ken aynı oran Venezüellalılarda yüzde 38’dir.[11]

Toplumsal Alan

Geniş ölçekli katılım, hükümetin yoksulların ihtiyaçlarıyla daha yakından ilgilenmesi ve ülke refahının daha eşit paylaştırılması halkın yaşamında da çok çeşitli gelişmelere yol açmıştır. Toplumsal politikalar alanında bu gelişmeler, “misyonlar” adı verilen bir dizi yeni toplumsal proje aracılığıyla elde edilmiştir. Örneğin eğitim alanında hükümet üniversiteye gitme oranını üç kat artırmış, bu oran 1999’da bin kişide 28’e karşılık gelirken 2007’de bin kişide 78’e yükselmiş (1999’da 657 bin üniversite öğrencisinden 2007’de 2,1 milyon üniversite öğrencisine);[12] ilkokula devam oranı 1999’da yüzde 40,6 iken 2008’de yüzde 60,6’ya yüzde 50’lik bir yükseliş göstermiş;[13] ve gayrisafi milli hâsılada eğitime ayrılan pay 1999’da yüzde 4,87 iken 2008’de yüzde 6,34’e yükselerek yüzde 30 artmıştır.[14]

Sağlık alanındaki gelişmeler arasında şunlar sıralanabilir: Barrio Adentro Misyonu ile genel sağlık sigortası (çoğu mahallede halk doktorları); bebek ölümleri oranı 1999’da her bin doğumda 19 iken 2008’de her bin bebekte 13,9’a inmiştir; Venezüella’daki ortalama yaşam süresi 1,5 yıl artmış, 2000’de 72,4 sene iken 2009’da 73,9 olmuştur.[15]

Emeklilik ve sosyal güvenceye gelince, sigortalılık oranında ve emekliler için sosyal güvence getirisi seviyesinde istikrarlı bir artış olmuştur. Bunların sonucunda sosyal güvenceye ayrılan kaynaklar ikiye katlanmış, 1999’da gayrisafi milli hâsıladan ayrılan pay yüzde 2,28 iken 2008’de yüzde 4,75 olmuştur.[16] Sigortalı nüfus açısından bakıldığında oran 60 yaşından büyükler için 2000’de yüzde 20,3’den 2009’da yüzde 43,3’e yükselmiştir.[17]

Bu politikalar sonucunda Venezüellalılar genel refah açısından dikkat çekici bir seviyeye sahiptir. Latinobarometro’ya göre Venezüellalıların yüzde 84’ü hayatlarından memnun olduğunu söylemektedir. Oran Latin Amerika ülkeleri arasında ikinci ve Latin Amerika ortalaması olan yüzde 71’in oldukça üzerindedir.[18] Aynı şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Gelişim Programı’nın çok çeşitli toplumsal göstergeleri ölçmekte kullandığı İnsani Gelişim Endeksi (HDI), Venezüella’da 1998’de 0,78’den 2008’de 0,84’e artış göstermiştir (dünyada HDI tüm bu zaman boyunca hemen hemen hiç değişmemiştir).[19]

Uluslararası İlişkiler Alanı

Uluslararası ilişkiler açısından değerlendirildiğinde Chavez hükümetinin öne çıkan iki temel hedefi vardır. İlki bugünden farklı olarak, küresel politikaları belirleyen süper-güçlerin olmadığı ‘çok-kutuplu’ bir dünya yaratma isteğidir. Böyle bir çok-kutuplu dünya, ulusal ve bölgesel çıkarların daha iyi dengelenmesini sağlayacak ve uluslararası arenada daha doğru bir denge oturtacaktır. İkinci olarak Chavez hükümeti bölgede Latin Amerika ve Karayip entegrasyonu üzerine odaklanmıştır. Bölgesel entegrasyon sadece çok-kutuplu bir dünya yaratılması yönündeki çabaları desteklemekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki Üçüncü Dünya ülkelerinin birbirleriyle ya da Kuzey’deki ülkelere karşı tek tek rekabet etmeleri yerine güçlerini birleştirip entegre olurlarsa ekonomik ve siyasal gelişim için daha fazla şansa sahip olacaklarının tanınması üzerine şekillenmiştir. Chavez bu dış politika hedeflerini sıkı sıkıya anti-emperyalist bir çerçeve içine konumlandırmıştır. Bu çerçeve Afganistan ve Irak savaşları, ABD’nin Batı Şeria ve Gazze’de İsrail’e destek vermesi ya da Dünya Bankası ve IMF aracılığıyla neoliberalizmi yerleştirme çabaları gibi her dönemeçte ABD hegemonyasına meydan okumaya çalışmaktadır.

Bölgesel entegrasyon ve çok-kutuplu dünya yaratılması yönündeki hareketler pek çok cephede gelişme göstermiştir. Bunun bir örneği Güney Amerika’daki bütün ulusları yeni bir siyasal ve ekonomik proje altında bir araya getiren Güney Amerika Ulusları Birliği’nin (UNASUR) yaratılmasıdır. Birliğin, diğer pek çok şey arasında bir Güney Amerika para birimi yaratma hedefi vardır. Birlik, bütün Güney Amerika uluslarını birleştiren bir projeyken, Venezüella da onun en önemli kurucularından biri olmuştur.

Küba ile birlikte Venezüella farklı bir entegrasyon projesi daha uygulamaya koymuştur. Latin Amerika için Bolivarcı İttifak (ALBA) adını alan projeye dâhil ülkeler Venezüella, Küba, Bolivya, Ekvador, Nikaragua, Dominika, St. Vincent ve Grenadin, Antigua ve Barbuda’dır. Bu bölgesel ittifak serbest piyasa yerine dayanışma ve adil değiş-tokuşa dayalı yeni ticaret ilişkileri yaratmaktadır.

Benzer ama petrol sektörü ile sınırlı bir proje PetroCaribe’nin yaratılması olmuştur. PetroCaribre aracılığıyla Venezüella, Karayip ülkelerinin dünyadaki petrol fiyatlarının iniş çıkışlarından daha az zarar görmeleri ve çokuluslu petrol şirketlerine daha az bağımlı olmaları için bu ülkelere cömert finans oranlarıyla petrol ve teknik destek sağlamaktadır.

Chavez hükümeti aynı zamanda dayanışmaya dayalı insan-insana diplomasiyi ısrarla vurgulamış ve bunu Kübalı doktorların yardımıyla Amerikaların bütün ülkelerindeki (ABD dâhil) yoksullara ücretsiz göz operasyonları sağlayan bir program olan Mucize Misyonu aracılığıyla gerçekleştirmiştir. Bu insan-insana diplomasiyi destekleyen projelerden bir diğeri U.S. Heating Oil Program’dır (ABD Isınma Yakıtı Programı). Bu proje ABD’deki yoksul gruplara, özellikle ülkenin her yerindeki Amerikalı Yerli topluluklara, Venezüella’nın ABD merkezli petrol şirketi Citgo aracılığıyla çok düşük fiyata ısınma yakıtı sağlamaya yöneliktir.

Başkan Chavez’in kapitalizmi ortadan kaldırmaya ve Venezüella’da ‘21.yüzyılın sosyalizmini’ yaratmaya yönelik belirgin hedefine rağmen, Venezüella ağırlıklı olarak kapitalist bir ülke olmaya devam etse de, ülke kapitalizmin olumsuz etkilerini tersine çevirme ve giderme konularında dikkat çekici gelişmeler göstermiş, bunu gerçekleştirmek için geniş siyasal kapsama ve katılım, daha fazla toplumsal eşitlik ve ekonomik demokrasi ve ABD hegemonyasına karşı Güney-Güney işbirliği ve entegrasyonuna vurgu yapan bir dış politikayı benimsemiştir.

EKSİKLİKLER

Son 12 senede görülen reddedilemeyecek gelişmelere karşın Chavez hükümeti Venezüellalıların karşı karşıya olduğu bütün sorunlara eğilememiştir. Yeniden siyasal, ekonomik, toplumsal ve uluslararası alanlara baktığımızda en önemli eksiklikler şu şekilde sıralanabilir:

Siyasal

Çeşitli reform çabaları ve Başsavcılık Makamı, Sayıştay Makamı ve İnsan Hakları Denetçilik Makamı’nı içine alan hükümetten bağımsız bir kovuşturma kurulu oluşturulmasına rağmen Venezüella’da yargı sistemi politikleşmiş bir kurum olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu politikleşmiş yargı sistemi, muhalefet sözcüleri hakkında bazı şüpheli kovuşturmalar açılmasına sebep olmuştur. Venezüella’nın insan haklarını ihlal ettiği yönündeki suçlamalara yol açan da, yürütmeden bağımsız, ama yürütmenin Chavez yanlısı bakış açısının etkisi altındaki bu politikleşmiş yargı sistemidir. Muhalefet 2005’teki Ulusal Meclis seçimlerini boykot etmemiş olsa tamamıyla Chavez yanlısı Yüksek Mahkeme atamalarının önüne geçilebilirdi ve yargı içindeki Chavez yanlısı eğilimden bahsetmek mümkün olmazdı.

Siyasal alandaki bir diğer önemli eksiklik, kamu idaresinin aşırı bürokratikleşme eğiliminde olması ve son birkaç yılda daha da bürokratikleşerek işlevselliğini kaybetmesidir. Bu eksiklik alt düzeyde yolsuzluklara alan açmakta, resmi görevliler bürokratik sorunları çözmek için rüşvet talep etmektedir. Dahası bürokrasi, hükümetin katılımcı bir demokrasi yaratma çabalarını da zora sokmaktadır (demokrasi çabalarını daha da fazla).

Ekonomik

Bu alanda en önemli eksiklik oldukça yakın bir tarihte baş göstermiştir. Hükümet bölgedeki ülkelerin çoğunun aksine iki yıllık durgunluğun önüne geçecek bir denetim uygulayamamıştır. Bazı analistlere göre petrol fiyatlarındaki aşırı artış (2004-2008) süresince hükümet daha fazla gelir elde etse ve dünya krizi baş gösterdiğinde daha fazla açığa dayalı harcama yapsa Venezüella’da 2009’dan 2010’a kadar devam eden durgunluk döneminin önüne geçilebilirdi. [20] Hükümetin dalgalanma ile aynı yönlü ekonomik politikası sonucu Venezüella 2010 yılında durgunluk yaşayan az sayıda Latin Amerika ülkesinden biri oldu.

Ekonomide daha uzun süredir var olan eksiklik, hükümetin ekonomiyi farklılaştırma yönündeki pek çok çabasına karşın Venezüella’nın petrol ihracatına olan aşırı bağımlılığının devam etmesidir. Şu an için Venezüella’nın ihracat getirilerinin yüzde 90’ını petrol karşılamaktadır ve petrol sektörünün gayrı safi milli hasıladaki oranı Chavez’in başkanlık yaptığı dönemde de değişmemiştir. Hükümet petrol gelirlerini petrol dışı endüstri alanlarında üretim yapan yerli firmalara aktarsa da bu bağımlılığın ortadan kaldırılamamasının en önemli nedeni devasa petrol gelirlerinin yerel üretimin gelişimini engellemesi olmalıdır, çünkü genelde ithalat ürünleri daha ucuzdur (özellikle Venezüella’daki sabit döviz kuruyla).

Ekonomik alanda belki de en akıldışı eksiklik Venezüella’nın benzine verdiği devlet desteğidir. Venezüella dünyada benzine böylesine büyük bir destek veren tek ülkedir. Bu da ülkedeki benzinin hemen hemen bedava olmasına sebep olmakta ve başkent Caracas’taki atık, çevre kirliliği ve trafik sıkışıklığını artırmaktadır. Benzine verilen desteğin Venezüella devletine olan bedelini hesaplamak zordur, ama bazıları bunun senede 6-10 milyar dolar olduğunu tahmin etmekte. Venezüella’nın 2010 yılı bütçesinin 50 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde bu azımsanmayacak bir miktardır.

Son olarak, enflasyonu düşük tutmak için hükümet para birimine bağlı döviz kurunu sabitlemiş, bu sayede ithalat ürünlerini suni olarak ucuzlatmış ve enflasyonu olduğundan düşük tutmuştur. Ne var ki döviz kuru enflasyonla aynı seviyede olmadığı için (2010 için yüzde 27 ile dünyanın en yükseklerinden biri) para birimi aşırı değerlenmiştir. Bu durumda ithalat fiyatları yapay olarak ucuzlamış, petrol dışındaki ihracat ürünlerinin fiyatı artmış ve bu ürünlerin uluslararası pazarda satılması neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Toplumsal

Venezüellalıların çoğuna göre geçtiğimiz birkaç yılda suç oranında büyük artış görülmüş, suç Venezüellalılar için en önemli sorun haline gelmiştir. Örneğin Latinobarometro’nun verilerine göre Venezüellalıların yüzde 64’ü ülkenin en ciddi sorununun suç olduğunu söylemektedir. Suçu ülkelerinin en önemli sorunu olarak gören insanların nüfusa oranı bölgedeki en yüksek oran ve Latin Amerika yüzde 27 ortalamasından iki kat fazladır. [21] Tuhaftır ki Venezüella’da suç algısı son derece yüksek olsa da suç sayısı Latin Amerika ortalamasından düşüktür. Son 12 ayda kendisi ya da bir akrabası suç mağduru olan Venezüellalıların oranı sadece yüzde 26’dır. Bu rakam Latin Amerika ortalamasından 5 puan düşüktür. Vaka ile algı arasındaki en büyük uçurum Venezüella’da görülmektedir.[22]

Venezüella’nın toplumsal alanda belki de en önemli ikinci eksikliği süregiden konut açığıdır. Venezüella’da konut eksikliği son 12 senede 1 milyondan 2 milyona çıkarak iki katı artış göstermiştir. Chavez hükümeti bu açığı kapatmak için çimento endüstrisini kamulaştırıp ucuza PVC plastikten konut malzemeleri üretimiyle önemli bir kaynak aktarmış olsa da devlet konut sektörü kronik zaafları nedeniyle bu sorunu gidermekte yetersiz kalmıştır.

Uluslararası

Çok-kutuplu bir dünya yaratma ve ABD hegemonyasına karşı Güney-Güney işbirliğini destekleme çabasındaki Chavez hükümeti, dünya üzerindeki çok sayıda otoriter hükümetle aşırı yakın ilişkiler içine girmiştir. Venezüella’nın ulusal çıkarlarına hizmet ettiğinde bu yaklaşım kendi içinde akla uygundur. Ne var ki Chavez bu ülkelerle aşırı yakın ilişkiler kurma sürecinde pek çokları yanında İran, Belarus, Çin, Zimbabwe ve Suriye’nin otoriter yöneticilerini de meşru kabul etmiş ve onlara kişisel bir destek de vermiştir. Böylesi güçlü kişisel bağlar Chavez’in sadece insan hakları arenasındaki karnesini etkilemekle kalmaz, aynı zamanda bu ülkelerde ezilen halkların mücadelelerini de zorlaştırır.

Chavez hükümetinin başarıları, hem nitelik hem nicelik olarak eksikliklerinden daha dikkat çekici olsa da bugün Venezüella’da olanları tam olarak anlamak istiyorsak eksikliklerin farkında olmak son derece önemlidir. Bu eksikliklerin süregitme nedenlerinin analizi bu kavrayışı daha da derinleştirecektir.

Engeller/Sorunların devam etmesinin nedenleri

Bolivarcı hareket içinde iç eleştiriyi ve hükümet için yön değişimini çok zorlaştıran belli başlı dört engel görülmektedir. İlk engel paradoksal olarak, Bolivarcı Devrimin bu kadar başarılı olmasının da temel sebebi olan Başkan Chavez’in kendisidir. Yani Bolivarcı Devrim büyük ölçüde Chavez’in parçalanmış durumdaki solu birleştirme ve çoğunluğu yoksullardan oluşan demoralize ve haklardan yoksun bir nüfusu harekete geçirme yeteneği sayesinde gerçekleşmiştir.

Ne var ki Chavez’in müthiş liderlik kapasitesi aynı zamanda devrimin sürekli ilerlemesi için harekette ona müthiş bir bağımlılık da yaratmıştır. Sonrasında bu bağımlılık harekete destek verenler için devrimi eleştirmeyi zorlaştırmıştır, çünkü bütün eleştiriler devrimin dayandığı o tek birey üzerine olumsuz yönde yansımaktadır. Bu yüzden iç tartışmalar daha ilerlemeden kesilme eğilimindedir. Kısacası Bolivarcı Devrim, tek bir karizmatik lidere olan güçlü bağımlılığı nedeniyle oldukça kırılgandır. Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) kurulmasıyla bu zaafın yenilmesi beklenirken kurumsallaşmadaki yetersizlik ve partinin her hareketinde Chavez’e bağımlı olması nedeniyle şimdiye kadar bu gerçekleştirilememiştir.

İkincisi, son 12 senede Venezüella’da meydana gelen son derece keskin değişikliklere karşın, ülkenin himayeci (bazı Venezüellalılar ‘kabileci’ de diyor) siyasal kültüründe büyük bir değişiklik olmamasıdır. Böyle bir siyasal kültür içinde bir bireye olan bağlılık (Başbakan ya da alt-grup, ‘kabile’ ya da ‘klan’ gibi) siyasal ideal ve ilkelere olan bağlılıktan çok daha önemlidir. Birbirine bağlılık adına bir el diğerini aklarken böylesi bir himayeci siyasal kültür suiistimale açık bir zemin yaratmaktadır. Bu şartlar altında eleştiri sadece birliği tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda ihanet işareti olarak kabul edilir ve bunun sonu ilerleyememeye, hatta belli kişilerin görevlerini kaybetmesine gidebilir.

Üçüncüsü, birlik ve bağlılık taleplerinin Chavez’in oldukça hiyerarşik ve yukarıdan aşağıya işleyen askeri yönetim tarzıyla bir arada olmasıdır. Chavez’in Venezüella’da katılımcı bir toplum yaratma niyeti tekrar tekrar vurgulanırken, kendisine yakın çevrelerde ve bir bütün olarak kamu yönetiminde yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yönetim kültürü yerleşmiştir. Bu durum öyle ya da böyle katılımcı bir demokrasi yaratma çabalarıyla çelişir. Görünen o ki Chavez’in kendisi ve çevresindekiler bu yönetim tarzının hükümetin daha demokratik bir toplum yaratma hedefiyle bağdaşmadığını fark etmemektedir. Sonuç olarak komünal konseyler ve işçilerin yönetimindeki işyerleriyle güçlendirilen halk içindeki Chavez destekçileri kendilerini, talimatları Chavez’den alan bakanların verdiği talimatları uygulamaya koymaya çalışan devlet yetkilileri ile sert çatışmalar içinde bulmaktadır.

Dördüncüsü, PSUV parti programı dikkatlice ve detaylı hazırlanmış olsa da Bolivarcı Devrimin buradan sonra nereye yol almayı hedeflediğine dair hâlâ belirsizlik olmasıdır. Toplumu demokratikleştirmek için hükümet ne kadar ileri gidecektir? Etki petrol şirketi de dâhil kamu malı olan bütün girişimlere yayılacak mıdır? Peki ya özel girişimler? Kapitalist pazar konusunda hedef nedir? Merkezi devlet planlaması ya da demokratik planlama yoluyla pazarın üstesinden gelmek mi yoksa sosyalist pazar ekonomisi uygulamak mı?

Detaylı bir gelecek planının eksikliğinde olumlu bir yan da bulunmaktadır: Bu durum tartışma ve kolektif karar alma için alan açmaktadır. Ne var ki iç tartışma için koşullar sınırlı olduğunda -daha önce belirttiğimiz engellere bağlı olarak durum budur- çözülme ve oportünizm galip gelir ve hükümetin eksikliklerini iletmek mümkün olmaz.

Bolivarcı Devrim, Chavez cephesi dışında engellerle de karşı karşıyadır. Bu engeller arasında geçmişte hükümete karşı çıkmak için sık sık anayasaya aykırı araçlar kullanmış bir muhalefet, her fırsatta Chavez hükümetini baltalamak için bütün siyasal ve ekonomik gücünü kullanan bir süper güç –Birleşik Devletler- ve var olan ekonomik sistem içinde bir alternatif yaratmayı pratikte imkânsız hale getiren bir küresel kapitalizm bulunmaktadır.

Ne var ki konu hükümetin icraatlarına geldiğinde Venezüellalılar dışarıdan gelen bu engellerin kendilerini etkilemesine izin verir görünmemektedir. 2006’da yeniden seçilmesinden bu yana hükümete ve Chavez’e olan desteğin aşınmasına sebep olan bunlar değil, Chavez hükümetinin yukarıda adı geçen eksiklikleri ve hükümetin onların üstesinden gelmek için karşı karşıya olduğu iç engellerdir.

Eğer Bolivarcı Hareket, Chavez’e olan aşırı bağımlılığının, himayeci siyasal kültür mirasının ve yukarıdan aşağı yönetim tarzının üstesinden gelme yolları bulursa (daha etkili bir parti ya da hareket örgütleyerek, daha fazla uzmanlığa dayalı bir siyasal kültür geliştirerek ya da kamu yönetiminde daha katılımcı bir yaklaşım benimseyerek), o durumda hareket var olan meseleleri tartışmak, sorunları tespit etmek, çözümler bulmak ve 21. yüzyıl sosyalizmine yönelirken nereye gitmek istediği ile ilgili daha tutarlı bir vizyon geliştirmek konularında çok daha iyi bir yere sahip olacaktır.

Dipnot:
[1] 2007 Aralık ayında anayasa reformu için yapılan referandumu % 49,3’e %50,7 gibi az bir farkla kaybetti. Ardından 2009 Şubat ayında Chavez, seçimle gelinen görevlerde iki dönem sınırlamasını kaldırmak için anayasa değişikliği referandumunu % 54,9’a %45,1 ile kazandı. 2010’da ise Chavez’in partileri muhalaefetin % 45’lik oy oranına karşılık oyların yaklaşık % 46,7’sini alarak seçimi kazandı (% 2,8 o zaman bağımsız olan PPT’ye gitti).
[2] Seçme yaşına gelmiş nüfusun seçime katılım oranı National Electoral Council (www.cne.gob.ve) ve National Statistics Institute (www.ine.gov.ve) sitelerindeki istatistiklere dayanarak benim tarafımdan hesaplanmıştır.
[3] Kaynak:http://en.wikipedia.org/wiki/Voter_turnout_in_the_United_States_presiden…
[4] Latinobarometro 2010, s. 26 (www.latinobarometro.org)
[5] Latinobarometro 2010, s. 47
[6] Latinobarometro 2010, s. 60
[7] Latinobarometro 2010, s. 34
[8] Instituto Nacional de Estadisticas (INE)http://www.ine.gob.ve/pobreza/HogaresPobres_linea.asp
[9] age.
[10] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/IG0002400000000/)
[11] Latinobarometro 2010, p.41
[12] Anuario Estadistico Integral, Ministerio del Poder Popular para las Relaciones Exteriores, p.180-181
[13] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/ED0106600000000/)
[14] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/ED0401400000000/)
[15] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/SA0100100000000/)
[16] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/GA0500500000000/)
[17] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/SS0100300000000/)
[18] Latinobarometro 2010, p.19
[19] Anuario Estadistico Integral, Ministerio del Poder Popular para las Relaciones Exteriores, p.171
[20] Bkz: “Update on the Venezuelan Economy” Mark Weisbrot ve Rebecca Ray (CEPR)
[21] Latinobarometro 2010, p. 8.
[22] Latinobarometro 2010, p. 15

[Venezuelanalysis.com´daki İngilizce orijinalinden Fügen Yavuz tarafından Latinbilgi (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

ABD belgeleri: Kübalı ajanlar doğrudan Chavez’e rapor veriyor

Posted by lahy 01/12/2010

Wikileaks tarafından açıklanmaya başlayan ABD diplomatik belgelerinde, Kübalı istibharatcıların Venezüella’da yoğun bir şekide faaliyet gösterdiği ve yerel güvenlik kuvvetlerini atlayarak doğrudan başkan Hugo Chavez’e rapor verdikleri iddia ediliyor.

Venezüella ordusu ülkenin kurumları içerisinde ”en az Kübalılaşmış” kurum olarak niteleniyor.

Kübalı gizli servis uzmanlarının ülkede bir dizi alanda faaliyetler gösterdikleri, önemli opeasyonları yönettikleri belirtiliyor. Göçmenlik servisinde çalışan Kübalılara dikkat çeken yazıda yüzlerce kişiye, gizli servis operasyonlarında yer almaları için  Kolombiya vatandaşları olarak Venezüella’da vatandaşlık  verildiği iddia ediliyor.

ABD Büyükelçiliği Chavez öncesi dönemde nufüsun yüzde 65’inin ABD hakkında olumlu düşündüğünü, Chavez döeminde aynı rakamın yüzde 30’a düştüğünü bildirerek halkın gözünde imajlarını düzeltebimek için kaynak talep ediyor.

Havana’da ki ABD büyükelçiliği, 2009 yılında,  ”Küba gizli servisinin çok profesyonel ve etkili” olduğunu vurgulayarak, gizli servisin muhaliflerin saflarına sızdığını ve muhaliflerin ”teröristler” olarak takip altında tutulduğunu belirtiyor.  Küba yasalarına göre ABD’den para yardımı  alınmasının ‘terörizm” olarak görüldüğü belirtiliyor.  Elçilik ayrıca, Küba güvenlik servislerinin hemen hemen tüm muhalif grupların içine sızdığına ve hükümetin izni ya da göz yumması olmaksızın hiçbir protesto gösterisinin yapılamayacağına inanıyor.

Elçiliğin Chavez’in 1984-1993 arasında nikahsız eşi ve politik yoldaşı olan fakat daha sonradan muhalefet saflarına geçen Herma Marksmen ile 2004 yılında yaptığı görüşmesinde, Marksmen’in muhalefetin Chavez’i bir deli olarak nitelemesini eleştirerek, Chavez’in kararlı biri olduğunu ve yalnızca bir komünist olan erkek kardeşi Adan ve Fidel Castro’ya güvendiğini söylediği belirtiliyor. Elçilik Chavez’in kimseye güvenmemesinin politik projelerini sekteye uğratabileceğini not ediyor.

28 Ocak 2010 tarihli bir belgede Kübalılar tarafından yönetilen bir grubun Venezüella da ki ABD misyonlarıni teknik ve kişisel ilişkiler kurmak gibi yönetemlerle hedef aldığı yazılıyor. ABD’li  çalışanlar yerel elçilik memurlarının önünde gizlilik teşkil eden hiç bir konuda konuşmuyorlar.

Belgelerde Venezüella’da çalışan Kübalı sayısı, 30.000’den fazlası sağlık personeli olmak üzere 40.000 olarak veriliyor.

kaynak: Espías cubanos actúan por libre en Venezuela y despachan con Chávez

Wikileaks: ABD, Hugo Chavez’i tecrit etmeye calışıyor

Posted in Küba, Venezuela | Etiketler: , , , , , | 2 Comments »

Chavez, Venezüella ile Küba arasında yeni bir ilişki modelinin yaratıldığını belirtti

Posted by lahy 16/11/2010

Karakas, (Prensa Latina):Başkan Hugo Chavez, Pazar günü, Entegre Ortaklık Antlaşmasının 10. yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmasında Venezüella ve Küba’nın iki ülke ve halkları arasında yeni bir ilişki modelinin hayata geçirildiğini dile getirdi.

Chavez, gazetedeki Chavez’den Satırlar köşesindeki “Bolivarcı Asker” başlıklı yazısında, 30 Ekim 2000 tarihinde Kumandan Fidel Castro ve kendisinin imzaladığı antlaşmanın yıl dönümünün 8 Kasım tarihinde Havana’da üst düzey bir katılımla kutlandığını belirtti.

Chavez yazısında, söylem düzeyinde kolay olan bu antlaşmayı, her iki ülkenin halklarının güncel çıkarlarıyla uyum içerisinde sürdürmek için bazı engelleri kaldırmak gerektiğini ifade etti. Günümüze gelindiğinde ise halkların en çok çıkarı olan seçeneğin bu ortaklığın, önümüzdeki 10 yıl boyunca da iki ülkenin devrimlerinin konsolidasyonu doğrultusunda sürdürülmesi olduğunu vurguladı.

Devlet başkanına göre Küba ve Venezüella kendilerine özgü özellikleri, görüşleri ve ayrı amaçları olan ama güçlü ve çok önemli bir kökenden beslenen iki ayrı ülke konumunda bulunuyor.

Chavez yazısında bu ortak kökenin Simon Bolivar ve Jose Marti olduğunun ve ortak duygunun hümanizm, yurtseverlik ve Latin Amerika’ya duyulan bağlılık olduğunun altını çizerken, Kumandan Fidel Castro’nun ise bu mirasın yaşayan ve üstünde cisimleşmiş bir örneği olduğunu özellikle vurguladı.

Bu antlaşma ALBA’nın temelini oluştururken, Küba ve Venezüella’nın entegrasyonun ötesinde yeni bir hedefe yöneldiklerinin, bu hedefin ise kurtarıcılarından onlara miras kalmış tarihi ortaklık ve birlik bayrağının tekrar yükseltilmesi olduğu bilgisini vererek Chavez sözlerini noktaladı.

Posted in Genel Haberler, Küba, Venezuela | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Venezüella: işçiler bürokrasiye karşı devrimci bir çalışma yasası için yürüdü

Posted by lahy 12/11/2010

Salı günü, Venezüella’nın şehirlerinde binlerce işçi yürüyüşler yaparak, Ulusal Meclis’in görev süresi sona ermeden önce yeni Çalışma Yasası’nı yürürlüğe sokmasını talep etti. Unión Nacional de Trabajadores y Trabajadoras (UNETE) sendikalar Federasyonu’nun çağrısı üzerine yapılan protesto yürüyüşlerinde, Çalışma yasasının çıkması için yeni meclis’in göreve başlamasının beklenmemesi, işverenler örgütü Fedecamaras ye sağ muhalefet ile bu konuda görüşmeler yapılmaması talep edildi.

Çalışma yasasının çıkması,  maaşların artması,İşçi kontrolü ve işçileirn öz yönetimi, işverenler ile uzlaşmazlıkların krimanialize edilmemesi taleplerinin yanı sıra işçilerin ana  sloganlarından biri:

2012’de zafere ulaşmak için Ne Bürokrasi Ne de Sermaye: Sosyalizm ve daha fazla Devrim!

Ulusal Meclis’in 2005 yılından bu yana devrimci bir çalışma yasası çıkaramamış olması gerek işçi haklarını savunan kesimler gerekse de PSUV içindeki ve dışındaki sol grupların tepkilerine neden oluyor.

UNETE tarafından organize edilen yürüyüş Ulusal meclis’in önüne vardığında ALCASA alimumyum fabrikası işçilerinin yürüyüşü ile karşılaştı.  ALCASA işçileri tam kapasite çalışamayan fabrikanın kapatılmaması ve işçi kontrolü için mücadele ediyorlar. Alcasa işçileri, işçilerin kararlarını dikkate almayan fabrika yöneticisi Elio Sayago’nun görevden alınmasını talep ediyor.

Salı günü Sayago’nun makamını işgal eden işçiler, sendika genel sekreteri Jose Gil’i başkan ilan ederek Sayago’nun  fabrikaya girişine izin vermeyeceklerini ilan ettiler.

Sendika başkanı Henry Arias ise genel sekreter Jose Gil ve işçilerin yönetime el koymasına karşı çıktı. Sağ muhalefet de işçilerin eylemlerini eleştirdi.

Venezüella’de Alimumyum sektöründe geçiken toplu sözleşme anlaşması işçilerin tepki ve protestolarına neden oluyor. Toplu sözleşmelerin gerçekleştirilmesini isteyen alimumyum işçileri, Salı günü Matanzas sanayi bölgesinde yürüyüş yaptılar.

Venezüella: Mitsubishi işçileri işten çıkarmalar ve hükümeti protesto ettiler

Venezüella: İşçilerin öz yönetimi ve işçi kontrolü için mücadele

Venezüella:”Partiyi yenilemek ve bürokrasiyi ortadan kaldırmak gerekiyor”

Venezüella: İşçi zirvesi devrimin başarı ve sorunlarını tartıştı

Alan Woods – Venezüella seçimleri: Devrime ciddi bir uyarı

Venezüella:”Partiyi yenilemek ve bürokrasiyi ortadan kaldırmak gerekiyor”

Posted in Venezuela, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Etiketler: , , , , , | 1 Comment »

Chavez: ”Hiyerarşik iş bölümü bir bozukluk ve kapitalizmin bir virüsü”

Posted by lahy 02/11/2010

Chávez: ”Manajer olsaydım tuvaletleri temizlerdim”

Başkan  Hugo Chávez, Pazar günü bir kakao fabrikasında gerçekleştirilen Alo Başkan programında hiyerarşik iş bölümünü ”bir bozukluk” ve kapitalizmin bir virüsü” olarak niteledi.

”Eğer bir işletme de yönetici olsaydım, ben de temizlik işlerine katılırdım ” diyen Chavez, yöneticilerin de işçiler gibi işyerlerindeki tuvaletleri temizlemesinin onlara ”ahlaki bir otorite” vereceğini vurguladı.

Chávez ayrıca, teknik işbölümünün tamamıyla kabul edilebilir olduğunu ancak hiyerarşik işbölümünün devrimci bir sistem de kabul edilemez olduğunu söyledi.

Chávez  belediye başkanlarında devlet başkanlarına kadar devlet yöneticilerinin bu türden işlere katılması gerektiğini söylerek, “Belediye başkanı neden tuvaletleri temizleyemez” diye sordu.

Chávez yöneticiler soğutma sistemine sahip ofislerinde oturur ve kendilerine tahsis edilmiş araçlara sahip olurken, onların şöförlerinin başka bir bölümde terlemesinin kabul edilmeyeceğini söyledi.

366’ıncısı yapılan Alo Başkan programı özellikle Venezüella’da kakao üretimine değinildi. Chavez, son onbir yıl içinde kakao üretiminin en az yüzde 30 artırıldığını söyledi.

Chavez:”Lenin ve Troçki’yi yeniden okumalıyız”

Posted in Venezuela, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Chavez:”Lenin ve Troçki’yi yeniden okumalıyız”

Posted by lahy 15/10/2010

M.I. Rudenko Yabancı Diller Devlet Kütüphanesi’nde gerçekleşen “İki Yüzyıllık Latin Amerika Bağımsızlığı ve Bolivarcı Devrim” Forumu, Başkan Hugo Chavez’in iki günlük Rusya ziyaretinin de başlangıcı oldu.

Forum da bir konuşma yapan Başkan Chavez, Lenin’in emperyalizmin kapitalizmin şon aşaması olduğu tezini hatırlatarak, Latin Amerika’nın 200 yıldan beri bağımsızlığı için mücadele ettiğini söyledi. Chavez, hiçbir ülkenin amaçlarına tek başına mücadele ederek ulaşamayacağını söylerek, işbirliği ve dayanışmanın önemini vurguladı..

Venezüellalıların Rus halkının tarihi, şehitleri ve verdiği mücadeleye hayranlıkla baktığını söyleyen Chavez, ” Her zaman Vladimir Ilich Lenin ve rus politikacı ve devrimci Leon Troçki’yi yeniden okumayı öneriyorum, fikirlerinin gömülmesine izin veremeyiz” dedi.

Chavez, bugün, Cuma günü başbakan Dimitri Medvedev ile de özel bir görüşme yaptı. Toplantıda enerji konusunda ve diğer alanlarda işbirliği tartışıldı. Bugün Rusya ve Venezüella yetkilileri Rusya’nın sahip olduğu teknoloji kullanılarak bir nükleer santral kurulması için  işbirliği anlaşması imzalıyorlar. Ayrıca, Chavez’in açıklamasında yer verdiği iki uluslu park, konut, teknik ve askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı.

Chavez, Perşembe sabahı, İtalyan sanatçı Adamo Tadolini tarafından yapılan ulusal kahraman Simón Bolívar‘ın atlı heykelinin açılış törenine de katıldı.

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Venezüella: Venoco ve Fertinitro işçileri ulusallaştırma kararını kutluyor

Posted by lahy 12/10/2010

Başkan Hugo Chavez oto yağı üreticisi Industrias Venoco ve gübre üreten Fertinitro firmalarını ulusallaştırma kararnamelerini imzaladı.

Pazar günü yapılan ‘Alo Başkan’ TV programında kararnameleri imzalayan Başkan Chavez Enerji ve Petrol Bakanlığı’nın önerisi üzerine bu kararı aldığını açıkladı.

Başkan Chavez, oto yağı, özel yağlar, fren yağları gibi temel maddelerin ulusal üretiminin ağırlık olarak devlet tarafından gerçekleştirileceğini açıkladı.

Dün biraraya gelen 700 Venoco işçisi ulusallaştırma kararını kutladı. Petrokimya Sanayi Bakan yardımcısı Asdrúbal Chávez bir konuşma yaparak işçilerin bütün haklarının güvençe altında olduğunu ve ulusallaştırma kararı ile gerek Venoco işçileri gerekse de Venezüella halkının faydalar sağlayacağını söyledi. Venoco ürünlerinin fiyatlarının düşmesi gerek kamu sektörü gerekse de taşımacılar ve otomobil sahibi olanlara yarayacaktır.

Venoco ürettiği oto sanayi ürünlerini dünya pazarında ki fiyatların yüzde 50 üzerinde bir fiyatla satıyordu.

Fertinitro’nun ulusallaştırlması gübre, urea ve amonyak üretiminde devletin kontrolü sağlaması anlamına geliyor.

26 Eylül seçimleri sonrasında bir demeç veren Başkan Chavez, ”devrimim hızlandırılacağını” belirterek yeni ulusallaştırmalara gidileceğini açıklamıştı.

Salı günü Carabobo eyaletin de bulunan Fertinitro fabrikasına giden  Enerji ve Petrol bakanı Rafael Ramírez fabrikanın artık devlet kontrolünde çalışacağını duyurdu.   Fertinitro işçileri ve sendikacıların pankartlar açarak karşılatığı Bakan Ramirez bir konuşma yaptı:

Gıda sektöründe egemenliğimizin sağlanması için bu fabrika  çok önemlidr. Uzun bir zamandır ulusal kalkınma planımızın gereklerini yerine getirmesi için uluslararası firmalar (Koch ve Snamprogetti) ile görüşüyorduk ancak, hiç bir sonuç alamadık” dedi.

Öte yandan Venezüella Sanayi ve Ticaret Odaları Federasyonu (Fedecámaras )’ın dün yapılan kongresinde konuşan başkanları Noél Álvarez, Venezüellalı işadamlarının “21.inci yüzyıl sosyalizminin politik mahkümları olmayı” kabul etmeyeceklerini söyledi.

Foto: Venoco işçileri

Kaynak: Aporrea.org, Venezüella basını

Posted in Venezuela, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Chavez’in buruk zaferi, muhalefetin başarısı*

Posted by lahy 03/10/2010

Ebru Afat/ Dünya Bülteni

Latin Amerika’nın son on yılına damgasını vuran ve bölgede birbiri ardına sol kadroları iktidara taşıyan dalganın öncülüğünü yapan Venezüella’da 26 Eylül’de düzenlenen genel seçimler, Devlet Başkanı Hugo Chavez açısından hüsranla sonuçlandı. Chavez’in lideri olduğu iktidardaki Sosyalist Parti (PSUV), 165 sandalyeli Venezüella parlamentosunda 98 milletvekili çıkararak yine çoğunluğu elde etti. Ancak Demokratik Birlik (MUD) koalisyonunda toplanan muhalefet 65 milletvekilliği kazanarak Chavez yanlılarının (Chavistas) parlamentodaki mevcut üçte iki çoğunluğuna son verdi. Bu rakam, bir partinin parlamentoda üçte iki çoğunluğu elde etmesi için gerekli olan 55 sınırının üstündeydi. Katılım oranının yüzde 66 olarak gerçekleştiği seçimlerde diğer iki sandalye ise küçük bir partiye gitti.

İlk defa 1998’deki başkanlık seçimlerini kazanarak iktidara gelen Chavez’i ülkeye Küba benzeri otoriter bir sistem getirmeye çalışmakla suçlayan muhafazakâr, ılımlı ve sosyal demokrat partiler 2005 genel seçimlerini boykot etmiş, bu da Chavez’in parlamentoda ezici çoğunluğu sağlamasına yol açmıştı. Chavez’i bertaraf etmek için bu sefer güçlerini birleştirerek oyuna katılmaya karar veren muhalefet partilerinin oluşturduğu Demokratik Birlik koalisyonunun sözcüsü Ramón Guillermo Aveledo, sonuçların onlara büyük bir siyasi güç verdiğini ve çok mutlu olduklarını söyledi. Chavez ise daha önceki seçimlerden alışılageldiği şekilde başkent Caracas’taki başkanlık konutu Miraflores Sarayı balkonundan halka seslenmedi ve Twitter’dan yayınladığı açıklamasında “Bolivarcı ve demokratik sosyalizmi derinleştirmeye devam etmelerine yetecek bir zafer kazandıklarını” ifade etti.

Bu açıklaması ile hedeflerinden vazgeçmediğini vurgulayan Chavez, bir yandan taraftarlarına moral verip kuyruğu dik tuttuğunu göstermeye çalışırken diğer yandan önümüzdeki günlerde Venezüella’yı çok hareketli günlerin beklediğinin sinyallerini gönderdi. Yeni parlamento Ocak 2011’de göreve başlayacağı için Chavez bu zaman zarfında, “sosyalist devrimi zirveye ulaştıracak radikal reformlar” olarak gördüğü değişiklikleri getirecek bazı kanunları eski parlamentodan geçirebilir. Beklentilerin üzerindeki bu başarıyla kendine güveni gelen ve 2012’deki devlet başkanlığı seçimlerinde Chavez’i alt edebilme rüyaları görmeye başlayan muhalefet ise protesto gösterileriyle değişiklikleri engellemeye kalkışabilir. İstediği yasaları 2011’e kadar çıkarabilse ve 2012’de bir kez daha başkan seçilse dahi yeni güç dağılımı her halükarda Chavez’in hareket alanını oldukça kısıtlayacak ve onu muhalefetle uzlaşmaya zorlayacaktır. Zira Chavez’in, yüksek mahkeme üyelikleri gibi bürokrasideki anahtar noktalara dilediği isimleri atayabildiği; eğitim, yerel yönetimler, maliye gibi alanlarda istediği değişiklikleri kolayca yapabildiği günler geride kalmıştır.

Chavez ve Bolivarcı devriminin geleceği

Eylül 2010 genel seçimlerinin, Venezüella açısından bir dönüm noktası teşkil edeceği rahatlıkla söylenebilir. Ülkenin petrol gelirlerini, yeni bir sosyalist model olarak adlandırdığı ve Latin Amerika’nın 19. yüzyılda İspanyol sömürge yönetimine karşı verdiği bağımsızlık savaşının öncü komutanlarından Simon Bolivar’dan esinlendiğini söylediği politikalarını uygulamak için harcayan Chavez’e yönelik halk desteği hâlâ yüksek. Üstelik muhalefetin eleştiri ve suçlamalar ötesine geçip Chavez’e karşı derli toplu alternatif politikalar sunabilmesi de söz konusu değil. Fakat bu durum, 2002’de ABD’nin desteklediği bir darbeyle Chavez’i devirme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan elit kesimlerin etkili olduğu muhalefet partilerinin dile getirdikleri bazı sorunların yakıcılığının üzerini örtmeye yetmiyor. Keza Chavez’in muhalefetin bazı unsurlarının dış güç odaklarıyla bağlantısı üzerine odaklanan ve sürekli anti-Amerikan unsurlar etrafında şekillenen söylemleri de bu sorunların etkilerini gidermiyor.

Ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri sunulması, devlet tarafından sübvanse edilen ucuz yiyecek satan marketler açılması gibi politikaları sayesinde kırsal kesimde ve büyük şehirlerin varoşlarında yaşayan alt sınıfların desteğini alan Chavez, özellikle devletleştirme politikaları ve bankacılık sektörüne getirdiği denetimler nedeniyle üst sınıfların nefretini kazandı. ABD’nin dış politikalarını çok sert eleştirmesi; Çin, Rusya ve İran ile stratejik ilişkiler kurması ve Latin Amerika ülkeleri arasında bir işbirliği bloğu oluşturmaya çalışması nedeniyle Amerikan medyası tarafından Batı karşıtlığı ve diktatörlükle suçlandı. Venezüella muhalefetinin büyük bir kısmı da 2002’deki darbe girişimi nedeniyle kendilerine şüpheyle bakan Chavez’i anti-demokratik bir lider olarak göstermek için elinden geleni yaptı. Oysa Venezüella’da hükümetin kontrolündeki devlet televizyonu ile Chavez tarafından kurulan ve tüm Latin Amerika coğrafyasına yayın yapan Telesur kanalı dışında medyanın büyük çoğunluğu ABD ile bağlantılı yayın organlarından oluşuyor.

Chavez, retoriğe ve gösterişli jestlere dayalı tarzına, zaman zaman yabancı liderleri de hedef aldığı, dozu epey yüksek sivri açıklamalarına rağmen, dünyanın en fazla halk oylamasına giden lideri konumunda. İlk seçim yenilgisini, bazı sosyalist düzenlemeler ile devlet başkanının yetkilerini genişleten değişikliklerin 2007’deki referandumda reddedilmesi ile alan Chavez, 2009’daki referandumda devlet başkanının görev yapma dönemlerine yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını halka kabul ettirmeyi başarmıştı. Yine de 2008’deki yerel seçimlerde zemin bulmaya başlayan muhalefet, aynı yıl başlayan küresel ekonomik krizin Venezüella’daki etkileri karşısında elde ettiği bu zemini genişletmeye başladı. Küresel ekonomik krize karşı ülke içinde etkili önlemler alıp bütçe kısıtlamasına gitmeye yanaşmayan Chavez, bunun bedelini enflasyon rakamlarının %30’lara varmasıyla ödedi. Uzun süreli elektrik kesintilerinin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi ve bireysel silahlanmanın yüksekliği ile fakirlikten kaynaklanan şiddet suçlarındaki büyük artıştan kaynaklanan güvenlik sorunları da Chavez’in popülaritesini düşüren unsurlar arasında.

Latin Amerika’nın en renkli ve sıra dışı lideri olan Hugo Chavez yönetimini zorlu günler bekliyor. Mevcut durumda Chavez’in önünde iki seçenek görünüyor: Kafasındaki demokratik sosyalist devlet modelini tam olarak hayata geçirmek için, ne pahasına olursa olsun, elinde kalan son kozları biran önce oynamak ile muhalefetle uzlaşıp mevcut gerginliği azaltmak. Chavez’in ülkenin acil çözüm bekleyen sorunları ve muhalefetin öfkesi karşısında nasıl bir yöntem izleyeceği, hem kendi siyasi kariyeri hem de Venezüella’nın istikrarının belirlenmesinde hayati bir rol oynayacaktır. 21. yüzyıla girerken artık alternatifi kalmadığı söylenen kapitalizme ve neo-liberal ekonomi politikalarına karşı başka bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan ve bunun arayışını verenler için Chavez ve Venezüella deneyimi, hataları ve sevaplarıyla tartışılması gereken bir örnek teşkil etmektedir.

Bu haber asagidaki kaynaktan alinmistir.

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=130502

Posted in Genel Haberler, Makaleler, Seçimler, Venezuela | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Venezüella: İşçi zirvesi devrimin başarı ve sorunlarını tartıştı

Posted by lahy 01/10/2010

Steven Mather – Correo Del Orinoco International

Sayıları 200’ü geçen sendika temsilcileri, hükümetin ulusallaştırdığı işletmeler ve işçilerin işgal ettiği fabrikaların temsilcilerinin katıldğı İşçi Kontrolü ve Sosyalist Yönetim Modeli Ulusal toplantısı yapıldı.

UNETE lideri Marcela Maspero Açılış konuşmasında Bolivarcı devrimin kritik bir aşamada olduğu ve Venezüellalı sanayi işçilerinin sosyalist bir ekonomi yaratılması sürecinde ve 26 Eylül seçimlerinde öncü bir rol oynayacağını vurguladı.

Maspero ,  “ İşçiler devrim aracılığıyla güven kazandılar. Katılıma önderlik ediyorlar ve faaller, daha iyi maaşlara, yardımlara sahibiz,” …  “ Ulusal hükümet çeşitli şirketlerde, özellikle Polar grup gibi özel firmalarda uygulanan dışarıya iş vermeyi durdurmaya çalışıyor’  dedi.  Maspero, ek yardımları ödememek amacıyla işçilerin tam gün çalışan işçiler olarak sözleşmeli olarak işe alınması yerine taşaron olarak kiralanmalarına değiniyordu.

Bir dönem özel şirketler olarak faaliyet gösterdikten sonra yeniden ulusallaştırılan Andino Çimento, Venezüella Çimentoları, Sidor çelik işletmeleri, CANTV ve Cafe Venezuela temsilcileri hükümetin müdahelesi sonrasındaki deneyimlerini aktardılar.

Konuşmacı işçiler Maspero ile maaş ve iş koşullarının iyileştiği konusunda aynı fikirde idiler. Ancak, devlet yöneticilerinin yukarıdan aşağıya karar verme mekanizmasının sosyalist yönetim biçimlerine geçme konusunda engeller yarattıklarını açıkladılar.

Cemento Andino temsilcisi Alexander Santo “ Devlet bürokratları Cemento Andino’da işçileri bölmeye ve işçiler ve yönetim arasında toplu sözleşme imzalanmasını engellemeye çalışıyor” dedi.

Japon Mitsubishi fabrikasında ki sendika temsilcileri Çalışma Bakanlığı’nda ki belirli makamların gösterdiği eylemsizlik ve kayıtsızlıktan şikayetçi idiler. (Mitsubishi) işçileri sendika temsilcileri ve 250 işçinin işten atılmasına karşı mücadelelerini, otomobil parçaları üreten  Vivex fabrikasını devletin herhangi bir müdahelesi olmaksızın  21 aydır işgal eden  işçi temsilcileri ile birlikte  sürdürüyorlar.

Venezüella ve Küba devletlerinin ortaklaşa sahip olduğu Pescalba, balıkçılık ve deniz fimasından işçiler de toplantıya katıldı. Ekonomik verimliliğe gelince ulusallaştırıldığından bu yana firma tuna balığı stoklarını yüzdeyüz artırdı..

Şirketin sendika temsilcisi Jhonny Esparragoza “ 20082de, 91,759  ve 2009’da 14,892 kilo tuna balığı avlandı. Bu yıl halihazırda 296,487 kiloya ulaştık, bu geçmiş yıllara nazaran yüzdeyüzden fazla bir artışı temsil ediyor”, dedi.

Esparragoza  işçi kontrolünü tartışmak üzere bir araya gelmenin önemine değindi.  Tartışmayı iki konuya bölmenin yararlı olacağını söyledi.  İlk olarak,  sendikaların biçim, örgütlenme ve yapısı ve ikinci olarak da üretimin yapıldıığı çalışma alanının nasıl yönetildiği ve işletildiğidir.

Esparragoza işçi örgütlerinin değişimin itici gücü ve fabrikaları kontrol edecek bir durumda olmaları için  demokratik ve sömürüden uzak durmaları gerektiğini vurguladı.

“Bu amaçı gerçekleştirmek için işçi örgütlerinin, işçilerin üretim, satın alma, pazarlama, muhasebe, bakım, toplum ile ilişkiler, çevre ve güvenlik alanlarında  yönetimde oldukları, insani çalışma koşullarını savundukları ve kontrol ettikleri yapılara sahip olması gerekir.” dedi.

Yönetime karşı – özel ya da kamu- mücadele eden bu işçilerin özel durumları  kapitalist üretim ilişkilerinin ötesine geçmek konusunda karşılaştıkları sorunların bir ifadesidir.  Chavez hükümeti tarafından alının bir dizi ilerici tedbirlere rağmen ulusal GYSMH’nın yüzde 75’ini gerçekleştiren firmalar kapitalistlerin ellerindedir.

UNETE , 2003 yılında, her zaman büyük sanayi ile ittifak haklinde olan ve bugün muhalefetin önemli bir parçasını teşkil eden  eski Venezüella İşçi Konfederasyon’unundan (CTV) ayrılan sendikacı ve işçiler tarafından kuruldu.

UNETE geçen yıllarda bölündüğü için sendika’nın Bolivarcı devrim sürecinde  önde gelen bir rol oynaması sekteye uğruyor.

UNETE içindeki bazı güçler sendika (federasyonunu) reformist bir çizgide tutup, ücret ve iş koşulları ile iilgili toplu sözleşmelerde hükümeti desteklemeyi savunuyor. Diğer daha radikal güçler ise kamu sektörünü işçi kontrolü altına alma ve üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesini savunuyorlar. (24.09.2010)

Posted in Genel Haberler | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: