latin amerikan haber yorum

Posts Tagged ‘Hugo Chávez’

Chavez: Şimdi Bolivarcı Sosyalizm zamanı

Posted by lahy 15/11/2011

OZAN ÖZLEM

Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi ve Venezuela Devlet Başkanı Chavez, pazar günü onbinlerce kişinin katılımıyla seçim startını verirken, ilk merkezi mitingini de gerçekleştirdi. Devrimci güçlerin bir araya gelmesinin aracı olarak gördüğü Büyük Yurtsever Cephe’nin önemine değinerek konuşmasına başlayan sosyalist lider, çoğunluğu farklı sosyal yapılanmalardan oluşan ve 32 080 değişik organizasyonu bir araya getiren cephenin oluşturulacak ilişki ağlarıyla ülke sınırlarını aşan bir organizasyona dönüştürülmesi çağrısında bulundu.

Birliğin, 2012 seçimlerinde ancak ve ancak tüm bileşenleri propaganda faaliyetlerine katıldıkları takdirde başarı sağlama ve sosyalizm sürecini çabuklaştırma imkanı bulabileceğini kaydeden Chavez, cepheyi uluslararası bir mücadelenin parçası olarak düşündüğünü belirtti.

‘VENEZUELA HER GÜN HEDEF ALINIYOR’
Neredeyse her gün ABD ve müttefiklerinden Venezuela karşıtı açıklamaların geldiğini hatırlatan Chavez, yaşanmakta olan global krizin, ABD tarafından sürekli olarak saldırılara maruz kalan dünya halkları için büyük bir tehdit haline geldiğini söyledi. Sosyalist lider, Libya’da Kaddafi’yi öldürüp ülkeyi kana bulayan emperyalizmin şimdi aynı planı Suriye ve İran için de uygulamaya koyduğunu ifade etti.

Büyük Yurtsever Cephe’nin böylesi uluslararası koşullarda kurulduğuna dikkat çeken Chavez, önümüzdeki sene yapılacak seçimlerde ABD emperyalizminin uşağı olan yerel muhalefete karşı başarı sağlamanın öneminin altını çizdi. Yaklaşık beş saat süren ve gelecek ekimde yapılacak seçimlere yönelik olarak Büyük Yurtsever Cephe’nin düzenlediği ilk merkezi miting Chavez’in “Şimdi Bolivarcı Sosyalizm zamanı, şimdi Bolivar, şimdi adalet, aşk, neşe ve güzel bir ülke zamanı!” sözleriyle sona erdi.

1998’de iktidara geldikten sonra, neoliberal reçetelere karşı sosyalist politikalar uygulayan Chavez, son araştırmalara göre yüzde 62 oranında bir toplumsal desteğe sahip. Chavez, ABD yanlısı, neoliberal muhalefet karşısında seçim yarışına oldukça avantajlı başlamış (Birgun)

Reklamlar

Posted in Seçimler, Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

2012 seçimleri yaklaşırken Chavez-Obama karşılaştırması= James Petras

Posted by lahy 29/09/2011

Venezüella ve ABD’de 2012 yılında yapılacak devlet başkanlığı seçmlerine yaklaşık 1 yıllık bir zaman kalmışken, James Petras, Chavez ve Obama’nın ekonomik ve sosyal politikalarını karşılaştırdı. Petras, istihdamı ve kitlelerin refahını arttırıcı politikalar izleyen Chavez’i seçimlerde büyük bir zaferin beklediğini öngörürken, Obama’nın da bunun aksi yönündeki politikalarla kendi sonunu hazırladığına işaret ediyor.

Görevdeki iki devlet başkanı, Venezüella’da Hugo Chavez ve ABD’de Barack Obama 2012’de yeniden seçilmek için adaylıklarını koyuyorlar. Bu iki seçim yarışını dikkate değer kılan, söz konusu iki kişinin küresel ekonomik krize tepkilerinin zıtlık göstermesi.

Chavez, geniş kapsamlı uzun vadeli kamu yatırımlarını desteklemeyi sürdüren ve istihdama, kamu refahına ekonomik büyümeye yönelik harcamalar yapan demokratik sosyalist programını izliyor: Obama, kurumsal finans kapitalizme ideolojik bağlılığıyla güdülenmiş, Wall Street spekülatörlerini onlara milyarlar akıtarak kurtarıyor, kamu sektörü açığını azaltmaya odaklanıyor, vergileri düşürüyor ve bankaların borç vereceği, özel sektörün yatırım yapacağı ümidiyle iş çevrelerine hükümet yardımında bulunmayı teklif ediyor. Obama, şirket kesiminin işsizleri istihdam etmeye başlayacağını ümit ediyor. Chavez’in ekonomik stratejisi, toplumsal geliri arttırarak toplumsal desteği arttırmaya yönelmiş durumda. Obama’nın stratejisi ise “damlama teorisi” etkisi umuduyla seçkinlerin zenginliğine zenginlik katmaya yönelmiş. Chavez’in ekonomik canlanma programı, kamu sektörü temelli; devlet, krizlere neden olan kapitalist pazarın ve özel sektörün yatırım yapmaktaki başarısızlığının ışığında önderliği ele alıyor. Obama’nın ekonomik canlanma ve istihdam programıysa büsbütün özel sektöre bel bağlıyor, istihdam yaratan yerli yatırımları özendirmek için vergi aflarından faydalanıyor.

Uzmanlara ve politikacılara göre, her iki başkanın sosyo-ekonomik performansları 2012’deki seçimlerde tekrar başkan seçilip seçilmeyeceklerinde belirleyici olacak.

Başkan Chavez ve Obama’nın ekonomik kriz karşısındaki performanslarını ölçmek

Son üç yıl boyunca, her iki başkan da işsizliğin artmasıyla, ekonomik durgunlukla ve kitlelerin, ekonomik canlanma programını açık ve kesin bir dille ifade eden politik önderlik talepleriyle sonuçlanan derin sosyo-ekonomik krizle karşı karşıya kaldılar.

Başkan Chavez krize, sosyal programlara yönelik kamu harcamalarını içeren geniş çaplı bir programla yanıt verdi. Milyarlar, önümüzdeki birkaç sene içinde bir milyon konut yaratmak için planlanan devasa barınma programına tahsis edildi. Chavez, Kolombiya’daki sağcı Santos yönetimiyle siyasi anlaşmayı müzakere ederek askeri gerginlikleri düşürdü ve sınır anlaşmazlıklarını azalttı.

Asgari ücreti, sosyal güvenlik ve emekli maaşlarını arttıran Chavez, dar gelirli grupların tüketimini arttırıyor, talebi canlandırıyor ve küçük ve orta boy işletmelerin gelirlerini yükseltiyor. Büyük çaplı altyapı projelerine, özellikle de otoyol ve taşımacılık projelerine girişen devlet, emek-yoğun faaliyetlerle istihdam yaratıyor. Chavez hükümeti, gıda ve diğer temel ürünlerde fiyat kontrolü başlatarak insanların hayat standartlarını koruyor; bu da süper market sahiplerinin vurgunculuğu pahasına hükümete olan yoğun rağbeti devam ettiriyor. Hükümet, talebe dayalı ekonomik canlanma programını finanse edilmesi esnasında kârlı altın madenlerini kamulaştırdı ve deniz aşırı rezervleri geri döndürdü, zenginlere vergi imtiyazı sağlamaktan, batık bankaları ve özel işletmeleri kurtarmaktan sakınıyor.

Obama, istihdam yaratacak bütün geniş kapsamlı uzun vadeli kamu yatırımlarını reddetti: teklif ettiği “ABD’nin işleri” tasarısı, en iyi ihtimalle işsizliği geçici olarak yüzde 0.2 oranında düşürecek. Wall Street’in tahvil sahiplerinin menfaatlerine olan politikaları takiben Obama, kamu harcamalarında, özellikle de sosyal harcamalarda daha geniş çaplı kesintiler anlamına gelen “bütçe açığı azaltılması” ile daha derinlemesine ilgilenmeye başladı. Obama, kitleler tarafından desteklenen Medicare (ABD’deki yaşlılar için devlet sağlık sigortası; ç.n.), Medicaid (ABD’de yoksullara yönelik sağlık yardımı; ç.n.) ve sosyal güvenlik programları için yapılan vergi ödemelerinin azaltılmasını öngören gerici teklifi aşırı sağ ile mutabakat içinde kararlaştırdı. Obama’nın “ABD’nin işleri”ni finanse etmek için hazırladığı teklifler, , ödemelerde bir düşüşü veya eksikliği kesinleştiren ya da daha kötüsü özelleştirmeye, sosyal güvenliği, trilyon dolarlık bir ikramiyeyi Wall Street’e devretmeye olanak sağlayacak biçimde sosyal güvenlik vergilerinde kesintilere bağlı.

Obama, on milyondan fazla ailenin evlerinin ipotek (mortgage) dolayısıyla haczedilmesini görmezden geliyor –bu, bankaları ve ev ipoteği dolandırıcılarını kurtarmak adına evsizliği ve ikametteki düşüşü arttırıyor.

Obama, denizaşırı muharip birliklerin, gizli kapaklı terör operasyonlarının ve içerideki istihbarat aygıtının sayısını katlayarak askeri harcamaları arttırdı, eğitim gibi ürettici yatırımlardan, teknolojik becerileri geliştirmek ve ihracatı özendirici faaliyetlerden vazgeçmek pahasına bütçe açığını arttırıyor.

Afrika kökenli ve yerli Venezüellalılara yönelik olumlu iş ve eğitim politikalarının altını çizmeye özen gösteren Chavez’in aksine, Obama, beyaz Wall Street bankacılarının lehine hizmet vererek büyük şehirlerde genç (18-25 yaş) Afro-Amerikalılar ve Latin kökenliler arasındaki yüzde 50’lik işsizlik oranını görmezden geliyor.

Emekli maaşlarını ve ücretleri enflasyona sabitleyen ve fiyat kontrolünü zorunlu kılan Chavez’in tersine, Obama, reel gelirde son üç yılda yüzde 7’lik bir düşüşle sonuçlanacak biçimde, devlet tarafından ödenen maaşları ve sosyal güvenlik harcamalarını dondurdu.

Amerikan Nüfus Dairesi’nin son verilerine göre (Eylül 2011), 46.2 milyondan fazla Amerikalı yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve bu tüm zamanların en yüksek rakamı (Söz konusu rakamlar 2010 yılına dair rapordan ve 2009 yılında bu rakam 43.6 milyon idi, ç.n.). Orta sınıf hane halkının geliri 2009-2010 arasında yüzde 2.3 düştü. Yoksulluk sınırının altındaki Amerikalıların oranı 2008 yılındaki yüzde 13.2’lik rakamdan 2010 yılında yüzde 15.1’e yükseldi. 2010 yılında 2.6 milyon ABD vatandaşı daha yoksullaşırken, neredeyse dört çocuktan biri yoksulluk sınırının altında yaşadı. Bunun aksine ve Obama’nın “damlama ekonomisi” politikalarına uyumlu olarak, zengin -100 bin dolardan fazla kazanan- ABD’lilerin oranı çok az zarar gördü ya da hiç etkilenmedi: Tiffenys gibi lüks özel ürün mağazaları, satışlarında yüzde 15 artış açıkladı.

En yüksek gelirli yüzde 10’luk kesimin gelirinde 2009-2010 yılları arasında yüzde 1.5 oranında azalma olurken, halkın en alttaki yüzde 10’luk kesimi, gelirindeki yüzde 12.1 oranındaki azalma ile en çok zarar görenler oldu. 34 OECD ülkesi arasında ABD; Meksika, Şili ve İsrail ile birlikte sınıf eşitsizliği konusunda en kötü durumda olanı. Obama’nın yukarıdan aşağı teşvik edici politikaları, işçi sınıfını ve orta sınıfı kurban ederek bankacıları kurtardı.

Yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı ekonomilerin politik ve ekonomik sonuçları

Obama’nın “yukarıdan aşağı” ve Chavez’in “aşağıdan yukarı” sosyo-ekonomik politikalarının politik ve ekonomik sonuçları her bakımdan dikkat çekici. 2011 yılının ilk yarısında, ABD durgunluk yaşayarak yüzde 2’den az büyürken, Venezüella yüzde 3.6 büyüdü. Daha kötüsü, yılın ikinci yarısı boyunca, Obama ve danışmanları ABD’nin “çift dipli” durgunluğa, eksi büyümeye doğru yol aldığına dair korkularını dile getirdiler. Bunu tersine, Venezüella Merkez Bankası Başkanı, 2012 yılı için büyümeni ivme kazanacağı tahmininde bulundu.

ABD’de işsizlik oranı yüzde 9’un üzerindeyken ve bu eksik istihdam oranının yüzde 19’un üstüne çıkmasıyla birleşmişken, Venezüella’nın geniş sosyal konut ve altyapı yatırımları yeni işler yaratıyor, işsizlerin ve eksik istihdam edilmişlerin sayısını resmi ve gayrı resmi emek piyasasında düşürüyor. Obama’nın, Wall Street bankacılarının ve bütçe daraltma şahinlerinin her istediğini vermesi, denizaşırı savaş ve iç güvenlik aygıtı harcamalarındaki muazzam artış, hazineyi iflas ettirdi. Chavez, bunun tersine kârlı özel sektör madenlerini, bankaları ve enerji yatırımlarını kamulaştırdı ve azaltılan askeri gerginlik, gıda desteği gibi sosyal programlar için ayrılan kaynakları arttırdı. Obama’nın bütçe daraltması, eğitim ve sosyal hizmetler alanında büyük çapta işten çıkarmalara neden oldu.

Chavez’in sosyal harcamaları kamu üniversitelerinin, orta öğretim ve ilköğretim okullarının, kliniklerin sayısını arttırdı. Obama, ipotekçi bankalarsın zorla tahliyelerini görmezden gelirken milyonlarca insan evsizleşirken, Chavez bir milyon ev inşa ederek konut açığını çözme konusunda bir başlangıç yaptı.

Obama, iş imkânı yaratacak üretici yatırımlara borç vermeyen, bunun yerine daha yüksek faizli denizaşırı (Brezilya) bonolara denizaşırı spekülasyon yapmayı tercih eden özel bankalara neredeyse hiç faizsiz borç verdi. Chavez, doğrudan emek-yoğun altyapı programlarına, tarımsal kendine yeterlilik projelerine yatırım yapıyor ve ilave işleme fabrikaları ve dökümhaneler açıyor.

Uyguladığı gerici yukarıdan aşağı ekonomi politikalarının ve Medicare, Medicaid ve sosyal güvenlik gibi temel sosyal programlarda kesintiye gidileceğine dair aleni tehditlerinin bir sonucu olarak, Obama’nın popülaritesi son üç yılda yüzde 80’den yüzde 20’a düştü ve aşağı doğru gidiyor. Dahası, Wall Street destekçisi mali ve militarist politikaları, ABD’ni politik iklimini daha sağa doğru yöneltti. 2011 yılının geçtiğimiz çeyreği itibari ile Obama seçim yenilgisi konusunda savunmasız görünüyor.

Sosyal büyüme ve kamu yatırımları konusundaki pozitif programlara dayanan ekonomik canlanma dalgasıyla sürüklenen Chavez’in popülaritesinin, Obama’nın aksine Mart 2010’daki yüzde 40’lık düzeyden, 7 Eylül 2011’deki yüzde 59.3’lük düzeye yükseldiği görülmekte. ABD destekli muhalefet parçalara ayrılmış, zayıf durumda ve işçi sınıfının, inşaat firmalarının ve müteahhitlerin çıkarına olan barınma ve altyapı projelerinin yarattığı ezici bir çoğunlukla destek gören pozitif algıyla başa çıkacak güce sahip değil.

Chavez’in, kişisel güvenlik, yönetsel yozlaşma ve verimsizlik konularında yaralanması mümkün. Ancak bu problemli alanlarda önemli adımlar atacak gibi görünüyor. Yeni bir polis akademisinin mezunları, pilot projelerde şiddet suçu oranını yüzde 60 civarında düşüren dürüst, etkili toplum bağlantısına sahip polislik faaliyetleri sağladı. Bürokratik yozlaşma ve verimsizliğe son verme çabaları ise hâlâ beklemede.

Sonuç

Chavez ve Obama’nın başkanlıklarının karşılaştırılması, başarılı bir aşağıdan yukarıya sosyalist bilgiye dayalı ekonomik canlanma programı ile başarısız olmuş bir yukarıdan aşağı kapitalist teşvik programı arasındaki keskin zıtlığı gözler önüne seriyor. Amerikan kamuoyu, özel bankacılığın hazine talanına, sosyal güvenlik ağının son kalıntılarını yönelik hükümet tehditlerine ve Obama’nın kalıcı yüksek işsizlik ve eksik istihdam oranlarını düşürmedeki başarısızlığına yönelik düşmanlığını ifade ederken, Chavez’in popülaritesi seçmenlerin beşte üçünün “olumlu hisleri” ile birlikte artıyor. Chavez hükümeti devam eder ve “aşağıdan yukarı” ekonomik teşvik programını derinleştirirse, ekonomi büyümeye devam eder ve kendisi de kanseri atlatırsa, 2012’de büyük bir olasılıkla ezici bir zaferle yeniden seçilecek.

Bunun tersine, eğer Obama şirketlere ve finansal seçkinlere boyun eğmeye, sosyal programları kısmaya ve yakmaya devam ederse, tamamen hak edilmiş yenilgisine ve unutulmasına doğru kaymayı sürdürecek.

Venezüella’nın gelişmiş düzeydeki sosyal programlar vasıtasıyla ekonomik canlanması Amerikan halkına güçlü bir mesajdır: “yukarıdan aşağı” geriletici ekonomi politikalarına bir alternatif var: buna demokratik sosyalizm deniyor ve bunun savunucusu, halkına hitap eden ve zenginler için çalışan hilekâr Obama’nın aksine, halkına hitap eden ve halkı için çalışan Başkan Chavez.

http://petras.lahaine.org/?p=1873 adresinde yayımlanan makaleden çevrilmiştir

Posted in Makaleler, Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Chavez’den BM’ye mektup: “Filistin Yaşayacak!”

Posted by lahy 22/09/2011

Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hugo Chávez, geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a yazdığı mektupta Filistin sorununun “Orta Doğu sorunu” değil, sömürgeciliğin ve emperyalizmin damgasını taşıyan bir “Avrupa sorunu” olduğunu dile getirdi. Mektubun tamamı şöyle:

Miraflores, 17 Eylül 2011

Ekselansları Sayın Ban Ki-Moon
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri

Sayın Genel Sekreter, dünya halklarının saygıdeğer temsilcileri,

Bugün, bu ortamda, dünya üzerindeki tüm halkların temsilcilerinin bir arada bulunduğu bu büyük forumda, Filistin Hükümeti’nin tanınmasına Venezuela’nın verdiği tam destek hakkındaki sözlerimi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na ithafen, onlar karşısında vurgulamak için söylüyorum: özgür, egemen ve bağımsız bir ülkeye dönüşmesinin Filistin’in hakkı olduğunu ve onu desteklediğimizi sizlere bildirmek isterim. Bu sözlerim, çok uzun yıllardan beri türlü acıları ve dünyanın tüm cefalarını sırtlamış olan bir halkın tarihi adalet ihtiyacına istinaden yapılmış bir hareketi temsil etmektedir.

Büyük Fransız filozofu Gilles Deleuze, ‘Arafat’ın Büyüklüğü’ ismindeki o unutulmaz yazısında, “Filistin davası, bu halkın acı çektiği ve çekmeye de devam ettiği ilk ve en önemli adaletsizlikler düzenidir”, diyerek gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Ve ben, Filistin Davası’nın, aynı zamanda sürekli ve vazgeçilmez bir direnişi temsil ettiğini, bu tavrın şimdiden insanlık durumunun tarihi hafızasına yazıldığını ekleme cesaretini de gösteriyorum. Toprağa duyulan en derin sevgiden doğan bir direniş iradesidir bu. Filistin’in susmayacak seslerinden biri olan Mahmut Derviş, bize bu duygudan ve bu aşkın yarattığı vicdandan şöyle bahseder:

Hatırlatmaya gerek yok
Carmel Dağı içimizde
Kirpiklerimiz üzerinde uçmakta Galilee’nin tozu toprağı
“Ona doğru bir nehir gibi akarım!” deme
Ülkemiz iliklerimizdedir, ülkemiz canımızın canı.

Filistin Halkı’na yapılanların soykırım olduğunu kabul etmeyen herkese karşı, Deleuze tereddütsüz bir açıklıkla şöyle ifade etmektedir: “Başından sonuna kadar, söz konusu olan, sanki Filistin Halkı hiç var olmamalıymış gibi davranmakla kalmayan, aynı zamanda bu halkın sanki hiçbir zaman varolmadığını öne süren bir tavırdır”. Bu soykırımın özünü temsil eder: bir halkın var olmadığı hükmünü vermek; onların varolma haklarını reddetmek gibi bir şeydir.

Bu açıdan, büyük İspanyol şairi Juan Goytisolo etkili konuşmalarından birinde, “İsrail sağının Judea ve Samaria diye adlandırdıkları Batı Şeria topraklarının İncil’de İsrail Halkı’na Vaadedilmiş topraklar olduğu, bu topraklar üzerinde doğmuş ve halihazırda yaşayan insanları tahliye yetkisine sahip oldukları noter huzurunda otoriteler tarafından onaylanmış bir sözleşmede yazılı değildir”, demektedir. Bu sebepten ötürü, Orta Doğu’daki çatışmaları çözmek, Filistin Halkı’na adalet götürmek bir gerekliliktir, hatta şarttır; bu barışı fethetmenin tek yoludur.

Asıl üzücü ve öfke verici olan, tarihte daha önce soykırım acılarının en kötü örneğini yaşamış bir halkın şimdi Filistin Halkı’nın celladı haline gelmiş olmasıdır; asıl acı verici olan Holokost mirasının artık Nakba’ya dönüşmesidir. Siyonizmin, antisemitizmi kendi ihlallerine, suçlarına karşı çıkanlara şantaj yapmak için kullanmaya devam etmesi oldukça rahatsız edici. İsrail, pervasızca ve alçakça kendi kurbanlarının anılarını kullandı ve kullanmaya devam ediyor. Ve Filistin Halkı karşısında şahsi dokunulmazlığını koruyabilmek için bu oyunu oynuyor. Bu bağlamda, antisemitizmin, Arapların katılmadığı bir batı yani Avrupa sefaleti olduğunu söylemek yersiz olmaz. Ayrıca Sami ırkına mensup Filistin Halkı’nın, sömürgeci İsrail hükümetinin etnik temizliğinden muzdarip olduğunu unutmamamızda fayda var.

Beni doğru anladığınızdan emin olmak istiyorum: antisemitizmi reddetmek başka bir şey, barbar siyonizmin Filistin Halkı’na dayattığı apartheid* rejimini pasif kalarak kabul etmek başka bir şey. Etik bir bakış açısıyla ilkini reddedenlerin ikincisini kabul etmeleri gerekiyor.

Burada hatırlatmayı gerekli bulduğum bir konu daha var: siyonizm ve yahudiliği karıştırmak kötü niyetliliği de içinde barındırır. Yıllar boyunca Albert Einstein ve Erich Fromm gibi sayısı pek de az olmayan yahudi entellektüeller bizi aydınlatmayı kendilerine görev edinmişlerdi. Ve bugün, İsrail’in içinde bile siyonizme ve onun suç ve terör uygulamalarına karşı olan vatandaşlarının sayısı da gün geçtikçe artmaktadır.

Bunu tüm harfleri heceleyerek söylemekte fayda görüyorum: siyonizm, bir dünya görüşü olarak, tamamen ırkçılıktır. Bu inkar edilemez kanıtlar, Golda Meir tarafından korkunç bir alaycılıkla yazılmış şu sözlerle daha net anlaşılabilir: “işgal edilmiş toprakları nasıl geri verebiliriz? Onları geri verecek kimse yok. Filistin Halkı’na benzer bir şey yok. Bu insanların düşündükleri gibi bir şey değildi, Filistinliler diye adlandırılan insanlar yoktu, kendini Filistinli sanan insanlar var. Biz geldik, onları ülklerinden attık. Onlar var olmamıştı zaten.”

Şunu hatırlamak çok önemli: 19. yüzyılın sonlarından itibaren, Siyonizm, Yahudi Halkı’nın Filistine geri dönüşü ve kendi devletlerini kuruşları olarak algılandı. Bu yaklaşım, önceleri Fransız ve İngiliz sömürgeciliğinin işine geldi daha sonra da Yanki Emperyalizmi’ne yaradı. Batı her zaman Siyonistler’in Filistin’i askeri anlamda işgal etmesini destekledi ve onları bu konuda yüreklendirdi.

1917 tarihinde yayınlanan Balfour Deklarasyonu’nu tekrar tekrar okumanızı öneriyorum: İngiliz Hükümeti, Yahudi Halkı’nın Filistin’de ulusal bir eve sahip olabilmesi için resmi olarak söz verdi, fakat bu şekilde de orada yaşayan ülke sakinlerinin varlığını ve isteklerini de tamamen yok saydı. Ancak şunu da eklemekte fayda var ki, siyonizm o topraklar üzerinde tam ve özel mülkiyet iddiasına başlayana kadar, Kutsal Topraklar üzerinde Hıristiyanlar ve Müslümanlar barış içerisinde yaşıyorlardı.

XX. yüzyılın ikinci yarısında, Siyonizmin Filistin’i işgali esnasında İngiliz sömürgeciliğinin getirdiği avantajlardan faydalanarak yayılmacı planlarını başarıya ulaştırmaya başladığını da unutmamak gerekir. İkinci Dünya savaşı’nın sonlarına doğru, ülkelerinden ve aynı zamanda tarih sayfasından çıkartılmalarıyla birlikte Filistin Halkı’nın trajedisi giderek daha da kötüleşti. 1947 yılında, aşağılık ve yasadışı bir BM kararı olan 181 No’lu Karar, Filistin topraklarına girip orada bir Yahudi Devleti, bir Arap devleti ve Uluslararası kontrol altında bir alan daha (Kudüs ve Belem) kurmayı öneriyordu. Utanç verici olan ise Siyonizm’in toprakların yüzde 56’sında kuracağı Devletin garanti altına alınmış olmasıydı. Aslında bu karar uluslararası hukuka aykırı ve pervasızca alınmış bir karardı ve o topraklardaki Arap çoğunluğu gözardı edilmişti: halkın özgür irade hakkı bir ölüm mektubuna dönüştü.

1948 yılından bugüne kadar, Siyonist Devlet, müttefikinden yani ABD’den de destek alarak, kanuna aykırı stratejilerini Filistin halkına uygulamaya devam etti. Bu durum, koşulsuz bağlılığın İsrail tarafından yönlendirildiğini ve ABD’nin Ortadoğu için uluslararası politika geliştirdiği gerçeğini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu sebeple de büyük Filistinli ve evrensel bir vicdan olan Edward Said, “ABD’yle ittifak üzerine kurulmuş herhangi bir barış, siyonizmin iktidarına karşı durmaktan çok, onu güçlendiren bir barış olacaktır”, demiştir.

Şimdi İsrail ve ABD’ye karşı transisyonel iletişim kanalları üzerinden tüm dünyayı Filistin’de, -Said’in kelimeleriyle- gerçekte neler olduğuna ve olmaya devam ettiğine inandırmaya çalışıyoruz, ama bu sömürgeciliğin ve emperyalizmin damgasını taşıyan politik bir çatışma. Orta Doğu’da değil, Avrupa’da başlayan bir çatışma.

Bu mücadelenin özünde ne vardı ve bundan sonra ne olacak?: Filistin gözardı edilirken yapılan tartışmalar ve görüşmeler İsrail’in güvenliğini önplana çıkartmaktan ibarettir. Bu son olaylarla bir şey doğrulanmış oldu; İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği Erimiş Kurşun Operasyonu’yla başlatılan yeni soykırım olayını hatırlamak yeter.

Filistin güvenliği, Filistin Devleti’nin başkenti olarak Doğu Kudüs ile 1967 öncesi sınırları içinde oluşturulması ve ulusal haklar ve kendi kaderini tayin hakkı şartlarını dışarıda bırakarak, küçük bir özerk-yönetimin limitli tanınmışlığıyla sınırlandırılamaz ve Ürdün Nehri’nin batı kıyısında ve Gazze Şeridi’nde yabancı ülkelerle kuşatılmış bir bölgede basit bir polis yönetimiyle sağlanamaz; aynı zamanda, 194 No’lu Karar’da da belirtildiği gibi, o tüm dünyaya dağılmış ve Filistin nüfusunun yüzde ellisini oluşturan Filistinlilerin ülkelerine dönmesi ve zararlarının tazmin edilmesi şartı da yerine getirilmelidir.

2008’in sonları ve 2009’un başlarında Gazze Şeridi’ndeki katliamlar hakkındaki müdafaayı dinlerken, “Varlığını Genel Meclis’in kararına borçlu bir ülkenin (İsrail), Birleşmiş Milletler’den çıkan kararlara karşı bu kadar küçümseyici olması inanılır gibi değil”, dedi baba Miguel D’Escoto.

Sayın Bay Genel Sekreter ve tüm dünya halklarının saygıdeğer temsilcileri,

Birleşmiş Milletler’deki bu krizi görmezden gelmenin mümkünatı yoktur. 2005 yılında, yine benzer bir Genel Meclis esnasında, Birleşmiş Miletler modelinin artık yetersiz kaldığını tartışmıştık. Filistin konusundaki tartışmanın ertelenmesi ve açıkça sabote edilmesi de bu durumun bir göstergesidir.

Birkaç gündür, Washington Güvenlik Konseyi’nde Meclis çoğunluğunun alacağı bir kararı veto edeceğini söylüyor: Filistin’in Birleşmiş Milletler tam üyesi olarak yeniden tanınması kararını. Filistin Devleti’nin Tanınması Bildirisi’nde, Venezuela olarak, Bizim Amerika Halkları’nın Bolivarcı İttifakı’nda (ALBA) yer alan diğer kardeş milletler ile birlikte, böylesine haklı bir talebin bu şekilde bloke edilebileceğini açıklama kararı aldık. Bildiğimiz gibi, bu imparatorluk bu ve buna benzer durumlarda çifte standartlarını empoze etmeye çalışmaktadır: Yankilerin çifte standartları Libya’da Uluslararası Hukuka aykırı davranmakta öte yandan İsrail’in dilediği gibi davranmasına izin vermektedir, böylece siyonist barbarlar tarafından yürütülmekte olan Filistin Soykırımı’nın suç ortağı olmaktadırlar. Edward Said, “İsrail’in ABD’deki çıkarları, ABD’nin Orta Doğu politikasını İsrail merkezli bir hale getirmiştir”, diyerek onların bam tellerine basmıştır.

Mahmud Derviş’in unutulmaz şiiriyle sözlerime son vermek istiyorum:

Bu topraklar üzerinde
Bu topraklar üzerinde yaşamaya değecek bir şeyler var.
Bu topraklar üzerinde Doğa Ana var; tüm başlangıçların anası var.
Tüm sonların anası.
Onun adı Filistindi.
Ve hala Filistin.
Doğa Ana: ben bunu hak ediyorum, çünkü sen benim kadınımsın, ben yaşamayı hak ediyorum.

Ona Filistin demeye devam edeceğiz: Filistin yaşayacak ve yeneceğiz! Özgür, egemen ve bağımsız Filistin çok yaşa!

Hugo Chávez Frías
Venezuela Bolivar Cumhuriyeti

Kaynak:SOL

Posted in Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Chavez kanser tedavisi için Küba’da

Posted by lahy 17/07/2011

Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, kanser tedavisine devam etmek için Küba’ya gitti.

Venezüela lideri doktorların aldırdığı tümörden sonra yeni habis hücreler tespit etmediklerini söyledi. Kemoterapinin bugün başlayacağını söyleyen Chavez bir kaç gün Küba’da kalacağını belirtiyor.

Küba televizyonu Cumhurbaşkanı Raul Castro’yu Chavez’i havana havaalanında karşılarken gösterdi.
Chavez seyahati öncesine bazı yetkilerini bakanlarına devretti ancak tüm yetkilerin devrini reddetti.

Daha önceki yokluğu sırasında muhalefet Chavez’in ülke dışındayken cumhurbaşkanlık görevini yerine getirip getiremeyeceğini sorgulamış ve görevi bir başkasına teslim etmesini istemişti.
Küba’da ameliyat olup, bir tümör aldırtan Chavez iki hafta kadar önce ülkesine geri dönmüştü.

Chavez bu kez Küba’da ne kadar süreyle kalmayı planladığını açıklamadı.

Doktorların önerisi uyarınca iş yükünü azaltacağını belirten Chavez, sabahları saat 5’te kalktığını ve Alman düşünür Nietzsche’yi okuduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz günlerde Chavez tedavisinin henüz tamamlanmadığını, radyoterapi veya kemoterapi görmesi gerekebileceğini söylemişti.

Chavez, devlet televizyonundaki konuşmasında, kanserli hücrelerin yayılma riskinin bertaraf edilmediğini belirtti.

Venezuela liderinin Küba’ya gidiş nedeninin kanser olduğu hemen duyurulmamış, günlerce kamu önüne çıkmayışı söylentilere neden olmuştu.

56 yaşındaki Sosyalist lider, Karakas’a geri döndükten sonra hastalığı hakkında çok az ayrıntı verdi.

Chavez, Küba’dan ülkesine geri dönüşünde tezahürat yapan binlerce yandaşı tarafından karşılanmış ve cumhurbaşkanlık sarayının balkonundan Venezuela bayrağını sallayarak sağlık savaşını kazanacağını söylemişti.

Önümüzdeki yıl Venezuela’da genel seçimler var ve Chavez’in dördüncü dönem cumhurbaşkanlığı için tekrar aday olması bekleniyor (BBC)

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Başkan Chavez kanser tedavisini Küba’da sürdürecek

Posted by lahy 16/07/2011

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in kanser tedavisini Küba’da sürdürmek için Ulusal Meclis’e bir mektup yollayarak izin istedi. Bazı yayın organları ise Başkan Chavez’in tedavi için Brezilya’ya gideceğini bildirmişti.

Küba’da başarılı bir ameliyat geçiren Chavez, ülkesine döndükten sonra iyi olduğu ve kanseri yenmek için kararlı olduğu yönünde mesajlar vermişti.

Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff bir çağrı yaparak Başkan Chavez’in Küba’da geçirdiği ameliyat sonrası uygulanması gereken kemoterapi ve radyasyon tedavileri için Sao Paulo’da bulunan Suriye=Lübnan Hastahanesini önermişti.

Başkan Chavez!in tedavi için 1 ay Küba’da kalacağı bildirildi

Dinlenmesi yönündeki tavsiyeleri bir kenara iten Başkan Chavez, dün, yeni seçilen Peru devlet Başkanı Ollanda Humala’yı Başkanlık sarayı Miraflores’de kabul etti. Her iki lider yayınladıkları ortak bildiride iki ulus arasındaki kardeşlik ve dayanışmayı vurguladı.

Posted in Genel Haberler, Peru, Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Chomsky’den Guardian’a “Sözlerimi çarpıttılar” suçlaması

Posted by lahy 09/07/2011

Noam Chomsky, Guardian’da çıkan ve Chavez’le ilgili ağır ithamların bulunduğu röportajının yer aldığı haberi “çarpıtmaca” olarak niteleyerek, Guardian’a ateş püskürdü: Bu aşırı onursuzluktur.

Ünlü dilbilimci ve düşünür Noam Chomsky, İngiliz The Guardian gazetesine verdiği Venezuela konulu röportajda sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, Observer’ın “aşırı bir onursuzlukla” suçladı. Observer ise röportajın tam metnini yayınlayarak, bir çarpıtma olmadığını söyledi.

Söz konusu röportajla ilgili haberin başlığı “Noam Chomsky eski dostu Hugo Chavez’i demokrasiye ‘saldırı’ konusunda eleştiriyor” idi. Chomsky, bu başlığın “tamamen aldatmaca” olduğunu söyledi. Haberi yapan muhabir konusunda ise yıllardır Guardian’a eleştiri ve itirazlar yöneltiliyordu.

Haberde ne denildi?
Guardian’ın haberinde Noam Chomsky’nin, Venezuela lideri Chavez’i “elinde çok fazla güç toplamakla” eleştirdiği yazıldı. Haberde Chavez’in Chomsky’yle yakınlığına dair örnekler verilerek, alaycı bir ifadeyle “Başkan konuyu bir kez daha düşünmek üzere olabilir, çünkü favori aydını şimdi silahlarını Chavez’e doğrultmuş durumda” denildi.

Telefon üzerinden yapılan görüşmede Chomsky, yaklaşık bir senedir tutuklu bulunan yargıç Maria Lourdes Afiuni’nin serbest bırakılması yönünde görüş bildirdi. 2009 yılında Afiuni, Chavez’in de kişisel olarak yakından ilgilendiği bir davada, yolsuzluk iddiasıyla hapse atılan bir bankacıyı tahliye etmiş, tahliye olan bankacı da hemen ülkeden kaçmıştı. Bu olay üzerine Chavez, yargıç Afiuni’ye kızgınlığını televizyon ekranlarından dile getirmişti.

Kanser hastası olan ve hapishanede başka mahkûmların saldırısına uğradığı belirtilen Afiuni’nin yeterince acı çektiğini düşünen Chomsky, yargıçın serbest kalması için Chavez’e bir mektup kaleme aldı. Guardian muhabiri, bu konuyu sordu.

Haberde Chomsky’nin, Venezuela nesnelliğine de atıfla, ancak genel teorik bir saptamada bulunduğu anlaşılan şu sözleri alıntılandı: “Yürütme gücünün konsantrasyonu, eğer, örneğin İkinci Dünya Savaşı gibi, çok kısa ve özel koşullar altında değilse, demokrasiye bir saldırıdır. Venezuela’nın koşullarının bunu gerektirip gerektirmediğini tartışabilirsiniz: iç koşullar ve bir dış saldırı tehdidi, bu meşru bir tartışma. Fakat benim bu tartışmadaki görüşüm, bunun gerekmediği yönünde.”

Chomsky: Aşırı onursuzluk
Noam Chomsky, konuyla ilgili kendisine elektronik posta yoluyla ulaşan Alek Boyd’a verdiği yanıtta, Guardian’daki haber için şunları söyledi:

“Başlıktan başlayalım. Tam bir aldatmaca. Yazının bütünü boyunca bu sürüyor. Bunu sadece gerçek alıntılarla, onların yorumlarını karşılaştırarak bile söyleyebilirsiniz. Bahsettiğim, ve beklediğim gibi, The New York Times’ın benzer bir röportajla ilgili haberi çok daha dürüsttü, ve Guardian’ın aşırı onursuzluğunu gözler önüne seriyordu.

Eğer İsrail’i çeşitli suçlarla suçlayan İranlı bir muhalif, Iran’ın daha beter istismarları ışığında İran ve destekçilerinden gelecek suçlamaların ciddiye alınamayacağını söylese, eminim bunu anlarsınız. Bunu anlamıyorsanız, ki bundan kuşkuluyum, hakikaten üzerinde düşünmeniz gereken sorunlarınız vardır. Eğer bunu sahiden anlıyorsanız, varsaydığım gibi, yine aynısı geçerli. Bu nedenle Manning [Wikileaks’e belge verdiği için hapse atılıp işkence gören Amerikan askeri – soL] meselesini gündeme getirmek konuyla çok ilgili.”

Guardian tam metni yayınladı
Guardian gazetesi, Chomsky’nin bu suçlamaları karşısında Chomsky ile muhabir Rory Carroll arasında geçen telefon görüşmesinin dökümünü yayınladı. Dökümde Chomsky’nin Afiuni davası nedeniyle birtakım eleştiriler sıraladığı, fakat Venezuela liderinin “demokrasiye saldırdığını söylediği” şeklindeki Guardian yorumunun, Chomsky çok daha genel ve “meşru” olarak nitelediği bir tartışmanın iki tarafını dile getirdiği için biraz zorlama olduğu görülüyor.

Muhabir eleştiri oklarının hedefi
Guardian’da söz konusu haberin altında imzası olan Rory Carroll, gazetenin Latin Amerika muhabiri. Daha önce özellikle İngiltere kaynaklı pek çok alternatif haber sitesi, Carroll’ı Latin Amerika konusunda çok taraflı ve açıkça sol düşmanı haberler yapmakla suçladı. Venezuela’yla ilgili haberlerinde haber seçimi ve sunuşunda özellikle muhaliflerin cephesinden baktığı görülen Carroll, “bağımsız görüş” olarak da sık sık iş çevrelerinden isimlere danışmasıyla biliniyor. (soL – Dış Haberler)

Posted in Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Chavez: Kanserli tümör için ameliyat oldum

Posted by lahy 01/07/2011

Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, kanser olduğunu ve vücudundaki tümörü aldırmak üzere Küba’da ameliyat olduğunu açıkladı.

Üç hafta önce leğen kemiği apsesi nedeniyle ameliyat olmaya Küba’ya gittiği açıklanan Chavez’in günlerce kamuoyu önüne çıkmaması ve sağlığıyla ilgili net bir haber alınamaması, çeşitli spekülasyonlara yol açmıştı.

Sağlık mücadelesini kazanmaya kararlı olduğunu söyleyen Venezuela lideri, “tümüyle iyileşme” yolunda olduğunu vurguladı.

Venezuelalı yetkililer Chavez’in sağlığı nedeniyle 5 Temmuz’da yapılması planlanan bir bölgesel zirveyi askıya almak zorunda kalmışlardı.

‘Yeni mücadele’
BBC’nin Karakas’taki muhabiri Sarah Grainger, Chavez’in halka seslendiği son konuşmasına kıyasla çok daha zayıflamış göründüğünü ve açıklamasında ciddi bir sağlık sorunu olduğu şüphesini doğruladığının altını çiziyor.

Chavez, konuşmasında “çok temel bir hata yaparak” kendisine bakmayı ihmal ettiğini de söyledi.

Kendisini ilk kez Havana’ya yaptığı bir resmi gezide, Küba devriminin öncüsü Fidel Castro’nun iyi görünmediğini söyleyerek uyardığını belirten Chavez, ameliyatın başarılı geçtiğini ve tümörün alındığını da ifade etti.

Venezuela lideri, hastalığını, “yaşamın karşımıza çıkardığı yeni bir muharebe” olarak niteledi ve kendisi için dayanışma yürüşü yapan Venezuelalılara ve diğer kardeş halklara da teşekkür etti.

Chavez konuşmasını, Castro’nun da geçmişte sık kullandığı, “Zafere kadar daima ileri! Biz kazanacağız!” sloganlarıyla bitirdi (BBC)

Posted in Genel Haberler, Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Sosyalist ve Bolivarcı devrimde yasanın rolü

Posted by lahy 13/06/2011

FERNANDO VEGA*

1999’dan beri Venezuela’da önemli yasal değişiklikler yapıldı. O yıl Ulusal Anayasa Meclisi’nde hazırlanan anayasa halk oylamasına sunuldu ve bunun kabul edilmesiyle ülkenin adı, Simon Bolivar’ı onurlandırmak için Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

Anayasanın odağındaki haklar, yaşama ve ifade hakları, özel mülkiyet, seyahat özgürlüğü, savunma hakkı gibi geleneksel hakların ötesindeydi; insanların onurlu bireysel haklarını gerçek evrenselliğiyle yaşayabilmeleri için sağlık hakkı, ücretsiz eğitim ve barınma hakkı güvence altına alınmıştı. Bunlar ikinci nesil haklar veya toplumsal haklar olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu anayasa bunların da ötesine geçerek üçüncü nesil hakları (örneğin çevresel ve kültürel haklar) da içermektedir.

Bolivarcı anayasamızdaki değişimler, halkın çoğunun faydasına olacak toplumsal girişimlere vurgu yapmakta ve onlara bireysel girişimlerden daha fazla öncelik vermektedir.

Bu iddianın dogmatik kanıtı anayasanın 1. ve 2. maddelerinde açıkça gözükmektedir. Birinci madde Simon Bolivar’ın doktrinine yeniden can verirken ikinci madde, ülkeyi yönetenleri ve yurttaşları sınırlandırmamak için ‘Hukuk Devleti’ değil, ‘Demokratik ve Toplumsal Hukuk ve Adalet Devleti’ terimini kullanmaktadır. Bu büyük bir değişim demektir, böylece Venezuela liberal-demokrat devleti geride bırakıp demokratik ve sosyal bir devlet olmuştur.

Şimdi, anayasanın dayanışmayı, toplumsal ve kolektif meseleleri nasıl bireyciliğin, bencilliğin ve aç gözlülüğün üzerinde tuttuğunu anlatmak için bazı anayasa maddelerine bakalım, bu algının nasıl yansıtıldığını görelim.

ÖZEL TEŞEBBÜS, ADİL PAYLAŞIM
112. madde özel girişimciliğe olanak veriyor, ancak bunu hemen devletin adil gelir paylaşımı garantisi vermesi ve planlama, teşkilatlandırma ve ekonomik düzenlemeler yapması yükümlülüğü ile sınırlandırıyor.

114. madde yasadığı ekonomi, spekülasyon, istifçilik, tefecilik, kartel oluşturma ve benzeri faaliyetleri yasaklıyor ve ciddi yaptırımlar öngörüyor.

118. madde “devlet, birikim fonları, mikro-şirketler, toplumsal birlikler ve benzeri örgütlülük yapıları da dahil olmak üzere hangi türden olursa olsun dayanışma örgütleri, kurumları ve kooperatiflerini, halkçı ekonomiyi iyileştirmek amacıyla destekleyecektir” diyor.

FARKLI BİR ÂDEMİ MERKEZİYETÇİLİK
158. madde, âdemi merkeziyetçiliği ve özerk yönetimi ‘nüfus ve güç arasında bir yaklaşımı destekleyen ve demokrasiyi derinleştiren ulusal bir politika’ olarak tanımlıyor ve devlet garantileri vererek demokrasinin işlemesi için uygun ortamı yaratıyor. Böylesine bir konsept, liberal demokrasi ile burjuva özerk yönetimi ve ademi merkeziyetçilikten çok farklıdır. Liberal demokrasiye göre âdemi merkeziyetçilik ve özerk yönetim, sadece merkezi yönetimin bazı yetkilerini yerel yönetimlere bırakmasıdır.

173. ve 184. maddeler doğrudan, eyaletlerde finansal kaynakları mahallelere ve ortak ihtiyaçlara göre dağıtacak, belediye hizmetlerini topluluklara ve mahallelere yönlendirecek yapıların kurulmasından bahsediyor. Bu kendilerini otomatik olarak yöneten yeni bir yapılanma getiriyor. Halkın topluluk konseylerinde ve komünlerde güçlü bir söz sahibi olmasının temeli de budur.

300. madde, yatırım yapılan kaynakların ekonomik ve toplumsal üretkenliği arttırmak için sosyal ve girişimci aktiviteleri yürüten bir organizmalar devleti yaratmaktadır.

GERÇEK TOPRAK REFORMU
307. madde çok büyük toprak sahipliğinin toplumsal faydaya karşı olduğunu ilan eder ve tarıma uygun olup da kullanılmayan bütün toprakların tarıma açılmasını emreder. Dahası, toprağın o bölgede yaşayan halka aktarılmasını öngörür. Kısaca, derin bir toprak reformu sağlar.

308. madde “devlet, temeli toplumsal girişimcilik olan ülke ekonomisini güçlendirmek için, çalışma, tasarruf ve tüketim amacıyla, küçük ve orta büyüklükteki imalatçıları, kooperatifleri, birikim fonlarını, aile şirketlerini, mikro-şirketleri ve diğer tüm toplumsal kurumları korumak ve desteklemek zorundadır” demektedir.

Dahası, Venezuela Devleti dengeyi sağlamak için 2 değerli enstrümana güvenmektedir. 318. maddeye göre Merkez Bankası devletin genel ekonomi politikasıyla uyumlu bir şekilde hareket etmelidir. Ayrıca, devlet kamu faydası ya da toplum çıkarları amacıyla kamulaştırma yapabilir.

KAPİTALİZMİN KALBİNE SALDIRAN ANAYASA
Bu temel norm,1961’de hazırlanan liberal demokrat anayasa gibi bir anayasaya değil, üretim araçlarını toplumsallaştırdığı ve toplumsal, endüstriyel, ticari ve zirai olarak ortak mülkiyeti sağladığı için kapitalist üretim sisteminin tam kalbine saldıran bir anayasaya sahip olduğumuzu gösterir. Dahası, özel mülkiyet yerine toplumsal mülkiyet altında olduğunda daha fazla kâr ve toplumsal fayda sağlayacak olan toprakların ve fabrikaların kurtarılmasını sağlamaktadır.

Eğer kapitalist üretim sistemi, doğru koşullar ve doğru zamanda sadece sosyalist üretim sistemi ile değiştirilebilecekse ve Venezuela’da gıda, inşaat, petrol, madencilik, temel endüstriler, tarım üretimi ve hayvancılık sektörlerinde, anayasa ve diğer yasalardan güç alarak kapitalist üretim sistemine meydan okuyan bir değişim süreci varsa, o zaman Venezuela’da sosyalizmin kapitalizmin yerini almakta olduğunu söyleyebiliriz.

Bu siyasal bir söylem değil gerçeklik. Gerekli nesnel ve öznel koşulların, kaynağını toplumdan alan ve toplumun benimsediği değişimlerin başlamasına olanak verdiği tarihi bir zamandayız. Bu yüzden toplum, davranışlarını buna uyarlamak, yeni adetler geliştirmek, eski gelenekleri kaldırmak ve hatta her gün neredeyse her şeye sahip olan insanlarla hiçbir şeye sahip olmayan insanlar arasında bir savaşın yaşandığı, bencillik ve bireysellik tarafından baltalanan bir toplumda sürekli bir varoluş savaşıyla temsil edilen zor çalışma koşulları nedeniyle unuttuğumuz toplumsal alışkanlıkları yeniden hatırlamak zorundadır.

SOSYALİZMİ DESTEKLEYEN YARGI
Bütün bunlara göre eğer Venezuela Devleti planlı ve kararlı bir şekilde toplumu Bolivarcı ve demokratik sosyalizme yönlendirmek istiyorsa, bu artık bir devlet politikamız olduğu ve anayasanın erkler arasındaki işbirliğini düzenleyen 138. maddeye göre yargı erkinin de yasalar çerçevesinde bu sürece katkıya bulunması gerektiği anlamına gelmektedir.

Anayasa ve yasalara uygun bir sosyalist politikanın geliştirilmesi için yargı erkinin işbirliği yapması, hâkimlerin, savcıların, polislerin ve bütün personelin profesyonel davranışları sayesinde gerçekleşecektir.

Liberal anayasaların kontrolü altındayken, ülkedeki bütün mahkemeler liberal-demokratik yapıları korumak için kendi halkıyla savaşmaya adanmıştı. Şimdi ise, cumhuriyetin bütün mahkemeleri, Bolivarcı ve sosyalist demokrasinin kurulmasına engel olan bütün davranışları ağır şekilde cezalandırmalıdır.

Hâkimler, yasaların sonsuz bir adalet konsepti içeren varlıklar olmadığını her zaman hatırlamalıdır. Yasaları, doğal hukuk kuramına göre algıladığımız açıktır. Soyut bir kavram olmaktan öte, adalet (aşk gibi) bir duyguymuş gibi gözüküyor. Açıkça, adalet olup olmadığını fark etmemizi sağlayan içkin duygular vardır, özellikle de ortada bir adaletsizlik varsa. Çünkü adalet hissi, insanın ilk minnet duyduğu şeylerdendir. Ernesto Guevara de La Serna, yani ‘Che’, aynı soyadı taşıdığı için akraba olup olmadıklarını soran birine verdiği cevapta bunu gayet açık bir şekilde anlatmıştır: “Aynı aileden olup olmadığımızı bilmiyorum, ancak dünyada bir adaletsizlik işlendiği zaman bu adaletsizlikten dolayı öfkeden titriyorsan yoldaşız demektir”.

Dün adil olan yasa bugün adil olmayabilir, çünkü içinde yaşadığımız koşullar ve içinde yaşadığımız toplum sürekli olarak değişiyor. Yasama ve yargı tarafından yürütülen yasalarımız canlıdır ve ilerlemektedir.

Öte yandan, yasaların hukuki pozitivizmin iddia ettiği gibi üretildikten sonra mükemmel bir yaratılışla adalet bahşeden yapılar olmadığını da söylemeliyiz. Her durumun karakteristiği kendine özgü olduğu için, bir olayı değerlendirirken yazılı kurallar temelde olsa bile hâkimler olayın tamamını değerlendirmeye almak ve davayı aydınlatmak için olayın gerçekleştiği ortamı da dikkate almalıdır. Hukuk ile gerçeklik arasındaki bağ böylece daha kuvvetli olacaktır.

HUKUK VE TOPLUMSAL GERÇEKLER
Bu yüzden hâkimler yasalar ve içtihatları bildikleri kadar toplumsal gerçeklikleri de bilmek zorundadır. Uyuşturucu trafiği, terörizm, yolsuzluk veya yıkıcılık gibi konulardaki davalarda, toplumsal gerçeklikleri göz önüne almadan karar vermek affedilemez.

Önceki anayasa ile karşılaştırdığımızda çok ilerledik. O dönemlerde yargı erki, hukuk mafyaları ve aşiretlerin sızdığı, bozulmuş bir yapıydı. Bu, dürüst ve kendini işine adamış hâkimler olmadığı anlamına gelmiyor, ancak onlar sayıca çok azdı. Ülkedeki bazı uluslararası avukatlık ve hukuki danışmanlık firmaları, her seviyeden hâkimleri ve savcıları kontrolü altına almıştı.

Yani hiç şüphe olmasın ki çok ilerledik. Yine de yargı erkinin önünde, hem yazılı yasalara göre, hem de demokratik ve güvenilir fikirlere ve muğlâk olmayan ahlak anlayışına göre adalet dağıtma görevini verimli bir şekilde yerine getirebileceği iç gelişime ulaşmak için yapması gereken çok sayıda yapılmamış görev vardır. Kendimizi bu göre hevesle ve fedakârlıkla adamalıyız. Hukuk bilgimizi sürekli olarak arttıran Hukuki Yenilenme Kursları için gerekli olan her imkânı temin ederek hâkimlerin evrensel, demokratik, açık ve şeffaf bir hukuk yönetimine doğru ilerlemesini sağlayacak bilgi işleme tekniklerini benimsemeliyiz. Hukuki personel için, sürekli olarak Bolivarcı ve sosyalist etik atölyeleri sağlamanın vazgeçilemez olduğunu düşünmekteyiz. Bunlar hâkimlik gibi onurlu bir mesleğe sahip olan bizlerin, hukuk sistemi içerisindeki konumumuzdan bağımsız olarak, üzerinde düşünmemiz gereken konulardan bazılarıdır.

*Bu yazı, Yargıtay Hâkimi Fernando Vega’nın, 2011 Adli Yılı Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmanın metnidir.

ZNET’TEN ÇEVİREN: ONUR EREM=Birgun

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

On iki yıllık Bolivarcı Devrim üzerine bir değerlendirme -Gregory Wilpert

Posted by lahy 12/06/2011

Chavez’in 2 Şubat 1999’da Venezüella başbakanı olarak yemin etmesinin ardından, 12 yıl sonra uluslararası ana akım medyaya bakan biri kolaylıkla Venezüella’nın bir sosyalist devlet diktatörlüğü olma yolunda, dönüşü olmayan bir noktaya geldiği izlenimine kapılabilir. Zayıf ekonomi, başbakanlık hegemonyası, suç ve yozlaşma, şirketlerin keyfi kamulaştırılması ve özel medya ile muhalefet liderlerine yapılan baskı hakkında çok şey yazılıp çizildi. Eğer tüm bunlar doğruysa o zaman Başbakan Chavez neden seçimlerde Venezüella içinde böylesi büyük bir destek buluyor? Doğrudur, yakın dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarındaki başarı Chavez için görece sınırlı olmuştur, ancak o ve destekçileri ülke nüfusunun yaklaşık yarısının desteğini almaya devam etmektedir.[1] Daha da önemlisi düzenli yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Venezüellalılar bölgedeki diğer ülkelerin çoğunun siyaset ve ekonomilerine nazaran kendi ülkelerinin siyasal sisteminin daha demokratik olduğunu ve ekonomilerinin daha iyi durumda olduğunu düşünmektedir. Kamuoyu yoklamaları ve seçim sonuçlarının sahte olabileceği yönündeki teorik varsayımı bir kenara bırakırsak, Chavez ve hükümeti Venezüella böylesi bir suç, baskı ve kötü ekonomi kâbusundayken nasıl olup da böylesi büyük bir destek almaya devam etmektedir?

Venezüella’nın başarısız bir sol deneyim olmaktan son derece uzak olduğunu iddia ediyorum. Dahası tam tersi bir durumun geçerli olduğuna dair elimizde oldukça sağlam kanıtlar var. Venezüella 12 senelik Chavez hükümeti sırasında daha eşitlikçi, kapsayıcı ve katılımcı bir toplum yaratma yolunda önemli gelişmeler göstermiştir. Bu gelişmeler hükümetin devam eden popülaritesini de açıklamaktadır. Aynı zamanda, Chavez’in başkanlığı boyunca varlığını sürdürmüş ya da yeni yeni ortaya çıkmış bazı eksiklikler olduğunu da kabul etmek gerekir. Tüm bunlar Chavez hükümetinin 2006’da yeniden seçilerek (aynı yılın Aralık ayında tüm oyların %62,8’ini kazanarak) popülaritesinin tavan yapmasını ve zamanla azalmasını da açıklamaya yardımcı olacaktır.

12 yıllık hükümet deneyiminin ardından görece yüksek oranlı bu desteği açıklamak için Chavez hükümetinin yönetim şekli, ekonomik, toplumsal ve uluslararası ilişkiler alanında yaptığı en önemli bazı ilerlemeleri sunacağım. Daha sonra en önemli eksikliklerin neler olduğuna ve bu eksikliklerin sürmesinde hangi etkenlerin ya da engellerin belirleyici olduğuna bakacağım. Bu hiçbir şekilde geniş bir liste olmayacak, daha çok benim önemli gördüğüm gelişmeler, eksiklikler ve engellerden oluşan bir özetten ibaret olacaktır.

GELİŞMELER

Siyaset Alanı

Venezüella’da son 12 yılda meydana gelen siyasal değişikliklerin çoğu, daha önce siyaset dışı kalmış toplumsal kesimlerin siyasete katılım oranında büyük artışa sebep olmuştur. Bu durum geniş çeşitliliğe sahip bir alanda meydana gelmiştir. Örneğin oy vermek için kayıtlı seçmen nüfusu 1998’de yüzde 79’dan 2010’da yüzde 92’ye yükselmiştir. Aynı şekilde başkanlık seçimlerine katılan seçmen sayısı 1998’de yüzde 65,5 iken 2006’da yüzde 74,6’ya yükselmiştir. Yüksek katılım oranı ile kayıtlı seçmen sayısındaki artış bir araya geldiğinde seçmen nüfusun katılım oranı 1998 ve 2006 yılları arasında yüzde 51’den yüzde 69’a yükselmiş demektedir.[2] Venezüellaların büyük bölümü yoksul kesimden geldiği ve daha önce oy kullanmama eğiliminde olduğu için yeni seçmenlerin çoğu yoksul bir arkaplana sahiptir. Bu rakamları yakın dönemin en yüksek katılımıyla 2008’de seçmen kitlesinin sadece yüzde 57,4’ünün oy verdiği Birleşik Devletler ile kıyaslayın.[3]

Venezüella’nın demokratik sicilini olumlu yönde destekleyen bir diğer olgu, Chavez döneminde geçen yeni 1999 anayasası sonucunda elektronik ve kâğıt, çift yönlü oy pusulalarıyla Venezüella’nın dünyanın en güvenli seçim sistemlerinden birini inşa etmiş olmasıdır. Seçim sistemi dünyanın her yerinden gelen gözlemciler tarafından takdir edilmiştir.

Daha önce nüfusun dışlanmış kesimlerinin yönetime dâhil edilmesi bakımından ele alındığında bölgedeki nüfusa 1999 anayasası ile kendi dillerine, kültürlerine ve topraklarına sahip olma gibi yeni haklar tanınmıştır. Aynı zamanda bu kesimler bugün Ulusal Meclis’te güvence altına alınmış üç temsilciye sahiptir.

1999 anayasasında kadın haklarına da geniş yer ayrılmış ve ev işlerinin emeklilik gelirini hesaplamada gelir getirici iş kapsamına alınması kararlaştırılmıştır (ne var ki bugüne kadar yürürlüğe konmamıştır). Dahası borçlanma, toprak reformu ve kamu eğitimi ile yoksulluğu azaltma gibi toplumsal programlara erişimde kadınlar ve yerli halklara pozitif ayrımcılık olanakları sunulmaktadır.

Sadece daha fazla Venezüellalının siyasal sürece katılımının yanında, aynı zamanda katılım için daha öncekinden daha fazla olanağa sahipler. Katılım için var olan bu olanaklar, seçilmiş bir temsilciyi görevden almak, kanunları onaylamak ve iptal etmek için vatandaşların referandum başlatma hakkı gibi pek çok biçimde kendini göstermektedir.

Belki de katılımın en yeni ve önemli biçimi toplumun yurttaşlar konseyi aracılığıyla kendi kendine örgütlenmesidir. Bunun neticesinde 2006’dan bu yana 30 binden fazla komünal konsey ve komün adıyla bilinen toplum konseylerinden oluşan çok sayıda küme meydana gelmiştir. Komünal konseyler 150-400 ailenin bir araya gelmesi ve çok çeşitli toplumsal gelişim projelerinden biri üzerinde çalışmaya karar vermesiyle oluşturuluyor. Bu projelere hükümet önemli miktarda fon sağlıyor.

Sivil toplum katılımcılığının bir diğer biçimi üyelerin yönetimin birbirinden bağımsız üç birimine (yargı, adli takip ve seçim) aday gösterilmesinde gerçekleşiyor.

Medyaya gelince, bugün Venezüella halkı ülke çapında yüzlerce yeni ve bağımsız halk radyosu ile televizyon istasyonunun yaratılmasına iştirak ediyor. Önceki hükümetler halk medyasına aman vermezken bugün devlet kurumları onlara sadece finansal destek vermekle kalmayıp eğitim ve ekipman konusunda da yoğun destek veriyor.

Latin Amerika’daki demokrasileri karşılaştırmak için Latinobarometro’nun her sene yaptığı kamuoyu araştırmalarına göre daha fazla kapsama ve katılım Venezüella’nın demokratik siyasal sisteminin daha fazla onay görmesiyle sonuçlanmış. Bunun anlamı Venezüellalıların Latin Amerika’daki diğer ülke vatandaşlarından daha fazla demokrasiye güvenmesi. Venezüellalıların yüzde 84’ü, “demokrasi diğer yönetim biçimlerine göre daha üstün bir yönetim biçimi,” derken bu oran Latin Amerika’nın tamamında ortalama yüzde 61.[4] Venezüellalıların yüzde 49’u kendi demokrasilerinden memnun olduğunu söylemekte. Bu sayı bölge ortalaması olan yüzde 44’ten 5 puan fazla ve 1998’deki orandan 14 puan fazladır.[5] Aynı şekilde Venezüellalılar diğer Latin Amerika ülke halklarına nazaran siyasete daha fazla ilgi göstermekte (bölge ortalaması yüzde 26 iken Venezüella’da yüzde 35).[6] Son olarak ana akım medyayı okuyan birinin tersine Venezüellalıların sadece yüzde 25’i başkanlarının kitle iletişim araçlarını kontrol ettiğini söylemekte. Bu rakam bölge ortalaması olan % 29’dan 4 puan daha düşük.[7]

Ekonomik Alan

Chavez hükümeti geçtiğimiz 12 senede Venezüella’nın siyasal sistemini demokratikleştirirken bir yandan da hem makroekonomik hem de mikroekonomik düzeyde de değişiklikler yaptı.

Makro-ekonomik düzeyde sonuç, ekonomi üzerinde artan devlet kontrolü ve Venezüella’daki neoliberalizmin yok edilmesi oldu. Chavez hükümeti önceki yarı-bağımsız ulusal petrol endüstrisi üzerinde yeniden devlet kontrolünü elde etti. Hükümet işçilere daha fazla hak ve ücret vererek petrol endüstrisinin özel alt-yüklenicilerini (taşeron şirketleri) kamulaştırdı ve onları devletin idaresindeki petrol şirketine bağladı. Hükümet aynı zamanda çok uluslu petrol şirketlerinin faaliyetlerini de kısmi olarak kamulaştırdı ve herhangi bir petrol üretim alanının en fazla yüzde 40’ını denetlemelerini garanti altına aldı. Bunun ardından, çok uluslu petrol şirketlerinin petrol üretimi için karlı imtiyazlar elde ettiği ‘hizmet sözleşmelerini’ iptal etti. Belki de en önemlisi, hükümetin üretilen petrol üzerindeki hakkını yüzde 1 gibi az bir rakamdan en az yüzde 33’e çıkarması oldu.

Petrol üretimi dışındaki alanlarda kilit endüstriler (daha önce özel olan) kamulaştırıldı: çelik üretimi (Sidor), telekomünikasyon (Cantv), elektrik dağıtımı (üretim zaten devletin elindeydi), çimento üretimi (Cemex), bankacılık (Banco de Venezuela) ve besin dağıtımı (Éxito).

Mikro-ekonomik düzeydeki demokratikleşme çabaları, işyeri şartlarını iyileştirme yönünde oldu. Hükümet düşük faiz oranları ve parasız eğitimlerle 100 binden fazla kooperatifin yaratılmasını destekledi. Bu Chavez öncesi döneme nazaran 100 katı bir yükselişe karşılık gelmektedir. Fabrikaların kapatıldığı yerlerde hükümet daha önce bu fabrikalarda çalışmış işçilerin bu yerleri devralmasına olanak sağladı. Bu yolla işçilerin yönetiminde onlarca fabrika yaratıldı.

İşyerlerinin demokratikleştirilmesi belki de en büyük etkisini tarım alanında gösterdi. Sadece toprak sahibi olarak değil, aynı zamanda eğitim, kredi, teknoloji ve pazara erişim olanaklarıyla toprak reformundan bir milyondan fazla Venezüellalı faydalandı.

Chavez hükümetinin uyguladığı ekonomik politikaların sonucu, yoksulluk oranının yüzde 50 azalması oldu. Rakam 1998 başında hane bazında yüzde 49 iken 2009 sonunda yüzde 24’e geriledi.[8] Aynı şekilde aşırı yoksulluk oranı da üçte bir azaldı. Rakam 1998’de hane bazında yüzde 21 iken 2009 sonunda yüzde 6 olmuştu.[9] Yoksulluktaki bu gerileme büyük ölçüde yoksullar yararına yapılan toplumsal politikalara atfedilirken, bir kısmı da işsizlik oranlarındaki çarpıcı düşüşe bağlanabilir. 1999 başında yüzde 14,5 olan işsizlik oranı yarı yarıya düşmüş ve 2010 sonunda yaklaşık yüzde 7 olmuştur. Neoliberal politikaları tatbik eden kimi ülkelerde de yoksulluk oranlarında benzer düşüşler görülmüştür, ancak bu genelde daha büyük bir eşitsizlik pahasına gerçekleşmiştir. Venezüella’da ise eşitsizlik ‘Gini katsayısına’ göre 1998’de 0,49 iken 2010’da 0,39’a düşmüştür.[10] Bu rakam Latin Amerika’daki en düşük orandır.

Tüm bunlar benzer ekonomilere sahip Latin Amerikalılara göre daha fazla sayıda Venezüellalının ekonomiden memnun olduğunu –iki senelik durgunluğa rağmen- (2009 ve 2010) göstermektedir. Yani ekonomiden memnun olduklarını söyleyen Latin Amerikalıların oranı ortalama yüzde 30’ken aynı oran Venezüellalılarda yüzde 38’dir.[11]

Toplumsal Alan

Geniş ölçekli katılım, hükümetin yoksulların ihtiyaçlarıyla daha yakından ilgilenmesi ve ülke refahının daha eşit paylaştırılması halkın yaşamında da çok çeşitli gelişmelere yol açmıştır. Toplumsal politikalar alanında bu gelişmeler, “misyonlar” adı verilen bir dizi yeni toplumsal proje aracılığıyla elde edilmiştir. Örneğin eğitim alanında hükümet üniversiteye gitme oranını üç kat artırmış, bu oran 1999’da bin kişide 28’e karşılık gelirken 2007’de bin kişide 78’e yükselmiş (1999’da 657 bin üniversite öğrencisinden 2007’de 2,1 milyon üniversite öğrencisine);[12] ilkokula devam oranı 1999’da yüzde 40,6 iken 2008’de yüzde 60,6’ya yüzde 50’lik bir yükseliş göstermiş;[13] ve gayrisafi milli hâsılada eğitime ayrılan pay 1999’da yüzde 4,87 iken 2008’de yüzde 6,34’e yükselerek yüzde 30 artmıştır.[14]

Sağlık alanındaki gelişmeler arasında şunlar sıralanabilir: Barrio Adentro Misyonu ile genel sağlık sigortası (çoğu mahallede halk doktorları); bebek ölümleri oranı 1999’da her bin doğumda 19 iken 2008’de her bin bebekte 13,9’a inmiştir; Venezüella’daki ortalama yaşam süresi 1,5 yıl artmış, 2000’de 72,4 sene iken 2009’da 73,9 olmuştur.[15]

Emeklilik ve sosyal güvenceye gelince, sigortalılık oranında ve emekliler için sosyal güvence getirisi seviyesinde istikrarlı bir artış olmuştur. Bunların sonucunda sosyal güvenceye ayrılan kaynaklar ikiye katlanmış, 1999’da gayrisafi milli hâsıladan ayrılan pay yüzde 2,28 iken 2008’de yüzde 4,75 olmuştur.[16] Sigortalı nüfus açısından bakıldığında oran 60 yaşından büyükler için 2000’de yüzde 20,3’den 2009’da yüzde 43,3’e yükselmiştir.[17]

Bu politikalar sonucunda Venezüellalılar genel refah açısından dikkat çekici bir seviyeye sahiptir. Latinobarometro’ya göre Venezüellalıların yüzde 84’ü hayatlarından memnun olduğunu söylemektedir. Oran Latin Amerika ülkeleri arasında ikinci ve Latin Amerika ortalaması olan yüzde 71’in oldukça üzerindedir.[18] Aynı şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Gelişim Programı’nın çok çeşitli toplumsal göstergeleri ölçmekte kullandığı İnsani Gelişim Endeksi (HDI), Venezüella’da 1998’de 0,78’den 2008’de 0,84’e artış göstermiştir (dünyada HDI tüm bu zaman boyunca hemen hemen hiç değişmemiştir).[19]

Uluslararası İlişkiler Alanı

Uluslararası ilişkiler açısından değerlendirildiğinde Chavez hükümetinin öne çıkan iki temel hedefi vardır. İlki bugünden farklı olarak, küresel politikaları belirleyen süper-güçlerin olmadığı ‘çok-kutuplu’ bir dünya yaratma isteğidir. Böyle bir çok-kutuplu dünya, ulusal ve bölgesel çıkarların daha iyi dengelenmesini sağlayacak ve uluslararası arenada daha doğru bir denge oturtacaktır. İkinci olarak Chavez hükümeti bölgede Latin Amerika ve Karayip entegrasyonu üzerine odaklanmıştır. Bölgesel entegrasyon sadece çok-kutuplu bir dünya yaratılması yönündeki çabaları desteklemekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki Üçüncü Dünya ülkelerinin birbirleriyle ya da Kuzey’deki ülkelere karşı tek tek rekabet etmeleri yerine güçlerini birleştirip entegre olurlarsa ekonomik ve siyasal gelişim için daha fazla şansa sahip olacaklarının tanınması üzerine şekillenmiştir. Chavez bu dış politika hedeflerini sıkı sıkıya anti-emperyalist bir çerçeve içine konumlandırmıştır. Bu çerçeve Afganistan ve Irak savaşları, ABD’nin Batı Şeria ve Gazze’de İsrail’e destek vermesi ya da Dünya Bankası ve IMF aracılığıyla neoliberalizmi yerleştirme çabaları gibi her dönemeçte ABD hegemonyasına meydan okumaya çalışmaktadır.

Bölgesel entegrasyon ve çok-kutuplu dünya yaratılması yönündeki hareketler pek çok cephede gelişme göstermiştir. Bunun bir örneği Güney Amerika’daki bütün ulusları yeni bir siyasal ve ekonomik proje altında bir araya getiren Güney Amerika Ulusları Birliği’nin (UNASUR) yaratılmasıdır. Birliğin, diğer pek çok şey arasında bir Güney Amerika para birimi yaratma hedefi vardır. Birlik, bütün Güney Amerika uluslarını birleştiren bir projeyken, Venezüella da onun en önemli kurucularından biri olmuştur.

Küba ile birlikte Venezüella farklı bir entegrasyon projesi daha uygulamaya koymuştur. Latin Amerika için Bolivarcı İttifak (ALBA) adını alan projeye dâhil ülkeler Venezüella, Küba, Bolivya, Ekvador, Nikaragua, Dominika, St. Vincent ve Grenadin, Antigua ve Barbuda’dır. Bu bölgesel ittifak serbest piyasa yerine dayanışma ve adil değiş-tokuşa dayalı yeni ticaret ilişkileri yaratmaktadır.

Benzer ama petrol sektörü ile sınırlı bir proje PetroCaribe’nin yaratılması olmuştur. PetroCaribre aracılığıyla Venezüella, Karayip ülkelerinin dünyadaki petrol fiyatlarının iniş çıkışlarından daha az zarar görmeleri ve çokuluslu petrol şirketlerine daha az bağımlı olmaları için bu ülkelere cömert finans oranlarıyla petrol ve teknik destek sağlamaktadır.

Chavez hükümeti aynı zamanda dayanışmaya dayalı insan-insana diplomasiyi ısrarla vurgulamış ve bunu Kübalı doktorların yardımıyla Amerikaların bütün ülkelerindeki (ABD dâhil) yoksullara ücretsiz göz operasyonları sağlayan bir program olan Mucize Misyonu aracılığıyla gerçekleştirmiştir. Bu insan-insana diplomasiyi destekleyen projelerden bir diğeri U.S. Heating Oil Program’dır (ABD Isınma Yakıtı Programı). Bu proje ABD’deki yoksul gruplara, özellikle ülkenin her yerindeki Amerikalı Yerli topluluklara, Venezüella’nın ABD merkezli petrol şirketi Citgo aracılığıyla çok düşük fiyata ısınma yakıtı sağlamaya yöneliktir.

Başkan Chavez’in kapitalizmi ortadan kaldırmaya ve Venezüella’da ‘21.yüzyılın sosyalizmini’ yaratmaya yönelik belirgin hedefine rağmen, Venezüella ağırlıklı olarak kapitalist bir ülke olmaya devam etse de, ülke kapitalizmin olumsuz etkilerini tersine çevirme ve giderme konularında dikkat çekici gelişmeler göstermiş, bunu gerçekleştirmek için geniş siyasal kapsama ve katılım, daha fazla toplumsal eşitlik ve ekonomik demokrasi ve ABD hegemonyasına karşı Güney-Güney işbirliği ve entegrasyonuna vurgu yapan bir dış politikayı benimsemiştir.

EKSİKLİKLER

Son 12 senede görülen reddedilemeyecek gelişmelere karşın Chavez hükümeti Venezüellalıların karşı karşıya olduğu bütün sorunlara eğilememiştir. Yeniden siyasal, ekonomik, toplumsal ve uluslararası alanlara baktığımızda en önemli eksiklikler şu şekilde sıralanabilir:

Siyasal

Çeşitli reform çabaları ve Başsavcılık Makamı, Sayıştay Makamı ve İnsan Hakları Denetçilik Makamı’nı içine alan hükümetten bağımsız bir kovuşturma kurulu oluşturulmasına rağmen Venezüella’da yargı sistemi politikleşmiş bir kurum olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu politikleşmiş yargı sistemi, muhalefet sözcüleri hakkında bazı şüpheli kovuşturmalar açılmasına sebep olmuştur. Venezüella’nın insan haklarını ihlal ettiği yönündeki suçlamalara yol açan da, yürütmeden bağımsız, ama yürütmenin Chavez yanlısı bakış açısının etkisi altındaki bu politikleşmiş yargı sistemidir. Muhalefet 2005’teki Ulusal Meclis seçimlerini boykot etmemiş olsa tamamıyla Chavez yanlısı Yüksek Mahkeme atamalarının önüne geçilebilirdi ve yargı içindeki Chavez yanlısı eğilimden bahsetmek mümkün olmazdı.

Siyasal alandaki bir diğer önemli eksiklik, kamu idaresinin aşırı bürokratikleşme eğiliminde olması ve son birkaç yılda daha da bürokratikleşerek işlevselliğini kaybetmesidir. Bu eksiklik alt düzeyde yolsuzluklara alan açmakta, resmi görevliler bürokratik sorunları çözmek için rüşvet talep etmektedir. Dahası bürokrasi, hükümetin katılımcı bir demokrasi yaratma çabalarını da zora sokmaktadır (demokrasi çabalarını daha da fazla).

Ekonomik

Bu alanda en önemli eksiklik oldukça yakın bir tarihte baş göstermiştir. Hükümet bölgedeki ülkelerin çoğunun aksine iki yıllık durgunluğun önüne geçecek bir denetim uygulayamamıştır. Bazı analistlere göre petrol fiyatlarındaki aşırı artış (2004-2008) süresince hükümet daha fazla gelir elde etse ve dünya krizi baş gösterdiğinde daha fazla açığa dayalı harcama yapsa Venezüella’da 2009’dan 2010’a kadar devam eden durgunluk döneminin önüne geçilebilirdi. [20] Hükümetin dalgalanma ile aynı yönlü ekonomik politikası sonucu Venezüella 2010 yılında durgunluk yaşayan az sayıda Latin Amerika ülkesinden biri oldu.

Ekonomide daha uzun süredir var olan eksiklik, hükümetin ekonomiyi farklılaştırma yönündeki pek çok çabasına karşın Venezüella’nın petrol ihracatına olan aşırı bağımlılığının devam etmesidir. Şu an için Venezüella’nın ihracat getirilerinin yüzde 90’ını petrol karşılamaktadır ve petrol sektörünün gayrı safi milli hasıladaki oranı Chavez’in başkanlık yaptığı dönemde de değişmemiştir. Hükümet petrol gelirlerini petrol dışı endüstri alanlarında üretim yapan yerli firmalara aktarsa da bu bağımlılığın ortadan kaldırılamamasının en önemli nedeni devasa petrol gelirlerinin yerel üretimin gelişimini engellemesi olmalıdır, çünkü genelde ithalat ürünleri daha ucuzdur (özellikle Venezüella’daki sabit döviz kuruyla).

Ekonomik alanda belki de en akıldışı eksiklik Venezüella’nın benzine verdiği devlet desteğidir. Venezüella dünyada benzine böylesine büyük bir destek veren tek ülkedir. Bu da ülkedeki benzinin hemen hemen bedava olmasına sebep olmakta ve başkent Caracas’taki atık, çevre kirliliği ve trafik sıkışıklığını artırmaktadır. Benzine verilen desteğin Venezüella devletine olan bedelini hesaplamak zordur, ama bazıları bunun senede 6-10 milyar dolar olduğunu tahmin etmekte. Venezüella’nın 2010 yılı bütçesinin 50 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde bu azımsanmayacak bir miktardır.

Son olarak, enflasyonu düşük tutmak için hükümet para birimine bağlı döviz kurunu sabitlemiş, bu sayede ithalat ürünlerini suni olarak ucuzlatmış ve enflasyonu olduğundan düşük tutmuştur. Ne var ki döviz kuru enflasyonla aynı seviyede olmadığı için (2010 için yüzde 27 ile dünyanın en yükseklerinden biri) para birimi aşırı değerlenmiştir. Bu durumda ithalat fiyatları yapay olarak ucuzlamış, petrol dışındaki ihracat ürünlerinin fiyatı artmış ve bu ürünlerin uluslararası pazarda satılması neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Toplumsal

Venezüellalıların çoğuna göre geçtiğimiz birkaç yılda suç oranında büyük artış görülmüş, suç Venezüellalılar için en önemli sorun haline gelmiştir. Örneğin Latinobarometro’nun verilerine göre Venezüellalıların yüzde 64’ü ülkenin en ciddi sorununun suç olduğunu söylemektedir. Suçu ülkelerinin en önemli sorunu olarak gören insanların nüfusa oranı bölgedeki en yüksek oran ve Latin Amerika yüzde 27 ortalamasından iki kat fazladır. [21] Tuhaftır ki Venezüella’da suç algısı son derece yüksek olsa da suç sayısı Latin Amerika ortalamasından düşüktür. Son 12 ayda kendisi ya da bir akrabası suç mağduru olan Venezüellalıların oranı sadece yüzde 26’dır. Bu rakam Latin Amerika ortalamasından 5 puan düşüktür. Vaka ile algı arasındaki en büyük uçurum Venezüella’da görülmektedir.[22]

Venezüella’nın toplumsal alanda belki de en önemli ikinci eksikliği süregiden konut açığıdır. Venezüella’da konut eksikliği son 12 senede 1 milyondan 2 milyona çıkarak iki katı artış göstermiştir. Chavez hükümeti bu açığı kapatmak için çimento endüstrisini kamulaştırıp ucuza PVC plastikten konut malzemeleri üretimiyle önemli bir kaynak aktarmış olsa da devlet konut sektörü kronik zaafları nedeniyle bu sorunu gidermekte yetersiz kalmıştır.

Uluslararası

Çok-kutuplu bir dünya yaratma ve ABD hegemonyasına karşı Güney-Güney işbirliğini destekleme çabasındaki Chavez hükümeti, dünya üzerindeki çok sayıda otoriter hükümetle aşırı yakın ilişkiler içine girmiştir. Venezüella’nın ulusal çıkarlarına hizmet ettiğinde bu yaklaşım kendi içinde akla uygundur. Ne var ki Chavez bu ülkelerle aşırı yakın ilişkiler kurma sürecinde pek çokları yanında İran, Belarus, Çin, Zimbabwe ve Suriye’nin otoriter yöneticilerini de meşru kabul etmiş ve onlara kişisel bir destek de vermiştir. Böylesi güçlü kişisel bağlar Chavez’in sadece insan hakları arenasındaki karnesini etkilemekle kalmaz, aynı zamanda bu ülkelerde ezilen halkların mücadelelerini de zorlaştırır.

Chavez hükümetinin başarıları, hem nitelik hem nicelik olarak eksikliklerinden daha dikkat çekici olsa da bugün Venezüella’da olanları tam olarak anlamak istiyorsak eksikliklerin farkında olmak son derece önemlidir. Bu eksikliklerin süregitme nedenlerinin analizi bu kavrayışı daha da derinleştirecektir.

Engeller/Sorunların devam etmesinin nedenleri

Bolivarcı hareket içinde iç eleştiriyi ve hükümet için yön değişimini çok zorlaştıran belli başlı dört engel görülmektedir. İlk engel paradoksal olarak, Bolivarcı Devrimin bu kadar başarılı olmasının da temel sebebi olan Başkan Chavez’in kendisidir. Yani Bolivarcı Devrim büyük ölçüde Chavez’in parçalanmış durumdaki solu birleştirme ve çoğunluğu yoksullardan oluşan demoralize ve haklardan yoksun bir nüfusu harekete geçirme yeteneği sayesinde gerçekleşmiştir.

Ne var ki Chavez’in müthiş liderlik kapasitesi aynı zamanda devrimin sürekli ilerlemesi için harekette ona müthiş bir bağımlılık da yaratmıştır. Sonrasında bu bağımlılık harekete destek verenler için devrimi eleştirmeyi zorlaştırmıştır, çünkü bütün eleştiriler devrimin dayandığı o tek birey üzerine olumsuz yönde yansımaktadır. Bu yüzden iç tartışmalar daha ilerlemeden kesilme eğilimindedir. Kısacası Bolivarcı Devrim, tek bir karizmatik lidere olan güçlü bağımlılığı nedeniyle oldukça kırılgandır. Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) kurulmasıyla bu zaafın yenilmesi beklenirken kurumsallaşmadaki yetersizlik ve partinin her hareketinde Chavez’e bağımlı olması nedeniyle şimdiye kadar bu gerçekleştirilememiştir.

İkincisi, son 12 senede Venezüella’da meydana gelen son derece keskin değişikliklere karşın, ülkenin himayeci (bazı Venezüellalılar ‘kabileci’ de diyor) siyasal kültüründe büyük bir değişiklik olmamasıdır. Böyle bir siyasal kültür içinde bir bireye olan bağlılık (Başbakan ya da alt-grup, ‘kabile’ ya da ‘klan’ gibi) siyasal ideal ve ilkelere olan bağlılıktan çok daha önemlidir. Birbirine bağlılık adına bir el diğerini aklarken böylesi bir himayeci siyasal kültür suiistimale açık bir zemin yaratmaktadır. Bu şartlar altında eleştiri sadece birliği tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda ihanet işareti olarak kabul edilir ve bunun sonu ilerleyememeye, hatta belli kişilerin görevlerini kaybetmesine gidebilir.

Üçüncüsü, birlik ve bağlılık taleplerinin Chavez’in oldukça hiyerarşik ve yukarıdan aşağıya işleyen askeri yönetim tarzıyla bir arada olmasıdır. Chavez’in Venezüella’da katılımcı bir toplum yaratma niyeti tekrar tekrar vurgulanırken, kendisine yakın çevrelerde ve bir bütün olarak kamu yönetiminde yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yönetim kültürü yerleşmiştir. Bu durum öyle ya da böyle katılımcı bir demokrasi yaratma çabalarıyla çelişir. Görünen o ki Chavez’in kendisi ve çevresindekiler bu yönetim tarzının hükümetin daha demokratik bir toplum yaratma hedefiyle bağdaşmadığını fark etmemektedir. Sonuç olarak komünal konseyler ve işçilerin yönetimindeki işyerleriyle güçlendirilen halk içindeki Chavez destekçileri kendilerini, talimatları Chavez’den alan bakanların verdiği talimatları uygulamaya koymaya çalışan devlet yetkilileri ile sert çatışmalar içinde bulmaktadır.

Dördüncüsü, PSUV parti programı dikkatlice ve detaylı hazırlanmış olsa da Bolivarcı Devrimin buradan sonra nereye yol almayı hedeflediğine dair hâlâ belirsizlik olmasıdır. Toplumu demokratikleştirmek için hükümet ne kadar ileri gidecektir? Etki petrol şirketi de dâhil kamu malı olan bütün girişimlere yayılacak mıdır? Peki ya özel girişimler? Kapitalist pazar konusunda hedef nedir? Merkezi devlet planlaması ya da demokratik planlama yoluyla pazarın üstesinden gelmek mi yoksa sosyalist pazar ekonomisi uygulamak mı?

Detaylı bir gelecek planının eksikliğinde olumlu bir yan da bulunmaktadır: Bu durum tartışma ve kolektif karar alma için alan açmaktadır. Ne var ki iç tartışma için koşullar sınırlı olduğunda -daha önce belirttiğimiz engellere bağlı olarak durum budur- çözülme ve oportünizm galip gelir ve hükümetin eksikliklerini iletmek mümkün olmaz.

Bolivarcı Devrim, Chavez cephesi dışında engellerle de karşı karşıyadır. Bu engeller arasında geçmişte hükümete karşı çıkmak için sık sık anayasaya aykırı araçlar kullanmış bir muhalefet, her fırsatta Chavez hükümetini baltalamak için bütün siyasal ve ekonomik gücünü kullanan bir süper güç –Birleşik Devletler- ve var olan ekonomik sistem içinde bir alternatif yaratmayı pratikte imkânsız hale getiren bir küresel kapitalizm bulunmaktadır.

Ne var ki konu hükümetin icraatlarına geldiğinde Venezüellalılar dışarıdan gelen bu engellerin kendilerini etkilemesine izin verir görünmemektedir. 2006’da yeniden seçilmesinden bu yana hükümete ve Chavez’e olan desteğin aşınmasına sebep olan bunlar değil, Chavez hükümetinin yukarıda adı geçen eksiklikleri ve hükümetin onların üstesinden gelmek için karşı karşıya olduğu iç engellerdir.

Eğer Bolivarcı Hareket, Chavez’e olan aşırı bağımlılığının, himayeci siyasal kültür mirasının ve yukarıdan aşağı yönetim tarzının üstesinden gelme yolları bulursa (daha etkili bir parti ya da hareket örgütleyerek, daha fazla uzmanlığa dayalı bir siyasal kültür geliştirerek ya da kamu yönetiminde daha katılımcı bir yaklaşım benimseyerek), o durumda hareket var olan meseleleri tartışmak, sorunları tespit etmek, çözümler bulmak ve 21. yüzyıl sosyalizmine yönelirken nereye gitmek istediği ile ilgili daha tutarlı bir vizyon geliştirmek konularında çok daha iyi bir yere sahip olacaktır.

Dipnot:
[1] 2007 Aralık ayında anayasa reformu için yapılan referandumu % 49,3’e %50,7 gibi az bir farkla kaybetti. Ardından 2009 Şubat ayında Chavez, seçimle gelinen görevlerde iki dönem sınırlamasını kaldırmak için anayasa değişikliği referandumunu % 54,9’a %45,1 ile kazandı. 2010’da ise Chavez’in partileri muhalaefetin % 45’lik oy oranına karşılık oyların yaklaşık % 46,7’sini alarak seçimi kazandı (% 2,8 o zaman bağımsız olan PPT’ye gitti).
[2] Seçme yaşına gelmiş nüfusun seçime katılım oranı National Electoral Council (www.cne.gob.ve) ve National Statistics Institute (www.ine.gov.ve) sitelerindeki istatistiklere dayanarak benim tarafımdan hesaplanmıştır.
[3] Kaynak:http://en.wikipedia.org/wiki/Voter_turnout_in_the_United_States_presiden…
[4] Latinobarometro 2010, s. 26 (www.latinobarometro.org)
[5] Latinobarometro 2010, s. 47
[6] Latinobarometro 2010, s. 60
[7] Latinobarometro 2010, s. 34
[8] Instituto Nacional de Estadisticas (INE)http://www.ine.gob.ve/pobreza/HogaresPobres_linea.asp
[9] age.
[10] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/IG0002400000000/)
[11] Latinobarometro 2010, p.41
[12] Anuario Estadistico Integral, Ministerio del Poder Popular para las Relaciones Exteriores, p.180-181
[13] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/ED0106600000000/)
[14] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/ED0401400000000/)
[15] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/SA0100100000000/)
[16] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/GA0500500000000/)
[17] Ministerio del Poder Popular de Planificación y Finanzas (http://www.sisov.mpd.gob.ve/indicadores/SS0100300000000/)
[18] Latinobarometro 2010, p.19
[19] Anuario Estadistico Integral, Ministerio del Poder Popular para las Relaciones Exteriores, p.171
[20] Bkz: “Update on the Venezuelan Economy” Mark Weisbrot ve Rebecca Ray (CEPR)
[21] Latinobarometro 2010, p. 8.
[22] Latinobarometro 2010, p. 15

[Venezuelanalysis.com´daki İngilizce orijinalinden Fügen Yavuz tarafından Latinbilgi (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Chavez:”Suriye’de ABD parmağı var”

Posted by lahy 30/03/2011

Suriye’de gösteriler sürerken, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ABD ve diğer müttefiklerinin Libya’ya benzer bir plan uygulayarak ülkeyi işgal etmeye hazırlandıklarını iddia etti.

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Suriye’nin akıbetinin de Libya’ya benzeyebileceğini iddia etti. “İddialara göre barışçıl gösteriler başlıyor. Hemen ardından bazı ölüm haberleri geliyor ve Suriye lideri kendi halkını katletmekle suçlanıyor. Sonra Yankiler geliyor ve halkı kurtarmak için onların üzerine bomba yağdırmak istiyor. Bunu bir düşünün” diyen Chavez, bu senaryonun bir ülkeyi işgal etmek için uygulanan yeni strateji olduğunu belirtti.

Venezuela’nın bu stratejiyi 11-12 Nisan 2002’deki ABD destekli darbe girişiminden hatırladığını vurgulayan Chavez, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın “bir diktatör olmadığını” söyledi. …………………(soL – Dış Haberler)

Posted in Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Chavez:”Yaşasın Libya ve onun bağımsızlığı! Kaddafi iç savaş ile karşı karşıya!”

Posted by lahy 25/02/2011

Karakas, 25 Şubat – Libya’nın karşılaştığı iç savaş tehlikesi karşısında Başkan Hugo Chávez Frías,  bu ülkeye ve bağımsızlığına destek sundu.

Chavez, Twitter hesabında, “Yaşasın Libya ve onun bağımsızlığı! Kaddafi bir iç savaş ile karşı karşıya!”, diye yazarak Dişişleri Bakanı Nicolás Maduro’nun Ulusal Meclis’de yaptığı konuşmaya destek verdi.

Maduro konuşmasında, “ Libya’da ayrılık ve bölünmenin ilk adımları atıldı.. Sivil savaş süreçine giden yol OPEC üyesi olan bu ülkenin petrolüne el koymak için açıldı” dedi.

Libya’da ki olaylardan dolayı soruşturma açılmasını talep edenleri çifte stantardlar uygulamakla suçlayan Maduro, ”7 milyon Iraklının ölümünden ve Filistini bombalayanlar neden soruşturulup, cezalandırılmıyor” diye sordu.

Maduro ayrıca, emperyal merkezlerdeki haber ajanslarını güvenilmeyeceğini vurgulayarak, Venezüella ve Libya’nın 1960’lı yıllardan beri yakın ilişkilere sahip olduğunu söyledi.

Posted in Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Başkan Chavez, Bolivarcı devrimin 12.inci yılını kutladı

Posted by lahy 07/02/2011

Venezüella devlet başkanı Hugo Chávez, iktidara gelişinin 12.inci yıldönümünde halkın ve militanların sosyalist devrimi ileri götürmek için ”ümit ” ve ”mücadele kapasitelerini” artırmalarını istedi. Chavez, halk kendisinin iktidardan ayrılmasını isteyinceye kadar görevine devam edeceğini söyledi.

Chavez, 12.inci yılı kutlamak için sosyal misyonları ve fakir halkın yaşadığı bölgeleri ziyaret etti. Karakas’da bir okulu ziyaret eden Chavez, işledikleri hatalar ve eksikliklerden dolayı özür diledi.

Chavez, “..bugün hergün biraz daha iyi, daha güzel ve mükemmel bir ülke için mücadelemizi ileri götürüyoruz. Sosyalizmin inşası için güçümüz, moralimiz ve ileri gitmek için mücadele kapasitemizi yeniliyoruz” dedi..

“Bolivarcı hükümetin iktidara gelişinin 12.inci yılını, kutsal bir yer gibi olan bu okulu ziyaret ederek kutlamak istedim.” diyerek, eğitimin devrimin başarılarından biri olduğunu söyledi.

Televizyonda yayınlanan mesajında Chavez, Venezüella halkına gösterdikleri ”inanç, güven, sabaatkarlık, güç ve bilinç ” için teşekkür etti.

Posted in Venezuela | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Chavez, PSUV başkanlığından ayrılacak

Posted by lahy 22/01/2011

Başkan Hugo Chavez başkanı ve kurucusu olduğu Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV)’un başkanlığından ayrılacağını açıkladı.

Chavez, PSUV militanlarına hitaben, ”Yerel ve ulusal düzeyde sahip olduğumuz iktidar nedeniyle partiyi yönetemeyiz. Bu sorumluluk için bir yoldaşı aramamız gerekiyor.”

Venezüella’da sağ muhalefet Başkan Chavez’i elinde fazla sorumluluk taşimakla suçluyordu.

Chavez ayrıca, ” hala yaşıyorsam ve sağlığım yerindeyse 2012 başkanlık seçimlerine adayım ve bunun mücadelesi şimdi başladı,” dedi.

Muhalefet ile diyaloğ çağrısı yaptı

Geçtiğimiz Cumartesi günü Meclis’de yaptığı başka bir konuşmada uzlaşma yanlısı bir dil kullanan Chavez, PSUV ve muhalefet’i diyaloğ içinde birlikte çalışarak daha açık ve olumlu bir ortam yaratmaya çağırmış ve yeni Meclis göreve başlamadan önce kendisine verilen 18 ay boyunca kararname ile yönetme yetkisini bir kenara bırakmaya hazır olduğunu bildirmişti. Chavez, bunu sağlamak için hızlı ve etkili bir şekilde çalıştığını söyledi.

Chavez’in, Ocak ayı başında Üniversiteler Yasasını veto etmesi ve ardından uzlaşma yolunda çağrı yaparak gereksiz kutuplaşmalara karşı uyarıda bulunması muhalefete uzanmış bir zeytin dalı olarak görülüyor.

Posted in Venezuela | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Chavez, toprak sahiplerini suçladı

Posted by lahy 14/01/2011

Venezüella Hükümeti, toprak sahiplerini ”köle emeği ” kullanmakla suçladı.

KARAKAS – Tarım ve Toprak Bakanı geçenlerde kamulaştırılan Zulia eyaletinde kí çifliklerde  500’den fazla Kolombiyalının neredeyse kölelik koşullarında çalıştırıldığını söyledi.Bakan Juan Carlos Loyo, gazetecilere“ En süpriz edici gelişme bu idi…Şu ana kadar 1.15o tarım işçisinin sayımını yaptık. İşçilerin yarıdan fazlası Kolombiyalı ve gerçekte köleler” dedi.

Venezüella’nın resmi Tarım Kurumu INTI geçtiğimiz ay, Maracaibo göller bölgesinde  25.000 hektar toprağa sahip 47 büyük çiftliği kamulaştırdı.

Loyo, bu çiftliklerin 27 sinde ” insan hakları ve çalışma yasalarının ihlalini teşkil eden ağır çalışma koşulları” tespit ettiklerini söyledi.

Bakan,ayrıca,  bölgede bulunan köylülerin PSUV üyeleri ile birlikte bir destek yürüyüşü düzenlediklerini bildirerek, geçtiğimiz hafa sonunda Zulia’da bir INDI merkez ofisinin kundaklanmasını kınadı.

Başkan Hugo Chavez yangını  Zulia’lı toprak sahiplerinin çıkardığını söyledi.

Chavez, Pazar günü, “ Elimizde bunun bir kaza olmadığına dair delil var,” diyerek  2004’de başlatılan tarım devrimini sabote etmeye çalışan toprak sahiplerini suçladı.Loyo Aralık ayında kamulaştırılan çifliklerin küçük işletmeler olduğunu ve  bu çiftliklerin zaten kamulaştırmalara hazır olduklarını vurguladı. EFE

Venezüella:İşçiler son kamulaştırmalar hakkında ne düşünüyor?


Posted in Topraksızlar Hareketi, Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Washington Chavez´den neden nefret ediyor? – Mike Whitney

Posted by lahy 10/01/2011

Kasım sonlarında Venezüella’da şiddetli yağmurlar ve seller 35 kişinin ölümüne ve 130 bin kişinin de evsiz kalmasına neden oldu. Hugo Chavez yerine eğer George Bush başkan olsaydı, Katrina felaketindeki gibi evsiz kalan halk silah tehdidiyle spor salonuna kurulmuş kamplara götürülürdü. Ama Chavez’in çalışma tarzı bu değildir. Venezüella Başkanı derhal kendisine yaptırım gücü veren kanunlar çıkartarak, bu kanunların verdiği özel imkânlarla sel felaketzedelerine acil yardım sağladı ve evler verdi. Daha sonra Chavez başkanlık sarayını boşaltarak 60 kişinin orada barınmasını sağladı. Bu Beyaz Sarayı evsizler barınağı haline getirmeye benzer bir davranıştır. Felaketzedelere kendilerine gelinceye ve işlerine dönebilinceye kadar devlet tarafından yemekleri veriliyor ve ihtiyaçları karşılanıyor.

Chavez’in uğraşıları, kendisini “solcu kabadayı” ya da bir diktatör olarak gören ABD medyası tarafından büyük ölçüde es geçiliyor. Buradaki medya bir türlü Chavez’in gelir düzeyindeki farkı azalttığını, okuma-yazma bilmemeyi tamamen yok ettiğini, tüm Venezüellalılara sağlık hizmeti getirdiğini, eşitsizliği azalttığını ve bütün ülkede yaşam standardını yükselttiğini yazmamakta ısrar etmektedir. Bush ve Obama savaşlarını genişletirken ve zenginlerin vergi yükünü azaltan kanunlar geçirirken hem ABD’nin son saldırılarını göğüslüyor hem de yoksulların ve ihtiyacı olanların yaşamlarını geliştirmekle uğraşıyordu.

Washington Chavez’den nefret ediyor çünkü o, Venezüella’nın büyük kaynaklarını şirket elitlerine ve bankacılara devretmemektedir. İşte bu yüzdendir ki Bush hükümeti başarısız bir darbe girişimiyle 2002’de ondan kurtulmaya çalışmış, bu gün de o yumuşak sözlü Obama, Chavez’e karşı gizli saldırılarına halen devam etmektedir. Washington Venezüella’da bir rejim değişimi istemektedir ki, getireceği kukla oranın petrol yataklarını büyük petrol şirketlerine devredebilsin ve oradaki çalışan halkın yaşamını cehenneme çevirebilsin.

Wikileaks’de yayınlanan son dosyalar Obama hükümetinin Venezüella’nın iç işlerine karışmasının giderek arttığını göstermektedir. Avukat ve yazar Eva Golinger’in son yazdıklarından bir alıntı:

“Batı Yarımküre Yardımcı Asistan Sekreteri Craig Kelly’nin yazdığı ve Santiago’daki ABD elçiliğinin Haziran 2007’de Devlet Bakanı’na, CIA’ya, Pentagon’un güney başkanlığına ve bölgedeki bir dizi başka ABD elçiliklerine gönderdiği gizli bir dosyada Kelly, ‘Chavez’in etkinliğini sınırlama amacıyla ABD hükümetinin yapabileceği altı alanda etkinlik’ ve ‘bölgede ABD’nin tekrar liderliği ele geçirmesi’ önerisinde bulunmaktadır.

Raporunda, geçen yıl Honduras’ta başkan Manuel Zelaya’ya karşı yapılan darbede “arabulucu” rolü oynayan Kelly, Başkan Chavez’i “düşman” olarak nitelemektedir.

“Düşmanı bilin: Chavez’in nasıl düşündüğünü ve ne yapmak istediğini iyice anlamalıyız… Temsil ettiği tehdidi etkin bir şekilde karşılamamız için onun hedeflerini ve bu hedeflere nasıl ulaşacağını iyi anlamalıyız. Bu ise, bizim ülkelerimizde çok daha iyi istihbarat gerektirmektedir.”Yazdığı mektupta Kelly daha sonra Başkan Chavez’i “zorlu bir düşman” olarak nitelemekte ama “kesinlikle üstünden gelinebilir” demektedir.(Wikileaks: Documents Confirm US PlansAgainst Venezuela, Eva Golinger, Postcards from the Revolution)

Devlet Bakanlığı telgrafları Washington’un Chavez karşıtı grupları, toplumsal haklar, insan hakları ya da demokrasi mücadelesi verme taklidi yapan STK’lar aracılığıyla fonlandırdığını da ortaya koymuştur. Bu gruplar bir meşruluk perdesi arkasına saklanmaktadırlar ama esas amaçları demokratik olarak seçilen Chavez’i devirmektir. Obama ise bu tip yıkımcı hareketleri aynı Bush’un hevesiyle desteklemektedir. Aralarındaki tek fark Obama’nın takımı daha bir göze batmadan çalışmaktadır. Golinger’den para izinin detaylarını anlatan başka bir alıntı daha:

“Venezüella’da, 2002’nin Nisan’ında başkan Chavez’e karşı darbe yapanlar da dahil olmak üzere ABD Chavez karşıtı grupları 8 yıldır desteklemektedir. O zamandan bu yana aktarılan paralar ciddi şekilde artmıştır. National Endowment for Democracy (NED – Demokrasi İçin Ulusal Bağış) tarafından hazırlanan ve Venezüella’daki siyasi grupları inceleyen Mayıs
2010 tarihli bir rapor çoğu ABD dairelerinden gelen yıllık 40 milyon doların Chavez karşıtı gruplara gönderildiğini göstermektedir…

2009 yılında NED’in en çok para bağışında bulunduğu Latin Amerika ülkesi olan Venezüella’daki anti Chavez gruplar bir yıl öncesine göre iki kat, 1.818.473 dolar, yardım almışlar. NED’in kurucularından Allen Weinstein, Washington Post gazetesine bir zamanlar, “Bizim bu gün yaptığımızı 25 yıl önce CIA gizliden yapıyordu” demiştir. (America’s Covert “Civil Society Operations”: US Interference in Venezuela Keeps Growing”, Eva Golinger, Global Research)

Geçen Pazartesi, Amerikan elçisi adayı Larry Palmer’in Karakas tarafından reddine karşılık olarak Obama hükümeti Venezüella’nın Washington elçisinin vizesini geri çekti. Palmer açıktan Chavez’e karşı çıkmış ve Chavez hükümetinin komşusu Kolombiya’daki solcu gerillalarla açık bağları olduğunu iddia etmişti. Bu ise Chavez’i terörizmle suçlamanın dolaylı bir şekli. Daha da kötüsü, Palmer’in kişisel geçmişi ve arkasında duranlar Venezüella’nın ulusal güvenliğini tehlikeye sokabileceğini göstermektedir. Axis of Logic’de
Venezuelanalysis yazarı James Suggett’in yazdıklarına bakalım:

“Palmer’in geçmişine bir bakalım. Dominik Cumhuriyetinde ABD desteğindeki oligarklardan, Uruguay, Paraguay, Sierra Leone, Güney Kore ve Honduras’a kadar ‘Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasını (NAFTA) desteklemektedir. Nasıl ABD yönetici sınıfı başka hiç bir şeyi değiştirmeden George W. Bush yerine Siyahî Barak Obamayı atadıysa, Obama da başkan Chavez’e karşı 2002’deki darbeye karışan ve Venezüella’daki görevi sırasında Venezüellalılara düşman Patrick Duddy yerine Palmer’i atamaya kalktı.” (http://axisoflogic.com/artman/publish/ printer_60511.html)
Venezüella zaten ABD casus ve sabotajcılarıyla kaynıyor. Elçilikte çalışan ajanlara gereksinimleri yok ki. Chavez, Palmer’i reddederek gerekeni yapmıştır.

Esasen Palmer’in adaylığı “zaten olanın tekrarından” başka bir şey değil ki; daha fazla işlere karışma, daha fazla tahribat, daha fazla sorun yaratmak. ABD devlet daireleri Ukrayna’da, Lübnan’da, Gürcistan’da, Kırgızistan’daki gibi, hepsi televizyon için uyarlanmış, kalıptan çıkma ve her yerde zengin kapitalistleri orada seçimle gelmiş hükümetlere karşı ayaklandıran sözde “renkli devrimlerden” büyük ölçüde sorumludur. Şimdi Hillary Clinton’ın başlattığı akınlar da Venezüella’da aynı stratejiyi uygulamaya uğraşmaktadır. Bunları durdurmak Chavez’e düşmektedir ki bu yüzden o da “yabancıların siyasi hareketlere para vermesini regüle, kontrol ve yasaklama” kanunlarını geçirmiştir. Bu, ABD’nin Venezüella’nın iç işlerine karışmasını önlemek ve Venezüella’nın bağımsızlığını korumanın tek yoludur.

Chavez bu yeni gücünü kullanarak malî sektörü de değiştirmeyi amaçlamaktadır. “Venezüella Ulusal Maclisi, Bankaları ‘kamu servisi’ yapan bir kanunu geçirdi” adlı makaleden alıntı yaparsak:

“Geçen Cuma, Venezüella Ulusal Maclisi bankacılığı bir ‘kamu servisi’ olarak tanımlayan kanunu geçirdi. Bu kanuna göre Venezüella’daki bankalar sosyal programlara, ev yapımına ve öteki sosyal gereksinimlere daha fazla katkıda bulunmak zorunda olacak. Bu kanun ayrıca bankaların ulusal önceliklere uymadığı görüldüğünde devletin daha kolay işe girmesini de sağlamaktadır.”

Yeni yasa banka müşterilerinin alacaklarını bankanın uygunsuz davranışlarına karşı koruyacak ve Banka Kontrol Daireleri’nin banka işlemleri sırasında verilecek kararlarda, sadece hisse senet sahiplerinin değil, banka müşterilerinin de en yüksek çıkarlarını göz önünde bulundurmasını zorunlu kılmaktadır.

O zaman, neden Obama da aynı şeyleri yapmıyor? Çok mu korkak yoksa o da mı
Wall Street’in bir çanak yalayıcısı? İşte aynı makaleden bir alıntı daha:

“Spekülasyonu kontrol edebilmek için yeni yasa bir bankanın kapitalinin ancak %20’sinin banka dışında olabileceğini zorlayarak kişilere ya da özel kurumlara verilecek kredinin miktarını sınırlamaktadır. Yasa aynı zamanda malî grupların kurulmasını yasaklayarak bankaların hisse senedi satan ya da sigorta şirketleriyle iş bağlantısı olmasını da yasaklamaktadır.

Yasaya göre, bütün bankaların vergi öncesi kârlarının %5’ini mahalle konseylerince kararlaştırılan projelere vermesi gerekmektedir. Bankalara da kapitallerinin %10’unu bir iflas durumunda kullanılmak üzere çalışanların ücretlerinin ödenebilmesi için bir fona koyma zorunluluğu gelmiştir.

Softline Consultores’in yayınladığı 2009 hesaplarına göre, Venezüella’nın bankacılık sektörünün vergi öncesi kârlarının %5’i, toplumsal programlar ve Venezüella’nın yoksul çoğunluğuna gidecek 314 milyon bolivar, yani 73,1 milyon ABD doları seviyesindedir.
(http://venezuelanalysis.com/news/5880)

“Spekülasyonu mu kontrol?” İşte müthiş bir fikir! Doğaldır ki, muhalif liderler bu yeni yasaları “ekonomik özgürlüklere bir saldırı” olarak nitelemektedirler. Tabii ki bunların hepsi palavra. Chavez’in yapmaya çabaladığı, kana susamış bankerlerin soyguncu taktiklerinden kamuyu korumaktır.

Wall Street Journal’e göre, “Geçmişte Chavez eğer bankalar küçük iş sahiplerine ve ev satın alacaklara kredi vermezlerse bankalara el koyacağı tehdidini savurdu. Bu kez Venezüella’daki 28 milyon kişiye yetersiz ev koşullarına olan kaygısını göstermek için kamu önünde baskısını artırmaktadır.”

Karakas’ta zaten yüksek olan konut sorunu son sellerden sonra iyice berbat hale gelmiştir. On binlerce kişinin barınağa gereksinimi vardır ve bu yüzdendir ki Chavez bankalara yardım etmeleri için baskıda bulunmaktadır. Bankalar da tabii ki yardım etmek istememektedirler ve zavallı, ağlayan bir bebek rolüne bürünmüşlerdir. Ama Chavez onların bu inlemelerine omuz silkip onları “hizaya” getirmiştir. Gerçekten de Salı günü bayağı sert bir uyarı yayınlayarak:

Görevini yapmayan hangi banka olursa olsun ona el koyacağım. Bu Banko Provincial da olsa, Banesko ya da Banko Nacional de Credito… fark etmez!” demiştir.

Bravo Hugo! Chavez’in Venezüella’sında sokaktaki adamın temel gereksinimleri hırslı bankerlerin kâr dürtüsünden öne çıkmıştır. Washington’un ondan nefret etmesi çok mu garip?

[InformationClearinghouse’daki İngilizcesinden Mehmet Bayram tarafından Latinbilgi (Sendika.Org) için çevirilmiştir]

Posted in Makaleler, Venezuela | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Venezüella Üniversite Yasası, Öğrenci hakları Kanunu´nu gerçekleştiriyor ve yüksek eğitimi demokratikleştiriyor

Posted by lahy 05/01/2011

James Suggett/Venezuelanalysis.com

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’daki öğrenciler, üniversite harçlarının artmasını ve devletin yüksek eğitime yeteri kadar fon ayırmamasını protesto etmek için sokaklara dökülürken, Venezüella Ulusal Meclisi, başka hiçbir ülkede bulunmayan benzersiz bir yasa tasarısını meclisten geçirdi. Buna göre, profesörler, öğrenciler, işçiler ve yerel topluluk üyeleri, üniversite karar-alma sürecinde rol alacaklar. Ayrıca, yüksek öğrenime giden yolda halkın geçemediği engeller kaldırılacak.

Yeni yasa, hükümetin, halka çocukluktan başlayarak üniversiteyi bitirene kadar, parasız ve yüksek kaliteli eğitim sağlama sorumluluğu prensibine dayanıyor. Bu prensip, anayasanın 103. maddesinde var.

Yasaya göre, öğrenciler, üniversite otoritelerini seçmede eşit oy hakkına ve profesörlerin performanslarını değerlendirme yetkisine sahip olacak, üniversitenin yönetim sürecine katılacak, fikirlerini özgürce ifade edecek, üniversite idarî kayıtlarına ulaşma hakkı olacak ve barınma, ulaşım, yemek, sağlık hizmeti ve aylık burs hizmetleri yanında başka bir dizi haklara daha sahip olacak.

Yasa aynı zamanda, her kampüste ayrı ayrı olmak üzere, öğrencilerin, profesörlerin, idarî personelin, ücretli işçilerin ve üniversitenin diğer bileşenlerinin katılacağı, her kişiye bir oy hakkı tanıyan demokratik seçimle oluşturulacak olan bir dizi üniversite konseyi hayata geçirilecek.

Bu konseylere, Üniversite Kamu Koruyucuları Konseyi ve üniversite bütçesini ve idarî sürecini yönetmek üzere kurulacak olan bir Ombudsman Konseyi dahil olacak. Aynı şekilde her kampüs, yeni yasayla ve anayasayla uyum içinde olacak. Her kampüs mevcut sistemin idarî yapısını ve programlarını yeni kamu üniversite sisteminin idarî yapısı ve programları haline dönüştürmeyi sağlayacak. Üniversite Dönüşümü İçin Ulusal Konsey’le beraber çalışacak olan Üniversite Dönüşüm Meclisi adı altında yönetmelik yapıcı bir temsilciler kurumu da, seçimle oluşturulacak.

Şimdiki sistemde, üniversiteler, yüksek otoritelerin oylarının sayısal olarak da daha ağırlıklı olduğu, öğrenci ve işçi oylarının rolünü çok hafifleten bir sistem dahilinde seçilen ve Üniversite Konseyi olarak adlandırılan küçük bir grup tarafından idare ediliyor.

Yeni kanun, açıkça, “kamu üniversitesi idaresinin otonomisi” prensibini desteklemektedir. Bu konu ise, ulusal anayasanın 109. Maddesi’nde öngörülmüştür. Prensip, özellikle 1958’e kadar süren ABD-destekli sağ-kanat diktatörlük ve sonrasındaki temsili demokrasi dönemlerinde üniversite kampüslerinde şiddetli bir fiiliyat halinde uygulanan ölümcül politik baskı ve buna karşı sıkı direnişin hakim olduğu derin Venezüella tarihinden esinlenerek hazırlanmıştır.

İktidardaki Birleşik Sosyalist Venezüella Partisi (PSUV) üyesi, yasanın mimarlarından Alberto Castelar’a göre, otonominin yasal yorumu, şimdi, yeni yasa sayesinde değişmiştir. Kamu üniversiteleri, şimdi, ortak sorumluluk taşıyan bir otonomiye sahip olacaklardır. Bunun anlamı ise, üniversite otoritelerinin, artık, istediklerini özgürce yapabilecekleri bir konumda olamayacakları gerçeğidir.

Eğitim, Kültür, Eğlence ve Spor’dan Sorumlu Ulusal Meclis Komisyonu’nun başkanı yasa yapıcı María de Queipo’ya göre, üniversite otonomisi şimdi “daha derin”e inmiş olacaktır. çünkü yeni kanun, üniversite topluluğunun eskiden dışlanmış olan gruplarının üniversite yönetimine katılımını sağlamaktadır.

23 Aralık’ta, M–28 hareketi ve PSUV’nin öğrenci kolları dahil pek çok öğrenci örgütü, yeni yasayı desteklemek amacıyla, ülkenin çeşitli yerlerinde gösteriler düzenledi. M–28 lideri Vicente Moronta, devlet haber ajansı AVN’ye, yeni yasaya karşıt olanlar, “eğitimi, insan hakkı olarak değil, alınır-satılır bir mal olarak görüyorlar” dedi.

Merkez eyaleti Lara’da, PSUV öğrenci lideri Erick Prado, “öğrenci hareketi, on yıllar boyunca, devrim daha iktidara gelmeden çok önceleri, daha demokratik ve kapsamlı bir eğitim için mücadele vermiştir.” dedi ve yeni yasanın, “üniversitenin demokratize edilmesi” yolunda hizmet vereceğini belirtti.

Diğer yandan, muhalif politikacılar ve öğrenci örgütleri de, 23 Aralık’ta, Karakas’ta bir yürüyüş yaparak yeni kanunu protesto etti.

Üniversite Öğrencileri Federasyonu Başkanı Diego Scharifker, Associated Press haber ajansına, yeni kanunun, “temel ideoloji olarak sosyalizmi dayattığını ve üniversite otonomisini bir kenara attığını, çünkü tüm güç ve yetkileri yüksek eğitim bakanında topladığını” savundu. Muhalif öğrenciler, Hugo Chavez’i “diktatör” olarak gösteren ve idaresinin “totaliter bir hükümet” olduğunu iddia eden pankartlar taşıdılar.

Gösteri yapan muhalifler, yeni kanunun “üniversite eğitimi, sosyalist üretim biçimini pekiştiren, yabancılaşmamış emeğin bir parçasıdır” diyen bölümüne dikkat çekti ve kanunun, otonominin akademik özgürlüklerini içerdiği, fakat aynı zamanda, “vatanın egemenliği ve bağımsızlığının savunusu, güçlendirilmesi ve pekiştirilmesi için hazırlanmış Ulusal Gelişme Planı ile uyum içinde” yürütülmesi gerektiğine de işaret eden kısımları üzerinde durdular.

Öğrencilerin, yürüyüşlerini üniversite kampüs sınırları dışına taşırma izinlerinin bulunmadığı yolunda yapılan açıklamadan sonra, Polis ve Ulusal Koruma, gösteriyi, tazyikli su sıkarak ve plâstik mermi kullanarak dağıttı.

Venezüella Merkez Üniversitesi (UCV) Rektörü Cecilia García Arocha, yeni yasaya yaygın bir şekilde itaat edilmemesi için çağrı yaptı ve gelecek sömestrden itibaren UCV’nin dersleri ve sınıfları, eski üniversite kanununa göre oluşturacağını ve üniversiteyi eski kanuna göre yöneteceğini söyledi. Arocha muhalif öğrencilerin üniversite yerleşkesi dışında yürüyüş yapma kararını da savunurken, “Bu, direnişin yalnızca başlangıcıdır” dedi.

Venezüella’nın tüm kamu üniversitelerinin hâlihazırda zaten öğrencilerden harç almadıkları, öğrencilere parasız barınma, ulaşım ve yemek gibi olanaklar tanıdıkları gerçeği göz önüne alındığında, muhalif öğrencilerin protestolarının, zengin öğrencilerin geleneksel otonom kamu üniversitelerine alınmasının sağlanması ve daha yoksul öğrencilerin, Chavez hükümetinin kurduğu, açıkça devrim-yanlısı idareler tarafından yönetilmekte olan ve yeni filizlenen Venezüella Bolivar Üniversiteleri’nde toplanması hedefini güttüğü aşikârdır.

Yeni Üniversite Eğitim Kanunu’nun Ulusal Meclis’ten geçirilmesi işlemi, hemen hemen tamamen PSUV tarafından kontrol edilen şimdiki Meclis’in, yerini, muhaliflerin toplam sandalyelerin %41’ini işgal edeceği Yeni Meclis’e bırakmasından birkaç gün önce gerçekleşti.

[Latinbilgi]

Venezüella: Muhalif öğrencilerin protesto eyleminde çatışmalar. Aralık 2010

Venezüella: Onbinlerce öğrenci yeni üniversite yasası için yürüdü

Posted in Venezuela | Etiketler: , , , | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: