latin amerikan haber yorum

Posts Tagged ‘Fidel Castro’

Fidel Castro: G-20 Toplantısı

Posted by lahy 08/11/2011

Yarın G-20 Toplantısı başlıyor, gezegendeki en gelişmiş ve en zengin ülkelerin toplantısı: ABD, Kanada, Almanya, Büyük Britanya, Fransa, İtalya, ayrı bir kurumsallık üzerinden katılmakta olan Avrupa Birliği, NATO’nun önde gelen müttefikleri Japonya, Güney Kore, Avustralya, Türkiye ile günde 9.4 milyon varil ham petrol üretimiyle Batılı ülkelerin hizmetinde olan Suudi Arabistan. Hepsi yanyana bir masada, diğer yanda ise artmakta olan ekonomik güç ve siyasi etkileriyle dünyanın çile çeken geniş yığınlarının tepkilerini dile getirme ehliyetine sahip Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Brezilya, Arjantin ve Meksika.

NATO üyesi olan İspanya’nın sadece “davetli ülke” olduğunu hatırlatayım.

Bu toplantı büyük sanayi üreticileriyle hammadde sağlayıcıları arasındaki bir toplantıdır. Öyle ki Amerika kıtasının fethedilmesinden beş asır sonra Avrupalı sömürgecilerin gıda, hammadde ve enerji ihtiyacını sağlayan halklar eşitsiz bir ticaretin kurbanları olmuşlardır.

Tarihin bu karanlık dönemi Avrupa’daki barbar kabilelerin torunlarının Amerika kıtasını “keşfedip”, bu toprakları kılıç, arbalet ve arkebüzlerle fethettiklerinden beri sürmektedir.

Sanki Amerika toprakları 40 bin yıl boyunca insanlık tarihinin bir parçası olarak varolmamış gibi Batıdaki hayranları tarafından “kaşif” olarak adlandırılan bu kişiler, aslında Çin ile Avrupa arasında daha kısa ticaret yolları aramaktaydılar.

İpek Yolunun kaynağında bulunan Çin ise Avrupa’daki aristokrasi ve yükselmekte olan burjuvazi tarafından beğenilen çok sayıda ürünün kaynağı olmanın yanısıra çok gelişmiş bir uygarlığa, yazılı edebiyata, yüksek bir sanat anlayışına, ileri bir sanayi ve tarıma, güçlü bir askeri-siyasi yapıya ve yüzbinlerce askerden oluşan devasa ordulara sahipti.

Küba açıklarında batmak üzere olan Kolomb kaza eseri karaya çıkar. Adamıza İspanya kralı adına el koyduğunu ilan eder. Gerçekten amacı olan Çin topraklarına ayak bassaydı yine böyle mi yapacaktı acaba? Yaptığı bu yanlışlık yarıküremizde onmilyonlarca insanın hayatına mal olacak, Avrupa saraylarındaki masalarındaki masalarında Papa’nın himayesinde imzalanan antlaşmalarla* Amerika kıtası Portekiz ile İspanya arasında pay edilecektir.

Ünlü Amerikalı ressam Oswaldo Guayasamin’in de belirttiği gibi altın ve gümüş elde etmek için girişilen fetih ve katliam 70 milyon insanın hayatını etkileyecektir.

Kara Afrika halkları da bugün artık bu fetihin milyonlarca Afrikalı ataları için köle olarak satılmak dahil olmak üzere ne anlama geldiğini anlatabilir.

Cannes’da toplanarak multi milyon dolarlık servete sahip oligarşinin temsilciliğini yapan devlet ve hükümet başkanları, dünyadaki geri kalan 6 milyar insanın onurlu bir şekilde hayatlarını sürdürmeleri için yapılacak konuşmalarda bu geçmişi de dikkate almalıdır.

Bu ülkeler tekel olarak ellerinde tuttukları ileri teknoloji, pazar payı, patentler, bankalar, basın yayın kuruluşları, ulaşım araçları, siber dünya hakimiyeti ile dünya halklarını kandırmanın mümkün olduğunu düşünmekteler.

Bugün dünya nüfusunun 7 milyarı geçtiği bir sırada dünya nüfusunun 7’de 1’ini temsil eden bu devletler, insanlığın geleceğini tehlikeye atacak şekilde davranışlar içindedirler; ayrıca Avrupa ve ABD’deki gösterilere bakılırsa bu ülke halklarının da kendi hükümetlerinden ne kadar memnun oldukları görülebilir.

Kyoto Antlaşmasını imzalamayı reddeden başta gelen ülkenin ABD olduğunu kim unutabilir? Gözümüzden önünde gerçekleşmekte olan iklimsel felaketin durdurulması için artık zamanımızın kalmadığını söylemeye gerek var mı?

Geçtiğimiz 28-29 Ekim tarihlerinde yapılan başka bir toplantıdan bahsetmek istiyorum. Latin Amerika Ülkeleri Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı. İspanyol ve Portekiz istilacılarının baskı ve zulmüne göğüs germek zorunda kalmış olan ve gelir paylaşımında en adaletsiz seviyelerde yer alan halkların temsilcileri.

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla, Paraguay’da yapılmakta olan toplantılara katılmak için o sırada Küba’nın maruz kaldığı ablukanın görüşüldüğü New York’daki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkıp geldi. Toplantılarda Avrupa Birliği’ni sarsmakta olan kriz asıl gündem maddesiydi.

Portekiz’in yeni göreve gelen başbakanı ise Avrupa Birliği’ne veryansın ederek Yunanistan ekonomisinin kurtarılması için yapılan ekonomik yardımların büyüklüğüne dikkat çekti. Bu ülkeye yardım öngörürken kendi ülkesi Portekiz iflas edecek, İtalya’ya yardım edilemeyecek ve sonrasında Fransa bilinmezliğe doğru çekilecekti.

Portekiz ve İspanyol liderlere göre Yunanistan ekonomisine vaad edilen yardım sebebiyle kriz daha uzun vadeye yayılacak ve 1929 Krizinden daha derin olacaktır.

Bu sabah haber bültenlerindeki aşırı yağmur haberlerine dikkatinizi çekmek isterim. Dünyadaki en büyük pirinç üreticisi olan Tayland’da aşırı yağmurlar nedeniyle hasadın 25 yerine 19 milyon ton olması bekleniyor.

Öte yandan Çin bakır üretimini 5 milyon ton artırıyor.

ABD, IMF’deki hakimiyetini bırakmadığı gibi Çin’in talebi olan kendi para birimi Yuan’ın değişim aracı olması önerisini reddediyor. Bu tiranlık daha ne kadar sürecek?

İşte bu süzgeçlerden geçirerek yorumlamalıyız G-20 Toplantısında söylenen her sözü.

Fidel Castro Ruz
2 Kasım 2011
20.54

*Çevirenin notu: 1494 Tordesillas Antlaşması

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Komünist Parti Kongresi Ertesinde Küba – Guillermo Almeyra

Posted by lahy 01/06/2011

Diğer yapıtlarının yanısıra, Troçki’nin katlini ve katili Ramon Mercader’i konu alan 2009 tarihli Küba’da çok satan Köpekleri Seven Adam adlı romanıyla uluslararası üne sahip Kübalı yazar Leonardo Padura Komünist Parti Kongresi ertesinde şunları yazmaktaydı: “İşin (siyasî bakımdan ve hatta insanî planda) en şaşırtıcı ve en heyecan verici yanı yeni Genel Sekreter ve çoktan Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş Raùl Castro’nun iktidar yetki devirlerinin [vekâletlerin] beşer yıllık iki dönemle sınırlanması önerisiydi. Bu, yüksek iktidar çevrelerinin ancak ölüm halinde değiştiği bir sosyalist ülkenin önderlik yapısında daha önce benzeri görülmemiş bir şeydi.” Tıpkı Papalıktaki gibi! Her ne kadar Roma’da bir ilkin gerçekleşeceğine, Papa XVI. Benoît’nın sağlık nedenleriyle istifa edeceğine dair söylentiler dolaşıyor olsa da. Yoksa Fidel gibi mi?

Raùl Castro’nun 80 yaşında olduğu ve 1959’dan bu yana Silahlı Kuvvetleri yönettiği bilindiğinde Padura’nın acı alayı fazlasıyla anlaşılabilir bir ironidir! Zihinlerde “sosyalist ülke” ifadesine dair kuşkudan fazlasının dolaşıp durmasına izin veren bir ironi.

Uruguaylı gazeteci Fernando Ravsberg’in uzun bir söyleşinin sonunda söylediği gibi: “Siyasî açılımdan bahsedilmiyor ve bahsedilmeyecek, iktidarda tek bir parti, merkezileşmiş bir siyasî iktidar [sürecek]”. Guillermo Almeyra’nın, son derece faydalı kısa ve sentetik yazısını daha derinlemesine analitik bir makale izleyecek. (Redaksiyon)

*****

İşte size Küba Komünist Partisi (KKP) yönetimine ilişkin birkaç rakam: Merkez Komitenin 115 üyesinden 78’i daha önce ulusal düzeyde yöneticiydi, 18’i ise Silahlı Kuvvetlerden ve İçişleri Bakanlığından gelmekte; 20’si daha önce bölgesel düzeyde yöneticiydi, 8’i belediyelerde yöneticiydi, 2’si ise halen üniversite rektörü ve yalnızca 7’si üretimde ve hizmetler sektöründe çalışıyor.

Politbüronun (Siyasî Büro) (neredeyse hepsi erkeklerden oluşan) 15 üyesinin ortalama yaşı yetmiş yaş civarında salınmakta, bunların arasında yalnızca bir kadın var, buna karşın 45 yaşın altında tek bir genç bulunmuyor. Devlet veya hükümet komitelerinin başkan yardımcılıklarında sekiz üyeden sadece biri kadın. Merkez Komite Sekretaryasında dört üye içinde yalnızca bir kadın var; taşra baş sekreterliklerinde on üyenin ikisi kadın; belediye baş sekreterliklerinde altı üyenin tamamı kadın. Devlet veya parti daire başkanlıklarında dokuz üyeden dördü, bakanlar arasında ise sekiz bakandan ikisi kadın. Merkez Komite üyelerinin 8’i ordu komutanı, 12’si tümen komutanı general, buna karşın MK’de (beden eğitiminden sorumlu bir erkek, bir kadın) yalnızca iki üniversite rektörü bulunmakta.

O halde, MK’nin bu bileşimine bakarak şunu söylemek mümkün: çevresi nadiren birkaç daha genç teknokratla ve içerisinde çok az kadın ve genç bulunan devlet ve parti aygıtıyla kuşatılmış orta yaşı geçkin askerî bürokratlardan, devlet bürokratlarından, kültür bürokratlarından oluşan bir önderlik söz konusudur.

Daha önceki yazılarda açıklamış olduğum gibi, kongrede kendi kurallarını bürokrasinin daha muhafazakâr ve dogmatik kesimine – yani parti bürokrasisine – dayatan ve bu kesimi etkinlik ve bürokrasinin bürokratik değişimi adına teminat altına almak istediği devlet işleyişine tabi kılan kesim bürokrasinin en etkin ve üretken kesimidir (askerî kesim).

Bununla birlikte en önemlisi, sistemin zirvelerinden sunulan proje üzerinde geniş halk tartışmasının – bu tartışma daha önce pişirilmiş ve şimdiden uygulnamaya konmuş bir proje üzerinde cereyan etse de – yine de halktaki endişelerin ifade edilmesi (ve aygıtın doğrudan bir yoklama yapması) için dolambaçlı bir yol sunmaya yaramış olmasıdır.

Bu tartışmalar örneğin projenin, Sermayeye veya Çin’e tamamen açık özel bölgeler, susuzluk çeken ve konut açığı olan bir ülkede (altyapılarıyla birlikte) onur kırıcı golf sahaları yaratılması ya da dahası girişimcilerin (herhangi bir kapitalist ülkedeki gibi) ücreti işgücüne başvurabilmesine izin verilmesi önerisi gibi en sapkınca veçhelerinden bazılarını ortadan kaldırmaya imkân tanıdı. Bu tartışmada, devletin fiyatları denetlemesinin aracı olarak [temel tüketim mallarına çok sınırlı tarzda erişim sağlayan] karne uygulamasının sürdürülmesi yönünde öneriler oldu. Sonuçta bu karne derhal ilga edilmek yerine tedricen ortadan kaldırılacak. Karne KKP önderliği tarafından, hem alıcıların cüzdanına göre piyasa aracılığıyla bölüşüm etiğini, hem de aynı şekilde en yoksullara devlet sadakasını reddeden kolektif tahayyülde fazlasıyla kök salmış zararlı eşitlikçi bir özlem olarak sunulmuş olduğundan burada halktaki kaygının bir başka ifadesi bulunmakta.

Kongre, geleneksel Küba deneyimine göre emekçilerin belirleyici bir siyasî ve iktisadî unsur olarak katılımını aklından bile geçirmemiştir. Emekçiler tarafından özgürce tartışılmış olan katılımcı vergi gündeme gelmemiştir. Üretkenliği kuşkusuz artıracak, yaratıcılığın önündeki engelleri kaldıracak, ithal ürünlere talebi azaltacak özyönetimin nasıl örgütleneceği ve düzenleyici olarak istenilen çeşitli tipte sözleşmeler tartışılmamıştır. Üretime bilinçli bir katılımla birlikte işletmelerle veya devletle [devletten ve partiden bağımsız] demokratikleştirilmiş sendikalar tarafından imzalanacak iş sözleşmelerinin yürürlüğe konmasının mümkünlüğü akla gelmemiştir. Buna karşılık, uluslararası ve kaotik olduğundan tanımı itibariyle denetimi mümkün olmadığı ve dolayısıyla planlanması mümkün olmadığı halde piyasa ile planlama arasında bir bileşimden söz etmeye devam edilmiştir. Bu şekilde, en fazlası gevşek ve bir hatalar ve düzelmeler sistemine dayanan birkaç sektörel plan yapmak mümkün olabilecektir.

Kongre kararlarının içerisinde hayata geçirilmesi gerekecek (iktisadî, siyasî, ekolojik) dünya bağlamı üzerine ciddi bir tartışma olmamıştır. Kongrenin, Küba Devriminin en zor anında, dokuz yıl boyunca ertelenmiş olmasının nedenine en ufak eleştirel göndermede bulunulmamıştır. Ne de şimdi tam bir teorik karanlık içinde ölçüsüz bir düzeltmeye girişen aynı yöneticilerin geçmişte işledikleri hatalara ilişkin bir eleştiriye tanık olunmuştur.

Küba – yöneticiler özellikle gıda ve petrol ithalatını artırmaya devam edecek olurlarsa – nereye gidiyor? Acaba daha fazla devlet kapitalizmine doğru mu gidiyor? Zira hükümetin ücretli emeğe dayalı sosyalist devlet işletmeleri dediği şey ne eksik ne fazla devlet işletmelerinden başka bir şey değil. Ya da, Pekin’in Küba hükümetine hemen verdiği desteğin işaret eder göründüğü gibi olanaksız ve gerici – piyasa özgürlüğü, komünist milyonerler ve komünist tek parti – bir Çin yoluna doğru mu gidiyor? Acaba değişime direnen dogmatikler baskılarıyla ve çekişmeleriyle devam edecekler mi? Çin’de olmadan, yoksulluk içinde Çin usulü bir sisteme yönelmek için yapılan manevralar tartışma alanlarını kapatmakla sonuçlanmayacak mı?

Bu durumun anahtarı şu ana dek söz hakkından mahrum bırakılmış ve yukarıdan üzerlerine yağan tercihlerin nesnesi olmuş olan Kübalı emekçilerin elinde bulunuyor. Buna karşın, sosyalist özendiricilerin, devrimci fikir ve perspektiflerin eksikliği hayal kırıklığı, moral bozukluğu yaratmakta ve kolektif çözümler aramaya yol açmak yerine bireysel çözüm arayışlarıyla sonuçlanmakta. Yukarıdakilerin pragmatizmi ilkeler üzerine ve Küba devrimci sürecinin bizatihi tarihi üzerine bir tartışmayla dengelenmelidir. Açık çek vermenin sonu her zaman iflastır.

(Bu yazı Meksika’da yayınlanan günlük gazete La Jornada’dan alınmıştır. Bu sitede Küba başlığı altında aynı yazarın ve başkalarının Küba üzerine çeşitli yazı ve makalelerini bulmak mümkündür.)

A L’Encontre, 3 Mayıs 2011 http://alencontre.org/?p=2509
Türkçesi: Osman S. Binatlı
http://www.sdyeniyol.org/index.php/duenyadan/511-komuenist-parti-kongresi-ertesinde-kueba-guillermo-almeyra

Posted in Küba | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Fidel Castro: NATO’nun kaçınılmaz savaşı

Posted by lahy 06/03/2011

Havana, (Prensa Latina) ABD ve NATO’nun Libya’ya yönelik müdahale planlarını eleştiren Küba devrimi lideri Fidel Castro, “Gün boyu Kaddafi’yi silahsız kitlelere ateş açma emri vermekle suçluyorlar. Niye bu silahların ABD, İngiltere ve diğer sözde Kaddafi düşmanları tarafından temin edildiğini kabul etmiyorlar? Ben yalnızca Libya’yı işgal etmek için sarfettikleri yalan bahanelere katlanamıyorum,” diye yazdı.

***
NATO’nun kaçınılmaz savaşı (ikinci bölüm)

Daha 27 yaşında bir albay olan Kaddafi, Mısır’da Nasır’dan ilham alarak 1969 yılında Kral I. İdris’i devirmişti. Kaddafi akabinde tarım reformu ve petrolün millileştirilmesi gibi adımlar atmış, artan gelirler iktisadi ve toplumsal kalkınmaya vakfedilmiş, özellikle de eğitim ve sağlık hizmetleri çölde yaşayan seyrek nüfusa ulaştırılmıştı.

Çölün gerisinde devasa bir paleosu denizi, yani fosil su denizi yatıyordu. Öte yandan, burada deneysel bir çiftliğin varlığını öğrendikten sonra, bu sularla yapılan tarımın petrolden daha yararlı olabileceğini de düşünmüşümdür.

Müslüman halklara özgü yoğun dini faaliyetler de ülkedeki aşiret geleneklerini dengeliyordu.

Küba, Libyalı devrimcilerin kendilerine has girişimlerine ilke gereği saygı duydu.

Libya liderliği hakkında fikir belirtmekten kaçındık.

Zaten ABD ve NATO’nun asıl derdinin Libya değil, Arap dünyasını saran devrimci dalga olduğunu görüyoruz. Bunu her ne pahasına engellemek istiyorlar.

ABD ve NATO’cu müttefikleri ile Libya arasında ilişkilerin son yıllarda mükemmel olduğunu yadsınamaz. Tunus ve Mısır’daki isyanlara kadar bu böyleydi.

Libya ve NATO liderleri arasındaki üst düzey toplantılarda kimsenin Kaddafi’ye itirazı yoktu. Ülke üst kalite petrol, gaz ve potasyum kaynağıydı. Kaddafi iktidarının ilk on yıllarında yaşanan sorunlar geride kalmıştı.

Petrol üretimi ve dağıtımı dış yatırıma açılmıştı.

Birçok kamu kurumu özelleştirilmişti. IMF bu oyuna mutlu mesut yönetmenlik yapmıştı.

Sağcı Aznar Kaddafi’ye övgüler düzüyor, Blair, Berlusconi, Sarkozy, Zapatero ve hatta dostum İspanya Kralı, Libya liderinin müstehzi bakışları altında geçit töreni düzenliyorlardı. Herkes müsterihti.

Beni fazla alaycı bulabilirsiniz ama aslında alaycı değilim, yalnızca niye şimdi Libya’ya müdahale etmek ve Kaddafi’yi Lahey Adalet Divanı’na sevketmek istediklerini anlamakta güçlük çekiyorum.

Gün boyu Kaddafi’yi silahsız kitlelere ateş açma emri vermekle suçluyorlar. Niye bu silahların, özellikle de karmaşık baskı silahlarının ABD, İngiltere ve diğer sözde Kaddafi düşmanları tarafından temin edildiğini kabul etmiyorlar?

Ben yalnızca şu anda Libya’yı işgal etmek için sarfettikleri yalan bahanelere katlanamıyorum.

Kaddafi’yi son ziyaret ettiğimde 2001 Mayıs’ıydı, Reagan’ın görece mütevazı meskenine saldırısından 15 yıl sonra. Bana yıkıntıyı göstermişti. Ev doğrudan bombaya hedef olmuştu. Üç yaşındaki kızı saldırıda ölmüştü. Kaddafi onu Ronald Reagan’ın öldürdüğünü söylüyordu. Bu saldırı ne NATO, ne İnsan Hakları Konseyi ne de Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir kararına dayanıyordu.

Daha önceki bir ziyaretim ise 1977’de idi. Libya’da devrimci süreç başladıktan sekiz yıl sonra. Trablus’u ziyaret etmiştim. Sebha’da Libya Halk Kongresi’ne katılmıştım. Fosil suları denizinden elde edilen sularla yapılan deneysel çiftlikleri incelemiştim. Bengazi’yi ziyaret etmiş ve çok sıcak karşılanmıştım. Son dünya savaşında büyük muharebelere sahne olan ülke buydu. O vakitler nüfusu altı milyonu bulmuyordu. Daha inanılmaz miktarda hafif petrol ve fosil su kaynaklarından da haberleri yoktu. O sıralar Portekiz’in Afrika’daki sömürgeleri daha yeni kurtuluyordu.

Angola’da 15 yıl boyunca ABD’nin aşiretler arasında örgütlediği paralı askerler, Mobutu hükümeti iyi donanımlı ırkçı Güney Afrikalı Apartheid rejimi ordusuna karşı savaşmıştık. Bu ordu, bugün bildiğimiz üzere ABD direktifleriyle Angola’yı 1975’te işgal ederek bağımsızlığını engellemeye çalıştı. O yıl başkent Luanda’nın eteklerine kadar varmışlardı. Bu süreçte bir dizi Kübalı uzmanı kaybettik. Acilen kaynak yolladık.

Sonraki 13 yıl boyunca Güney Afrikalı ırkçılar Angolalılara ve enternasyonalist Kübalı birliklere karşı savaşmaya devam ettiler.

ABD ve İsrail desteğiyle Apartheid rejimi nükleer silahlar geliştirdi. Angolalılar ve Kübalılar ırkçı ordunun hava ve kara birliklerini Cuito Cuanavale’de geri püskürtüp, konvansiyonel silahlarla Namibya sınırına doğru sıkıştırdıklarında, ellerinde nükleer silah vardı bile. İki defa birliklerimiz bu tür silahlarla saldırıya uğrama tehdidiyle karşılaştılar: Kasım 1962’de Küba’da ve 1980’lerde güney Angola’da. Ama Güney Afrika ırkçı rejimi nükleer silah kullanmış olsa dahi o korkunç sistemin devamını sağlayamayacaklardı. O sırada ABD’de Ronald Reagan ve Güney Afrika’da da Pieter Botha iktidarı vardı.

Şimdi kimse bunlardan, emperyalist sömürü nedeniyle kıyılan yüz binlerce candan bahsetmiyor.

vBugün Arap halkları başkaldırdıkları için benzer bir büyük riskle karşı karşıya.

ABD ve NATO’nun korkulu rüyası olan Arap dünyasında devrim hareketi, mahrum olanların devrimi olacak. Avrupa’da 1789’da Bastil ele geçirilmesinden sonra en büyük olduğu söylenen bir dalga.

Ondördüncü Lui bile Suudi Kralı Abdullah’ın ayrıcalıklarına veya bugün Yankiler aracılığıyla çıkartılan devasa zenginliğe sahip değildi.

Libya kriziyle başlamak üzere Suudi Arabistan’dan çıkarılan petrol günde bir milyon varile yaklaştı. Bu sayede bu ülkenin ve onu kontrole edenlerin geirleri günde bir milyar dolara yaklaşıyor.

Elbette kimse Suudi halkının para içinde yüzdüğünü zannetmesin. Orada başta inşaat olmak üzere çeşitli sektörlerdeki işçilerin çalışma koşullarını, düşük maaşlar karşılığı günde 13-14 saat çalışmaya zorlanmalarını okumak insanın yüreğini burkuyor.

Mısır ve Tunus’ta işçilerin çıkışının, Ürdün’de işsiz gençliğin, Filistin’de, Yemen’de ve hatta daha yüksek gelirli Bahreyn’de ve BAE’de yaşananların ardından, Suudi üst tabakası da etkilendi.

vBaşka zamanlara benzemiyor: Arap halkları olup biteni anında öğreniyorlar, haberler son derece manipüle edilmiş olsa dahi.

İmtiyazlı sınıflar için en kötüsü de bu gelişmelerin gıda fiyatlarında artış ve iklim değişikliğiyle birlikte yaşanmış olması. Dünyadaki başlıca mısır üreticisi ABD, bu ürünün yüzde kırkını ve ayrıca soya hasılatının önemli kısmını otomobiller için biyoyakıt üretmek için kullanıyor.

Bolivarcı Başkan Hugo Chávez, Libya’ya NATO müdahalesi olmadan krize bir çözüm bulunması için cesur bir girişimde bulundu. Eğer müdahaleden önce bir geniş bir görüş birliği sağlayabilirse bir şansı var. Böylece Irak deneyiminin yeniden yaşanmasının önüne geçebiliriz.

Fidel Castro Ruz

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Fidel Castro’dan insanlığa uyarı

Posted by lahy 17/02/2011

Havana, (Prensa Latina) Küba Devrimi lideri Fidel Castro yaptığı açıklamada, insanlığın yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve bunun önlenmesi için acilen harekete geçilmesi gerektiğini belirtti.

Salı günü 20. Havana Kitap Fuarında aydınlarla sohbet eden Castro şöyle konuştu:

“Bence derhal bu konuda adım atmalıyız, bu temel konuyla ilgili buradaki katılımcılarla görüş alıverişinde bulunmak istiyorum.”

Yapılan sohbet toplantısını daha sonra Yuvarlak Masa adlı televizyon programında yayınlandı. Castro toplantıda şunları belirtti:

“Eğer karşı karşıya kaldığımız tehlikenin yakıcılığına akademisyenleri ikna edebilirsek belki de ancak onlar dünyadaki en kendini beğenmiş ve beceriksiz yaratık türü olan siyasetçileri konunun aciliyetine ikna edebilirler.”

Fidel Castro yaklaşık 20 yıl önce Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında yapmış olduğu konuşmayı hatırlatarak, o dönemde insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikeyi hatırlattığını ifade etti:

“O sırada bugünkü kadar yakıcı olmasa da tehlikenin varlığından bahsettiğimde beni hayretle ve dikkatle dinlediler.” Castro konuşmasının devamında 1945 yılında Japonya’daki Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombalarını hatırlatmış ve bir anda yüzbinlerce sivili öldüren saldırıları kınamıştı.

Bugün dünyayı tehdit eden en önemli başlığın, ilerleyen bilimin sayesinde elde edilen güçle birlikte yaşanan savaşlar olduğunu vurgulayan Castro, yüz adet nükleer silahın kullanılmasının gezegeni nükleer kış olarak tanımlanan ve dünyada güneşin kesinlikle görülemeyeceği bir felakete itmek için yeterli olacağını hatırlattı.

Posted in Küba | Etiketler: , | Leave a Comment »

Küba: Kitle halinde işten çıkarmalar başladı

Posted by lahy 06/01/2011

Küba hükümeti, Başkan Raul Castro’nın 2010 yılında açıkladığı işten çıkarma ya da ” işgüçünün yeniden düzenlenmesi” kararını uygulamaya başladı.

Küba devriminin tarihinde ilk defa olarak yüzbinlerce işçi işten çıkarılıyor. İşten çıkarmalar Şeker Endüstirisi,Tarım, İnşaat, Kamu Sağlığı ve Turizm sektörlerinde 4 Ocak Salı gününden itibaren  uygulanmaya başlandı.

Önümüzdeki altı ay için 500.000, üç sene içerisinde ise 1.300.000 işçi ve memur işlerinden çıkarılacak.

İşten çıkarılanlara çalıştıkları her 10 yıl için bir maaş ve bazı ek tazminat veriliyor.Ortalama maaşın 14 dolara tekabül eden 410 peso olduğu Küba’da bir çok çalışan ay sonunu getirmekte büyük zorluklarla karşılaşıyor. Kitle halinde işten çıkarmalar sonucu halkın yaşam standartlarında düşme olması kaçınılmaz gözüküyor.

Yetkililer tarım ve inşaat sektörlerinde işten çıkarılanlara yeni bir iş teklifi yapılacağını, bu teklifin red edilmesi halinde yeni bir teklif yapılmayacağını bildirdi.

Resmi makamların verdiği bilgiye göre 2011’de 146.000 kişi kesinlikle işlerini kaybederken 351.000 kişinin de ”kendi adlarına bağımsız olarak” çalışacağı tahmin ediliyor. 2016 yılında Kübalıların yarısının özel sektörde çalışması hedefleniyor. Ekonominin yüzde 90’ının kamu kontrolünde olduğu Küba’da bu türden yapısal bir geçişin nasıl sağlanacağı muğlaklığını koruyor.

İşten çıkarmalar nedeni ile işçi sınıfı ve memurlar arasında huzursuzluğun artığı bildiriliyor. Ülkenin tek sendikası İşçi Sendikaları Merkez (CTC)genel sektereteri Salvador Mesa, işten çıkarmaları hazırlayan ve itirazları inceleyen komisyonlarda ” adam kayırmacılık, torpil ve himayeciliğin, gerekli analizlerin yapılamamasının önüne geçmek için işçilerin gerçek temsilcilerin yer alması” gerektiğini söyledi.

Sol ve Küba’da kapitalizmin yeniden inşası tartışmaları

Che: Yüzyılın Bir Evladının Trajedisi – Daniel Bensaid

Che Guevara ve kapitalist ekonomik yöntemlerin uygulanması

Küba’da kapitalizmin yeniden inşası

Kübada tek seçenek devrimden vazgeçmek olmamalı – Guillermo Almeyra*

Aleida Guevara’ya cevaben: Küba da neler oluyor? – Özlem Barın, David Dessers

José Bell Lara: Neo-Liberalizm Küba’ya Giremeyecek

Küba: Sosyalizm Adı Altında 500 Bin Kamu Emekçisi İşten Çıkarılıyor

Küba: Kapitalizme giden yolları kapamak ve yeni sosyalizme açılmak -Narciso Isa Conde*


Posted in Küba, İşçi Hareketleri-Sendikalar | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Raul Castro: ”Ya hatalarımızı düzelteceğiz ya da batacağız”

Posted by lahy 19/12/2010

Küba devlet başkanı Raúl Castro, Cumartesi günü, Ulusal Meclis’de  yaptığı  konuşmada ülke ve yöneticiler işlenen hataları düzeltemezlerse, Devrim ve geçmiş kulakların çabalarının boşa gideceğini söyledi.

Raul Castro, Küba Ulusal Meclis’inde “Uçurumun kenarında beklemenin zamanı sona erdi, ya hatalarımızı düzelteceğiz ya da batacağız ve (…) önceki kuşakların çabalarını da batıracağız.” dedi. İki saat süren konuşmasında geçmişin hataları üzerinde durdu; sosyalizmin hatalı yorumlarını eleştirdi ve adada uygulamaya konan reformlar konusunda bütün yöneticilerden üstün çaba harcamalarını talep etti.

Yönetici kadrolar arasında gizlilik ve yalancılığa kesinlikle son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, yalancıların görevlerinden geçici olarak değil de süresiz olarak uzaklaştırılmalarını ve Komünist Partis’inden ayrılmalarını istedi.

Konuşmasında çeşitli kereler kardeşi Fidel Castro’ya değinen Raul, Fidel’in geçen yıllarda  yaptığı ekonomi alanındaki bazı önermelerin ve emirlerin uygulanmadığını söyledi. ”Uyum, örgütlenme ve Parti ile Hükümet arasında koordinasyon eksikliği vardı” diyen, Raul Castro,  ” Parti yönetmeli ve kontrol etmeli ve hiçbir düzeyde Hükümet’in faaliyetlerine karışmamalı” dedi.

”Devrime karşı olanların” uygulamaya konan ekonomik reformlara karşı kampanya yürüttüğünü ve bunun adada  şüpheciliğe yol açtığını söyledi. ” Ne Küba’da kapitalizmi restore etmek ne de devrim yapmak için seçilmedim.Sosyalizmi mükemmelleştrimek için seçildim,”  dedi.

Geçtiğimiz elli yılda işlenen hatalara değinen Raul Castro, bazı mevcut ana problemlerin kökeninde eşitlik ilkesine dayalı dağıtımın olduğunu belirterek, partinin yeni çizgisi ve hükümetin uyguladığı reformların sosyalist geleceğe giden yolu gösterdiğini söyledi.

Wikileaks tarafından açıklanan gizli ABD diplomatik belgelerine de değinen Raul Castro, bu olayın ABD’nin ”küresel bir jandarma” gibi davrandığını gösterdiğini vurguladı.

Kaynak: Raúl Castro: Speech at The National Assembly (ve diğer kaynaklar)

Sol ve Küba’da kapitalizmin yeniden inşası tartışmaları

Küba’da kapitalizmin yeniden inşası

Posted in Küba | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Wikileaks:”Castro 2006’da ölümden döndü”

Posted by lahy 17/12/2010

"Castro 2006'da ölümden döndü"

Wikileaks’de yayımlanan Amerikan gizli diplomatik belgelerine göre, Küba lideri Fidel Castro, 2006’da ölüme çok yaklaştı.

İsmi açıklanmayan kaynakların Havana’da diplomatlara verdiği bilgilere göre Castro, yurt içinde uçakla seyahat ederken bağırsağındaki delik yüzünden neredeyse ölüyordu.

İspanya’da çıkan El Pais gazetesinde yayımlanan belge, Havana’daki Amerikalı diplomatların, Fidel Castro’nun hastalığı ve iyileşme olasılığıyla ilgili bilgi edinmek için yoğun çaba harcadığını gösteriyor.

Havana’daki Amerikalı diplomatın mart 2007’de yolladığı bir kriptoda, Castro’nun hastalığının, Holguin’den Havana’ya giderken uçakta ortaya çıktığı belirtildi.

Kısa bir uçuş olduğu için uçakta doktor bulunmadığı, Castro kanama geçirdiği için de uçağın acil iniş yaptığı aktarıldı. Castro’ya, bağırsak duvarının dışarıya kesecik halinde çıkması anlamına gelen kalın bağırsak divertükülü teşhisi konulduğu ifade edildi.

Açıklanmayan kaynağın Amerikalı diplomata, Castro’nun kalın bağırsağında delik olduğunu ve ameliyat edilmesi gerektiğini anlattığı kaydedildi. Castro’nun önce kolostomiyi reddettiği ancak zamanla durumu kötüleşince ameliyata razı olduğu belirtildi.

Kriptoda, bu hastalığın iyileşebilir olmadığını bildiren Amerikalı diplomatın, Küba liderinin görevinin başına dönemeyeceği yorumunun yer aldığı da ifade edildi. Hastalığı yüzünden Castro, yetkilerini kardeşi Raul’a devretmek zorunda kalmıştı. Küba’da Castro’nun sağlık durumu devlet sırrı kabul ediliyor. Küba lideri, Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’ın ABD’ye “diz çöktürdüğünü” söylemişti. (AA)

Posted in Genel Haberler, Küba | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Uzmanlar: Haiti’de Kolera’nın nedeni BM güçleri!

Posted by lahy 15/12/2010

Önde gelen Fransız Kolera uzmanı Dr. Renaud Piarroux yayınladığı bir raporda Ekim ayında başlayan ve bugüne kadar 2.300 kişinin ölümüne yol açan hastalığın kaynağının BM askeri güçleri (MINUSTAH)’a bağlı bir askeri üsten kaynaklandığını teyit etti.  . Dr. Renaud Piarroux, “Başka bir açıklama mümkün değil,” diye yazdı. Piarroux ve çalışma arkadaşları başka hastalık kaynakları üzerinde durdu ancak başka bir açıklama bulamadı.

13.000 kişilik bir güçe sahip olan MINUSTAH Haziran 2004’den bu yana Haiti’yi işgal ediyor; kolera salgınından önce de çok sayıda protesto gösterilerinin hedefi idi.

Dr. Renaud Piarroux’a göre, salgın ilk olarak Nepalli BM askerlerinin üstlendiği  Mirebalais, yakınındaki Meille köyünde başladı. Kolera hastalığını adaya getiren Nepalli askerilerin bulunduğu üs’den geçen Artibonite nehri’nin bir kolu hastalığın yayılmasında rol oynadı.

Kolera insan dışkısı yoluyla bulaşan bir hastalık. Meillé halkı üs’den nehre doğru  koku yayan siyah bir sıvının salgın öncesinde sızdığını rapor ettiler.  Kasım ayı başlarında yapılan bir denetlemede üs’de kolera olduğuna dair bir ize rastlanmadı. Ancak, Dr. Renaud Piarroux, mevcut dellilerin ortadan kaldırılmasının mümkün olduğunu söyledi.

Fransız ve Haiti otoriteleri Dr. Piarroux’dan hastalığın kaynağını araştırmasını istedi ancak Aralık ayının 10’una kadar rapor yayınlanmadı. BM sözcüsü Martin Nesirky raporun kesin sonuçlara varmadığını iddia etti. Fransız gazetesi Le Mondenin bildirdiğine göre, BM raporu yayınlamayarak birliklerini korumak isterken, Haiti otoriteleri de seçimler öncesinde MINUSTAH askerlerini hastalığın kaynağı olarak gösteren bu raporu yayınlamak istemedi. (Le Monde (Fransa) 12/11/10, 12/12/10)

7 Aralık’da yazdığı bir yazıda Fidel Castro Kübalı doktorların bulgularının Dr.Piarroux’ın vardığı sonuçları desteklediğini söyledi. Kübalı doktorlar Haiti’de kolera salgının tedavisinde önemli bir rol oynuyor. Fidel Castro, Nepalli askerlei suçlamanın yanlış olacağını yazarak, bu ülkenin Britanya’nın eski bir sömürgesi olduğunu hatırlattı. ”Sömürge savaşlarında kullanılan Nepalliler şimdi asker olarak iş buluyor” dedi.(La Jornada (Meksika 12/8/10)

Posted in Genel Haberler, Haiti | Etiketler: , , | Leave a Comment »

ABD belgeleri: Kübalı ajanlar doğrudan Chavez’e rapor veriyor

Posted by lahy 01/12/2010

Wikileaks tarafından açıklanmaya başlayan ABD diplomatik belgelerinde, Kübalı istibharatcıların Venezüella’da yoğun bir şekide faaliyet gösterdiği ve yerel güvenlik kuvvetlerini atlayarak doğrudan başkan Hugo Chavez’e rapor verdikleri iddia ediliyor.

Venezüella ordusu ülkenin kurumları içerisinde ”en az Kübalılaşmış” kurum olarak niteleniyor.

Kübalı gizli servis uzmanlarının ülkede bir dizi alanda faaliyetler gösterdikleri, önemli opeasyonları yönettikleri belirtiliyor. Göçmenlik servisinde çalışan Kübalılara dikkat çeken yazıda yüzlerce kişiye, gizli servis operasyonlarında yer almaları için  Kolombiya vatandaşları olarak Venezüella’da vatandaşlık  verildiği iddia ediliyor.

ABD Büyükelçiliği Chavez öncesi dönemde nufüsun yüzde 65’inin ABD hakkında olumlu düşündüğünü, Chavez döeminde aynı rakamın yüzde 30’a düştüğünü bildirerek halkın gözünde imajlarını düzeltebimek için kaynak talep ediyor.

Havana’da ki ABD büyükelçiliği, 2009 yılında,  ”Küba gizli servisinin çok profesyonel ve etkili” olduğunu vurgulayarak, gizli servisin muhaliflerin saflarına sızdığını ve muhaliflerin ”teröristler” olarak takip altında tutulduğunu belirtiyor.  Küba yasalarına göre ABD’den para yardımı  alınmasının ‘terörizm” olarak görüldüğü belirtiliyor.  Elçilik ayrıca, Küba güvenlik servislerinin hemen hemen tüm muhalif grupların içine sızdığına ve hükümetin izni ya da göz yumması olmaksızın hiçbir protesto gösterisinin yapılamayacağına inanıyor.

Elçiliğin Chavez’in 1984-1993 arasında nikahsız eşi ve politik yoldaşı olan fakat daha sonradan muhalefet saflarına geçen Herma Marksmen ile 2004 yılında yaptığı görüşmesinde, Marksmen’in muhalefetin Chavez’i bir deli olarak nitelemesini eleştirerek, Chavez’in kararlı biri olduğunu ve yalnızca bir komünist olan erkek kardeşi Adan ve Fidel Castro’ya güvendiğini söylediği belirtiliyor. Elçilik Chavez’in kimseye güvenmemesinin politik projelerini sekteye uğratabileceğini not ediyor.

28 Ocak 2010 tarihli bir belgede Kübalılar tarafından yönetilen bir grubun Venezüella da ki ABD misyonlarıni teknik ve kişisel ilişkiler kurmak gibi yönetemlerle hedef aldığı yazılıyor. ABD’li  çalışanlar yerel elçilik memurlarının önünde gizlilik teşkil eden hiç bir konuda konuşmuyorlar.

Belgelerde Venezüella’da çalışan Kübalı sayısı, 30.000’den fazlası sağlık personeli olmak üzere 40.000 olarak veriliyor.

kaynak: Espías cubanos actúan por libre en Venezuela y despachan con Chávez

Wikileaks: ABD, Hugo Chavez’i tecrit etmeye calışıyor

Posted in Küba, Venezuela | Etiketler: , , , , , | 2 Comments »

Raul Castro: ”..ekonomik değişiklikler Fidel’in fikirlerini esas alıyor.”

Posted by lahy 19/11/2010

Fidel ve Raúl.jpgKüba devlet başkanı Raúl Castro,“ başka bir alternatif yok” diyerek, uygulamaya sokulan yeni ekonomik modeli savundu; uygulamaya konan ekonomik değişikliklerin Fidel Castro‘nun fikirlerini esas aldığını vurguladı. (Granma,16 Kasım)

Kübalı yetkililer, bir kaç hafta önce bir milyon işçinin işine son verileceğini, özel sektörün Küba ekonomisine entegre edileceğini, yabancı sermayenin yatırmlarının destekleneceğini ve yiyecek karnelerinin kaldırılacağını duyurmuştu.

Raúl Castro “ ..özellikle vurgulamak istediğim (…) Fidel’in fikirleri yapılan önerilerin her satırında görülebilir” dedi.

Ekonomi ve Planlama Bakanı Marino Murillo, ”ekonomik reformların” değil de ”sosyalist modelin güncellenmesinin”  söz konusu olduğunu belirterek, ”Hiç kimse kamu mülkiyetinden vaz geçeceğimizi düşünmesin” dedi.

Murillo zarar eden kamu kuruluşlarının kapatılacağını belirterek, ” 10 yıl zarar eden bir işletmenin muhafaza edilmesinin söz konusu olmayacağını ve devletin zarar eden işletmelerin giderlerini karşılamayacağını” söyledi..

Fidel Castro ve Küba’nın diğer yöneticilerinin çeşitli kereler Çin örneğinden övgüyle bahs etmiş olması ada da kapitalizmin restorasyonu için adımlar atıldığı şeklideki kaygıları artırdı. Uygulamaya sokulan kapitalist pazar ekonomilerine ait yöntemler genişletilir ve devrimin kazanımı olarak nitelenen alanlarda geriye doğru adımlar atılırken, politik sistemde, işçi demokrasisi, işçi kontrolü ve işçilerin özyönetiminin hayata geçirilmesi yolunda adımlar atılmaması Küba Kömünist Partisi’nin Çin örneğini esas aldığını gösteriyor.

Nisan ayından yapılacak VI. Parti Kongresinde yeni dönemin tedbirleri tartışılarak onaylanacaktır Geçen hafta dağıtılmaya  başlayan  32 sayfalık VI.ıncı Kongre Parti Program Taslağı önümüzdeki üç ay içinde tartışılacaktır.

Raul Catro’nun Granma’da yayınlanan sözleri Fidel Castro tarafından dün üniversite öğrencileri ile yaptığı ve TV tarafından naklen yayınlanan bir toplantıda teyit edildi.  65 yıl önce üniversiteye başlamasını kutlayan öğrencilerle bir araya gelen Fidel Castro, Havana Üniversite’sinde 5 yıl önce yaptığı konuşmadan bölümler okudu: Adada sosyalizmin Kübalıların kendi hataları sonucu ortadan kalkabileceğini  ve yeni bir toplum yaratmak için alınacak tedbirlerden söz etti.

Konuşmasında Marx, Engels ve Lenin’i öven Castro, daha sonra, ” Bugünün ekonomisi 50 ya da 100 yıl önceki gibi, Marx ve Lenin’yaşadığı çağdaki gibi değildir” dedi.

Buradan Küba’da uygulanmaya başlayan yeni ekonomik modele geçen Fidel Castro, sağlanmakta olan sübvansiyonların ve bedava servislerin ”yalnızca temel ve hayati alanlarda muhafaza edileceğini” söyledi.

Fidel Castro, bütün ülkede ”eleştiri ve özeleştiri sürecinin” gerekliliğini vurgulayarak,  ” Yaptığımız hatalar içerisnde em önemlisi birisinin sosyalizmi ya da sosyalizmin nasıl kurulacağını bildiğine inanmaktır,” dedi.

Kaynak: laclase.info ve El Pais ( Fidel Castro da el visto bueno a las reformas económicas de su hermano)

Che Guevara ve kapitalist ekonomik yöntemlerin uygulanması

Özgürlüğün sesi Che GUEVARA

Küba’da kapitalizmin yeniden inşası

Kübada tek seçenek devrimden vazgeçmek olmamalı – Guillermo Almeyra*

Aleida Guevara’ya cevaben: Küba da neler oluyor? – Özlem Barın, David Dessers

José Bell Lara: Neo-Liberalizm Küba’ya Giremeyecek

Küba: Sosyalizm Adı Altında 500 Bin Kamu Emekçisi İşten Çıkarılıyor

Küba: Kapitalizme giden yolları kapamak ve yeni sosyalizme açılmak -Narciso Isa Conde*

Posted in Küba | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Chavez, Venezüella ile Küba arasında yeni bir ilişki modelinin yaratıldığını belirtti

Posted by lahy 16/11/2010

Karakas, (Prensa Latina):Başkan Hugo Chavez, Pazar günü, Entegre Ortaklık Antlaşmasının 10. yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmasında Venezüella ve Küba’nın iki ülke ve halkları arasında yeni bir ilişki modelinin hayata geçirildiğini dile getirdi.

Chavez, gazetedeki Chavez’den Satırlar köşesindeki “Bolivarcı Asker” başlıklı yazısında, 30 Ekim 2000 tarihinde Kumandan Fidel Castro ve kendisinin imzaladığı antlaşmanın yıl dönümünün 8 Kasım tarihinde Havana’da üst düzey bir katılımla kutlandığını belirtti.

Chavez yazısında, söylem düzeyinde kolay olan bu antlaşmayı, her iki ülkenin halklarının güncel çıkarlarıyla uyum içerisinde sürdürmek için bazı engelleri kaldırmak gerektiğini ifade etti. Günümüze gelindiğinde ise halkların en çok çıkarı olan seçeneğin bu ortaklığın, önümüzdeki 10 yıl boyunca da iki ülkenin devrimlerinin konsolidasyonu doğrultusunda sürdürülmesi olduğunu vurguladı.

Devlet başkanına göre Küba ve Venezüella kendilerine özgü özellikleri, görüşleri ve ayrı amaçları olan ama güçlü ve çok önemli bir kökenden beslenen iki ayrı ülke konumunda bulunuyor.

Chavez yazısında bu ortak kökenin Simon Bolivar ve Jose Marti olduğunun ve ortak duygunun hümanizm, yurtseverlik ve Latin Amerika’ya duyulan bağlılık olduğunun altını çizerken, Kumandan Fidel Castro’nun ise bu mirasın yaşayan ve üstünde cisimleşmiş bir örneği olduğunu özellikle vurguladı.

Bu antlaşma ALBA’nın temelini oluştururken, Küba ve Venezüella’nın entegrasyonun ötesinde yeni bir hedefe yöneldiklerinin, bu hedefin ise kurtarıcılarından onlara miras kalmış tarihi ortaklık ve birlik bayrağının tekrar yükseltilmesi olduğu bilgisini vererek Chavez sözlerini noktaladı.

Posted in Genel Haberler, Küba, Venezuela | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Raul Castro: Komünist Parti VI Kongresi Nisan 2011’de..

Posted by lahy 10/11/2010

Küba devlet başkanı Raúl Castro,  Küba Komünist Partisi VI.ıncı kongresinin 2011 yılının Nisan ayında yapılacağını açıkladı. Kongre’de yeni ekonomik model ve uygulamaya konan reformlar tartışılarak, ”parti ve devrimin yeni ekonomik ve sosyal politikaları” karara bağlanacak.

Kongre’nin devrimin sosyalist karakterinin ilanının 50 inci yıldönümüne rastladığını söyleyen Raul Castro, yapılacak kongrenin gündeminde ”ekonomik konuların” ve adanın kendi kendine yeterli hale gelmesi için ”mevcut modelin yenilenmesinin” merkezi tartıoşma konuları olacağını söyledi.

KKP’sinin son kongresi 1997 yılında yapılmıştı. Her beş yılda bir yapılması gereken Parti Kongresi 14 yıl sonra gerçekleşecektir.

Raul Castro, uygulamaya konan ekonomik tedbirlerin bütün ülke çapında yaygın bir şekilde tartışmaya açılacağını duyurarak, bütün Kübalılara demokratik  tartışma sürecine katılma çağrısı yaptı. R.Castro, tüm Kübalıları kongreye hazırlanmaya çağırarak, ”devrimciler, liderlik ve halkın çoğunluğu” arasındaki birliğin ” sosyalizmin gelecekte mükemmelleşmesi” için zorunlu olduğunu söyledi.

Kongre’de tartışılmak üzere hazırlanan 32 sayfalık bir broşür Salı gününden itibaren ülke çapında dağıtılıyor.

Raul Castro, bu açıklamayı Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ile Küba ve Venezuela arasında imzalanan Birleşik Ortaklık Anlaşması’nın 10. Yıldönümü için pazartesi günü Küba’nın başkentinde yapılan toplantı sırasında yaptı.

Pazar günü TV’de yayınlanan bir konuşma yapan Chavez,  , Küba ve Venezuela arasindaki butunlesme mekanizmasini, tümüyle tamamlayici, comert ve insancil olarak tanimladi; her iki ulkenin de bu bagi, ortak amac olan “insanlara mumkun oldugunca mutluluk, azami seviyede sosyal guvenlik ve siyasal sureklilik sağlama”yi basarmak icin kullandigini belirtti. Chavez, “Biz sosyalistler ve devrimciler arasinda yapıcı, cömertliğe dayanan bir ilişki var. Devrimciler olarak sorumluluk hissediyoruz ve sadece Küba icin degil; çünkü biz bu anlasmalari tum Orta Amerika ve Karayip insanlarına sunduk.” dedi.

kaynak: El Pais, Prensa Latina,BBC

Posted in Genel Haberler, Küba, Venezuela | Etiketler: , , , , | 1 Comment »

FİDEL CASTRO: İmparatorluk ve İnsanların Yaşama Hakkı

Posted by lahy 30/10/2010

Ünlü gazeteci Seymour Hersh’in, “Democracy Now!”da yayımlanmış ve Birleşik Devletler’in en çok sansürlediği 25 haberden birisi olarak toplatılan açıklamalarını okuduğumda “Muhteşem!” diye bağırdım.

Bu belge “ABD’li General Stanley McChrystal’in Savaş Suçları” adını taşıyordu. Kaliforniya’daki bir üniversite tarafından bir araya getirilen ve bu tür ifşalardan önemli paragraflar içeren Sansürlü Proje’nin içerisinde yer alıyordu.

Afganistan’da 2009’un Mayıs ayında Obama başkanlığında sürdürülen savaşın, sorumlu komutanı Korgeneral Stanley McChrystal, önceden de Ortak Özel Operasyonlar Komutanlığı’nın (JSOC) başında bulunuyor ve Dick Cheney’e [Bush’un başkan yardımcısı] raporlar sunuyordu. General McChrystal’ın 33 yıllık askeri kariyerinin çoğu, 2003 ve 2008 yılları arasında JSOC’un kumandanlığı da dahil olmak üzere gizli tutulmuştur. Bu arada JSOC, Pentagon’un yıllarca varlığını kabul etmeyi reddettiği çok gizli ve seçkin bir birliktir. JSOC, donanmanın özel bir birliği olan Navy Seals’in (Deniz Özel Kuvvetleri) ve Delta Force’un [özel operasyonlar için gizli ordu askerleri, resmi adıyla Özel Kuvvetler Harekat Birliği-Delta ‘ (SFOD-D), Pentagon’un kullandığı adıyla Muharebe Uygulamaları Grubu] kirli operasyonlarını yürütmektedir.

“Pulitzer ödüllü Seymour Hersh, Bush yönetiminin doğrudan Başkan Yardımcı Dick Cheney’e ve (bu daireyi araştırmak gibi bir kaygısı hiçbir zaman olmayan) Kongre’ye rapor veren “hükümete bağlı bir suikast dairesi” yürüttüğünü söyledi. JSOC timi, CIA İstasyon Şefiyle veya büyük elçilikle temas bile kurmadan farklı ülkelere ziyaretlerde bulunurdu. Ellerinde bir liste olur, onları öldürüp geri dönerlerdi. Başkan Yardımcı Cheney’in ofisi tarafından hazırlanan, hedef olarak işaretlenmiş insanların güncel bir listesi vardı […] Ortadoğu’da ve Latin Amerika’da onlarca ülkede suikastlar oldu. Hersh’in ifadesiyle, ‘1970’lerde, hükümetin, Jerry Ford yani Başkan Ford tarafından imzalanmış, bu tür eylemleri yasaklayan bir emir vardı. Yalnızca yasadışı olduğundan değil, aynı zamanda ahlaka aykırı ve verimsiz bir yol olduğundan.’

Gizli ‘hayalet’ tutukevlerinde mahkumlara işkence yapan JSOC’un adı savaş suçlarına da karışmıştır. McChrystal zamanında JSOC tarafından kullanılan Irak’taki Nama Kampı, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden (CICR) gizlenen bu ‘hayalet’ etkinliklerden birisiydi. İşkencenin en vahşileri bu kampta uygulanmıştır.”

Resmen Kuzey Carolina’da Fort Braga’da Tümgeneral olarak görevlendirilmesine rağmen, Nama Kamp’ının ve Irak ve Afganistan’da kendisine bağlı özel kuvvetlerin müdavimlerinden birisiydi.

Birleşik Devletler’in imzalamış olduğu uluslaraarsı beyannamelerin ve ilkelerin alçakça ihlaline doğrudan doğruya biz de maruz kalıyoruz. Kübalı okuyucular, Uluslararası Kızıl Haç ile ilişkilerimize dair yazmış olduğum yazıdaki iki parçayı hatırlayacaklardır: Sierra Maestra savunmamız esnasında ve sonraki stratejik saldırıya karşı-saldırımızda, düşman ordusundan esir düşen mahkumların büyük bir çoğunu iade etmiştik. Mahkumlardan hiçbiri kötü muameleye maruz kalmadı; yaralıların tedavileri yapıldı. İsviçre merkezli Uluslararası Kızılhaç Komitesi bu olayları doğrulayabilir.

“Başka bir yayımcının bu hikaye ile neden ilgilenmediğinin bir açıklaması olarak, Hersh şunu söylüyor: ‘Basın-yayın şirketlerindeki meslektaşlarım, ilgilenmediklerinden değil ama kimi arayacaklarını bilmediklerinden bu haberlerin peşine düşmezler. Eğer JSOC hakkında bir şey yazacaksam, gizli bir birlik olduğundan onları nasıl bulacağım? Hükümet, yazdıklarımın tamamının yanlış olduğunu söyleyecek ya da bir yorum yapmayacak. Bunun yerine, bu tür hikayeleri görmezden gelmek çok daha kolay. JSOC ile ilişkilerin Obama başkanlığında da değiştiğini düşünmüyorum. Şimdi sadece daha kontrollü yapılıyor.'”

… Obama Yönetiminin General McChrystal’i Afganistan’daki savaşa yeni kumandan olarak atama kararı ve ABD’nin terörizmle savaşındaki Guantanamo Hapishanesinde tutulan esirlerinin askeri mahkemelerde yargılanmasının sürdürülmesi, maalesef Obama Yönetiminin Bush’un adımlarını nasıl takip ettiğinin göstergeleridir.


Kaliforniya Sonoma Devlet Üniversitesi’nin belirlediği, büyük medya tarafından en çok sansürlenen 25 haberden birisi, 2009-2010 yılı için, ” General Stanley McChrystal’in Savaş Suçları” ve diğer ikisi de bizim adamızla ilgili: “Medya Haiti Depremine Küba’nın Tıbbi Yardımını Görmezden Geliyor” ve “Guantanamo’daki Mahkumlara Hala Gaddarca Davranılıyor.” Bir dördüncüsü de: “Obama Sosyal Harcamaları Azaltırken Askeri Harcamaları Artırıyor.”

Dışişleri Bakanımız Bruno Rodriguez, vaktiyle İngiliz sömürgeciliğinin parçaladığı, bugün de bu görevi Yankilerin devraldığı Pakistan’ın, kuzey doğu bölgesinde gerçekleşen yıkıcı depremin yaralarını sarmak üzere bölgeye gönderilen Küba Sağlık Ekibinin bizzat siyasi sorumlusudur.

BM genel merkezinde 26 Ekimdeki dünkü konuşmasında, bizim karmaşık dünyamızın uluslararası durumu hakkında ne kadar iyi bilgi sahibi olduğunu gösterdi. Konuşması, üzerine düşünülmeyi son derece hak ediyor.

Fidel Castro Ruz
27 Ekim 2010

hr/iff/mv Modificado el ( jueves, 28 de octubre de 2010 )
PLT-SK-29102010

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Aleida Guevara’ya cevaben: Küba da neler oluyor? – Özlem Barın, David Dessers

Posted by lahy 21/10/2010

Küba daha iyiye gitmek için yapıcı eleştiriye ihtiyaç duyuyorsa söz, yetki ve karar hakkını halka teslim etmelidir. Sadece aşağıdan örgütlenen demokratik tartışmalarla, işçilerin öz örgütlülüğü, öz yönetimi ve kontrolleriyle Küba ekonomik problemleri karşısında yaratıcı bir çözüm üretebilir ve gerçek bir toplumsal eşitliği sağlayabilir; yoksa kapitalist yeniden yapılanmayla sonuçlanma tehlikesi barındıran aceleye getirilmiş reformlarla değil  

Küba rejiminin uluslararası yüzlerinden biri olarak bilinen ve efsanevi devrimci Ernesto Che Guevara’nın kızı olarak da ünlenen Aleida Guevara 25 Eylül’de bir dayanışma festivaline katılmak için Belçika’daydı. Alternatif bir haber sitesi olan De Wereld Morgen’a verdiği röportaj bizim için şaşkınlık yaratıcıydı. Daha on gün önce Küba İşçileri Federasyonu kamu sektöründe çalışan 500.000 kişinin 2011 Mart’ında işten çıkarılacağını ilan etmişken Aleida Guevara bunun doğru olmadığını söylüyordu. Ayrıca, basın ve ifade özgürlüğüne karşı sansürcü bir perspektifi naif bir şekilde savunuyordu.

Batı dünyasında Küba’ya karşı yönelttiğiniz en ufak bir eleştiri ile dahi Amigos de Cuba’nın şimşeklerini üzerinize çekebilirsiniz. Fakat, biz şu an Küba’nın içinde bulunduğu ekonomik bunalıma çare olarak hazırladığı reform paketinin dünya sosyalistleri tarafından tam da Küba halkının söz, yetki, karar hakkını savunmak üzere eleştirel bir şekilde takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Küba, ekonomik problemlerine ancak halkın ve işçilerin öz örgütlülüğü ve öz yönetimi sayesinde gerçekçi bir çözüm üretebilir ve üretmelidir. İfade özgürlüğünden ise Batı medyasının Küba hükümetini eleştirebilme hakkını değil, kendi halkının reform planı karşısında yükselttiği tepkiyi ve protestoları işitmesini anlıyoruz, her şeyden önce.

Elbette ki global ekonomik krizin ambargo altındaki Küba ekonomisine bedelinin ağır olduğunun farkındayız. Fakat CTC tarafından açıklanan reformun büyük toplumsal etkileri olacağını ve sosyalizme geçiş sürecini tersine çevirecek sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz.

Medya dolapları mı?

Guevara’nın röportajına dönelim. Şöyle diyordu Aleida: “Batı dünyası bu tip haberleri sosyalizmin artık işlemediği izlenimini yaratmak için abartıyor. Küba hükümetinin 500.000 kişiyi sokağa attığı haberleri doğru değil. Fidel Castro’nun bir demecinin bu kadar çarpıtılarak bağlamından kopartıldığını görmek sinir bozucu (Fidel Castro Amerikan bir gazeteci ile yaptığı röportajın “off the record” bölümünde Küba modelinin artık işlemediğini söylüyor)”. Bu tip alıntılar kullanmanın “medyanın yalanları” olduğunu, bunun kimi zaman ince ve grotesk bir biçimde yapıldığını söylüyor. Devam edelim: “Fidel’in bu cümleyle neyi kastettiğine açıklık getireyim. Birincisi bunu enformel bir toplantıda söylüyor. İkinci olarak da Küba modelinin başka bir yerde işlemeyeceğini söylemek istiyor. Bu bizim modelimizin kendine özgü bir model olduğu anlamına geliyor. Fidel bunu söylerken aslında Venezüella gibi diğer Latin Amerika ülkeleriyle bir kıyaslama yapıyordu”.

Bütün bunlar Guevara’ya göre medyanın dolapları. Fidel “enformel bir görüşmede” problemli bir ifade kullanıyor ve Küba’nın 500 bin kişiyi işten çıkaracağı basitçe “doğru değil”.

Fakat gerçekte tam olarak ne olmuştu?
Fidel Castro’nun The Atlantic adlı muhafazakar bir Amerikan dergisine verdiği ve 8 Eylül’de yayımlanmış mülakatında kendisine Küba modelini hala ihraç edilebilir bir model olarak görüp görmediği soruluyor. Yanıt ise şu oluyor: “Küba modeli artık bizim için bile işlemiyor”. Bu ifadenin yayımlanmasından sonra Fidel haberi yalanlıyor ve söylemeye çalıştığının tam tersi olduğunu açıklıyor. Bu, Guevara’nın söylediklerini doğrular nitelikte. Fakat Amerikan gazeteci ise görüşme sırasında orada bulunan diğer insanların tanıklığı altında Fidel’in söylediğinin yanlış anlamaya imkan vermeyecek kadar açık olduğunu iddia ediyor.

Ortalıkta bir tek bu ifade olsaydı, elbette ki muhafazakar bir Amerikan gazetecisi yerine Castro ve Guevara’ya inanır ve sözlerinin yanlış yorumlandığını düşünürdük. Fakat olup bitenler bundan çok daha fazlasına işaret ediyor. Raul Castro da bir ay önce aynı yönde ifadeler kullanmaktan çekinmemişti: “Yapısal bir dönüşüm içeren önemli kararlar alıyoruz”. Küba Başkanı Raul Castro 1 Ağustos 2010’da Mecliste yaptığı konuşmasında Bakanlar Konseyi’nin kamu sektöründe “gereksiz” olan işlerin bir dökümünü çıkardığını söylemişti ve bunu “ekonomik modelin güncellenmesi” olarak adlandırmıştı. 14 Eylül’de, Castro ile yapılan mülakatın yayımlanmasından birkaç gün sonra Küba İşçileri Federasyonu’nun 2011 Mart’ında kamu sektöründe çalışan 500 bin işçinin işten çıkarılacağını duyurmasıyla bu planlar somutluk kazandı. Federasyonun açıklamasında, üretimi ve hizmetlerin kalitesini artırmak için sosyal ve kar getirmeyen büyük çaptaki ücretsiz hizmetlerde kısıtlamaya gidilmesi, fazlalık teşkil eden maddi yardımların kaldırılmasının zorunluluğuna işaret edilerek işten çıkarmalar haklılaştırılmaya çalışılıyordu.

Küba’da aktif nüfusun en az yüzde 80’i yani 4 milyon 4 yüz bin kişi hükümet tarafından ödenen bir gelire sahip. Raul Castro bu insanların 4’te birinin fazlalık olduğunu düşünüyor. Açıklanan reform, fazlalık olarak hesaplanmış işlerin sadece yarısının yok edilmesini içeriyor ve birçok insan bunun, her halükarda, Küba ekonomisinde 1960’dan sonra gerçekleşecek en geniş reformun ilk adımı olmasından korkuyor.

Artan eşitsizlik tehdidi
Aleida Guevara’nın bunu basitçe “medya yalanı” olarak adlandırmasını anlamak hiç de kolay değil. “Bunun doğru olamadığı” yönündeki açıklamasıyla ne reformun nasıl yapıldığına ne de nasıl sonuçlanabileceğine dair bir bilgi ediniyoruz. Halbuki bu insanları işsiz kılmak aynı zamanda özel veya kooperatif girişimlerde bulunmaya teşviki de içeriyor. Bu bir özelleştirme ya da liberalizasyon projesidir; isteyen “yeni ekonomik model” olarak da adlandırabilir.

14 Eylül’deki açıklamasında federasyon “arazi kiralama, kooperatifler altında ya da kişisel istihdamla kamusal olmayan yeni iş imkanları yaratılacak. Önümüzdeki yıllarda yüz binlerce insana bu yolla iş imkanı tanınacak” diyordu. Bu açıklamaya neresinden bakarsanız bakın, bu, adada özel işletmeler için alan açmak demektir. Kişilere aile dışından bireyleri istihdam etme olanağının ilk kez tanınıyor olması basitçe emek sömürüsünü geri getirmek dışında bir anlama sahip olamaz. Ayrıca, bu düzenlemeler yabancı yatırımları adaya çekmenin altyapısını hazırlıyor, fakat bundan kimin faydalanacağı konusunda endişeliyiz.

İşten çıkarmaların daha da genişleyeceği ve birçok insanın tekrar işe dönemeyecek duruma düşeceğini öngörmek için bu açıklamalar dahi yeterli. Bu ise toplumsal eşitsizliğin giderek artacağı anlamına geliyor. Raul Castro Küba ekonomisini yavaşça ama derinden değiştirmek istediğini söylemişti. Fakat reformun bu kadar aceleye getirilmesi ve mahalli, işyeri komisyonları gibi aşağıdan demokratik bir şekilde tartışılarak oluşturulmadan uygulamaya konulacağının açıklanması, Küba hükümetinin ekonomik bunalımdan toplumsal eşitsizliği artırarak, emek sömürüsünün önünü açarak, yurttaşlara refah getirmeyecek şekilde ülke topraklarını yabancı yatırımcılara kiralayarak çıkmayı hedeflediğini gösteriyor.

“Eleştiri halka zarar vermemelidir”
Guevara’dan bir alıntı daha yapalım: “Bakın, Küba’yı bir diktatörlük gibi göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama bu doğru değil. Küba’da eleştiriye yer var, ama yapıcı eleştirileri daha çok önemsiyoruz. Sadece bu tip eleşiriler büyüme ve iyileşmeye katkıda bulanabilir.” Guevara’ya göre eleştiri insanlara zarar vermek yerine çözüm üretilmesine katkıda bulunmalıdır: “Eleştirebilmek için durumu iyi bilmeniz gerekir. Rastgele eleştiride bulunanların gizli gündemleri olduğundan şüphe duyarız. Bazıları gazeteci olmaya niyetleniyor, halbuki ne gazetecilik eğitimleri var ne de çalışma lisanları. Mesala, bir okul gezisi sırasında sandalyelerin kırık olduğunu görüyorlar. Sandalyelerin neden kırık olduğunu sormak yerine sosyalizm kırık sandalyeler ve bunları kimsenin tamir etmemesi demek diye yaygara koparıyorlar. Ne yazık ki bu tip makaleler kolay alıcı buluyor. Bu gazeteciler bu yolla büyük güçlere hizmet ediyorlar.”

Böylesi bir akıl yürütme “sosyalist” bir toplumda çatışkının olmayacağına, dolayısıyla basın ve ifade özgürlüğü gibi bir kavrama gerek kalmayacağına inananlara -eğer ki varsa!- normal görünebilir. Fakat Guevara’nın gazetecilerin rolü üzerine söylediklerinin ardında bizim için sorgulanması gereken otoriteryan bir mantık yatıyor. Eleştirinin yapıcı olup olmadığına kim karar veriyor? Ne, kime ve neye göre gizli gündem teşkil ediyor? Kim kimin gazeteci olup olmadığına karar veriyor? Biz, sosyalist bir toplumda okurlarının desteği ya da sübvansiyonlarla ayakta durabilecek, bağımsız, kar gütmeyen bir basının varolmasının mümkün ve gerekli olduğunu düşünüyoruz. Venezüella’daki aşağıdan yukarıya topluluk haberciliği, televizyonları bizim için bu açıdan ilginç bir deneyim teşkil ediyor. Fakat korkarız ki Guevara bağımsız medyaya gerek olmadığını ve devlet görevlileri tarafından hazırlanan ve tüm raporlamanın yapıldığı bir parti gazetesinin yeterli olduğunu düşünüyor.

Guevara’ya yapıcı eleştiriden işçi sendikaları konfederasyonunun sadece devlet politikalarını haklılaştırmak ve desteklemek için mi var olması gerektiğini anladığını da sormak isteriz. Bugün Küba hükümeti Küba halkının reform paketine karşı yükselttiği tepki ve protestoları duymazdan geliyor. Küba daha iyiye gitmek için yapıcı eleştiriye ihtiyaç duyuyorsa söz, yetki ve karar hakkını halka teslim etmelidir. Sadece aşağıdan örgütlenen demokratik tartışmalarla, işçilerin öz örgütlülüğü, öz yönetimi ve kontrolleriyle Küba ekonomik problemleri karşısında yaratıcı bir çözüm üretebilir ve gerçek bir toplumsal eşitliği sağlayabilir; yoksa kapitalist yeniden yapılanmayla sonuçlanma tehlikesi barındıran aceleye getirilmiş reformlarla

kaynak: sendika.org

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Özgürlüğün sesi Che GUEVARA

Posted by lahy 10/10/2010

Hüseyin Aykol

Ernesto Guevara, İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak Arjantin’in Rosario şehrinde 14 Haziran 1928 günü dünyaya geldi. Annesinin ve babasının soyu Basklara dayanır. Guevara, çocukluğunda, sol eğilimli üst sınıf ailede bile dinamik kişiliği ve radikal görüşleriyle bilinirdi. Her ne kadar yaşamı boyunca onu etkileyecek olan astım krizlerinden ıstırap çekse de mükemmel bir atlet olmuştu. Guevara babasından satranç öğrendikten sonra 12 yaşından itibaren yerel turnuvalara katılmaya başladı.

Ergenlik döneminde şiire, özellikle de Pablo Neruda’nın şiirlerine merak saldı. Guevara, Latin Amerika’da kendi sınıfında yaygın olduğu üzere yaşamı boyunca şiir yazdı. Pek çok konuya meraklı, hevesli bir okuyucuydu, ilgilendiği kitaplar Jack London ve Jules Verne’in macera klasiklerinden, Sigmund Freud’un cinsellik üzerine denemelerine ve Bertrand Russell’ın toplum felsefesi üzerine tezlerine kadar giden bir çeşitlilik gösteriyordu. Ergenliğinin son dönemlerinde fotoğrafçılığa merak saldı ve vaktinin önemli kısmında insanları, gittiği yerleri ve sonraları da arkeolojik alanları fotoğrafladı.

Guevara, tıp öğrenimi için 1948’de Buenos Aires Üniversitesi’ne girdi. Kesintili öğrenim hayatını, Mart 1953’te tıp öğrenimini bitirip aynı yılın 12 Haziranı’nda diplomasını alarak noktaladı. Uzman hekimlik yapabilmek için gerekli klinik eğitimi tamamlayıp tamamlamadığı açık değildir. Guevara öğrenciliği boyunca Latin Amerika’da uzun yolculuklara çıktı. 1951 yılında eski arkadaşı Alberto Granado ile Alta Gracia’dan yola çıktılar.

Bu yolculuk sırasında kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemleyen ve Marksizm’den etkilenen Guevara, Latin Amerika’daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Yolculukları, Latin Amerika’ya ayrı uluslardan oluşan bir karma yapı olarak değil de kurtuluşu ancak kıta çapında bir strateji ile gerçekleşebilecek tek bir vücut olarak bakmasını sağladı. Sınırları olmayan ve tek bir Latin Amerika kurabilmeyi hayal etmeye başladı.

Guatemala deneyi

Guevara, 7 Temmuz 1953’te, Bolivya, Peru, Ekvador, Panama, Kosta Rika, Nikaragua, Honduras, ve El Salvador’dan geçip aralık ayının son günlerinde Guatemala’ya vardı. O sıralarda popülist bir hükümetin başındaki Başkan Jacobo Arbenz Guzman özellikle toprak reformu ve diğer değişikliklerle bir toplumsal devrim yapmaya çalışıyordu. Beatriz halasına yazdığı mektupta Guatemala’ya bir süre yerleşmesinin sebebini şöyle açıklıyordu: ‘Guatemala’da gerçek bir devrimci olabilmek için gerekli ne varsa yapacağım ve kendimi mükemmelleştireceğim.’

Guevara’nın Guatemala’daki ana siyasi bağlantısı Perulu sosyalist Hilda Gadea’ydı. Gadea, Arbenz hükümetindeki birçok üst düzey politikacıyı Guevara’yla tanıştırdı. Daha önce Kosta Rika’da tanıştığı ve Fidel Castro ile bağlantılı bir grup Kübalı sürgünle de bağlantı kurdu. Bu sırada CIA tarafından desteklenen Carlos Castillo Armas liderliğindeki darbe başlamıştı.

Guevara birkaç günlüğüne Komünist Gençlik tarafından örgütlenen silahlı milislere katılmış, bu grubun harekete geçmemesi üzerine tekrar tıbbî hizmetlere dönmüştür. Darbenin ardından Guevara çarpışmak için gönüllü oldu; ancak Arbenz yabancı destekçilerinin ülkeyi terk etmesini istiyordu. Gadea tutuklandıktan sonra Guevara kısa süre için Arjantin konsolosluğunda saklandı ve sonra Meksika’ya geçti.

Arbenz hükümetinin CIA destekli bir darbeyle devrilmesi üzerine, Guevara’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyalist bir güç olduğuna ve Latin Amerika ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki sosyoekonomik eşitsizlikleri düzeltmeye çalışan hükümetlere sürekli karşı koyacağına dair görüşleri kesinleşti. Bu onun, sosyalizmin ancak silahlı mücadele sonunda elde edilebileceği yönündeki düşüncelerini güçlendirdi.

Küba Devrimi

Küba Devrimi’ni başlatan Santa Clara çarpışmasından sonra, Eylül 1954’te Meksika’ya gelişinden kısa süre sonra, Guevara, Nico Lopez ve Guatemala’dan tanıdığı diğer Kübalı sürgünlerle arkadaşlığını tazeledi. Haziranda Lopez onu Raul Castro ile tanıştırdı. Birkaç hafta sonra Küba’daki siyasi hapishaneden salıverilen Fidel Castro, Meksika’ya geldi ve 8 Temmuz 1955’te Raul, Guevara’yı Fidel Castro ile tanıştırdı. Ateşli bir sohbetin ardından Guevara Castro’nun, aradığı esin kaynağı devrim lideri olduğuna kanaat getirerek Küba diktatörü Fulgencio Batista’yı devirmek için kurulan ’26 Temmuz Hareketi’ne katıldı. Grubun doktoru olmasına karar verildiyse de hareketin diğer üyeleriyle askeri eğitime katıldı.

25 Kasım 1956’da Veracruz’dan Küba’ya doğru yola çıkan Granma yatında Kübalı olmayan tek kişi Guevara’ydı. Karaya çıkar çıkmaz Batista’nın askerlerinin saldırısına uğrayan ekibin yarısı hemen orada veya yakalandıktan sonra öldürüldü. Guevara, bu çatışmada kaçan bir yoldaşın düşürdüğü cephaneyi almak için tıbbî malzeme çantasını bıraktığını ve böylece doktordan savaşçıya dönüştüğü an olarak hatırladığını yazmıştı. Hayatta kalan 15-20 isyancı kaçarak Sierra Maestra dağlarına saklanır ve Batista rejimine karşı gerilla savaşına girişirler.

Yoldaşları tarafından cesareti ve askeri yeteneği nedeniyle saygı gören Guevara isyancılar arasında bir lider, bir Comandante olur. Che, 1958 Aralığı’nın son günlerinde devrimin en önemli olaylarından olan Santa Clara’ya saldıran ‘intihar timi’ni yönetti. Generallerinin çalışmayan şeker fabrikasında Castro ile buluştuğunu ve isyan lideri ile ayrı bir barış pazarlığı yaptığını öğrenen Batista, 1 Ocak 1959’da Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı.

Che Guevara, önce La Cabana hapishanesinin komutanlığına atandı. Daha sonra Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü’nde önemli bir göreve geldi ve Küba Merkez Bankası’nın başkanı oldu. 1959 yılından itibaren Guevara, Küba’dan diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere yardım etti ama bunların tümü başarısızlıkla sonuçlandı. İlk deneme Panama’da yapılmıştı, diğer bir eylem de 14 Haziran’da Dominik Cumhuriyeti’nde yapıldı.

Guevara, daha sonra Sanayi Bakanı olarak Küba sosyalizminin açık ve kesin bir hale gelmesine yardımcı olmuş, ülkenin önde gelen kişileri arasına girmişti. 1961 yılındaki Domuzlar Körfezi İşgali’nde Guevara çarpışmalara katılmadı. Castro’nun emriyle Küba’nın en batısındaki Pinar del Rio eyaletindeki bir kuvvetin başına geçmiş ve burada sahte çıkarma kuvvetini püskürtmüştü. Guevara, 1962 Ekim ayında ortaya çıkan Küba Füze Krizi’ne neden olan Sovyet nükleer balistik füzelerinin Küba’ya getirilmesinde anahtar rol almıştı.

Ortadan kayboluşu

Che, Aralık 1964’te BM’de konuşma yapmak üzere Küba heyetinin başı olarak New York’a gitti. 17 Aralık’ta Paris’e uçtu ve üç aylık bir uluslararası geziye başladı. Bu gezi sırasında Çin Halk Cumhuriyeti, Birleşik Arap Cumhuriyeti (Mısır), Cezayir, Gana, Gine, Mali, Dahomey, Kongo-Brazzaville ve Tanzanya’yı dolaştı. İrlanda, Paris ve Prag’da molalar verdi. 24 Şubat 1965’te Cezayir’de, sonradan uluslararası sahnede son görünüşü olacak olan ‘İkinci Afrika-Asya Ekonomik Dayanışma Semineri’ndeki konuşmasını yaptı. 14 Mart’ta Küba’ya döndüğünde Havana havaalanında Fidel ve Raul Castro tarafından sade bir törenle karşılandı.

İki hafta sonra Guevara kamu hayatından çekildi ve ardından tamamen ortadan kayboldu. Castro’dan sonra gelen adam olarak bakıldığı Küba’da nerede olduğu, 1965 yılının en büyük gizemlerindendi. Guevara’nın akıbeti hakkındaki uluslararası spekülasyonların baskısıyla Castro, 16 Haziran 1965’te yaptığı açıklamada, insanların Guevara hakkında bilgi almalarının ancak Guevara istediğinde mümkün olabileceğini söyledi.

Aynı yılın 3 Ekimi’nde Castro, Guevara’nın birkaç ay önce kendisine yazdığı tarihsiz mektubu açıkladı. Bu mektupta Guevara Küba devrimine bağlılığını tekrarlıyor ancak devrim yolunda yabancı topraklarda savaşmak için Küba’dan ayrılma niyetini bildiriyordu. Mektubunda ‘dünyadaki diğer uluslar benim basit emeğime çağrı yaptılar’ diyerek, ‘yeni savaş alanlarında’ gerilla olarak savaşmak için ayrılmaya karar verdiğini belirtiyordu.

Kongo’da düşkırıklığı

1965 yılının Mart ayında yaptıkları toplantı sonucunda Guevara ve Castro, Sahra Çölü altındaki bölgede Küba’nın ilk askeri operasyonunu bizzat Guevara’nın yönetmesi konusunda anlaştılar. O zamanlar Cezayir’in devlet başkanı olan ve Guevara ile kısa süre önce görüşen Ahmed Bin Bella ise şöyle demişti: ‘Afrika’da hüküm süren durumun büyük devrim potansiyeline sahip görünmesi, Che’yi Afrika’nın emperyalizmin zayıf halkası olduğu sonucuna itti. O da artık çabalarını Afrika’ya yönlendirmeye karar verdi.’

Küba operasyonu Kongo-Kinşasa’daki Patrice Lumumba yanlısı Marksist Simba hareketinin desteklenmesi ile sürdürülecekti. Guevara, yardımcısı Victor Dreke ve on iki Kübalı 24 Nisan 1965’te Kongo’ya vardı. Diğer Kübalılar da kısa süre sonra onlara katıldılar. Bir süre, gerilla lideri Laurent-Desire Kabila ile çalıştılar. Kabila, aynı yılın Kasım ayında Kongo ordusu tarafından bastırılan bir isyana girişmeleri için Lumumba’nın destekçilerine yardım etmişti. Guevara, önemsiz biri olduğuna karar verdiği Kabila’yı bıraktı.

Güney Afrikalı paralı askerler ve Kübalı sürgünler Kongo ordusuyla birlikte Guevara’yı engellemeye çalıştılar. Aynı yılın sonlarına doğru astımı nüksetmiş, yedi ay sıkıntı yaşadıktan sonra düş kırıklığına uğramış bir şekilde, Küba’dan gelenlerden sağ kalanlarla (birliğinin altı üyesi ölmüştü) Kongo’yu terketti. Bir noktada yaralıları Küba’ya gönderip, tek başına savaşmaya devam etmeyi ve devrimcilere örnek teşkil etmeyi de düşünmüştü. Ancak silah arkadaşları ve Castro’nun temsilcisinin ikna etmesi sonucu Kongo’dan ayrılmayı kabul etti.

Kongo’dan ayrıldıktan sonra altı ay boyunca Darüsselam, Prag ve Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde saklanmış, Kongo deneyiminde yazdığı anılarını toparlamış ve biri felsefe diğeri ekonomi üzerine iki kitabın taslaklarını yazmıştı. Bu dönem boyunca Castro, Guevara’yı Küba’ya dönmesi için zorladı, Guevara bunu kabul ettiğinde dönüşünün geçici olacağı ve adadaki varlığının sır kalacağı şartını koştu; Latin Amerika’da bir yerlerde yeni bir devrim çabasına hazırlık yapmak için gereken birkaç aylık bir süre için geri dönecekti.

Bolivya’daki yanılgı

Guevara’nın nerede olduğu konusundaki spekülasyonlar 1966 yılı boyunca ve 1967’de de devam etti. Mozambik bağımsızlık hareketi FRELIMO’nun temsilcileri, 1966 sonu ya da 1967 başında, Guevara ile Darüsselam’da buluştuklarını ve o zaman da onun devrim projelerine yardım önerisini reddettiklerini bildirdiler. 1967 yılının 1 Mayıs gösterileri sırasında Havana’da yaptığı konuşmada, Silahlı Kuvvetler Bakan vekili, Guevara’nın ‘Latin Amerika’da bir yerlerde devrime hizmet ettiğini’ duyurdu. Bolivya’da gerillaların başında olduğuna dair gelen haberlerin doğru olduğu sonradan anlaşıldı.

Castro’nun isteğiyle, gözden uzak bir arazi, Guevara tarafından eğitim alanı olarak kullanılması için, yerli Bolivya Komünistleri tarafından satın alınmıştı. Ancak bu kamptaki eğitim Guevara ve yanındaki Kübalılar için çarpışmadan daha tehlikeliydi. Bolivya ordusu ile Mart 1967’de ilk çatışmaları sonucu eğitim kampını terk ederken geride bıraktıkları kimi fotoğraflar, Guevara’nın Bolivya’da olduğuna dair ilk kanıt oldu. Fotoğrafları gören Bolivya Devlet Başkanı Rene Barrientos Bolivya Ordusu’na Guevara’yı ve yandaşlarını yakalama emrini verdi.

Guevara’nın yaklaşık elli kişiden oluşan ve Bolivya Ulusal Bağımsızlık Ordusu adı altında eylem yapan gerilla kuvveti iyi donatılmıştı ve dağlık Camri bölgesinde Bolivya düzenli ordusuna karşı bazı başarılar elde etmişti. Eylülde ise ordu iki gerilla grubunu ve liderlerden birini öldürmeyi başardı. Guevara Bolivya’da devrim başlatma planlarında yalnızca ülkenin askeri hükümeti, ve eğitimi ve donanımı yetersiz ordusuyla mücadele etmeyi bekliyordu. Halbuki yerini öğrenen ABD hükümeti, CIA ve diğer kurumlar ajanlarını isyanı bastırmak için yardım amacıyla Bolivya’ya göndermişti.

Bolivya Ordusu, ABD Özel Harekât Birlikleri tarafından eğitilip donatılmaktaydı. Askeri danışmanların yanı sıra, gönderilen birlikler arasında kısa süre önce kurulan ve gerillaların bulunduğu bölgeye yakın bir alanda kontrgerilla savaşı eğitimi almış olan seçkin Rangers taburu da vardı. Guevara yerli muhaliflerden yardım alacağını ve işbirliği içinde olacağını ummuştu. Bu yardım hiçbir zaman gerçekleşmedi. Mario Monje liderliğindeki Bolivya Komünist Partisi, Havana’dan çok Sovyetlere yönelmişti ve söz vermelerine rağmen Guevara’ya yardım etmediler.

Yakalanışı ve öldürülüşü

Bir muhbir, Guevara’nın gerilla kampının yerini Bolivya Özel Harekât Birliği’ne bildirdi. 8 Ekim’de kamp kuşatıldı ve Guevara, Simeon Cuba Sarabia ile birlikte Quebrada del Yuro kanyonunda devriye gezerken yakalandı. Ayaklarından yaralandıktan ve silahı bir mermiyle harap edildikten sonra teslim oldu. Barrientos, Guevara’nın yakalandığını öğrenir öğrenmez hemen öldürülmesini emretti. Guevara yakın bir köy olan La Higuera’daki köhne bir okula götürüldü ve geceyi orada geçirdi, ertesi gün -9 Ekim 1967- öğleden sonra öldürüldü.

Celladı, Bolivya ordusunda çavuş olan ve Guevara’yı vurması kura sonucu saptanan Mario Teran’dı. Che Guevara’nın son sözleri şöyle olmuştu: ‘Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın.’ Bazı kaynaklar, Çavuş Mario Teran’ın infaz esnasında aşırı heyecanlanması nedeniyle bilinçli bir şekilde ateş edemediğini ve Che’yi sadece yaraladığını, onu öldüren merminin kim tarafından ateşlendiğinin bilinmediğini belirtirler. Çarpışmada öldüğü izlenimi vermek ve yüzünden isabet almayarak tanınmasını kolaylaştırmak için ayaklarına defalarca ateş edilmişti. Cesedi bir helikopterin iniş takımlarına sıkıca bağlandı ve yakınlardaki Vallegrande’ye götürüldü. Buradaki bir hastanede cesedi bir küvetin içinde basına gösterildi. Askeri bir doktor tarafından elleri kesildikten sonra Bolivya ordusu subayları tarafından bilinmeyen bir yere götürülmüştü. 15 Ekim’de Castro, Guevara’nın öldüğünü kabul etti ve tüm Küba’da üç günlük yas ilan edildi. Guevara’nın ölümü Latin Amerika’daki ve üçüncü dünya ülkelerindeki sosyalist devrimci hareketlere indirilmiş ağır bir darbe olarak kabul edilmekte. Guevara’nın elleri olmayan cesedinden kalan kemikler Vallegrande yakınlarındaki bir uçak pistinin altından 1997 yılında kazılarak çıkarıldı, DNA testiyle kimliği tespit edildi ve Küba’ya geri getirildi. 17 Ekim 1997’de cesedinden kalanlar, Bolivya’daki gerilla harekatı sırasında ölen yoldaşlarından altısıyla birlikte, 39 yıl önce Küba Devrimi’nin başarısını belirleyen savaşı kazandığı Santa Clara’da özel olarak hazırlanmış anıtmezara askeri törenle gömüldü.

Kaynak: Günlük Gazetesi

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Abascal:‘Küba kapitalizm yoluna girmeyecek’

Posted by lahy 29/09/2010


Küba’daki gelişmeler üzerine Küba Komünist Partisi Merkez Komite üyesi, eski Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la konuştuk.

Uygulanacağı açıklanan reform programının arka planı hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
Devrim gerçekleştiğinden beri Küba  dünyanın en tehlikeli ve büyük gücüyle uğraşmak zorunda kaldı. ABD’ye karşı verilen mücadele ve ABD’nin uyguladığı abluka Küba’nın devrim sonrasındaki gelişiminde hayli belirleyici oldu. Kuşkusuz uzun bir süre Sovyetler Birliği’yle kurulan dostluk ilişkileri bu mücadelede ayakta kalmamızı sağladı. Bu süreçte bütün ekonomi devletleştirildi, yabancı şirketler lağvedildi. En küçük işletmeler de dahil her şey kamulaştırıldı. Tek kişinin çalıştığı kahvehaneler dahi bu kapsamda…

Küba’da özellikle hizmet sektöründe böyle çok sayıda küçük işletme bulunuyor. Son yıllarda devam eden tartışmaların sonucunda, toplumun bir fikir birliğine varmasıyla bu tür küçük işletmeleri özelleştirmeye verdik. Kastettiğim sokak köşesinde kahve satan, boyacılık yapan, genel olarak bir-iki kişinin çalıştığı dükkanlar gibi işletmeler. Daha önce bu insanlar devletten maaş alıyordu. Devlet bunun gibi bir-iki kişinin çalıştığı yüzlerce işletmeyi yönetmek durumunda kalıyordu. Sorunun bir kısmı bu…

Şimdi bu küçük dükkan sahiplerinin bu dükkanların sahibi olmasına izin vermeye karar verildi. Böylece bu kişilerin yaptıkları işe olan ilgilerini biraz daha artırabileceğimizi düşünüyoruz. Yaklaşık yüz elli kadar iş sahasında kendi hesabına çalışacak kişilere lisans vereceğiz.

İki temel sorunu çözmemiz gerekiyor: Birincisi verimlilik sorunu. Verilen hizmetlerin daha iyi olmasını sağlamamız gerekiyor. İkincisi de kendi hesabına çalışanların devletten maaş almalarını sonlandırmak, böylece yaptıkları işe daha fazla ilgi duymalarını sağlamak. Yaklaşık yüz bin kadar insanın bu kapsamda, buna özel sektör diyebilirsiniz, çalışmasını öngörüyoruz. Reform sürecinin bir kısmı bu…Batı  medyasının “Küba kapitalizme doğru yol alıyor” dedikleri bu. Oysa fabrikaları, önemli hizmetleri, bankacılık sistemini, madenciliği, haberleşme ve ulaştırma gibi sektörleri özelleştirecek değiliz. Bu tür büyük işletmeler ve hizmetler devlet mülkiyetinde olmaya devam edecek.

Reform paketinin bir diğer boyutu ise, bir süredir uygulanan, tarım sektörüne geri dönmek isteyenlere toprak verilmesi konusu… Küçük bir arazinin kişisel tarım faaliyeti için kullanılmasına izin veriyoruz. Çünkü büyük miktarda gıda ithal etmek zorunda kalıyoruz. Halbuki Küba’da pek çok şeyi üretmek için yeterli toprak var. Her şeyi yetiştiremeyiz, ama ithal ettiğimiz pek çok gıdayı üretebilme kapasitesine sahibiz. Örneğin pirinç; ihtiyacımızın yüzde 50’sini üretiyoruz. Ama yüzde 100’ünü üretebilecek toprağa sahibiz. Şu anda milyonlarca doları pirinç ithalatına veriyoruz. Bu nedenle üretkenliği artırmamız, daha fazla toprağın ekime açılmasını temin etmemiz gerekiyor. Devlet çiftlikleri bu sorunu çözecek kadar üretken değil. Bu nedenle toprağın bir kısmını kendi hesabına tarım yapanlara verip, daha fazla toprağın ekime açılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu politika son iki yıldır uygulanıyor.

Reformun üçüncü kısmı kamu sektöründe verimliliği artırmak… Bürokraside çalışan çok sayıda insan var ve bu sayıyı azaltmamız gerekiyor. Bunun için insanların daha verimli çalışabilecekleri alanlara kaydırılması gerekiyor. Örneğin Küba Komünist Partisi’nde Merkez Komitesi’ne bağlı çalışan dört merkez var. Bunlar Latin Amerika, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Amerika Çalışmaları merkezleri… Bu merkezlerden her birinde 20-30 kişi çalışıyor. Bu merkezlerin hepsinin kendi idaresi var, her bir idarede 2-3 kişi var. Şimdi partinin bütün bu merkezlerini birleştirip, tek bir idareciye bağlayacağız, bu merkezlerde çalışan 150 kişiyi de 75’e indireceğiz. Diğer kişileri ise başka işlere aktaracağız.

Kamuda çalışanlar isterlerse devlette başka işlerde, isterlerse küçük özel işlerde çalışabilecek. Böylece ekonominin farklı sektörleri arasında bir işgücü hareketi gerçekleşecek. Bunun kamudaki istihdamı daha verimli kılacağını düşünüyoruz.

Bu adımları yavaş yavaş atıyoruz, aceleye getirmiyoruz. Bütün bu adımlar insanların işsiz kalacağı anlamına kesinlikle gelmiyor. Batı medyası 100 bin kişinin işsiz kalacağını bu kesinlikle doğru değil. Sistemimiz işsizliğe izin vermiyor, vermeyecek de… Küba’daki sistem halkın düzeni; insanlara asla sırtını dönmeyen bir sisteme sahibiz.

Küba’da ekonomik sıkıntılar uzun zamandır var. Özellikle de Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle bu sıkıntılar arttı kuşkusuz. Peki, bu adımların şimdi atılmasının özel bir nedeni var mı? Buna bir de şunu ekleyelim: Fidel Castro uzunca bir süredir bir savaş olasılığı, hatta nükleer savaş olasılığı üzerinde duruyor. Böyle kritik bir dönemden geçtiğimiz tespit ediliyorsa, toplumda bazı huzursuzluklara da neden olabilecek adımlar atmak için doğru bir zaman mı?

Bu durumun nükleer savaşla hiç alakası yok, bu farklı bir tartışma… Küba’nın iktisadi sorunları uzun yıllardır devam ediyor ve biz yıllardır bu sorunları nasıl çözebileceğimizi tartışıyoruz. Parti içindeki tartışma uzun zamandır sürüyor ve şimdi bir fikir birliğine ulaşılmış durumda.

Sovyetler Birliği çözüldükten sonra Küba’daki ekonomik sorunlar derinleşti. Örneğin ülkenin temin etmesinde büyük zorluklar ortaya çıktı. Elektrik üretimi, ulaştırma, başka pek çok alan çöktü. 1991-1993 arasında Küba’da ve Küba Komünist Partisi’nde bu sorunları nasıl aşacağımız üzerine uzun tartışmalar yaptık. Yabancı sermaye çekerek, ama yabancı sermayeyi kontrol altında tutarak bu sorunları nasıl aşabiliriz diye düşündük. Turizmi teşvik ettik, petrol arama işlerini özelleştirdik, dolar dolaşımını yasallaştırdık. Hepsi büyük tartışmaların sonucunda gerçekleşti. Şimdiki durum da aynı… Bu kez ekonominin verimliliğini artırmak üzere uzun tartışmalar yaptık; bu yaklaşık beş yıldır devam ediyordu. Şimdi bir fikir birliği var ve adım atıyoruz.

Örneğin Çin’i, Vietnam’ı inceledik. Bu ülkeler piyasalarını bütünüyle açma yoluna gittiler. Küba böyle bir adım atamaz. Böyle bir adım atmayacağız, bir açık piyasa ekonomisine dönüşmeyeceğiz. Bu adımlarla ulusal ekonomimizin belki yüzde 5’ini piyasaya açmış olacağız, ama daha fazlasını değil. Reformdan sonra özel sektörün toplam hasıla içindeki payı yüzde 8-10 civarında olacak. Ekonominin büyük bölümü ve en kritik sektörler ise kamu mülkiyetinde kalacak: Sanayi, başlıca hizmetler, ulaştırma, madencilik, bankacılık, ithalat ve ihracat; bunların hepsi devletin tekelinde olmaya devam edecek.

Tarımda toprak dağıtımı politikasının bir süredir devam ettiğini belirttiniz. Elde edilen sonuçlara dair neler söyleyebilirsiniz? Bu politikanın etkisi ne oldu?

Henüz bir değerlendirme yapmak için yeterli süre geçmedi. Ancak gıda üretimi yavaş yavaş artıyor. Gıda kalitesi de arttı. Bunu daha iyi organize etmemiz gerekiyor. Örneğin ürünlerin kentlere nakliyesinin daha iyi örgütlenmesi gerekiyor. Ama tarımsal üretim artıyor ve çiftçiler daha iyi durumda…

Özel kişiler tarafından verilecek hizmetler üzerinde devlet fiyat ve kalite denetimleri yapacak mı?

Ben olacağını düşünüyorum. Ama bir yandan da böylesine küçük işletmeler üzerinde denetimi nasıl sağlayabilirsiniz ki? Bu esas olarak bu hizmetleri satın alanlar tarafından uygulanacaktır. Küçük dükkan sahipleri, boyacılar vs. arasında bir rekabet olacaktır ve bu da fiyatı etkiler.

Küba halkının reformlara tepkileri nasıl?
Bir fikir birliği var. Bu genel bir durum. Uzun yıllardır insanlar bir-iki kişinin çalıştığı küçük dükkanların devlet tarafından işletilmesini anlamlı bulmuyordu zaten. Sokak köşesinde kahve satan, baba-oğul veya karı-koca işletilen dükkanlardan söz ediyoruz. Bunun gibi dükkanları devlet nasıl kontrol edecek, nasıl verimli kılacak? Bununla ilgili sorunlar vardı. Şimdi bu insanlar devlete vergi verecekler, dükkanların verimli çalışıp çalışmadığı ise kendi sorunları olacak. Bu tür küçük işletmelerin devlet tarafından işletilmemesi konusunda toplumda genel bir kanaat zaten vardı.

Reformlarla özel sektörün üretiminin toplam hasıla içinde yüzde 8-10 civarında olacağını söylediniz…
Tam rakamdan emin değilim, ama aşağı yukarı o kadar…

Fakat basında reformların önemli sayıda insanı etkileyeceği belirtiliyor. Yaklaşık 1 milyon kişinin özel işletmelerde çalışacağı yolunda iddialar var…

Bunlar spekülasyon… Hiç kimse kaç kişinin özel sektörde çalışacağını bilmiyor şu anda. Bunlar tahminler ve spekülasyonlar… Kaç kişinin kamu sektöründen özel sektörüne geçeceğini henüz bilmiyoruz. Şu anda kamuda çalışan insanların bir kısmı özel sektöre değil, kamuda bir başka işe geçecek. Dolayısıyla ne kadar insanın özel sektöre geçeceğini şimdiden söylemek mümkün değil.

Yabancı yatırımlar konusunda adım atılacak mı? Yabancı yatırımların kapsamının genişlemesi gibi bir durum söz konusu mu?
Hayır, genel olarak bir değişiklik olmayacak. Sanıyorum 1994’te kabul ettiğimiz bir yasa var bu konuda, bu yürürlükte olmaya devam edecek. Genel olarak yabancı yatırımlara yalnızca sermaye açığımızın olduğu alanlarda veya kendi kaynaklarımızla geliştiremediğimiz teknolojilerin transferine ihtiyaç duyduğumuz sektörlerde izin veriyoruz.

Turizmde yabancı yatırımlara izin veriliyor, çünkü yurtdışında ortaklar bulunmasını gerektiriyor. Hava yolu şirketleri, büyük oteller gibi… Yabancı sermayeyle ortaklık kurduğumuzda, yabancı şirketler mutlaka Küba devletiyle bir ortaklık kurmak zorunda oluyor. Yine madencilikte yabancı sermaye ile ortaklığımız var. Nikel üretimi konusunda Kanadalılarla ortağız. Anlaşmaya göre onlar Küba’daki nikelin yüzde ellisi üzerinde, biz de Kanada’daki nikelin yüzde ellisi üzerinde hak sahibiyiz.

Bunun dışında petrol çıkarımı konusunda daha fazla yabancı sermayeye gereksinimimiz var. Özellikle denizden petrol çıkarmak konusunda makinelere ve teknolojiye gereksinimimiz var. Bu işe sanıyorum 12 kadar yabancı şirket ortak. Bunlar dışında yabancı yatırıma izin söz konusu değil.

Küba’nın kapitalist restorasyon yoluna girdiğine ilişkin söylentiler konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Bu söyleşiye “Küba kapitalizm yoluna girmeyecek” diye başlık atabilirsiniz. Sosyalist kazanımlarımız bizim için çok şey ifade ediyor. Sosyalizm, Küba’nın ulusal bağımsızlığı anlamına geliyor. Ulusal bağımsızlığımızdan vazgeçmeyeceğimizden emin olabilirsiniz. Kapitalist restorasyon gerçekleşirse ilkin ulusal bağımsızlığımızdan olacağımızı biliyoruz, çünkü bu durumda ABD bir kez daha Küba’nın elinde ne var ne yoksa derhal alır.

İkincisi , sosyalizm bütün halkın eğitim alması anlamına geliyor. Yüksek eğitim düzeyi, herkesin okur-yazar olması; sosyalizmle bunları sağladık. Üçüncüsü, etkili bir sağlık sistemi… Herkesin kendi evine sahip olması, hiç kimsenin sokakta kalmaması… Herkesin sosyal güvenlik sistemi tarafından kapsanması, 65 yaşını geçen bütün Kübalıların emeklilik hakkının olması… Bütün bunlar sosyalizmle oldu.

Küba’da suç yok, uyuşturucu ticareti yok, mafya yok. Meksika’da neler olduğuna bir bakın; iç savaş var. Küba’da bir kapitalist restorasyon olursa neler olacağının bir örneğidir bu: Meksika’dan beter bir mafya hakimiyeti ortaya çıkar. Devrimden önce Küba mafyanın, uyuşturucu ticaretinin cennetiydi! Şimdi ise istediğiniz saatte Küba sokaklarında rahatlıkla dolaşabilirsiniz. Latin Amerika’nın neresinde bu söz konusu? İnsanların güvenliğinin, huzurunun sağlanması; bunları da sosyalizme borçluyuz.

Açlığın olmaması, her ailenin ihtiyacını karşılayacak kadar gıdaya erişebilmesi… Oysa Latin Amerika nüfusunun büyük bir kısmı açlıkla boğuşuyor. Köylülerin ekecek toprağı yok. Biz sosyalizmle bunları sağladık. Sosyalist Küba’yla kapitalist Latin Amerika’yı her gün karşılaştırmalıyız. Sosyalizm her açıdan çok daha üstün bir düzendir, çok daha iyi durumdayız. Meksika’da toplumun yüzde 10-15’inin parası olduğunu, çocuklarını özel okullara yollayabildiklerini, arabalarının ve evlerinin olduğunu görebilirsiniz. Peki, nüfusun geri kalan yüzde 85-90’ı hangi koşullarda? Latin Amerika’da kadınların durumu nedir, yerlilerin durumu nedir, zenci halkın durumu nedir? Oysa biz bu sorunların hepsini çözdük. Yerli halkın, zencilerin, kadınların eşitliğini sağladık ve sağlamaya da devam edeceğiz. Bizim sistemiz daha üstün.

Röportaj için teşekkür ederiz.

Ben çok teşekkür ederim

Kaynak: Bizim Amerika

Küba: Kapitalizme giden yolları kapamak ve yeni sosyalizme açılmak -Narciso Isa Conde*

Havana’dan Mektuplar: Fidel Castro’nun söylediklerinin anlamı

Küba: 500.000 kişi işten çıkarılırken Sendika’nın rölü

Küba’da kapitalizmin yeniden inşası

Fidel Castro: ”söylediklerim yanlış yorumlandı”

Goldberg yorumunda ısrarlı

Posted in Küba, Söyleşi ve Görüşmeler | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: