latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Meksika’ Category

Meksika’dan >>>>>Oakland Komünü’ne

Posted by lahy 29/11/2011

(Meksikalı anti-kapitalist örgütlenme ve aydınların, 13 Kasım 2011 tarihinde Oakland Komünü‘ne gönderdiği bir açıklama).

“Son birkaç ay içinde Wall Street ve uyuşturucu-parası (narko-para) arasındaki bağlantıları öğrendik. Yapılan bir araştırmaya göre, uyuşturucu parası, bankacılık sektörünü 2008’de finansal krizin ilk darbelerinden kurtarmak için gerekli likit sermayeydi.”

Dünya halklarına

İşgal Hareketine

Oakland Komünü’ne

Sınırın öte yanında mücadele eden kız ve erkek kardeşlerimize;


Wall Street, Gringo* kapitalizmi ve  Meksika’daki sefalet arasındaki derin bağları yeniden hatırlatmaya gerek duymuyoruz. Emperyalist savaşlardan agro-biyoteknolojideki ilk deneylere kadar, Meksika, kuzey sermayesinin gerçekleştirdiği saldırıların ilk peyzajıydı. NAFTA’nın [Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması] neoliberal saldırısına karşı Zapatista isyanına katıldık ve onu sürdürdük. Bu isyan, neoliberalizme karşı  hareketi tutuşturan ilk kıvılcım oldu. Seattle, Prag, Cenova, Miami ve Kankunzirvelerinde bir araya geldik. Küresel iletişim yoluyla tanıştık.

Neoliberalizme karşı hareket dahilinde mücadeleye başladığımızdan bu yana uzun zaman geçti ve dünya o zamandan beri değişti.  Bugün uyuşturucu savaşı  (narko-savaş) toplumumuzu tahrip ediyor. Madalyonun iki yüzü olarak, bir tarafta uyuşturucu, diğer tarafta ise ülkenin militaristleşmesi gerçeği var. Bu iki yüz çift taraftan  Meksika toplumunu yıkıma uğratıyor. Birbirleriyle mücadele ediyor gibi görünseler de, her ikisi de sermayenin hizmetindedir. Modern dünyada yerel sermaye küresel sermayeyle güçlü şekilde bağlantılıdır. Son birkaç ay içinde Wall Street ve uyuşturucu-parası (narko-para) arasındaki bu bağlantıları öğrendik. Yapılan bir araştırmaya göre [1], uyuşturucu parası, bankacılık sektörünü 2008’de finansal krizin ilk darbelerinden kurtarmak için gerekli likit sermayeydi.

Ayrıca muazzam miktardaki uyuşturucu kârları, aynen büyük ölçekli bir kara para aklama faaliyetini gerektirir. Elimizde ayrıntılı rakamlar olmasa da, Wall Street’in bu aklamayı kolaylaştırdığını biliyoruz. Örneğin, ABD Adalet Bakanlığı’na göre, WachoviaBankası, sadece 2004 ve 2007 yılları arasında Meksika kaynaklı 378 milyar dolar parayı akladı. Bu banka battı ve ironik biçimdeWells Fargo’nun eline geçti; aynı banka hâlen Bracero Programı’nda çalışmış dedelerimizin ve babalarımızın maaşlarını elinde tutuyor. Ve yine aynı banka, kız ve erkek kardeşlerimizin sadece ailelerinin geçimini sağlamak için öldükleri göçmen gözaltı merkezlerine kaynak sağlıyor.

Fakat Meksika’da olan şey yalnızca sefalet geliştirme değildir. Kendi direniş labaratuarımız içinde küresel kapitalizme karşı mücadelenin ilk ana hatlarını ortaya koyduk. Siz yoldaşlarımızın karşısında tevazuyla kendi deneyimlerimizi anlatmak istiyoruz.  Kamplar ve işgaller Meksika’da da yaygın eylem biçimleri ve yoldaşlarımız artık daha fazla kamp kuracak yer kalmadığı konusunda şakalar yapıyor. Fakat bu tesadüfen değil, mücadelenin kazanımı olarak ortaya çıkan bir sonuçtur.

Yakın zamanlardan bir örnek: 2006’da Oaxaca Eyaleti’ndeki yerel öğretmen sendikası,  yıllık toplu sözleşme döneminde kent merkezinde bir kamp kurdu. 14 Haziran sabahı polisin eylemci öğretmenlerin kampını yıkmaya kalkışması sonucu kent ayaklandı ve  halk sadece  alanı yeniden geri almakla kalmayıp, polisi de kentten  attı. Oaxaca Komünü o gün doğdu ve  izleyen 6 ay boyunca Oaxaca’yı ve isyana katılanları topyekûn dönüştürdü.

Sizler gibi onların da baskı ve temsil gibi sorunları vardı. Baskılara karşı her gece binlerce insan, defetmek için mücadele ettikleri Vali Ulies Ruiz’in katil paramiliter güçlerine karşı halkı korumak için barikatlar kurdu. Medyanın temsil yalanına karşı, televizyon ve radyo stüdyolarının yönetimini ele geçirdiler, kaynakları kolektifleştirerek, bu araçlarla daha önce benzeri hiç görülmemiş bir iletişim şeklini örgütlemeye başladılar.

Oakland’da olup biten her şeyi yakından takip ediyoruz. Polis, Oscar Grant [2] gibi bir genci öldürüyor ve Scott Olsen [3] gibi savaş-karşıtı eski askerleri ağır şekilde yaralıyor. Medya harekete halk katılımı konusunda yalan söyleyerek  yapay bölünmeler yaratıyor. Hareketlerimizin öz savunusu ve temsili kolektif mücadelemizin temelidir. Sizi deneyimlerimizden öğrenmeye davet ediyor ve sizinkilerden öğrenmeyi umut ediyoruz. Birlikte ve uyum içinde bu sefil sistemi yıkıyoruz.

Bizim hikayelerimizde kendi hikayelerinizi göreceksiniz.

Talep ederek yürüyor, işgal ederek geri kazanıyoruz.

Meksika’dan Oakland’ı İşgal et hareketine tam destekle.

İmzalayanlar:

jóvenes en resistencia alternativa
Universidad de la Tierra en Oaxaca, A.C.
Colectivo Radio Zapatista
Regeneración Radio
Colectivo Cordyceps
Colectivo Noticias de la Rebelion
Amig@s de Mumia de Mexico
Furia de las Calles
El Centro Cultural La Piramide
Marea Creciente México (Capítulo del red internacional por justícia climática Rising Tide)
Konvergencia Gráfica
Sublevarte Collective
Hacklab Autónomo
El Enemigo Común
Centro Social Okupado “Casa Naranja”

Gustavo Esteva, Oaxaca, México
Bocafloja, DF, México
Patricia Westendarp, Querétaro, México
Alejandro Reyes Arias, Chiapas, México
José Rabasa, México
Cristian Guerrero, México

[1] http://www.saboteamos.info/2011/05/26/imperialismo-banqueros-guerra-de-la-droga-y-genocidio-en-mexico/
[2] http://www.kaosenlared.net/noticia/policia-mata-sangre-fria-joven-negro-desarmado
[3] http://pueblossinfronteras.wordpress.com/2011/10/28/veterano-de-guerra-de-irak-herido-por-policias-de-oakland-california/

*Gringo: Yabancı, özellikle Amerikalı.

Çeviren: Sol Küre

Posted in Makaleler, Meksika | Etiketler: | Leave a Comment »

Meksika’da yerli halk seçimleri boykot ediyor = Ela Stapley

Posted by lahy 26/11/2011

Ela Stapley

Pazar sabahı, yerli halkın yaşadığı Meksika’nın Cherán kasabasında kilise çanları gençlik toplum merkezinden gelen müzikle çarpışıyor. Meksika’nın eyaletlerinden Michoacán’da seçim günü, ancak kimse oy kullanmıyor.

Son üç yıl boyunca  11.000 kişilik bu toplum Meksika Başkanı Felipe Calderón’un uyuşturucuya karşı savaşına yakalandı: yerel uyuşturucu baronları tarafından desteklenen ruhsatsız kereste tüccarları toplumun topraklarına girerken, kaçırma, tehdit ve cinayet olayları da tırmandı.

Nisan ayından beri kasaba geleceğini kurtarmak için kapılarını kapatmış durumdadır; Yerel ve federal yetkililer ve daha fazlaca, politikacıların kasabaya gelmesi hoş karşılanmıyor. Kasabanın girişine kurulan barikatlarda, halk günde 24 saat nöbet tutuyor ve caddelerde ateş yakılıyor.

Yerel hükümet görevde olmayınca kasaba kurulan komisyonlar tarafından idare ediliyor, güvenlikten eğitime kadar bir dizi konularda kurulan komitelerde 60 kadar  kişi görev yapıyor.  Şu anda eksik olduğuna inanılan ve Cheran halkının günümüzdeki isteği, yerli halkın geleneklerine uygun olarak kasabanın kendi temsilcilerini seçmesidir.

Güvenlik komisyonu üyelerinden Bay  Ramirez seçilecek temsilcilerin  günümüzde politikacılar tarafından yapılan görevleri yerine getireceğini söylüyör: ”Önemli değişiklik seçilecek temsilcinin herhangi bir partiyi temsil etmeyecek olmasıdır.”

Protesters holding a sign “Our dreams do not fit into your urns.” Photo by Nicolas Tavira.Yerel seçimleri boykot eden  Cherán halkı yerel politikacılara karşı bir bildirimde bulunuyor. Kağıtlarla dolu masasında oturan Papaz Antonio Mora yerel politikanın getirdiği problemleri çok iyi biliyor. Bu kasabaya üç yıl önce geldiğinde politik çizgiler etrafında bölünmüş bir kasaba buldu. Politik ayrılıklar büyürken, suç şebekelerinin toplumun üyeleri arasındaki ayrılıkları daha da artırdığını söyledi.

Koordinasyon Komisyonu üyelerinden Santiago Tapia, bu konuda aynı şekilde düşünüyor ve yerel politikacıların sık sık suç şebekeleri ile birlikte çalıştığını söylüyor. Sade bir şekilde  “Politikacılara sahip olmamak, burada kendimizi korumanın bir yolu,” dedi. Geçmişte kasabayı yönetmesi için yalnızca iki kişinin seçildiğini, az sayıda kişinin seçilmesinin, onları yerel suç şebekeleri karşısında zayıf bir duruma düşürdüğünü, ancak bu kişilerin hali hazırda rüşvetçi olabileceklerini belirtiyor. Kasaba halkı şimdi Cheran’ı yönetmek için 12 kişi seçecektir. Tapia, iktidara çok sayıda kişi getirmenin yolsuzluk riskini düşereceğine inanıyor.  “ Yeni sistem sayesinde organize suç topluma girişin bir yolunu bulamayacaktır.” diyor.

Temsilcilerin seçimi için oylama süreci bir ay önce başladı. 47 yaşındaki Teresa Leko Flores kasabanın sokaklarında yakılan 200’den fazla ateşlerden birinin başında öğle yemeği hazırlarken ,  dahil olduğu grubun kendi adaylarını seçmek için on gün harcadıklarını söylüyor. “Geceleri nöbet tutarken kimin en iyi aday olabileceğini tartıştık,” diyor ve “ İsimleri kararlaştırdığımız zaman mahalle meclisine ilettik ve böylece bizim bölgemizde 4 aday seçildi” diye ekliyor.

Günümüzde kasabayı yönetenlere göre, Cherán’ın  adayları tartışıp seçtiği yeni seçim sistemi, bir aday için gizli olarak oy kullanılan geleneksel sistemden çok daha demokratik ve saydamdır. Koordinasyon Komisyonu üyelerinden Juan Navarrete inaçlı bir şekilde, atalarının nasıl organize olduklarını anlatıyor:“Çok daha açık bir sistem idi.. Eğer Meksika hükümeti bu modeli uygularsa bugün ülkede mevcut olan yolsuzluk ve sorunu ortadan kalkar,” dedi.

Cherán halkı temsilcilerini Michoacán seçimlerin olduğu gün ilan etmek istiyordu ancak yasal bir sorun nedeniyle bu açıklmayı ayın sonuna kadar ertelediler. 37 yaşındaki öğretmen Luz Pedrosa, aynı gün daha sonra yapılacak protesto yürüyüşü için pankart hazırlamkla meşguldu; kararlı bir şekilde kasabasının kendi liderleini seçme hakkına sahip olduğunu savunuyordu.  Yerel Seçimleri düzenleyen otoritelerin seçimlerini onayladığını ancak, aynı kurulun, halktan yeni sistemi istediklerine dair yeterli sayıda imza toplanmadığını belirtti. Bunun bir sonucu olarak Michoacán Seçim Enstitüsü (IEM), halkın bu değişikliği onayladığını ispatlamalarını istiyor ve ”Yürüyüş bu konu hakkında, IEM gelsin gözlemlesin, halkın gerçekten ne istediğini anlasın ve şimdiye kadar yaptıklarımızın gelişmesi sağlansın” talebinde bulunuyor. Pedrosa’ya göre yeni sistem herkese fayda sağlayacaktır, “Daha önce politikacılar tarafından zimmetlerine geçirlen paralar eşit olarak dağıtılacak, daha çok iş sağlanacak ve daha çok saydamlık olacak” diyor. O, gelecek hakkında da ümitli, ” Bunu başaracağız, kasaba halkının yüzde 90’ı bu değişikliği istiyor” dedi.

Cherán’de değişikliğe itiraz eden birisni bulmak o kadar kolay değil. Hiç kimse haklarının nasıl kısıtlandığı konusunda konuşmak yanlısı değil. Bir kadın hareketi desteklemediği için kasabayı terketmesine izin verilmediğini söyledi. Başkaları da kasabanın kapıları kapatması sonucu yerel ekonominin zarar gördüğünü iddia etti.  Hareketi destekleyenler ise bu şikayetleri ciddi bulmuyor. “ Bunlar kullandıkları oy karşılığı politikacılardan birşey alan kişilerdir,” diyen ev kadını Maria de la Luz. “Politikasız çok daha güven içindeyiz….Daha önce politik konular etrafında bölünmüş olan aile üyeleri artık kavga etmiyor’ dedi.

Cherán’ın yönetimine katılanlar için birlik önemli. İsmini vermek istemeyen  Adalet ve Onur komisyonu üyelerinden biri “Eğer kasaba organize ve birlik olarak kalırsa başaracağız.  Değişim sürecinde olduğumuzu, eskisinden daha değişik bir toplum yaratıldığını herkese açıklamamız gerekiyor”dedi. Öğleden sonra düzenlenen yürüyüşe katılanlar kesinlikle aynı fikirdeler.  Göstericiler kasabanın etrafındaki 5 barikatta yürüyüşe geçerek, 4 mahalleyi de yürüyerek geçiyor ve seyredenleri onlara katılmaya davet ediyor. ”Ayakta durup izleyenlerde bizden yanadır”  diye bagırıyorlar. Sayıları 2500’ü bulan göstericiler kasaba merkezine vardığında  Upside Down World, 60 yaşındaki işçi Juan ile konuştu: “ Bu yürüyüşe katılmamım nedeni resmi seçimlerinin olmamasıdır” dedi.  Ayrıca Hükümet’in kasabanın kendi kendini yönetmek konusnda ciddi olduğunu anlaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Yürüyüşçüler arasında yerli halkın bayrağını dalgalandırarak yürüyen  21 yaşındaki öğrenci Victor,“ Bu yürüyüş ormanlarımızın savunusu için, bunun anlamı artık politik partilerle işimiz yok” dedi. Taşınan bir çok pankartta Meksika da faaliyet gösteren üç ana parti eleştiriliyor.  “Irkçı partiler mezarınız hazır” ve “Politik Partiler dışarı, Cheran oyuncağınız değil,” sloganları caddelerde yankılanıyor. Yürüyüşe katılanlardan 38 yaşındaki üç çocuk annesi Maribel Jimenez adaletsizlikten bıktığını söyledi: ”Çocuklarımla birlikte yürüyorum. Yürüyorum çünkü Hükümetten yardım istedik ve hiç bir cevap vermediler, ancak, yürümemin ana nedeni Cherán’da yeni bir yönetim şekli istememdir,” dedi. is a new way of governing.”

Çeviri:Erol Yeşilyurt -LAHY

Kaynak: http://upsidedownworld.org/main/mexico-archives-79/3314-mexican-indigenous-community-boycotts-elections-

Posted in Makaleler, Meksika | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Meksika’da can pazarı

Posted by lahy 13/11/2011


Her yıl on binlerce kaçak göçmen ABD’ye ulaşabilme hayaliyle Meksika’ya akın ediyor. Bu tehlikeli yolculuğun bedeli ise çok ağır olabiliyor.
Meksika’yı boydan boya geçerek ABD’ye giden tren, ‘ölüm treni’ diye anılıyor. Yük vagonlarının tepesinde yüzlerce göçmen, Orta Amerika’daki yoksul yaşamlarından ‘fırsatlar ülkesi’ Amerika’ya ulaşabilme umuduyla yollara dökülüyor. Bu, tehlikeli bir yolculuk. Pek çoğundan bir daha haber alınamıyor. Nikaragualı Silvia Ramona Ortiz, temmuz ayından beri oğlu Johnson’dan  hiçbir haber alamadığını, oğlunun kendisini son olarak Meksika’dan telefonla aradığını söylüyor.

Ortiz, “Arkadaşı Nelson ile birlikte yola çıktılar. Ama ikisi de ortadan kayboldu. Kalbim bana oğlumun yaşadığını söylüyor. Bir arasa… Tek isteğim bu. Bir arasa da rahat nefes alabilsem” diyor.

Silvia Ramona Ortiz, kendisiyle aynı kaderi paylaşan 32 kadınla birlikte Meksika’yı karavanla turluyor. Boyunlarında kayıp çocuklarının fotoğrafları asılı 33 anne, umutla çaresizlik arasında gidip geliyor.

Meksika'yı boydan boya geçerek ABD'ye giden tren, ‘ölüm treni' diye anılıyorMeksika’yı boydan boya geçerek ABD’ye giden tren, ‘ölüm treni’ diye anılıyor

Rüya kâbusa dönüşüyor

Göçmen hakları hareketi Movimiento Migrante’den Ruben Figueroa, güneyden Meksika’ya yoksulluk nedeniyle kaçan göçmenlerle ilgileniyor.

Karavan hareketinin organizasyonunda da yer alan Figuerona şunları söylüyor: “Meksika’dan geçen göçmenler için ‘Amerikan rüyası’ hızla bir kabusa dönüşüyor. Bazıları kaçırılıyor, bazıları tecavüze uğruyor, bazılarıysa canından oluyor.”

İnsan kaçakçıları ve Meksikalı uyuşturucu kartelleri için göçmenler kolay lokma olarak görülüyor. Kaçak oldukları ve dolayısıyla neredeyse hiçbir hukukî güvenceye sahip olmadıkları için şantaja maruz kalıyorlar. Cebinde biraz parası, biraz da şansı olan, haraç vererek kendini kurtarabiliyor. Diğerleri ise ailelerine şantaj yaparak para kazanmak için kaçırılıyor.

Meksika hükümetine çağrı

Çeteler ayrıca uyuşturucuyu sınır ötesine taşıyabilmek için de göçmenleri zorluyor, onları uyuşturucu kaçakçılığında kullanıyor. Daha geçtiğimiz yıl ABD sınırı yakınında 72 kaçak göçmen, uyuşturucu çeteleriyle işbirliğine yanaşmadıkları için öldürüldü. Ruben Figueroa, Meksika hükümetini harekete geçmeye çağırıyor.

Meksika-ABD sınırıMeksika-ABD sınırı

Figueroa, “Meksika hükümetinin kaçak göçmenleri yasadışı konumdan kurtarmasını talep ediyoruz. Ülkeyi geçebilmek için izne ihtiyaçları var. İzinleri olursa her şeyi gizlice yapmaları gerekmez ve kaçırma gibi vakalara karşı daha güvencede olurlar” diyor.

“Avrupa’da da farklı değil”

Medico International kuruluşundan Dieter Müller ise Meksika’nın tek örnek olmadığını belirtiyor ve buradaki kaçak göçmenlerin durumunun, Afrika’dan Avrupa’ya kaçmaya çalışanlarla benzer olduğunu vurguluyor: “Sınırların kapatılması ve göçmenlerin suça itilmesinin bir çözüm olmadığını Avrupa’da da görüyoruz, burada da. Bu sadece göçmenlerin kaderlerine terk edilmesi, suç örgütlerine boyun eğmekten başka çarelerinin kalmaması sonucunu doğuruyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Martin Polansky/Çeviri: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ayhan Şimşek


Posted in Genel Haberler, Meksika | Leave a Comment »

Meksika:Babalar,Anneler ve Kayıp Çocuklar Birlikte Barış Karavanındaydılar

Posted by lahy 04/10/2011

Meksika toplumunun temelinde aile var, birbirine çok yakın, anneler,babalar ve çocukları, büyükanneler, dedeler, teyzeler ve amcalar, kuzenler, erkek ve kızkardeşler şeklinde yayılan geniş bir ağ bu. Bu güç Adalet ve Onurlu bir Barış için Hareket‘in temel taşı. Hareketin Güneye düzenlediği  6 Eylül’den  19 Eylül’e kadar süren  ve Morelos, Guerrero, Oaxaca, Chiapas, Tabasco, Veracruz ve Puebla eyaletlerinden geçen son karavan sırasında aile bağlarının  11 günlük yürüyüş boyunca katılımcılara enerji sağlayıp ve motive ettiği görüldü.

Javier Sicilia şimdi bir peygamberin sesi ile konuşan ve başından beri bu hareketin içinde yer alan bir şairdir. çünkü o oğlu vahşice öldürülen bir babadır. Ve  Adalet ve Onurlu bir Barış için Hareket’e liderlik ederken uyuşturucu savaşında yakınlarını kaybeden birçok anne ve babanın, erkek ve kızkardeşlerin babası haline geldi.

Maktulzadelerle ve onlar hakkında sıcak ve babacan bir şekilde konuşuyor, onların arasında ruhani çocukları içinde hareket eden bir rahip gibi yürüyordu.

Ve orada Anneler vardı. Oğullarının ölümü üzerine Meryem ananın kalbnden bıçaklanması gibi yaralanan anneler. Kadınlar acı ve çaresizliklerini  hükümeti ve onun yıkıcı politikalarını ve eylemlerini mahküm eden yılmaz, güçlü bir sese dönüştürdüler, ve başkalarını da acılarının üzerinde yükselip harekete katılmaya çağırdılar.

Bazıları Karavan’a katılmak için Kuzey eyaletlerinden gelirken bazıları ise karavan güneye vardığında katıldılar. Bazıları sakince konuşurken bazıları ise çığlık attı ve hep birlikte ağladılar.

Ve onların sesi doğrudan dinlayicilerin yüreklerine gitti.

Ve orada babalar, kardeşler ve sevgililer vardı.

Baba ve Oğlu

Kardeş

Ve katılanların etrafında, Karavan ile seyahat  eden herkesin etrafında ve yürüyüş boyunca protesto ve gösterilere katılanların tümünün etrafında kayıp çocukların dolaşan ruhları vardı.

      

Posted in Meksika, Sosyal Hareketler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Direniş, Örgütlenme ve Ruhanilik: Zapatista Kadınları Mücadelelerini Yeniden Tasarlıyor – Sylvia Marcos

Posted by lahy 10/03/2011

“Giyinişimizle, konuşmamızla, yönetme ve organize olma biçimimizle, dua etme, kolektif çalışma şeklimizle, dünyaya olan saygımızla, kendimizi onun bir parçası olarak kavradığımız doğa anlayışımızla tanınmak ve saygı görmek istiyoruz”. [i]

Sylvia Marcos

Meksika meclisine o gün seslenen ikinci kadın olan Maria de Jesus Patricio, diğer adıyla “Marichuy”, en büyük yerli siyasi gruplar ağı olan CNI’yi temsil ediyordu. Konuşmasında kadın haklarına saygı gösterilmemesine sadece yerli topluluklarda rastlanmadığını üzerine basarak tekrarladı. Bu sırada salondan alkışlar yükseldi. “(…) geleneksel âdetler toplum içindeki yerli kadınların haklarına zarar veriyorsa, bunun sadece yerli halkları ilgilendiren bir sorun olmadığını düşünüyoruz. Sadece bu bölgelerde yaşanan bir sorun değil, tüm toplumda tezahürünü görebildiğimiz bir problemle karşı karşıyayız.”[ii]Konuşmasının devamında Marichuy , sözlü geleneğin getirdiği hitabet yeteneğini kullanarak, iyi olan, takdir gören “usos y costumbre”leri ( örf ve adetlerini) saymaya başladı: “Umumî işleri kotarmak için kolektif işbirliklerinin kurulması, ritüellere katılan kadınların spiritüel liderlikler üstlenmesi, iktidar ve varlık elde etmekten ziyade topluma hizmet etmek için siyasi temsilcilik görevlerinin üstlenilmesi, yaşlıların bilgeliğine saygı gösterilmesi ve mutabakata dayalı karar alma mekanizmaları.” Bunun ardından yerli kadınların durumunu kötü etkileyen baskıcı yargı sistemini ve bunu çevreleyen din kurumlarının etkilerini dile getirdi.[iii]

2002 yılının aralık ayında şöyle denmişti: “Amerika kıtasının yerli kadınlarının Birinci Zirve’sinde yapılan nihai açıklamayla getirdiğimiz talepler şunlardır: Devletler kendi kamusal politikalarında bizim dünya görüşümüze, özellikle de ritüel törenlerimize ve kutsal yerlerimize saygı göstermeli… Farklı mezhep ve dinlerden talebimiz, yerli halkların inanış ve kültürlerine saygı göstermeleri ve bizi, ruhaniliğimizle çatışan dini vecibelere zorlamamalarıdır.”[iv]

Orta Amerika’da yaşayanlar eski geleneklerini, içine düştükleri toplumsal-siyasi değişikliklere karşın koruyor ve yeniden canlandırıyorlar. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan yerli halklar, dünyayı algılamak konusunda kendi terimlerini geliştirdikleri bir medeniyet kurup yaşattılar. Onu kıtanın sömütgeleştirilmesi boyunca korudukları gibi günümüzde de korumayı sürdürüyorlar, sembolik ve dini evrenlerini yorumlamak için haklarına sahip çıkıyorlar. Bu yeni ruhaniliği tarihsel bağlamda değerlendirmek için, tarihsel ve etnografik metodolojilerin ötesine geçmek ve bu dini ve toplumsal cinsiyetçi [gender] rollerin dayandığı felsefi düzlemi sürece dahi etmek gerekir. Bu sayede Orta Amerikalı halkların, kendi kozmoslarını nasıl algılayıp kurduklarını ve onu bir dişil‑eril ikiliğe oturttuklarını görmek mümkün olacaktır. Buradaki iddiam, bugünün çağdaş koşullarına adapte oluyor olsalar da, Latin Amerika yerlileri için yerli bilme şekillerinin özelliklerinin verdikleri mücadelenin görünmeyen boyutlarını açığa çıkarıyor olduğudur. Bu açık paradoksun tam manasıyla anlaşılabilmesi için, birbirini dışlayan ikili kategorilere dayanmayan bir epistemik evrenin “ötekiliği” kabul edilmelidir.[v] Yerliler, tezatların tek potada birleşmesini tutarlı bir olgu olarak algılamaktadır. “Yerli ruhaniliği” ve toplumsal cinsiyetçi ikiliğin derin karmaşıklığını çözmek, bu yeni ruhaniliğin içerdiği sömürgecilikten kurtulma çabalarının nasıl işlediğini ve Orta Amerika halklarının yüzyıllar sürmüş tutsaklıklarını nasıl “ruhani” bir dini düzleme taşıyabildiklerini bize gösterir. Bu düzlem, yerli halkların toplumsal adalet için verdikleri siyasi mücadeleyle yakından ilişkili ve bağlantılı olmanın yanı sıra karşılıklı olarak da birbirine bağımlıdır.

Birkaç yıl önce, çığır açan kitabı Meksika ve Orta Amerika Yerli Ruhaniliği’nde Gary Gossen, ruhanilik kavramını şöyle tarif etmişti: “…Anahtar kelime olan ruhanilik, ‑çeviri vasıtasıyla- (yerli) inananların ve uygulayıcıların içsel durumlarını, dünya görüşünü ve kozmolojisini dile getirmeye çalışır.”[vi]

On küsür yılın ardındanbirden fazla yöneticisi olan yerel kadın grupları ağı, Birinci Zirve’de bir araya geldi ve ruhanilik kavramını, artık çeviri gerekmeksizin içselleştirdi. Bu sözcüğü kullanarak hem dinî gelenek ve icralarının resmedilişine (batıl inanç değilse, cahil ve geri kalmış) meydan okuyor, hem de kozmolojileri ve dünya görüşleri yoluyla kendi inançlarına (“ruhanilik”) karşı saygı gösterilmesini talep ediyorlar. Buradan itibaren, bugünün yerli kadınlarının adalet mücadelesi ve kendi eğitim ve ruhanilik haklarını şekillendirdiği biçimiyle Orta Amerika kozmolojisinin bazı temel unsurlarını değerlendirmeye çalışacağım.

Aynılık ya da Eşitlik – İkilik

Kadın ve erkeği birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak gören bir felsefi mirasın varisleri olan yerli kadınlar kozmolojik birikimlerini ifade etmeye uygun ifade olarak la paridad üzerinde mutabakata varmıştır: Aynılık. Başka bir deyişle “aprendiendo a caminar juntos”, yani birlikte yürümeyi öğrenmek!

Eski Meksika’da dişil‑eril ikili birlik, evrenin yaradılışında, türemesinde ve iyileşmesinde ve sürdürülebilmesinde büyük öneme sahipti. Dişil ve eril olanın tek kutuplu bir ilke içerisinde erimesi, Orta Amerika düşünme biçiminde sürekli karşımıza çıkan bir niteliktir. Hem tekillik hem de ikiliği içeren bu ilke, en üst Yaratıcı olan ve adı “Çifte Tanrı” ya da “İkili Tanrılık” anlamına gelen Ometéotl başta olmak üzere tanrı ve tanrıçaların çiftler halinde temsil edilmesiyle tezahür eder. On üçüncü gök kubbenin ardında bulunan Ometéotl dişil-eril bir çift olarak tasavvur edilmiştir. Bu üstün çiftten doğan diğer ikili tanrılar da doğal fenomenleri vücuda getirirdi. Örneğin Thompson, Maya dinideki Itsam Na ve partneri Ix Chebel Yax’tan söz eder.[vii] Las Casas, Izona ve eşinin oluşturduğu çiftten bahseder[viii]; Diego de Landa’ysa da Itzam Na ve Ixchel’e tıbbın tanrı ve tanrıçası diye atıfta bulunur.[ix] Michoacan bölgesi sakinleri için yaratıcı çift Curicuauert ve Cuerauahperi’ydi.

Omecihuatl ve Ometecuhtli, İkili Tanrı Ometéotl’un dişil ve eril yarılarını temsil eder. Kadim Nahua mitoslarına göre bu iki tanrı büyük bir kavgaya tutuşmuş, bu esnada tabak ve çömlekler kırmış ve yere çarpan her çömlek parçasından yeni bir çifte tanrı meydana gelmişti. Bu efsane kimi araştırmacıya göre tanrıların çokluluğunu açıklarken, aynı zamanda ilk ikili tanrının diğer ikiliklere nasıl can verdiğini de gözler önüne seriyor. Bu durumda her daim var olmuş ve tüm evrene yayılmış bir ikilik olan toplumsal cinsiyet, tüm fenomenlerden sorumlu çoklu özgül ikilikleri “doğuran” olarak görülebilir.

Orta Amerika’nın her yerine nüfuz etmiş olan yaşam/ölüm ikiliği, aynı ikili gerçekliğin iki farklı unsurudur. Bunu Tlatilco’da bulunmuş ve başının bir yarısı yüz, diğeriyse kurukafayla temsil edilmiş bir figür örneğinde açıkça görebiliriz. Kozmos düzeyinde güneş ve ay, bir eril‑dişil mütekabiliyeti olarak kabul edilmektedir.[x] Benzer şekilde yeni doğan bebeklerin törensel yıkanmasında, dişil ve eril sulara başvurulur.[xi] Kozmik ikiliği başka yerlerde de görebiliriz; örneğin mısır dönüşümlü olarak hem dişil (Xilonen-Chicomeocoatl) hem de erildi (Cinteotl-Itztlacoliuhqui).

Kozmosun aslî düzenleyici gücü olan ikilik, zaman ölçümüne de yansımıştır. Zaman iki takvim tarafından sürdürülür: Biri, insan gebelik döngüsü ile ilişkilendirilmiş olan 260 günlük (13×20) bir takvimdir[xii], diğeri ise 360 günlük (18×20) bir tarım takvimidir.[xiii] Bu takvimi astronomik takvime adapte etmek için 5 gün eklenmiştir. CNMI üyesi bir kadın olan Candide Jimenez’in de dediği gibi “La dualidad se da.” İkilik içinde yaşıyoruz; ritüellerde, dizilerde, ortak yaşamımızda…[xiv]

Hem Frances Karttunen hem de Gary Gossen, Orta Amerikan ikiliğini dinamik olarak tanımlar.[xv] Diğer yazarlar, zıtların kutupsal düzenlemesine ikiliğe koşulların veya hareketin kesin bir “tersinirlik” veren bir bütünleyicilik ekler. Akıcılık çift kutupluluğun kapsamını, feminen ve maskülene daimî değişken bir doğa vererek derinleştirir. Akıcılıkla birlikte feminenlik her zaman maskülenliğe ve zıddına da nakil hâlindedir.

Akışkan Gerçeklik

Böylesine iyi yapılanmış bir evrende piramit benzeri bir “hiyerarşi” düzenine ve katmanlaşmaya yer olamaz. Sayısız Nahua anlatısında, ilamatlatolli’ye de (yaşlı bilge kadınların söylevleri) baksak,heuhuetlatolli’ye de (yaşlı erkeklerin konuşmaları), ya da tanrı çiftlerinden bahseden kaynakları da incelesek, bir tarafın diğer taraftan “üstün” olduğu şeklinde bir çıkarıma varamayız. Aksine, bu kavramsal evrenin dayanağı olan bir nitelik de ikiliklerin gözler önüne serilmesi gibi görünmektedir. İkiliklerin bu şekilde işlenişi, gökte, yerde ve hatta yerin altında ve evrenin dört bir köşesinde kendini gösterir. Süregelen bu çözülme her zaman hareket halindedir ve asla katı bir şekilde katmanlaşmış veya sabitlenmiş değildir. Böylece ikilik, tüm evrenin içine işler ve her nesnede, durumda, ilahta ve bedende izini bırakır.

EZLN – Ejército Zapatista de Liberación Nacional (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) sahneye çıktıktan sonra “kadın hakları” kavramı Chiapas’a geldiğinde, yerli kadınlar eşitlik ifadesini sürekli duyar oldular. Bu sürece destek olmak için oraya gelmiş olan yardımsever kadınlar tarafından talep edilen eşitlik, yerli kadınlar için hiçbir şey ifade etmiyordu. Orta Amerika evren bilincinde eşitlik diye bir kavram yer almaz. Bu bilinçte, tüm evren, birbirini –farklılıkları aracılığıyla- dengeleyen unsurlar sayesinde var olmuştur ve böylece denge yaratılır.[xvi] Bu denge sürekli değişim halindedir.[xvii] “Eşitlik” ise sabitlik, hareket etmeyen bir şey gibi algılanır. Dahası, iki varlık asla aynı olmak yoluyla eşit olamaz. Bu ikilik kavramı günlük yaşamlarında ve ritüellerinde böylesine yer etmişken, eşitlik yerli kadınlar için çaba sarf edilecek bir kavram değildir.[xviii] Yerli hareketinin içinde bulunmuş olanlarımız görmüştür ki “caminar parejo” (beraber yürümek), yerli kadınların erkeklerle olan ilişkilerini yürütürken kullandıkları metafordur. Denge kavramı, eşitlik kavramına bir alternatif teşkil etmeye başlamıştır.

Toprak Anamız/Kutsal Toprak: Bir İnanç

Sık sık yerli halkların yurt, toprak ve arazi talep ettiklerini duyarız. Bu talep dünya üzerindeki her yerli halkın temel hak iddiası gibidir. “Yerli halkların hayatta kalmaları, ayrılmaz bir şekilde toprakla bağlantılıdır.”[xix] Peki ama yurt ve toprak talebi ne demektir? Yerli kadınlar için toprakla olan ilişkilerinin birden fazla anlamı olduğu çıkarılabilir. Toprağın, ana olarak sembolize edilmesi kadınları ona bağlar. Kadınlar dünyanın beden bulma aracı ve üreyicileridir. Comandanta Esther yakın zamanda Kongre’de yaptığı konuşmada bunu şu şekilde ifade etmiştir: “Toprağa olan saygımızın ve yaşam anlayışımızın başkaları tarafından tanınmasını istiyoruz; toprak doğadır ve biz de onun parçasıyız.”[xx] Kendine has İspanyolcasıyla yaptığı bu konuşmada çok karmaşık bir toprak kavramı ortaya çıktı. Bir kere her şeyden önce toprak bir varlıktı. Nurio, Michoacan’daki Ulusal Yerli Halklar Kongresi’nde yerli bir kadın şöyle konuştu: “Tüm nehirlerimiz, tüm ağaçlarımız, toprağımız, oldukları gibidir… hala canlıdırlar.”[xxi] Toprak canlıdır; varlıklara nasıl saygı duyuyorsak ona da saygı duymamız gerekir. Bolivya ve Ekvador gibi bazı Latin Amerika ülkelerinin yenilenmiş çağdaş anayasalarında toprak, hakları olan bir tebaa kabul edilmektedir.

Kuzey ve Güney Amerika’daki yerli halkların yaşam görüşlerinde yer bulan, yeryüzünde yaşayan “insandan öte” varlıklar üzerine yapılan araştırmalar, bu yoruma bir arka plan teşkil eder.[xxii] Orta Amerika mitolojisinin büyük kısmında dünya kutsal bir yerdir.[xxiii] Dişil olan dünya, verimli bir ilahtır. Üzerinde yaşayan insanların başlarına gelen tehlikeleri ve kötülüğü de barındırır. Dünya aynı zamanda kaygan ve korku verici bir yerdir.[xxiv] Klasik iyi-kötü ikiliğiyle algılanır. Doğaüstü bir varlık olarak, yaptığınız işlere göre size zarar da verebilir, fayda da sağlayabilir. EZLN’nin şair subcommandante’si Marcos, bunu şöyle ifade eder: “Bu yerli halklar toprağın ana olduğunu söylerler; derler ki toprak, kültürel dölyatağıdır, onun içinde yaşar tarih, onun içinde yaşar ölüm.”[xxv]

Yerli halkların dünyaya bakış açısı aynı zamanda ahlaki nitelikler de taşır ve ahlaki düstur der ki kişi her koşulda çok dikkatli hareket etmelidir. Yerli halktan Maya Manuel Gutienez E. çağdaş Hıristiyanlar hakkında şöyle söyler: “…kadim…inancın varisleri olarak…kurtarıcı bir umuttan çok tedbirli bir beklentiyle şekillenen, ihtiyatlı bir inanç geliştirdiler…”[xxvi]

Toprağın yerli kadınlardan gördüğü bu hürmet ve inanç, nadiren dikkate alınır. Genellikle toprak sahibi olma ya da miras olarak toprak edinme kavramlarına indirgenir. “Toprak” sanki yalnızca bir malmış gibi dillendirilir. Bugünün dünyasında bir toprak parçasına sahip olabilirsiniz ya da yerli kadınlar toprak sahibi olma ya da miras yoluyla toprak edinmeyi ister. Yerli halkları ortak mülkiyet hakkından mahrum bırakan bir toplumda bu talep anlaşılırdır ve zaruridir.

Ancak yerli kadınlar toprağa, köklerinin salındığı yer, kutsal bir mekan, benliklerine işleyen bir sembol olarak sahip olma hakkı talep etmektedir. Zirve’de yerli kadınlar bildirgesinde şöyle yazıyordu: “Hükümetlerin Toprak Anamızın değerine ve yerli halkların atalarından kalan toprakla olan ruhani ilişkilerine saygı duymalarını talep ediyoruz…”[xxvii]

İtaat Ettiğimiz Önderlik (Mandar obedeciendo)

Bu deyim gerçekte ne anlama geliyor? Hangi kültürel etkilerden kaynaklandı? Lenkersdorf bunun Zapatista’lar tarafından yaratılmadığını söylüyor.[xxviii]Bu deyim Chiapas’daki Tojolabal Maya Yerlilerinin sıradan bir tabiridir ve 1970’lerde derlenen Tojobal-Espanol-Tojobal sözlüğünde yer alır. Açıktır ki, bu deyim sözlükten eskidir. Lenkersdorf’a göre, bu deyim Zapatista’ların atalarından kalma bilgece Maya fikir ve deyimlerini – özellikle Tojobal grubunun eski deyişlerini – ulusal siyasal tartışmaya nasıl dâhil ettiklerinin bir örneğidir.

Ama mandar obedeciendo deyimine dönersek, bu bazı eleştirmenlerin iddia ettiği gibi, gerçekten de birinin diğerine kumanda ettiğini, birinin diğerine tabi kılındığını mı ima eder? Lenkersdorf bu deyimin derin anlamını çözmeyi sürdürür.[xxix] Özgün Maya deyiminin çevirisi şöyledir: “Yetkililerimiz komut alır.” Ortak, topluluksal “biz” komutları verendir. Bu “biz” en üst yetkilidir. Başka bir anlam düzeyi, “bu toplulukta yetkililerimizi kontrol eden biziz.” Tojolabal dilinde, yönetmek “iş” anlamına gelir: yönetenler, “çalışanlardır.” Bazen, bu deyim biraz değişir ve şu anlama gelir: “topluluğun yetkilileri-çalışanları.” Bu topluluksal “biz” içinde herkesin bir işlevi vardır. Bu ufki(yatay) bir topluluktur, ama herkesin işlevi aynı değildir. Kilise başkanları, yerel yönetim temsilcileri vardır. Herkesin, en yüksek yetkili olan topluluksal “biz” denetiminde kendi özgül görevi vardır.

Gördüğümüz gibi, bu topluluklarda mandar (komuta) kavramı tamamen farklı bir kavramdır. Azami yetke olarak bu ortak “biz” bazı kişilerin onlar adına konuşmasına karar verebilir. Lendersdorf der ki, sorun, Mayaların usullerinden tamamen habersiz olan (Meksika) egemen toplumunun bu sözcüleri önder sanmasındadır. Bunlar önder değildir, yalnızca topluluksal “biz” tarafından seçilen sözcülerdir. O zamana kadar bilinen sözcüler konuşmadıysa, bu topluluksal “biz”in sessiz olduğu anlamına gelmez. Örneğin, Zapatismo’nun ulusal sahneye çıktığı yedi yıldan beri, birçok farklı (kadın) sözcü duyduk. Bir süreliğine seçilen Ramona oldu. Ana Maria da bir süreliğine görünür oldu, sonra Comandanta Trini geldi ve sayısız başka kadın belirdi ve kayboldu. Şimdi Comandanta Fidelia, Yolanda’yı duyuyoruz. Denilebilir ki, hepsinin mazhar olduğu kabulle, gözükmeye, önderlik etmeye, yönetmeye devam etmeleri gerekir, ama mevcudiyetlerinin temeli bu değil. Meksika Kongresinde evvelce dikkatimizi çekmemiş olan iki kadın duyduk: Commandanta Esther ve Maria de Jesus Patricio. “Birçok yapıyı topluluksal örgütlenme düzeyinde tanılayabiliriz… bilginin yaratılması ve yeniden yaratılması için örgütlenme – ruhani yaşam da buna dahildir.”(s. 174)[1] Topluluksal “biz” (kadın) sözcülerini seçer. Esther, milletvekilleri karşısındaki sunumunda, bunu şöyle ifade etti: “Biz kumandanlarız (İspanyolca dişil haliyle), topluluksal olarak kumanda edenler, halklarımıza itaat ederek kumanda edenler.”[xxx]

Kalbimizle Düşünüp Örgütlemek

Yerli kadınların taleplerinde merkezi konumda olan bir sözcük varsa, o da corazon’dur, “kalp.” Kalp (Lopez Austin’e göre teyolía[xxxi]) en yüksek entelektüel etkinliklerin mekânıdır. Hafıza ve akıl orada yaşar. Kalp duygulara ve aşka bir gönderme değildir; yaşamın kökenidir. Chiapas’taki Maya yüksek toprakları hakkındaki klasik bir etnografya eseri, Calixta Guiteres-Holmes’un Perils of the Soul’u (Ruhun Tehlikeleri), kalbin bölge insanları için ne ifade ettiği konusunda çok açıktır. Kalp tüm bilgeliğe sahiptir, hafıza ve bilginin mekânıdır, “algılama onun aracılığıyla gerçekleşir.”[xxxii]

1997’de Oaxaca’daki Birinci Ulusal Yerli Kadınlar Kongresinde, yaklaşık beş yüz yerli kadın hep bir ağızdan dedi ki: “Grabar en nuestros corazones” [Kalplerimize nakşedin]. Hafızanın bu mekânında kadın ve yerli halk olarak hakları hakkında tüm öğrendiklerini tutuyorlardı.[xxxiii] 1995’de, Comandanta Ramona CCRI Comandancia General del Ejercito Zapatista de Liberacion Nacional’den bir mesaj gönderdi: Meksika halkına, Meksikalı kadınlara, ülkemizdeki herkese sesleniyorum.” Mesajının sonunda, dedi ki: “Tüm kadınların kalkmasını ve hepimizin hayal ettiği özgür ve adil Meksika’yı inşa edebilmek için örgütlenme gereksinimini kalplerine ekmelerini istiyorum.” Açıktır ki, kalp iş ve örgütlenmenin mekânıdır. Yalnızca duygular ve heyecan örgütlenmeye yetmez.[xxxiv] Lendersdorf der ki, Tojolabal’daki sanatların belirleyici özelliklerinden biri “kalbin düşündüğünü ortaya çıkartmalarıdır.”[xxxv] Düşüncenin mekânı olarak gene kalpten söz ediliyor, kafadan değil.

Şimdi de Comandanta Esther’in 28 Mart 2001’de Camara de Diputados’taki konuşmasına bakalım. Şöyle dedi: “Onlar [milletvekilleri] aklı kendi yanına almış olan bir dünyaya, uzamlarını, kulaklarını ve kalplerini açtılar.” Kalp kendini akla açar. Kadınlar “kalp” kavramını kullandığı zaman, bunun derin içerimlerini kaçırabiliriz. Bu onlar için yaşamın merkezidir, aklın, hafızanın merkezi. Ne kadar sevgiyle çevirsek de, söylemlerindeki kalbe olan göndermeyi, salt heyecan olarak duygusallaştırmayalım, sömürgeleştirmeyelim ya da indirgemeyelim. Bu istemeden etnosantrik yorumlamalara götürebilir. Örgütlenmek için bir araya geldiklerinde, şöyle derler: “Sa siente fuerte muestro corazon” “Kalbimiz kendini güçlenmiş hissediyor” (kişisel iletişim).[xxxvi]

Zirvede sunulan belgelerden biri diyor ki: “atalarımızın seslerini olduğu kadar ruhsal seslerimizi de dinleyen kalp hakkındaki kadim bilgiye göre kimliğimizi yeniden inşa etmeyi kendi kendimize öneriyoruz…”[xxxvii]

Tüm Varlıkların Karşılıklı İlişkililikleri: Dünyada Var Olma Halleri

Orta Amerikalılar için, dünya “dışarıda bir yerlerde,” onların dışında ve ayrı oluşmuş değildi. Onların içindeydi hatta onları kat ediyordu. Eylemler ve sonuçları, “Ben”in çevresinden çözümsel olarak soyutlanabileceği Batı düşüncesinde olduğundan çok daha tertipliydi. Üstelik bedenin geçirgenliği evrenin özündeki geçirgenliği, maddesel ve maddesel-olmayan arasındaki sürekli geçişin karakterize ettiği bir varoluş düzenini tanımlayan tüm “maddi” dünyanın geçirgenliğini yansıtıyor. Bu kavramlaştırmada, evren tam anlamıyla geçirgen bir bedenselliğin tamamlayıcılığı olarak ortaya çıkar. Klor de Alva şöyle yazar: “… Nahua’lar çok boyutlu varlıklarını bedenlerinin ve etraflarındaki fiziksel ve ruhsal dünyanın ayrılmaz bir parçası olarak tahayyül ettiler.[xxxviii]

Nahua’nın “kavramsal varlığının” Conquista (Güney Amerikanın Fethi) sırasında Hıristiyanınkinden çok daha az kısıtlı ve “ötekilerle, bedenle ve ötesindeki dünyayla fiziksel ve kavramsal bütünlük” oluşturmaya daha fazla eğilimli olduğunu ekler. [xxxix]

Comandanta Esther’in deyişiyle yeryüzü hayattır, doğadır ve hepimiz onun bir parçasıyız. Bu basit deyiş, Orta Amerika kozmos kavrayışının tamamlayıcılığı içinde bütün varlıkların birbiriyle bağlantılı olduğunu ifade eder.[xl] Varlıklar birbirinden ayrılamaz. Bu temel ilke bugün yerlilere ait tıp sistemlerinde, ayrıca ilk tarihsel ana kaynaklarda tutarlı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır.[xli] Bu ilke, insan kolektifliğinin, herhangi bir bireyselleşmenin çok zor olduğu çok özel bir biçimini oluşturur.[xlii] “Ben” çevresindekilerden soyutlanamaz. İçerisi ile dışarısı arasında daimi bir geçiş vardır.[xliii] Lenkersdorf Tojolabal dilindeki (Chiapas’ta bir Maya dili) bir ifadeyi yorumlar: “Lajan, lajan aytik” “estamos parejos”, yani “hepimiz özneyiz.” Lenkersdorf’a göre bu deyiş, Tojolabal kültürünün temelinde yatan “öznelerarasılığı” ifade eder.[xliv] Bu deyiş bizi yerli kadınların tercih ettikleri, yukarıda bahsettiğimiz terime de götürür. Yerli kadınların eşitlik üzerinde değil de “benzerlik” (parity, caminar parejos, la paridad) üzerinde ısrar etmeleri ortak miraslarından, kendi kozmos kavrayışlarına daha iyi uyan alternatif toplumsal cinsiyet kavramları aldıkları anlamına gelmektedir.

Bugün Orta Amerika’da yerli kadınlar tarafından yeniden üretilen bu yaygın ruhani ve kozmolojik göndermeleri incelediğimizde, hepsinin özünde şunun olduğu görülmektedir: Evrendeki herkesin ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olması. Yeryüzüyle, gökyüzüyle, bitkilerle ve gezegenlerle bağlantılı kadınlar ve erkeklerin öznelerarası niteliği. Comandanta Esther’in yasa yapıcılar karşısında “bize hayat veren, bizim doğamız olan” yeryüzünü savunmasını başka nasıl anlayabiliriz? “Mandar obedeciendo”nun birinin diğeri üzerindeki dayatması olmamasını başka türlü nasıl yorumlayabiliriz? “Biz”in aynı zamanda “ben” olmasını? Kolektif özneler olarak cemaatlerin bir birliği yansıttığını?

Son Düşünceler

Yerli kadınların atalarının dini mirasını canlandırma yönündeki girişimleri, sömürgeleşmeyi çözen bir çabadır. Önceki esaretlerin çökertilmesiyle, atalarının ilham verdiği bir direniş ufkunu yeniden yaratmaktadırlar. Atalarının ekonomik, siyasi ve kültürel alanda mustarip olduğu itaat ettirmenin şiddetini reddederek bir kurtarıcı bir etik ileri sürmektedirler. Onların seslerinden tekrar tekrar duyduğum bir deyişle bitireyim: “Adalet istemeye geldik, merhamet değil, sadece adalet!” “Biz Zapatista kadınları yorulmuş ya da yılmış değiliz… Mutluyuz, çünkü mücadelemize devam edeceğiz.”

Not: Bu yazı kolektif bir çeviri çalışması ile tercüme edilmiştir. Kaynak:Yeşilgazete

Çevirmenler:

Ebru Kılıç

Esen Gür

Mehmet Moralı

Turan Cavlan

Ogün Duman

[1] Sayfa numarası 174 değil, 17 olmalı, gönderme de First Indigenous Woman Summit of Americas (Birinci Amerikalar Yerli Kadınlar Zirvesi) op. Cit.

[i] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,”, Perfil de la Jornada IV içinde, 29 Mart 2001.

[ii] “La mujer frente a los usos y costumbres,” Perfil de la Jornada VII içinde, 29 Mart 2001.

[iii] Age.

[iv] Amerika Kıtası Birinci Yerli Kadınları Zirvesi, Memoria,( belgeler ve son açıklama), Fundacion Rigoberta Menchu, Mexico, 2003, s. 80.

[v] Sylvia Marcos, “Embodied Religious Thought: Gender Categories in Mesoamerica,” Religion, no. 28 içinde, 1998.

[vi] Gary Gossen, Miguel Leon Portilla’nın katkılarıyla, South and Mesoamerican Native Spirituality, Crossroad, New York, 1993, s. 17

[vii] Eric Thompson, Historia y Religion de los Mayas [Maya Tarihi ve Dini], Fondo de Cultura Economica, Mexico, 1975.

[viii] Fray Bartolomé de Las Casas, Apologética historia summaria de las gentes destas Indias [Hindi Bölgesi Sakinleri Tarihinin Apolojetik Özeti], Instituto de Investigaciones Historicas, Universidad Nacional Autonoma de Mexico, Mexico, 1967 [1527].

[ix] Diego De Landa, Relacion de las Cosas de Yucatán [Yucatán Bölgesindeki Şeylerin İlişkisi], Ediciones Porrua, Mexico, 1966, [1574].

[x] Felix Baez-Jorge, Los Oficios de las Diosas, Universidad Veracruzana, Xalapa,1988.

[xi] Fray Bernardino de Sahagun, Historia General de las Cosas de la Nueva Espana [Yeni İspanya Şeylerinin Genel Tarihi]; Bu kitap aslen Codice Florentino [Floransa Kanunu] adıyla tanınır, Consejo Nacional para la Cultura y las Artes, México, 1989 [1577].

[xii] Peter T. Furst, “Human Biology and the Origin of the 260-Day Calendar: The Contribution of Leonhard Schultze Jena (1872-1955), Symbol and Meaning Beyond the Closed Community: Essays in Mesoamericak Ideas, Gary H. Gossen (Der.), Institute for Mesoamerican Studies, State University of New York, Albany, 1986

[xiii] Fray Andres de Olmos, Teogonia e Historia de los Mexicanos, Editorial Porrua, México, 1973 [1533].

[xiv] Candida Jimenez, Amerika Kıtası Birinci Yerli Kadınları Zirvesi, Memoria (hazırlık belgeleri), Fundación Rigoberta Menchu, Mexico, 2003.

[xv] Frances Karttunen, “In Their Own Voices: Mesoamerican indigenous Women Then and Now” (Fince kaleme alınmış bir makalenin İngilizce yazmaları, Noiden Nuoli, The Journal of Finnish Wormen Researchers içinde, 1986; Gary H. Gossen, “Mesoamerican Ideas as a Foundation for Regional Synthesis,” Symbol and Meaning Beyond the Closed Community: Essays in Mesoamerican Ideas, içinde age.

[xvi] Alfredo Lopez Austin, “Cosmovisi ón y Salud entre los Mexicas,”, in Historia General de la Medicina en México, vol. 1, UNAM, Mexico, 1984.

[xvii] Sylvia Marcos, “Embodied Religious Thought: Gender Categories in Mesoamerica,” age.

[xviii] Ibid.; Alfredo Lopez Austin, “Cosmovisi ón y Salud entre los Mexicas,” age.

[xix] Andrea Smith , “Report on the Native Health and Sovereignty Symposium,” in; Political Environments, no 6 ,1998, p. 32,

[xx] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,” age.

[xxi] Ramón Vera, “Autonomía No Es Independencia, Es Reconciliación,”, in: La Jornada, March 27, 2001, p.4

[xxii] Kenneth M. Morrison, “The Cosmos as Intersubjective: Native American Other-than-Human Persons,” in: Indigenous Religions: a Companion, Graham Harvey, ed., Cassel, London-New York, 2000; Frédérique Appfel Marglin, “Andean Concepts of Nature,” presentation at the Conference on Orality, Gender and Indigenous Religions, Claremont School of Religion, May 2001

[xxiii] Sylvia Marcos, “Sacred Earth: Mesoamerican Perspectives,” in: Concilium, no. 5, October 1995

[xxiv] Louise Burckhart, The Slippery Earth: Nahua Christian Moral Dialogue in Sixteenth Century Mexico, University of Arizona Press, Tucson,1989.

[xxv] Subcomandante Marcos, “La Cuarta Guerra Mundial,” in: Ideas 1, December, 2001, p. 30.

[xxvi] Gary Gossen in collaboration with Miguel Leon Portilla, South and Mesoamerican Native Spirituality, age., p. 277.

[xxvii] Rigoberta Menchu, First Indigenous Women’s Summit of the Americas, Memoria, age., p. 78.

[xxviii] Carlos Lenkersdorf, Los Hombres Verdaderos. Voces y Testimonios Tojolabales , Siglo XX!, Mexico, 1996

[xxix] Ana Esther Cecena, “El Mundo del Nosotros: Entrevista con Carlos Lenkersdorf,” in: CHIAPAS, no 7, 1999, pp. 191—205.

[xxx] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,” age.

[xxxi] Alfredo Lopez Austin, Human Body and Ideology, University of Utah Press, Salt Lake City, 1988.

[xxxii] Calixta Guiteras-Holmes, Perils of the Soul: The Worldview of a Tzotzil Indian, Free Press of Glencoe, New York, 1961, pp. 246—47.

[xxxiii] Sylvia Marcos, “Mujeres Indígenas: Notas sobre un Feminismo Naciente,” in: Cuadernos Feministas, 1, no. 2, 1997, pp.14—16.

[xxxiv] Comandanta Ramona, “Mensaje de Ramona,” in: Las Alzadas, Sara Lovera and Nellys Palomo, eds., 2nd edition, CIMAC-La Jornada, México, 1999., p303

[xxxv] Carlos Lenkersdorf, Los Hombres Verdaderos. Voces y Testimonios Tojolabales, age, p. 166

[xxxvi] Comandanta Esther, “Queremos Ser Indigenas y Mexicanos,” age.

[xxxvii] First Indigenous Women’s Summit of the Americas, Memoria, op,cit., p 60.

[xxxviii] Jorge Klor de Alva, “Contar Vidas: La Autobiografía Confesional y la Reconstrucción del Ser Nahua,” in: Arbor, no 515—16, November—December, 1988.

[xxxix] Age.

[xl] Alfredo Lopez Austin, Human Body and Ideology, age

[xli] Age.

[xlii] Jorge Klor de Alva, “Contar Vidas: La Autobiografía Confesional y la Reconstrucción del Ser Nahua,” age.

[xliii] Sylvia Marcos, “Embodied Religious Thought: Gender Categories in Mesoamerica,” age.

[xliv] Carlos Lenkersdorf, Los Hombres Verdaderos. Voces y Testimonios Tojolabales, age

Posted in Meksika, Yerli Hareketleri | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Sabırotu Frida = Mehmet Uhri

Posted by lahy 20/01/2011

Mehmet Uhri

Aztek mitolojisinden günümüze ulaşan Llorona isimli Meksika söylencesi bir çılgınlık anında çocuklarını öldüren, hatasını fark edip intihar eden ancak ruhu sonsuza kadar ağlayarak çocuklarını aramaya mahkum edilen acılar içindeki hayalet kadını anlatır. Söylence Meksika halk şarkılarına da konu olmuş ve özellikle Chavela Vargas’ın sesinden İspanyolca “ağlayan” anlamına gelen La Llorona adıyla tanınmıştır. Benzer bir söylence antik Yunan mitolojisinde de vardır. Euripides’in (M.Ö. 405 ) Bakhalar adlı trajedisinde Kadmos ve Harmonia’nın dört kızından biri olan Agave, Thebai kralı olan oğlu Pentheus’u öldürür. Dionysos’un annesi Semele ile Zeus’un aşkı hakkında dedikodu yaptığı ve bu dedikodu Hera’nın kulağına gittiği için Dionysos tarafından çılgına çevrilen Agave, içtiği ilacın etkisiyle oğlunu vahşi hayvan sanarak öldürdüğünü anlar ve kalan ömrünü acılar içinde ağlayarak geçirir. Acılı anne Agave’nin adı günümüzde Meksika ile özdeşleşmiş Tequila adlı içkinin üretildiği yabani bir kaktüs türünde yaşamaktadır. Tequila; Meksika’da Agave (Agave Mexicana) Anadolu’da ise kıraç topraklarda zor koşullarda yaşayabilmesi yüzünden sabırotu olarak bilinen bitkiden üretilen 2000 yıllık Aztek içkisidir.

Özü su ile dolu olup dokunulduğunda ağlamaya meyilli bu kaktüse Agave adı verilmesi de boşuna değildir. Bitki, 16. Yüzyılda İspanyol istilası ile soykırıma uğrayan akabinde iç savaşlarla kendi çocuklarını öldüren ve günümüzde yaşayan az örneği kalan Aztekleri andırırcasına ulaşılması güç kıraç topraklarda zor şartlarda yetişerek varlığını sürdürmüştür. Dahası, 15-18 yıllık çileli ömrünün büyük kısmını birkaç karıştan fazla uzamadan hayli güç şartlarda ismine yaraşır biçimde sabırla geçiren bitki yaşamının son yılında büyümeye boy atmaya başlar. Üç dört metreye ulaşan boyuyla çiçek açar ve kısa süre sonra ölür.

İşte Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo’nun hayat hikayesi de Aztek mitolojisindeki Llorona, Yunan mitolojisindeki Agave veya sabır otu gibi çile çekerek ağlayarak sabırla yaşamaya adanmış bitkiyle benzeşmektedir.

Daha 6 yaşındayken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı aksak kalan Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon, kısaca Frida Kahlo fotoğrafçı Macar asıllı baba Wilhelm Kahlo ve Aztek kökenli annesi Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak 1907 yılında Meksika’da doğar. 19 Yaşında geçirdiği ölümcül trafik kazası yüzünden hayatı, ameliyatlar, korseler, hastane ve doktorlar arasında geçecektir. 32 Kez ameliyat olmasına karşın kalıcı iyileşme sağlanamayacak hayatının büyük kısmını yatağa bağlı olarak geçirmek zorunda kalacaktır. Yıllar boyu korseler ve alçılar içinde yatağa bağlı kalması üzerine annesinin desteği ile Frida, yatağının tavanındaki aynaya bakıp otoportre niteliğinde resimler yapmaya başlar. Günlerce yatağının tavanında asılı olan “gündüzlerimin ve gecelerimin celladı” diye adlandırdığı aynaya bakıp umudunu yitirmez acılar içinde yaptığı resimlerle hayata tutunur.

Filmlere de konu olan hayatı boyunca 55 tanesi otoportre olmak üzere toplam 143 resim yapabilmiştir. Yaşadığı dönemde Meksika’nın Michalengelosu olarak tanınan bilinen meşhur duvar ressamı kocası Diego Rivera’ ın gölgesinde kaldığı söylense de Meksika devriminin, geleneksel Meksika kültürünün temsilcisi olarak zamanla kocasından da ünlü olacaktır.

Frida Kahlo’nun çile dolu kısa hayatı Meksikalıların Agave Anadolu insanının ise sabır otu dediği bitkiyle benzeştiğinden söz etmiştik. Sabırotu çekici değildir, öyle hoş kokusu da yoktur. Tam bir çilekeştir, sabırla çiçek açmayı bekler. Gözlerden uzak kıraç taş toprakta yetiştirdiği çiçeğini öyle pek kimseler görsün de istemez. Olumsuz iklim ve toprak şartlarına karşın yaşar ve sanki hayatın her şeye karşın mücadele etmek olduğunu anlatır. Frida’nın hayatı da acı ve ağlamalarla büyük kısmı yatalak geçen ama yine de mücadele etmekten vaz geçmeyen sabır otu gibidir. Bitkinin acıyla geçen ve sabırla katlanılan ömrü, vadesi geldiğinde kısa süreli bir parlayış, mutluluk ve ölüm ile sonlanır. Eserlerinde geleneksel Meksika kültüründen izler ve öğeler taşıyan Frida Kahlo da ülkesindeki ilk ve tek sergisini ancak ölümünden bir yıl önce Mexico City’de açar. Agave veya sabırotu gibi kısa sürede parlayıp ünlenir ve bir yıl sonra 47 yaşında akciğer embolisi nedeniyle aramızdan ayrılır.

Geride bıraktığı resimleri ile Frida Kahlo, Agave özünden damıtılmış geleneksel Aztek içkisi Tequila gibi sarhoş etmese de izleyenleri etkileyip sarsmayı sürdürmektedir. Frida’nın resimleri sürrealist olarak değerlendirilse de o surrealizmi reddeder. Resimleri acıyı ve keskin gerçekliği yansıtır. Frida’nın resimlerinde Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik de tuvale aktarılmıştır.
Hayatı çalkantılar ve acılar içinde geçen Kahlo en ünlü tablosu “İki Frida” adlı portresine, Diego’dan boşanma öncesinde başlamıştır; söylediğine göre resim ayrılıktan duyduğu mutsuzluğun tasviriydi ve Diego’nun sevdiği Frida’yla reddettiği Frida’yı anlatmaktadır. Onca soykırım ve iç savaş yaşamış ancak acılara karşın hayata tutunmuş Aztek halkı gibi Frida da otoportrelerinde içimize işleyen delici bakışları ile hayattaki tek gerçeğin, vazgeçmemek ve mücadele etmek olduğunu, hayatın acılara rağmen sabırla yaşanılası bir şey olduğunu haykırmaktadır.

1954 yılında aramızdan ayrılan çilekeş Frida Kahlo’nun son çalışması “viva la vida – yaşasın hayat”  ismini taşımaktadır.  Geride kalanlara “Beni hatırlamak isteyenler Chavela Vargas’ın sesinden Llorona’yı dinlesinler. Ben orada yaşıyorum” mesajını bırakan Frida Kahlo ve eşi Diego Rivera yapıtları ile İstanbul’da sergileniyor.

Yaptığı Duvar resimlerinde Azteklerin yaşamını anlatan ve İspanyolların nasıl bir kültürü ortadan kaldırdığını detaylarıyla ortaya koyan İspanyol ressam Diego Rivera ile Meksika devriminin efsane temsilcisi eşi Frida Kahlo 40 parçalık sergi ile Pera müzesinde sanatseverlerle buluşuyor. Çilekeş bir agave bitkisi gibi ömrünün son yılında parlayıp aramızdan ayrılan Frida Kahlo ve eşi Diego Rivera’nın yapıtları olanca gerçekliği ile 20 Mart 2011’e kadar İstanbul’da.

Not: Fridayı anlamak ve Chavela Vargas’ın sesinden Llorona’yı dinlemek için http://www.youtube.com/watch?v=XCUddHPYvCY linkini kullanabilirsiniz.
Kaynak: Acık Radyo

Posted in Kültür - Sanat, Meksika | Etiketler: , , | 1 Comment »

Meksika: Kadın hakları savunucusu Susana Chavez öldürüldü

Posted by lahy 14/01/2011

Meksika’nın sınır kenti Ciudad Juarez’deki faili meçhul kadın cinayetlerine karşı protestoların önderliğini yapan, şair ve kadın hakları savunucusu Susana Chavez öldürüldü.

Chavez’in cesedi 6 Ocak’ta Ciudad Juarez’in tarihi merkezinde sol kolu kesilmiş olarak bulundu.  Chavez, bıçaklanarak ve dövülerek öldürüldü. Cinayete organize suç izlenimini vermek isteyen suçluların maktülün bir kolunu kestiği bildirildi.

Susana Chavez’i öldüren 17 yaşındaki üç genç tutuklandı. Polis, çete üyesi olan gençlerin alkölün etkisi altında iken Susana Chavez’i kaçırarak saldırdıkları ve kendilerini şikayet edeceği endişesi ile öldürdüklerini söyledi.

Chavez, 1993’ten beri öldürülen ve tecavüz edilen yüzlerce kadının ölümüyle ilgili “Tek bir ölüm daha olmasın” sloganını popüler hale getirmişti.

Chavez’in ölümünün ardından bir bildiri yayınlayan Uluslararası Af Örgütü, Susana Chavez’in kendisine karşı mücadele ettiği cinsiyetci şiddetin kurbanı olduğunu bildirerek Meksikalı yetkilileri tarafsız ve etkili, uluslararası kurallara uygun bir şekilde cezalandırmalarını istedi.

AÖ, ” “Yerel ve federal otoritelerin bu şiddete son vermek ve sorumluların dokunulmazlığına son vermek konusunda yetersizlikleri görülüyor,” dedi.

Savcı, Chavez’in politik nedenlerden dolayı öldürülmediğini söyledi.Chavez’in ailesi ise yerel makamları sosyal kargaşa çıkması ve protestolar korkusu ile kamuoyuna eksik ve geç bilgi vermekle suçladı.

Susana Chavez, Juarez’de bir ay içinde öldürülen ikinci kadın eylemci oldu. Aralık ayını son günlerinde kızının katillerinin yakalanması için mücadele veren Marisela Escobedon öldürüldü.

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Meksika | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Meksika’da uyuşturucu savaşında 15 bin kişi öldü

Posted by lahy 01/01/2011

MEKSİKO CİTY Meksika’da uzmanların tahminine göre 2010 yılında uyuşturucudan kaynaklı şiddet olaylarında 15 bine aşkın kişinin hayatını kaybetti.

Böylece 2010 yılı, devlet başkanı Felipe Calderon’un 2006 yılında iktidara gelmesiyle başlattığı uyuşturucuya karşı savaşta en kanlı yıl oldu. Ölü sayısı geçtiğimiz yıla oranla yüzde 50 arttı. 2009 yılında uyuşturucu kartellerine karşı savaşta 9 bin 635 kişi hayatını kaybetti.

Devlet başkanı Calderon uyuşturucu savaşında halk tarafından ‘kelle avcıları’ olarak tanımlanan özel kar maskeli birlikleri devreye koyarken, uyuşturucu kartelleri de asker-polise karşı silahlı ve bombalı saldırılarını arttırdı.

Uyuşturucu kartelleri ülkenin hemen hemen tüm bölgelerinde aktif iken, çatışmalar en çok sınır kenti Ciudad Juarez’de yaşanıyor. Burada, uyuşturucu çetelerinin kendi aralarındaki çatışmaları, özel polis birimlerinin baskınları sonucu başı kesilmiş, işkence edilmiş veya kurşuna dizilmiş insan cesetleri ile karşılaşılmadığı gün yoktur. Son zamanlarda ise sıklıkla yol kenarlarında ‘uyarı amaçlı’ asılmış insan cesetleriyle karşılaşılıyor.

Meksikalı yetkililer, kontrolü elden kaçırdıkları yönündeki suçlamaları reddediyorlar. Uyuşturucu baronlarının büyük bir bölümünü imha ettiklerini söyleyen yetkililer, rekor düzeyde uyuşturucu da ele geçirdiklerini belirtiyorlar.  (ANF NEWS AGENCY)

Görüşme:Meksika’da İktidar, Tahakküm ve Uzlaşmazlıklar- Dr. William I. Robinson

Margarita Zapata: ”Şimdi sosyal bir devrimin zamanı”

Oaxaca: Otonomi için mücadele sürerken cinayetler tırmanıyor


Posted in Genel Haberler, Meksika | Etiketler: | Leave a Comment »

Frida Kahlo ve Diego Rivera Pera’da

Posted by lahy 27/12/2010

Vergel Vakfı tarafından yönetilen Jacques ve Natasha Gelman Koleksiyonu’nda yer alan Frida Kahlo ve Diego Rivera resimleri Pera Müzesi’nde 20 Mart 2011 tarihine kadar izlenebilecek

Mustafa SÜTLAŞ- msutlas@gmail.com
İstanbul – BİA Haber Merkezi

Devrimci ve komünist kişilikleri, unutulmaz yapıtları kadar yaşadığı aşklar ve ilişkileriyle de tanınmış, 20. yüzyıl sanatının Meksika ve dünyadaki en çarpıcı çiftleri arasında yer alan Frida Kahlo ve Diego Rivera‘nın yapıtları Meksika hükümetinin onayı ve Türkiye’deki büyükelçiliğin katkılarıyla Türkiye’ye getirildi.

Meksika’nın ulusal kültür varlıkları envanterine kayıtlı ve Meksika dışında çok az sergilenen 40 yapıt, çiftin en önemli eserleri arasında yer alıyor. Bunlar arasında Kahlo’nun sanatsal kişiliğinin derin izlerini yansıtan otoportreleri ile Diego Rivera’nın az sayıdaki tuval resmi örnekleri ve birbirlerine için yaptıkları resimler bulunuyor.

Sergide ayrıca aynı zamanında Kahlo’yla 10 yıl süren bir ilişkisi olan Nicholas Murray adlı Macar asıllı Amerikalı fotoğrafçının çektiği portre ve aktüel fotoğrafları, resim eskizlerinden örnekler ve Kahlo’nun tuttuğu günlükten bölümler yer alıyor.

Ayrıca sergi mekanında Kahlo ve Diego’yla ilgili olarak yapılmış “Bir hayatın portresi” başlıklı 40 dakikalık bir belgeselle birlikte her iki ressamın sergide yer almayan resimlerinin görüntülerinden oluşan bir de retrospektif gösteriliyor.

Yapıtlar “koruma” altında

Açılış toplantısına da katılan Meksika Büyükelçisi Jaime Garcia Amaral serginin Türkiye’de ilk kez sergilenmesine sevindiğini belirterek bu sürece katkıda bulunmaktan onur duyduğunu belirtti.

Meksika hükümeti tarafından 1970’de çıkarılan bir yasa gereği olarak koruma altına alınan ve “özel koleksiyon”larda olanlar dahil hiçbir eserinin yurt dışına çıkarılmasına izin verilmiyor. Ancak sergilenme amacıyla kısa süreli olarak çıkarılabilen resimler ve diğer yapıtlar, Alman koleksiyonerler Jacques ve Natasha Gelman’a ait.

İki sanatçının yapıtları Meksika dışında Amerika ve Fransa’da bulunuyor. Gelman Vakfı’nın sahibi olduğu Gelman Koleksiyonu dışında yaklaşık 60 kişide çiftin resimleri bulunuyor.

Berlin’de 600 bin kişi izledi

Pera Müzesi Oditoryumunda gerçekleşen basın toplantısına Suna ve İnan Kıraç Vakfı, Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol, çağdaş Meksika  sanatını destekleme amacıyla çalışmalar yürüten Vergel Vakfı Başkanı Robert Littman ve sergiyi bu yıl içinde Viyana ve Berlin’de de gerçekleştiren küratör Helga Prignitz Poda da katıldı. Poda Berlin’de açılan sergiyi 600 bin kişinin izlediğini ve Almanya’da “2010’un en iyi sergisi” unvanını aldığını belirtti.

Litman ve Poda’nın yapıtlarla ilgili verdiği bilgilerden sonra basın açıklamasına katılan haberciler ve davetliler toplu olarak sergiyi gezdiler.

Sergi 20 Mart 2011 tarihine kadar Tepebaşı’ndaki Pera Müzesi’nde izlenebilecek. Aynı dönemde her iki sanatçıyla ilgili atölyeler, konferanslar ve “Viva la Revolucion! Meksika Devrimi üzerine Filmler” başlığıyla film gösterileri de gerçekleştirilecek. Pera Müzesi sergiyle eş zamanlı olarak bir de sergi kitabı yayınlamış bulunuyor. (MS/EÜ)

________________________________________________________________________________

* Pera Müzesi: Meşrutiyet Cad No:65 Tepebaşı-Beyoğlu/İstanbul http://www.peramuzesi.org.tr

Posted in Kültür - Sanat, Meksika | 1 Comment »

Meksika’da yerli halk kendi parasını bastı

Posted by lahy 22/12/2010

MEKSİKO – Meksika’nın yerli halklarından Tachihuiin’ler, yerel ekonomilerini güçlendirmek için kendilerine ait para birimi ‘Tumin’i bastı. Tumin Tachihuiin dilinde para anlamına geliyor.

Tumin başkent Meksiko City’den 400 kilometre uzaktaki Espinal’deki alternatif bir pazarda Kasım ayından beri 80 üretici tarafından kullanılıyor. Bir Tumin, bir Meksika Peso’su değerinde ve alternatif pazarda her tüccara 500 tumin veriliyor.

YEREL EKONOMİYİ GÜÇLENDİRME AMAÇLI

Para biriminin mimarlarından Varacruzana İntercultural üniversitesi profesörü Juan Castro, “Para birimini yerel ekonomiyi güçlendirmek için yarattık” diyor. Castro parayı, insanların başka yerde değil kendi toplumunda alış-veriş yapmaları için devreye koyduklarını belirterek, “Toplum kabul etmeye başladı, giderek daha fazla insan katılmak istiyor” dedi.

İNSANLARI ALTERNATİF SİSTEMLERE İKNA ETMEK ÇABA GEREKTİRİYOR

Meksika son 20 yılda çeşitli paralel ödeme ve takas sistemleri gürdü ancak hiçbiri kendini pekiştirmeyi başaramadı. Sivil toplum örgütü Promocion del Desarrolo Popular müdürü Luis Lopezllera bunun güven ve sorumluluk üstlenmemeden kaynaklandığını söylüyor. Zira Poezllera’ya göre insanları güvenin yetkide değil kendilerinde olduğuna inandırmanın büyük çaba gerektiriyor.

DAYANIŞMACI EKONOMİ HATTI

Opellera, 1996 yılında milyonlarca Meksikalının biriktirdiği paralarını yitirdikleri ekonomik kriz ardından oluşan dayanışmacı ekonomi hattının oluşmasında önemli rol oynadı. Dayanışmacı ekonomi hatı Aztek halkının yağmur tanrısı tlaloc para birimini kullanıyor. Bir tlaloc bir saat çalışma kadar değerlidir.

DÜNYA ÇAPINDA 4 BİN ALTERNATİF PARA BİRİMİ VAR

Dünya çapında yaklaşık 4 bin alternatif para birimi bulunuyor. İngiltere’de kurulmuş üçüncü üniversite olan University College Londen’de kalkınma planlamaları dersi veren Fransız profesör Yves Cabannes, Meksika’daki alternatif para birimlerinin gelişme potansiyeline sahip olduklarını söylüyor. Cabannes, “Kriz yerel para birimlerinin kullanımını teşvik edebilir. Ayrıca yerelde finansal kaynaklara erişim atmosferini oluşturabilir” dedi.

PALMAS BANKASI

Cabannes bu tür sistemlerin evrimini köklüce incelemiş. Bunlardan en çarpıcı örnek 30 bin kişinin yaşadığı Brezilya’nın Fortaleza kentindeki fakir bir semtte ortaya çıkan Palmas bankasıdır. Kredi kartlarını vermeyle işe başlayan banka günümüzde 240 ticaretçi tarafından kabul görülen Palmas para birimini de çıkarıyor. Banka 1 milyon Euro değerinde bir kredi portföyüne sahiptir.

KRİZLER ALTERNATİF ARAYIŞLARA SEVK EDİYOR

Tachihuiin’lerin tumin’inin yerel piyasada tutup tutmayacağı bilinmiyor. Ancak serbest piyasa ekonomisinin uluslararası düzeyde giderek daha fazla ve sıklıkla yol açtığı büyük ekonomik krizlerin özellikle fakir kesimleri alternatif sistemler oluşturmaya sevk edeceğini gösteriyor. Her halukarda Tachihuiin’ler tuminleri ile kendilerini bir sonraki krize karşı korumaya almaya çalışıyor.

ANF NEWS AGENCY

Posted in Meksika | Etiketler: , | Leave a Comment »

Kalkınma ve Sosyal İçerme, Açlığa Karşı Mücadeleye Bağlanmalı-D.Estrada

Posted by lahy 18/12/2010

Daniela Estrada

 

 

SANTIAGO, (IPS) –  Devlet’in açlığın aşılmasında anahtar bir rol oynadığı kavramı yeni değil. Ancak, Latin Amerika’dan gelen son rakamlar daha fazla kamu harcaması ve sosyal programlar tek başlarına etkili çözümler değiller.

Latin Amerika ve Karayipler de geçen yıl, yaklaşık 600,000 kişi açlıktan kurtuldu, ancak, 2009 yılında 53.9 milyonun yetersiz beslendiği ve 52.5 milyonun 2010 sonunda halen açlıkla karşılaştığı bölgede bu rakam okyanusta bir su damlasını temsil ediyor.

Yiyecek ve Tarım Örgütü (FAO)  örgütü temsilcisi ve yardımcı direktörü José Graziano da Silva, ” Programları uygulamayı deneyen ülkeler var, ancak, ya gerekli kurumlara ya da etkili uygulamayı sağlayacak fonlara sahip değiller,” dedi.

İstatistikler, 13 Ekim’de FAO tarafından yayınlanan “Panorama de la Seguridad Alimentaria y Nutricional en América Latina y el Caribe” 2010 (Latin Amerika ve Karayipler’de Yiyecek ve Beslenme Güvenliği) raporundan geliyor.

Rapor, ekonomik büyüme ve sosyal içerme arasında güçlü bir bağ olmalıdır diyor.

Silva, ” En az etkilenen ülkeler, üretici faaliyetleri destekleyen programlarla birlikte fakirler için sosyal korumaya sahip olan ülkelerdir,”  dedi.

Bölgede ki bazı ülkeler yiyecek üretimini desteklemek, yiyecek ve tarım için pazarlar ve ticareti organize etmek ve sosyal koruma ve yiyecek yardımı sağlayan politikaları uygulamaya soktu.

Günümüzde 19 ülke,  Brezilya’da  Bolsa Familia (aile yardımı) Kolombiya’da Familias en Acción (aileler eylemde) ve Meksika’da   Oportunidades (fırsatlar) gibi koşullu gelir transferi programlarını uyguluyor.

Silva’ya göre,  bu programların hepsinden beklenen sonuçlar elde edilmedi, bunun nedeni ya  ilk uygulama aşamasına da olmaları veya diğer sosyal ve üretici programlarla entegre edilmiş olmamalarıdır.

Kırsal hareketin liderlerinden, Şili’li bir STD olan Ulusal Yerli ve Köylü Kadın Derneği(ANAMURI) ve Latin America Kırsal Örgütler Koordinasyon Komitesi(CLOC) üyesi  Florencia Aróstica, IPS’e: ” Güçlü bir devletten daha ziyade daha fazla egemenliğe sahip  bir devlete ihtiyaç var”’ dedi.

Kuzey Şili’de ki küçük çifliğinde sebze üreten Aróstica, ” Günümüzde ki neo-liberal model sanayiyi esas alıyor ve dünya da açlığı  önlemek konusunda hiç bir faydası yok. Küçük çaplı tarımı desteklemek için hiç bir politika yok, sadece bazı yetersiz programlar var” dedi.

FAO, Eylül ayında yayınlanan 2010’da Dünya’da Gıda Güvenliği başlıklı raporunda, 2009’dan beri  98 milyon kişinin açlıktan kurtulduğunu açıkladı. Ancak, bugün dünya da  925 milyon yetersiz beslenen kişi vardır.

Aróstica, yoğun tek ürünlü tarıma verilen desteği, toprakların az sayıda korporasyonun elinde toplanmasını ve su kaynakları üzerindeki tekeli  eleştiriyor.

Ayrıca, “Küçük çiftciler topraklarından atıldıkça iş arayan topraksız kırsal işçilerin sayısı artıyor.  Özellikle kadınlar için işsizlik yoğun ve çalışma koşulları kötü.” dedi.

Uluslararası köylü hareketi Via Campesina‘ya bağlı olan CLOC, 5.inci kongresini 8-16 Ekim’de Quito’da gerçekleştiriyor:  Kullandıkları slogan ”Kapital ve İmparatorluk tarafından Mülksüzleştirmeye karşı: Toprak ve Halkın Egemenliği İçin.”

Açlığın  düşüş oranı en düşük seviyede olmakla birlikte 2006-2009 dönemi ile karşılaştırıldığında önemli bir gelişmeye tekabül ediyor; bu dönemde, global ekonomik kriz ve yükselen gıda fiyatları nedeniyle Latin Amerika ve Karayiplerde 6 milyon kişi açlar ordusuna katıldı ve bölge, 1990’lı yıllarada hakim olan olan duruma geri döndü.

Bölgede ekonomik kalkınma devam etmekle birlikte uluslararası pazarlarda ki hareketlenmeler gelecek yıllarda büyüme hızının gerilemesi ve işsizliğin artmasının mümkün olduğuna işaret ediyor.

Silva, ” Latin Amerika’da büyük çoğunluğun geliri yoksulluk sınırı etrafındadır: bir işe sahip oldukları sürece bu hattın üstündedirler, ancak aile de bir kişi işini kayıp ederse, bu sınırın altına düşüyorlar. Oldukça istikrarsız bir durum” dedi.

FAO, siyasetler grubu koordinatörü Fernando Soto,  Santiago’da ki bölge ofisinde, ” kriz ile başarılı bir şekilde başa çıkan ülkeler dönemsel iniş çıkışlara müdahale edebilecek kamu kuruluşlarına sahip olan ülkeler” oldu, dedi.

Bu ülkelerde, devlet ekonominin staratejik bölgelerinde güçlü bir rol oynuyor ve iç pazar için gıda üretimini artırarak, çiftçilere kredi sağlayarak ve kamusal gıda alımları,depolama ve dağıtım yoluyla ve sosyal koruma programlarıyla bir değişikliğe yol açıyor.

Soto, ”En başarılı olan ülkeler giderek artan bir şekilde ekonomik büyüme ile sosyal içermeyi almayı birbirine bağlıyanlardır. Bunlar iki ayrı konudur,” dedi.

” Bir yandan ekonomik büyüme sağlarken diğer yandan bu büyümeden dışlanan insanlar için sosyal programlar yaratamayız. Bunun bir bir sınırı vardır. Buna kamu borçu deniyor” dedi.

Guatemala, El Salvador, Honduras ve Nikaragua gibi gıda güvenliği konusunda oldukça hassas bir dengeye sahip olan ülkeler  2009 yılında kamusal borçlarını o kadar yükseltiler ki, şimdi IMF ile alınacak teddbirleri tartışıyor ve sosyal harcamaları 2011 yılında azaltmayı planlıyorlar.

FAO’nun önerileri gıda sağlanmasında aileye  dayanan tarıma daha fazla yer verilmesi ve tarım ve iş pazarlarının denetlenmesi ve regüle edilmesidir, bölgesel bir rapora göre, bu konular kırsal yoksulluğu etkileyen ana faktörlerdir.

Geçen yıl Brezilya’da başarılı projeleri ziyareti sırasında Tarımsal Kalkınma İçin Fon (IFAD), temsilcisi Kanayo Nwanze, IPS’e, aile tarımına yapılan yatırımlar diğer yatırımlarla karşılaştırıldığında yoksulluğu azaltmak konusunda iki ila dört kat daha etkilidir, demişti.

Şili başkentinde bulunan Latin Amerikan Kırsal Gelişme Merkezi (RIMISP) araştırmacılarından Alexander Schejtman, IPS’e, ancak, “yoksulluğun yükseltiği dönemlerde, en büyük yoksullaşma oranı köylü aileleri arasında görüldü,”dedi.

Ekonomist,  kırsal bir çerceve içinde, bir çok ülkede, aile tarım sektörü yoksulluğa en büyük kayışı ve oradan en düşük oranlı çıkışı temsil etme eğilimindedir, dedi.(Ekim-2010, IPS)

Çeviri:Erol Yeşilyurt

Posted in Bolivya, Brezilya, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Honduras, Kolombiya, Makaleler, Meksika, Nikaragua, Paraguay, Peru | Etiketler: , | Leave a Comment »

Meksika: Kadınlara ve eylemcilere karşı şiddet sürüyor

Posted by lahy 13/12/2010

Birleşmiş Milletler Kadınlar İçin Kalkınma Fonu(UNIFEM) çalışanı Ana Güezmes’in, 23 Kasım’da Meksika şehrinde bildirdiğine göre, Meksika  savaşta olmayan ülkeler arasında en yüksek şiddetli kadın ölüm oranına sahip ülke ünvanına sahiptir. Güezmez, İspanya ‘da bulunan Queen Sofia Merkezi tarafından yapılan 135 ülkeyi kapsayan araştırmayı bu bilginin kaynağı olarak verdi.

Aynı gün, Meksikalı örgüt Origin Foundation, 15 ve 44 yaş arasındaki Meksikalı kadınların evlerinde meydana gelen tecavüz ve taciz-şiddet sonucu ölme ihtimalinin kanser yada kazalar sonucu ölme risklerinden daha fazla olduğunu bildirdi. “Her gün altı kadın şiddet sonucu ölüyor: dört’ü cinayet sonucu, ikisi de intihar”  ve şiddete uğrayan kadınların yüzde 30-50’si 15 yaşın altındadır, yüzde 20’si ise 10 yaşın altında.” bildiriminde bulundu. (La Jornada (Meksika) 11/24/10)

24 Kaım’da BM İnsan Hakları Komisyonu Temsilcisi (OHCHR) Javier Hernández Valencia, (OHCHR), insan hakları savunucularına karşı saldırların geçen yıldan beri artığını bildirdi.

2009 yılında 128 saldırı bildiriminde bulunuldu Ekim 2009-Eylül 2010 arasında rapor edilen saldırı sayısı ise 165’e ulaştı. Hernández’in istatistiklerine göre, saldırları gerçekleştirenlerin yüzde 51’inin faili meçhul; yüzde 22’si kişiler tarafından, yüzde 14’ü de güvenlik kuvvetleri, yüzde 6’i bölgesel otoriteler, yüzde 5’i de akerler tarafından gerçekleştirildi. Chihuahua, Chiapas, Oaxaca ve Guerrero eyaletleri saldırların en yoğun yaşandığı bölgelerdir. (LJ 11/25/10)

30 Kasım da Uluslararası Sakat Hakları (DRI) ve Meksika İnsan Haklarının Savunusu ve Promosyonu Komisyonu (CMDPDH)  binlerce ruhsal ve fiziksel sakatlıklara sahip yetişkin ve çocukların insani olmayan koşullarda tedavi merkezlerinde tutulduğunu ve lobotomi ve yanlış ilaç tedavisi gibi tehlikeli tıbbi tedavilere maruz kaldıklarını bildirdi. 10 yıl önce yayınlanan benzeri bir rapor sonrasında Meksika Hükümeti 6 ay içinde koşulların düzeltileceğini bildirmiş ve sakatların hakları ile ilgili uluslararası anlaşmayı 2006 yılında onaylamıştı. Ancak yeni yayınlanan, Terk edilmiş & Kaybolmuş: Meksika’nın Çocuk ve Yetişkin Sakatları Ayırması ve Kötü Muamelesi başlıklı rapora göre aradan geçen sürede hiçbir şey değişmedi. (LJ 12/1/10)

Posted in Kadın Hakları ve Hareketleri, Meksika, İnsan Hakları | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Görüşme:Meksika’da İktidar, Tahakküm ve Uzlaşmazlıklar- Dr. William I. Robinson

Posted by lahy 12/12/2010

Dawn Paley- Dr. William I. Robinson Görüşmesi

Meksika’da Eşitsizlik ve Savaş Üzerine

“ Meksika da ki gelişmeler değişik düzeylerde analiz edilebilir.’

“ Bir düzeyde, pek tabii ki,  global kapitalizm çağındayız, ve (burada) kontrolsuz eşitsizlikler ve zengin ve fakir arasında büyük bir kutuplaşma, varlıklılar ve yoksullar vardır. Sosyal doku parçalanıyor ve devlet artık değişik çıkar grupları arasında gidip gelemiyor, bunu yapmaya teşebbüs bile edemiyor.’

“Böylece sosyal düzen yıkılıyor, ve  dünya çapında genel olarak sosyal düzenin yıkılmasını gözlemliyoruz., bütün bölgeler ve bütün ülkelerde  sosyal düzen ve politik otoritelerin büyük eşitsizlikler ve global kapitalizm tarafından yaratılan çelişkileri düzenleme yeteneği yıkılıyor. Meksika’da ki gelişmelerin bir parçası budur, merkezi devlet sistemi bir arada tutamıyor.”

“Hikayenın diğer bir tarafı da uyuşturucu ticareti oldukça kazançlı, ancak Meksika’da meydana gelen diğer bir gelişmede daha var: nüfusun bir bölümü giderek artan bir şekilde uyuşturucu ticaretine bağımlı hale geldi.”

“ Meksika’da muazzam bir işşizlik var, bir işe ya da eğitime sahip olmayan, hiç bir şeye sahip olmayanlar var. Böylece gençliğin bir kuşağı eğitim görmüyor, çünkü ekonomi  bütünüyle bir kriz içinde ve muazzam bir eşitsizlik vardır, ve  aşırı bir işsizlik ve eksik istidham olduğu için iş bulamıyorlar.”

”Uyuşturucu ticareti, küçük gelirler dahil bir gelir kaynağı haline geldi. Eskiden en tepede kendilerine karışılmadığı zaman sessiz duran ancak birbirleri ile şavaşan uyuşturucu baronları vardı….Şimdi her mahallede işsizler ve genç işsizler uyuşturucu ticareti  içine çekildiler ve birbirleri ile savaşıyorlar. bazı şehirlerde cadde cadde, mahalle mahalle uyuşturucu ticaretinden en düşük düzeyde  kazanç sağlamak için savaşyorlar.”

Meksikalı Sosyal Hareketler ve Militarizasyon Üzerine…

“ Meksika’da halen gelişen, – ve bunu diğer ülkelere de genellemek mümkün, – bir durum vardır, ancak özellikle Meksika, sosyal bir patlamanın eşiğindedir. Meksika, her köşesinde sosyal hareketler, yerel hareketler, direniş ve isyanla dolu, problem nerede?… Acapulco’ya giderek  veya narkotrafik hakkında başlıkları okuyarak ne olduğunu öğrenmeye imkan yoktur. Söylemek istediğim  gelişmeler, bu şekilde geniş içerikleri ile birlikte kavranamaz, ancak Meksika çok büyük direnişlerin , büyük sosyal hareketlerin olduğu bir ülkedir; kadınları, toprakları için savaşan köylüleri, işçileri, öğrencileri, göçmenleri  biliyorsunuz. her düzeyde bunu görmek mümkün.”

“Meksika’da ki büyük problem, onların birleşmemiş olmasıdır, bütün bu sosyal hareketler birleşmiş değil.  Ancak, eşitsizlik ve yoksullaşma Meksika’da öyle bir noktaya ulaştı ki, yakından izleyen herkes, radikal,eleştirel düşünen çevreler,  sosyal bir patlamanın an meselesi olduğunu görüyor. Halk Meksika devriminin üzerinden 100 yıl geçtiğini ve yeni bir devrimin zamanı geldiğini  bile konuşuyor.”

“Ancak, Meksikalı egemenler, ve ABD eliti, gerçekte uluslararası elit kesim,  her an sosyal bir patlama  olacağının bilinçindedir ve kontrol edemeyeceklerini biliyorlar. Ve bu, bir bölge ile de sınırlı kalmayacaktır, Bir eyalette Chiapas’da Zapatistalar örneğinde olduğu gibi bir bölge ile sınırlı kalmayacaktır. Bir yerde başlayacak ve diğer bölgelere yayılacaktır, yine koordine edilmeyen, kendiliğinden büyük bir ayaklanma söz konusu.”

“Ve o noktada, Meksika devleti ve Meksikalı egemenler ne yapacaklar?”

“Ayaklanmayı bastırmak için askeri güçe ihtiyaçları vardır.…Uyuşturucu ticareti gerçek ve bunu küçümsemek istemiyorum. Bahsettiğim başka bir faktörü daha küçümsemek istemiyorum: (uyuşturucu ticareti)  yerel düzeyde sosyal ve ekonomik krizin dışa vurumu ile iç içe geçti.”

“Ancak, Meksika Ordu’sunun yarısı hali hazırda ülke topraklarının tümünde faal durumdadır ve Meksika devlet Başkanı Calderon  ordunun diğer yarısınında kullanılacağını yada kullanılma sürecinde olduğunu söyledi.  Böylece, Meksika Ordusu ülkenin her köşesine yerleştirilmiş olacaktır, ve  yalnızca ben değil, birçoklarımızın düşündüğüne göre, bu gelişmenin nedeni Meksika ordusu’nun büyük bir ayaklanma olduğunda ayaklanmayı bastırması, bunun için bütün araçların hazır bulunmasıdır ve bunu, istikrar ve düzenin sağlamak adına ve uyuşturucu tarafiği bahanesiyle  meşrulaştıracaklar.”

“Terörizm ile de aynı şey söz konusu,sosyal hareketleri bastırılması ve tahakküm altına alma. Sosyal kontrolün yeni biçimlerini  meşru kılan iki şey vardır:  Birincisi terorizm,  günümüzde herkes bu tanıma giriyor, diğeri de, bunun uyuşturucu trafiği ve adi suçlar ve örgütlü suç olduğunu söylemektir, bu da resmin diğer tarafıdır.”

”Uluslararası Kriminal Ekonomi ve Calderon’un gayrimeşruluğu…”

“Ancak, bir başka konuya daha değinmek istiyorum. Meksika da ve  daha genelde, uluslararası bir kriminal ekonomi var,  yasal uluslararası  ekonomi ile çakışıyor, ve bunun anlamı, ABD’nin uyuşturucu trafiği ve narkotrafiği kontrol etmek bahanesiyle Meksika güvenlik güçlerine ve Ordu’suna milyonlarca, şimdi milyarlarca doları aktarmasıdır. Ve bu Meksika toplumunun bütün karakterini değiştiriyor. Meksika toplumu militarize ediliyor.”

“ Ve bir kez daha uyuşturucu trafiğine karşı savaşmak adı altında bunu yapıyorlar ancak, gerçekte vurgulanması gereken, bu global kapitalizmin  özelliklerinden biridir, sosyal kontrolu sağlamak için toplumlar giderek artan bir şekilde militarize ediliyor, eşitsizlik ve yoksullaşma o kadar yoğun hale geldi ki, sosyal kontrolü sağlamaya devam etmek için askeri ve baskıcı yöntemler kullanmak dışında başka bir çözüm kalmıyor.”

“Meksika’da yaşanan diğer bir gelişme de, eskiden değişik uyuşturucu tekelleri vardı, ve devlet, birbirleriyle savaştıklarında  bu kartellerden birini tutup diğerine karşı tavır almazdı.. Calderón, iktidara 2006 yılında hile yoluyla yasadışı olaral geldi ve hiçbir saygınlığı yoktu ve iktidara gelmesinden sonra,  bir keresinde iki milyon kişi Meksika şehri’nin merkezinde ki Zocalo meydanını işgal etti. Bu uyuşturucuya karşı savaşı başlatıp değişik köşelere yayarak meşrutiyeti olmadığını unutturmak istedi.”

“ Mekska Devlet’inin şimdi yaptığı ancak önceden yapmadığı, tarafsız olarak rüşvet almak veya kartellerin mevcuyetlerini sürdürmelerine göz yummak yerine bir kartelin yanında diğerine karşı yer almaktır. Bu nedenden dolayı karteller şimdi Meksika Devleti’nin görevlileri ve valilerini de hedef alıyorlar.”

Sistem de ki Çatlaklar ve 21.inci yüzyıl Faşismi…

“Aşırı bir kötümserlik ve siniklik içine düşmek istemiyorum. İyimserliğimi kayıp etmedim, ancak gerçekçi olmak istiyorum. ve gördüğüm, yapısal ve sistemik bir krize yakın olan bu global kriz karşısında gelişmekte olan değişik tepkiler vardır ve hızlı bir kutuplaşma meydana geliyor, bir yanda, aşağıdan, fakirlerden, yoksul halk hareketlerinden gelen tepki ve solun yeniden canlanması ve Güney Amerika’da 21.inci yüzyıl sosyalimini yaratma girişimleri, ve büyük kitle protestoları ve Fransa ve Yunanistan’da ki genel grevleri biliyorsunuz. Bütün dünya da ilerici direnişin, radikal direnişin, sol direnişin  yükseldiğini ve kitlelerin yeniden harekete geçtiğini görüyoruz.“Ancak, kutuplaşma krize verilen cevap etrafından şekilleniyor, diğer  taraftan, 21.inci yüzyıl faşizmi olarak niteleyeceğim güçler vardır, değişiktir bu, 20.inci yüzyıl faşismine benzemiyor, çünkü herşey değişti, şu anda en güçlü yükselen sağ ABD’dedir.Faşist sağın yükselişi.”

“Çay Partisi’nde ve Cumhuriyetçi Parti’nin sağ kanatı, Dakika Adamı, Beyaz İktidar hareketleri ve diğerlerinde organize oluyorlar.Ve böylece ABD’de faşist hareketin yükselişini izliyoruz.Ancak faşist sag bütün dünyada yükseliyor. Avrupa da, bütün Avrupa ülkelerinde  bunu görüyoruz. Latin Amerika ülkelerinde de bunu görüyoruz, bir toplantı yapıldı:  Uno América, bu toplantıda eskiden bir darbe olduğunda ya da otoriteryen rejimlerle mutlu olan  faşist Latin Amerikan sağı bir araya geldi.”

“Kolombiya gerçektende 21.inci yüzyıl faşizminin bir örneğidir: demokratik bir dış görünüş, a polyarchik polititik sistem ve bunun altında tümden bir sosyal kontrol,  bir elitlerin ve sermayenin tümden tahakkümü vardır. Ve eğer direnirsen katl edilirsin, ve dört milyon kişi kırsal bölgeleri terk etmek zorunda kaldı.”

”Evet, büyük çatlaklar var ve bu hem faşist sağ hem de yeniden canlanan sol için bir alan sağlıyor.  ve bunun nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum.. Çok tehlikeli bir belirsizlik dönemi içine giriyoruz.”

Dr. William I. Robinson, Universite of California – Santa Barbara’da öğretim görevlisidir.

kaynak: Upsidedown.org


 

Interview: Dr. William I. Robinson on Power, Domination and Conflicts in Mexico

Posted in Meksika, Söyleşi ve Görüşmeler | Etiketler: , , | 1 Comment »

Wikileaks: Calderon Chavez’i yalnızlaştırmaya çalışıyor

Posted by lahy 04/12/2010

Meksika,(Prensa Latina) WikiLeaks tarafından kamuoyuna açıklanan belgelerde Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon’un ABD’li yetkililere başvurarak Latin Amerika siyasetine daha çok müdahil olmalarını, uyuşturucu kaçakçılarına karşı yardım etmelerini ve Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’i izole etmelerini istediği ortaya çıktı.

Başkent Meksika’daki ABD Elçiliği ile Vaşington arasındaki gizli yazışmaların yayınlanmasının ardından ABD kaynaklı küresel diplomasi skandalı Meksika’yı da etkisine almış durumda. Özellikle bugün yerel basında Calderon ve WikiLeaks ile ilgili çok sayıda haber yeraldı.

WikiLeaks tarafından yayınlanan 231175 numaralı mesaja göre 19 Ekim 2009 günü ABD Ulusal İstihbarat (DNI) Şefi Dennis Blair ile biraraya gelen Calderon, Chavez’in bölgedeki seçimlere müdahale ettiği konusunda hiç bir kuşkusunun olmadığını belirtmiş.

23 Ekim 2009 tarihli gizli mesajda ise Calderon, Chavez’in 2006 yılındaki Meksika seçimlerinde Demokratik Devrim Partisine muhtemelen maddi yardım ettiğini belirtiyor. Ayrıca Chavez’in Meksika eyalet valileriyle olan kişisel dostluğundan da bahsediliyor.

Mesajlara göre Meksika Devlet Başkanı yaptığı görüşmelerde, Meksika’nın Venezuela’yı Rio Grubu içinde yalnızlaştırmaya çalıştığını ve Venezüella’nın İran ile ilişkilerini endişeyle izlediğini belirtiyor.

Doğrulukları ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından henüz teyit edilmeyen belgelere göre Calderon, ABD’nin Lula’dan sonra başa geçecek olan Brezilya Devlet Başkanı ile temasa geçmesini önererek Brezilya’nın Chavez’i durdurabilmek için çok önemli bir ülke olduğunu belirtiyor. Ayrıca Calderon, Lula’nın Chavez’i durdurmaya çalışmadığından yakınıyor.

Yayınlanan belgelere göre Calderon İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yapılan görüşmelerin sonunda İran, Venezüella ve uyuşturucu kaçakçıları arasında bir bağ olduğunu düşündüğünü, ABD’nin Latin Amerika’daki ilişkileri bu açıdan değerlendirmesi gerektiğini söylüyor.

Açıklanan belgeleri değerlendiren Meksika basını açıklamaların İbero-Amerika Zirvesi öncesinde yayınlandığını belirterek, kısa bir süre içinde biraraya gelecek olan liderlerin karşı karşıya kalacağı durumun zamanlamasına dikkat çekiyor.

Meksika ile ilgili olarak yayınlanan yaklaşık 2 bin belgede ise yolsuzluk, verimsizlik, örgütlü suça karşı yapılanların yetersizliğinden bahsediliyor.

Belgeler ile ilgili açıklama ilk olarak 25 Kasım günü Meksika’daki ABD Elçisi Carlos Pascual’dan gelmişti.


    Posted in Genel Haberler, Meksika, Venezuela | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

    Margarita Zapata: ”Şimdi sosyal bir devrimin zamanı”

    Posted by lahy 28/11/2010

    Gözlerinde dedesi Emiliano Zapata’nın. derin bakışları var. Meksika Devrimi’nin (1910-1917) en meşhur generalinin ruhu halen yaşıyor ve yalnızca onun torunu Margarita Zapata’da değil. Tarım reformu talebi hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilmedi. Bu Cumartesi, diktatör Porfirio Díaz ‘ı deviren ayaklanmanın yüzüncü yıldönümü doluyor, ancak Meksika’nın ana problemlerinin kökeninde Meksikalıların üçte birinin yaşadığı kırlardaki halen süren kriz vardır. Kırsal bölgelerde yaşayan halk fakirlik seviyesinin altında yaşayan nüfusun yüzde 45’i içindedir, günümüzde Zapata Vakfı’nın başkanı olan savaşçının torunu bu gerçekliğe işaret etti

    “Dedemin Meksika’ya en büyük katkısı tarım reformudur”

    Emiliano Zapata Meksika’da nasıl bir yere sahiptir?

    Devrimin bir temsilcisidir, Özgürlük,demokrasi ve halkın toprak sahibi olmasını savunmak için hayatını feda etmekten kaçınmayan biridir. Sağdan gelen iftiralara uğramasına rağmen hiçbir zaman yolsuzluk ile suçlanmadı.Pancho Villa, ile birlikte Başkanlık Sarayına geldiğinde fotograf çektirmek için bile başkanlık sandalyesine oturmak istemedi. İkiyüzlü değildi, göründüğü gibiydi.

    Ailesine de aynı mesajı mı verdi?

    “Günümüzde köylüler göç etmek için topraklarını satmak zorundalar”

    Babaannem Miliano’ya ihanet etmedi çünkü, o her zaman 28 kadından 28 çocuğu olduğunu biliyordu ancak hiç bir zaman saygısızlık göstermedi. Destekleyici ve sevgi dolu bir ailenin mücadele içinde onu gerçekten güçlü kıldığını söylüyordu. Gerçekte, Zapata’nın gülümseyen bir tek fotografının olmasına rağmen, babaannem bu gülümsemenin yüzünü aydınlattığını ve  istediği  heryere ulaşan bir karizması olduğunu söylerdi. Yalnızca inançlarında son derece ciddi idi ve bakışları kendi birliklerine bile korku salıyordu. Ancak büyük bir sadakat, doğruluk ve arkadaşlık kavramına sahip idi ve ihaneti hiç bir zaman bağışlamazdı. Zapata’dan bana  kalan dürüstlüğün bir aşığı olmakdır.

    Zapata çapkın olduğu gibi bir şöhrete sahipti, ancak komutanlığını yaptığı Güney Ordusun saflarında kadınlara yer veren tek ordu idi. Birleşmiş Milletler için cinsiyetle ilgilikjonularda danışmanlık yapan biri olarak bu bilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Geleceği gören biriydi. Genelde kadınlara karşı büyük bir saygısı vardı.  Büyük bir kalbi vardı ve çok geniş idi(gülümsüyor) ancak cinselliğin ötesinden söz ediyorum., kadın albay ve generallere sahip tek ordu idi, o devirde başka ordularda böyle bir bir şey söz konusu olmadı.

    ” Fikirlerden kaynaklanan temelinde eğitim olan  sosyal bir devrime ihtiyacımız var”

    Zapata’nın Meksika Devrimi’ne en büyük katkısı neydi?

    Yüzyıl önce Meksika devrimine en büyük katkısı ve bugüne değin, tarım reformu Plan de Ayala‘ dır. Temel hatları halen yürürlükte bulunan 1917 Anayasasın da içine alınmasına rağmen gerçekte hiçbir zaman hayata geçirilmedi.  Halen büyük latifundios’lara sahibiz. Bunun yanısıra tek bir ürüne bağımlılığa karşı idi çünkü kendine yeterli olmamamız gerektiğini söylermiş. Ve bugün vardığımız noktada yüzyıl öncesine nazaran gıda üzerinde daha az bir egemenliğe sahibiz.  Değişik hükümetler köylüleri iflasa sürüklemek için herşeyi yaptılar, ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalandıktan sonra bu süreç daha da hızlandı.

    O zaman onun ideallerinin halen geçerli olduğunu söyleyebilrimiyiz?

    Her zamankinden daha fazla.  Köylülük günümüzde daha da kötü bir durumdadır, Bununda ötesinde toprak reformundan faydalanan köylüler göç etmek için tarlalarını sattıktan sonra. fakirlik içine düştüler.    ABD’de  11 milyon Meksikalı var ve Başkan Vicente Fox (2001-2006) döneminde beş milyon daha iyi fırsatlar peşinde ülkeyi terk ettiler.  Başka bir problemde alternatiflerin yokluğunda organize suç çetelerine katılmalarıdır. Ne öğretim görme ne de çalışma imkanları olmadığı için, ‘ne-ne’ciler olarak adlandırılan  6 milyon gençin önünde nasıl bir gelecek vardır?

    O zaman başka bir devrime mi ihtiyaç var?

    Evet, sosyal bir devrim ve eğitimi, fikirleri esas alan bir devrime ihtiyacımız var. 40 milyondan fazla fakiri tüketen en büyük problemlerimiz olan yoksulluğu,  suçları, yasalardan muafiyeti ve yolsuzlukları sona erdirmemiz gerekiyor.

    Kaynak: El Publico.es

    Posted in Meksika, Söyleşi ve Görüşmeler | Etiketler: , , , , | 1 Comment »

    Zapatista Hareketi: Masanın mazlum tarafı bu kez farklı

    Posted by lahy 11/11/2010

    Masanın mazlum tarafı bu kez farklı

    MURAT UYURKULAK

    Sözlerini tut ki barışa kavuşalım

    Meksika hükümeti sözlerini tutmadığı ve müzakere eder gibi görünüp asimilasyon politikasını sürdürdüğü için barış süreci tıkandı.

    20. asrın başında Meksika’da toprak reformu talebiyle, yoksulluğa karşı isyan eden efsanevi devrimci lider Emiliano Zapata’dan ilham alan EZLN, 12 bin gerillasıyla silahlı mücadeleyi manidar bir tarihte başlattı. Yoksullar için felaket anlamına gelen Kuzey Amerika Serbest Bölge Anlaşması’nın (NAFTA) yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1994’te ‘demokrasi, özgürlük ve adalet’ sloganıyla harekete geçen örgüt, birkaç gün içinde Mayaların yoğun olduğu ve zengin doğal kaynaklarına rağmen zifiri yoksulluk içinde yaşadığı Chiapas eyaletinde başkent San Cristobal da dahil, üç kenti ele geçirdi.

    Meksika ordusu derhal eyalete sevk edildi. 145 kişinin öldüğü 12 günlük çatışmaların ardından ateşkes ilan edildi. İsyan bir anda uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Sonraki yıllarda giderek artan ve John Berger gibi tanınmış Batılı entelektüelleri ‘ilk post-modern devrimciler’ nitelemesine sevk eden bu ilgide, EZLN’nin kendisine ‘Subcomandante’ (Yardımcı Komutan) sıfatını layık bulan kar maskeli ve pipolu karizmatik lideri Marcos’un bir edebiyatçı kuvvetiyle kaleme aldığı bildirilerin de önemli payı vardı. Marcos, Sovyet blokunun çöküşünün ardından liberal kapitalizmin mutlak zaferinin ilan edildiği bir dönemde bütün dünyaya eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarını tekrar hatırlattı. Subcomandante iktidar talep etmiyor, EZLN’nin ‘kendini lağvetmek’ üzere kurulmuş bir ordu olduğunu söylüyor, Zapatistaları ‘yeni bir muhalif siyasi kültür’ oluşturmak yönündeki evrensel çabaların mütevazı neferleri olarak niteliyordu.

    Biz bir aynayız
    2001’de başkent Mexico City’de on binlerce insana hitaben şunları söylüyordu sözgelimi: “Biz bir aynayız. Görmek ve görülmek için buradayız, bizi görmeniz için, kendinizi görmeniz için, ötekinin bizim imgemizde kendisini görmesi için. Buradayız ve bir aynayız. Gerçek değil, bir yansıma. Işık değil, ışığın yansıması. Yol değil, fakat ancak birkaç adım. Rehber değil, fakat sabaha ulaşan birçok patikadan sadece biri.”

    1995’te San Andres Larrainzar Köyü’nde, EZLN ile hükümet arasında barış müzakereleri başladı. Zapatistaların temel talepleri kalıcı bir barış, Chiapas bölgesi için özerklik, bölgede bulunan 7 askeri üssün kapatılması, demokratik seçimler, doğal kaynakların halk tarafından kullanılması, dil özgürlüğü, eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesiydi.

    Bir yıl sonra yerlilerin kültürel hakları, yanı sıra toprak ve özerklikle ilgili taleplerinin önemli bölümünü kapsayan anayasal değişiklikleri öngören bir dizi anlaşma imzalandı. Buna göre yerli halkın farklılığı ve kültürü tanınacak, kendi topraklarındaki doğal kaynakları kullanmaları sağlanacak, kamu harcamalarına ve kalkınma planlarına dair siyasi ve hukuki kararlara katılım sağlanacaktı.

    Değişiklikler, kurulan Uzlaşma ve Barış Komisyonu’nun adıyla anılıyordu (COCOPA Yasası). EZLN ile hükümet arasındaki görüşmelere ise Ulusal Arabuluculuk Komisyonu (CONAI) aracılık etti. Komisyonda siyasi partilerden, sivil toplum örgütlerinden, dini kurumlardan vs. temsilciler vardı. Müzakere sürecinde EZLN üyeleri adli kovuşturmalardan muaf tutuldu ve tarafların ‘diyalog alanları’nda silah taşımaları ve askeri faaliyet yürütmeleri yasaklandı.

    Hükümet yan çizdi
    1996’da Devlet Başkanı Ernesto Zedillo liderliğindeki federal hükümet, bir siyasi jest mahiyetinde yasayı kongreye sundu, fakat sonrasında EZLN ile anlaşmalara uymaması barış sürecini tıkandı. Zedillo suçu EZLN’ye yüklüyor ve Meksika devletinin bildik küstah, ırkçı ve kibirli diline sarılıyordu. Hükümete göre amaç, Chiapas’ta ‘bir avuç yabancı terörist ve profesyonel gerillanın kandırdığı’ yerlileri kurtarmaktı.

    Marcos ise hükümetin bu yaklaşımına şu sözlerle tepki gösteriyordu: “Ulusal bir kültür ve bir devlet politikası olarak ırkçılığın sona ermesini talep ediyoruz. Onlar ise bize sizi hizmetçi odasında ağırlayalım diye cevap veriyorlar.”

    Barış sürecinin çıkmaza girmesi üzerine hükümet Chiapas’a yönelik askeri operasyonlarını arttırdı. Sözgelimi 1997’de Acteal Köyü’ndeki paramiliter saldırısında 45 kişi öldürüldü.

    1998’deki kısa ömürlü bir müzakere teşebbüsünün ardından taraflar köşelerine çekildi. 2000’e gelindiğinde süreç bir kez daha canlanır gibi oldu. Ülke siyasetini tekelinde tutan Kurumsal Devrimci Parti’nin (PRI) 71 yıllık iktidarına son veren Ulusal Hareket Partisi’nin (PAN) eski Coca Cola yöneticisi, kovboy edalı lideri Vicente Fox’un devlet başkanlığı koltuğundaki ilk vaatleri arasında Zapatistalarla ihtilafı ‘15 saniyede’ çözmek de vardı. Kasım 2000’de göreve geldiğinde, San Andres anlaşmalarını hayata geçirmeyi taahhüt etti. Güven arttırıcı bir önlem mahiyetinde Chiapas’taki 7 büyük askeri üssün 4’ünden asker çekti.

    Bu sırada Zapatistalar da hükümet üzerinde, anayasal değişikliklerin San Andres anlaşmaları temelinde hayata geçirilmesi için baskı kurmak amacıyla Mart 2001’de ‘Zapatur’ adını verdikleri 3 bin kilometrelik uzun bir yürüyüş başlattı. 15 gün süren ve Zapata’nın devrim yürüyüşünün güzergâhını takip eden yolculuğun sonunda Zapatistaları başkent Mexico City’de 200 bin kişi karşıladı. Marcos kar maskesi (pasamontanas) eşliğinde kalabalığa hitap ederken, EZLN komutanlarından Esther de Meksika kongresinde taleplerini dile getirdi. Fakat kongre ilerleyen günlerde anayasal değişikliklerin yerlilerin özerkliği ve toprak haklarıyla ilgili hükümlerini budayıp kuşa çevirdi.
    Marcos ortaya çıkan metni, ‘Toprak Sahiplerinin ve Irkçıların Hakları ve Kültürlerinin Anayasal Tanınması Yasası’ diye niteledi.
    Velhasıl Zapatistalar hükümetle diyaloğu askıya alıp Chiapas’taki Lacandon ormanlarına çekildi. Masaya dönmek için bildirdikleri beş koşul şöyleydi:

    1- Hükümet San Andres anlaşmalarında yer alan yerli hakları ve kültürleriyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeli.
    2- Yerliler için demokrasi ve adalet meselelerini ele alan bir öneri ortaya koymalı.
    3- Hapsedilen siyasi mahkûmları bırakmalı.
    4- Chiapas’ta yürütülen savaş sona erdirilmeli. Eyaletin kuzey kesimlerindeki paramiliter gruplar silahsızlandırılmalı.
    5- Zapatistaların görüşmeci heyetini tam olarak tanıyan bir heyet atamalı.

    Devlet alışkanlığı
    Barış sürecinden ve hükümetten umudunu kesen Zapatistalar 2003’te Chiapas’taki 30’dan fazla yerleşim bölgesinde ‘iyi yönetim toplulukları’ adıyla bir özyönetim deneyimi başlattı. O zamandan beri de süreç çıkmazda ve genellikle paramiliter grupların karıştığı saldırılarda can kayıpları yaşanmaya devam ediyor.
    Sürecin tıkanmasının en önemli sebebi, Meksika devletinin sözlerini tutmaması ve bir yandan müzakere eder görünürken, yerlilere karşı asimilasyoncu ve baskıcı politikalarını sürdürmesiydi.

    Meseleyi Türkiye’ye bağlayarak bitirmeye çalışalım: Binlerce insanın kurban gittiği iç çatışmaların ardından tarafların masaya oturup konuşması her daim zahmetli ve hassas bir süreç. Çatışmadan nemalanarak tümörleşen ve olası bir barışı çarka sokulmuş çomak gibi gören odaklar boş durmuyor. Hele Türkiye gibi müzakere ve uzlaşma kültüründen nasibini pek almamış, ‘ötekini’ insandan saymakta ziyadesiyle zorlanan devletler, kibirlenmek, kestirip atmak ve ‘şiddet tekelini’ kıskançlıkla korumak hususunda saplantılı bir tutum sergiliyor.

    PKK’nın da ‘davasını’ anlatmak hususunda Zapatistalar kadar belagat sahibi olmadığını, meşruiyet zemini inşa etmek konusunda yeterli beceriyi gösteremediğini, Marcos gibi ‘karizmatik ve cazibeli’ liderler çıkaramadığını söyleyenler olacaktır belki. Ama eldeki malzeme bu. Aslında bunun bir nevi ‘imkân’ anlamına geldiği de söylenebilir. Çünkü birbirimize benziyoruz. Ve uzun zamandır savaşan ‘ordular’ gibi aslında birbirimizi artık çok iyi tanıyoruz. Başbakanın masadaki muhatabının Marcos olduğunu bir düşünsenize. Subcomandante’nin edebi kelamlarına yekten okuduğu bir şiirle mukabele ederek, “Şu maskeyi çıkart da yüzünü görelim” diye posta koyarak, “Git şu pipoyu dışarıda iç birader” diye fırça atarak bir çuval barışı oracıkta heba etmesi işten bile olmayabilirdi.

    Meksika’nın hikâyesinin Latin Amerika’nın geri kalanından pek farkı yok: 500 sene önce beyaz adam gelir, kıta yerlilerini katleder, topraksızlaştırır, sürer, aşağılar, bütün direnişleri kanla ezer. Bu minvalde bir özet, 21. asrın küresel ve liberal ahalisine, ortada bir müzakere değil, olsa olsa bir özür meselesi olduğunu düşündürebilir. Ama öyle değil. Bu açıdan da hikâye gayet tanıdık, fazlasıyla evrensel: Mazlumla zalim masaya oturur, müzakere etmeye başlar. Zira beş asra yayılan bir zulüm değil, bir ‘ihtilaftır’ söz konusu olan. Güçlüyle zayıf, haklıyla haksız, mazlumla zalim arasındaki ilişkinin değişmez kuralıdır: Mazluma yüklenmek ve ‘küsmek’ kolaydır, zalime ise zor. İşte Meksika’daki ‘ihtilafın’ en azından bu kural açısından farklılık arz ettiği söylenebilir. Zira masanın ‘mazlum’ tarafı, ahlaki meşruiyet zeminini korumak ve bunu dünyaya anlatmak konusunda eşine az rastlanır bir beceri ve belagat sergiliyor. 100 milyonluk ülkenin yüzde 10’unu teşkil eden Maya yerlilerine yönelik ayrımcılığı, neo-liberal politikaları karşısına alan Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’ndan (EZLN) söz ediyoruz.

    Kaynak: Radikal

    Honduras: Yerli Halklar Barajlara Karşı Harekete Geçmeye Hazırlanıyor

    Oaxaca: Otonomi için mücadele sürerken cinayetler tırmanıyor

    Azkintuwe ve Mapuche Mücadelesi: Pedro Cayuqueo İle Bir Söyleşi

    Posted in Meksika, Yerli Hareketleri | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

     
    %d blogcu bunu beğendi: