latin amerikan haber yorum

Posts Tagged ‘Latin amerika’

Bolivya’da bir garip barikat kurma öyküsü = METİN YEĞİN

Posted by lahy 11/12/2011

Bolivya’da yolları kesen grup, Brezilya’dan kaçak gelen otomobil ruhsatlarının ‘millileştirilmesi’ için istenen bedeli protesto ediyor.

Bolivya'da bir garip barikat kurma öyküsü
Normal bir gece yolculuğuydu. Otobüs karanlığın içinde ilerliyor. Bir yerde durunca, pencerelerinin önü tavuk, pilav, cola, su ve meyve kompostosu satıcılarıyla doluyor, biraz uzun durursa herkes inip sağa sola işiyordu. Kocaman açılan camların yanında çardakta uyur gibi yıldızlara sarılıp gidiyorduk. Bir ara çok uzun durdu. Böyle bir durumda, hemen diğer yolcuları kontrol etmek gerekiyordu çünkü bir kere Arjantin’de bizi otobüste unutmuşlardı. Bütün yolcular uyuyordu. Sorun yoktu. Muhtemel, bir barikatla yol kesme olmalıydı. Otobüs böyle durumlarda biraz geri gidiyor, bir dağ yoluna ya da sadece dağa sapıp gidiyordu. Açık kapalı camlardan, üst ve alt kapaklarından ve her yerden içeri toprak yağıyordu. Gözümüzü toprağa doyuruyordu.

Barikatı çocuklar açar 

Otobüslerde genellikle ‘Transporter’ filmi serileri oynuyordu. Muhtemelen, şoför kendisiyle özdeşleştiriyordu. Haklıydı. Daha tehlikeli sahneler yaşadığımızdan emindim. Ayrıca insan, kendisi içinde olunca daha da gerçekçi oluyordu. Allah’tan sadece üç ‘Transporter’ filmi olduğundan seyrettiğimiz toplamda yirmiyi geçmemişti. O bitince de ‘Driver-Sürücü’ filmi konuyordu. O sadece iki kere çekilmişti henüz ve ne güzel ki. Bu filmlerin başına mutlaka eski “Gözünüz yolda, kulağınız bende olsun sevgili şoför kardeşlerim” rahmetli Zeki Müren anonsu konmalıydı. Zaten başındaki “Sakın kopyalamayın, suç işlersiniz” yazıları Bolivya’da iyice komikti. Onun yerine gülümseyen rahmetli Zeki Müren fotoğrafının üstüne bu güzel slogan işlenebilirdi. Kültür Bakanımıza söylenmeliydi. Çok severdi.

Şoför geldi. Barikatları aşacak bir yer yoktu buralarda. Dağ ve orman bizim transporter’a bile aman vermiyordu. “Hep birlikte gelin, mutlaka çocukları da alın, konuşalım, yolu açsınlar” dedi. Yolcular buna alışıktı. Önde kadınlar ve çocuklar, barikatlara doğru yüründü. Kundaktaki çocuklar daha makbuldü. Barikat komitesine gidildi. “Siz kesinlikle haklısınız” denildi. “Mutlaka kabul edilmeli. Sizi tamamen destekliyoruz.” Bunu söyleyince bütün otobüs cemaati, televizyondaki naklen mevlit yayınlarında olduğu gibi bir ağızdan onay verdik.

48 saatte iki barikat 

Otobüs sözcüsü tecrübeli barikat açıcı kadın, onaydan aldığı güçle devam etmeden önce, kundaktaki bebeği bir sağa sola salladı -Galiba bu bebeği ödünç almıştı. Otobüste kucağında yoktu-. “Fakat bizim de sizin gibi çocuklarımız var. Onlar nasıl dayanacaklar?..” Burada bir an, cevap almak için kesince 17 numaralı koltuktaki kadın devreye girdi. “Benim çocuğum bütün yolculuk boyu ateşler içinde kıvrandı” dedi. Çocuğunu biliyordum. Elinde tavuk buduyla, bütün gece otobüs içinde koşup durmuştu. Demek ki ateş sanrısıydı bu ya da dansı. Oradan bir televizyon kamerası belirdi. Bolivya hızlı haber ajanslarından biri değildi. Sadece sıkışan otobüslerden birindeki muhabirlerdi. Olay yerinde bu kadar çabuk olmaları da pek önemli değildi çünkü hiçbir yere gidemeyeceklerdi. Öncü kadın kameraya da konuştu. “Destekliyoruz ama bizim de çocuklarımız var” dedi. Bu sefer, toplanmış beş otobüs yolcusu, hep beraber onay verdik. Süleymaniye Camii gibi oldu.

Komitedekiler aldırmıyorlardı. Yanlarında getirdikleri plastik sandalyelerde oturuyorlardı. Aslında hiç görmediğim tipte bir barikatçı grubuydu. Öncelikle lastik filan yakmıyorlardı. Birkaç ağaç atarak yolu kesmişler, gişelerin önüne de kendi arabalarını dayamışlardı. İki çok büyük TIR’ı da anayolu tamamen kapatmak için kullanmışlardı. “Kaçıncı barikat” diye sordum. “İkinci” dediler. Bu, 48 saat anlamına geliyordu. Birinci barikat 24 saatte yapılıyordu. Yollar açılıyordu. Bir şey değişmezse ikincisi 48 saat oluyor ve yollar açılıyordu. Böyle ilerliyordu. Bolivya kuralsız bir ülke değildi. Öncü kadını görüp nedenini sordum. “Tam bilmiyorum” dedi. Kundaktaki çocuğu annesine geri veriyordu. Sanırım başarısızlık onu üzmüştü.

Ruhsat için yol kesme 
Otomobil ruhsatları içindi. Bolivya’da binlerce, Brezilya’dan gelen çalıntı otomobil vardı. Kamyonlar, otobüsler, minibüsler… Tanesi üç bin dolara satın alınabiliyordu. Uygun bir rüşvet ödemesiyle de yıllardır kullanılıyordu. Hükümet bunu bir afla yasallaştırıyordu. Kendi deyimleriyle millileştiriyordu. Fakat araba başı üç bin dolar civarında ruhsat parası istiyordu. Bu çok fazla diye yollar kesilmeye başlanmıştı. Barikat önünde marşlar ya da sloganlar yoktu. Dört çeker cipler kenara çekilip dört kapısı açık bırakılarak dört bir yandan pop şarkıları çalınıyordu. Maden işçilerinden, koka köylülerinden, yoksullardan öğrenmişlerdi. Haklarını istiyorlardı. Sadece zenginler de yoktu. Bir motoru olup da moto-taksi yapanlar, 1970 model arabası olanlar, onlar da en az 1200 dolar ödemek zorundaydılar. Büyük paraydı.

Garip bir dünya. Grev hakkı gibi bir barikat hakkı gelişiyor. İzinsiz gösteri düzenleme hakkı gibi, bu origamik demokrasinin bir kenarına sığışıyor. Sevinmeli belki. Fener alayları düzenlemeli ama mutlaka yollar kesilmeli. Gerçek ya da temsili hak arama milisleri, çalışma planları, iş, ekmek ya da dört çeker araba ruhsatları. Artık hepimiz, bütün dünya, Köroğlu çocukları..

Posted in Bolivya, Makaleler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Latin Amerika birleşiyor=OZAN ÖZLEM-KARAKAS

Posted by lahy 09/12/2011

OZAN ÖZLEM-KARAKAS

Geçtiğimiz 2 ve 3 Aralık günü Venezuela’nın başkenti Karakas, Latin Amerika için olduğu kadar belki de tüm insanlık için tarihsel sayılabilecek bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Bu iki tarihsel günde, Latin Amerika ve Karayiplerin, 550 milyon kişilik nüfusa, 20 milyon kilometrekarenin üzerinde bir yüz ölçümüne, 6,3 milyar dolarlık bir gayri safi milli hasılaya sahip olan toplam 33 ülkesinin temsilcileri, “sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanda birlik ve entegrasyonu geliştirmek; yaşam kalitesi, sosyal gelişmişlik, bağımsız ve sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma sağlamak” gibi amaçlar üzerinden “demokrasi, eşitlik ve sosyal adaleti temele alacak” bölgesel bir birlik oluşturmak üzere bir araya geldi.

İki güne yayılan toplantılar sonunda, CELAC yani Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu, Karakas Deklarasyonu adında bir kuruluş belgesi yayınladı ve Bolivar’ın birleşik Latin Amerika projesinin gecikmiş ama güçlü bir tezahürü olarak kuruluşunu gerçekleştirdi.

KURTARICILARIN YOLU: CELAC

Simon Bolivar’ın -zirve esnasında çeşitli ülkelerin liderleri tarafından da dile getirilen- “ Yeni dünyada, farklı bölgeleri kendi arasında ve bir bütünle ilişkilendirecek tek bir ulus kurmak büyük bir idealdir” yaklaşımının CELAC’ın ana fikri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bilindiği gibi, Latin Amerika ve Karayiplerin “keşiften” sonraki tarihinin neredeyse tamamı bir sömürgecilik ve yeni sömürgecilik tarihi olarak biçimlenmiş, 1959 yılında emperyalist tahakkümde açılan Küba gediğinden sonra yaşanan birkaç deneyimin dışında, 1989 yılındaki chavez iktidarına kadar kıta ve kıta halkları neredeyse tamamen ABD/Avrupa emperyalizmi ve yerel oligarşilerin denetim ve politikalarının mağduru olmuştur.

Buna rağmen, son dönemde Latin Amerika’da rüzgarın yönü yavaş yavaş değişmeye başlamış, bir takım alternatif politikalar ve oluşumlar ortaya çıkması söz konusu olmuştur. Bu doğrultuda, özellikle Hugo Chavez’in ciddi bir toplumsal destekle sürdürdüğü sosyal politikalar ve diğer ilerici -veya değil- hükümetlerle kurduğu olumlu ilişkiler meyvesini vermiş; ikibinli yılların ortalarından itibaren Latin Amerika ve Karayiplerde çeşitli formlar altında ekonomik, sosyal ve kültürel içerikli bir takım farklı oluşum ve kurumlar ortaya çıkmıştır. Telesur, Banco de Sur, Unasur, Petro Caribe, Mercosur, ALBA gibi bir çok proje ve oluşum, CELAC’ın temelini oluşturan ve böylesi bir organizasyonun imkanına olan inancı besleyen öncüller olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, CELAC’ı, herşeyden önce Bolivar’ın düşünsel mirasının taşıyıcısı olan Chavez ve Bolivarcı Devrimin başarısı olarak görmek gerekir.

Elbette, böylesi bir birliğin kendisini neredeyse bir zorunluluk olarak dayattığı koşullar, onun oluşturulma iradesi kadar önemli olmuştur. Bu bağlamda CELAC’ın, kapitalizmin yapısal krizinin yakıcılığını hissettirdiği, uluslararası hukukun emperyalist saldırganlıkla tamamen rafa kalktığı, emperyalist yağmacılığın en aymaz biçimde uygulandığı, farklı toplumların neo liberalizmden umudunu kesmeye başladığı ve bu ekonomi politikalarının alternatiflerinin mümkün olduğunun gözle görülebilir hale geldiği bir dönemde ortaya çıkması şüphesiz ki tesadüf değildir.

Bilindiği gibi Latin Amerika ve Karayip ülkeleri, çok uzun bir süre sömürgeciliğin hüküm sürdüğü ülkeler oldukları gibi, aynı zamanda kapitalist sömürünün ve neo liberalizmin önemli laboratuarları olarak da ciddi yıkıma uğramış ülkelerdir. Bununla birlikte, geçtiğimiz on, on beş yıllık dönem içerisinde bu yıkımın nasıl ortadan kaldırılabileceğinin alternatiflerinin sol iktidarlar tarafından bizzat bu ülkelerde hayata geçirilmesi ve başarılı olunması, CELAC gibi sol tandanslı bir yapının bu ülkelerin yapısal bir takım sorunlarına çözüm olabileceği fikrini bir hayli güçlendirmiştir. Ekonomik ihtiyaçların belirleyiciliği dışında ayrıca, bölgesel olarak kurulan sosyal, siyasi ve kültürel bağlar da birliğin oluşumunu kolaylaştırıcı rol oynamıştır. Şüphesiz ki birliği mümkün kılan bir çok farklı ihtiyaç tespit etmek de mümkündür.

Herşeyden önce sağ veya sol bir hükümete sahip olsun CELAC’ı oluşturan devletlerin tamamı, bu birlikte ciddi bir takım imkanlar görmektedir, bunun büyük bir avantaj olmayabileceğini veya ABD ile ilişkilerini sıkıntıya sokabileceğini düşünen ülkeler bile böylesi büyük bir projede yer almama riskini göze alamamış, truva atı kontejanından dahi olsa bir şekilde birliğe dahil olmuştur.

Karayiplerin, Petrocaribe sayesinde ekonomik krizin etkilerini bir nebze de olsa atlatan küçük ada ülkeleri, birliğe katılımı belki de bir yaşam meselesi olan Haiti, böylesi bir birliği her şeyden önce anti-emperyalist sol bir blok olarak gören Küba, Venezuela gibi ülkeler veya birliğin ekonomik gelişimlerine katkı sunabileceğine inanan sağcı Meksika, Şili, Kolombiya gibi hükümetlerin tamamı kendi öncelikleri ve vizyonları üzerinden bir şekilde bu birliğe katılma ihtiyacı hissetmişlerdir.

Bu durum her ne kadar birliğin ideolojik tavrını heterojenleştirse ve ilerideki problemlerin habercisi olsa da, sonuç olarak CELAC, amaçlar, bileşim ve yönelimleri açısından ilerici ve sol bir nitelik arz etmektedir ve bu temel nitelik, ülkelerarası etkileşim arttıkça hala emperyalist tahakküm altında bulunan ülkelerdeki sol siyasetin gelişmesine yardımcı olacak, sol bir yönelime giren ülkeler üzerindeki emperyalist tehdit, şantaj ve darbe olasılıklarını da azaltacaktır. Bunlara ek olarak birlik daha en başta sahip olmaya başladığı prestijle, dünyanın çok kutuplu hale gelmesi için de bir imkan sunmaktadır. Daha şimdiden Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nden (Las FARC) Çin hükümetine kadar farklı kesimlerden kutlama mesajları almış, hatta Rusya hükümet düzeyinde işbirliği dileklerini iletmiştir. Bunda elbette, birliğe üye olan ülkelerin kaynaklarının ve ekonomik güçlerinin de payı büyüktür. Hesaplamalara göre birlik, yerkürenin en büyük tarımsal üreticisi olduğu gibi, aynı zamanda üçüncü büyük elektrik üreticisi ve en büyük petrol rezervlerinin de sahibi olarak dünyanın üçüncü büyük ekonomik gücüdür.

PEKİ YA SAM AMCA?

CELAC gibi bir birliğin ABD’nin arka bahçesinde, üstelik de bizzat baş düşman Chavez ‘in özel çabalarıyla kurulmuş olması muhtemelen Sam Amca’nın hırsından bayrak desenli şapkasını kemirmesine yol açmış olmalıdır.

Gerçekten CELAC gibi bir birliğin kurulmuş olmasının -eğer gerçekten amaçları doğrultusunda çalıştırılabilirse- ABD dış siyaseti için ciddi bir takım sonuçlar doğurması kesindir. Bilindiği gibi, ABD, Avrupa tekelleri ve yerel oligarşiler bölgede çok uzun zaman, ali kıran baş kesen rolünde halklara adeta kan kusturmuşlardır. Vahşi kapitalist sömürü, doğal kaynaklar üzerinde kurulan egemenlik, askeri darbeler, fiili/gizli işgal, katliamlar ve binlerce değişik türden musibet dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, bu bölgesinde de sadece emperyalizmin kısa ve uzun vadeli çıkarlarının gerçekleştirilmesi amacıyla hayat bulmuştur ve hala son derece çeşitli ve derin problemlerle boğuşan bölge halklarının içler acısı durumunun sorumlusu da bunlardır.

Bununla birlikte, ABD veyerel işbirlikçilerinin bu toplumlardaki konumu ve etkisi, artan politik bilinç ve sol iktidarların somut başarılarıyla son zamanlarda ciddi bir düşme eğilimine girmiştir. Buna rağmen ABD geleneksel çıkarlarının korunması için eski refleksleriyle arka bahçesindeki nahoş durumlara müdahale etmeye çalışmayı sürdürmektedir. Honduras’ta Zelaya’nın bir darbeyle düşürülmesi, Chavez’e karşı darbe ve cinayet girişimi ve sonraki petrol grevi son zamanlardan aklımızda kalan müdahalecilik örnekleridir.

Raul Castro CELAC toplantısındaki konuşmasında, ABD’nin bu girişimleri hakkında bunların her nedense hep ALBA (Chavez tarafından kurulan alternatif ticaret örgütü) olduğuna dikkat çekerek bir toplantıda Ekvator devlet başkanına dönüp “sırada sen varsın, kendine dikkat et” dediğini hatırlatmıştır. O zaman bunu şaşkınlıkla karşılayan Rafael Correa ise, çok geçmeden bir darbe girişimine maruz kalmış, halkın sokağa inmesiyle hayatını güç bela kurtarabilmiştir. Kısacası komplo ve darbecilik, ABD’nin Latin Amerika’nın ilerici başkanlarına karşı oynadığı temel koz olmaya devam etmektedir.

Elbette aynı emperyalist gücün CELAC karşısında tavrının ne olacağı da kestirilebilir. Salvador Allende’yi deviren, Fidel Castro’ya onlarca suikast girişimi gerçekleştiren, Küba havayollarına ait bir uçağı havada patlatan Orlando Bosch gibi katilleri himaye eden ve onlarca kurumla Latin Amerika’da her türden ilericiliğe karşı savaş açan ABD, şüphesiz ki CELAC’a karşı da kayıtsız kalmayacaktır. Bilindiği üzere, uzunca bir süredir Latin Amerika kıtasında aksilikler ABD’nin yakasını bırakmamaktadır. Darbe girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmakta, solcu adaylar seçimlerden başarıyla çıkmakta, dayattığı anlaşmalar refüze olmakta, geleneksel kaleleri tek tek düşmektedir. Bununla birlikte ABD, elli yıl sonra donanmasını Latin Amerika kıyılarında dolaştırmaya başlamak, Güney Komandosu’na sızma ve ajanlık faaliyetleri için İspanyolca öğretmek, kalan birkaç müttefikten biri olan Kolombiya’da yedi tane birden askeri üs açmak, Haiti’yi yardım bahanesi altında işgal etmek gibi bir takım açılımlar yapmıştır. Buna rağmen Kanada ile birlikte kendi politik etkisini hissettirebildiği Amerika Devletler Örgütü’ne (OEA) alternatif olarak CELAC’ın kurulmuş olması muhtemelen kuzeyli emperyalistler için oldukça can sıkıcıdır. “Amerikan Sömürgeleri Örgütü”nün zeminini yitirmesi, ABD için güneye politik müdahalede bulunma imkanlarından birinin göz göre göre ortadan kalkması olarak gerçekten ağır bir darbe olmuştur. Daniel Ortega’nın da dediği gibi güney üzerindeki ABD egemenliğinin belgesi, Monroe Doktrini, CELAC’la birlikte üstelik de kendi yıl dönümünde tarihin çöplüğüne gitmektedir.

ABD politik olarak galebe çalınmıştır.

SONUÇ YERİNE…

Geçtiğimiz günlerde Karakas’ta, insan toplumunun gerçekten dara düştüğü ve bunun sorumluluğunun kapitalizmde olduğunu anlamaya başladığı bir tarihsel dönemeçte, Latin Amerikalı devrimcilerin inisiyatifi altında önemli bir birlik kurulmuştur. Yeniliğine, heterojen yapısına, karşısında büyük düşmanlar olmasına rağmen bu mekanizmanın çalıştırılabilmesi Latin Amerika’nın ve insanlığın kaderinin değiştirilebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Söz konusu birlik, her şeyden önce, kendi kaderini eline almayı becerebilmiş halkların birbiriyle dayanışma içerisinde neleri başarabileceğini gösterebilecek bir yapı olarak emperyalizme karşı güçlü bir cephe oluşturma imkanına sahiptir. Bununla birlikte, CELAC’ın hepimiz için belki de en büyük faydası “git gide daha eşitsiz bir hale gelen bölüşümün haksız görünmesini” sağlayacak bir ayna ve “yaşam tarafından alışılmış olguları ölümsüz denilen adaletin karşısına çağıran” (K. Marks) bir mahkeme işlevi görmesi olacaktır.

Artık, neo liberalizm ve emperyalizmin dayattığı her politika ve önermenin karşısında onları, somut alternatiflerini uygulayarak itibarsızlaştıracak bir birlik vardır. Bu gerçekten tarihsel önemdedir.

Posted in Küba, Venezuela | Etiketler: | Leave a Comment »

Meksika’da yerli halk seçimleri boykot ediyor = Ela Stapley

Posted by lahy 26/11/2011

Ela Stapley

Pazar sabahı, yerli halkın yaşadığı Meksika’nın Cherán kasabasında kilise çanları gençlik toplum merkezinden gelen müzikle çarpışıyor. Meksika’nın eyaletlerinden Michoacán’da seçim günü, ancak kimse oy kullanmıyor.

Son üç yıl boyunca  11.000 kişilik bu toplum Meksika Başkanı Felipe Calderón’un uyuşturucuya karşı savaşına yakalandı: yerel uyuşturucu baronları tarafından desteklenen ruhsatsız kereste tüccarları toplumun topraklarına girerken, kaçırma, tehdit ve cinayet olayları da tırmandı.

Nisan ayından beri kasaba geleceğini kurtarmak için kapılarını kapatmış durumdadır; Yerel ve federal yetkililer ve daha fazlaca, politikacıların kasabaya gelmesi hoş karşılanmıyor. Kasabanın girişine kurulan barikatlarda, halk günde 24 saat nöbet tutuyor ve caddelerde ateş yakılıyor.

Yerel hükümet görevde olmayınca kasaba kurulan komisyonlar tarafından idare ediliyor, güvenlikten eğitime kadar bir dizi konularda kurulan komitelerde 60 kadar  kişi görev yapıyor.  Şu anda eksik olduğuna inanılan ve Cheran halkının günümüzdeki isteği, yerli halkın geleneklerine uygun olarak kasabanın kendi temsilcilerini seçmesidir.

Güvenlik komisyonu üyelerinden Bay  Ramirez seçilecek temsilcilerin  günümüzde politikacılar tarafından yapılan görevleri yerine getireceğini söylüyör: ”Önemli değişiklik seçilecek temsilcinin herhangi bir partiyi temsil etmeyecek olmasıdır.”

Protesters holding a sign “Our dreams do not fit into your urns.” Photo by Nicolas Tavira.Yerel seçimleri boykot eden  Cherán halkı yerel politikacılara karşı bir bildirimde bulunuyor. Kağıtlarla dolu masasında oturan Papaz Antonio Mora yerel politikanın getirdiği problemleri çok iyi biliyor. Bu kasabaya üç yıl önce geldiğinde politik çizgiler etrafında bölünmüş bir kasaba buldu. Politik ayrılıklar büyürken, suç şebekelerinin toplumun üyeleri arasındaki ayrılıkları daha da artırdığını söyledi.

Koordinasyon Komisyonu üyelerinden Santiago Tapia, bu konuda aynı şekilde düşünüyor ve yerel politikacıların sık sık suç şebekeleri ile birlikte çalıştığını söylüyor. Sade bir şekilde  “Politikacılara sahip olmamak, burada kendimizi korumanın bir yolu,” dedi. Geçmişte kasabayı yönetmesi için yalnızca iki kişinin seçildiğini, az sayıda kişinin seçilmesinin, onları yerel suç şebekeleri karşısında zayıf bir duruma düşürdüğünü, ancak bu kişilerin hali hazırda rüşvetçi olabileceklerini belirtiyor. Kasaba halkı şimdi Cheran’ı yönetmek için 12 kişi seçecektir. Tapia, iktidara çok sayıda kişi getirmenin yolsuzluk riskini düşereceğine inanıyor.  “ Yeni sistem sayesinde organize suç topluma girişin bir yolunu bulamayacaktır.” diyor.

Temsilcilerin seçimi için oylama süreci bir ay önce başladı. 47 yaşındaki Teresa Leko Flores kasabanın sokaklarında yakılan 200’den fazla ateşlerden birinin başında öğle yemeği hazırlarken ,  dahil olduğu grubun kendi adaylarını seçmek için on gün harcadıklarını söylüyor. “Geceleri nöbet tutarken kimin en iyi aday olabileceğini tartıştık,” diyor ve “ İsimleri kararlaştırdığımız zaman mahalle meclisine ilettik ve böylece bizim bölgemizde 4 aday seçildi” diye ekliyor.

Günümüzde kasabayı yönetenlere göre, Cherán’ın  adayları tartışıp seçtiği yeni seçim sistemi, bir aday için gizli olarak oy kullanılan geleneksel sistemden çok daha demokratik ve saydamdır. Koordinasyon Komisyonu üyelerinden Juan Navarrete inaçlı bir şekilde, atalarının nasıl organize olduklarını anlatıyor:“Çok daha açık bir sistem idi.. Eğer Meksika hükümeti bu modeli uygularsa bugün ülkede mevcut olan yolsuzluk ve sorunu ortadan kalkar,” dedi.

Cherán halkı temsilcilerini Michoacán seçimlerin olduğu gün ilan etmek istiyordu ancak yasal bir sorun nedeniyle bu açıklmayı ayın sonuna kadar ertelediler. 37 yaşındaki öğretmen Luz Pedrosa, aynı gün daha sonra yapılacak protesto yürüyüşü için pankart hazırlamkla meşguldu; kararlı bir şekilde kasabasının kendi liderleini seçme hakkına sahip olduğunu savunuyordu.  Yerel Seçimleri düzenleyen otoritelerin seçimlerini onayladığını ancak, aynı kurulun, halktan yeni sistemi istediklerine dair yeterli sayıda imza toplanmadığını belirtti. Bunun bir sonucu olarak Michoacán Seçim Enstitüsü (IEM), halkın bu değişikliği onayladığını ispatlamalarını istiyor ve ”Yürüyüş bu konu hakkında, IEM gelsin gözlemlesin, halkın gerçekten ne istediğini anlasın ve şimdiye kadar yaptıklarımızın gelişmesi sağlansın” talebinde bulunuyor. Pedrosa’ya göre yeni sistem herkese fayda sağlayacaktır, “Daha önce politikacılar tarafından zimmetlerine geçirlen paralar eşit olarak dağıtılacak, daha çok iş sağlanacak ve daha çok saydamlık olacak” diyor. O, gelecek hakkında da ümitli, ” Bunu başaracağız, kasaba halkının yüzde 90’ı bu değişikliği istiyor” dedi.

Cherán’de değişikliğe itiraz eden birisni bulmak o kadar kolay değil. Hiç kimse haklarının nasıl kısıtlandığı konusunda konuşmak yanlısı değil. Bir kadın hareketi desteklemediği için kasabayı terketmesine izin verilmediğini söyledi. Başkaları da kasabanın kapıları kapatması sonucu yerel ekonominin zarar gördüğünü iddia etti.  Hareketi destekleyenler ise bu şikayetleri ciddi bulmuyor. “ Bunlar kullandıkları oy karşılığı politikacılardan birşey alan kişilerdir,” diyen ev kadını Maria de la Luz. “Politikasız çok daha güven içindeyiz….Daha önce politik konular etrafında bölünmüş olan aile üyeleri artık kavga etmiyor’ dedi.

Cherán’ın yönetimine katılanlar için birlik önemli. İsmini vermek istemeyen  Adalet ve Onur komisyonu üyelerinden biri “Eğer kasaba organize ve birlik olarak kalırsa başaracağız.  Değişim sürecinde olduğumuzu, eskisinden daha değişik bir toplum yaratıldığını herkese açıklamamız gerekiyor”dedi. Öğleden sonra düzenlenen yürüyüşe katılanlar kesinlikle aynı fikirdeler.  Göstericiler kasabanın etrafındaki 5 barikatta yürüyüşe geçerek, 4 mahalleyi de yürüyerek geçiyor ve seyredenleri onlara katılmaya davet ediyor. ”Ayakta durup izleyenlerde bizden yanadır”  diye bagırıyorlar. Sayıları 2500’ü bulan göstericiler kasaba merkezine vardığında  Upside Down World, 60 yaşındaki işçi Juan ile konuştu: “ Bu yürüyüşe katılmamım nedeni resmi seçimlerinin olmamasıdır” dedi.  Ayrıca Hükümet’in kasabanın kendi kendini yönetmek konusnda ciddi olduğunu anlaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Yürüyüşçüler arasında yerli halkın bayrağını dalgalandırarak yürüyen  21 yaşındaki öğrenci Victor,“ Bu yürüyüş ormanlarımızın savunusu için, bunun anlamı artık politik partilerle işimiz yok” dedi. Taşınan bir çok pankartta Meksika da faaliyet gösteren üç ana parti eleştiriliyor.  “Irkçı partiler mezarınız hazır” ve “Politik Partiler dışarı, Cheran oyuncağınız değil,” sloganları caddelerde yankılanıyor. Yürüyüşe katılanlardan 38 yaşındaki üç çocuk annesi Maribel Jimenez adaletsizlikten bıktığını söyledi: ”Çocuklarımla birlikte yürüyorum. Yürüyorum çünkü Hükümetten yardım istedik ve hiç bir cevap vermediler, ancak, yürümemin ana nedeni Cherán’da yeni bir yönetim şekli istememdir,” dedi. is a new way of governing.”

Çeviri:Erol Yeşilyurt -LAHY

Kaynak: http://upsidedownworld.org/main/mexico-archives-79/3314-mexican-indigenous-community-boycotts-elections-

Posted in Makaleler, Meksika | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Milliyetçiliğe karşı İnternet – Daisy Valera

Posted by lahy 25/11/2011

Ortaokula başladığım ilk günlerden beri öğretmenlerimizin vatanınızı sevin, ulusal kültürünüzü ve yüzde yüz Kübaya ait olan herşeyi sevin dediğini hatırlıyorum.

Adalı olmanın aynı gururunu hisetmeyen bir öğrenci düşünmek mümkün olabilirmiydi?

Sabahları okula girmeden önce gruplar halinde dizilirdik, ben ulusal kahramanımız Jose Marti’den birkaç şiiri yüksek sesle okuyanlardan biriydim.

Şimdi geçmişe baktığım zaman — soğukkanlılıkla ve bütün sloganlardan uzakta — milliyetçiliğin Kübalıların diğer kültürlerden halklarla çok yakınlaşmaması için kullanılan araçlardan biri olduğunu anlıyorum.

Günümüzde, İnternet sayesinde bir çocuk bile günü gününe Tokya’nun bir bölgesinde ne olduğunu izleyebilir.

İnsanlar birçok deneyimlerini paylaşabilirler: ziyaret ettikleri yerin güzellikleri, gelenekleri, çalıştıkları işyerlerindeki problemler veya günlük problemlerine ne çözümler bulabilecekleri konuşabilecekleri konulardan yalnızca birkaçıdır.

Bütün bu görüş alış verişleri sonucu, bir çok kişi tanıştıkları kültürlerin yaşam tarzları ile kendileri arasında ortak noktalar bulabilir.

Bunun doğal bir sonucu olarak onların kendi dışlarındaki dünyanın deneyimlerini esas alarak içinde bulundukları durumu nasıl değiştirebileceklerini düşünmeleri doğaldır.

Gerçekte burada İnternete ulaşmamız mümkün değil (ne de seyahet edebiliyoruz),biz Kübalılar izole edilmiş durumdayız, ve genel olarak kıyılarımızın ötesinde yaşamın nasıl olduğundan haberimiz yoktur.

Böylece, milliyetçilik ve yanlış bilgilendirme ayrıcalıkları ve hakları red etmenin kullanışlı araçlarıdır.

Kendilerini uzlaşmaz anti-emperyalist ve yurtsever ilan edenler zengin yabancılara süresiz bir şekilde golf sahaları satmak konusunda herkesden önce istekle öne çıktılar.

Aynı zamanda dayanışma amacıyla köylülere yurtdışından bağışlanan traktörleri kabul etmiyorlar ve çiftcilere topraklar yalnızca 10 yıl süre ile veriliyor.

Aynı şekilde, otomobil satışları için yeni uygulamaları destekliyorlar, yalnızca yabancılar ve imtizyazlı azınlık yeni bir araba alma opsiyonuna sahiptir.

Kaliteli bir İnternet erişimi için yapılan fibre optik kablo yatırmında terslikler olması bizi şaşırtmamalıdır. Çok faydalı oldu.

Bundan dolayı, kısa bir süre daha, ultra-milliyetçiler istedikleri gibi yapıp bozmaya devam edecekler.

Posted in Küba, Makaleler | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Yoldaş Cano’nun ardından = Ekrem Ekici

Posted by lahy 20/11/2011

EKREM EKİCİ*

Latin Amerika’nın önde gelen anti-emperyalist devrimci mücadele örgütü FARC-EP ‘nin (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia-Ejército del Pueblo/Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halkın Ordusu) baş ideologu ve baş komutanı Alfonso Cano, 4 Kasım tarihinde Kolombiya’nın güneybatısındaki Cauca eyaletinde askeri bir operasyon (Operación Odiseo) sırasında öldürüldü.

Yaşamının son 33 yılını devrimci mücadeleye vermiş olan Cano (asıl adı: Guillermo León Sáenz Vargas), örgütün kurucularından olan efsanevi önder Manuel ‘Tirofijo’ Marulanda’nın (asıl adı: Pedro Antonio Marín. ‘Tirofijo’, ‘attığını vuran’ anlamına gelir) 2008’de kalp krizi sonucu yaşamını yitirmesinin ardından FARC’ın 1964’teki kuruluşundan bu yana ikinci önderi oldu.

Cano’nun katledilişinin Güney Amerika’daki ve dünyadaki devrimci hareketler ve siyasi ‘konjonktür’ bakımından hangi olası anlamlara geldiğine ve nasıl okunması gerektiğine geçmeden önce, onun yaşamı ve devrimci kimliği ile FARC-EP örgütünün art alanı ve kısa ve tarihçesine değinmek faydalı olacak.

ALFONSO CANO: BİR ENTELEKTÜEL DEVRİMCİ SAVAŞÇI
Alfonso Cano, Guillermo León Sáenz Vargas adıyla, tarım bilimcisi bir babanın ve öğretmen bir annenin yedi çocuğundan beşincisi olarak, 22 Temmuz 1948’de Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da kentli orta sınıf bir ailede dünyaya geldi. İyi bir dansçı ve futbol tutkunu olan Cano, yirminci yüzyıl dünya devrimci hareketlerinin doruk noktasına ulaştığı dönemlerden biri olan 1968’de Kolombiya Ulusal Üniversitesi’ne girerek antropoloji eğitimi almaya başladı.

Aile içerisinde egemen olan muhafazakâr görüşlere karşın, Cano üniversite yıllarında radikal sol ile tanıştı ve kısa zaman içerisinde etkin bir öğrenci lideri olarak Kolombiya Komünist Partisi’nin (PCC) gençlik örgütüne katıldı. Daha sonra, üniversite eğitimini tamamlamadan Sovyetler Birliği’ne giden Cano, burada siyasi eğitimini tamamladıktan sonra, Kolombiya’ya döndü ve dolaylı olarak PCC ile bağlantılı olan FARC’a katılarak, kentli entelektüel kimliğini öne çıkarıp, gerillalara Marksizm üzerine dersler vermeye başladı.

1981’de evine yapılan bir polis baskını sonucu tutuklanarak Bogotá’daki La Modelo cezaevine konulan Cano, dönemin Kolombiya devlet başkanı Belisario Betancur’un ilan ettiği af sonucunda serbest bırakıldı. La Modelo’da geçen 18 ayın ardından, gerilla hareketi içerisinde daha etkin bir rol oynamaya karar veren Cano, FARC-EP örgütünün kurucularından, başlangıçtan itibaren baş ideologu ve aynı zamanda bir Marksist antropoloji uzmanı olan Jacobo Arenas (asıl adı: Luis Alberto Morantes) ile birlikte çalışmaya başladı. 1990’da Arenas’ın ölümünün ardından, Alfonso Cano örgütün baş ideologu oldu. 1990’lı yılların başında César Gaviria hükümetinin başlattığı müzakere sürecinde sekretarya üyesi olarak FARC’ı temsil etti.

Bu müzakere sürecinin başarısızlığının ardından, bir sonraki devlet başkanı Andrés Pastrana’nın başlattığı barış için diyalog sürecinde Cano daha çekimser ve uzlaşmaz bir tutum ortaya koydu. Bir düşünür olarak saygınlığının yanı sıra, oldukça yetenekli bir askeri stratejist de olan Alfonso Cano, 1990’dan itibaren FARC-EP’nin Kolombiya’nın güney batısındaki beş eyaletin önemli bir bölümünü elinde tutan ‘Batı Bloku’ gerilla cephesini yönetti.

Aralarında, 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan Valle del Cauca eyalet parlamentosu üyelerinin esir alınması eyleminin de bulunduğu 200’ün üzerinde eylemden sorumlu tutulan Cano, röportajlarında ‘savaş esirleri’ alma olgusunu temellendirdi ve asimetrik savaşta daha zayıf, devlet-dışı olan tarafın devletle aynı kurallara tabi tutulamayacağını savundu.

Efsanevi önder Marulanda’nın ölümünün ardından örgütün önderliğine getirilmesi, hareketin askeri kanadınının karşısında, 2010’da yine hükümetin bir askeri operasyonu sırasında katledilen Mono Jojoy’un (asıl adı: Jorge Briceño) temsil ettiği siyasi kanadının öncelik kazanması olarak yorumlanan Cano, önderliği devralmasının ardından, dağınık cephelere ayrılmış olan gerilla hareketi üzerinde otoriteyi sağlayıp, aynı zamanda Kolombiya’daki bir diğer devrimci mücadele örgütü olan ELN (Ejército de Liberación Nacional/Ulusal Kurtuluş Hareketi) ile, iki örgüt arasındaki stratejik rekabeti ortadan kaldırmaya yardımcı olan bir pakt imzalanmasına öncü oldu.

FARC-EP’e önderlik yaptığı 3 yıllık dönemde FARC’ın güçlü, zengin ve zinde bir devrimci örgüt olarak ayakta durmasına ve anti-emperyalist mücadelesini kararlılıkla sürdürmesine katkıda bulunan Cano, 4 Kasım Cuma günü Birleşik Devletler destekli olduğu açık olan, yüzlerce askerin katıldığı bir askeri operasyon sırasında boynundan aldığı kurşunla yaşamını yitirdi. O sırada Cauca’nın ormanlık arazisinde saklanmakta olan commandante Cano, arazide cüzdanının ve bazı kişisel eşyalarının bulunması sonucu teşhis ve takip edilerek Amerikan yanlısı neo-Faşist Kolombiya hükümeti tarafından 63 yaşındayken katledildi. Cano, ardında kendisi de devrimci mücadeleye katılmayı seçmiş olan bir erkek çocuk bıraktı.

CANO’NUN ÖLÜMÜNÜN YANKILARI
Latin Amerika’daki devrimci mücadeleyi anlamak, belki de ‘conquista’ya kadar geri giden beş yüzyıllık bir mücadele tarihini ve kültürünü anlamayı gerektirir. Güney Amerika’nın İspanyol sömürgeciliği tarafından 15. yüzyıldan itibaren kolonileştirilmesi ile başlayan ve kapitalizmin tarihinde bir dönüm noktası olarak, uygar Batı’da bilimden sanata, siyasetten felsefeye, hatta gündelik yaşam kültürüne kadar toplumsal yaşamın birçok alanına kapsamlı ve geri dönülmez olarak etki etmiş olan kölecilik ve buna karşı gelişen, siyasi düzlemde Simón Bolívar’dan Che Guevara’ya ve bugün FARC-EP’ye uzanan isyan ve devrim hareketleri, Latin Amerika’nın bugününe damgasını vuran mücadelelere karakter kazandıran temel unsurlardır.

Bugün özellikle Kolombiya’da tüm şiddeti ile sürmekte olan, Tupamaros’tan ELN’ye, Zapatistalar’dan FARC-EP’ye uzanan özgürlük hareketlerinin emperyalizme ve faşizme karşı sarsılmaz bir kararlılıkla sürdürdükleri savaş, Güney Amerika’da sömürgeciliğin başlangıç çağında 100 yıl içerisinde 70 milyon yerlinin öldürüldüğü, gümüş madenlerinin çevrelerinin köle cesetleri ile sarmalandığı topraklarda geçmesi bakımından, özelleşmiş bir tarihsel bakış açısı ile ele alınmak ve değerlendirilmek durumundadır. Başka bir deyişle, Latin Amerika’da köleciliğin ve sömürgeciliğin kanlı tarihi anlaşılmadan, kölelikten proleterliğe geçmiş halkların bugünkü anti-emperyalist mücadelesini anlamak mümkün olmayacaktır.

Bu bağlamda, bugün son derece önemli bir devrimci olan önderi katledilmiş olan FARC-EP, 47 yıldır yürüttüğü anti-kapitalist devrimci mücadele bakımından, neo-Faşizmin, yani modern emperyalizmin başat hedeflerinden biri durumundadır. Kolombiya’da FARC-EP hareketinin yenilgiye uğratılmasının Birleşik Devletler ve taşeronlarından birisi olan Kolombiya hükümeti tarafından ne derece önem arz ettiği, Cano’nun katledilmesinin ardından gelen resmi açıklamalardan da anlaşılabilir.

Operación Odiseo’nun ardından yaptığı ilk açıklamada, bir önceki Alvaro Uribe Vélez hükümetinde savunma bakanlığı görevinde bulunmuş olan Kolombiya devlet başkanı Juan Manuel Santos, bu harekatın örgütün kuruluşundan bugüne kadar almış olduğu en büyük darbe olduğunu söylemiş ve FARC-EP bünyesindeki devrimcilere teslim olma çağrısı yapıp, aksi takdirde “ya mezar, ya ölüm” tehdidini savurmuştur (Bununla birlikte, burada 2002 ile 2010 arasında Kolombiya devlet başkanlığını yapmış olan aşırı sağcı Alvaro Uribe’nin babasının 1983’de FARC gerillaları tarafından öldürülmüş olduğunu belirtmek gerekir). Bunun kamuoyuna yön vermeye yönelik bir ajitasyon manevrası olduğu açık olmakla birlikte, Emperyalizm yörüngesindeki dünya basını da bu çerçevede zafer çığlıkları savuşturmaya başlamıştır. Bunlar arasında en çarpıcı örneklerden biri olarak, Cano’nun ölümünün ardından 12 Kasım 2011 tarihli The Economist dergisinin[1] attığı haber başlığına dikkat çekmek gerekir: Top Dog Down (“Baş Köpek Düştü”). Makalenin sonlarına doğru, Cano’nun öldürülmesinin FARC’a indirilen büyük bir darbe olduğundan söz ediliyor ve hükümetin operasyonlar konusundaki kararlı tutumunun, örgütü müzakere masasına gelmeye ‘zorlayacağı’ öngörüsünde bulunuluyor.

UTANGAÇ MUZAFFERLER
Aynı şekilde, siyaset analisti Silke Pfeiffer, Foreign Policy’nin web sitesinde yayımlanan 8 Kasım tarihli makalesinde[2] “Cano’nun öldürülmesi, FARC’ın sonu mu?” sorusunu sorar ve örgütün onun yerini doldurmakta zorlanacağını ve ‘daha az uzlaşmaz’ bir önderin örgütün başına geçerek, müzakere kapısının aralanacağını ileri sürer.

Özellikle İngiliz ve Amerikan anaakım medyasının bu ‘utangaç muzaffer’ tutumu, FARC gibi bir örgütün önderinin ‘ortadan kaldırılmasına’ yönelik doğal bir reaksiyon olarak okunabilse de, örgütün kapitalist dünya basınının bakış açısından ne kadar ciddiye alındığının ve ‘endişe uyandırdığının’ bir göstergesi olarak anlaşılabilir.

Buna karşın, FARC-EP’nin Operación Odiseo’nun ardından yayınladığı 6 Kasım tarihli bildiride mücadeleden hiçbir surette taviz verilmeyeceği vurgulanmış ve devrimci kararlılığın altı bir kez daha çizilmişti: “Alfonso Cano yoldaşın kavgada can vermesinin temsil ettiği tek gerçeklik, dizlerinin üstünde yalvarmaktansa ölmeyi tercih edecek olan Kolombiya halkının ölümsüz gücüdür.”[3]

Görüldüğü gibi, her ne kadar anaakım dünya basını yaşananları yeni bir ‘dönemin’ habercisi olarak görse de ve Kolombiya hükümeti gürültülü ve mağrur, Birleşik Devletler yönetimi ise sessiz bir keyifle ellerini ovuştursa da, Cano’nun ölümünün devrimciler açısından büyük ve örnek bir yoldaşın kaybının acılı bir deneyimi temsil etmesiyle birlikte, mücadeledeki kararlılığın sürdürülmesi bakımından bir motivasyon kaynağı olacağı açıktır. Burjuvazinin heyecanını ve kafası karışık telaşını da bu şekilde yorumlamak mümkün.

CANO’NUN ARDINDAN FARC-EP
Cano’nun öldürülmesi ile boşalan önderlik için şu anda iki isim geçmektedir: 1980’li yıllarda FARC-EP’nin reel siyasetteki uzantısı Yurtsever Birlik (Union Patriotica) bünyesinde görev almış olan, FARC-EP sekretaryasının siyaset deneyime de sahip üyelerinden, 56 yaşındaki Ivan Maquez (asıl adı: Luciano Marin Arango) ve henüz 13 yaşında örgüte katılıp, yaşamının geri kalanında devrimci mücadele sürdürerek FARC içerisinde üst düzey askeri rütbelere yükselmiş olan 52 yaşındaki ‘Timochenko’ (asıl adı: Rodrigo Londoño-Echeverry).

Önderlik sorununun ne şekilde çözüleceği önümüzdeki süreçte açıklık kazanacak olmakla birlikte, kesin olan bir şey varsa, o da FARC’ın mücadeleden vazgeçmeyeceği. Devrimci mücadelede verilen kayıplar her zaman acıyı ve zorlukları beraberinde getirmiş olsa da dünya görüşünde tutarlılık ve devrimci kararlılık bu acıları deneyime dönüştürmede ve mücadeleyi ileri taşımada iş görecek yegane unsurlardır. Bu, öznel bir yorumlama biçimini temsil etmekten ziyade, tarihsel nitelikte nesnel bir gerçekliktir. Spartaküs hareketinden Paris Komünü’ne, RAF’ten Tamil Kaplanları’na ve FARC’a, bu mücadele tarihi bizzat şekillendirmiş ve Ulrike Meinhoff, Alfonso Cano gibi düşen birçok yoldaşın anısıyla yücelmiştir.

Cano’nun ölümünün ardından FARC’ın tüm dünyaya gönderdiği mesajla bitirmek gerekirse: “Bu, Kolombiya’da ezilenlerin ve sömürülenlerin en büyük önderlerinden birinin yasını tuttuğu ilk sefer değil. Onların yerini, cesaret ve zafere olan mutlak inanç ile doldurması da ilk değil. Kolombiya’da barış, bir gerilla teslim oluşuyla gerçekleşmeyecek, ancak ayaklanmayı doğuran nedenlerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşecek. Bu, devam edecek olan politik bir hattır.

Yoldaş ve komutan Alfonso Cano öldü. Siyasi çözüm ve barışa en tutkulu biçimde ikna olmuşken düştü. Komutan Alfonso Cano’nun anısına!”[4]

Compañero Alfonso Cano, ¡Presente!*

NOT: Cano’nun katledilmesinin ardından FARC-EP yeni liderini seçti. ”Timochenko” kod isimli 52 yaşındaki Timoleon Jimenez’in (gerçek adı Rodrigo Londoño Echeverri), Cano’nun yerine örgüt liderliğine seçildiği açıklandı.

[1] Bakınız http://www.economist.com/node/21538205?fsrc=scn/fb/wl/ar/topdogdown

[2] Bakınız http://www.foreignpolicy.com/articles/2011/11/08/alfonso_%20cano_killed_the_end_of_farc

[3] Bakınız http://gercegingunlugu.blogspot.com/2011/11/farc-epden-canonun-kaybna-dair-acklama.html

[4] Bakınız http://gercegingunlugu.blogspot.com/2011/11/farc-epden-canonun-kaybna-dair-acklama.html

* Yoldaş Alfonso Cano, yaşıyor!

*Berlin Hür Üniversitesi doktora öğrencisi

Posted in Kolombiya, Makaleler | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Brezilya: Gerçekleri Araştırma Komisyonu yasası onaylandı

Posted by lahy 20/11/2011

Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff şeffaflığın sağlanması amaçıyla iki yasayı yürürlüğe soktu. Yasalardan ilki, 1946 ve 1988 yılları, özellikle de askeri diktatörlük döneminde(1964-1985) işlenen insan hakları ihlallerini inceleyecek olan Gerçekleri Araştırma Komisyonu’nun  kurulması ile ilgili. Yasanın açıklandığı basın toplantısında askeri diktatörlük döneminde üç yıl hapiste yatan Başkan Rousseff’in eski hapishane arkadaşları Rita Sipahi ve María Aparecida Costa da hazır bulundu.

İkinci yasa ile yurttaşlara devletin yasama,yargı ve yürütme alanlarında bilgi alma hakkı veriliyor, gizlilik alanı sınırlandırılıyor. Bu yasa ile devlet kurumları yurttaşlara bilgi sağlamak ile yükümlü ve belgeleri internette yayınlacaklar. Mali kayıtlar ve yöneticilerin maaşlarıda açıklanacak bilgiler kapsamındadır; bu yasa çıkana kadar, Petrobras ve Banco de Brasil gibi dev kuruluşların yöneticilerinin aldığı maaşların miktarı gizli tutuluyordu. Bazı gözlemciler geçtiğimiz aylarda rüşvet skandalları ile sarsılan Rousseff hükümetinin bu yasayı çıkararak itibarını korumayı hedeflediğini ileri sürdü.

Gerçekleri Araştırma Komisyonu’nun 6 üyesi Başkan Rousseff tarafından seçilecek; üyeliğin koşullarından biri politik partilerde yönetici ya da kamu kesiminde herhangi bir şekilde yetkili bir göreve sahip olmamaktır.

Komisyon diktatörlüğün sonunda darbeci ve işkencecilere sağlanan af yasasını gözden geçirme yetkisine sahip değil. Bu nedenle Komisyon’un iki yıl sürecek çalışmaları sonrasında geçmiş dönem yetkililerinin yargılanması söz konusu olmayacaktır. Kendisinden herhangi bir belgenin saklanmayacaği ve şahit dinleme yetkisine sahip Komisyon’nun halen aydınlanmayan kayıp vakaları konusunda gerçekleri ortaya çıkarması umut ediliyor.

Askeri diktatörlük döneminde 400’den fazla sol eylemci öldürüldü ya da kayıp edildi.

Rousseff, “ bugünden itibaren, insan haklarına karşı hiç bir eylem ya da belge gizli kalmayacaktır ve bunun anlamı, Brezilya’da insan haklarına karşı sayıdaki eksikliğe artık tahammül etmeyeceğimizdir,” dedi.

Brezilya da ki insan hakları örgütleri ve kayıp yakınları ise çıkarılan yasaları yetersiz bularak eleştirdi. İşkenceye karşı”Tortura Nunca Mais” örgütünden Victoria Grabois, Arjantin ve Uruguay da af yasalarının gözden geçirilerek sorumluların yargılandığını vurgulayarak, kurulacak komisyonun çalışmalarının insan hakları ihlallerini aydınlatacağına inanmadıklarını söyledi.

Geçtiğimiz yıl Latin Amerika İnsan Hakları Mahkemesi 1979’da çıkarılan affın yasal bir dayanağı olmadığı şeklinde bir karar alarak Brezilya’yı eleştirmişti.

Posted in Brezilya, İnsan Hakları | Etiketler: , , | Leave a Comment »

ELN’DEN FARC-EP’ye dayanışma mesajı

Posted by lahy 18/11/2011

Kolombiya’nın ikinci büyük gerilla hareketi olan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN), Alfonso Cano’nun ölümünün ardından bir dayanışma mesajı yayımladı. ELN tarafından yapılan açıklamada, “Kardeş örgütümüz FARC’a ve Cano’nun ailesine, Alfonso Cano’nun 4 Kasım günü eşitsiz bir kavgada düşmesi nedeniyle derin dayanışma duygularımızı ifade ederiz” denildi. Mücadelede düşmenin veya fiziksel varlığın sona ermesinin “görülmemiş bir şey” olmadığının belirtildiği açıklamada, “Hiçbir şey bizim barış, halkımızın refah ve mutluluğu ve ülkemizin bağımsızlığı idealleriyle mücadelemizi durdurmayacaktır” ifadeleri kullanıldı. Ulusal Kurtuluş Ordusu Merkez Komutanlığı imzası ile yayımlanan açıklama şu şekilde devam etti:

“Biz, Kolombiya oligarşisinin şeytani savaş ve terör mekanizması ile karşı karşıya olan ayaklanmış halkın bir parçasıyız. Biz gerilla güçleri, yarım yüzyıldan bu yana mülksüzleştirilmişlerin düşmanlarına karşı çatışmanın sıcaklığında, halk desteğinin sayesinde, mücadele arzumuzla ve devrimci inancımızın sağlamlığıyla geliştik. Alfonso Cano, hâlâ Manuel Marulanda Velez, Jacobo Arenas, Camilo Torres Restrepo, Manuel Vasquez Castaño, Manuel Perez Martinez ve gerilla yapılarımızın, devrimci mücadelenin karmaşık yolundan geçen başka gerilla örgütlerinin diğer birçok devrimci kadrosu ve halkın toplumsal adalet, eşitlik, demokrasi, bağımsızlık ve barış mücadelesinde yaşamlarını veren değişik toplumsal alanlardan oğulları ve kızları ile birlikte sokaklarda ve yollarda yürüyor.

Ülkemizin tarihi, yolun bu bölümünün, kavgada düşenlerin sorumluluklarını üstlenmek, onların yollarından yürümek için koşullara nasıl göğüs gereceğini bilen önemli sayıda kadronun arıtıcısı olduğunu göstermektedir.

Ne halk, ne de biz devrimciler, egemen sınıfın temsilcilerinin Konfüçyüsçü mesajlarına tutulmayız veya dün ve bugün geçici zaferleriyle övünen savaşçıların tehditlerinden gözümüz korkmaz.

Halkın devrimci mücadelesinin akıntısı, protestolar, mücadele ve isyancıların politik-askeri kavgası her gün büyüyor.

Sonucu göremeyen tüm diğer savaşçılar için görevimiz, devrimci davanın zaferi için mücadeleye devam etmektir.

Komutan Alfonso Cano; örneğini ileri taşıyacağız.”

Önceki yıllarda aralarında gerginik olan ve bu gerginlik çatışma düzeyine erişen FARC ve ELN, Alfonso Cano’nun öncülüğünde uzlaşmış ve iki hareket arasındaki gerginlik sona ermişti.(9/11/11)

http://www.eln-voces.com/index.php?option=com_content&view=article&id=1112:comunicado-publico&catid=26:artculos&Itemid=69 adresinde yayımlanan açıklamadan çevrilmiştir=Gerçeğin Günlüğü Kolektifi

Posted in Kolombiya | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Şili ve Kolombiyalı Öğrenciler birlikte yürüyüş planlıyor

Posted by lahy 17/11/2011

Şilili öğrenciler, Kolombiyalı öğrencilerle biraraya gelerek 24 Kasım’da  ortak bir yürüyüş düzenleme kararı aldı.  Şili Öğrenci Konfederasyonu (CONFECH)  Antofagasta şehrinde Katolik Üniversitesinde yaptıkları 12 saat süren toplantı sonrasında 24 Kasım’da aynı anda düzenlenecek uluslararası yürüyüşünün yanı sıra, Kasım ayının 14, 17 ve 18’inde ülke çapında gösteriler düzenlenmesi kararını aldı.

Altı aydır dersleri boykot eden ve eylemler düzenleyen Şilili öğrenciler General Pinochet’in 1973-1990 yılları arasında süren diktatörlüğü sırasında yaratılan özel ve merkezi olmayan eğitim sisteminin ortadan kaldırılması ve kaliteli bir kamu eğitiminin sağlanmasını talep ediyor; Kolombiyalı öğrencilerde Ekim’in 11 ve 12’sinden itibaren benzer taleplerle boykot ve kitle eylemlerine başladı. Şili ve Kolombiyalı öğrencilerin boykot eylemleri Porto Rico’da 2010’da gerçekleşen öğrenci eylemlerinin ardından, Latin Amerika’da gerçekleşen en büyük ve önemli öğrenci direnişleri oldu.

Gerek Şili gerekse de Kolombiya’da sağcı hükümetlerin öğrencilerle bir uzlaşmaya varması ihtimaller dahilindedir: 9 Kasım’da Şilili öğrenci liderleri ve lise öğrencileri Valparaiso şehrinde muhaletten milletvekilleri ile bir toplantı düzenledi. Muhalefet liderleri kamu üniversitelerinde fakir öğrencilerin yüzde 70’i için parasız eğitimi önerirken, özel üniversitelerde de aynı çözümün uygulanmasından yana gözüküyorlar ve ilk-orta okul öğretimin tamamıyla kamu tarafından karşılanmasını talep ediyorlar.

Gerek öğrenci gerekse de muhalefetin baskısıyla karşılaşan Başkan Sebastián Piñera  2012 yılında eğitime ayrılan bütçeyi artırmayı teklif etti: 60 milyar dolarlık bütçenin 11.65 milyar doları eğitime ayrılacak. Öğrenci örgütleri bu artışı yetersiz bulurken, Maliye Bakanı Felipe Larraín yeni vergi düzenlemelerinden söz etmeye başladı. Hükümet daha önce vergi artışının söz konusu olmadığını ilan etmişti.  (La Tercera (Chile) 11/13/11EFE 11/13/11 via El Nuevo Herald (Miami); La Jornada (Mexico) 11/10/11 )

Şili öğrencilerde altı aylık okul boykotu sonrasında bir anlaşmaya varmaları için baskıyla karşılaşıyorlar: Eylül ayında yüzde 79 olan kamu desteği Kasım ayından yüzde 67’ye düştü, Başkan  Piñera’yı destekleyenleri oranı ise yüzde 31%. (Bloomberg 11/7/11)

Kolombiya’da bir aydır süren öğrenci eylemleri sonrasında Başkan  Juan Manuel Santos uzlaşma arayışı içine girerek,öğrenciler eylemlerine son verirse yeni eğitim yasasının geri çekileceğini duyurdu. 12 Kasımda bu teklifi tartışan öğrenciler eylemlerini sona erdirmek için 3 koşul öne sürdü: yasanın geri çekilmesi, yeni eğitim sisteminin inşası için öğrencilerle görüşmeler yapılması ve akademik yılın tamamlanmasının garanti altına alınması. (LJ 11/11/11 AFP, DPA, Notimex; Europa Press 11/14/11)

Görünüşte öğrencilerle uzlaşmak için adımlar atan sağcı hükümetler öğrencilere karşı şiddet kullanmaya devam ediyorlar; gözaltı ve tutuklamalar sürüyor. (Adital (Brazil) 11/11/11  TeleSUR)

Kolombiya’da güvenlik kuvvetleri 11 Kasım’da Popayán kasabasında yapılan bir yürüyüşe saldırdı.

Posted in Öğrenci Hareketleri, Kolombiya, Şili | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Kolombiya’da Santos Uribe’nin Mirasını sürdüyor-Aziz Küçük

Posted by lahy 11/11/2011

Aziz Küçük

Kolombiya’da 2010 yılında yapılan seçimlerle Uribe’nin yerine onun kabinesinde Savunma Bakanlığı yapmış olan Santos iktidara gelmişti. O da tıpkı Uribe gibi “etkin terörle mücadele” sloganıyla elitlerden ve orta sınıftan oy istemişti. Ayrıca kıta açısından daha açık bir dış politika rotası izleyeceği vaadinde bulunmuştu. Bu vaatlerle girdiği seçimi kazandı.

URİBE’NİN SANTOS’A BIRAKTIĞI MİRAS

Uribe’nin 8 yıllık iktidarı döneminde, ABD destekli bir savaş yürütüldü Kolombiya topraklarında. Bu savaş doğası gereği toplumsal muhalefetin bütün renklerini hedef tahtasına yerleştirmişti. Bu dönemde FARC büyük darbeler yedi. Sendikacıların öldürülmesinde ise dünya rekorları kırıldı. Dünyada en fazla sendikacı Kolombiya’da öldürülüyor. Komşu ülkeler ile en büyük gerilim sırasıyla Ekvator, daha sonra Venezüella ile yaşanmıştı. FARC’ın “güneş yüzlü” komutanı Raul Reyes’in sınır ihlali yapılarak Ekvator’da öldürülmesi iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. En son adım ise bütün kıta ülkelerinin tepkisini toplayan askeri üs anlaşmasıydı. Bu anlaşmaya göre ülkede 7 ABD askeri üssü kurulacaktı. Tüm bu gelişmelerin yaşandığı esnada Savunma Bakanlığı görevini Santos icra ediyordu.

SANTOS’UN ADIMLARI

Kolombiya, ABD ile ilişkilerinden kaynaklı tecrit edilmiş durumdaydı. Özellikle kıtadaki sol dalga göz önünde bulundurulursa tablo daha iyi anlaşılır. Bu tecridi kıracak adımlar atıldı. Öncelik olarak Chavez’in Venezüella’sı ve Ekvator ile ilişkilerin sıklaştırılması adımları atıldı. Asıl dikkat çeken adım Venezüella ile ilişkilerin restore edilmesi oldu. Başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra Chavez’i ziyaret etti. Akabinde karşılıklı elçiler atandı, ticari ilişkiler gözden geçirildi ve bir dizi başlıkta anlaşmalar imzalandı. Atılan adımların bir amacının da Santos’un kendi imajını düzeltmesi olduğunu vurgulanması gereken bir başka özellik. Uribe’nin kabinesinde görev yapması, dönemin politikalarında imzası olması, Santos için Uribe’nin “Fino köpeği” yakıştırılması yapılmasına sebep olmuştu.

KOLOMBİYA-VENEZÜELLA İLİŞKİLERİ, “TERÖRLE MÜCADELE” VE FARC

Güney Amerika halklarının göz nuru olan FARC’ın son yıllarda ciddi darbeler aldığını ifade etmemiz gerekir. Tarihsel önder Manuel Marulanda’nın hayatını kaybetmesi, genç gerilla komutanı İvan Rios’un hain havarisi tarafından öldürülmesi, “güneş yüzlü” Raul Reyes’in Kolombiya-ABD patentli operasyon sonucu katledilmesi, durumun ciddiyetini gösteriyor. Kolombiya devleti tarafından hayata geçirilen tasfiye konseptinin yerel ölçekteki oligarkları aşan bir plan. Son olarak Avrupa’da İspanyol polisi tarafından yapılan ve ülkemizde de ilgilere mazhar olan “büyük FARC operasyonu” bunun göstergesidir. Santos’un yönetimindeki Kolombiya, Uribe döneminin tersine geniş bir ittifak politikası çerçevesinde davranmaya çalışıyor. Bu kapsama alanında Bolivarcı Venezüella da var.

TARTIŞILAN VENEZÜELLA

Bolivarcı hükümet, belki de bugüne değin en fazla tartışılan kararlarından birine imza attı. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin(FARC) önde gelen isimlerinden olduğu söylenen Pérez Becerra, Caracas havalimanında tutuklandı. Sonrasında bilindiği gibi Kolombiya’ya iade edildi. Santos’a göre Avrupa’da Kolombiya devletinin aleyhine yapılan kampanyaların sorumlusu Becerra idi. Uzun süredir İsveç’te siyasi sığınmacı statüsünde yaşamasına rağmen Kolombiya ve Venezüella hükümeti Becerra’nın Interpol tarafından arandığını ve bunun için teslim edildiğini açıkladılar. Esasında bu ilk olay değil. Geçtiğimiz Kasım ayında Bolivarcı hükümet, biri FARC, diğerleri ise Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) üyesi üç kişiyi Kolombiya’ya iade etmişti.

Yakın tarihte ise FARC-EP (Halk Ordusu) liderlerinden Guillermo Enrique Torres, Venezüella’da gözaltına alınmıştı. Chavez’in attığı bu adımlar, bugüne kadar ülkenin solundan gelen en ciddi tepkileri de beraberinde getirdi. Fakat iktidarda olan Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) çok parçalı yapısı, sorunların giderilmesi anlamında yavaş ilerlemeye neden olabiliyor kimi zaman.

FARC’IN ALDIĞI EN BÜYÜK DARBE

Kolombiya devleti FARC için “Sri Lanka modeli”ni hayata geçiremese bile, emperyalist devletlerden aldığı destek ile gerilla gücüne ağır darbeler vuruyor. FARC kurucusu Marulanda’nın hayatını kaybetmesinden sonra liderliğe getirtilen Alfonso Cano, Kolombiya devleti tarafından katledildi. 6.000 elit askerin katıldığı operasyonda bütün uluslararası hukuk çiğnendi. Alfonso Cano’nun bulunduğu bölge ayrım gözetilmeksizin bombalandı. ABD devleti Cano’nun başına 5 milyon dolar ödül koymuştu. FARC 2002 yılından beri yoğun saldırılar altında mücadele etmeye çalışıyor. Özellikle merkezi olarak aldığı darbeler sonucunda birçok liderini kaybetti. Fakat Alfonso Cano’nun öldürülmesinin bir başka boyutu daha vardı. O ayrıca örgütün teorisyeni konumundaydı. Barış müzakereleri sürecinde silahlı mücadeleyi bırakmayı savunan Kolombiya Komünist Partisi (PCC) ile yollarını ayıran ve FARC-EP tarafından 2000’li yıllarda kurulan Gizli Kolombiya Komünist Partisi’nin de (PCCC) lideri idi.

Son olarak Santos hükümeti, ülkenin iç bölgelerinde operasyonlar gerçekleşirken “barış ve müzakere” çağrısı yapıyordu. İsimler farklı olsa da, suikast planları, “Sri Lanka modeli”, uluslararası destek, müzakere çağrıları ama hemen arkasından gerçekleşen kimyasal operasyonlar… Ne kadar tanıdık değil mi?

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: , , , , , , , | Leave a Comment »

Komutan Alfonso Cano alnına kurşun sıkılarak katl edildi

Posted by lahy 11/11/2011

Radio Café Stereo, Miguel Suárez (10/11/11).

Emperyalizm ve kolombiya oligarşisinin  yetenekli ve terörist katillerinin bir benzeri yoktur. Yukardan gelen emirlerle 3.000 gençi öldürüp çatışmalarda öldü diye ilan ettiler.

Cumhuriyetin ilk kuruluşundan bu yana açık olarak devlet terörizmini uyguladılar.

Kolombiya’da komün üyelerinin lideri José Antonio Galán’ı parçaladılar ve halka sergilediler.  Gerilla komutan ıErnesto “Che” Guevara örneğinde, Bolivya’nın uşak ordusu onu canlı olarak yakaladıktan sonra soğukkanlılıkla katl etti  ve Kolombiya’da FARC-EP’nin gerilla komutanı Alfonso Cano’da aynı şekilde öldürüldü.

Ordu’nın ilk açıklamalarına göre, komutan Alfonso Cano siyah kobra helikopterlerinden açılan ateşle boyun, kalça ve kasığından yaraland, Kolombiya Komünist partisi genel sekreteri Jaime Caycedo El Espectador gazetesinin yayınladığı bir haber ve resme dikkat çekti: bedeninin vurulup yere düştüğü ormanlık yerde çekilen resimde alnında bir kurşun yarası görülüyor, adli tıptan gelen bilgiye göre ölüme yol açan tek bir kurşun idi.

Jaime Caycedo: “…El Espectador gazetesinin yayınladığı bedenin vurulup yere düştüğü ormanlık yerde çekilen resimde, onun alnında bir kurşun yarası görülüyor” dedi.

İşgal ordusu tarafından yayınlanan ilk raporlarda onun cesetinin ancak operasyondan saatler sonra, askerler tarafından yapılan  titiz bir arama sonrası bulunduğu bildirilmişti, kiralık katiller ordusunun yeteneklerini bildiğimiz için bunun anlamı, Che örneğinde olduğu gibi, onun da ”yukarıdan” gelen bir emirle katl edildiğidir.

Ayrıca ilk başta gerilla komutanının kaçarken cüzdan ve gözlüğünü düşürdüğünü söylerken daha sonradan da onun gözlüklü bir halde öldürülmüş resminin yayınlanmasından da söz etmek gerekiyor.

Aynı “Che” örneğinde ki gibi, Kolombiya oligarşisinin işgal ordusu, ”Che’nin ölüm emrini veren emperyalistlerin emirlerini yerine getirip soğukkanlılıkla Alfonso Cano’yu katl etti.

http://www.radiocafestereo.nu

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Guatemala’nın yeni cumhurbaşkanı eski bir general

Posted by lahy 07/11/2011

Perez Molina

Guatemala ‘da Seçim Komisyonu yetkilileri, Pazar günü yapılan Başkanlık seçimleri ikinci turunda sağın adayı Otto Perez Molina’nın oyların yüzde 53.5’ini, rakibi Manuel Baldizon’un ise oyların yüzde 46’sını aldığını açıkladı.

Seçimlere katılma oranı yüzde  60.84 oranındaydı.

Perez Molina, 1990’larda iç savaşın sona ermesinden bu yana ülke yönetiminde görev alan ilk eski asker olacak.

Orta Amerika’nın en büyük ülkesi olan Guatemala 15 milyona yakın bir nüfusa sahip, ülkede ki cinayet oranı ise ABD’den 8 kere daha yüksek. Mevcut yönetim suç örgütleri ve ülkedeki Meksikalı uyuşturucu çeteleriyle mücadele de başarısız olmakla suçlanırken her iki başkan adayı da güvenliği sağlama vaadinde bulundu. Molina askerleri  caddelere indirerek güvenliği sağlamak istiyor. polis sayısını 10 bin, asker sayısını da 2,500 arttırmayı planlıyor.

Guatemala’nın iç savaş sonrasında ki yıllarda bir vergi reformu yapmaması ve sosyal hakların asgari düzeyde tutulması ülkedeki üst sınıfların devlet üzerindeki kontrolünün bir simgesi;  bu nedenle,  vergi sisteminin düzenlenmesi yeni hükümetin önünde çözüm bekleyen sorunlardan biri olarak duruyor.

1950 doğumlu olan eski general Molina, insan hakları örgütleri tarafından, orduda görev yaptığı dönemde Guatemala’nın iç savaşı sırasında ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu tutuluyor. Molina siyasi cinayet ve kayıp olaylarının yaygın olduğu bölgelerde istihbarat görevlisi olarak çalıştı. Ancak, Ordu içinde ılımlı kanadın temsilcilerinden biri olarak tanınıyordu ve 1996’da ki demokrasiye geçiş sürecini destekledi.

Guatemala’da 250 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve 1960 ve 1996 yılları arasında süren iç savaş ve çatışmalar sonrasında  demokrasiye geçilmişti. Birleşmiş Milletler tarafından desteklenen Gerçekleri Ortaya Çikarma Komisyonu iç savaş sırasında insanlığa karşı işlenen suçların yüzde 93’ünden güvenlik güçlerini sorumlu tutmuştu.

Perez’in iç savaşta suçlu polislerin yargılanma sürecini baltalamasından korkuluyor. Perez’in insan hakları davalarından sorumlu devlet savcısı Claudia Paz’ı görevden alıp almayacağı bilinmiyor. Perez Molina’nın güvenliği sağlamak gerekçesiyle bir baskı rejimi kurmasından korkuluyor.

Sosyal Demokrat Cumhurbaşkanı Alvaro Colom, görev süresi bir yılla sınırlı olduğu için yeniden aday olamamış, yerine eşini yarışa sokma çabası ise başarısız olmuştu.

Posted in Guatemala, Seçimler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Arjantinliler Mariano için ‘Adalet nöbetinde’

Posted by lahy 30/10/2011

Buenos Aires – Demiryolu emekçilerine dayatılan sözleşmeli işçilik statüsünü protesto eyleminde dikkatleri üzerine çeken ve son olarak tartıştığı birkaç sivil tarafından kaçırılarak öldürülen 23 yaşındaki Mariano Ferreyra için ‘Adalet nöbeti’ tutuldu.

20 Ekim 2010’da, Emekçi Partisi’nin (Partido Obrero) düzenlediği, tren hattı emekçilerine dayatılan sözleşmeli işçilik statüsünü protesto eyleminin öncülerinden olan 23 yaşındaki Mariano Ferreyra, tartıştığı sivil giyimli birkaç kişi kaçırılarak, öldürülmüştü.

Arjantin polisi olayın faillerinin belli olmadığını iddia etse de, Emekçi Partisi ve tüm duyarlı Arjantin kamuoyu bu olayın failinin sendika çetesinin olduğunu belirterek, bu olayın takipçisi olacaklarını ilan etmişlerdi. Böylelikle oluşan kamuoyu baskısı nedeniyle harekete gecen savcılık, olayın faili olduğu şüphesiyle Demiryolu Sendikası Genel Sekreteri Jose Pedraza’yi ve 8 adamını sorgularının ardından tutuklayarak cezaevine yollamıştı.

Arjantin Ağır Ceza Mahkemesi dün açıkladığı kararında davanın ilk duruşmasının şubat ayında başlayacağını duyurdu. Öte yandan, Mariano’nun katledilişinin birinci yıldönümünde Emekçi Partililer ve tüm sevenleri, “Adalet için nöbetteyiz’ sloganıyla önceki gece sabaha kadar La Boca Meydanı’nda nöbet tuttular. Dün ise Ulusal Meclis önünde plaza Congreso’da binlerce Arjantinli bir araya gelerek, faillerin bir an önce yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını istedi.

Buenos Aires’in varoşlarında dünyaya gözlerini açan Mariano Ferreyra, içine kapanık bir genç olmasına rağmen, devrimci hayatına henüz 13 yaşındayken başlamış. Mücadele içinde tanıştığı ve ‘politik anne’ diye hitap ettiği Norma Giménez, bu gün Mariano’nun arkasından gözyaşı dökerken, “Sadece militan bir yoldaşımı kaybettiğim için değil, aynı zamanda hayata sözü olan 23 yaşında bir genci yitirdiğim için ağlıyorum diyor.

O gün yaşananları anlatan arkadaşları ise, Mariano’nun eylemde en ön saflarda yer alarak, zaman zaman polisle girdiği tartışmalarla bütün dikkatleri üzerine çektiğini söylüyorlar. ANF NEWS AGENCY

Resimlerle sendika ağalarının kurbanı Mariano Ferreyra için protestolar

Arjantin: Ferreyra davasında 3.üncü tutuklama

Arjantin: Ferreyra’nın katilleri mahkemede

Arjantin: Hasta la victoria, siempre, Compañero Mariano!

Arjantin: Partido Obrero üyesi sendika bürokrasi tarafından öldürüldü;

Posted in Arjantin, Genel Haberler, İnsan Hakları | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Şili: Öğrenci Hareketi üzerine resimlerle yapılan bir deneme = Shalini Adnani

Posted by lahy 06/10/2011

La Moneda Başkanlık Sarayı ile aynı bölgede olması nedeniyle Şili Üniversitesi kampüsü öğrenci eylemlerinin merkezi haline geldi. Afişte, “Mücadele bütün toplumun mücadelesi, Herkese bedava eğitim”  diye yazıyor. Mayıs ayından bu yana sokaklara dökülen öğrenciler köklü reformlar yapılarak eşitsiz gelir dağılımının yarattığı sistemin değiştirilmesini talep ediyorlar. Lise ve Üniversite öğrencileri okul kampüslerini işgal ettiler ve sürekli olarak destek kazandılar. Otoriteler, yeni okul yılı yaklaşırken Pinochet döneminde uygulamaya sokulan neoliberal eğitim sistemini değiştirmeyi red ediyor.

Okul girişlerini kapatan masa ve sandalyeler okulun işgal altında olduğunun simgesi oldu.

Eski Başkan Michelle Bachelet’in resminin olduğu bir  afis, “Onlar neredeler?” diye soruyor.

27 Eylül’de şehir merkezindeki gösteri, pankart: ”Piñera Eğitimin bedava olduğunu anla.”

Şehir merkezinde ana caddede polisler öğrencilerin yanı sıra yürüyor.

Anne ve babalar öğrencileri desteklemek için yürüyor – bir anne taşıdığı pankartta ‘Bilinçsiz bir çocuğum olmasını değil bütün bir yılı kaybetmesini tercih ederim” diyor.

Köstümler giyerek gösteri yapan bir grup. bir pankart, ”Şirketlerin Diktatörlüğü” diyor.

Köstümlü Göstericiler yolda dans ediyor.

Pinochet döneminde ‘kayıp edilenlerin! anneleri politik tutuklu ve kayıpların resimlerini taşıyarak adalet talep ediyor.

Carabineros, Şili Çevik Polisi yolu bloke edip öğrencilerin yürüyüşünü engelliiyor.

Polise yaklaşan bir öğrenci onların düşmanca tavır ve varlıkları ile şiddet olaylarına yol açmamalarını istiyor.

Bir gösteri sırasında olaylar çıkınca Molotov kokteyleri atılyor, kafatası ve kemik resimleri yamanan bir ABD bayrağı yakılıyor.

Yürüyüşcüler limon kullanarak polisin kullandığı gözyaşartıcı gazın etkilerini azaltmayı deniyor.

Polis barışcıl bir göstericiyi tutukluyor.

Maskeli yürüyüşcüler polis aracına taş yağdırıyor. Otoriteler tazyikli su ve göz yaşartıcı bombalar kullanarak ‘kapşonlular’ olarak adlandırdıkları göstericilere saldıyor.

Geleneksel 11 Eylül’ü anma töreni sırasında =kayıplar için bir anıtın bulunduğu=  polis güçleri merkezi mezarlığa gelerek göstericileri tutuklamayı deniyor.

Shalini Adnani Santago da yaşayan ve serbest çalışan bir gazetecidir.

Posted in Öğrenci Hareketleri, Şili | Etiketler: , | 1 Comment »

Şili’de öğrenciler ile hükümet anlaşamadı

Posted by lahy 06/10/2011

Şili’de ücretsiz ve eşit eğitim isteyen öğrenciler ile hükümet arasındaki görüşmelerden sonuç çıkmadı.

Aylardır sürdürdükleri protestolar ile ülkede eğitim sisteminin durmasına yol açan öğrenciler, yetkililer ile konuyu görüşmek için oturdukları masadan kalktı.

Şili Öğrenci Konfederasyonu (CONFECH) sözcüsü Camila Vallejo, hükümettin konu üzerine hiç bir iyi niyetinin olmadığını belirtti.

Vallejo, “Herkes için özgür ve kaliteli bir eğitim konusunda hiçbir iyi niyet yok. Devlet bu eğitimi vermek ile sorumlu. Onlar ise şu anda yürürlükte olan sistem üzerine ısrar etmeye devam ediyor.” şeklinde konuştu.

Hükümet görüşme sonrası konuyu komisyona havale ederken, gergin bir ortamda başlayan toplantı sonrası öğrenciler tarafından işgal edilen okullarda olaylar tekrar alevlendi.

Şili’de öğrenciler eğitim masraflarının yüzde 85’ini karşılarken devletin katkısı ise sadece yüzde 15 oranında bulunuyor.

Şili, Amerikan kıtasında Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en pahalı eğitim sistemine sahip ülke konumunda. (euronews)

Posted in Öğrenci Hareketleri, Şili | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Haiti: İşgal Altında bir Ülke = Eduardo Galeano

Posted by lahy 05/10/2011

 

Uruguaylı tarihçi ve yazar Eduardo Galeano’nun 28 Eylül 2011’de Uruguay’ın başkenti Montevideo’da gerçekleştirilen Haiti konulu forumda yaptığı konuşmayı yayınlıyoruz.*

İstediğiniz ansiklopediye bakın. Amerika kıtasında bağımsızlığını kazanan ilk ülke hangisiydi diye sorun. Hep aynı yanıtı bulacaksınız: Amerika Birleşik Devletleri. Halbuki Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlığını ilan ettiği sırada topraklarında bir yüz yıl daha köle kalmaya devam edecek 650 bin köle yaşıyordu ve ilk anayasada siyah bir bireyin, beyaz bir bireyin ancak beşte üçüne denk olduğu hükme bağlanmıştı.

Ve eğer herhangi bir ansiklopediye bakıp köleliği kaldıran ilk ülkenin hangisi olduğunu sorarsanız daima aynı cevabı bulursunuz: İngiltere. Oysa ki köleliği kaldıran ilk ülke İngiltere değil, bu onurun ceremesini hala çekmekte olan Haiti’dir.

Haiti’nin siyah köleleri Napolyon Bonapart’ın şanlı ordularını yenilgiye uğrattı ve Avrupa yaşadığı bu büyük utanç nedeniyle onları asla affetmedi. Haiti, bağımsızlığı nedeniyle suçlu yerine konularak Fransa’ya yüz elli yıl boyunca devasa bir tazminat ödemek zorunda kaldı ama bu bile yeterli olmadı. O büyük küstahlık bugün bile dünyanın beyaz efendilerinin ağrına gitmeye devam ediyor.

* * *

Bütün bunlar hakkında ya pek az şey biliyor ya da hiçbir şey bilmiyoruz.

Haiti görünmez bir ülke.

Ülke ancak 200 binin üzerinde Haitili’nin ölümüne yol açan depremden sonra ünlendi. Ülke, haber medyasının ön sayfalarında ancak yaşanan trajedi sonrasında kısaca yer kaplar oldu.

Haiti, ne atık malzemeleri büyücü misali güzelliğe çevirmeyi başaran yetenekli sanatçılarıyla, ne de köleciliğe ve kolonyal boyunduruğa karşı verdiği savaşımdaki tarihi kahramanlıklarıyla meşhurdur.

Sağır kulaklar duyabilsin diye bir kez daha yinelemekte fayda var: Amerika’nın bağımsızlığının temelini atan ve dünyada köleciliği bozguna uğratan ilk ülkedir Haiti.

İçine düştüğü güçlükler nedeniyle dile düşmekten çok daha fazlasını hak ediyor.

* * *

Şu an benim ülkeminki dahil olmak üzere muhtelif ülke ordularının işgali altında Haiti. Peki bu askeri işgal nasıl gerekçelendirildi? Haiti’nin uluslararası güvenliği tehdit ettiği iddiasıyla…

Bunda yeni bir şey yok.

Haiti örneği 19. yüzyıl boyunca, hala kölelik düzenini sürdüren ülkelerin güvenliği için tehdit oluşturdu. Thomas Jefferson’ın da dediği gibi, isyan musibetinin kaynağı Haiti’ydi. Örneğin Kuzey Carolina’daki yasalar, gemisi limana yanaşan herhangi siyah denizcinin kölecilik karşıtı salgını yayabileceği tehdidiyle hapse konmasına cevaz veriyordu. Ve Brezilya’da söz konusu salgın Haiticilik diye adlandırılıyordu.

Haiti, 20. yüzyılda da güvenli olmadığı gerekçesiyle yabancı alacaklılarının deniz kuvvetlerince işgal edildi. İşgalciler gümrüklerin yönetimine el koydular ve Ulusal Banka’yı New York’taki City Bank’a devrettiler. Ve bir kez adaya adım attılar mı orada tam 19 yıl kaldılar.

* * *

Dominik Cumhuriyeti ile Haiti arasında bulunan geçit El Mal Paso [Belalı Geçit] adıyla bilinir.

Belki de bu isim bir uyarı işaretidir: siyah dünyaya, kara büyüye, cadılığa doğru yol alıyorsunuz…

Köleler tarafından Afrika’dan taşınan ve Haiti’de ulusallaşan Vudu dini, bir din olarak adlandırılmayı bir türlü hak etmemektedir. Uygar dünyanın bakış açısına göre Vudu karadır, cehallettir, geriliktir, saf batıl inançtır. Katolik Kilisesi’nin inananları arasında kutsal azizlerin tırnaklarını ve Cebrail’in kanatlarını satmak gayet yaygın bir teamülken aynı kilise, hakkında kimsenin fikir sahibi olmadığı bu batıl inancı 1845, 1860, 1896, 1915 ve 1942 yıllarında yasaklamıştır.

son yıllarda Haiti’deki batıl itikada karşı savaş açma misyonunu evanjelik protestan tarikatler devralmıştır. Bu tarikatler binalarında 13. kata, uçaklarında 13. koltuk sırasına yer vermeyen ve tanrının dünyayı bir haftada yarattığına inanan uygar hıristiyanların yaşadığı Amerika Birleşik Devletleri’nden gelmektedir.

Aynı ülkede yaşayan evanjelik vaiz Pat Robertson, 2010 yılında gerçekleşen deprem hakkında bir televizyon açıklaması yaptı. Söz konusu ruh çobanı, siyah Haitili’lerin Fransa’dan bağımsızlıklarını, Haiti cangıllarının derinliklerindeki şeytandan yardım almalarını sağlayan bir Vudu töreni sayesinde kazandıklarını vahiy etti. Onlara özgürlüklerini kazandıran şeytan şimdi bu depremle faturasını yolluyordu.

* * *

Yabancı askerler Haiti’de daha ne kadar kalacak? Oraya istikrar kazandırmaya ve yardım etmeye gittiler; ama zaten yedi senedir oradalardı ve onları istemeyen bu ülkeyi yardımsız bırakmak ve istikrarsızlaştırmaktan başka bir şey yapmamışlardı.

Haiti’nin askeri işgali Birleşmiş Milletler’e yılda 800 milyon dolara mal oluyor.

Birleşmiş Milletler o fonları teknik işbirliği ve sosyal dayanışma için kullanmış olsaydı, Haiti yaratıcı enerjisini geliştirmek için kuvvetli bir destek almış olacaktı. Ve bu sayede kendini, tecavüz etmeye, cinayet işlemeye ve ölümcül hastalıklar saçmaya pek yatkın silahlı kurtarıcılarından kurtarabilirdi.

Haiti’nin artık topraklarına gelinip felaketlerinin kat kat artırılmasına ihtiyacı yok. Kimsenin hayırseverliğine de ihtiyacı bulunmuyor. Eski bir Afrika atasözünde büyük isabetle belirtildiği gibi veren el, alan elden daima üstündür.

Ancak Haiti’nin, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve diğer hayırsever kurumlar tarafından yerle bir edilen gıda egemenliğini yeniden tesis edebilmek için dayanışmaya, doktora, okula, hastaneye, gerçek işbirliğine ihtiyacı büyük.

Biz Latin Amerikalı’lar için dayanışma bir şükran borcudur: 1804 yılında gerçekleştirdiği o bulaşıcı eylemle bizlere özgürlüğün kapılarını açtığı için bu ufacık muazzam ulusa teşekkür etmenin en iyi yolu dayanışma olacaktır.

* Çevirinin yapıldığı kaynak: lo-de-alla.org

 

Haiti’nin seçim felaketi -Alexander Main

 

 

Posted in Haiti, Makaleler | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Meksika:Babalar,Anneler ve Kayıp Çocuklar Birlikte Barış Karavanındaydılar

Posted by lahy 04/10/2011

Meksika toplumunun temelinde aile var, birbirine çok yakın, anneler,babalar ve çocukları, büyükanneler, dedeler, teyzeler ve amcalar, kuzenler, erkek ve kızkardeşler şeklinde yayılan geniş bir ağ bu. Bu güç Adalet ve Onurlu bir Barış için Hareket‘in temel taşı. Hareketin Güneye düzenlediği  6 Eylül’den  19 Eylül’e kadar süren  ve Morelos, Guerrero, Oaxaca, Chiapas, Tabasco, Veracruz ve Puebla eyaletlerinden geçen son karavan sırasında aile bağlarının  11 günlük yürüyüş boyunca katılımcılara enerji sağlayıp ve motive ettiği görüldü.

Javier Sicilia şimdi bir peygamberin sesi ile konuşan ve başından beri bu hareketin içinde yer alan bir şairdir. çünkü o oğlu vahşice öldürülen bir babadır. Ve  Adalet ve Onurlu bir Barış için Hareket’e liderlik ederken uyuşturucu savaşında yakınlarını kaybeden birçok anne ve babanın, erkek ve kızkardeşlerin babası haline geldi.

Maktulzadelerle ve onlar hakkında sıcak ve babacan bir şekilde konuşuyor, onların arasında ruhani çocukları içinde hareket eden bir rahip gibi yürüyordu.

Ve orada Anneler vardı. Oğullarının ölümü üzerine Meryem ananın kalbnden bıçaklanması gibi yaralanan anneler. Kadınlar acı ve çaresizliklerini  hükümeti ve onun yıkıcı politikalarını ve eylemlerini mahküm eden yılmaz, güçlü bir sese dönüştürdüler, ve başkalarını da acılarının üzerinde yükselip harekete katılmaya çağırdılar.

Bazıları Karavan’a katılmak için Kuzey eyaletlerinden gelirken bazıları ise karavan güneye vardığında katıldılar. Bazıları sakince konuşurken bazıları ise çığlık attı ve hep birlikte ağladılar.

Ve onların sesi doğrudan dinlayicilerin yüreklerine gitti.

Ve orada babalar, kardeşler ve sevgililer vardı.

Baba ve Oğlu

Kardeş

Ve katılanların etrafında, Karavan ile seyahat  eden herkesin etrafında ve yürüyüş boyunca protesto ve gösterilere katılanların tümünün etrafında kayıp çocukların dolaşan ruhları vardı.

      

Posted in Meksika, Sosyal Hareketler | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: