latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Uruguay’ Category

Gerilla, futbol ve bir başkan

Posted by lahy 24/07/2011

Metin Yegin

http://www.radikal.com.tr

Radyo günleriydi. Tupamaros gerillası, spor radyosu Radio Sarandi’yi ele geçirdi. Derbi maçı radyodan canlı yayımlanıyordu, Nacionel-Estudiantes de la plata. Gerilla, bildiriyi okumak için devre arasını bekledi. Sonra radyodan çıkıp gittiler. Yakın bir pub’da maçın devamını dinlediler. Daha önce de diktatörün konuşma yapacağı bir radyo istasyonunu havaya uçurmadan, komşu evdekileri uyarmışlardı; komşunuzu bombalayacağız diye. Radyonun sahibi Pacheco Areco, başkan diktatörün yakını arkadaşı ve danışmanıydı. Radyoyu bombalamadan, iki radyo vericisini de kurtardılar. Patlamaktan ve diktatörden kurtulmuş vericiler, korsan radyo olarak daha sonra birçok yerde halka hizmet verdi.

Uruguay, Copa America’da finale çıktı. Bugün oynanacak. Bütün Uruguay bu finali bekliyor. “Brezilya’da en sevilen spor basketboldur” diyordu bir yazar. “Futbol mu? O spor değil dindir.” Uruguay’da bu daha da öte. Dine inanmayanlar var ama futbol seyretmeyen, asla. Eğer finaldeki rakibi Paraguay’a yenilirse en az iki-üç kişi kalpten ölür ve birkaç kişi intihar edebilir.
Jose Mujica, namı diğer Pepe. Tupamaros gerillası lideri. Yukarıdaki eylemlerin, şenlikli banka ve kumarhane soygunlarının sorumlularından. Yılbaşı öncesi yiyecek kamyonlarını ele geçirip yoksullara Christmas yemeği için dağıtıyorlardı. Yakalanan arkadaşlarını cezaevlerinden çıkarmak için elçileri kaçırmak gibi özel bir af yöntemi uyguluyorlardı. Pepe bugün Uruguay Devlet Başkanı. Doktorlar onun için de önlem aldılar. Maç sırasında kalpten ölebilir diye. Diktatörlük sırasında, uzun zamanı tecritte olmak üzere 14 yıl cezaevindeydi. Bir hücrede, kafasına çuval geçirilmiş ve tepesinde iki muhafızla bekletilirken o haftaki maç sonuçlarını soruyordu.

Uzun diktatörlük belleğe ve günlük yaşantıya iz bırakmış. Taksilerin önü ile arkası arasında kalın, saydam plastikten bir bölüm var. Şoförün kafasına vurulmaması için yapılmış. Şoförün kafasına vurma isteği uyandırıyor. Soluk kesici, tıkılmış, sıkıştırılmış ve yere yatırılmış kafanın üzerine bastırılmış hissediyorsun. Yani 12 Eylül günlerinde sokakta dolaşır gibi.

Bir de şoför sen arabaya bindikten sonra öndeki bir manivelayı çekerek seni içeri kilitliyor. İdeal bir panik atak yaratma biçimi. Sıkıysa parayı verme. Zaten parayı arkadan küçük bir bölmeye yerleştirip öne çevirdiğinde uzatabiliyorsun. Şoför para üstünü aynı yere koyup geri çeviriyor. Kola uzanıp kapıyı açıyor. İnip toprağı öpebiliyorsun. Soyguna karşı iyi bir önlem diyor Uruguaylılar gülerek, ufak bir sorun var; trafik kazasında kafasını bu bölmeye çarparak ölen sayısı soygunlardan kat kat fazla.
Bina kapıları da dairelerin içinden açılamaz. Aşağı inip anahtarla açmak zorundasın ve misafir giderken de yine inip kapıyı açman gerek. Arjantin’de de böyle. Cuntadan önce de mi böyleydi diye sormuştum Arjantin’de. Bilmem öncesi var mıydı dediler. Ama en azından misafire saygı için güzel. Kapıya kadar seni uğurluyorlar. İyi tarafları da var cuntaların. Bizde de taksilere taksimetre takılmıştı.

Tupamaros gerillası, şehirde bin kaplan gücündeydi. Mesela Amerikan milyarderi Rockefeller’ın ziyaretinden hemen önce General Motors şirketini bastı. Alman Bayer firmasını bombaladı. Bıraktıkları bildiride “Bir Nazi işletmesi olan Bayer, Vietnam’da Yankee’lerin kullandıkları gazı satıyor, bütün ölümlerin suç ortağıdır” diyordu. Biz Bayer’i sadece Aspirin yapar biliyorduk. Sahiden biber gazını bize kim satıyor?

Montevideo’da bir fotoğraf stüdyosu kurmuşlardı. Sahte polis kimlikleri, askeri geçiş izinleri, pasaportlar yapıyorlardı. Ernesto Che Guevara’nın Bolivya’ya giriş pasaportu da burada yapıldı. Sakalsız ve kel bir fotoğrafı vardı. Che bu fotoğraf için kafasının ortasını kazımış, efsanevi sakalını kesmişti.

Pepe Mujica ile Uruguay Parlamentosu’nda konuşuyordum. Che’nin neden Bolivya’ya gittiğinin de peşindeydim. Uruguay’da gerilla, Tupamaros hareketi Bolivya’dan çok güçlüydü. Neden Uruguay’a gelmedi diye sordum. “Sanırım devrimin ancak kır gerillası ile olabileceğini düşünüyordu. Burada biz şehirlerde örgütlüydük ve zaten Uruguay’ın çoğunluğu kentlerdeydi” diyordu.

Tupamaros hareketi altmışlarda Sosyalist Parti’den ayrılmıştı. Partinin, mücadeleyi burjuva yasallığı içine hapsettiğini söylüyorlardı. Pepe’ye “Hâlâ devrimci misiniz” diye sormuştum. Parlamento başkanı odasındaydık. “Biz Che Guevara çizgisinde çok önemli bir dönem yaşadık ama şu anda başka bir dönem var. Bir reform programı aslında çok küçüktür ama bizim için çok önemli sosyal değişiklikler yaratacağından, aynı zamanda önemli ve büyüktür… Şimdi zaten bu hükümet bir seçim hükümeti, bir cephe (koalisyon) hükümetidir. Bu hükümet biçimi zaten başka türlü bir değişikliğe de müsaade etmez. Bundan daha iyi bir yol olabilir ama bizim limitimiz bu; burada bundan daha büyük bir değişiklik yapamıyoruz, yapamadık… Gerçekliğin ne olduğunu anlamak zorundasınız. Düşünsel olarak, sosyal olarak anlamak zorundasınız. Biz yalnızca gerilla değiliz. Biz aynı zamanda mücadeleciyiz. Biz, kapitalizme karşı halkın yaşaması için mücadele ediyoruz; fantastik bir solu değil, gerçeğin solunu savunuyoruz…”
Bu akşam Uruguaylıyım. Bir gerilla grubunun maçı ortasında kesmesine de itirazım yok ama Pepe kızar mutlaka ve bütün Uruguay.

Posted in Uruguay | Leave a Comment »

Eduardo Galeano:Bağımsızlık haysiyetin diğer adıdır

Posted by lahy 07/05/2011

Eduardo Galeano

Bu konuşmayı adları Carlos olan iki insanın yaşayan hatıralarına armağan etmek istiyorum: Dostluklarını daha fazla tecrübe edemeyeceğim ancak hep dost kalacağımız Carlos Lenkersdorf ve Carlos Monsiváis’e…

Teşekkür ederek başlayayım: Teşekkürler Marcelo, bu armağan ve bu keyif için. Pislik ve korku dolu askeri diktatörlük yıllarımızda mazlumların sığınağı olmuş sürgünler ülkesi Meksika’ya olan minnettarlıklarını asla unutmayacak olan kendim ve bütün Güneyliler adına sana teşekkür ediyorum.

Ve Meksika’nın bu nedenle ve daha pek çok nedenle dayanışmamızın tamamını hak ettiğini vurgulamak istiyorum. Öyle ki sevgili ülkemiz Meksika bugün, birilerinin burunlarını soktuğu, diğerlerinin cesetleri tedarik ettiği ve birilerinin savaş ilan edip, diğerlerinin ise kurşunlara geldiği küresel uyuşturucu-sisteminin ikiyüzlülüğünün bir kurbanıdır.

Bu cömert davranış, geldiği yer itibariyle beni onurlandırdı. Mexico City, cinsel çeşitlilikten bugünlerde çoktan kaybolmuş gibi görünen nefes alma hakkına kadar uzanan geniş ölçekli bir insan hakları savunusuna dönük kavganın ön cephesindedir.

Ve bu armağanı aldığım için çok onurlandım çünkü bu mücadele etmekle de ilgiliydi: ülkelerimizde tam bağımsızlık halen ve esas olarak bizleri her gün bir araya getiren ve gerçekleştirilmesi gereken bir görevdir.

Quito şehrinde, bağımsızlıktan bir gün sonra bir duvara bilinmeyen bir el şunları yazmıştı: Despotluğun son günü ve ilk günü aynı zamanda!

Ve kısa bir süre sonra Bogotá’da, Antonio Nariño vatansever ayaklanmanın bir maskeli balo haline geldiği ve bağımsızlığın kolalı gömlekli ve bol düğmeli centilmenlerin ellerinde olduğu hususunda uyarıyor ve şöyle yazıyordu: Efendilerimizi değiştirdik!

Ve Şilili Santiago Arcos mahpushaneden şöyle sesleniyordu: Yoksullar görkemli bağımsızlığı, Chacabuco ve Maipú’da kralın birliklerine hücum eden atlar kadar tadabildiler!

Bütün uluslarımız yalanların içine doğmuştur. Bağımsızlık, onun için dövüşerek hayatını riske atanları yüz üstü bırakmıştır ve kadınları, okuryazar olmayanları, yoksulları, yerlileri ve siyahları kutlamaya bile davet etmemiştir. Bu bozulmayı itibarlı hale getiren ilk anayasalarımıza bir göz atmayı öneriyorum. Anayasalarımız, yurttaşlık hakkını ancak onu satın alabilecek olan az sayıda kişiye bahşetmektedir. Kalanlar ise görünmez olmaya devam ettiler.

Simón Rodríguez, “Deli” olarak anıldığı üzere çılgın olmasıyla meşhurdu. Rodríguez çılgınça şeyler söyledi, şunlar gibi: “Bağımsızız ancak özgür değiliz. Avrupa’nın bilgeliği ve Birleşik Devletler’in zenginliği, düşünce özgürlüğünün iki düşmanıdır. Amerikamız kölece taklit etmemeli, özgün olmalıdır.

Ve şunu da söylüyordu Rodríguez: “Çocuklara meraklı olmayı öğretmeliyiz, böylece itaat anlayışına alışkın hale geleceklerdir: kafası basmayan otoritelere ya da aptalca geleneklere itaat değil. Bilmeyen kişi herkesin kandırabileceği kişidir. Sahip olmayan kişi, herkesin satın alabileceği kişidir.”

Simón Efendi çılgınca şeyler söyledi ve çılgınca şeyler yaptı. 1820lerin ilk yıllarında okullarına kız ve erkek, yoksul ve zengin, yerli ve beyaz çocuklar karışık giderdi ve de kafalar ve kollar birlikte işlerdi çünkü onlar okumanın ve eylemeyi, tahtayla ve toprakla uğraşmayı bir arada düşünüyorlardı. Sınıflarında Latin kutsal odalarının* adı dâhi duyulmamıştı ve ayıp-günah geleneğine el emekleriyle meydan okuyorlardı. Bu deneyim uzun sürmedi. Rezil seslerin yaygarası “gençliği çürüten” bu “şehvet düşkünü adamın” ihracını talep etti ve bugün Bolivya dediğimiz ülkenin başkanı Marshal Sucre istifasını verdi.

O andan itibaren Sucre bir katırın sırtında Pasifik kıyıları ve Andlar boyunca okullar kurarak ve yeni iktidara gelmiş olanlara katlanamayacakları sorular sorarak dolaştı durdu. Sorularından biri şuydu: “Avrupa’dan ve Birleşik Devletler’den gelen her şeyi taklit eden sizler, en önemli şey olan özgünlüğü neden taklit etmiyorsunuz?
Bu yaşlı serseri, cesur, çirkin ve göbekli herif, Amerikaların bu en cüretkâr ve canayakın düşünürlerinden biri her gün giderek daha yalnızlaştı ve yalnız öldü.

Seksen yaşında şunları yazıyordu:

Dünyayı hepimiz için bir cennet haline getirmeye çabaladım. Kendim içinse cehenneme çevirdim.

Simón Rodríguez bir kaybedendi. Dünyanın değer terazisine vurulduğunda onun gibi başarıya büyük değer veren ve yenilgiyi kabullenmeyen adamlar hatırlanmayı bile hak etmezlerdi.

Ancak, Simón Efendi bugün Amerikamızı kuzeyden güneye kat eden bağımsızlık enerjisinde yaşamıyor mu? Bilmeseler de pek çok kişi, aynen Molière’in bir nesrin içinde konuşan ancak bir nesrin içinde konuştuğunu bilmeyen karakteri gibi onun ağzıyla konuşmuyorlar mı?

Peki, Simón Efendi, ölümünden bir buçuk asır sonra bizlere bağımsızlığın haysiyetin diğer adı olduğunu öğretmeye devam etmiyor mu? Sömürgeci mirasının halen ağırlığını hissettirdiği, hem de baskın biçimde hissettirdiği ve bu mirasın, Simón Efendi’nin maymun ve papağanların erdemlerine rağbet etmek olarak kınadığı gibi kopyaları alkışladığı ve yaratıcılığı lanetlediği doğrudur. Ancak bu korkunun aşağılayıcı ve sıkıcı bir hapishane olduğun hisseden artan sayıda genç insanın var olduğu ve kendi akıllarıyla özgürce düşünmeye ve kendi kalpleriyle hissetmeye ve de kendi ayaklarının üzerinde yürümeye cüret ettikleri de doğrudur.

Tanrı’ya inanmam ama dirilişin insani mucizesine inanırım. Çünkü Emiliano Zapata’nın öldüğüne inanmayı reddedenler ve beyaz bir atın sırtında Arabistan’a gittiğine inananlar muhtemelen yanılıyorlardı ancak sadece haritaya dikkatlice bakmak konusunda yanılıyorlardı. Çünkü Zapata’nın halen yaşamakta olduğu düşüncesi öyle çok uzaklarda, Doğu’nun çöllerinde falan değil: Zapata adaleti istemek ve yaratmak üzere hemen yanı başımıza, buraya sürdü atını.

Ve bir başka kaybedene ne olduğundan da bahsedelim: José Artigas, Lincoln ve

Zapatadan da önce, Amerika’daki ilk tarım reformunu yapan adam!

Yaklaşık iki yüzyıl önce, Artigas yenildi ve yalnızlığa ve sürgüne mahkûm edildi. Yakın zaman önce Uruguay askeri diktatörlüğü, onu mermerden bir mahpushaneye tıkmayı deneyerek onun adına muazzam bir anıt mezar dikti. Ancak diktatörlük, bu abideyi onun bazı cümleleriyle süslemeyi düşündüğünde, yıkıcı olmayan tek bir sözünü bulamadılar. Şu anda anıt mezarda herhangi bir cümle yazmıyor, sadece savaşların tarihleri ve adları var. İstemsiz bir övgü, istemsiz bir itiraf size: Artigas’ın sesi kısılmadı, Artigas halen tehlikeli.

Komik bir şey söyleyeyim: Topraklarımızda dişe dokunur bir şey söylemeksizin gevezelik eden pek çok canlının yanı sıra sessizce konuşan pek çok ölü bulunmaktadır.

Mübarek insanlar kaybedenlerdir çünkü onlar kendi topraklarını sevmenin utanmazlığını üstlenmişler ve hayatlarını bunun için riske atmışlardır. Ancak vatanseverliğin egemen ülkelerde onurlu bir ayrıcalık olduğu bilinir: Sadece yönetimde olanların vatansever olmak hakkı vardır. Aksine, tahakküm altındaki ülkeler ise ebedi itaate mahkûm kılınmışlardır, popülistler, demagoglar ve çılgınlar olarak adlandırılmanın acısıyla vatanseverliği tecrübe edemezler: bizim vatanseverliğimiz bir musibet, tehlikeli bir musibettir ve bizim demokrasimizi sürekli sınayan dünyanın efendilerinin bu tehdidi kan ve ateşle def etmek gibi kötü bir alışkanlıkları vardır.

Mübarek insanlar kaybedenlerdir çünkü onlar tarihi tekerrür ettirmeyi reddederler ve onu değiştirmeye çalışırlar.

Mübarek insanlar kaybedenlerdir ve lanetliler de dünyayı bir yarış pistiyle karıştıranlar ve tırmandıkları başarının tepe noktasına doğru fırlayanlar, üreyenler ve serpilenlerdir. Mübarek insanlar öfkelidirler ve lanetliler ise liyakatsiz.

Lanetliler, bizi gerçekliğin erişilmez olduğuna ve dayanışmanın ölümcül bir hastalık olduğuna, çünkü komşumuzun her zaman bir ümit değil bir tehlike olduğuna inanmaya mecbur eden korkunun başarılı diktatörlüğüdür. Mübarek insanlar kucaklaşmak, lanetliler dirsek atmaktır. E peki ama çok fazla kaybeden yok mu?

Bazı gazeteciler bana iyimser biri olup olmadığımı sorduğunda yanıtım samimi biçimde şu şekilde oluyor: “Bazen. Duruma bağlı.”

Her zaman iyimser olanlar bana herkesten daha gayri insani gelir.

vBence hayal kırıklığı bir insan hakkıdır ve bu bir şekilde bizim insan olduğumuzu kanıtlar çünkü eğer nefes almıyor olsaydık hayal kırıklığına da uğramazdık.

Gerçekliğin çok da cesaret verici olmadığı malûm, komşularını sıkboğaz edenleri ve yeryüzünü, suyu ve havayı imha edenleri o rezil ödüllendirme alışkanlığı da öyle. Ve nihayet gerçekliğin dönüşümündeki en heyecan verici deneyimler yarı yolda kalma, def olma ya da kaybolma ve sıklıkla kötü bitme eğiliminde.

Bunlar aşikâr ancak ben şunun sorulması gerektiğini söylüyorum: bu sevimli kolektif deneyimler kötü bittiğinde gerçekten sona mı varmış oluruz? Yapılacak bir şey kalmıyor mu, bu işleri bırakmalı ve dünyayı nasılsa öyle mi kabul etmeliyiz? Bundan birkaç yıl önce “tarihin sonu tezi” pek moda hale gelmişti. Bunu yutacağımıza, sağduyu bize güçlü bir sadelikle tarihin yeni bir sabaha uyanmış olduğunu gösterdi.

Yaşamak meselesinin en iyi yanı yaşamın sürprizler yapma yeteneğidir. Arap ülkelerinin şu anda yaşamakta oldukları özgürlük kasırgasını yaşayabileceklerine kim inanırdı? Genç bir oğlan çocuğunun meydanda gündüzler ve geceler boyu bekleyerek “artık hiç kimse bize yalan söylemeyecek” demesine kim inanırdı?

Her şey söylendiğinde ve yapıldığında, tarih elveda dediğinde ya da der gibi göründüğünde, bize demektedir ki ya da en azından fısıldamaktadır ki: “sonraya dek, biraz sonraya dek, görüşürüz.”

Ve ben de sizlere elveda diyorum, şimdi tarihin de beni düşündürdüğü üzere sizlere teşekkür ediyor ve diyorum ki: “sonraya dek, biraz sonraya dek, görüşürüz.”

Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, “Latin Amerika’nın Kesik Damarları”, “Güneşte ve Gölgede Futbol”, “Tepetaklak: Tersine Dünya Okulu”, “Zamanın Ağızları” ve “Aşkın ve Savaşın Günleri Geceleri” gibi pek çok kitabın ve makalenin yazarıdır. Bu yazı, Galeano’nun Mexico City’de aldığı Onur Diploması töreninde yaptığı konuşmanın metnidir – Sendika.org
*Yazar burada “sacristy” kavramını kullanıyor. Sacristy, kutsal eşyaların /kilise eşyalarının saklandığı oda anlamına geliyor – ç.n

Posted in Kültür - Sanat, Uruguay | Etiketler: , | 1 Comment »

Uruguay’da darbecilere af yok!

Posted by lahy 03/11/2010

Uruguay Yüksek Mahkemesi,  1 Kasım, Pazartesi günü,  1973- 1985 yılları arasında Uruguay’da yönetimi elinde tutan darbeci subayların yargılanmasını engelleyen yargıdan muaflık yasasının anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi.

Askeri diktatörlüğün sona erdiği 1986 yılında çıkarılan bir yasa ile darbeci subaylar, öldürme, işkençe ve tecavüz olayarına karışan yetkililer yargıdan muaf tutuldular.

İki kere düzenlenen referandumlarda halk tarafından onaylanan yargıdan muaflık yasasına rağmen 2006 yılında başlayan  yargılama sürecinin önündeki engeller birer birer kaldırılıyor.

Uruguay Millet Mecilisi ve Senatosu’da hali hazırda yasayı iptal için çalışmalarına devam ediyor. 20 Ekimde Millet Meclisnde yapılan 12 saatlik bir toplantıda 50 ye karşı 30 oyla bu yasanın iptaline karar verildi. Uruguay Senatosu önümüzdeki günlerde aynı yasayı tartışacaktır.

Yüksek Mahkeme’nin kararı  askeri darbe yıllarının devlet başkanı  Juan María Bordaberry ‘nin cezalandırılmasının önünde bir engel olmadığı anlamına geliyor. Bordaberry, insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle 2006’da tutuklanmış ancak sağlık koşulları nedeniyle 2007’da ev hapsinde tutulmasına karar verilmişti. Yerel mahkemeler Subat 2010’da 1973’de gerçekleştilen darbe nedeniyle Bordaberry’i 30 yıl hapse çarptırmıştı.

Mahkemenin kararına göre, yargıdan muaflık yasası askeri diktatörlük döneminde işlenen 20 politik cinayetin yargılanmasına uygulanamaz; yargı bu cinayetlere karışan herkesi inceleme altına alıp yargılayabilir ve cinayetlerin sanıkları yargıdan muaf olduğunu iddia edemez.

Yüksek Mahkeme ikinci kez darbe yetkililerinin yargılanması yolunda karar verdi.  Daha önce Ekim 2009’da 1974’de öldürülen komünist militan Nibia Sabalsagaray davasında sorumluların yargılanması yönünde karar vermişti.

Resim: Yüksek mehkemenin önünde yasanın iptali için toplanan eylemciler

kaynak:Uruguay’s high court annuls dictatorship’s amnesty (sfgate.com), Público.es – La Corte Suprema uruguaya declara inconstitucional la

Posted in Genel Haberler, Uruguay, İnsan Hakları | Etiketler: , | Leave a Comment »

Uruguay: Diktatörlük Suçluları

Posted by lahy 14/09/2006

Uruguay’da eski bir istihbarat şefinin intiharından sonra yedi eski ordu mensubu ve bazı polis memurları tutuklandı. Pazar günü eski bir ordu üyesi ve aynı zamanda savunma ajanı olduğu bilinen Rodriguez Buratti kafasına sıkılmış bir kurşunla ölü bulundu. Buratti’nin mahkemece tutuklanmak için aranan isimler arasında geçtiği bildirildi. Tutuklamanın gerekçesi olarak, solcuların 1970’lerde askeri diktatörlük döneminde Arjantin’e kaçırılıp işkenceye maruz bırakılması gösteriliyordu.

Tutuklanan memurların çok ciddi güvenlik önlemleri altında sorgulanacağı bildirilirken, mahkeme tarafından tutuklanma kararı çıkan başka bir askerin ise kaçtığı öğrenildi. 1970’lerde Arjantin sınırına yakın olan bölgelerde, iki ülkenin de muhaliflere karşı yürüttüğü baskıcı ve işkenceci siyasetten pek çok çocuk ve Uruguaylı kaçırılarak ve yok edilerek nasibini almıştı.

Birçok insan hakları örgütü Condor Operasyonu olarak bilinen, solcuların kaçırılması ve kaybedilmesi ile ilgili eski diktatörlük ülkelerinin suçlulara cezalarını vermesi konusunda baskı uygulamaya devam ediyor. 1986’da diktatörlük suçları için bir af yasası çıkarılmasına rağmen uzmanlar, affın sadece Uruguay içinde işlenen suçları kapsayabileceğini oysa Arjantin’de ortadan kaybolan muhalifler için araştırma yapmaya hakları olduğunu bildirdiler. Buratti de Arjantin’e kaçırılan Uruguaylılar’dan dolayı suçlamalara hedef olmuştu.

Diktatörlük döneminde Uruguay’da en az 26 kişinin bu koşullarda ortadan kaybolduğu bildirilirken Arjantin’de bu sayı, resmi rakamlarla bile 13 bin kişiyi buluyor. Bazı gruplar ise bu sayının 30 bin olduğunu iddia ediyorlar.(SOL)

 

Posted in Uruguay, İnsan Hakları | Leave a Comment »

Uruguay’da Değişim

Posted by lahy 05/09/2006

Aslı Pelit – Birikim 203

Latin Amerika’nın en ufak ülkelerinden birisi olan Uruguay’da halk 31 Ekim 200S’te yaklaşık 30 yıl­dan beri faaliyette olan bir sol koalisyon ile yöne­tilrnek istediğini açıkça belirtti ve Frente Amplio (Geniş Cephe) partisi balotaja kalmaksızın diğer iki geleneksel rakibini de farkla geride bırakarak başkanlık koltuğuna otUrdu. Uruguay’ın yaklaşık 150 yıllık kısacık tarihinde ilk defa, Nasyonal (Blanco) ya da Renkli (Colorado) partilerinden birisi yönetmeyecek bu ülkeyi önümüzdeki 5 yıl süresince. Uruguay’ın sosyal ve politik gelişimi oldukça renkli ve nadir denilebilir. Halk -kıtanın birçok ülkesinde olduğu gibi- 2. Dünya Savaşı’nın so­nunda ABD’nin “tavsiye” ettiği ekonomik modele ve bu modeli uygulamak için başa getirilmiş lider­lere karşı memnuniyetsizliğini 19S0’lerin sonunda açıkça dile getirmeye başladı. Sakin ve devletleş­miş Uruguay halkı yavaş yavaş bu statükoya bir alternatif arayışına başladı.

1964’te değişik sivil toplum örgütleri, sendika­ların özellikle desteklediği, bir Halk Kongresi or­ganize ederek bir taraftan kendini hissettiren eko­nomik krize karşı (2. Dünya Savaşı’nın bitişi ile Uruguay ekonomisi bir anda çıktığı zirveden çok hızlı bir inişe geçti) karşı, halkı birleştirmek için işe koyulmuş, bir sene sonra bu grup Ulusal İşçi Konvansiyonu ile değişik işçi sendikalarını bir ça­tı altına toplayarak Uruguay’ın bugün en güçlü toplumsal örgütlerinden birisi olan Ulusal İşçi Sendikasını yarattı. Bu belki de ufak sayılabilecek adımlara, 1962’de Komünist Parti’nin hazırladığı Özgürlükçü Sol Cephe anayasası, Sosyalist Par­ti’nin desteği ile beraber, önemli bir katkıda bu­lundu.

1970’de Geniş Cephe artık bir politik parti ola­rak anılmaya başlandı ve önemli solcu figürlerin katılımı ile daha önce birbirlerinden çok ayrı nok­talarda bulunan sosyalistler, komünistler, demok­ratlar, Marksist ve sosyalist gruplar Renkli Par­ti’den ayrılan ve Geniş Cephe’ye geçen senatör Lelmar Michelini’nin de yönetiminde politik bir güç olarak ortaya çıktı. Ama ancak emekli general Liber Seregni’nin katılımı ve yönetimi ele alması ile 5 Şubat 1971’de gerçek anlamda kuruldu ve ül­kenin politik sahnesine girdi. Aynı yıl yapılan se­çimlerde oyların %18’ini alarak yıllardır devam eden iki partili politik senaryoya karşı halkın des­teğini alan bir politik güç olduğunu ispatladı.

Aynı yıllarda Latin Amerika’nın birçok ülkesin­de başlayan sol ağırlıklı, anti-Amerikan hareket­lenmeler, kıtanın kuzey komşusunu rahatsız et­meye başladı. Milyonlarca dolarlık yatırımlarıyla ABD “arka bahçe”sinde huzursuzluklar çıkartan bu hareketlere karşı, özellikle Şili, Arjantin ve Uruguay için tasarladığı Condor Plan’ı ile bu ül­kelerdeki askeri darbelere ön ayak oldu ve binler­ce örgüt üyesi -veya değil- genci katlederek bu ha­reketlenmeleri durdurdu. O dönemde Dışişleri Sekreteri Henry Kissenger’in söylediği gibi, bu ül­kelerde yaşayan halkın “aptallığı yüzünden kızıl olmaları”nı büyük bir vahşet ile engelledi.

Askeri darbe, 27 Haziran 1973’te Geniş Cep­he’nin ve diğer örgütlerin başlattığı politik hare­ketlenmeyi, sadece politik olarak değil, fiziksel olarak da dağıttı. Ama yine de bu darbeyi takip eden ünlü greve engelolamadı. 15 gün süren grev, ülkede sol hareketlenmelerin ne kadar güçlü ol­duğunu gösterdi ve 1982’de yıllar süren askeri yö­netimden sonra yapılan ilk demokratik seçimlerde Seregni -uzun bir süre hapiste yatıp çıktıktan son­ra- başladığı işe dönüp yoldaşları ile tamamen ku­laktan kulağa yaydıkları haberleşmeyle hep bera­ber kullandıkları geçersiz oylarla hem o seçime saygı duymadıklarını hem de politik olarak ne ka­dar kuvvetli olduklarını bir daha gösterdiler.

1984 yerel seçimlerinde ise Montevideo beledi­ye başkanlığını sadece II bin oy farkla kaybettiler. 1986’da parlamento, askerlerin darbe yönetimin­de yaptıkları eziyetlerden dolayı suçlanarak yargı­lanabilmelerini yasa tasarısı olarak onayladıktan sonra, -geleneksel partilerin bir anda taraf değiş­tinnelerine rağmen- halkın ayaklanması ile ulusal komisyonun kurulmasıyla yasanın onaylanıp, uy­gulamaya geçirilmesi yönünde baskıya başladı. Bu komisyonun üyelerinden birisi ise o zamanlarda onkolog olduğu kadar politik çalışmaları ile hal­kın yakından tanıdığı, bugünkü Uruguay Başkanı, Dr. Tabare Vazquez’den başkası değildi. Komisyon bir referandum yapabilmek için gerekli olan 600 bin imzayı topladı ama maalesef 1989’da yapılan oylamayı yine kaybetti.

Ama aynı yılın Kasım ayında yapılan yerel se­çimlerde Geniş Cephe, Ulusal Parti ile birlikte ga­lip gelerek, Montevideo’nun Belediye Başkanlığı’nıelde etti. Geniş Cephe ve Tabare Vazquez, Urugu­ay’da geleneksel partilerin yıllardır yıkmaya çalış­tığı sendikalaşma, devletleşme ve sosyal gelişme gibi halkın da desteklediği önemli talep ve beklen­tileri karşılamaya çalıştı.

Her ne kadar Ulusal Parti ve başkanları Luis Al­berto Lacaıle, Washington Konsensusu’nun önerdi­ği gibi devlet şirketlerini özelleştinnek üzere yasa­lar çıkartsa da, referandumda halkın % 72’si bu ya­salara karşı olduğunu gösterdi ve demokratik yol­lardan da neo-liberal değişmelere karşı konulabile­ceğini kanıtladı. Bu, Geniş Cephe’nin kuvvetli orta sınıf ve sendikalar, entellektüeller ve gençlerle be­raber her geçen gün biraz daha iktidar yolunda emin adımlarla yürüdüğünün işareti idi bir bakıma.Geniş Cepheciler, 2004’e kadar hiçbir genel se­çimi kazanamasalar bile yavaş yavaş yönetime gecmeye hazır olduklarını Montevideo Belediye­si’nde yaptıkları çalışmalarla gösterdiler. Öyleki, diğer iki parti, Geniş Cephe’nin kazanma ihtimali üzerine seçim sisteminde değişiklik yaparak iki turlu seçimde Cephe’nin kazanma ihtimalini azaltma yoluna gittiler.

Bu dönemde Geniş Cephe’ye dahil olan llerici Blok (Encuentro Progresista) partiye %40’lık bir oy gücü daha kazandırdı, ama balotaj yüzünden 1999 seçimlerinde Dr. lorge Battle’ye destek veren Ulusal Parti koalisyonu ile, Renkli Parti seçimleri birkez daha kazandı.

Bu hükümet ülkeye felaketten başka bir şey ge­tiremedi. Güneydoğu Asya Ekonomik krizinden etkilenerek girdikleri ekonomik bunalım ile ufak komşusunu mağdur durumda bırakan Arjantin ve Brezilya’nın devalüasyon u ile Uruguay 2001­2002’de ekonomik olarak inanılmaz zor bir döne­me girdi. Birkaç hafta içinde ülkenin dış borcu katlanırken, birçok sanayi kuruluşu kapandı ve iş­sizlik inanılmaz boyutlara ulaştı. Özellikle gençler Avrupa ve Amerika’ya göç ettiler bu dönemde. Birçok banka battı ve birçok insanın tasarrufları eridi. Latin Amerika’nın en güvenli ülkesinde suç oranı arttı.

Bu dönemde Tabare Vazquez ülkeyi “köy köy” gezerek, Geniş Cephe’yi Montevideo dışında ta­nıtmak ve 2004 seçimlerinde Uruguay’ı girdiği zor durumdan kurtaracak yeni bir politik partinin varlığını kabul ettinnek için kolları sıvadı.

Bu üç yıl boyunca yüzlerce ekonomist ve tek­nisyen, Geniş Cephe’nin seçimleri kazanması ha­linde izlenmesi gereken politik programı hazırla­dı. Özenle hazırlanmış bir kampanya ve halkın yıllardır özlemini duyduğu değişim için verdiği oylarla 31 Ekim 2004’te Geniş Cephe %50.45 ile seçimleri kazandı. Uruguay tarihinde hiçbir baş­kan adayı bu kadar yüksek bir oy almamıştı. Par­lamentoda 31 senatör arasından lTsi; 99 vekilden ise 52’si Geniş Cephe’nin oldu.

31 Ekim 2004 akşamı Montevideo sokakların­da, bu 3.5 milyonluk ülkenin halkının yeni baş­kanlarının yönetime geçmesini nasıl bir sevinç ve umutla bekledikleri görülmeye değerdi. Her yeri parti bayrakları ile donanmış sokakları doldur­muş, çoluk çocuk yaşlı genç insanlar Geniş Cep­he’ye merhaba diyordu. Tabare Vazquez lS julio Caddesi’ndeki Hotel Presidente’nin balkonundan halka seslendiğinde, “Bu sizin zaferiniz Uruguay­lılar, kutlayın!” dedi. Yine 1 Mart 200S’te başkan­lığı devraldığı akşam Montevideo bir kez daha so­kaklara dökülerek yeni başkanını karşıladı. O ak­şam Vazquez yaptığı 2 saatlik konuşmasında önle­rindeki yıllarda çok işleri olduğunu ve sorunların çözülmesi için ne kadar çok çalışmak gerektiğini ve halkın katılımını beklediğini dile getirdi.

Peki bu tarihten günümüze kadar ne gibi geliş­meler oldu Uruguaylıların hayatlarında?

Geniş Cephe’nin halka verdiği önemli sözler arasında, Acil Plan’daki (Plan de Emergencia) te­mel gıda maddelerinin dağıtımı, geçim sıkıntısıçeken ailelere verilecek yardımların artışı, işsizlik sorununa getirilecek çözümler, ve eğitim alanında yapılması gereken değişim ve yatırımlar geliyordu.

Ülkenin içinde bulunduğu durum göz önüne alınırsa bir yıl içinde bu verilen sözlerden birço­ğunu yerine getirmek için çalıştı Geniş Cephe. 200S’te 322.070 Uruguaylı ve 74.700 aile bu plan­dan yardım aldı ve Sosyal Gelişme Bakanı Marina Arismendi’nin yaptığı açıklamaya göre 2006 yılın­da yaklaşık 1 milyon fakir bu programa dahil edi­lecek. Arismendi ayrıca 2006’da Acil Plan’ın deği­şeceğini ve genişletileceğini, sadece ekonomik olarak zor durumda olanların değil, bütün sektör­lerin bu yardımlardan payını alacağını ekledi.

Yılın son ayını Geniş Cephe hükümeti kabine olarak bütün eyaletleri ziyaret ederek halka açık görüşmelerde hem hükümetin bir yıl boyunca yaptığı projeleri, -her bakan yıl boyunca yaptıkla­rını anlattı- eksikleri ve fazlaları ile anlatırken, halkın sorunlarını ve şikayetlerini dinleyerek, on­ların bu yönetimin bir parçası olduklarını bir kez daha vurguladılar.

Arismendi’nin açıklamalarına göre Kabine bir yasa taslağı hazırlığında. Bu taslak kooperatifler aracılığı ile üretimi arttıracak yeni projeler geliş­tirmek üzere çalışmalar yapıyor şu günlerde. 2006’nin mottosu: “Uruguay Için Iş”, küçük sana­yinin canlandırılarak ve yeni sosyal kooperatifler yardımı ile Uruguay’ı acil durumdan çıkartıp, özellikle gençler için daha umutlu yarınlara hazır­lamak.

Uruguay’ın yeni hükümetinin geçen seneki iki büyük problemi, birincisi ABD ile imzaladıkları Açık Ticaret Antlaşması, ikincisi ise Uruguay Nehri’nin kıyısına Ence ve Botnia şirketlerinin yerleştireceği selüloz fabrikalarının gerek Urugu­ay’da gerekse komşuları Arjantin’de yarattığı ger­ginlik oldu.

Tabare Vazquez, geçen Kasım ayında Amerika­lar Zirvesi sırasında görüştüğü Başkan George W Bush ile kapalı kapılar ardında birçok Uruguaylıyı şaşkınlık içinde bırakarak ekonomik işbirliği ant­laşması imzaladı. Her ne kadar bu antlaşmanın ne içerdiği ya da Uruguay için neler getireceği bilin­mese de henüz Geniş Cepheciler bu konu ile ilgili detaylı bir açıklama yapmadılar.

Selüloz fabrikaları konusunda ise hükümet ka­rarını verdiğini, çevrenin kirlenmemesi için bütün önlemlerin alınacağını ve bu fabrikaların mutlaka yaptırılacağını anons etti. Arjantin hükümetinin, özellikle nehrin karşı kıyısındaki eyaletin -Entre Rios- valisi jorge Busti’nin yarattığı büyük politik krize -ki bu kriz Aıjantin tarafından iki ülke ara­sındaki ulaşımı sağlayan köprülerin kapatılması ile geçtiğimiz yaz sezonunda Uruguay turizmine çok pahalıya malolmuş tu- hatta Arjantin hükümetinin “Sizi Uluslararası mahkemelerde süründüreceğiz!” tehditlerine karşı, Vazquez kararlarını verdiklerini ve inşaatın en kısa sürede başlayacağını açıkladı.

Bu iki önemli unsurun Uruguay’ı nasıl etkileye­ceğini bilemiyoruz tabii, ama sokaktaki insan yö­netimde bir yılını yeni doldurınuş Geniş Cepheci­lerden umudunu kesmiş değil kesinlikle. Önü­müzdeki 4 yıl gösterecek 30 yıllık muhalefetin yö­netimde neler başarabileceğini. Uruguay umutlu. Geniş Cephe belki mucizeler yaratmadı, ama bir yıl içinde verdikleri sözleri, en azından yapabile­ceklerini yavaş yavaş yerine getiriyorlar, bazen bü­yük bazen ufak adımlarla.

Uruguay: Başkan Vázquez Sol’u Kandırıyor 

 

 

Posted in Makaleler, Uruguay | Leave a Comment »

Şimdi ki Latin Amerika: Raúl Zibechi ile Röportaj (2)

Posted by lahy 18/08/2006

Şimdi ki Latin Amerika: Raúl Zibechi ile Röportaj (1)

Röportaj Benjamin Dangl tarafından yapıldı.

Gazeteci Raúl Zibechi bu röportajında Evo Morales hükümetinin karşılacağı zorlukları, Bolivya’daki toplumsal hareketlerin gücünü ve rolünü, bölgesel birleşim projelerini, Latin Amerika’daki Bolivaryan alternatifi ve seçim ile gelmiş “ilerici” hükümetleri tartışıyor.

Zibechi Uruguaylı bir gazeteci ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli kitapları olan, analizci ve profesor Zibechi şu anda La Brecha gazetesinin editörlüğünü yapıyor. En sonu kitabı Dispersar el poder: Los movimientos como poderes antiestatales isminde ve Bolivya’nın El Alto şehrindeki sosyal hareketlerle ilgili.

BD: Yazılarınızda El Alto’da ki yerel mahalle komitelerin, çok büyük ve bağımsız güçler olduğunu, ve bu gücün kolektif bir biçimde hareket ederek projeler hayata geçirmeye, kararlar almaya yetkin olduğunu söylediniz. Bu yerel komiteler kendi “küçük-hükümetlerini” oluşturarak devlet tarafından doğan boşluğu dolduruyorlar. El Alto’da yolsuzluk, yoksulluk ve en basit kamu servislerin eksiklikleri var. Yerel komitelerin yaptığı katkıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne eksiklikleri var? El Alto’nun sorunlarını çözmekte başarılı olabilirlermi?

RZ: Başarı darken neyi kastediyorsunuz? Sorun bizim onların ne istediklerini bilip bilmemekle ilgili? Eğer onların; demokratik bir devlet, su, elektrik, ev vs… gibi şeyler istediklerini düşünüyorsak evet bu taleplerde belkide gelecek on yıl içerisinde başarılı olabilirler. Ama inanıyorum ki Aymara toplumu asıl gücünü devleti yok etme inancında alıyor ki bunu da başarmak en az yarım yüzyıl alacak.

Benim izlenimim, El Alto’nun hegomanyacı bir hükümete boyun eğmesi çok zor. El Alto’nun en etkin politik partisi olan Condepa bile gücünü 10 yıl koruyamadı. Öyle görünüyorki çatışmalar Alteños’da (Aymara toplumu daha çok yüksek dağlarda yaşarlar ve bu yüksek dağlara Alteños diyorlar ) kaçınılmaz ve bundan dolayıda yerel yönetimlerin meşruluğu her zaman gündemde olacak bir olgu. Aymara toplumuna devlet her zaman bir yabancı olgu olarak görünecek.

BD: Bolivaryan alternatifi hakkında ne düşünüyorsunuz (serbest ticaret ALBA)? Ne tür zorlukları veya olasılıkları var?

RZ: ALBA’nın şimdilik büyümesini ve birlestirici rol oynamasının zor olduğunu düşünüyorum. Güney Amerikadaki anahtar devletler Brezilya ve Arjantin. Her iki ülke de Mercosur dahil olmayan hiç bir gelişime ilgileri yok ve her iki ülkede halen yeni açılımlara karşı açık değiller.

BD: Morales’in imzaladığı Halkın Serbest Ticaret Anlaşmasına hakkında neler söyleye bilirsiniz?

RZ: Daha çok küçük üreticileri etkileyen mütevazi amaçları olan bir anlaşma. Ama kıtanın bütün ülkelerine çözüm üretecek proje olarak misyon biçilmemesi bir avantaj olarak görülmeli. Böylece ne ALBA ile ne MERCOSU ne de Güney Amerika Ulusları gibi projelerle yarışması gibi bir sorunu yok

BD: Serbest Ticaret Anlaşmaları, bölgenin birleşmesinde nasıl engel oluyorlar?

RZ: Ne yazık ki ticaret ve birleşme el ele gitmiyor. Eğer böyle bir şey oluyorsa da güçlünün zayıfı teslim alması ile oluyor. Aynı Amerika Serbest Bölge Ticaret Anlaşması (FTAA) veya IIRSA’da Brezilya’nın hegomanyacılığı bunlara örnektir. Mercosur’un en önemli sorunu serbest ticaretin kendisidir. Brezilya ve Arjantin arasındaki asimetrilik, serbest ticaret tarafından yaratıldı. Ne kadar çok serbest ticaret olursa eştitsizliklerde o kadar çok olur ve derinleşir.

BD: Bush hükümetin büyük anlaşmalar yerine bölgeye küçük anlaşmalarla yaklaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunlar FTAA gibi daha geniş anlaşmalardan daha mı tehlikeliler?

RZ: Daha tehlikeli olduklarını sanmıyorum ama aynı etkiye sahip olabilirler. Israrlı bir şekilde söylüyorum ki her şey Brezilya’nın izleyeceği tutuma bağlı. Eğer Brezilya büyük bir güç olmayı arzuluyorsa o zaman ABD ile ortak hareket edecek. Buda Brezilya’nın bölgedeki küçük ve orta dereceli ülkelerle çatışması demek. Ama Breziya Latin Amerikayı seçer ve güçlü bir blok kurarsa o zamanda ABD ile çatışması kaçınılmaz olacak. Tabi ki bunlar Brezilya’nın arzusu ile vereceği kararlar değil. Bunlar iç marketi finans market ile değiştirmekle olabilir. Lula şu ana kadar seçimini yapmadı ama zaman gelecek ki Lula bir karar vermek zorunda kalacak.

BD: Bu tür anlaşmalara karşı daha çok direniş görecekmiyiz?

RZ: Bilmiyorum. Ama bunun direniş için uygun bir zaman olduğunu sanmıyorum. Asıl sorun çözüm üretme öneri getirme zamanı. Gelecek ile ilgili asıl belirleyici olan bu.

BD: Tabare Vasquez iktidara geldiğinde Uruguay’daydım. Sevinç ve umut vardı ülkede. Ama Vasquez hükümeti sözlerini tutmadı ve bir çok sorun ile yüz yüze kaldı. Vasquez’i nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca Frente Amplio (su andaki Uruguay Devlet Başkanı) ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

RZ: İnsan Hakları ve ekonominin devamlılığı alanında değişiklikler var. Derin ve uzun vadeli değişiklikler çok az. Ülke neo-liberal sisteme alternatif olarak görünmüyor. Vasquez halkın desteğini almıştı ve önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde yine alacak çünkü onu gölgede bırakacak ne bir parti nede bir kişi var şu anda.

BD: Cochabamba’daki su savaşı ile Uruguay’daki suyun özelleştirmesi referandumunu karşılaştırabilirmisiniz? Benzerlikleri ve farklılıkları nelerdir?

RZ: Bana göre aynı konu (su) olması dışında hiç bir benzerlikleri yok. Cochbamba zaferle sonuçlanan başarılı bir başkaldırma ki toplum dışına itilmiş insanlar tarıfından kazanıldı. Uruguay’da sadece oylama ile sonuca gidildi ki daha çok bir refleksi bir karardı.

BD: Sosyal hareketler son altı yıl içerisinde seçim zaferlerinin öncüsü oldular. Sosyal hareketlerin bu zaferlerde kaybetikleri neler var? Bu “ilerici” hükümetler radikal değişikliklere kapılarını kapatıyorlamı?

RZ: Sosyal hareketler kaybetmediler, kazançlı çıktılar. İyi ki ilerici ve solcu hükümetler var. Çünkü bu hükümetler baskıcı değiller. Diyaloğa açıklar, bazen insanları dinliyorlar ve bazen de sosyal hareketlerin alacağı kararları alarak hayata geçiriyorlar. Tabi ki sosyal hareketlerin her taleplerini yerine getirmiyorlar. Ama devlet değil gerçek değişiklikleri yapan, büyük kitle eylemlikleri asıl değişiklikleri yapar. Derin değişiklikler yasalar ve kanunlar değildir, gazın veya toprağın bir avuç kişiden başka bir avuç kişiye geçmesi de değildir. Derin ve gerçek değişiklikler bunlardan daha farklı ve karışıktırlar. Örneğin kadınların dünyadaki konumu. Kadınlar iktidarı almadan dünyayı, kendilerini ve hayatı değiştirebiliyorlar. Kadınlar değişti zaman eve gidip temizlik ve yemek pişirme ile yaşamlarını harcamayacaklar artık ama gaz yeniden özelleştirme riski ile karşılaşabilir.

BD: Bölgede seçim zaferleri sonucunda kalıcı değişikliler olabileceğine inanıyormusunuz? Altan gelen bu sosyal hareketleri devlet dışındaki sistemin neresine koyuyorsunuz? Sosyal hareketlere neler olabilir?

RZ: Kalıcı değişiklikler oluyor. Neler olduğunu görmek için bir mahalleye veya bir topluma gitmeniz gerekmiyor. İşsizler, topraksızlar, yerli halk devlete bağlı olmaksızın kendi günlük yaşamlarını örgütlüyorlar. Günlük yaşamın çalışmaktan dinlenmeye kadar bir çok ihtiyacı, devlet kuruluşları aracılığı ile değil halkın kendi örgütleri aracılığı ile oluyor. Ben bunu yeni bir dünyanın sosyal harektler aracılığı ile doğuşu olarak niteliyorum. Bu yeni dünyayı yapabildikleri oranda kuruyorlar, ama kurarkende daha çok kendi hayalleri ve kültürlerini temel alarak yapıyorlar.

Kaynak: http://upsidedownworld.org/main/content/view/392/1/

 

Posted in Bolivya, Makaleler, Sosyal Hareketler, Uruguay | Leave a Comment »

Uruguay: Başkan Vázquez Sol’u Kandırıyor

Posted by lahy 16/07/2006

Başkan Vázquez ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalanması konusunda halen açık bir politika belirlemedi.

 

Pablo Long.

ABD’ye uyumlu politikalar izlenmesi ülkenin sol güçlerini kızdırıyor.

Mayıs ayında, iki önemli bakan, Başkan’ın ekonomik politikasında ki sağa kayıştan kaygılandıklarını bildirerek istifa tehditinde bulundukları zaman Başkan Tabaré Vázquez önemli bir engel ile karşılaştı.

Sol Vázquez’i — Uruguay’in 176 yıllık tarihinde ilk ilerici başkanı — ülkeyi IMF’nin yörüngesine soktuğu için ve uluslararası ekonomik uyum stratejilerini benimsediği için eleştirdi. En sert eleştiri çeşitli ilerici grublar ve sol partilerin oluşturduğu Açık Cephe’den geldi.

Uruguay’ın Sosyalist partisi’nin üyelerinden Mario Correa ” İktidara geldiğimiz zaman, yalnızca Açık cephe için değil bütün Uruguaylılar için yönetmemiz gerektiğini biliyorduk, ancak, sosyal politikaları herzaman meşru olmadığını söylediğimiz katı dış borç ödemelerinin arkasına itmek başka bir şeydir” dedi. Uruguay’ın dış borcu 12.8 milyar dolardır.

Correa Sol’un kendisi iktidarda olduğu için “sokaklarda protesto etmeyi artık hayal bile edemeyeceğini” söyledi.

Parti içindeki çatışmalarıın engelleme çabalarının bir neticesi olarak Açık cephe’nin 35.inci yıldönümü ve Vázquez’s iktidarının birinci yılı 1 Mart’da kutlanmadı.

Şubat ve Mart aylarında Ekonomi Bakanı Danilo Astori Uruguay’ın uluslararası mali kuruluşlara IMF’ye 300 milyon dolar ve Inter Amerikan Kalkınma Bankasına 630 milyon doları da içeren ödemelerini yapacağını duyurdu. Bu kararı tartışma için Uruguay meclisine yollamadı ancak Vázquez bu kararı destekledi.

Takdir ve eleştiri

IMF’nin Uruguay Ofis şefi Marco Piñón, duyduğu memnuniyeti gizlemedi: ” Yeni Uruguay önemli bir örnek; bir zamanlar akla gelmeyecek bir şeyi yapıyor” dedi.

Açık cephe’yi Liber Seregni ile birlikte kuran Gen. Víctor Licandro bu karardan bir memnuniyet duymadı.

Parti üyelerine önemli kararlar verildiğinde danışılmasını istediği açık mektubunda ” Açık cephe’yi bunun için kurmadık ve Tabaré’ye bunu yapsın diye oy vermedik” dedi.

27 Mayıs’da, Tarım Bakanı José Mujica Ekonomi bakanlığı çiftcilerin borçlarına karşılık kredi sağlamazsa istifa tehditinde bulundu. Bu olmadı ve bunun sonucu Vázquez hükümetinin iki önemli bakanlığı arasındaki bu uzlaşmazlığa müdahale etmek zorunda kaldı.

Mujica istifa etmedi ancak Vázquez, eşit gelir dağıtımı talep ederek, uzun yıllar iktidar da kalan sağcı Blanco and Colorado partilerini hatırlatan ” önce gelişmemiz lazım ancak o zaman adil bir gelir dağıtımı sağlayabilir” şeklindeki Astori’nin politiklarına karşı çıkan Açık cephe üyelerinin sert eleştirleri ile karşı karşıyadır.

Latin Ameirka ve Karayipler için ekonomik komisyonun bildirdiğine göre Uruguay nüfusunun en zengin yüzde onluk kesiminin geliri nüfusun yüzde 90’ının gelirinden ortalama 18 kat ve en fakir yüzde 10’luk kesimin gelirinden 34 kere daha fazladır.

Astori’nin politikaları yalnızca hükümet ile tarım sektörü arasında bir kriz yaratmadı. Mayıs ayı sonlarında emekli Uruguaylılar – yarısndan fazlası aylık asgari 100 ABD dolarına tekabül eden ayığı alıyor- sokaklara dökülerek emekli maaşlarının artırılmasını talep ettiler. Sağlık işçileri ve öğretmenler maaşlarının artırılmasının yanı sıra bu yıl bütçenin yüzde 3.5’unu teşkil eden eğitime harcanan miktarın artırılmasını talep ettiler.

Bu çerceve içinde, Açık cephe’nin bel kemiğini teşkil eden PIT-CNT işçiler sendikası’nın 22 Haz,iran’da genel bir grev düzenlemesine kimse şaşırmadı.

PIT-CNT görevilisi Marcelo Abdala, ” Ülkenin makro ekonomik politikalarında bir değişiklik yapılmasını istiyoruz ve ABD ile herhangi bir serbest ticaret anlaşması imzalanmasına karşıyız” dedi.

Artan şikayetler

Vázquez’in hükümeti çeşitli konularda eleştiriliyor: Haiti’ye ve başka ülkelere barış gücü için birlik yollanması, ABD ile ortak askeri tatbikatlara katılınması ve MERCOSUR’un parçalanması ihtimali konularında eleştiriliyor. En güclü eleştiri ise ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalanmasının mümkün olması konusundadır. Vázquez’in ABD ile bir serbest ticaret anlaşması imzalanmasını savunacak kadar sağa kayması solu kızdırdı.

Vázquez çeşitli kereler ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalanmasına taraftar olduğunu söyledi ve MERCOSUR’dan çekilme tehditinde bulundu.

Ancak, 29 Mayıs’ta PIT-CNT’nin Ulusal sekreterliğine, ABd ile serbest ticaret anlaşmasın imzalanmasının planlarında olmadığını söyledi ancak ”şimdilik” ibaresini kullandı.

Eğer Vázquez ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalamaya çalışırsa, Açık cephe’de bir bölünme olması kaçınılmazdır. Dışişleri bakanı Reinaldo Gargajo ve İçişleri Bakanı José Díaz bu konuda istifa tehditinde bulundular.

Savunma Bakanı Azucena Berrutti and komünist Sen. Eduardo Lorier aynı tehditte bulundular.

Haziran başlarında Açık cephe’nin en büyük üyesi Halkın Katılımı Hareketi, ABD ile bu yönde imzalanacak herhangi bir anlaşmaya karşı çıkacağı vaatinde bulundu.

Kaynak: ‘Latinamericapress

 

Posted in Makaleler, Uruguay | Leave a Comment »

Uruguay’da Kayıp Aileleri Gerçekleri Bilmek ve Adalet İçin Yürüdü

Posted by lahy 21/05/2006

Uruguayans Demand Truth and Justice
 

Montevideo: 20 Mayıs Cumartesi günü kayıp anneleri ve akrabalarının öncülüğünde binlerce Urugaylı sessizlik içinde, şehirin ana caddelerinde, '' gerçek, adalet ve hiç bir zaman askeri diktatörlük'' sloganları taşıyan pankartlar altında yürüdü. Cumartesi günkü yürüyüş, 1973-1985 askeri diktatörlük döneminde kaybolanların yakınlarının gerçekleri bilmek ve gerek Uruguay gerekse de komşu ülkeleri sarsan barbarca eylemlerde bulunanların cezalandırılması için düzenlediği 11 inci yürüyüş idi.

İşçi Konfederasyonu PIT-CNT lideri Luis Puig Prensa Latina'ya '' dokunulmazlık yasasısının kaldırılması'' için çalıştıklarını söyledi. Bu yasa insan haklarına karşı suçlar işleyenlerin Uruguay'ın sokaklarında serbestçe yürümesini sağlıyor.

20 Mayıs 1976'da, Milletvekilleri Zelmar Michelini (Frente Amplio) ve Hector Gutierrez Ruiz'in parçalanmış cesetleri (Partido Nacional) terkedilmiş bir araba içinde komşu Arjantin topraklarında bulunmuştu.

Tupamaro militanları Rosario Barredo ve William Withelaw'ın cesetleri de aynı araba içerisinde bulunmuştu.

Kaynak: Prensa Latina

Posted in Uruguay, İnsan Hakları | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: