latin amerikan haber yorum

Archive for Mart 2011

Chavez:”Suriye’de ABD parmağı var”

Posted by lahy 30/03/2011

Suriye’de gösteriler sürerken, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ABD ve diğer müttefiklerinin Libya’ya benzer bir plan uygulayarak ülkeyi işgal etmeye hazırlandıklarını iddia etti.

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Suriye’nin akıbetinin de Libya’ya benzeyebileceğini iddia etti. “İddialara göre barışçıl gösteriler başlıyor. Hemen ardından bazı ölüm haberleri geliyor ve Suriye lideri kendi halkını katletmekle suçlanıyor. Sonra Yankiler geliyor ve halkı kurtarmak için onların üzerine bomba yağdırmak istiyor. Bunu bir düşünün” diyen Chavez, bu senaryonun bir ülkeyi işgal etmek için uygulanan yeni strateji olduğunu belirtti.

Venezuela’nın bu stratejiyi 11-12 Nisan 2002’deki ABD destekli darbe girişiminden hatırladığını vurgulayan Chavez, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın “bir diktatör olmadığını” söyledi. …………………(soL – Dış Haberler)

Posted in Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Chavez Güney Amerika ülkeleri arasında ön entegrasyon turuna çıktı

Posted by lahy 28/03/2011

Karakas, (Prensa Latina) Başkan Hugo Chavez, Pazar günü Latin Amerika ülkelerini kapsayan bir tura başlayacak. Chavez’in bu tur kapsamında Arjantin, Uruguay, Bolivya ve Kolombiya ile bölgesel entegrasyon ve karşılıklı anlaşmalar yapmaya dönük görüşmeler yapması planlanıyor.

Chavez, bu duyuruyu Cumartesi günü, Şubat 1992’de kendisinin önderlik ettiği bir askeri isyan sonrasında girdiği hapisten çıkışının 17. yıldönümünün kutlama töreninde yaptı.

Resmi kaynaklara göre Chavez, Arjantin’de mevkidaşı Cristina Fernandez ile görüşecek ve La Plata üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nden sosyal iletişime yaptığı katkılar nedeniyle bir plaket alacak.

Başkan bunun dışında tarım, bilim ve endüstriyel işbirliği alanlarındaki gelişmeleri değerlendirecek ve Arjantin’de bir gaz dönüşüm santralı inşa edilmesi konusunda bir anlaşma imzalayacak.

Uruguay’da, Chavez ve mevkidaşı Jose Mujica enerji ve tarım alanındaki işbirliği mekanizmalarını değerlendirecekler.

Bolivya’da, Chavez’in Başkan Evo Morales’in temelini atacağı bir termoelektrik santralinin temel atma törenine katılması, La Paz’da petrol aramaya dönük bazı anlaşmalar imzalaması ve Morales ile birlikte 11. Zirvesini 3 Nisan’da Karakas’ta yapacak olan entegrasyon öncesi bir blok olan Amerikan Halkları İçin Bolivarcı İttifak (ALBA) açısından dünyada son dönemde gerçekleşen olayların bir değerlendirmesini yapacaklar.

Kolombiya’da mevkidaşı Juan Manuel Santos ile yapacağı 3. resmi görüşme ile bir önceki Kolombiya devlet başkanı Alvaro Uribe döneminde ciddi hasarlar gören karşılıklı ilişkileri geliştirmeye dönük görüşmeler yapması bekleniyor.

Chavez’in bu turu Güney Ulusları Birliği’nin (UNASUR) resmi kuruluşu ve Karakas’ta yapılacak olan Latin Amerika ve Karayip devletlerinin birliğine yönelik zirve toplantısı öncesinde bir hazırlık turu olarak önem taşıyor.

Posted in Venezuela | 1 Comment »

Brezilya:Obama karşıtı gösteriye polis saldırısı

Posted by lahy 21/03/2011

18 Mart Cuma günü Rio de Janeiro şehrinde ABD başkanı Barack Obama’nın Brezilya’yi ziyaretini protesto için ABD Elçiliğinin önünde sol partiler, örgütler ve CUT, Conlutas gibi sendikalar tarafından düzenlenen protesto gösterisine polis saldırdı. Gözyaşartıcı bomba ve plastik kurşunlar kullanan polis 13 göstericiyi gözaltına aldı.

Tutuklananlar arasında 18 yaşının altında bir genç ile 69 yaşında bir emekli de bulunuyor. Gözaltına alına göstericiler yüksek güvenlikli hapishanaye götürüldü; bazıları ise kriminallerin bulunduğu bölümlere sevk edildi.

Dilma Rousseff hükümetinin göstericilere karşı orantısız güç kullanması ABD yanlısı bir hareket ve solun büyümesinin engellemek için atılmış bir adım olarak görülüyor. Göstericiler sivil bir polisn ABD eliçiliğine molotof kokteyli atarak polis saldırısına zemin hazırladığını söyledi.

Posted in Brezilya | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Haiti eski devlet başkanı Jean=Bertrand Aristide geri döndü

Posted by lahy 19/03/2011

7 yıl önce ABD ve AB güçleri tarafından zorla görevinden alınarak sürgüne yollanan Haiti eski devlet başkanı Jean-Bertrand Aristide geri döndüğü Haiti’de sevinç gösterileri ile karşılandı.

Haiti’nin eski devlet başkanı Jean-Bertrand Aristide, ve eşi Mildred, Güney Afrika’da sürgünde yedi yıl harcadıktan sonra Port-au-Prince şehrine geri döndü.

Jean-Bertrand Aristide’nin dönüşü yapılacak başkanlık seçimlerinin ikinci turundan 48 saat önce gerçekleşti.

Görevinden iki kez alınan tek Haiti devlet başkanı olan Aristide kendisini karşılayanlara teşekkür ederek şiirler içeren bir konuşma yaptı.

Aristide, 2004 Şubat ayında görevinden alındıktan sonra Haiti’de politik durum giderek artan bir şekilde kontrol edilemez hale geldi. Gecen yıl gerçekleşen 300,000 kişinin öldüğü deprem sonrasında ada, ABD tarafından desteklenen ve finanse edilen yönetici kesim ve oligarşi tarafından yönetilemez hale geldi.

Aristide, “Depremden bu yana çadırlarda yaşayanların aşağılanması bütün Haiti halkının aşağılanmasıdır” dedi.

Haitililer için Aristide ABD’ye kafa tutan ve yoksulların sözcülüğünü yapan halkçı bir lider olarak kalıyor. ABD, Aristide’nin seçimlerden önce geri dönmesine karşı idi.

Geri dönen Aristide’ye ABD’li siyah aktör ve insan hakları savunucusu Danny Glover eşlik etti.

Güney Afrika hükümeti ve geri dönüşünü sağlamak için çalışanlara teşekkür eden Aristide, partisi Lavalas’ın seçim sürecinden dışlanmasını eleştirdi ve ”ülke sosyal dışlamanın olmadığı onurlu bir eğitime ihtiyaç duyuyor” dedi.

Haiti’nin seçim felaketi -Alexander Main


Posted in Haiti | 1 Comment »

Direniş, Örgütlenme ve Ruhanilik: Zapatista Kadınları Mücadelelerini Yeniden Tasarlıyor – Sylvia Marcos

Posted by lahy 10/03/2011

“Giyinişimizle, konuşmamızla, yönetme ve organize olma biçimimizle, dua etme, kolektif çalışma şeklimizle, dünyaya olan saygımızla, kendimizi onun bir parçası olarak kavradığımız doğa anlayışımızla tanınmak ve saygı görmek istiyoruz”. [i]

Sylvia Marcos

Meksika meclisine o gün seslenen ikinci kadın olan Maria de Jesus Patricio, diğer adıyla “Marichuy”, en büyük yerli siyasi gruplar ağı olan CNI’yi temsil ediyordu. Konuşmasında kadın haklarına saygı gösterilmemesine sadece yerli topluluklarda rastlanmadığını üzerine basarak tekrarladı. Bu sırada salondan alkışlar yükseldi. “(…) geleneksel âdetler toplum içindeki yerli kadınların haklarına zarar veriyorsa, bunun sadece yerli halkları ilgilendiren bir sorun olmadığını düşünüyoruz. Sadece bu bölgelerde yaşanan bir sorun değil, tüm toplumda tezahürünü görebildiğimiz bir problemle karşı karşıyayız.”[ii]Konuşmasının devamında Marichuy , sözlü geleneğin getirdiği hitabet yeteneğini kullanarak, iyi olan, takdir gören “usos y costumbre”leri ( örf ve adetlerini) saymaya başladı: “Umumî işleri kotarmak için kolektif işbirliklerinin kurulması, ritüellere katılan kadınların spiritüel liderlikler üstlenmesi, iktidar ve varlık elde etmekten ziyade topluma hizmet etmek için siyasi temsilcilik görevlerinin üstlenilmesi, yaşlıların bilgeliğine saygı gösterilmesi ve mutabakata dayalı karar alma mekanizmaları.” Bunun ardından yerli kadınların durumunu kötü etkileyen baskıcı yargı sistemini ve bunu çevreleyen din kurumlarının etkilerini dile getirdi.[iii]

2002 yılının aralık ayında şöyle denmişti: “Amerika kıtasının yerli kadınlarının Birinci Zirve’sinde yapılan nihai açıklamayla getirdiğimiz talepler şunlardır: Devletler kendi kamusal politikalarında bizim dünya görüşümüze, özellikle de ritüel törenlerimize ve kutsal yerlerimize saygı göstermeli… Farklı mezhep ve dinlerden talebimiz, yerli halkların inanış ve kültürlerine saygı göstermeleri ve bizi, ruhaniliğimizle çatışan dini vecibelere zorlamamalarıdır.”[iv]

Orta Amerika’da yaşayanlar eski geleneklerini, içine düştükleri toplumsal-siyasi değişikliklere karşın koruyor ve yeniden canlandırıyorlar. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan yerli halklar, dünyayı algılamak konusunda kendi terimlerini geliştirdikleri bir medeniyet kurup yaşattılar. Onu kıtanın sömütgeleştirilmesi boyunca korudukları gibi günümüzde de korumayı sürdürüyorlar, sembolik ve dini evrenlerini yorumlamak için haklarına sahip çıkıyorlar. Bu yeni ruhaniliği tarihsel bağlamda değerlendirmek için, tarihsel ve etnografik metodolojilerin ötesine geçmek ve bu dini ve toplumsal cinsiyetçi [gender] rollerin dayandığı felsefi düzlemi sürece dahi etmek gerekir. Bu sayede Orta Amerikalı halkların, kendi kozmoslarını nasıl algılayıp kurduklarını ve onu bir dişil‑eril ikiliğe oturttuklarını görmek mümkün olacaktır. Buradaki iddiam, bugünün çağdaş koşullarına adapte oluyor olsalar da, Latin Amerika yerlileri için yerli bilme şekillerinin özelliklerinin verdikleri mücadelenin görünmeyen boyutlarını açığa çıkarıyor olduğudur. Bu açık paradoksun tam manasıyla anlaşılabilmesi için, birbirini dışlayan ikili kategorilere dayanmayan bir epistemik evrenin “ötekiliği” kabul edilmelidir.[v] Yerliler, tezatların tek potada birleşmesini tutarlı bir olgu olarak algılamaktadır. “Yerli ruhaniliği” ve toplumsal cinsiyetçi ikiliğin derin karmaşıklığını çözmek, bu yeni ruhaniliğin içerdiği sömürgecilikten kurtulma çabalarının nasıl işlediğini ve Orta Amerika halklarının yüzyıllar sürmüş tutsaklıklarını nasıl “ruhani” bir dini düzleme taşıyabildiklerini bize gösterir. Bu düzlem, yerli halkların toplumsal adalet için verdikleri siyasi mücadeleyle yakından ilişkili ve bağlantılı olmanın yanı sıra karşılıklı olarak da birbirine bağımlıdır.

Birkaç yıl önce, çığır açan kitabı Meksika ve Orta Amerika Yerli Ruhaniliği’nde Gary Gossen, ruhanilik kavramını şöyle tarif etmişti: “…Anahtar kelime olan ruhanilik, ‑çeviri vasıtasıyla- (yerli) inananların ve uygulayıcıların içsel durumlarını, dünya görüşünü ve kozmolojisini dile getirmeye çalışır.”[vi]

On küsür yılın ardındanbirden fazla yöneticisi olan yerel kadın grupları ağı, Birinci Zirve’de bir araya geldi ve ruhanilik kavramını, artık çeviri gerekmeksizin içselleştirdi. Bu sözcüğü kullanarak hem dinî gelenek ve icralarının resmedilişine (batıl inanç değilse, cahil ve geri kalmış) meydan okuyor, hem de kozmolojileri ve dünya görüşleri yoluyla kendi inançlarına (“ruhanilik”) karşı saygı gösterilmesini talep ediyorlar. Buradan itibaren, bugünün yerli kadınlarının adalet mücadelesi ve kendi eğitim ve ruhanilik haklarını şekillendirdiği biçimiyle Orta Amerika kozmolojisinin bazı temel unsurlarını değerlendirmeye çalışacağım.

Aynılık ya da Eşitlik – İkilik

Kadın ve erkeği birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak gören bir felsefi mirasın varisleri olan yerli kadınlar kozmolojik birikimlerini ifade etmeye uygun ifade olarak la paridad üzerinde mutabakata varmıştır: Aynılık. Başka bir deyişle “aprendiendo a caminar juntos”, yani birlikte yürümeyi öğrenmek!

Eski Meksika’da dişil‑eril ikili birlik, evrenin yaradılışında, türemesinde ve iyileşmesinde ve sürdürülebilmesinde büyük öneme sahipti. Dişil ve eril olanın tek kutuplu bir ilke içerisinde erimesi, Orta Amerika düşünme biçiminde sürekli karşımıza çıkan bir niteliktir. Hem tekillik hem de ikiliği içeren bu ilke, en üst Yaratıcı olan ve adı “Çifte Tanrı” ya da “İkili Tanrılık” anlamına gelen Ometéotl başta olmak üzere tanrı ve tanrıçaların çiftler halinde temsil edilmesiyle tezahür eder. On üçüncü gök kubbenin ardında bulunan Ometéotl dişil-eril bir çift olarak tasavvur edilmiştir. Bu üstün çiftten doğan diğer ikili tanrılar da doğal fenomenleri vücuda getirirdi. Örneğin Thompson, Maya dinideki Itsam Na ve partneri Ix Chebel Yax’tan söz eder.[vii] Las Casas, Izona ve eşinin oluşturduğu çiftten bahseder[viii]; Diego de Landa’ysa da Itzam Na ve Ixchel’e tıbbın tanrı ve tanrıçası diye atıfta bulunur.[ix] Michoacan bölgesi sakinleri için yaratıcı çift Curicuauert ve Cuerauahperi’ydi.

Omecihuatl ve Ometecuhtli, İkili Tanrı Ometéotl’un dişil ve eril yarılarını temsil eder. Kadim Nahua mitoslarına göre bu iki tanrı büyük bir kavgaya tutuşmuş, bu esnada tabak ve çömlekler kırmış ve yere çarpan her çömlek parçasından yeni bir çifte tanrı meydana gelmişti. Bu efsane kimi araştırmacıya göre tanrıların çokluluğunu açıklarken, aynı zamanda ilk ikili tanrının diğer ikiliklere nasıl can verdiğini de gözler önüne seriyor. Bu durumda her daim var olmuş ve tüm evrene yayılmış bir ikilik olan toplumsal cinsiyet, tüm fenomenlerden sorumlu çoklu özgül ikilikleri “doğuran” olarak görülebilir.

Orta Amerika’nın her yerine nüfuz etmiş olan yaşam/ölüm ikiliği, aynı ikili gerçekliğin iki farklı unsurudur. Bunu Tlatilco’da bulunmuş ve başının bir yarısı yüz, diğeriyse kurukafayla temsil edilmiş bir figür örneğinde açıkça görebiliriz. Kozmos düzeyinde güneş ve ay, bir eril‑dişil mütekabiliyeti olarak kabul edilmektedir.[x] Benzer şekilde yeni doğan bebeklerin törensel yıkanmasında, dişil ve eril sulara başvurulur.[xi] Kozmik ikiliği başka yerlerde de görebiliriz; örneğin mısır dönüşümlü olarak hem dişil (Xilonen-Chicomeocoatl) hem de erildi (Cinteotl-Itztlacoliuhqui).

Kozmosun aslî düzenleyici gücü olan ikilik, zaman ölçümüne de yansımıştır. Zaman iki takvim tarafından sürdürülür: Biri, insan gebelik döngüsü ile ilişkilendirilmiş olan 260 günlük (13×20) bir takvimdir[xii], diğeri ise 360 günlük (18×20) bir tarım takvimidir.[xiii] Bu takvimi astronomik takvime adapte etmek için 5 gün eklenmiştir. CNMI üyesi bir kadın olan Candide Jimenez’in de dediği gibi “La dualidad se da.” İkilik içinde yaşıyoruz; ritüellerde, dizilerde, ortak yaşamımızda…[xiv]

Hem Frances Karttunen hem de Gary Gossen, Orta Amerikan ikiliğini dinamik olarak tanımlar.[xv] Diğer yazarlar, zıtların kutupsal düzenlemesine ikiliğe koşulların veya hareketin kesin bir “tersinirlik” veren bir bütünleyicilik ekler. Akıcılık çift kutupluluğun kapsamını, feminen ve maskülene daimî değişken bir doğa vererek derinleştirir. Akıcılıkla birlikte feminenlik her zaman maskülenliğe ve zıddına da nakil hâlindedir.

Akışkan Gerçeklik

Böylesine iyi yapılanmış bir evrende piramit benzeri bir “hiyerarşi” düzenine ve katmanlaşmaya yer olamaz. Sayısız Nahua anlatısında, ilamatlatolli’ye de (yaşlı bilge kadınların söylevleri) baksak,heuhuetlatolli’ye de (yaşlı erkeklerin konuşmaları), ya da tanrı çiftlerinden bahseden kaynakları da incelesek, bir tarafın diğer taraftan “üstün” olduğu şeklinde bir çıkarıma varamayız. Aksine, bu kavramsal evrenin dayanağı olan bir nitelik de ikiliklerin gözler önüne serilmesi gibi görünmektedir. İkiliklerin bu şekilde işlenişi, gökte, yerde ve hatta yerin altında ve evrenin dört bir köşesinde kendini gösterir. Süregelen bu çözülme her zaman hareket halindedir ve asla katı bir şekilde katmanlaşmış veya sabitlenmiş değildir. Böylece ikilik, tüm evrenin içine işler ve her nesnede, durumda, ilahta ve bedende izini bırakır.

EZLN – Ejército Zapatista de Liberación Nacional (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) sahneye çıktıktan sonra “kadın hakları” kavramı Chiapas’a geldiğinde, yerli kadınlar eşitlik ifadesini sürekli duyar oldular. Bu sürece destek olmak için oraya gelmiş olan yardımsever kadınlar tarafından talep edilen eşitlik, yerli kadınlar için hiçbir şey ifade etmiyordu. Orta Amerika evren bilincinde eşitlik diye bir kavram yer almaz. Bu bilinçte, tüm evren, birbirini –farklılıkları aracılığıyla- dengeleyen unsurlar sayesinde var olmuştur ve böylece denge yaratılır.[xvi] Bu denge sürekli değişim halindedir.[xvii] “Eşitlik” ise sabitlik, hareket etmeyen bir şey gibi algılanır. Dahası, iki varlık asla aynı olmak yoluyla eşit olamaz. Bu ikilik kavramı günlük yaşamlarında ve ritüellerinde böylesine yer etmişken, eşitlik yerli kadınlar için çaba sarf edilecek bir kavram değildir.[xviii] Yerli hareketinin içinde bulunmuş olanlarımız görmüştür ki “caminar parejo” (beraber yürümek), yerli kadınların erkeklerle olan ilişkilerini yürütürken kullandıkları metafordur. Denge kavramı, eşitlik kavramına bir alternatif teşkil etmeye başlamıştır.

Toprak Anamız/Kutsal Toprak: Bir İnanç

Sık sık yerli halkların yurt, toprak ve arazi talep ettiklerini duyarız. Bu talep dünya üzerindeki her yerli halkın temel hak iddiası gibidir. “Yerli halkların hayatta kalmaları, ayrılmaz bir şekilde toprakla bağlantılıdır.”[xix] Peki ama yurt ve toprak talebi ne demektir? Yerli kadınlar için toprakla olan ilişkilerinin birden fazla anlamı olduğu çıkarılabilir. Toprağın, ana olarak sembolize edilmesi kadınları ona bağlar. Kadınlar dünyanın beden bulma aracı ve üreyicileridir. Comandanta Esther yakın zamanda Kongre’de yaptığı konuşmada bunu şu şekilde ifade etmiştir: “Toprağa olan saygımızın ve yaşam anlayışımızın başkaları tarafından tanınmasını istiyoruz; toprak doğadır ve biz de onun parçasıyız.”[xx] Kendine has İspanyolcasıyla yaptığı bu konuşmada çok karmaşık bir toprak kavramı ortaya çıktı. Bir kere her şeyden önce toprak bir varlıktı. Nurio, Michoacan’daki Ulusal Yerli Halklar Kongresi’nde yerli bir kadın şöyle konuştu: “Tüm nehirlerimiz, tüm ağaçlarımız, toprağımız, oldukları gibidir… hala canlıdırlar.”[xxi] Toprak canlıdır; varlıklara nasıl saygı duyuyorsak ona da saygı duymamız gerekir. Bolivya ve Ekvador gibi bazı Latin Amerika ülkelerinin yenilenmiş çağdaş anayasalarında toprak, hakları olan bir tebaa kabul edilmektedir.

Kuzey ve Güney Amerika’daki yerli halkların yaşam görüşlerinde yer bulan, yeryüzünde yaşayan “insandan öte” varlıklar üzerine yapılan araştırmalar, bu yoruma bir arka plan teşkil eder.[xxii] Orta Amerika mitolojisinin büyük kısmında dünya kutsal bir yerdir.[xxiii] Dişil olan dünya, verimli bir ilahtır. Üzerinde yaşayan insanların başlarına gelen tehlikeleri ve kötülüğü de barındırır. Dünya aynı zamanda kaygan ve korku verici bir yerdir.[xxiv] Klasik iyi-kötü ikiliğiyle algılanır. Doğaüstü bir varlık olarak, yaptığınız işlere göre size zarar da verebilir, fayda da sağlayabilir. EZLN’nin şair subcommandante’si Marcos, bunu şöyle ifade eder: “Bu yerli halklar toprağın ana olduğunu söylerler; derler ki toprak, kültürel dölyatağıdır, onun içinde yaşar tarih, onun içinde yaşar ölüm.”[xxv]

Yerli halkların dünyaya bakış açısı aynı zamanda ahlaki nitelikler de taşır ve ahlaki düstur der ki kişi her koşulda çok dikkatli hareket etmelidir. Yerli halktan Maya Manuel Gutienez E. çağdaş Hıristiyanlar hakkında şöyle söyler: “…kadim…inancın varisleri olarak…kurtarıcı bir umuttan çok tedbirli bir beklentiyle şekillenen, ihtiyatlı bir inanç geliştirdiler…”[xxvi]

Toprağın yerli kadınlardan gördüğü bu hürmet ve inanç, nadiren dikkate alınır. Genellikle toprak sahibi olma ya da miras olarak toprak edinme kavramlarına indirgenir. “Toprak” sanki yalnızca bir malmış gibi dillendirilir. Bugünün dünyasında bir toprak parçasına sahip olabilirsiniz ya da yerli kadınlar toprak sahibi olma ya da miras yoluyla toprak edinmeyi ister. Yerli halkları ortak mülkiyet hakkından mahrum bırakan bir toplumda bu talep anlaşılırdır ve zaruridir.

Ancak yerli kadınlar toprağa, köklerinin salındığı yer, kutsal bir mekan, benliklerine işleyen bir sembol olarak sahip olma hakkı talep etmektedir. Zirve’de yerli kadınlar bildirgesinde şöyle yazıyordu: “Hükümetlerin Toprak Anamızın değerine ve yerli halkların atalarından kalan toprakla olan ruhani ilişkilerine saygı duymalarını talep ediyoruz…”[xxvii]

İtaat Ettiğimiz Önderlik (Mandar obedeciendo)

Bu deyim gerçekte ne anlama geliyor? Hangi kültürel etkilerden kaynaklandı? Lenkersdorf bunun Zapatista’lar tarafından yaratılmadığını söylüyor.[xxviii]Bu deyim Chiapas’daki Tojolabal Maya Yerlilerinin sıradan bir tabiridir ve 1970’lerde derlenen Tojobal-Espanol-Tojobal sözlüğünde yer alır. Açıktır ki, bu deyim sözlükten eskidir. Lenkersdorf’a göre, bu deyim Zapatista’ların atalarından kalma bilgece Maya fikir ve deyimlerini – özellikle Tojobal grubunun eski deyişlerini – ulusal siyasal tartışmaya nasıl dâhil ettiklerinin bir örneğidir.

Ama mandar obedeciendo deyimine dönersek, bu bazı eleştirmenlerin iddia ettiği gibi, gerçekten de birinin diğerine kumanda ettiğini, birinin diğerine tabi kılındığını mı ima eder? Lenkersdorf bu deyimin derin anlamını çözmeyi sürdürür.[xxix] Özgün Maya deyiminin çevirisi şöyledir: “Yetkililerimiz komut alır.” Ortak, topluluksal “biz” komutları verendir. Bu “biz” en üst yetkilidir. Başka bir anlam düzeyi, “bu toplulukta yetkililerimizi kontrol eden biziz.” Tojolabal dilinde, yönetmek “iş” anlamına gelir: yönetenler, “çalışanlardır.” Bazen, bu deyim biraz değişir ve şu anlama gelir: “topluluğun yetkilileri-çalışanları.” Bu topluluksal “biz” içinde herkesin bir işlevi vardır. Bu ufki(yatay) bir topluluktur, ama herkesin işlevi aynı değildir. Kilise başkanları, yerel yönetim temsilcileri vardır. Herkesin, en yüksek yetkili olan topluluksal “biz” denetiminde kendi özgül görevi vardır.

Gördüğümüz gibi, bu topluluklarda mandar (komuta) kavramı tamamen farklı bir kavramdır. Azami yetke olarak bu ortak “biz” bazı kişilerin onlar adına konuşmasına karar verebilir. Lendersdorf der ki, sorun, Mayaların usullerinden tamamen habersiz olan (Meksika) egemen toplumunun bu sözcüleri önder sanmasındadır. Bunlar önder değildir, yalnızca topluluksal “biz” tarafından seçilen sözcülerdir. O zamana kadar bilinen sözcüler konuşmadıysa, bu topluluksal “biz”in sessiz olduğu anlamına gelmez. Örneğin, Zapatismo’nun ulusal sahneye çıktığı yedi yıldan beri, birçok farklı (kadın) sözcü duyduk. Bir süreliğine seçilen Ramona oldu. Ana Maria da bir süreliğine görünür oldu, sonra Comandanta Trini geldi ve sayısız başka kadın belirdi ve kayboldu. Şimdi Comandanta Fidelia, Yolanda’yı duyuyoruz. Denilebilir ki, hepsinin mazhar olduğu kabulle, gözükmeye, önderlik etmeye, yönetmeye devam etmeleri gerekir, ama mevcudiyetlerinin temeli bu değil. Meksika Kongresinde evvelce dikkatimizi çekmemiş olan iki kadın duyduk: Commandanta Esther ve Maria de Jesus Patricio. “Birçok yapıyı topluluksal örgütlenme düzeyinde tanılayabiliriz… bilginin yaratılması ve yeniden yaratılması için örgütlenme – ruhani yaşam da buna dahildir.”(s. 174)[1] Topluluksal “biz” (kadın) sözcülerini seçer. Esther, milletvekilleri karşısındaki sunumunda, bunu şöyle ifade etti: “Biz kumandanlarız (İspanyolca dişil haliyle), topluluksal olarak kumanda edenler, halklarımıza itaat ederek kumanda edenler.”[xxx]

Kalbimizle Düşünüp Örgütlemek

Yerli kadınların taleplerinde merkezi konumda olan bir sözcük varsa, o da corazon’dur, “kalp.” Kalp (Lopez Austin’e göre teyolía[xxxi]) en yüksek entelektüel etkinliklerin mekânıdır. Hafıza ve akıl orada yaşar. Kalp duygulara ve aşka bir gönderme değildir; yaşamın kökenidir. Chiapas’taki Maya yüksek toprakları hakkındaki klasik bir etnografya eseri, Calixta Guiteres-Holmes’un Perils of the Soul’u (Ruhun Tehlikeleri), kalbin bölge insanları için ne ifade ettiği konusunda çok açıktır. Kalp tüm bilgeliğe sahiptir, hafıza ve bilginin mekânıdır, “algılama onun aracılığıyla gerçekleşir.”[xxxii]

1997’de Oaxaca’daki Birinci Ulusal Yerli Kadınlar Kongresinde, yaklaşık beş yüz yerli kadın hep bir ağızdan dedi ki: “Grabar en nuestros corazones” [Kalplerimize nakşedin]. Hafızanın bu mekânında kadın ve yerli halk olarak hakları hakkında tüm öğrendiklerini tutuyorlardı.[xxxiii] 1995’de, Comandanta Ramona CCRI Comandancia General del Ejercito Zapatista de Liberacion Nacional’den bir mesaj gönderdi: Meksika halkına, Meksikalı kadınlara, ülkemizdeki herkese sesleniyorum.” Mesajının sonunda, dedi ki: “Tüm kadınların kalkmasını ve hepimizin hayal ettiği özgür ve adil Meksika’yı inşa edebilmek için örgütlenme gereksinimini kalplerine ekmelerini istiyorum.” Açıktır ki, kalp iş ve örgütlenmenin mekânıdır. Yalnızca duygular ve heyecan örgütlenmeye yetmez.[xxxiv] Lendersdorf der ki, Tojolabal’daki sanatların belirleyici özelliklerinden biri “kalbin düşündüğünü ortaya çıkartmalarıdır.”[xxxv] Düşüncenin mekânı olarak gene kalpten söz ediliyor, kafadan değil.

Şimdi de Comandanta Esther’in 28 Mart 2001’de Camara de Diputados’taki konuşmasına bakalım. Şöyle dedi: “Onlar [milletvekilleri] aklı kendi yanına almış olan bir dünyaya, uzamlarını, kulaklarını ve kalplerini açtılar.” Kalp kendini akla açar. Kadınlar “kalp” kavramını kullandığı zaman, bunun derin içerimlerini kaçırabiliriz. Bu onlar için yaşamın merkezidir, aklın, hafızanın merkezi. Ne kadar sevgiyle çevirsek de, söylemlerindeki kalbe olan göndermeyi, salt heyecan olarak duygusallaştırmayalım, sömürgeleştirmeyelim ya da indirgemeyelim. Bu istemeden etnosantrik yorumlamalara götürebilir. Örgütlenmek için bir araya geldiklerinde, şöyle derler: “Sa siente fuerte muestro corazon” “Kalbimiz kendini güçlenmiş hissediyor” (kişisel iletişim).[xxxvi]

Zirvede sunulan belgelerden biri diyor ki: “atalarımızın seslerini olduğu kadar ruhsal seslerimizi de dinleyen kalp hakkındaki kadim bilgiye göre kimliğimizi yeniden inşa etmeyi kendi kendimize öneriyoruz…”[xxxvii]

Tüm Varlıkların Karşılıklı İlişkililikleri: Dünyada Var Olma Halleri

Orta Amerikalılar için, dünya “dışarıda bir yerlerde,” onların dışında ve ayrı oluşmuş değildi. Onların içindeydi hatta onları kat ediyordu. Eylemler ve sonuçları, “Ben”in çevresinden çözümsel olarak soyutlanabileceği Batı düşüncesinde olduğundan çok daha tertipliydi. Üstelik bedenin geçirgenliği evrenin özündeki geçirgenliği, maddesel ve maddesel-olmayan arasındaki sürekli geçişin karakterize ettiği bir varoluş düzenini tanımlayan tüm “maddi” dünyanın geçirgenliğini yansıtıyor. Bu kavramlaştırmada, evren tam anlamıyla geçirgen bir bedenselliğin tamamlayıcılığı olarak ortaya çıkar. Klor de Alva şöyle yazar: “… Nahua’lar çok boyutlu varlıklarını bedenlerinin ve etraflarındaki fiziksel ve ruhsal dünyanın ayrılmaz bir parçası olarak tahayyül ettiler.[xxxviii]

Nahua’nın “kavramsal varlığının” Conquista (Güney Amerikanın Fethi) sırasında Hıristiyanınkinden çok daha az kısıtlı ve “ötekilerle, bedenle ve ötesindeki dünyayla fiziksel ve kavramsal bütünlük” oluşturmaya daha fazla eğilimli olduğunu ekler. [xxxix]

Comandanta Esther’in deyişiyle yeryüzü hayattır, doğadır ve hepimiz onun bir parçasıyız. Bu basit deyiş, Orta Amerika kozmos kavrayışının tamamlayıcılığı içinde bütün varlıkların birbiriyle bağlantılı olduğunu ifade eder.[xl] Varlıklar birbirinden ayrılamaz. Bu temel ilke bugün yerlilere ait tıp sistemlerinde, ayrıca ilk tarihsel ana kaynaklarda tutarlı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır.[xli] Bu ilke, insan kolektifliğinin, herhangi bir bireyselleşmenin çok zor olduğu çok özel bir biçimini oluşturur.[xlii] “Ben” çevresindekilerden soyutlanamaz. İçerisi ile dışarısı arasında daimi bir geçiş vardır.[xliii] Lenkersdorf Tojolabal dilindeki (Chiapas’ta bir Maya dili) bir ifadeyi yorumlar: “Lajan, lajan aytik” “estamos parejos”, yani “hepimiz özneyiz.” Lenkersdorf’a göre bu deyiş, Tojolabal kültürünün temelinde yatan “öznelerarasılığı” ifade eder.[xliv] Bu deyiş bizi yerli kadınların tercih ettikleri, yukarıda bahsettiğimiz terime de götürür. Yerli kadınların eşitlik üzerinde değil de “benzerlik” (parity, caminar parejos, la paridad) üzerinde ısrar etmeleri ortak miraslarından, kendi kozmos kavrayışlarına daha iyi uyan alternatif toplumsal cinsiyet kavramları aldıkları anlamına gelmektedir.

Bugün Orta Amerika’da yerli kadınlar tarafından yeniden üretilen bu yaygın ruhani ve kozmolojik göndermeleri incelediğimizde, hepsinin özünde şunun olduğu görülmektedir: Evrendeki herkesin ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olması. Yeryüzüyle, gökyüzüyle, bitkilerle ve gezegenlerle bağlantılı kadınlar ve erkeklerin öznelerarası niteliği. Comandanta Esther’in yasa yapıcılar karşısında “bize hayat veren, bizim doğamız olan” yeryüzünü savunmasını başka nasıl anlayabiliriz? “Mandar obedeciendo”nun birinin diğeri üzerindeki dayatması olmamasını başka türlü nasıl yorumlayabiliriz? “Biz”in aynı zamanda “ben” olmasını? Kolektif özneler olarak cemaatlerin bir birliği yansıttığını?

Son Düşünceler

Yerli kadınların atalarının dini mirasını canlandırma yönündeki girişimleri, sömürgeleşmeyi çözen bir çabadır. Önceki esaretlerin çökertilmesiyle, atalarının ilham verdiği bir direniş ufkunu yeniden yaratmaktadırlar. Atalarının ekonomik, siyasi ve kültürel alanda mustarip olduğu itaat ettirmenin şiddetini reddederek bir kurtarıcı bir etik ileri sürmektedirler. Onların seslerinden tekrar tekrar duyduğum bir deyişle bitireyim: “Adalet istemeye geldik, merhamet değil, sadece adalet!” “Biz Zapatista kadınları yorulmuş ya da yılmış değiliz… Mutluyuz, çünkü mücadelemize devam edeceğiz.”

Not: Bu yazı kolektif bir çeviri çalışması ile tercüme edilmiştir. Kaynak:Yeşilgazete

Çevirmenler:

Ebru Kılıç

Esen Gür

Mehmet Moralı

Turan Cavlan

Ogün Duman

[1] Sayfa numarası 174 değil, 17 olmalı, gönderme de First Indigenous Woman Summit of Americas (Birinci Amerikalar Yerli Kadınlar Zirvesi) op. Cit.

[i] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,”, Perfil de la Jornada IV içinde, 29 Mart 2001.

[ii] “La mujer frente a los usos y costumbres,” Perfil de la Jornada VII içinde, 29 Mart 2001.

[iii] Age.

[iv] Amerika Kıtası Birinci Yerli Kadınları Zirvesi, Memoria,( belgeler ve son açıklama), Fundacion Rigoberta Menchu, Mexico, 2003, s. 80.

[v] Sylvia Marcos, “Embodied Religious Thought: Gender Categories in Mesoamerica,” Religion, no. 28 içinde, 1998.

[vi] Gary Gossen, Miguel Leon Portilla’nın katkılarıyla, South and Mesoamerican Native Spirituality, Crossroad, New York, 1993, s. 17

[vii] Eric Thompson, Historia y Religion de los Mayas [Maya Tarihi ve Dini], Fondo de Cultura Economica, Mexico, 1975.

[viii] Fray Bartolomé de Las Casas, Apologética historia summaria de las gentes destas Indias [Hindi Bölgesi Sakinleri Tarihinin Apolojetik Özeti], Instituto de Investigaciones Historicas, Universidad Nacional Autonoma de Mexico, Mexico, 1967 [1527].

[ix] Diego De Landa, Relacion de las Cosas de Yucatán [Yucatán Bölgesindeki Şeylerin İlişkisi], Ediciones Porrua, Mexico, 1966, [1574].

[x] Felix Baez-Jorge, Los Oficios de las Diosas, Universidad Veracruzana, Xalapa,1988.

[xi] Fray Bernardino de Sahagun, Historia General de las Cosas de la Nueva Espana [Yeni İspanya Şeylerinin Genel Tarihi]; Bu kitap aslen Codice Florentino [Floransa Kanunu] adıyla tanınır, Consejo Nacional para la Cultura y las Artes, México, 1989 [1577].

[xii] Peter T. Furst, “Human Biology and the Origin of the 260-Day Calendar: The Contribution of Leonhard Schultze Jena (1872-1955), Symbol and Meaning Beyond the Closed Community: Essays in Mesoamericak Ideas, Gary H. Gossen (Der.), Institute for Mesoamerican Studies, State University of New York, Albany, 1986

[xiii] Fray Andres de Olmos, Teogonia e Historia de los Mexicanos, Editorial Porrua, México, 1973 [1533].

[xiv] Candida Jimenez, Amerika Kıtası Birinci Yerli Kadınları Zirvesi, Memoria (hazırlık belgeleri), Fundación Rigoberta Menchu, Mexico, 2003.

[xv] Frances Karttunen, “In Their Own Voices: Mesoamerican indigenous Women Then and Now” (Fince kaleme alınmış bir makalenin İngilizce yazmaları, Noiden Nuoli, The Journal of Finnish Wormen Researchers içinde, 1986; Gary H. Gossen, “Mesoamerican Ideas as a Foundation for Regional Synthesis,” Symbol and Meaning Beyond the Closed Community: Essays in Mesoamerican Ideas, içinde age.

[xvi] Alfredo Lopez Austin, “Cosmovisi ón y Salud entre los Mexicas,”, in Historia General de la Medicina en México, vol. 1, UNAM, Mexico, 1984.

[xvii] Sylvia Marcos, “Embodied Religious Thought: Gender Categories in Mesoamerica,” age.

[xviii] Ibid.; Alfredo Lopez Austin, “Cosmovisi ón y Salud entre los Mexicas,” age.

[xix] Andrea Smith , “Report on the Native Health and Sovereignty Symposium,” in; Political Environments, no 6 ,1998, p. 32,

[xx] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,” age.

[xxi] Ramón Vera, “Autonomía No Es Independencia, Es Reconciliación,”, in: La Jornada, March 27, 2001, p.4

[xxii] Kenneth M. Morrison, “The Cosmos as Intersubjective: Native American Other-than-Human Persons,” in: Indigenous Religions: a Companion, Graham Harvey, ed., Cassel, London-New York, 2000; Frédérique Appfel Marglin, “Andean Concepts of Nature,” presentation at the Conference on Orality, Gender and Indigenous Religions, Claremont School of Religion, May 2001

[xxiii] Sylvia Marcos, “Sacred Earth: Mesoamerican Perspectives,” in: Concilium, no. 5, October 1995

[xxiv] Louise Burckhart, The Slippery Earth: Nahua Christian Moral Dialogue in Sixteenth Century Mexico, University of Arizona Press, Tucson,1989.

[xxv] Subcomandante Marcos, “La Cuarta Guerra Mundial,” in: Ideas 1, December, 2001, p. 30.

[xxvi] Gary Gossen in collaboration with Miguel Leon Portilla, South and Mesoamerican Native Spirituality, age., p. 277.

[xxvii] Rigoberta Menchu, First Indigenous Women’s Summit of the Americas, Memoria, age., p. 78.

[xxviii] Carlos Lenkersdorf, Los Hombres Verdaderos. Voces y Testimonios Tojolabales , Siglo XX!, Mexico, 1996

[xxix] Ana Esther Cecena, “El Mundo del Nosotros: Entrevista con Carlos Lenkersdorf,” in: CHIAPAS, no 7, 1999, pp. 191—205.

[xxx] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,” age.

[xxxi] Alfredo Lopez Austin, Human Body and Ideology, University of Utah Press, Salt Lake City, 1988.

[xxxii] Calixta Guiteras-Holmes, Perils of the Soul: The Worldview of a Tzotzil Indian, Free Press of Glencoe, New York, 1961, pp. 246—47.

[xxxiii] Sylvia Marcos, “Mujeres Indígenas: Notas sobre un Feminismo Naciente,” in: Cuadernos Feministas, 1, no. 2, 1997, pp.14—16.

[xxxiv] Comandanta Ramona, “Mensaje de Ramona,” in: Las Alzadas, Sara Lovera and Nellys Palomo, eds., 2nd edition, CIMAC-La Jornada, México, 1999., p303

[xxxv] Carlos Lenkersdorf, Los Hombres Verdaderos. Voces y Testimonios Tojolabales, age, p. 166

[xxxvi] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,” age.

[xxxvii] First Indigenous Women’s Summit of the Americas, Memoria, op,cit., p 60.

[xxxviii] Jorge Klor de Alva, “Contar Vidas: La Autobiografía Confesional y la Reconstrucción del Ser Nahua,” in: Arbor, no 515—16, November—December, 1988.

[xxxix] Age.

[xl] Alfredo Lopez Austin, Human Body and Ideology, age

[xli] Age.

[xlii] Jorge Klor de Alva, “Contar Vidas: La Autobiografía Confesional y la Reconstrucción del Ser Nahua,” age.

[xliii] Sylvia Marcos, “Embodied Religious Thought: Gender Categories in Mesoamerica,” age.

[xliv] Carlos Lenkersdorf, Los Hombres Verdaderos. Voces y Testimonios Tojolabales, age

Posted in Meksika, Yerli Hareketleri | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Venezüella: Dünya Kadın Konferansı sonuçlandı

Posted by lahy 09/03/2011

CARACAS (09.03.2011)- Dünya Kadın Konferansı, dün yapılan 8 Mart yürüyüşü ile tamamlandı. 3 gün boyunca Bolivar Üniversitesi’ndeki seminer ve atölyelerde tartışmalar yürüten kadınlar, 2. Dünya Kadın Konferansı’nın 5 yıl sonra yapılmasına, bu zamana kadar yerel, bölgesel ve kıtasal konferanslar toplanmasına karar verdi.

Venezuela’nın başkenti Caracas’ta 37 ülkeden kadınların katılımıyla toplanan Dünya Kadın Konferansı, dün tamamlandı. 4 Mart’ta başlayan konferansa, 37 ülkeden 102 delege ve 7 kurum temsilcisi katıldı. İki gün boyunca yürütülen tartışmalar sonucunda bazı kararlar alındı.

Buna göre,

Dünya Kadın Konferansı 5 yıl sonra yapılacak, bu süreye kadar yerel bölgesel ve kıta konferansları toplanacak.

Var olan koordinasyon görevine devam edecek, konferans sonuçlarını hazırlayıp yayınlayacak. Bir yıl sonra örgütlenecek geniş katılımlı toplantıda ise her kıtadan iki temsilciden oluşan yeni bir koordinasyon seçilecek.

İkinci Dünya Kadın Konferansı daha geniş katılımlı örgütlenecek.

25 Kasım, 8 Mart ve 1 Mayıs, kampanyalar şeklinde örgütlenecek.

1 Mayıs’ta neo liberal politikalara ve kapitalizme karşı eşit işe eşit ücret talebi öne çıkarılacak.

Sosyalizmin zaferini garantilemek için kadınların özgürlük mücadelesini esas almak ve yoksul kadınları sosyalizm mücadelesine dahil etmek.

Enternasyonal bir web sitesi kurulacak ve iletişim ağı oluşturulacak.

Emperyalizme, kapitalizme, faşizme ve sömürgeci savaşlara karşı enternasyonal kadın mücadelesi ve dayanışması örgütlenecek.

Konferansın son günü ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bir yürüyüş düzenlendi.(ETHA)

Venezüella:Dünya Kadın Konferansı

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Venezuela | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Venezüella:Dünya Kadın Konferansı

Posted by lahy 08/03/2011

Foto: Kadınlar aynı sorunları yaşıyor
CARACAS – Venezuela’da yapılan Dünya Kadın Konferansı’nda 6 Mart günü yapılan 1. Meclis oturumunda dünyada kadınların durumu ile ilgili sunumlar yapıldı.

Farklı birçok ülkeden gelen delegasyonlar, ülke raporlarını sundu. 23 ülke delegesi ilk oturumda söz alarak konuştu. Yapılan sunumlarda çarpıcı bilgiler verildi ve öneriler sunuldu.

1. oturumda söz alan Mısır delegesi konuşmasına, “Sizleri Arap halkının isyanıyla selamlıyoruz” şeklinde başladı, isyanda yaşamını yitiren direnişçiler için saygı duruşuna çağırdı.

Mısır direnişinde kadınların etkin rol oynadığına ve kadınların en önde yer aldığına dikkat çeken Mısır delegesi, “Gece gündüz yemeden içmeden direnişte yer alıyor. Mısırlı kadınlar kendi özgürlük tarihini yazıyor ve devrimin sloganlarını kadınlar belirliyor” dedi. Ekvator delegesi, ekonomik krizin Ekvator’da yoksulluğu daha da artırdığını belirtti. İşsizlik oranının çok yüksek olduğu ülkede, hükümetin eğitim için hiç para ayırmadığı, sosyal hakların gaspedildiğini kaydetti. Ekvator delegesi, sağlık, eğitim ve iş mücadelesinde kadınların en ön safta olduğunu söyledi. Mücadele edenlere karşı Ekvator devletinin azgın bir saldırganlık içinde olduğunu söyleyen delege, “Halk ve kitle temsilcileri gözaltında kaybediliyor ya da tutuklanıyor. Mesela son olarak gençlik önderi Marselio Alivero tutuklandı ve halen tutuklu” şeklinde konuştu. Endonezya’da halen faşist bir rejimin hüküm sürdüğünü söyleyen Endonezya delegesi, “Suarto darbesinde en çok devrimciler, komünistler ve Maocular katledildi. Anayasada çeşitli şekilsel değişiklikler yapılsa da özü değişmedi. Darbeden bugüne kadın hareketimiz çok zarar gördü. Şimdi ise hükümetin desteklediği kadın hareketleri var. Bu örgütler aracılığıyla emekçi kadınlar kandırılıyor” dedi.

Farklı ülkelerden kadın delegelerin konuşmalarında, dünyanın neresinde olursa olsun emekçi kadınların benzer sorunlar yaşadıkları dile getirildi. Oturumun sonunda, sunulan önergeler oylandı, şu kararlar alındı:

“Kürdistanlı delegelerin konferansa tekrar katılması için konferans komitesinin çaba harcaması ve görüşmede bulunulması. Kolombiya hükümeti tarafından konferansa katılmaları engellenen kadınların gelişlerine izin verilmesi için çağrı yapılması. Tüm dünya ülkelerinden göç eden, illegal insanların serbest bırakılmasının talep edilmesi.”

Atölye çalışmaları sürüyor

Bu arada Venezuela’da yapılan Dünya Kadın Konferansı kapsamındaki atölye çalışmaları sürüyor. Sosyalizm deneyimleri üzerine yapılan atölye çalışmasında, sosyalizmde kadının evine kapanmaktan nasıl kurtulacağı, çözüm önerileri ve örgüt modelleri tartışıldı. Ayrıca bugün kadınların birlikteliğinin nasıl sağlanacağı model önerileri belirginleşti.

Enternasyonal ve bölgesel kadın kongrelerinin düzenlenmesi önerileri geldi. Atölye çalışmasında kadının kurtuluşunun sosyalizmde olduğu yönünde karar çıkarılması önerildi. SKM bu öneriye, kadın devriminin de eklenmesi gerektiğini belirtti. Tartışmalar bu öneri üzerine devam etti. SKM örgüt modelini ve mücadele deneyimlerini anlattı. Atölyede Kürt kadın hareketi hakkında da bilgilendirme yapıldı.(atılım)

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Venezuela | Etiketler: , | Leave a Comment »

Che’nin motorsiklet arkadaşı Küba’da öldü

Posted by lahy 07/03/2011

Ernesto Che Guevara’ya meşhur motorsiklet yolculuğunda eşlik eden arkadaşı Alberto Granado 88 yaşında Küba’da öldü.

Latin Amerika’yı sekiz ay süren bir motorsiklet gezisiyle kateden ikilinin hikayesi 2004 yılında Motorsiklet Günlüğü adlı filmde ölümsüzleştirilmişti.

1951 yılında Arjantin’den yola çıkan tıp öğrencileri Che Guevara ve Alberto Granado’nun motorsiklet yolculuğu, Latin Amerika’daki derin yoksulluğu ve sosyal eşitsizliği görmeleri ve devrimci kişiliklerinin gelişmesi açısından kilit önemde bir deneyimdi.

Fidel Castro ile birlikte Küba diktatörü Fulgencio Batista’nın 1959 yılında iktidardan düşürülmesinde öncü rol alan Che Guevara, devrimden sonra arkadaşı Alberto Granado’yu Küba’ya davet etti.

Küba devlet televizyonu, Granado’nun eceliyle öldüğünü duyurdu.

1961 yılında Küba’ya yerleşen Alberto Granado, Havana Üniversitesi’nde biyokimya dersleri verdi.
Vasiyeti gereği Alberto Granado’nun naaşı yakıldıktan sonra külleri Küba, Arjantin ve Venezuela topraklarına atılacak.

1922 yılında Arjantin’in Cordoba kentinde dünyaya gelen Alberto Granado, Che Guevara’yı çocukluk yıllarından beri tanıyordu.

La Poderasa (Kuvvetli) ismini verdikleri motorsikletle gerçekleştirdikleri yolculuk boyunca her iki genç adam da günlük tutmuştu.
2004 yılındaki filmin senaryosu bu günlüklerden yola çıkılarak yazıldı.

Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da öldürülmüştü.(BBC)

Posted in Küba | Etiketler: , | Leave a Comment »

Fidel Castro: NATO’nun kaçınılmaz savaşı

Posted by lahy 06/03/2011

Havana, (Prensa Latina) ABD ve NATO’nun Libya’ya yönelik müdahale planlarını eleştiren Küba devrimi lideri Fidel Castro, “Gün boyu Kaddafi’yi silahsız kitlelere ateş açma emri vermekle suçluyorlar. Niye bu silahların ABD, İngiltere ve diğer sözde Kaddafi düşmanları tarafından temin edildiğini kabul etmiyorlar? Ben yalnızca Libya’yı işgal etmek için sarfettikleri yalan bahanelere katlanamıyorum,” diye yazdı.

***
NATO’nun kaçınılmaz savaşı (ikinci bölüm)

Daha 27 yaşında bir albay olan Kaddafi, Mısır’da Nasır’dan ilham alarak 1969 yılında Kral I. İdris’i devirmişti. Kaddafi akabinde tarım reformu ve petrolün millileştirilmesi gibi adımlar atmış, artan gelirler iktisadi ve toplumsal kalkınmaya vakfedilmiş, özellikle de eğitim ve sağlık hizmetleri çölde yaşayan seyrek nüfusa ulaştırılmıştı.

Çölün gerisinde devasa bir paleosu denizi, yani fosil su denizi yatıyordu. Öte yandan, burada deneysel bir çiftliğin varlığını öğrendikten sonra, bu sularla yapılan tarımın petrolden daha yararlı olabileceğini de düşünmüşümdür.

Müslüman halklara özgü yoğun dini faaliyetler de ülkedeki aşiret geleneklerini dengeliyordu.

Küba, Libyalı devrimcilerin kendilerine has girişimlerine ilke gereği saygı duydu.

Libya liderliği hakkında fikir belirtmekten kaçındık.

Zaten ABD ve NATO’nun asıl derdinin Libya değil, Arap dünyasını saran devrimci dalga olduğunu görüyoruz. Bunu her ne pahasına engellemek istiyorlar.

ABD ve NATO’cu müttefikleri ile Libya arasında ilişkilerin son yıllarda mükemmel olduğunu yadsınamaz. Tunus ve Mısır’daki isyanlara kadar bu böyleydi.

Libya ve NATO liderleri arasındaki üst düzey toplantılarda kimsenin Kaddafi’ye itirazı yoktu. Ülke üst kalite petrol, gaz ve potasyum kaynağıydı. Kaddafi iktidarının ilk on yıllarında yaşanan sorunlar geride kalmıştı.

Petrol üretimi ve dağıtımı dış yatırıma açılmıştı.

Birçok kamu kurumu özelleştirilmişti. IMF bu oyuna mutlu mesut yönetmenlik yapmıştı.

Sağcı Aznar Kaddafi’ye övgüler düzüyor, Blair, Berlusconi, Sarkozy, Zapatero ve hatta dostum İspanya Kralı, Libya liderinin müstehzi bakışları altında geçit töreni düzenliyorlardı. Herkes müsterihti.

Beni fazla alaycı bulabilirsiniz ama aslında alaycı değilim, yalnızca niye şimdi Libya’ya müdahale etmek ve Kaddafi’yi Lahey Adalet Divanı’na sevketmek istediklerini anlamakta güçlük çekiyorum.

Gün boyu Kaddafi’yi silahsız kitlelere ateş açma emri vermekle suçluyorlar. Niye bu silahların, özellikle de karmaşık baskı silahlarının ABD, İngiltere ve diğer sözde Kaddafi düşmanları tarafından temin edildiğini kabul etmiyorlar?

Ben yalnızca şu anda Libya’yı işgal etmek için sarfettikleri yalan bahanelere katlanamıyorum.

Kaddafi’yi son ziyaret ettiğimde 2001 Mayıs’ıydı, Reagan’ın görece mütevazı meskenine saldırısından 15 yıl sonra. Bana yıkıntıyı göstermişti. Ev doğrudan bombaya hedef olmuştu. Üç yaşındaki kızı saldırıda ölmüştü. Kaddafi onu Ronald Reagan’ın öldürdüğünü söylüyordu. Bu saldırı ne NATO, ne İnsan Hakları Konseyi ne de Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir kararına dayanıyordu.

Daha önceki bir ziyaretim ise 1977’de idi. Libya’da devrimci süreç başladıktan sekiz yıl sonra. Trablus’u ziyaret etmiştim. Sebha’da Libya Halk Kongresi’ne katılmıştım. Fosil suları denizinden elde edilen sularla yapılan deneysel çiftlikleri incelemiştim. Bengazi’yi ziyaret etmiş ve çok sıcak karşılanmıştım. Son dünya savaşında büyük muharebelere sahne olan ülke buydu. O vakitler nüfusu altı milyonu bulmuyordu. Daha inanılmaz miktarda hafif petrol ve fosil su kaynaklarından da haberleri yoktu. O sıralar Portekiz’in Afrika’daki sömürgeleri daha yeni kurtuluyordu.

Angola’da 15 yıl boyunca ABD’nin aşiretler arasında örgütlediği paralı askerler, Mobutu hükümeti iyi donanımlı ırkçı Güney Afrikalı Apartheid rejimi ordusuna karşı savaşmıştık. Bu ordu, bugün bildiğimiz üzere ABD direktifleriyle Angola’yı 1975’te işgal ederek bağımsızlığını engellemeye çalıştı. O yıl başkent Luanda’nın eteklerine kadar varmışlardı. Bu süreçte bir dizi Kübalı uzmanı kaybettik. Acilen kaynak yolladık.

Sonraki 13 yıl boyunca Güney Afrikalı ırkçılar Angolalılara ve enternasyonalist Kübalı birliklere karşı savaşmaya devam ettiler.

ABD ve İsrail desteğiyle Apartheid rejimi nükleer silahlar geliştirdi. Angolalılar ve Kübalılar ırkçı ordunun hava ve kara birliklerini Cuito Cuanavale’de geri püskürtüp, konvansiyonel silahlarla Namibya sınırına doğru sıkıştırdıklarında, ellerinde nükleer silah vardı bile. İki defa birliklerimiz bu tür silahlarla saldırıya uğrama tehdidiyle karşılaştılar: Kasım 1962’de Küba’da ve 1980’lerde güney Angola’da. Ama Güney Afrika ırkçı rejimi nükleer silah kullanmış olsa dahi o korkunç sistemin devamını sağlayamayacaklardı. O sırada ABD’de Ronald Reagan ve Güney Afrika’da da Pieter Botha iktidarı vardı.

Şimdi kimse bunlardan, emperyalist sömürü nedeniyle kıyılan yüz binlerce candan bahsetmiyor.

vBugün Arap halkları başkaldırdıkları için benzer bir büyük riskle karşı karşıya.

ABD ve NATO’nun korkulu rüyası olan Arap dünyasında devrim hareketi, mahrum olanların devrimi olacak. Avrupa’da 1789’da Bastil ele geçirilmesinden sonra en büyük olduğu söylenen bir dalga.

Ondördüncü Lui bile Suudi Kralı Abdullah’ın ayrıcalıklarına veya bugün Yankiler aracılığıyla çıkartılan devasa zenginliğe sahip değildi.

Libya kriziyle başlamak üzere Suudi Arabistan’dan çıkarılan petrol günde bir milyon varile yaklaştı. Bu sayede bu ülkenin ve onu kontrole edenlerin geirleri günde bir milyar dolara yaklaşıyor.

Elbette kimse Suudi halkının para içinde yüzdüğünü zannetmesin. Orada başta inşaat olmak üzere çeşitli sektörlerdeki işçilerin çalışma koşullarını, düşük maaşlar karşılığı günde 13-14 saat çalışmaya zorlanmalarını okumak insanın yüreğini burkuyor.

Mısır ve Tunus’ta işçilerin çıkışının, Ürdün’de işsiz gençliğin, Filistin’de, Yemen’de ve hatta daha yüksek gelirli Bahreyn’de ve BAE’de yaşananların ardından, Suudi üst tabakası da etkilendi.

vBaşka zamanlara benzemiyor: Arap halkları olup biteni anında öğreniyorlar, haberler son derece manipüle edilmiş olsa dahi.

İmtiyazlı sınıflar için en kötüsü de bu gelişmelerin gıda fiyatlarında artış ve iklim değişikliğiyle birlikte yaşanmış olması. Dünyadaki başlıca mısır üreticisi ABD, bu ürünün yüzde kırkını ve ayrıca soya hasılatının önemli kısmını otomobiller için biyoyakıt üretmek için kullanıyor.

Bolivarcı Başkan Hugo Chávez, Libya’ya NATO müdahalesi olmadan krize bir çözüm bulunması için cesur bir girişimde bulundu. Eğer müdahaleden önce bir geniş bir görüş birliği sağlayabilirse bir şansı var. Böylece Irak deneyiminin yeniden yaşanmasının önüne geçebiliriz.

Fidel Castro Ruz

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Feministler ve seks işçileri arasında tartışma

Posted by lahy 02/03/2011

Marcela Valente

BUENOS AIRES,  (IPS) – Arjantin hükümet’inin cinsel sömürüden yararlanan müsterilerin yargılanması şeklindeki önerisi, bu öneriyi destekleyen feminist örgütler ile bu öneriye karşı çıkan seks işçileri arasında hararetli bir tartışmaya yol açtı.

Adalet ve İnsan Hakları Bakanlığı’nın önerisi seks ticaretini ortadan kaldırmayı amaçlayan örgütler tarafından da destekleniyor. Bu gruplar fuhuşun bir sömürü biçimi olarak mahkum  edilmesini ve alternatif iş olanaklarının yaratılması gibi tedbirler alınmasını talep ediyorlar.

Müşterilerin soruşturmaya uğraması kavramı her ülkenin yasalarına bu maddenin konulmasını önermeyi inceleyen Birleşmiş Milletler ve Amerikan Devletleri Örgütü  (OAS) tarafından da destekleniyor.

Seks trafiği kurbanlarını kiralayan müşterileri hapse yollayarak talebin düşürülmesi amaçlanıyor.

Seks ticaretini ortadan kaldırmayı amaçlayan Kadın hakları ve İnsan hakları örgütleri bu fikri destekliyor ancak uygulanması hakkında kuşkularını belirtiyorlar.

Eşitlik İçin Kadınlar Vakfından Monique Altschul IPS’e kuruluşunun hükümetin önerisini desteklediğini ve yapılan önerinin İsveç’in seks servisleri satın alınmasına karşı yasaları ile aynı olduğunu vurguladı ve ”Uygulamak zor olacak, ancak imkansız değil ” dedi.

Bir çok feminist kuruluş üyeleri gibi Altschul’da hayat kadınlığının onurlu bir iş olmadığını ve seks trafiği sonucu meydana gelen bir cinsel sömürü ise, bunun, köleliğin modern zamanlara ait bir biçimi olduğuna inanıyor.

Altschul, ” Hayat kadınlığı insanlar aşağilanmaya ve her alış verişte ne olacağını bilmedikleri bir duruma tabii oldukları için onurlu bir iş değil..” dedi.

Bundan dolayı birçok kadın hakları grubu yalnızca seks trafiğinin kullanıcıları değil, seks için para ödeyenlerinde cezalandırılması gerektiğine inanıyorlar.

Ancak, 4.000’den fazla üyesi olan Arjantin’in Kadın hayat Kadınları Derneği (AMMAR), bu öneriye karşı ve Haziran ayında El Salvador’da düzenlenecek olan OAS Genel kurulunda seslerini duyuracaklarını söylüyor.

AMMAR Başkanı Elena Reynaga, IPS’e, Bu bizimde mahkum ettiğimiz seks trafiği ile bazı kadınlar tarafından karşılıklı bir anlaşmaya tabii olan bir şecimi birbirine karıştırıyor” dedi.

Ayrıca, ”yasak yanlısı” olan grupların kendi endişelerini dinlemediğinden şikayet etti: ”Bize saygıları yok, bizi dinlemiyorlar..Yasalar yalnızca bize zarar veriyor ve olduğumuzdan daha fazla bizi riske itiyor” dedi.

Seks ticaretini ortadan kaldırma yanlısı olan gruplar hiç bir kadının gerçekten de hayat kadınlığını seçmediğini ve de, kadınların taciz ve şiddet deneyimleri ve ortada başka bir imkan olmaması nedeniyle bu işe itildiklerini söylüyor.

Ancak Reynaga bu tartışmayı red ediyor: ” Ev hizmetçileri ve caddelerde başkalarının artıklarını toplayan kadınlar da imkanlara sahip değiller, ancak kimse onlarla ilgilenmiyor..Eğitim imkanı olmayan bir çok kadın var ve bizimde tercihler yapmamız gerekiyor” dedi.

Problem, Arjantin’de kadınların trafiği sıcaklığını koruyan bir konu olması. ABD Bakanlığı yıllık raporunda bu Güney Amerika ülkesinde her yıl insan ticaretine karşı gerekli tedbirlerin alınmadığı uyarısını yapıyor.

Seks trafiğine karşı çalışan gruplar kadınların ele geçirildiği ya da tuzağa düşürüldüğü başlıca ülkelerin Bolivya, Brezilya, Paraguay,Peru, Porto Riko ve Arjantin’in en fakir bölgesi olan Kuzey bölgesi olduğunu söylüyorlar.

Basın, sık sık merkezi Arjantin yapılan baskınlarda Paraguay veya fakir kuzey eyaletlerinden gelen kadınların yaptığı iyi bir iş vaatiyle kandırıldıkları ve cinsel sömürüye uğradıkları şeklindeki suçlamalarına yer veriyor.

Ayrıca, seks trafiğini gerçekleştiren grupların kurbanları olduğu tahmin edilen yüzlerce kayıp genç kız ve kadın vardır.

2008 yılında Kongre seks trafiğini engellemek ve kriminalize etmek için bir yasa çıkardı. Ancak yasa bir dizi hataya sahip ve BM kadın ve çocuklar özel rapörtörü Joy Ngozi Ezeilo, ”acil” olarak yasanın yeniden düzenlenmesi çağrısı yaptı.
………………..
………………..

Reynaga ayrıca yasaların seks işçilerini rahatsız etmek için kullanıldığını söyledi: “Polis bizi gözaltına alıp yargıya sevk ediyor ve ve bizim müşterilerimizi onlara rüşvet ödemeye zorluyor”dedi.

Ayrıca müsterilerin kendi istekleri ile bu işe yapan seks işçileri ile şebekelerin kurbanı olan kadınları ayırabileceği kavramına karşı çıkarak ” müşterilerin kadınlara ne soracağını umuyorlar” diye sordu.

” Problem yolsuzluktur….bunun bir sonucu olarak şebekeler mantar gibi yayılıyorlar. Polisin elinde kullanmadıkları ya da bize karşı kullandıkları araçlar vardır” dedi.

(Kısaltılmış çeviri)

Posted in Arjantin, Genel Haberler, Kadın Hakları ve Hareketleri | Etiketler: , , | 1 Comment »

Haiti: Aristide ülkesine dönebilecek mi?

Posted by lahy 01/03/2011

ABD Haiti’nin kapılarını halkçı Aristide’e kapatmaya çalışıyor.

Haiti hükümetinin eski devlet başkanı Jean-Bertrand Aristide’e diplomatik pasaport vermesinin üzerinden üç hafta geçti. Ancak planlanan dönüşün önüne çıkarılan engeller halkçı Aristide’in sürgünde olduğu Güney Afirka’dan Haiti’ye uçmasını geciktiriyor.

Uzun zamandır Aristide’in avukatlığını yapmakta olan Ira Kurzban, müvekkilinin yurduna dönememesiyle ilgili ABD’yi ve Fransa’yı suçladı. Aristide’in dönüşü için yenilenen evinin çalışanlarından biri “Başkanımızın şimdiye burada olacağından emindik. Ben şahsen asla geri döneceğine olan inancımı kaybetmeyeceğim, ama ne zaman döneceğini artık kestiremiyorum” şeklinde konuştu.

Aristide’in Güney Afrika’daki sürgünden ne zaman dönebilceği, hatta bu dönüşün mümkün olup olmadığı belirsizliğini koruyor.

ABD’li yetkililer, Aristide’in ülkedeki varlığının istikrarsızlık yaratacağı iddiasına dayanarak Mart’ta yapılacak olan seçimlerden önce dönmesine karşı çıkıyorlar. Destekçileri ise, Aristide’i Haiti’nin vicdanı, gerçek bir demokratik lider ve hükümete ile uluslararası yardım kuruluşlarına yoksullara yardım için baskı yapabilecek kişi olduğunu söylüyor ve varlığının “istikrarsızlığa” yol açacağı iddiasını yalanlıyorlar.

Dönüş aşamasında yapılan müdahaleler ve karşılaşılan engeller konusunda konuşan Kurzban “Güney Afrika’dan yapılan tüm ticari uçuşlar ABD’yle müttefik olan ülkelerden geçiyor. Aristide’in kolayca bir uçağa atlayıp Haiti’ye geri dönebileceği fikri, onun herhangi bir vatandaş olmayışını görmezden geliyor. Onu ülkeye sokmamaya niyetli güvenlik kuruluşları ve son derece güçlü ülkeler var” dedi. Böylesine çarpık bir demokraside özel bir uçağın Güney Afrika’dan havalanması, ardından da Haiti’ye inmesine izin verilip verilmeyeceği de ayrı bir muamma. Zira Kurzban’ın Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı ve Aristide’in dönüşünü garanti altına almak için Haiti’den Güney Afrika ile birlikte çalışmasını talep eden mektuba hala yanıt gelmedi. Haitili yetkililer de konuşmalarında bu meseleyi geçiştirmeye büyük özen gösteriyorlar. Yetkililier, “Bu ülke yeniden kurulmak zorunda ve en birincil meselemiz de bunu yapmak olmalıdır” şeklinde açıklamalar yapmakla yetindiler.

Aristide’in kimi destekçileri dahi bir süre daha beklemesinin iyi olacağını düşünmeye başladı. Ancak geniş bir kitle hala döneceğini umut ediyor.

Bu noktaya nasıl gelindi?
Haiti’de 1991’de halk tarafından seçilen ilk başkan olarak görevine başlayan Jean-Bertrand Aristide aynı sene askeri bir darbe ile devrilmişti. 2000 yılında boykotlara rağmen tekrar başkan olarak seçilen Aristide dört sene sonra tekrar devrildi.

Aristide’in Haiti’iye dönme isteği konusunda ABD başından beri oldukça ihtiyatlı davranmıştı. Yardım misyonu adı altında Haiti’ye yerleşen, ülkeyi kontrol eden ABD’nin, zamanında Aristide’in Haiti’den sürgün edilmesinde rolü olduğu düşünülüyor. Aristide ülkesinde hala çok sevilen bir lider ve geri dönüşünün yeni seçimlerde dengeleri değiştireceği düşünülüyor.

Bir sene önceki depremle alt yapısı tamamen çökmüş, daha sonra da salgın hastalıklarla boğuşan Haiti’de Kasım’da genel seçimler yapıldı. Aristide’in partisi Fanmi Lavalas seçime katılması ABD tarafından yasaklanan partiler arasındaydı. Kasım ayındaki seçimlerde hile ve kontrolsüzlük hakimdi.

Aristide’in dönme isteğinden bir hafta kadar önce, Haiti’nin eski diktatörü Jean-Claude Duvalier ülkesine aniden döndü. 1971’den 1986’ya değin diktatörlüğü sırasında estirdiği terörden dolayı üzgün olduğunu belirten Duvalier, dönme nedeninin yıkılmış ülkesindeki birliği sağlamak olduğunu iddia etti.

Duvalier’in habersiz bir şekilde aniden dönüşü şüphe ve tartışma uyandırdı. Duvalier’in dönme isteğinin İsviçre bankalarındaki hesaplarının güvenliği ile ilgili olduğu düşünülüyor. İsviçre’de bu ay yürürlüğpe girecek bir yasanın ona 6 milyon dolar kaybettireceği, bu nedenle ülkesine aniden döndüğü belirtiliyor.

(soL-Dış Haberler)

Posted in Haiti | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: