latin amerikan haber yorum

Archive for the ‘Genel Haberler’ Category

Orada Bir Ada var Uzakta Malvinas mı, Falkland mı?

Posted by lahy 16/03/2012

*Bu yazı ilk kez Ataum E-bültenin Şubat 2012 sayısında yayınlanmıştır

Esra AKGEMCİ

“Bugün dünya, sömürgeci ideolojiye olan gülünç ve modası geçmiş bağlılığa hoşgörü gösterecek durumda değildir”. İngiltere’nin Malvinas/Falkland adalarına donanmasının en büyük savaş gemilerinden birini göndermesi üzerine sarf edilen bu sözler, Oscar’lı film yıldızı Sean Penn’e ait. Muhalif duruşuyla dikkat çeken ünlü oyuncunun bu sözleri, İngiltere’yle Arjantin arasında yüzyıldan fazla zamandır egemenlik mücadelesine konu olan Malvinas/Falkland Adaları’yla ilgili son gerilimi yansıtıyor. Arjantinlilerin “Malvinas”, İngilizlerinse “Falkland” adını verdiği adalar üzerindeki egemenlik sorunu, ada civarında bulunan zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarından dolayı farklı boyutlar kazanmış, 1982’deyse iki ülke arasında savaş nedeni olmuştu. Bugün, Malvinas/Falkland savaşının 30. yıldönümünde, İngiltere’nin adaya savaş gemisi göndermesi ve Prens William’ın adada altı hafta görevlendirilmesiyle iki ülke arasında gerilim tırmanırken, Arjantin sorunu bir kez daha BM’ye taşımaya kararlı.

Malvinas mı yoksa Falkland mı? 

Arjantin’in güneydoğu sahillerinin 300 mil açığında bulunan ve yaklaşık 200 adacıktan oluşan Malvinas ya da Falkland adaları üzerindeki “kapışma”, 16. yüzyıla kadar uzanıyor. Fransız, İspanyol ve İngilizler adaların “keşfi”yle ilgili farklı iddialara sahip. Adaların ismi ve tarihi de bu iddialarla birlikte değişmekte. Sözgelimi “Falkland” adasının tarihi şöyle gelişir: İngilizlerin “Yeni Dünya’yı keşfi” sırasında Macellan Boğazına doğru ilerleyen kaptan John Davis’in gemisi 9 Ağustos 1592’de fırtınaya yakalanır ve ıssız bir adaya sürüklenir. Keşfedilen ada “Davis’in diyarı” olarak anılmaya başlar. 1594’te adayı ziyaret eden bir başka İngiliz denizci Richard Hawkins, adaya “Hawkins’in bakir toprakları” adını verir. 1600’de Hollandalı kaptan Sebald de Weert İngilizleri ziyarete gelir, tabii ki o da adaya kendi adını verir ve adalar Hollanda haritalarında “Sebald adaları” olarak geçer. Nihayet 1690’da İngiliz kaptan John Strong adaya ayak basar ve adaları doğu ve batı takımadalar olarak ikiye ayıran kanalı, İngiliz deniz kuvvetlerinin keşif gezisini finanse eden Anthony Cary Falkland anısına,  Falkland olarak adlandırır ve artık tüm ada bu adı alır.

Diğer taraftan, “Malvinas” adasının tarihi biraz daha erken başlar: Üzerinde herhangi bir yerleşim bulunmayan bu adalar, John Davis’ten önce, 1520’de Macellan seyahatine çıkan İspanyol denizci Esteban Gómez tarafından “keşfedilmiş”, kendisine eşlik eden Portekizli haritacı Diego Ribero’nun 1529 tarihli haritası da bu “keşfi” belgelemiştir. Ardından 1530’larda Portekizli Simón de Alcazaba y Sotomayor ve İspanyol Alonso de Camargo adaya ayak basar. Bununla birlikte Piri Reis’in 1513 tarihli haritasında da Malvinas olabileceği düşünülen adalara rastlanır. Bu durumda adayı “ilk keşfedenler” İngilizler olamaz. Üstelik adaların “keşfi”yle ilgili iddialar bunlarla da sınırlı değildir. Bu iddialardan en ilginci, 2003’te Britanyalı tarihçi Gavin Menzies tarafından ortaya atılmıştır. Buna göre, Malvinas/Falkland’ı, Patangonya’yı ve Güney Shetland Adaları’nı “ilk keşfeden”, 1422’de Çin imparatoru Yong Le için çalışan ve dünyanın sonunu bulmaya çalışan Çinli kâşif Hong Bao’dur. İddialar böyle sürer fakat ada üzerindeki egemenlik mücadelesi açısından, 1764’te Fransızların adaya yerleşmesi önemli bir dönemeçtir.

1764’te adada de facto hâkimiyet kuran Fransız kâşif Louis-Antoine de Bougainville, adanın doğusunda yaklaşık 250 kişiden oluşan ilk yerleşim bölgesini kurmuş ve ana limanın St. Malo olmasından dolayı, bu bölgeye “Malouines” adını vermiştir. 1767’de İspanyollar adanın doğusundaki bu yerleşkeyi Fransızlardan satın aldıklarında bu ismi İspanyolcaya “Malvinas” olarak aktarmıştır. İngilizlerse 1765’te adanın batısına yani kendi ifadeleriyle “Batı Falkland”a yerleşmiş, fakat 1770’de İspanyollar tarafından adadan atılmıştır. Böylelikle “Malvinas”, İspanyol egemenliği altına girerken, İngilizler egemenlik iddialarından vazgeçmeseler de adadan çekilmek zorunda kalır.

İspanyol sömürgeciliğine karşı verdiği mücadeleyi kazanarak 9 Temmuz 1816’da bağımsızlığını kazanan Arjantin’in 1820’de Malvinas adaları üzerinde hak iddia etmesiyle, egemenlik sorunu yeni bir boyut kazanır. İspanyollar, adaları bölgede küçük bir yerleşim bölgesi kurmuş olan Hamburg’lu tüccar Luis Vernet’in başkanlığında bir hükümete 1829’da bırakır. Arjantin vatandaşı olan ve adanın ekonomisinin canlanmasında önemli adımlar atan Luis Vernet, Buenos Aires hükümetinin “Malvinas Adalarının yöneticisi” olarak görevlendirdiği ilk kişi olması bakımından da, Arjantinliler için sembolik bir önem taşır. Arjantinliler, adayı ilk keşfeden İspanyolların halefi olduklarını ve adaların Arjantin’in bir parçası olduğunu ileri sürerken, İngilizler adayı kendilerinin keşfettiğini iddia etmiş ve adadaki Arjantin egemenliğini tanımamıştır. Bunun üzerine Arjantinlilerin “sömürgeci işgal” olarak tanımladıkları süreç 3 Ocak 1833’te başlar. Bu süreçte İngilizler, adadaki Arjantinlileri silah zoruyla tasfiye etmeye ve adaya İngilizleri yerleştirmeye başlamış, askeri üsler kurarak sömürgecilik faaliyetlerine devam etmiştir.

‘Modern zamanlar’

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere’nin sömürgeleri üzerideki denetiminin azalmaya başlaması, Arjantin için umut verici bir gelişme olmuş ve konuyu BM’ye taşımak istemiştir. İngiltere’yse konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na götürmeyi teklif etmiş fakat Arjantin Divan’ın yargı yetkisini tanımadığı için yargısal çözüm söz konusu olamamıştır. Böylelikle adalar üzerindeki egemenlik sorunu 1964’te BM’de Sömürge Sorunları Komisyonu’nun gündemine gelir. Arjantin, İngiltere’nin adadaki yönetimini devretmesini ve belirli bir anlaşmaya uygun olarak sürdürülmesini ister. İngiltere’yse “Falklandlıların” çoğunluğunun İngiliz, İskoç ve Galler kökenli Britanyalılar olduğuna dikkat çeker ve ada halkına self-determinasyon ilkesinin uygulanmasını ister. Üstelik İngiltere’ye göre, “Falkland” Arjantin’in denetimine geçerse, bu durum, adada sömürgeciliğin sonu değil başlangıcı olacaktır.

BM, 2065 sayılı ve 16 Aralık 1965 sayılı kararıyla, sömürgeciliğin bütün hallerine son verilmesini öngören 1514 sayılı ve 1960 tarihli karara gönderme yaparak iki hükümetin bir an önce bu amaca yönelik olarak müzakerelere başlamasını talep eder. Fakat yıllarca süren müzakereler sonuçsuz kalır. Üstüne üstlük Arjantin’de 1976’da askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren cunta, iki ülkeyi savaşa sürükleyecek bir iç politik karar alarak 2 Nisan 1982’de adayı işgal eder. Bölgede gerginlik yaratan unsurların başında, ada civarında bulunan zengin doğal gaz ve petrol kaynaklarının paylaşım sorunu gelir. Zira jeolojik araştırmalar adaların açığındaki deniz yataklarında 60 milyar varillik petrol rezervi olabileceğini göstermektedir. Fakat askeri cuntadan Amiral Jorge Anaya’nın etkisiyle alınan işgal kararı, esasında ülkede kötü giden ekonomiye ve genel gidişata karşın prestij kazanmaya yönelik bir hamledir. Ne var ki, 20 günde adaya ulaşan İngiliz birlikleri, Güney Georgia Adasını ele geçirir ve hem hava saldırıları hem de denizaltılarla yapılan saldırılarda Arjantin birlikleri büyük kayıplar verir. Altı haftanın ardından 14 Haziran’da Arjantin’in teslim olduğu savaşta, 649 Arjantinli ve 258 İngiliz hayatını kaybetmiştir. Arjantin Cumhurbaşkanı Leopoldo Galtieri iktidardan düşerken, Britanya’da Thatcher hükümeti yaklaşan seçimler öncesinde büyük bir prestij kazanır. Savaşın sonucunda, adalar İngiltere kontrolünde kalmaya devam eder; fakat Arjantin adalar üzerindeki hak iddiasından vazgeçmemiştir.

Son kriz

Arjantin Dışişleri Bakanlığı, “Malvinas Adaları’nın Britanya güçlerince işgali”nin 179. Yıldönümü olan 3 Ocak 2012’de adalar üzerinde egemenlik haklarının devam ettiğini hatırlatan bir bildiri yayınladı ve “Birleşik Krallık’ın yeniden görüşmelere başlamaya yanaşmayarak uluslararası hukuku hiçe sayan tavrından” duyulan rahatsızlığı dile getirdi. Ayrıca, ada üzerinde Güney Atlantik’i kontrol eden İngiliz askeri üssünün varlığının, askeri tatbikatlarının ve İngiltere’nin adaların 60 mil kuzeyinde petrol arama çalışmaları sürdürmesinin hukuk dışı olduğu hatırlatıldı. İngiltere’yse “Falkland Adaları’nın Arjantin tarafından işgali”nin 30. yıldönümünde donanmasının en modern destroyerlerinden biri olan HMS Dauntless’ı adaya sevk ederek cevabını vermiş oldu. Bununla da kalmadı, helikopter pilotu olan İngiltere tahtının vârisi Veliaht Prens William, Kraliyet Hava Kuvvetleri arama ve kurtarma pilotu olarak altı haftalığına “Falkland Adaları”nda görevlendirildi. Adanın İngilizlere ait olduğunu vurgulamak için atılan bu adımlar üzerine Arjantin Cumhurbaşkanı Cristina Kirchner, İngiltere’yi “Güney Atlantik’i militarize etmek ve silahlandırmaya çalıştırmakla” suçladı ve uluslararası güvenliğe ciddi bir tehlike olarak yorumladığı bu durum karşısında İngiltere’yi BM’ye resmen şikâyet edeceklerini açıkladı. Kendinden önce görev yapan eşi Nestor Kirchner döneminde Arjantin, sorunu “haklı bir talep” olarak sık sık uluslararası kamuoyunun gündemine getirmeye başlamıştı. Cristina Kirchner de aynı şekilde, adaları diplomatik yollarla geri almaya kararlı olduklarını ifade ederek, İngiltere Başbakanı David Cameron’a “barışa bir şans vermesi” için çağrıda bulundu. Hemen ardından Arjantin Dışişleri Bakanı Hector Timerman, nükleer başlıklı füze taşıdığını iddia ettiği Vanguard denizaltısı ve HMS Dauntless destroyerini adaya gönderen İngiltere’yi BM’ye resmen şikâyet ederek, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’dan arabuluculuk yapmasını istedi.

İngiltere’nin BM Temsilcisi Mark Lyall Grant ise, adaya destroyer yollanmasını eskisinin yenisiyle değiştirilmesinden ibaret olan “rutin bir süreç” olarak değerlendirdi ve bölgeyi silahlandırdıkları iddialarını reddetti. İngiliz temsilci Grant, 1982’de Arjantin’in “Falkland işgali”nin ardından “savunma amaçlı” olarak adadaki askeri varlıklarını koruduklarını vurgulayarak, “adadaki egemenliğimizi tartışmayacağız. Self determinasyon hakkı var ve dokuz kuşaktır adada yaşayanların dediği olur” diye konuştu. İngiltere Dışişleri Bakanlığı da “Falkland halkı kendi geleceğini kendi belirlemekte özgürdür. Halk istemedikçe Arjantin’le egemenlik konusunda müzakere yapılmayacak” açıklamasını yaptı. En sert açıklamaysa Başbakan Cameron’dan geldi. Cameron, “Arjantinlilerin son açıklamaları, sömürgecilik yapmak istediklerine işaret ediyor. Çünkü bu insanlar İngilizlerin kalmasını istiyor, Arjantinlilerse onlardan bunun tersini yapmalarını istiyor” diye konuşunca, Arjantinli bakan Timerman şöyle cevap verdi: “Bu sözler bizden çok kendilerini aşağılıyor; burada sömürgeci biri varsa o da İngiltere’dir. İngiltere tarihinde dört kez Arjantin’i işgal etti”.

Aslında Arjantinlilerin sorduğu çok basit bir soru var: “İngiltere nere…, Malvinas adaları nere?” Arjantin bu konuda hiçbir zaman olmadığı kadar Latin Amerika ülkelerinin desteğine sahip. NAFTA ve AB’den sonra dünyanın en büyük üçüncü ortak pazarı olan MERCOSUR (Güney Amerika Ortak Pazarı), “Falkland Adaları” bayrağını taşıyan gemilere limanlarını kapatma kararı alırken, UNASUR (Güney Amerika Uluslar Topluluğu), yasal bir flama taşımayan tüm gemilerin Falkland adalarını işgal ettiğini ve bu gemilerin UNASUR’un hiçbir limanına girmeyeceğine kararlaştırdı. Bölgenin önemli ortak pazarlarından biri olan ALBA’nın (Latin Amerika için Bolivarcı İttifak) son zirvesindeyse, “Arjantin’in Malvinas Adaları üzerindeki egemenlik hakkı” talebini destekleyen bir deklarasyon yayınlandı ve Latin Amerika’nın İngiltere’ye karşı uygulayabileceği yaptırımlar değerlendirildi. Venezuela Devlet Başkanı Chávez, “İmparatorluk çağı bitti Sayın Kraliçe” diye seslenirken, Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa da “Rio Paktından çıkmak gibi daha somut ve etkileyici kararlar alınması gerektiğini” vurguladı. Arjantin bugün, “işgal”in üzerinden 30 yıl sonra, Latin Amerika’nın desteğiyle Malvinas/Falkland dosyasını yeniden açmak ve BM aracığıyla İngilizlerle pazarlık etmek istiyor.  İngiltere’yse diyalog/müzakere yollarını kapatıyor. Her durumda, sorunun adı bile tartışmalı: Malvinas mı, Falkland mı?

Reklamlar

Posted in Arjantin, Genel Haberler | 1 Comment »

Galeano: Artık herkes ya onursuz, ya da öfkeli

Posted by lahy 14/01/2012


Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’yu, Havana Havalimanı’nda Kübalı ünlü yazar ve Casa de Las Americas başkanı Roberto Fernández Retamar tarafından karşılandı.

Dünyaca ünlü Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, Küba’nın başkenti Havana’yı ziyaret etti. Galeano, bugünün dünyasında insanların ya “onursuz”, ya da “öfkeli” olduklarını, tarafsız olmanın mümkün olmadığını söyledi.

“Latin Amerika’nın Kesik Damarları” başta olmak üzere birçok kitabın yazarı Eduardo Galeano, Küba’nın kıta çapında örgütlenmiş olan prestijli kültür kurumu Casa de las Americas’ın Havana’daki merkezini ziyaret etti.

Basın mensuplarıyla yaptığı söyleşide Uruguaylı yazar, “Kıtanın yaşadığı kriz, birçoklarını kabul edilemez olanı kabul ederek, onursuzluğa mahkûm etti” dedi. Galeano, bu yüzden bu haysiyetsizliği kabul etmeyen öfkelilerin, tüm ülkelerde sokağa çıkmaya başladıklarını söyledi. Galeano, işsizliğe ve eşitsizliğe öfke duyanların hareketinin frenlenmesinin ise imkansız olduğunu belirtti.

Galeano, “Bana kalırsa her yerde, kendini ifade etmeye çalışan bir değişim isteği var. Her tarafta sol hareketler var, bunlar yavaş yavaş tabandan güçlenerek geliyorlar. Bazen sessizler, neredeyse gizliler, ama her taraftalar” dedi.

Uruguaylı devrimci yazar, 10 senedir Küba’ya gitmiyordu. Galeano, haftaya pazartesi Havana’da edebiyat ödülü alacak. Yazar, “Küba’ya döndüm ama aslında hiç gitmemiştim, çünkü bu ada her zaman benim içimde, kelimelerimde, eylemlerimde ve ondan aldığı her şeyi capcanlı muhafaza eden hafızamda yaşamaya devam etti” dedi. Küba devrimine duyduğu hayranlığa asla gölge düşmediğini belirten Galeano, Küba’nın, “küçük ve fakir ülkeler için yurtseverlik hakkının reddedildiği bir dünyada ulusal onur ve dayanışma örneği” olduğunu söyledi: “Hayatımda bu kadar dayanışmacı hiçbir ülke, geri kalanlara bunca fedakarlık ve yardım gösteren başka bir devrim görmedim.”

Galeano’nun son kitabı “Aynalar”, 2011 senesi için Küba’nın prestijli ödüllerinden “José María Arguedas Onur Ödülü”nü kazandı.

“Obama’nın kitabı okuduğunu sanmıyorum”
Venezuela lideri Hugo Chávez, Nisan 2009’da, kendisini daha önce “teröre destek vermekle” itham ettiği için “Cahil adam biraz kitap oku” dediği Barack Obama’ya Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabını hediye etmişti. Kübalı gazeteciler, Galeano’ya bu olayı hatırlatarak, “Obama’nın kitabınızı okuduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordu.

Chávez’in yaptığının “sembolik bir eylem” olduğunu belirten Galeano, “Kitabı okuduğunu sanmıyorum. O eylem, Obama’ya danışmanlarından duymaya alıştığı seslerden farklı seslerin de var olduğunu hatırlatmanın bir yoluydu” dedi. (soL – Kültür)

Posted in Genel Haberler, Söyleşi ve Görüşmeler | Etiketler: | Leave a Comment »

Haíti Yeni Yıla Protestolarla Başladı

Posted by lahy 12/01/2012

Haiti’yi yerle bir eden şiddetli depremin ikinci yılında, ülkenin yeniden inşası konusunda ilerleme sağlanamaması halkı sokaklara döktü.

Başkent Port au Prince’de toplanan binlerce kişi hükümetin yapılanma için bir şey yapmamasını protesto etti.

Bir eylemci, “İki yıl içinde fakir bölgeler için hiçbir şey yapılmadı. Fakir mahallelerde yaşayan bir vatandaş olarak herhangi bir konut politikası görmedim. Bu yüzden bu kadar çok insan öldü. “ dedi.

Ülkede aralık ortasından bu yana 520 bin kolera vakasına rastlanırken, yaklaşık 7 bin kişinin öldüğü bildirildi. Halkın çoğunluğu ise halen çadırlarda yaşamaya devam ediyor.

Kızıl Haç sözcüsü Becky Wett, “Depremin üstünden iki yıl geçmesine rağmen yarım milyondan fazla kişi burada Mais Gate’de olduğu gibi hala kamplarda yaşıyor.Kızıl Haç ailelerin kamplardan ayrılmaları ve daha uygun, daha sürdürülebilir yerlere gönderilmeleri için dağıtım kampları üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.” şeklinde konuştu.

2010 yılında 300 bin kişinin hayatını kaybettiği 7 büyüklüğündeki depremle sarsılan ülkeye, uluslararası toplumdan toplanan 3,6 milyar doların üzerinde yardımın ise akibeti belirsizliğini koruyor.(euro news)

Posted in Genel Haberler, Haiti | Etiketler: | Leave a Comment »

Bolivya’da yerlilerin yürüyüşü sürüyor

Posted by lahy 31/12/2011

La Paz (Prensa Latina) Bolivyalı yerlilerin Isiboro Ulusal Koruma Parkında (Tipnis) bulunan yerli bölgesi boyunca geçecek bölge halkının sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçlarını daha rahat karşılamasını da sağlayacak ve başkent ile bağlanmasını da sağlayacak bir otoyol yapılmasını talep ediyorlar.

Güney Yerli Konseyi’nin (CONISUR) başlattığı yürüyüş Cochabamba eyaletindeki Villa Tunari kasabasını geçmiş durumda. Sosyalizme Yürüyüş Hareketi (MAS) parlementeri Javier Santibanez’in habercilere yaptığı açıklamaya göre yeni yıl akşamını da yürüyerek geçirmeyi hedefliyorlar.

Katılımcılar yerlilerin haklarını ve bölgelerini korumaya yönelik çıkartılmış olan Tipnis Koruma Kanununda yer alan yerli yerleşimleri bulunan park’a otoban yapılmasını yasaklayan kanun maddesinin değiştirilmesini talep ediyorlar.

Santibanez’e göre yapılması istenen yol, bölgedeki okul, sağlık hizmetleri, alt yapı tesisleri ve bölge sakinlerinin yaptığı ticaretide kapsar şekilde bölge insanlarının yaşam koşullarının gelişmesine ön ayak olacak.

Temsilci yapılan yürüyüşün sadece bu doğal bölgede yaşayan insanları kapsar şekilde mütevazi bir protesto gösterisi ve yasa değişimi talebi olduğunun altını çizdi.

Santibanez’in açıklamasına göre bu yasa değişimi talebiyle yapılan yürüyüş boyunca CONISUR üyesi yerlilerin geceleri bazen okullarda, bazen de açık havada geçirecekleri bilgisini verdi.

Posted in Bolivya, Genel Haberler, Yerli Hareketleri | Leave a Comment »

Arjantin: Başkan Fernandez’e kanser teşhisi

Posted by lahy 28/12/2011

Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez de Kirchner’in troit kanseri olduğu açıklandı. Ilk teşhisin 22 Aralık’da kondugu, kanserin metastaz yapmadığını ve Fernandez’in ocak ayında bir operasyon geçireceğini bildirildi. Operasyon sonrası Fernandez’in 20 gün hasta izni kullanacağı da bildirildi.

C.Fernandez geçtiğimiz Ekim ayında başkanlık seçimlerini kazanarak yeniden devlet başkanı seçilmişti.

Posted in Arjantin, Genel Haberler | Etiketler: | Leave a Comment »

Via Campesina Avrupa Koordinasyonu :”Monsanto arıcılara tazminat ödemelidir”

Posted by lahy 16/12/2011


Dünya ölçeğinde arı ölümleriyle karşılaşılıyor. Buna ilişkin bilimsel araştırmalar yapıldı,  konunun  korkunç boyutları artık gözler önünde neden GDO.

Bu konuda Çiftçi-Sen’in de bileşenleri arasında bulunduğu, La Via Campesina Avrupa Koordinasyonu bir bildiri yayınladı, bildiri şöyle:

Avrupa Birliği Adalet Divanı, MON 810 mısırından kaynaklanan polenleri içeren bal ve polenin insan tüketimine yönelik pazarlanamayacağı yönünde bir karar verdi.

Arıcılar, Monsanto’nun GDO’lu mısırının polenleriyle kirlenmiş ürünlerini satamamaktalar. Bu yeni felaket aynı zamanda yüksek miktarda pestisit kullanımından kaynaklı olarak kovanlarda büyük oranda arı ölümlerine yol açtığından sürdürülebilirliği de ortadan kaldırmaktadır. GDO’lara onay vermiş olan Avrupa Birliği bu sorunu artık görmezden gelemez.

Çİftçi Sendikaları Konfederasyonunun da kurucu üyesi olduğu, Via Campesina Avrupa Koordinasyonu (ECVC), Avrupa’daki binlerce bal üreticisinin yanısıra ve Avrupa pazarını ürünleriyle destekleyen Latin Amerika ve diğer ülkelerdeki bal üreticilerine yıkıcı bir felaket yaşatan Monsanto’nun dikkatsizliğini ve GDO üretiminin zararlarını duyurarak açıkça suçlamada bulunmaktadır.

ECVC, Monsanto’yu sorumluluklarını yerine getirmeye ve bal üreticilerinin ürün kaybı, pazar kaybı ve artan maliyetlerinden kaynaklanan tüm zararlarını karşılamasını talep etmektedir.

ECVC, yetersiz bir değerlendirmeyle izin verilmiş MON 810 isimli mısır için verilen iznin derhal geri çekilmesini talep etmektedir. Bu mısır türü konusunda yapılan yetersiz değerlendirmeye ek olarak, transgenik polenin bu poleni tüketen arılar, yavruları ve kış arıları üzerinde ne gibi etkiler yarattığına dair ciddi ve kapsamlı bir çalışma yürütülmemiştir.

ECVC, arıcılıktan elde edilen ürünleri kısa veya uzun vadede kirletebilecek genetiği değiştirilmiş nektar ve/veya polen üreten bitki ekiminin yasaklanmasını talep etmektedir. Bu tür enfeksiyonlar bal üreticilerinin, ürünlerinde GDO’ların olmadığını kanıtlamaları yönünde türlü analizler yaptırmalarına yol açacak veya bal ve arıcılıkla ilgili diğer tüm ürünleri GDO’lu olarak yaftalanacaktır. Bu tür bir yafta, bal üreticileriyle birlikte ürünlerinin döllenmesi için arıya gereksinim duyan tüm çiftçileri de piyasadan dışlar. Bal ve polen tümden doğal olarak kalmalıdır.

ECVC, Avrupa Komisyonu’ndan, büyük çoğunluğu GDO’yu reddeden ve sağlıklı, doğal bal tüketmeye devam etmek isteyen Avrupa halkının fikirlerini dikkate alarak karar almasını talep etmektedir.

Via Campesina Avrupa Koordinasyonu

(Karasaban)

Posted in Genel Haberler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Başkan Rousseff sakat Brezilyalılara 4 milyar dolarlık yardım programı başlatıyor

Posted by lahy 18/11/2011

BRASILIA – Başkan Dilma Rousseff  Perşembe günü,  sayıları 46 milyonu bulan Brezilyalı sakatların sosyal durumlarının iyileştirilmesi amacıyla 4.3 milyar dolarlık sosyal bir programın yürürlüğe konacağını açıkladı.Fiziksel sakatlıklara sahip Brezilyalıların genel nüfus içindeki oranı yüzde 23.9; hükümetin düzenlediği istatistiklere göre 12.7 milyon kişi çalışmalarını engelleyen ciddi bir sakatlığa sahiptir.

Rousseff, düzenlenen basın toplantısında  “Bugün Başkan olmaya değer bir gün…Brezilya bugünden itibaren en modern sosyal yardım programlarından birine sahip,” dedi. Rousseff programı hükümetin sosyal eşitsizlikleri gidermek için attığı adımlardan biri olarak gösterdi.

Rousseff Meksika’nın Guadalajara şehrinde düzenlenen Para Olimpik yarışmalara katılarak çok sayıda madalya kazanan Brezilyalı atletleri kutladı.

Rousseff’in duyurusunu yaptığı plan özellikle eğitim, sağlık ve ulaşımı kolaylaştıracak alt yapı yatırımları yapılmasını içeriyor.

Sağlık alanında yapılacak yatırımlar çoçuklarda başgösteren sağlık sorunları ve sakatlıkların hamilelik sırası ve doğum sonrasında teşhis edilerek tedavi edilmesini sağlayacak.

Eğitim alanında Hükümet belediyelere fonlar tahsis ederek sakatlara göre  uyarlanmış otobüsler alınmasını sağlayacak; 2014 yılına kadar tamamlanacak olimpiyat yatırımları kapsamında büyük şehirlerdeki kamu okulları kendi otobüslerine sahip olacak.Ayrıca okullar yenilenirken sakatların ihtiyaçlarına cevap veren mesleki kurslar düzenlenecektir.

 (EFE)

Posted in Brezilya, Genel Haberler, İnsan Hakları | Etiketler: , | Leave a Comment »

FARC-EP yeni liderini seçti

Posted by lahy 16/11/2011

Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri (FARC=EP) yeni liderini seçti. Kolombiya’da faaliyet gösteren örgütün başına ‘Timoşenko’ lakaplı 52 yaşındaki Timoleon Jimenez geldi. Farc’ın önceki lideri Komutan Alfonso Cano, 4 Kasım’da askeri bir operasyon sonucu öldürülmüştü.

Komutan Timoshenko’nun yeni liderleri olarak seçildiğini duyuran bildirıde Komutan Alfonso Cano’nun döğüşerek, silahı elinde ölmesinden gurur duydukları belirten FARC, ABD desteği alan ve İsrailli paralı askerlerin de içinde olduğu 7.000 kişilik özel birliğin her türlü yöntemi kullanarak FARC’a karşı sürdürdüğü saldırılar karşısında geri adım atmayacaklarını, halkın onuru ve özgürlük için mücadelelerini sürdüreceklerini teyit etti.

FARC, zafer sarhoşluğu içinde Komutan Alfonso Cano’nun öldürülmesini kutlayanların halkın içinden yeni komutan ve liderlerin çıkacağı gerçeğini unuttuklarını söyleyerek, Komutan Cano’nun mücadele ve anısının bu sürecin bir parçası olduğunu yazdı.

Gençliğinde tıp eğitimi gören Komutan Timoşenko FARC Sekreteryası’nın en uzun süre görev yapan isimlerinden biri; FARC’ın karşı istibharat ve Bogota-Medellin hattında ki operasyonlarının başındaki isim olarak biliniyor.

//  

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Leave a Comment »

Meksika’da can pazarı

Posted by lahy 13/11/2011


Her yıl on binlerce kaçak göçmen ABD’ye ulaşabilme hayaliyle Meksika’ya akın ediyor. Bu tehlikeli yolculuğun bedeli ise çok ağır olabiliyor.
Meksika’yı boydan boya geçerek ABD’ye giden tren, ‘ölüm treni’ diye anılıyor. Yük vagonlarının tepesinde yüzlerce göçmen, Orta Amerika’daki yoksul yaşamlarından ‘fırsatlar ülkesi’ Amerika’ya ulaşabilme umuduyla yollara dökülüyor. Bu, tehlikeli bir yolculuk. Pek çoğundan bir daha haber alınamıyor. Nikaragualı Silvia Ramona Ortiz, temmuz ayından beri oğlu Johnson’dan  hiçbir haber alamadığını, oğlunun kendisini son olarak Meksika’dan telefonla aradığını söylüyor.

Ortiz, “Arkadaşı Nelson ile birlikte yola çıktılar. Ama ikisi de ortadan kayboldu. Kalbim bana oğlumun yaşadığını söylüyor. Bir arasa… Tek isteğim bu. Bir arasa da rahat nefes alabilsem” diyor.

Silvia Ramona Ortiz, kendisiyle aynı kaderi paylaşan 32 kadınla birlikte Meksika’yı karavanla turluyor. Boyunlarında kayıp çocuklarının fotoğrafları asılı 33 anne, umutla çaresizlik arasında gidip geliyor.

Meksika'yı boydan boya geçerek ABD'ye giden tren, ‘ölüm treni' diye anılıyorMeksika’yı boydan boya geçerek ABD’ye giden tren, ‘ölüm treni’ diye anılıyor

Rüya kâbusa dönüşüyor

Göçmen hakları hareketi Movimiento Migrante’den Ruben Figueroa, güneyden Meksika’ya yoksulluk nedeniyle kaçan göçmenlerle ilgileniyor.

Karavan hareketinin organizasyonunda da yer alan Figuerona şunları söylüyor: “Meksika’dan geçen göçmenler için ‘Amerikan rüyası’ hızla bir kabusa dönüşüyor. Bazıları kaçırılıyor, bazıları tecavüze uğruyor, bazılarıysa canından oluyor.”

İnsan kaçakçıları ve Meksikalı uyuşturucu kartelleri için göçmenler kolay lokma olarak görülüyor. Kaçak oldukları ve dolayısıyla neredeyse hiçbir hukukî güvenceye sahip olmadıkları için şantaja maruz kalıyorlar. Cebinde biraz parası, biraz da şansı olan, haraç vererek kendini kurtarabiliyor. Diğerleri ise ailelerine şantaj yaparak para kazanmak için kaçırılıyor.

Meksika hükümetine çağrı

Çeteler ayrıca uyuşturucuyu sınır ötesine taşıyabilmek için de göçmenleri zorluyor, onları uyuşturucu kaçakçılığında kullanıyor. Daha geçtiğimiz yıl ABD sınırı yakınında 72 kaçak göçmen, uyuşturucu çeteleriyle işbirliğine yanaşmadıkları için öldürüldü. Ruben Figueroa, Meksika hükümetini harekete geçmeye çağırıyor.

Meksika-ABD sınırıMeksika-ABD sınırı

Figueroa, “Meksika hükümetinin kaçak göçmenleri yasadışı konumdan kurtarmasını talep ediyoruz. Ülkeyi geçebilmek için izne ihtiyaçları var. İzinleri olursa her şeyi gizlice yapmaları gerekmez ve kaçırma gibi vakalara karşı daha güvencede olurlar” diyor.

“Avrupa’da da farklı değil”

Medico International kuruluşundan Dieter Müller ise Meksika’nın tek örnek olmadığını belirtiyor ve buradaki kaçak göçmenlerin durumunun, Afrika’dan Avrupa’ya kaçmaya çalışanlarla benzer olduğunu vurguluyor: “Sınırların kapatılması ve göçmenlerin suça itilmesinin bir çözüm olmadığını Avrupa’da da görüyoruz, burada da. Bu sadece göçmenlerin kaderlerine terk edilmesi, suç örgütlerine boyun eğmekten başka çarelerinin kalmaması sonucunu doğuruyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Martin Polansky/Çeviri: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ayhan Şimşek


Posted in Genel Haberler, Meksika | Leave a Comment »

Kolombiya’da Santos Uribe’nin Mirasını sürdüyor-Aziz Küçük

Posted by lahy 11/11/2011

Aziz Küçük

Kolombiya’da 2010 yılında yapılan seçimlerle Uribe’nin yerine onun kabinesinde Savunma Bakanlığı yapmış olan Santos iktidara gelmişti. O da tıpkı Uribe gibi “etkin terörle mücadele” sloganıyla elitlerden ve orta sınıftan oy istemişti. Ayrıca kıta açısından daha açık bir dış politika rotası izleyeceği vaadinde bulunmuştu. Bu vaatlerle girdiği seçimi kazandı.

URİBE’NİN SANTOS’A BIRAKTIĞI MİRAS

Uribe’nin 8 yıllık iktidarı döneminde, ABD destekli bir savaş yürütüldü Kolombiya topraklarında. Bu savaş doğası gereği toplumsal muhalefetin bütün renklerini hedef tahtasına yerleştirmişti. Bu dönemde FARC büyük darbeler yedi. Sendikacıların öldürülmesinde ise dünya rekorları kırıldı. Dünyada en fazla sendikacı Kolombiya’da öldürülüyor. Komşu ülkeler ile en büyük gerilim sırasıyla Ekvator, daha sonra Venezüella ile yaşanmıştı. FARC’ın “güneş yüzlü” komutanı Raul Reyes’in sınır ihlali yapılarak Ekvator’da öldürülmesi iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. En son adım ise bütün kıta ülkelerinin tepkisini toplayan askeri üs anlaşmasıydı. Bu anlaşmaya göre ülkede 7 ABD askeri üssü kurulacaktı. Tüm bu gelişmelerin yaşandığı esnada Savunma Bakanlığı görevini Santos icra ediyordu.

SANTOS’UN ADIMLARI

Kolombiya, ABD ile ilişkilerinden kaynaklı tecrit edilmiş durumdaydı. Özellikle kıtadaki sol dalga göz önünde bulundurulursa tablo daha iyi anlaşılır. Bu tecridi kıracak adımlar atıldı. Öncelik olarak Chavez’in Venezüella’sı ve Ekvator ile ilişkilerin sıklaştırılması adımları atıldı. Asıl dikkat çeken adım Venezüella ile ilişkilerin restore edilmesi oldu. Başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra Chavez’i ziyaret etti. Akabinde karşılıklı elçiler atandı, ticari ilişkiler gözden geçirildi ve bir dizi başlıkta anlaşmalar imzalandı. Atılan adımların bir amacının da Santos’un kendi imajını düzeltmesi olduğunu vurgulanması gereken bir başka özellik. Uribe’nin kabinesinde görev yapması, dönemin politikalarında imzası olması, Santos için Uribe’nin “Fino köpeği” yakıştırılması yapılmasına sebep olmuştu.

KOLOMBİYA-VENEZÜELLA İLİŞKİLERİ, “TERÖRLE MÜCADELE” VE FARC

Güney Amerika halklarının göz nuru olan FARC’ın son yıllarda ciddi darbeler aldığını ifade etmemiz gerekir. Tarihsel önder Manuel Marulanda’nın hayatını kaybetmesi, genç gerilla komutanı İvan Rios’un hain havarisi tarafından öldürülmesi, “güneş yüzlü” Raul Reyes’in Kolombiya-ABD patentli operasyon sonucu katledilmesi, durumun ciddiyetini gösteriyor. Kolombiya devleti tarafından hayata geçirilen tasfiye konseptinin yerel ölçekteki oligarkları aşan bir plan. Son olarak Avrupa’da İspanyol polisi tarafından yapılan ve ülkemizde de ilgilere mazhar olan “büyük FARC operasyonu” bunun göstergesidir. Santos’un yönetimindeki Kolombiya, Uribe döneminin tersine geniş bir ittifak politikası çerçevesinde davranmaya çalışıyor. Bu kapsama alanında Bolivarcı Venezüella da var.

TARTIŞILAN VENEZÜELLA

Bolivarcı hükümet, belki de bugüne değin en fazla tartışılan kararlarından birine imza attı. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin(FARC) önde gelen isimlerinden olduğu söylenen Pérez Becerra, Caracas havalimanında tutuklandı. Sonrasında bilindiği gibi Kolombiya’ya iade edildi. Santos’a göre Avrupa’da Kolombiya devletinin aleyhine yapılan kampanyaların sorumlusu Becerra idi. Uzun süredir İsveç’te siyasi sığınmacı statüsünde yaşamasına rağmen Kolombiya ve Venezüella hükümeti Becerra’nın Interpol tarafından arandığını ve bunun için teslim edildiğini açıkladılar. Esasında bu ilk olay değil. Geçtiğimiz Kasım ayında Bolivarcı hükümet, biri FARC, diğerleri ise Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) üyesi üç kişiyi Kolombiya’ya iade etmişti.

Yakın tarihte ise FARC-EP (Halk Ordusu) liderlerinden Guillermo Enrique Torres, Venezüella’da gözaltına alınmıştı. Chavez’in attığı bu adımlar, bugüne kadar ülkenin solundan gelen en ciddi tepkileri de beraberinde getirdi. Fakat iktidarda olan Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) çok parçalı yapısı, sorunların giderilmesi anlamında yavaş ilerlemeye neden olabiliyor kimi zaman.

FARC’IN ALDIĞI EN BÜYÜK DARBE

Kolombiya devleti FARC için “Sri Lanka modeli”ni hayata geçiremese bile, emperyalist devletlerden aldığı destek ile gerilla gücüne ağır darbeler vuruyor. FARC kurucusu Marulanda’nın hayatını kaybetmesinden sonra liderliğe getirtilen Alfonso Cano, Kolombiya devleti tarafından katledildi. 6.000 elit askerin katıldığı operasyonda bütün uluslararası hukuk çiğnendi. Alfonso Cano’nun bulunduğu bölge ayrım gözetilmeksizin bombalandı. ABD devleti Cano’nun başına 5 milyon dolar ödül koymuştu. FARC 2002 yılından beri yoğun saldırılar altında mücadele etmeye çalışıyor. Özellikle merkezi olarak aldığı darbeler sonucunda birçok liderini kaybetti. Fakat Alfonso Cano’nun öldürülmesinin bir başka boyutu daha vardı. O ayrıca örgütün teorisyeni konumundaydı. Barış müzakereleri sürecinde silahlı mücadeleyi bırakmayı savunan Kolombiya Komünist Partisi (PCC) ile yollarını ayıran ve FARC-EP tarafından 2000’li yıllarda kurulan Gizli Kolombiya Komünist Partisi’nin de (PCCC) lideri idi.

Son olarak Santos hükümeti, ülkenin iç bölgelerinde operasyonlar gerçekleşirken “barış ve müzakere” çağrısı yapıyordu. İsimler farklı olsa da, suikast planları, “Sri Lanka modeli”, uluslararası destek, müzakere çağrıları ama hemen arkasından gerçekleşen kimyasal operasyonlar… Ne kadar tanıdık değil mi?

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: , , , , , , , | Leave a Comment »

Komutan Alfonso Cano alnına kurşun sıkılarak katl edildi

Posted by lahy 11/11/2011

Radio Café Stereo, Miguel Suárez (10/11/11).

Emperyalizm ve kolombiya oligarşisinin  yetenekli ve terörist katillerinin bir benzeri yoktur. Yukardan gelen emirlerle 3.000 gençi öldürüp çatışmalarda öldü diye ilan ettiler.

Cumhuriyetin ilk kuruluşundan bu yana açık olarak devlet terörizmini uyguladılar.

Kolombiya’da komün üyelerinin lideri José Antonio Galán’ı parçaladılar ve halka sergilediler.  Gerilla komutan ıErnesto “Che” Guevara örneğinde, Bolivya’nın uşak ordusu onu canlı olarak yakaladıktan sonra soğukkanlılıkla katl etti  ve Kolombiya’da FARC-EP’nin gerilla komutanı Alfonso Cano’da aynı şekilde öldürüldü.

Ordu’nın ilk açıklamalarına göre, komutan Alfonso Cano siyah kobra helikopterlerinden açılan ateşle boyun, kalça ve kasığından yaraland, Kolombiya Komünist partisi genel sekreteri Jaime Caycedo El Espectador gazetesinin yayınladığı bir haber ve resme dikkat çekti: bedeninin vurulup yere düştüğü ormanlık yerde çekilen resimde alnında bir kurşun yarası görülüyor, adli tıptan gelen bilgiye göre ölüme yol açan tek bir kurşun idi.

Jaime Caycedo: “…El Espectador gazetesinin yayınladığı bedenin vurulup yere düştüğü ormanlık yerde çekilen resimde, onun alnında bir kurşun yarası görülüyor” dedi.

İşgal ordusu tarafından yayınlanan ilk raporlarda onun cesetinin ancak operasyondan saatler sonra, askerler tarafından yapılan  titiz bir arama sonrası bulunduğu bildirilmişti, kiralık katiller ordusunun yeteneklerini bildiğimiz için bunun anlamı, Che örneğinde olduğu gibi, onun da ”yukarıdan” gelen bir emirle katl edildiğidir.

Ayrıca ilk başta gerilla komutanının kaçarken cüzdan ve gözlüğünü düşürdüğünü söylerken daha sonradan da onun gözlüklü bir halde öldürülmüş resminin yayınlanmasından da söz etmek gerekiyor.

Aynı “Che” örneğinde ki gibi, Kolombiya oligarşisinin işgal ordusu, ”Che’nin ölüm emrini veren emperyalistlerin emirlerini yerine getirip soğukkanlılıkla Alfonso Cano’yu katl etti.

http://www.radiocafestereo.nu

Posted in Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Kolombiyalı öğrenciler boykot ve işgalleri yürüyüşlerle sürdürüyor

Posted by lahy 10/11/2011

3 Kasim’da onbinlerce öğrenci ve destekleyicileri Kolombiya’nın değişik şehirlerinde yürüyüşler düzenleyerek 1992’den beri yürürlükte olan 30 Nolu Yüksek Öğretim Yasa’sında yapılacak değişikliklere karşı yürüdü.

37 Kamu ve 17 özel üniversitesinden 1.8 milyon öğrenci 11 Ekim’den bu yana süresiz okul boykotuna giderek ”eğitimi ticari bir metaya” dönüştürecek olan değişikliklerin iptalini talep ediyor.  Ayrıca ABD Kongresi’nin 12 Ekim’de onayladığı Kolombiya ile serbest ticaret anlaşmasını (FTA) protesto ediyorlar.

Basının bildirdiğine göre 3 Kasım’da 600,000 kişi 31 şehirde yürüdü, şehirler arasıında Medellín, Cali, Barranquilla, Bucaramanga, Manizales ve Armenia var.

Başkent Bogotá’da katılanların sayısı yüzünden yerel transport sistemi kapatıldı ve bazı yollarda ulaşım durdu.

Sağcı Başkan Juan Manuel Santos eğitim yasasında yapılacak değişiklikleri hali hazırda parlamentoya yolladı; yeni yasa altında akademik ve mali özerkilikleri artırılan üniversitelerin kazanç  sağlama amacıyla hareket etmeleri ve böylece de uluslararası şirketlerin kontrolüne girmelerinin önü açılıyor. Öğrenciler kaliteli kamu eğitimi talep ediyor ve askerliğin zorunlu olduğu Kolombiya da her askere $9,400 dolar harcanırken öğrenci başına yapılan harcamanın $1,044 dolar olduğunu vurguluyorlar.

Öğrenci liderleri hükümet yasa teklifini Parlamento’dan çekmeden herhangi bir görüşmeye başlamayacaklarını duyurdu. Okul boykotları sürecek ve her hafta bir yürüyüş yapılacak. Colombian Student Organization (Kolombiya Öğrenci federasyonu) sözcüsü  Sergio Fernández, Bogotá’nın Radyo W’sine “Haklarımızı kayıp etmektense bir dönem kaybetmeyi tercih ederiz.” dedi. (Semana (Kolombiya) 11/3/11 EFE ve  Prensa Latina 11/4/11Colombia Reports 11/4/11La Jornada (Meksika) 11/4/11

Parlamento da ezici bir çoğunluğa sahip olan Hükümet  bir açıklama yaparak geri adım atmayacağını duyurdu. Ancak, 9 Kasım 2011’de bir açıklama yapan Başkan Santos öğrenciler okullarına geri dönerse eğitim yasasını geri çekeceklerini söyledi. Bu teklifi red eden öğrenciler hükümet yasayı geri çekene kadar eylemlerine devam edeceklerini bildirdi. 

Posted in Öğrenci Hareketleri, Genel Haberler, Kolombiya | Etiketler: | Leave a Comment »

Küba gayrimenkul alım-satımını serbest bıraktı

Posted by lahy 04/11/2011

Küba, 1959 devriminden bu yana ilk kez gayrimenkul alım-satımını serbest bıraktı. 10 Kasım’da yürürlüğe girecek yasa çerçevesinde, özel mülkiyetin el değiştirmesine izin verilecek. Haktan sadece Küba vatandaşları ve ada ülkesinde sürekli yaşayanlar faydalanabilecek. Hükümetin sözkonusu adımı halkı memnun etti:

“Yasaklara son verilmesi müthiş. Hükümet adına da mühim bir adım çünkü insanlar mutlu.”

“Yeni yasayı destekliyoruz. İnsanlara kafeterya açma, işyeri kurma ve diğer imkanları serbest hale getiren yeni yasadan dolayı mutluyuz. Herkes huzurla uyuyor şimdi.”

Reform, aksayan ekonomiye nefes aldırılması açısından Küba Devlet Başkanı Raul Castro’nun öncülüğünü yaptığı bir dizi serbest piyasa değişikliğinin en önemlisi olarak görülüyor.

Kübalılar, şimdiye kadar karmaşık takas anlaşmaları vasıtasıyla mülkiyet değişimi yapabiliyordu.(euronews)

Posted in Genel Haberler, Küba | Etiketler: | Leave a Comment »

Arjantinliler Mariano için ‘Adalet nöbetinde’

Posted by lahy 30/10/2011

Buenos Aires – Demiryolu emekçilerine dayatılan sözleşmeli işçilik statüsünü protesto eyleminde dikkatleri üzerine çeken ve son olarak tartıştığı birkaç sivil tarafından kaçırılarak öldürülen 23 yaşındaki Mariano Ferreyra için ‘Adalet nöbeti’ tutuldu.

20 Ekim 2010’da, Emekçi Partisi’nin (Partido Obrero) düzenlediği, tren hattı emekçilerine dayatılan sözleşmeli işçilik statüsünü protesto eyleminin öncülerinden olan 23 yaşındaki Mariano Ferreyra, tartıştığı sivil giyimli birkaç kişi kaçırılarak, öldürülmüştü.

Arjantin polisi olayın faillerinin belli olmadığını iddia etse de, Emekçi Partisi ve tüm duyarlı Arjantin kamuoyu bu olayın failinin sendika çetesinin olduğunu belirterek, bu olayın takipçisi olacaklarını ilan etmişlerdi. Böylelikle oluşan kamuoyu baskısı nedeniyle harekete gecen savcılık, olayın faili olduğu şüphesiyle Demiryolu Sendikası Genel Sekreteri Jose Pedraza’yi ve 8 adamını sorgularının ardından tutuklayarak cezaevine yollamıştı.

Arjantin Ağır Ceza Mahkemesi dün açıkladığı kararında davanın ilk duruşmasının şubat ayında başlayacağını duyurdu. Öte yandan, Mariano’nun katledilişinin birinci yıldönümünde Emekçi Partililer ve tüm sevenleri, “Adalet için nöbetteyiz’ sloganıyla önceki gece sabaha kadar La Boca Meydanı’nda nöbet tuttular. Dün ise Ulusal Meclis önünde plaza Congreso’da binlerce Arjantinli bir araya gelerek, faillerin bir an önce yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını istedi.

Buenos Aires’in varoşlarında dünyaya gözlerini açan Mariano Ferreyra, içine kapanık bir genç olmasına rağmen, devrimci hayatına henüz 13 yaşındayken başlamış. Mücadele içinde tanıştığı ve ‘politik anne’ diye hitap ettiği Norma Giménez, bu gün Mariano’nun arkasından gözyaşı dökerken, “Sadece militan bir yoldaşımı kaybettiğim için değil, aynı zamanda hayata sözü olan 23 yaşında bir genci yitirdiğim için ağlıyorum diyor.

O gün yaşananları anlatan arkadaşları ise, Mariano’nun eylemde en ön saflarda yer alarak, zaman zaman polisle girdiği tartışmalarla bütün dikkatleri üzerine çektiğini söylüyorlar. ANF NEWS AGENCY

Resimlerle sendika ağalarının kurbanı Mariano Ferreyra için protestolar

Arjantin: Ferreyra davasında 3.üncü tutuklama

Arjantin: Ferreyra’nın katilleri mahkemede

Arjantin: Hasta la victoria, siempre, Compañero Mariano!

Arjantin: Partido Obrero üyesi sendika bürokrasi tarafından öldürüldü;

Posted in Arjantin, Genel Haberler, İnsan Hakları | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Arjantinli cuntacılara müebbet hapis

Posted by lahy 28/10/2011

Arjantin’de, diktatörlük döneminde insanlığa karşı işledikleri suçlar nedeniyle 12 eski deniz subayı ömür boyu hapse mahkum edildi.

Buenos Aires mahkemesinin ömür boyu hapis cezası verdiği sanıklar arasında, “sarışın ölüm meleği” olarak tanınan eski deniz subayı Alfredo Astiz de bulunuyor.

Mahkeme dört eski subaya da 18 ile 25 yıl arasında değişen hapis cezaları verdi.

Karar kurban yakınları tarafından sevinçle karşılandı.

“En azından biz onları adil bir şekilde yargıladık. Onları kendi ellerimizle yargılamamız çok farklı bir duygu. Neredeyse 30 bin kişiyi ortadan kaybettiler.”

Eski subaylar, 1976 ile 1983 arasındaki diktatörlük döneminde cunta karşıtlarının kaçırılması, eski deniz harp okulu ESMA’da işkence görmesi ve öldürülmesiyle ilgili olarak yargılanıyordu.

Bugün müze ve anıt olarak hizmet veren ESMA’da yaklaşık 5000 kişi yasa dışı olarak tutulmuş ve işkence görmüştü. Burada alıkonan cunta karşıtlarının bir bölümü “ölüm uçuşları” çerçevesinde deniz kuvvetlerine ait uçaklardan canlı canlı Rio de la Plata bölgesine atılmıştı.

Resmi rakamlara göre, Arjantin’de “Kirli Savaş” olarak bilinen 1976-1983 döneminde 9 bin kişi kaçırıldı, işkence gördü ve öldürüldü. Gerçek rakamınise 30 bine yakın olduğu tahmin ediliyor (euronews)

Posted in Arjantin, Genel Haberler, İnsan Hakları | Etiketler: | Leave a Comment »

Arjantin’in ilk kadın Devlet Başkanı Fernandez ikinci kez seçildi

Posted by lahy 24/10/2011

Arjantin’de halk yeni devlet başkanlarını belirlemek üzere dün sandık başına gitti. Altı adayın yarıştığı seçimi, resmi olmayan ilk sonuçlara göre, şimdiki Devlet Başkanı Cristina Fernandez açık ara önde tamamladı.

Görevi geçtiğimiz aylarda kaybettiği eşi Nestor Kirchner’den 2007’de devralan Fernandez, yüzde 55 civarında oy toplarken zaferini ilan ettiği konuşmasında gözyaşlarını tutamadı: “Eşim bugünkü başarının temelini atan kişiydi. O olmadan, onun kendini adadığı değerler olmadan bu sonuca ulaşmak imkansızdı.” 58 yaşındaki lider, bu neticeyle Latin Amerika ülkelerinde devlet başkanlığına ikinci kez seçilen ilk kadın olma ünvanını da elde etmiş oldu.

Fernandez’in 2011 seçimlerindeki başarısı oyların yüzde 45’ini aldığı 2007 seçimlerinden daha büyük oldu.

Bu arada, seçim yarışında ikinci sıraya yerleşen sosyalist aday Hermes Binner ise, Fernandez’in çok gerisinde kaldı. Binner’in oy oranı yaklaşık yüzde 17 olarak açıklandı.

Seçim kampanyası sırasında somut bir program formüle etmekten kaçınan Cristina Fernandez’e bu başarıyı muhalefetin yeterince güçlü bir rakip çıkartamaması ile ülke ekonomosinde yakalanan ortalama yüzde 8’lik büyüme trendinin getirdiği yorumları yapılıyor.

Posted in Arjantin, Genel Haberler, Seçimler | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: